'Zulkarneyn (a.s.) Öldürüldükten Sonra Tekrar Diriltildi' Rivayetinin Sıhhati Nedir?

Konu, 'Hadis ve Hadis Usulu' kısmında nefss tarafından paylaşıldı.

  1. nefss
    Islam-TR Üyesi


    s.a kardeşler ibni ebi şeybenin Musannaf adlı kitabında bu hadis yer alıyormuş şia bu hadisi recat yani oldukten sonra geri donmeye delil olarak getiriyor, sizin kaynaklarınızda da var diyorlar, bu hususla alakalı bilgisi olan kardeş varsa yardımcı olursa sevinirim.

    حدثنا وكيع، عن بسام، عن أبي الطفيل، عن علي، قال: كان رجلا صالحا ناصح الله فنصحه فضرب على قرنه الأيمن فمات فأحياه الله، ثم ضرب على قرنه الأيسر فمات فأحياه الله وفيكم مثله
    ...Ebu Tufeyl Ali r.a’dan şöyle rivayet etti: "Zülkarneyn salih bir kul idi. O, Allah’a samimiyetle bağlanmış, Allah da ona yardımcı olmuştu. Kavmini Allah’a davet etti, onu alnından vurdular da öldü. Sonra Allah onu diriltti. Kavmini yine Allah’a davet etti, yine alnından vurdular da öldü. onun gibisi sizin aranızda da vardır."

    ibni Ebi Şeybe, "Musannaf", 6/346, hadis 31913

    ibni Ebu Asim "Tefsir et-Taberi", 15/370’de kendi senedi ile Ebu Tufeyl’den rivayet etmiştir.


  2. Abdulmuizz Fida
    أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ

    “Hz. Ali’ye (r.anh) , Zulkarneyn sorulduğunda dedi ki: ‘O, kendisini Allah’a (c.c.) adayan bir kuldu. Kavmini Allah’a davet etti, onu alnından vurdular da öldü. Sonra onu Allah,tekrar diriltti. O da yine kavmini Allah’a davet etti, yine alnından vurdular ve öldü. Bunun için ona Zulkarneyn adı verildi.”
    (et-Taberî, Tefsîru’t-Taberî, C.16, s.8; Ebû Tufeyl, İbn el-Kevâ’nın Hz. Ali’ye bu sorunun sorulduğunu zikreder. Ebû Ca`fer bu rivâyetin senedini güzel bulur. Ebû Ca`fer en-Nehhâs, C.4, s.283.
    وأخرج أبو الشيخ في العظمة عن أبي الورقاء قال قلت لعلي بن أبي طالب ذو القرنين ما كان قرناه قال لعلك تحسب أن قرنيه ذهب أو فضة كان نبيا فبعثه الله إلى أناس فدعاهم إلى الله تعالى فقام رجل فضرب قرنه الأيسر فمات ثم بعثه الله فأحياه ثم بعثه إلى ناس فقام رجل فضرب قرنه الأيمن فمات فسماه الله ذا القرنين
    Ayrıca es-Suyûtî, ed-Durru’l-Mensûr, C.5, s.436)

    Aynı mânâyı Şu`be el-Kâsım b. Ebî Beze’de Ebû Tufeyl’den nakleder ki, o da Hz. Ali’nin böyle dediğini işitmiştir.
    (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, C.3, s.101; el-Bidâye ve’n-Nihâye, C.2, s.103-104.
    er-Râzî şöyle der:
    “İbn el-Kevâ’
    ( الكواء ابن) Hz. Ali’ye (r.anh), “Zulkarneyn bir kral mı yoksa bir peygamber mi diye sorunca; Hz. Ali şu cevabı vermiştir:
    "O, ne bir kraldır ne de bir peygamberdir. O salih bir kuldur. Allah yolunda savaşırken başının sağ tarafına vurulmuş ve ölmüştür. Sonra Allah Teâlâ onu tekrar diriltmiş, daha sonra başının sol tarafına vurulmuş ve ölmüştür. Allah Teâlâ onu tekrar diriltmiştir. Bunun üzerine, kendisine başın iki tarafı anlamına da gelen “Zulkarneyn” adı verilmiş ve anlatılan saltanata sahib olmuştur." er-Râzî, C.21, s.164.

    أخرج ابن عبد الحكم في فتوح مصر وابن المنذر وابن أبي حاتم وابن الأنباري في المصاحف وابن مردويه من طريق أبي الطفيل أن ابن الكواء سأل علي بن أبي طالب عن ذي القرنين أنبيا كان أم ملكا قال لم يكن نبيا ولا ملكا ولكن ان عبدا صالحا أحب الله فأحبه ونصح لله فنصحه بعثه الله إلى قومه فضربوه على قرنه فمات ثم أحياه الله لجهادهم ثم بعثه إلى قومه فضربوه على قرنه الآخر فمات فأحياه الله لجهادهم فلذلك سمي ذا القرنين وإن فيكم مثله
    Ayrıca es-Suyûtî, a.g.e., C.5, s.436)


    İbn el-Kevvâ, Hz. Ali’ye (r.anh), Zulkarneyn’in kim olduğunu, bir kral mı, yoksa bir peygamber mi olduğunu sorduğunda, Hz. Ali:
    ‘O, ne bir kral, ne de bir peygamber idi. O sağ karnından (alnının sağ tarafından), Allah’a itaat yolunda vurulmuş ve böylece ölmüş, daha sonra Allah Teâla onu yeniden diriltmiş, bu sefer de sol karnından (yani alnının sol tarafından) vurularak öldürülmüştür. Derken Allah onu tekrar diriltmiştir. O, böyle salih bir kuldur. İşte bu sebeble ona Zulkarneyn demişlerdir.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
    (er-Râzî, C.21, s.164; el-Kurtubî, C.11, s.46; Ebu’s-Suûd, C.5, s.240; el-Beğavî, C.3, s.178.
    es-Sevrî, Habîb b. Ebî Sâbit’ten o da Ebû Tufeyl’den o da Ali b. Ebî Tâlib’ten rivâyet etmiştir. Bir başka senette; Şûbe el-Kâsım b. Ebî Beze, Ebî Tufeyl’den o da Ali’den rivâyet etmiştir. İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, C.2, s.103-104.
    İmam et-Taberî de Hz. Ali’den gelen bu rivâyetin benzerini İbn Hamîd, Muhammed b. Beşşâr kanalıyla rivâyet etmiştir. et-Taberî, Tefsîru’t-Taberî, C.16, s.8.
    Yine bu hadîsi, İbn Abdulhakem, İbn Munzir, İbn Ebî Hâtim, İbn el-Enbârî, İbn Ebî Âsım ve İbn Murdeveyh Ebu’l-Fadl tarikiyle, İbn Kevâ’dan rivâyet etmişlerdir. Bazı rivâyetler ise Ebû Tufeyl tarikiyledir. İbrâhim b. Munzir tarikiyle gelen senet şöyledir:
    İbrâhîm b. Munzir, Abdulazîz b. Umrân’dan o da Hâşim b. Sağd’dan o da Sağîd b. Ebî Hilâl’dan o da el-Kâsım b. Ebî Beze’den o da Ebû Tufeyl’den rivâyet etmiştir. Âlûsî, C.16, s.24; eş-Şevkânî, C.3, s.309-310; İbn Kesîr, a.g.e, C.2, s.104.
    İbn Hacer, Abdulazîz’in zayıf bir râvî olduğunu söylemiştir. Ancak Ebû Tufeyl’den gelen rivâyetler farklı kollarla güçlenmiştir. Mesela bu hadîs, İbn Ebî Huseyn’den de gelmiştir. Bunun senedi sahihtir. Fakat yine de Hz. Ömer’in “melek isimleri mi koymaya başladınız!” rivâyeti ile anlamca tenakuz teşkil ettiğinden dolayı hadîs muşkildir. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, C.6, s.271.

    Ebû Tufeyl’den gelen rivâyetin ayrıntılı şekli şöyledir:
    Duydum ki, Hz. Ali hutbede şöyle diyordu. ‘Beni kaybetmeden evvel bana soracaklarınızı sorunuz.’ İbn Kevâ’ ona doğru ilerledi ve dedi ki: ‘والذاريا ت ذروا’ ne demektir?’,
    (Hz. Ali): ‘Rüzgar’ dedi.
    O: ‘فالحاميلات وقرا’ ne demektir?’ dedi.
    (Hz. Ali): ‘Gemiler’ dedi.
    O: ‘فالجاريات يسرا nedir?’ dedi.
    (Hz. Ali): ’Bulutlar’ dedi.
    O: ‘فالمقسمات امرا nedir?” dedi.
    (Hz. Ali): ‘melekler’ dedi.
    O: ‘ فمن الذين بدلوا تعمة الله كفرا’ dedi.
    (Hz. Ali): ’Kureyş facirleri’ dedi.
    O: ‘Zulkarneyn ne idi, nebi mi yoksa kral mı?’ dedi.
    (Hz. Ali): Mu’min bir kuldu, -ya da salih bir kuldu dedi- O, Allah’ı sevdi, Allah da onu sevdi. Sağ alın ucuna bir darbe aldı ve öldü sonra (Allah tarafından) yeniden diriltildi bu kez de sol alın cephesine bir darbe aldı ve öldü. Sizin içinizde de böyleleri vardır.’
    (Ebû Ferec el-Isfahâni, el-Eğânî, C.3, Beyrut: Dâru’s-Sağb, Beyrut ts. s.147)

    Bu sözlerin kaynağı harici midir bilemeyiz fakat benzerini Hristiyan tarihinde bulmaktayız. Hristiyan tarihinde, Circis adlı aziz, kavmi tarafından 70 kere öldürülüp tekrar dirilmiştir. Hristiyanlarca Saint George diye tanınan ve M.S. 3. asırda Filistin veya Kapadokya’da dünyaya geldiği bilinen Circis’in hayatı Hıdır ile karışmıştır. Hristiyanlarca 5 mayısta adına yortu düzenlenmesi de bu yüzdendir. Pala, s. 139. (Mustafa Nihat Özön, Edebiyat ve Tenkit Sözlüğü, s.51’den alıntılamıştır.)

    İbn Ebî Hâtim, Ebû Zeyd’den şöyle rivâyet etmiştir:
    “Zulkarneyn iki dağa yetişti. Kendisi uyarıcı idi. Fakat ben, bihakkın onun peygamber olduğunu işitmedim.” demiştir.
    el-Âlûsî, C.16, s.30. Aynı mânâya gelen şu rivâyetler de vardır:
    وأخرج ابن أبي حاتم عن ابن زيد قال كان نذير واحد بلغ ما بين المشرق والمغرب ذو القرنين بلغ السدين وكان نذيرا ولم أسمع بحق أنه كان نبيا
    es-Suyûtî, ed-Durru’l-Mensûr, C.5, s.436

    وأخرج ابن أبي حاتم عن بكر بن مضر أن هشام بن عبد الملك سأله عن ذي القرنين أكان نبيا فقال لا ولكنه إنما أعطي ما أعطي بأربع خصال كان فيه كان إذا قدر عفا وإذا وعد وفى وإذا حدث صدق ولا يجمع اليوم لغد
    es-Suyûtî, ed-Durru’l-Mensûr, C.5, s.439

    Cumhurun kanaati de Zulkarneyn’in peygamber olmadığı doğrultusundadır.
    (el-Âlûsî, C.16, s.30.
    Vehb b. Munebbih’ten nakledilir ki, o, alimlerin bir çoğunun bir araya gelmiş, Lokman, Zulkarneyn ve Danyal’ın peygamber olup-olmadığını tartıştıklarını ve çoğunun kanaatinin ise bunların salih kimseler olduğu yönünde olduğunu söylemiştir.
    el-Hemedânî, el-İklîl, C.8, s.184.
    Yine rivâyet edilir ki, bir ilim sahibi rahip Hişâm b. Abdulmelik’in huzuruna girdiğinde, Hişâm b. Abdulmelik ona şunu sordu: “Zulkarneyn nebi midir? Ne dersin?” Rahib dedi ki: ‘Hayır, Ama ona verilmiş olan dört haslet vardır. Hükmettiğinde bağışlayıcı, söz verdiğinde, tutar, konuştuğu zaman doğru söyler ve bugünün işini yarına bırakmazdı.”
    (Kuşeyrî, er-Risâle fî İlmi’t-Tasavvuf, s.161)


    Bazı kimseler ‘ne peygamberdi ne değildi’ demişlerdir. (el-Âlûsî, C.16, s.31) Âlûsi, bu bilmezliğin Rasullulah’ın vefat anına kadar devam edemeyeceğini çünkü belirli bir zamana kadar peygamberin bilgisiz kalmasının mümkün olmadığını söylemiştir. Bu bakımdan Rasulullah’a bilahare Zulkarneyn’in peygamber olmadığının bildirilmiş olacağı görüşündedir. (el-Âlûsî, C.16, s.31. Nitekim, uygulanan hadlerin keffaret olduğu daha sonraki hadîslerde açıklanmıştır)
    Bu görüş sahiplerine göre; “Dedik ki” ifadesi, Allah’ın direkt olarak bu sözleri vahyettiği ve Zulkarneyn’in bir Peygamber veya Allah’dan ilham alan bir kimse olduğu anlamına gelmez, (Mevdûdî, C.3, s.195; el-Beğavî, C.3, s.17) yani ona ilham yoluyla dedik, demektir. (el-Merâğî, C.16, s.16
    Buna itiraz edilmiştir. Çünkü Zulkarneyn’in bir beşer olarak kavimlere karşı muhayyer bırakılması ve halkı cezalandırma yetkisinin verilmesi ilham vasıtasıyla olması caiz olmaz. İlham ile toplumlar cezalandırılamaz, İbrahim (a.s.)’ın İsmâil’i rüyasında kestiğini görmesi de tenakuz teşkil etmez. Çünkü Peygamberlerin rüyalarının da bir vahiy olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Gerçek olan âyetin zahirinin onun nubuvvetini desteklediğidir. Âlûsî, C.16, s.34)

    Bu, Yüce Allah’ın ona verdiği nimetlerden (imkan vermesinden) kinayedir. Şifahi bir konuşma olsaydı o, yapacağı işlerde muhayyer bırakılmazdı. Bir başka ictihatla bu çürütülemez. Çünkü ‘aslolan, hakikate ıtlak etmektir, aksine bir delil yoksa mânâ geneldir, tahsis edilemez.’ ‘Kur’ân’ın uslubu kendine hastır’ şeklinde itiraz edilebilir. Burada kastedilen nubuvveti ise, o ilham alıyor demektir. Umumi mânâdan yola çıkarak onun ilham alması gerektiğini söylememiz gerekir. (el-Kâsımî, C.11, s. 4110.)
    el-Hidâdî: ‘Nubuvvetin isbatı kat’i delil olmaksızın mümkün değildir.’ (el-Âlûsî, C.2, s. 514 demiştir.)

Sayfayı Paylaş

Yüklüyor...