Yasin Suresi İniş Sebebi

Konu, 'Surelerin Nuzul Sebebi' kısmında Binti_Muslim tarafından paylaşıldı.

  1. Binti_Muslim

    Binti_Muslim ikk

      
    Yasin Suresi 78. ve 79. Ayetlerin Nuzul Sebebi


    وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ


    Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve: «Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor. (Yasin 78)


    قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيم

    De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir. (Yasin 79)


    Müfessirler demişlerdir ki: “Ubeyy b. Halef, Rasulullah’a çürümüş bir kemikle geldi ve dedi ki: “Ey Muhammed şu çürüdükten sonra, onu Allah’ın dirilteceğini mi sanıyorsun?” O da şöyle buyurdu: “Evet, Allah seni diriltir ve Cehenneme sokar. Bunun üzerine Allah Teala bu ayetleri indirdi.”

    Ebu Malik dedi ki: “Ubeyy b. Halef el-Cumahiyyi, elinde çürümüş bir kemikle Rasulullah’a geldi ve onu iki elinin arasında ufatıp dedi ki: “Ey Muhammed, şu çürüdükten sonra Allah onu diriltir mi?” O da buyurdu ki: “Evet Allah onu diriltir ve seni öldürür. Sonra cehennem ateşine sokar.” Bu ayet bundan dolayı inmiştir.” (Mürsel hadistir. Ed-Dürr: 5/269; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
  2. Havle Binti Kays

    Havle Binti Kays حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ Forum Yöneticisi

    36- YÂSÎN SÛRESİ

    Mekke'de ve Cinn Sûresinden sonra nazil olmuştur. Sadece iki âyet-i ke*rimesinin Medenî olduğu söylenmiştir. Bunlar 12 ve 47. âyetleridir.
    Bunlardan: "Şüphesiz ki ölüleri Biz diriltiriz Biz ve onların işlediklerini ve izlerini Biz yazarız. Biz herşeyi apaçık bir kitapta saymışızdır." (âyet: 12) âyet-i kerimesinin, Mescid-i Nebevî'ye uzak olan evlerini Mescid yakınlarında bir yere taşımak isteyen Selime oğulları hakkında olmak üzere Medine-i Münevve-re'de nazil olduğu söylenmiştir.[1] "Onlara: Allah'ın size rızık ola*rak verdiklerinden infak edin, demldiğinde o küfredenler iman etmiş olanlara dediler ki: Dilediği takdirde Allah'ın yedireceği kimseye biz mi yedirelim. Doğ*rusu siz ancak apaçık bir sapıklık içerisindesiniz." (âyet: 47) âyet-i kerimesi ise münafıklar hakkındadır[2] ve inşaallah yerlerinde gelecektir[3]

    2. Kur'ân-ı Hakîm'e andolsun ki;
    3. Sen, elbette gönderilmiş peygamberlerdensin,
    4. Sırât-ı müstakim üzere.
    5. Bu, Azîz, Rahîm'in indirmesidir.
    6. Babaları uyarılmadığından gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarman için.
    7. Andolsun ki onların çoğunun üzerine söz hak olmuştur. Onlar artık iman etmezler.
    8. Doğrusu Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar varan demir bukağı*ları geçirdik. Bunun için artık başları yukarı kalkıktır.
    9. Önlerinden bir sed ve arkalarından da bir sed çekmişizdir. Gözlerini perdelemişizdir de bu yüzden artık göremezler.
    10. Onları ister inzâr et, ister imâr etme, onlar için müsavidir; iman etmez*ler.
    a) Ebu Nuaym'ın Delâil’de İbn Abbâs'tan rivayetle tahric ettiği bir haberde o şöyle anlatıyor: Allah'ın Rasûlü Ka'benin yanında namaz kılarken secdede kıraati cehren yapar ve Kureyş müşriklerinden bir kısmı da bundan rahatsız o lurdu. Bir gün o bu şekilde namaz kılarken onu yakalayıp eziyet etmek istediler. Ama bir de baktılar ki elleri boyunlarına adeta yapışmış gibi hareket ettiremi-yorlar, gözleri adeta kör olmuş hiçbir şey göremiyorlar. Bu haldelerken Hz. Peygamber (sa)'e geldiler ve "Ey Muhammedd Allah aşkına, akrabalık hakkına bizim için dua et de bu hal bizden kalksın." dediler. Hz. Peygamber de onlar için dua etti de bu hal onlardan gitti ve "Onları ister inzâr et, ister inzâr etme, onlar için müsavidir..." e kadar olmak üzere "Yâsîn, Kur'ân-ı Hakîm'e andolsun ki..." âyetleri nazil oldu.[4]
    "Doğrusu Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar varan demir bukağıla*rı geçirdik." âyet-i kerimesinin de özellikle Ebu Cehl hakkında nazil olduğu da rivayet edilmiştir. Bu rivayete göre o: "Muhammed'i Ka'be'de namaz kılarken görecek olursam taşla kafasını kıracağım." demiş ve bu söylediğini yapmaya kalkışınca da taş eline, eli de boynuna yapışıp kalıvermiş ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil olmuş.[5]
    b) İkrime'den rivayette o şöyle demiştir: Ebu Cehl: "Eğer Muhammed'i gö*rürsem ona şöyle şöyle yapacağım; vallahi onu ya öldüreceğim, ya da başını taşla yaracağım." demiş ve işte bunun üzerine "Önlerinden bir sed ve arkaların*dan da bir sed çekmişizdir. Gözlerini perdelemişizdir de bu yüzden artık göre*mezler." âyet-i kerimesi nazil olmuştu. Hz. Peygamber yolda giderken Ebu Cehl'e: "İşte Muhammed geliyor." derler, o da: "Hani nerede?" diye sorar, onu göremezdi.[6]
    Bu hadise Kurtubî'nin tefsirinde İbn Abbâs'tan rivayetle biraz daha farklı ve geniş olarak şöyle anlatılır: Ebu Cehl ibn Hişâm ve Mahzûm kabilesinden olan iki arkadaşı hakkında nazil olmuştur: Ebu Cehl, "Eğer Muhammed'in Ka'be'de namaz kıldığını görecek olursam mutlaka taşla başını kıracağım." di*ye yemin etmişti. Bir gün Hz. Peygamber (sa)'i namaz kılarken görünce hemen bir taşa yöneldi, aldı ve kaldırıp Hz. Peygamber (sa)'e vurmaya hazırlandı ki o anda elleri boynuna döndü ve taş eline yapışakaldı ve yeminini yerine getireme*den arkadaşlarına dönüp geldi, olanları onlara haber verdi. Bu sefer ikincileri ki el-Velîd ibnu'l-Muğîradır, o da: "Onun başını ben kıracağım." deyip Ka'be'de namaz kılmakta olan Hz. Peygamber (sa)'in yanına geldi. O da bir taş alıp Hz. Peygamber (sa)'e vurmaya hazırlanırken Allah Tealâ gözlerini kör etti de onu göremedi ve arkadaşlarına doğru geri geri geldi. Onları da göremeyip seslerini işiterek yanlarına gelebildi. "Vallahi onu göremedim, sadece sesini işitiyordum." dedi. Bu sefer üçüncüleri: "Onun kafasını ben kırayım da görün." diyerek kalktı, bir taş aldı ve Hz. Peygamber (sa)'e doğru gitti. Yaklaşınca birden geri*sin geri dönüp kaçmaya başladı da ensesi üstü bayılıp düştü. Ayılınca ona: "Sa*na ne oldu?" diye sordular. "Ona yaklaştığımda onunla aramda kuyruğunu sal*layan büyük bir erkek deve belirdi. Öyle büyük ve korkunçtu ki öylesini hiç görmemiştim. Lât ve Uzzâ'ya yemin edersim ki yaklaşmış olsaydım mutlaka beni yiyecekti." dedi ve işte bu hadise üzerine "Doğrusu Biz, onların boyunları*na, çenelerine kadar varan demir bukağılan geçirdik. Bunun için artık başları yukarı.kalkıktır." âyet-i kerimesi nazil oldu.[7]

    12. Şüphesiz ki ölüleri Biz diriltiriz Biz. İşlediklerini ve geride bıraktıklarını (izlerini) Biz yazarız. Biz, herşeyi apaçık bir kitapta saymışızdır.
    Tirmizî'nin Muhammed ibnu'l-Vezîr kanalıyla Ebu Saîd el-Hudrî'den ri*vayetine göre Selime oğullan Medine'nin bir köşesinde (Mescid-i Nebevî'ye biraz uzak) bir yerdeydiler. Mescid yakınlarında bir yere evlerini nakletmek istediler de "Şüphesiz ki ölüleri Biz diriltiriz Biz. İşlediklerini ve geride bırak*tıklarını (izlerini) Biz yazarız...." âyet-i kerimesi nazil oldu ve Rasûlullah (sa) onlara: "Mescide gelirkenki adımlarınızın izleri sayılmaktadır." buyurdular. On*lar da bunun üzerine evlerini Mescid-i Nebevî'nin yakınlarına taşımaktan vaz*geçtiler.[8]
    Ebu Saîd'den gelen başka bir rivayette "Selime oğullarının "evlerinin Mescid-i Nebevî'ye uzaklığından şikâyette bulundukları, bunun üzerine âyet-i kerimenin nazil olmasıyla Hz. Peygamber (sa)'in "Ey Selime oğulları, mescide gelirken attığınız adımlar sayılmakta, yazılmaktadır, evlerinizde kalın." buyur*ması üzerine Mescid-i Nebevî yakınlarına evlerini nakletmekten vazgeçtikleri" ifade edilmektedir.[9]
    Tirmizî'nin tahric ettiği hadiste olayın, âyet-i kerimenin nüzul sebebi imiş gibi gösterilmesini İbn Kesîr garip görmektedir.[10] Sûre bütü*nüyle Mekke'de nazil olmuş ve istisnası da zikredilmemiş olduğuna göre Seli*me oğulları evlerini, Mescid-i Nebevî yakınlarına taşımak istediklerinde herhal*de Hz. Peygamber (sa), daha önce Mekke-i Mükerreme'de kendisine inen bu âyet-i kerimenin hükmünü onlara hatırlatmış olmalıdır. Zaten Müslim'deki ri*vayette de nüzul kaydı bulunmamaktadır. En doğrusunu Allah bilir.[11]

    47. Onlara: "Allah 'in size rızık olarak verdiklerinden in/ak edin. " denildi ğinde o küfreden kâfirler iman etmiş olanlara dediler ki: "Dilediği takdirde Al*lah 'in doyuracağı kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz, ancak apaçık bir sa*pıklık içindesiniz. "
    Hz. Ebu Bekr es-Sıddîk, yoksul müslümanlara yemek yedirir, onları doyu*rurdu. Bir gün yolda ona rastlıyan Ebu Cehl: "Ey Ebu Bekr, Allah'ın bu yoksul*ları doyurabileceğini mi sanıyorsun?" diye sordu. Ebu Bekr: "Evet." dedi. Ebu Cehl: O halde neden onları yedirip doyurmuyor?" diye sordu. Hz. Ebu Bekr: "Allah bir kavmi fakirlikle, diğer bir kavmi de zenginlikle imtihan etmiş; fakir*lere sabretmeyi, zenginlere de yedirmeyi emretmiştir" dedi. Ebu Cehl: "Vallahi ey Ebu Bekr, sen olsa olsa sapıklık içindesin. Sen sanıyor musun ki Allah bun*lara yedirmeye gücü yeterken yedirmemiş de sen onlara yediriyorsun?" dedi ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerime ile "Bundan sonra her kim de verir ve sakı*nırsa, bir de o en güzeli tasdik ederse Biz de onu, en kolaya hazırlarız." (Leyi, 92/5-7) âyet-i kerimeleri nazil oldu.[12]

    77. Însan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki şimdi o, açık*tan açığa apaçık ve katı bir hasım kesiliyor?
    78. O, kendi yaratılışını unutarak bize bir misal getirdi. "Bu çürümüş ke*mikleri kim diriltecekmiş? " dedi.
    79. De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı Alîm'dir.
    80. O, yemyeşil ağaçtan sizin için bir ateş çıkarandır. İşte bakın ondan ate*şi tutuşturuyorsunuz.
    a) Bir gün Ubeyy ibn Halef el-Cumahî, elinde çürümüş bir kemik parçasıyla Rasûlullah (sa)'a doğru yürüdü ve: "Ey Muhammed, şu çürüdükten sonra Al*lah'ın bunu yeniden dirilteceğini mi sanıyorsun?" dedi. Sonra o kemik parçasını elinde ufalayıp Rasûlullâh'a doğru üfleyerek savurdu. Allah'ın Rasûlü (sa): "E-vet, böyle söylüyorum. Allah onu da seni de siz böyle olduktan sonra yeniden diriltecek, sonra da seni cehenneme sokacak." buyurdu ve Allah Tealâ da onun hakkında "Çürüdükten sonra kemikleri kim diriltecek?" dedi. De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı Alîm'dir. O, yemyeşil ağaçtan sizin için bir ateş çıkarandır. İşte bakın ondan ateşi tutuşturuyorsunuz." âyetlerini indirdi.[13] Bu, Mücahid, İkrime, Urve ibnu'z-Zübeyr, Süddî ve Katâde'den de rivayet edilmiştir.[14]
    Başka bir rivayette de "İnsan, kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi? Bir de bakmışsın o insan Allah'a apaçık bir hasım kesilmiş..." (âyet: 77) âyet-i kerimesinden başlıyarak sûrenin sonuna kadar onun bu sözü üzerine nazil olduğu belirtilmektedir.[15]
    Hâkim'in "Sahihtir." değerlendirmesiyle İbn Abbâs'tan rivayetle tahric et*tiği bir hadise göre bu sözü söyleyen el-Asî ibn Vâil'dir.[16]
    b) Saîd ibn Cübeyr'den gelen bir rivayette bu sözü söyleyenin el-As ibn Vâil es-Sehmî olduğu zikredilirken İbn Abbâs'tan daha garip bir rivayet gelmiş*tir. Buna göre elinde çürümüş bir kemikle Hz. Peygamber (sa)'e gelen ve: "Ey Muhammed, çürümüşken bunu Allah nasıl diriltecek?" diye soran Abdullah ibn Übeyy'dir. Hz. Peygamber (sa) ona: "Allah bunu elbette diriltecek, seni de öl*dürecek, sonra da cehenneme koyacak." buyurmuş ve Allah Tealâ da: "De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek..." âyet-i kerimesini indirmiş.[17]
    Bu, âyet-i kerimelerin Medine-i Münevvere'de nazil olduğu anlamına gel-mekteyse de âyetin nüzul sebebinde meşhur olan habere göre âyet-i kerimeler Übeyy ibn Halef hakkında ve Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuş olup belki de Hz. Peygamber aynı soruyu soran Abdullah ibn Übeyy'e daha önceden nazil olan bu âyet-i kerimeleri okumuş olmalıdır. Zaten âyet-i kerimenin hükmü, nü*zul sebebi ne olursa olsun yeniden diriltilmeyi inkâr eden herkes hakkında ge*neldir.[18]

    [1] Kumıbî, age. xv,3
    [2] aiûsî, age. xxn,209.
    [3] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/747.
    [4] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl. II,88.
    [5] Râzî, age. xxvi,44.
    [6] Taberî, age. XXII,99.
    [7] bak: el-Câmiu li-Ahkâmi'il-Kur'ân, xv,7.
    Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/748-749.
    [8] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, Yâsîn, 36/1, hadis no: 3226. Benzer bir rivayet için bak: Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 111,332-333.
    [9] Vahidî, age. s. 258; Müslim, Mesâcid, 280,281.
    [10] ibn Kesîr, age. vı,553.
    [11] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/749.
    [12] Kurtubî, age. xv,26.
    Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/750.
    [13] ibn Hişâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, 1,361-362
    [14] ibn Kesîr, age. vi,579.
    [15] Vahidî, age. s. 195.
    [16] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, n,90.
    [17] Taben, age.
    [18] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/751.

Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.