Tasavvuf Ve Vahdet-i Vucud Inanci

Konu, 'Tasavvuf Nedir?' kısmında KavlulFasl tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. KavlulFasl

    KavlulFasl Islam-TR Üyesi

      
    TASAVVUF VE VAHDET-İ VUCUD İNANCI [1]


    A - Mekke müşriklerinde dahi bulunmayan yanlışlık

    Daha önceki bölümlerde ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi, Mekke müşrikleri Allah'ın mevcudiyetini biliyor ve kabul ediyorlardı. O'nun mutlak güç ve kudret sahibi olduğunu, herşeyi yaratan olduğunu tasdik ediyorlardı. Ancak ayette de geçtiği gibi, onlar bu olumlu özelliklerine rağmen müşriktiler, çünkü Allah'ı gerektiği kadar ve gerektiği biçimiyle bilmiyor, tanımıyorlardı.

    Dolayısıyla inançlarının olumlu yönleri, olumsuzlarla karşılaştırıldığında bir anlamı kalmıyordu. Onların Allah'la ilgili inançlarının genel özellikleri şöyle idi; onlar putları Allah ile kendi aralarında aracı ve putları kendileri için Allah'a karşı şefaatçi kabul etme yanlışlıklarına karşılık, Allah ile yaratıkları, varlık ve sıfatlar itibarıyla tamamen ayrı kabul etmek gibi bir doğruya da sahiptiler.

    Hatta Allah ile yaratıkları ayırmada o kadar hassastılar ki bu hassaslıkları bir başka yanlışlığa neden olmuştu. Söz konusu yanlışlıkları, Allah'ın yüceliği nedeniyle, hiç bir yaratıkla aşağılığı nedeniyle ilgilenmeyeceği inancıydı. Bu yanlışlık nedeniyledir ki Resûlüllah (sav)'e karşı çıkarken Allah'ın bir insanı elçi olarak seçmiyeceğini, Öylesi yüce bir varlığın insan ile irtibat kurmayacağını belirtiyorlardı.

    İşte bütün bunlar ve özellikle de inançlarındaki olumlu yönler nedeniyle Resûlüllah (sav)'e ilk gelen ayetlerden bir kısmını oluşturan ve Tevhid esasının başhbaşına açıklandığı bir sûre olan İhlâs sûresi "De ki O Allah tektir" ayetiyle başlıyordu. Yani müşriklerin "Rabb'ın nasıldır, kimdir?" içerikli sorularına Resul aracılığıyla "Bilmek istediğiniz Rabb'im yeni bir İlâh değil, Allah'tır. Benim Rabb'im, diğer mabudları bırakarak kendisine ibadet edeceğiniz yeni bir Rabb değildir. Aslında o Rabb, Allah dediğiniz Rabb'ın kendisidir" biçiminde cevap verilerek, Allah'la ilgili inançlarının doğru yönleri tasdik edilip açıklanıyor, yanlışları da gösteriliyordu.

    Böylelikle onların Allah inancı, tashih edilmiş oluyordu. Ayrıca daha önce de belirttiğimiz gibi onların yanlışlarının en önemli yönünü ise İlâh, Rabb ve Melik'lik sıfatlarını parçalayıp bir kısmını kendilerine ait kılmaları oluşturuyordu. Bu nedenle ilk gelen ayetlerden itibaren bu sıfatların sadece Allah'a ait olduğu açıklanır.

    Hatta bundan dolayı ki ilk ayetlerde Allah'ın İlâh, Rabb ve Melik oluşu tekrar tekrar vurgulanır. Bu hakikat insanların kafa ve kalplerine iyice yerleştirilir ve sonraki ayetlerde ise ayrıntılı sıfatlar fazla zikredilmeden Allah'tan sadece Allah ismiyle bahsedilir. Çünkü insanlar artık Allah'ın kim olduğunu doğru şekilde bilmektedirler.

    Fakat ne yazık ve gariptir ki İslâm Tasavvufu ismiyle oluşan yapı içerisindeki bazı sûfiler, müslüman sıfatlarına rağmen, Allah hakkında, Mekke müşriklerinin sahip oldukları doğrular kadar dahi doğrulara sahip olamamışlardır. Hemen belirtelim bu tesbitimizi çok ağır bir iddia/itham olduğunu belirterek karşı çıkanların bulunmasını beklemek gerekecektir. Keşke öyle olsaydı. Fakat ne yazık ki bu tesbitimiz, ne bir iddia, ne de bir ithamdır, aksine gerçeğin ifadesidir.

    Zira bazı sûfiler (ki bunların en önemli özellikleri ise, halk arasında büyük bir takdir ve kabul görmüş olmalarıdır) bu tesbitimizi hiç bir şüpheye yer bırakmayacak kadar haklı çıkaracak özelliklere sahip olmuşlardır. Bu tesbitimizin en önemli dayanağı, Tevhid esasının çarpıtılmasında çok önemli fonksiyonlar üstlenmiş olan Fenâ-Bekâ konusudur. Şöyleki;

    Allah'ın güç, kudret, ilim ve sıfatları gereği bütün yaratıklarının her anına ve haline hakim olduğu gerçeği Tevhid'in temellerinden birisi ve hatta en önemlisidir. Her Elçi, insanlara la ilahe illallah hakikatini tebliğ ederken, Allah ile yaratıklar arasındaki ayrılığı (farklılığı) özellikle vurgulamıştır. Buna göre Allah ile yaratıklar arasında hiç bir şekilde benzerlik ve ortaklık yoktur;

    "(Allah'ın) zatına benzer hiçbir şey yoktur."(42/ll)

    Allah, bütün yaratıklar üzerinde mutlak güç, kudret ve hakim olmasına karşılık, yaratıklar ise (özellikle de insan) varoluş şartlan gereği varlıklarının dayanağı ve sebebi olan Allah'a ibadet etmeleri gerekir. Diğer bir ifadeyle, Allah ile yaratıklar arasındaki tek ilişki, Rabb-Kul ilşkisidir. İnsanın Allah'a ibadetinin esasını ve asıl biçimini ise Fena ile ifade edilen özellikler oluşturur.

    Burada önemli olan isim değil, o ismin ifade ettiği şartlardır. Buna göre Fenâ'nın temel üç özelliği vardır;
    1-) Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemek;
    2-) Allah'tan başka hiç bir varlığı, Allah'a rağmen ölçü kabul etmemek;
    3-) Allah'tan başka bütün varlıkların varlığının nedeninin Allah olduğunu bilmek.

    Bunlar gerçekleştiği zaman kul, bütün sorumluluklarını, dolayısıyla Misak'ın şartlarını gerçekleştirmiş olur. Bu ise Rızaullah'a nail olmaktan başka bir sonuca neden olmaz.

    Dinin özellikle ibadetle ilgili esaslarında sınırları zorlayarak fazla sorumluluklar üstlenme eğilimine girmiş olan zâhidler, iç ve dış etkilerin sonucunda zamanla inanç ve düşün çelerde de farklı özelliklere sahip olmaya başlarlar. Zaten bu safha, tasavvufun oluşum aşamasını oluşturur. Bu süreçte önemli bir değişiklik (bozulma) Fena inancında görülür. Bu değişiklik zamanla artarak ve genişleyerek, sonuçta Allah-Kul, Yaratan-Yaratılmış ayrımının kaybedildiği bir noktaya ulaşır, işte Mekke müşriklerinde dahi bulunmayan yanlışlık buradadır. Ve bu yanlışlığın mensup ve taraftarları "Müslüman" sıfatına sahip bazı insanlar olmuştur.

    İlk dönem sûfileri (H.2./M.8.yüzyıl) Allah'a hakkıyla kulluk edebilmek için, kişinin kendisinden geçmesi (Fena olması) inancını oluştururlar. Bu genel hatlarıyla ve büyük oranda doğru temeller üzerinde yer alan bir inanç ve kanaat olur. Buna göre kişi, Allah'tan başka her şeyden geçmeli ve sadece Allah'a yönelmeli, böylelikle kulluğun gerçek şuuruna erebilmelidir.

    Ancak kişinin kendisinden geçmesi inancı, bir ileri safhada kendisinden geçilen mevcudun ne olduğu problemini gündeme getirir. Probleme göre, kendinden geçmenin (Fena olmanın) gereği olan Fenâfillâh Allah'ta yok olma hali gerçekleşince, yani Allah'tan başka hiç bir şeyi görmeme, bilmeme, duymama hali gerçekleşince, kendisinden geçilenler (Vûcudlar, Allah'tan gayrı herşey) ne olmuştur?

    Bu, çözülmesi gereken önemli bir konu olarak gündemi oluşturur. Buna bağlı olarakta, Fena gerçekleştiği zaman, bunun tamamıyla Allah'ın rıza ve takdirine uygun yaşamak, davranmak anlamına mı geldiği, yoksa Allah-Kul ayrımını kaldırıp "Bir" olmak anlamına mı geldiği konusu, üzerinde sıklıkla düşünülen husus olur. Bazılarını tahmin ede-bilsek dahi, tam olarak bilemediğimiz bazı sebeplerden dolayı, söz konusu problemin odaklaştığı yukarıdaki soruya Bekâ-billah (Allah'la bakî olmak) biçiminde cevap verilir ve bu cevap çoğu sûfî tarafından kolaylıkla kabul edilir.

    Bu cevabın açığa çıkmasında ve bunun oluşumunda o günün müslümanların ilgi odaklarından birisini teşkil eden Felsefe'nin önemli etkileri olur. Ancak felsefenin oynadığı bu önemli rol çoğu zaman saklanmaya çalışılır.Hint mistisizminin bazı inançları ise Beka billah inancının oluşumunda diğer önemli esin kaynağı olur.
    Şöyleki;
    Plotinus'a (M.270) göre, Tanrıyı bilmek, onunla "Bir" olmak anlamına gelir. Bu bir olmak ise, bilen/bilinen ayrımım tamamen ortadan kaldırır. Hint mistisizmin kaynağı olan Upanişadlar ve Vedantalar'a göre ise varoluşun gereği ve şartı Evrensel Varlık'la (Tanrı'yla) "Bir" olmaktır. Bu ise çoğu zaman Evrensel Varhk'ın insana hulul etmesi şeklinde gerçekleşir. Bu durumun gerçekleşme nedeni ise, insanın arınması, ve yüceleş-mesidir.

  2. KavlulFasl

    KavlulFasl Islam-TR Üyesi

    TASAVVUF VE VAHDET-İ VUCUD İNANCI

    (Başlığın Devamıdır)

    Hummalı bir çalışma ile kısa sürede tercüme edilerek, Arapçaya kazandırılan felsefe kitapları ve bilhassa Hallac-ı Mansûr (309/922) gibi bazı sûfilerin Hint'i sık sık ziyaret etmeleri, Bekâbillah inancının oluşmasında etkili olan malzemeyi sağlamış görünüyor. Bu inancın oluşup, kabul görmesi fena inancının aslından oldukça farklı boyutlarda anlamlandırılmasına da zemin hazırlar. Bütün bunlar sonucunda da kendisinden geçilenin ne olduğuna yönelik soruya cevap verilmiş olur;

    "Ben, sevgi ile bağlı olduğum O kimseyim ve sevdiğim O kimse benim,
    Biz bir tek cesede girmiş iki ruhuz,
    Sen beni görüyorsan, O'nu da görürsün,
    Şayet O'nu görüyorsan her ikimizi de görürsün"
    Biz bir tek cesede girmiş iki ruhuz,
    Sen beni görüyorsan, O'nu da görürsün,
    Şayet O'nu görüyorsan her ikimizi de görürsün" [1]

    Daha çok hulul inancını ifade eden bu ve benzeri ifadelerle de anlaşılmış olur ki, terkedilen, kendisinden geçilen yoktur. Aksine Mutlak Varlık oluşun bilincine varmak vardır. Hallac-ı Mansûr'un (309/922) diğer bir çok şiirinde ifade edilen bu inancın özeti ise "Enel Hakk" sözü olur. O, Hint seyahatleri sırasında öğrendiği Hulul inancını Fena inancının çarpıtılmış biçimi içerisinde ifade ederek bu inancın yaygınlık kazanmasına zemin hazırlar.

    Elbetteki Mansûr, değiştirilip, çarpıtılan ve bu nedenle Tevhid muhalifi bir özellik kazanan Fena konusunun tek örneği değildir. Daha bir çok sûfi, değişik vesilelerle Mansûr'unkine benzer inançlarını açığa vurmaktan geri kalmazlar. Zamanında zındıklıkla suçlanan
    Zü'n Nün el-Mısrî (246/861)

    "Harmaniyemin içinde Allah'tan başka birşey mevcut değil."[2]

    gibi sözleriyle, söz konusu inancı dile getirirken, bu inancı sistemleştirip, başlıbaşına bir inanç sistemi haline getiren İbn Arabî (638/1240) ise

    "O'nun peygamberi O'dur, göndermesi O'dur ve kelimesi O'dur. O kendisini kendisiyle Kendi'ne göndermiş'tir."[3]

    sözleri ve benzerleriyle aynı inancı bazı ufak farklılıklarla tekrarlar. Daha bir çok örneği bulunabilecek bu şahsiyetlerin bir diğer temsilcisi ise Yunus Emre (20/1320-21) olur.

    O, genel kabul görmüş olan şiirlerinin arasına serpiştirdiği ve hulul ile Vahdet-i Vûcud arasında gidip/gelen inancı ile Allah-Kul, Yaratan-Yaratılan ayrımını kaldırmaya yönelik tavırlar sergiler. Örneğin şu şiirinde olduğu gibi;

    "Dost yüzin göricek şirk yağmalandı Anunçün kapuda kaldı serî'at"
    "Dost yüzin göricek şirk yağmalandı Anunçün kapuda kaldı serî'at"[4]

    Ünlü mutasavvıf-şair Kaygusuz Abdal'ın (848/1444 ifadeleri de aynı inancın bir başka örneğidir;

    "Bu cümle eşyaya mevcûd olan sen
    Bu mevcûd olana vücûd olan sen
    Dohsın yirde gökde her mekânda
    Bî-nişân sır olarsın her nisanda
    Şol ay yüzlerde çesm-i siyah sen
    Hocasın dahi her bir meta' sen
    Geh olur âlemü'l-esrar olur sın
    Gehî Ahmet gehi Haydar olursın
    Gehî Yûnus ile batn-ı semekde
    Gehi asel olursın her petekde
    Gefi Yûsuf-ıla Mısır'da sultân
    Gehl Fir'avn-ıla Musa'ya düşman
    Külli şeyde mevcüd oldı çün ki Hakk 'un varlığı
    Gel Hakk'ı hâzır görürsen hüsni inkâr eyleme"[5]

    Bütün bu örneklerde anlam bulan ve bazı ufak farklılıklarla ifade edilen inancın en somut tezahürü Şebüsterî'de (725/1324-25) karşımıza çıkar;

    "Enelhak, mutlak olarak sırları açığa vurmaktır, Hak'tan başka kim Enelhak diyebilir?
    Alemin bütün zerreleri Mansur gibi Enelhak demektedir... Sen, onları ister sarhoş say, ister Mansur!
    Daima bu teşbihi çekip dururlar...hepsi de bu hakikatle vardır.
    Eymen vadisine gir de o ağaç, sana da "Ben Tanrıyım Tanrı" desin.
    Bir ağacın "Ben Tanrıyım" demesi doğru ve yerinde olsun da neden bir kutlu kişinin demesi doğru ve yerinde olmasın?
    Gönlünde şüphesi olmayan kişi şüphesiz olarak bilir ki varlık, ancak birdir.
    Birden başka bir şey daha olmadı ki hulul ve ittihat olabilsin. Halbuki birlik, sülük neticesinde tahakkuk eder.
    Halkın varlığı ve çokluğu görünüştedir. Yoksa görünenler zaten hakikatte yoktur
    Karşına bir ayna al da bak...oradaki aksi gör.
    İşte âlemin aslı da bu çeşit...bildin mi iman et ve bu imana yapış!
    Hak'tan başka bir varlık yok...ister o Hak'tır de, ister ben Hak'kım de"[6]

    Tarihî süreçte bütün bu inançların, şu veya bu şekilde yaygınlık ve meşruluk(!) kazanmasından sonra, Kur'an ve Sünnette açıklanan Tevhid hakikati had safhada değişime uğrar. Bütün yaratıklara oranla müteal (aşkın olan Allah inancının yerine, kendisiyle bir, hatta içice olunabilen Tanrı inancı alır.


    KAYNAKLAR





    [1]Bazıları duygusal bir tavırla Hallac-ı Mansûr'u ve Ünlü sözü ‘Ene’l Hakk'ı savunup yorumlayarak, temize çıkarmaya ve Hallac-ı Mansur'un ilgili sözüyle kendisinin Allah olduğu gibi bir iddia taşımadığını isbatlamaya çalışırlar. Halbuki onun bütün yorumlara kapalı olacak kadar iddiasını ifade eden sözleri vardır ve bu örneğin Kitabu'l Tavasin'in de çokça bulunabilir. Ayrıca onun Allah'lık iddiası sonradan oluşturulmuş bir itham/suçlamada değildir. Çünkü bizzat yakın adamları ve arkadaşları onun (haşa)Allah' olduğuna inandıkları için öldürülmediğine ve yakında tekrar dünyaya geleceğine bizzat o öldürüldüğü sırada dahi inanıyorlardı.(Bkz; İslâm Tarihi, 4/148 Ayrıca İslâm Düşünürleri 20,21)
    Hallac-ı Mansur'un inançları konusuna Ehl-i Sünnet'in alimlerinden el-Bağdadî, kitabına ayrı bir bölüm ekler ve Hallac-ı Mansûr'u ve takipçilerini "sapıklar" arasına dahil eder. Bu konuda bakınız; el-Fark,239-243


    [2] Güngör, 255,257 Prof.Dr.Erol Güngör,Islam Tasavvufunun Meseleleri, ötüken yy. Ist. 1982

    [3] Üç Bilge, 120, Çev.Ali Ünal,Insan yy. Ist. 1985

    [4] (Yunus Emre Divânı, Kültür Bakanlığı Yayınları Seri.380 - B. 1989, Hazırlayan Prof. Dr. Faruk K. Timurtaş, sayfa 11.)
    Bu konudaki diğer örneklerden şunlar da anlamlı ve ilgi çekicidir; "Her gelen oldur giden ol görinen oldur gören ol ...süfli cümleten oldur ger bana görine"
    "Hak cihâna foludur kimsene Hakk'ı bilmez Anı sen senden iste o senden aynı olmaz"
    "Yûnus'un sözleri Hak cümle didügi saddak
    Ne gördüysen kamu Hak cümle vücûdda bulduk*
    "Tanrı kadîm kul kadîm ayrılmadum bir adım
    Gör kul kim Tanrı kimdür anla iy sâhib-kâbüT (Yunus Emre Divanı.31,114,142,160)


    [5] Kaygusuz Abdal,265-267, Doç.Dr.Adurrahman Güzel, Kültür Bakanl. Yy. Ankara

    [6] Gülşen-i Râz, 37-40 Şebusteri, Gülşeni Raz, Çev. Prof. Abdulbaki Gölpınarlı, MEB Yy. 2. Baskı, Ist. 1968
  3. hurrican

    hurrican Islam-TR Üyesi

    Tevhid nesli sitesindeki bir kısım yazıları kopyala yapıştır yapmışsınız. kopyala yapıştır yaparak tebliğ mi yapıyorsunuz? Tebliğ yaptığınızı düşünecek kadar, yukarda yazılanları doğru kabul etmek acınacak bir durumdur. Haber lotus sitesinde yukarıdaki yazıların her satırına cevap verilmiştir. Okursanız belki yazılanları anlamakta zorlanırsınız. Ama Acınacak tefekkür zafiyetinize ayna tutmakta kafi gelecektir.
    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Tasavvuf ve Evliyâ Müdâfas? – 1 | HABER LOTUS
    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Evliyâ Müdâfas?-2 | HABER LOTUS
    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Evliyâ Müdafâs? – 3 | HABER LOTUS
    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Evliyâ Müdafâs? – 4 | HABER LOTUS
    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Evliyâ Müdafâs? ? 5 | HABER LOTUS
    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Evliyâ Müdafâs? ? 6 | HABER LOTUS
    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Evliyâ Müdafâs? ? 7 | HABER LOTUS
  4. Mutedeyyin

    Mutedeyyin Misafir

    iyi ozaman oraya takıl
  5. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    TASAVVUF BÜYÜKLERİNİN KENDİ ESERLERİNDEN KÜFÜR AKİDELERİ !

    http://www.islam-tr.com/forum/tevhid/11950-tasavvuf-buyuklerinin-kendi-eserlerinden-kufur-akideleri-kitap.html




    http://www.islam-tr.com/forum/tevhid/
  6. hurrican

    hurrican Islam-TR Üyesi

    oku oku,,,
    Bedevi idrak böyle bişey olsa gerek,

    Dedik ki yazar, yukarıdaki itirazların hepsine satır satır cevap vermiş. Belki okursanız anlarsınız. Belki aczinizi idrak edersiniz.

    Şimşek hızıyla cevap vereceğine bi oku bakalım neler yazılmış.

    Not: Bedevîler "iman ettik" dediler, fakat Allah onların imanlarını tasdik etmedi.
    Peygamber varislerini inkar edenlerin imanı ve durumlarıda pek farklı değildir.
  7. Mutedeyyin

    Mutedeyyin Misafir

    nereden cevap vermiş kuran ve hadisten mi heva ve hevesten mi işine bak git o necis zihniyeti başkasına enpoze et
  8. kelime-i şehadet

    kelime-i şehadet Islam-TR Üyesi

    Firavun’un cehennemlik olduğuna dair nâs yoktur

    Firavun’un âhirette cehennemlik olduğuna dâir tek bir nâs yoktur Kur’ân’ı kerîmi dikkatle inceleyebilirseniz görecek ve hayret edeceksiniz. Ve Kur’ân’da firavun’un îmânli gittiğine dâir nisbeten saklı işâretler de göreceksiniz. Firavun îmânli gidebildiğine göre bizler de îmânsiz gidebiliriz dikkat etmek lâzım… Firavun’un îmâni mes’elesini yıllar önce tasavvuf karşitlığı ile meşhûr bir sitede hodri meydan diyerek müdâfaya başladım. Onlarca mesajdan sonra daha mes’elede söyleyeceklerimi bitirmeden,, sitenin admini “sen benim dînimi bozuyorsun” diiyerek, hiç kimseye bir hakaretim olmadığı hâlde siteye girişimi engellemişti. Onun dînim dediği aslında putuydu. putunu kırıyordum. Kâh Kur’ânin gerçek verileriyle, kâh hayâl ve vehîmleriyle kendi zihninde kendi eliyle icâd ettiği, yapıp yonttuğu putuydu… Fakat ona tapmayı Allah’a tapmak, kendisini de Allah’ın yakını zannediyordu,, sizin gibi…


    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Tasavvuf ve Evliyâ Müdâfas? – 1 | HABER LOTUS


    "Yoksa sürekli kötülük yapıp dururken ölümün eşiğine gelince «Şimdi tevbe ettim» diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi geçerli değildir. Biz böyleleri için acı bir azap hazırladık."

    "İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Firavun ve askerleri saldırı ve düşmanlık amacı ile peşlerine düştüler. Sonunda Firavun boğulmanın eğişine geldiğinde, «İsrailoğulları'nın inandıkları ilahtan başka ilah olmadığına inandım, ben de O'na teslim olanlardan biriyim» dedi. «Şimdi mi aklın başına geldi? Daha önce Allah'a hep karşı gelmiş ve bozgunculardan biri olmuştun.»

    "Kıyamet günü, Firavun soydaşlarının önüne düşerek onları cehenneme götürdü. Vardıkları yer ne fena bir yerdir!"

    "Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün: "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun!" denir."
  9. ibrahimiömer

    ibrahimiömer Üyeliği İptal Edildi

    Vahdet-i Vücûd Dü?ümünde Tasavvuf ve Evliyâ Müdâfas? – 1 | HABER LOTUS

    Bu linkte, en alttaki yorumlar kısmında, talibanın firavunla ilgili verdiği ayetlerin, talibanın anladığı anlama gelmediğini yazar açıklamış.
  10. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Firavun’un cehennemlik olduğuna dair nâs yoktur


    Bu inancı savunan buradaki hangi üyedir? kim diyor?
  11. ibrahimiömer

    ibrahimiömer Üyeliği İptal Edildi

    Verdiğim linkteki, alt bölümdeki yazılara bakın, yorumlar kısmında konu tartışılmış dikkatle okuyun.

    Bence, Firavunun cehennemlik olduğuna dair nas yok diyen yazar, görüşünü Kur'an a göre isbatlamış.
  12. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Sen katılmıyor musun ki?
  13. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Ne oldun?
    üye olur olmaz cehennemlik kafiri cennete sokan yazıları buraya koyuyorsun?


    Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası! (hud 98)

    Kavmine "Ben, sizin en yüce Rabbinizim! (Naziat 249" dedikten sonra mahşerde de onların önüne geçip cehenneme sürükleyen "kazıklar sahibi (fecr 10)" kafir flamabaşı cennetlik olur diyen sapığın gönüldaşıdır.
  14. ibrahimiömer

    ibrahimiömer Üyeliği İptal Edildi

    Verdiğim linkte yazar demiş ki, Halid bin Velidde bir komutan olarak komuta ettiği askerlerini cehenneme sevk etmişti. Meselâ uhud savaşında kafirlerin kumandanıydı. O savaşta kafirlerden ölen kim varsa, Halid bin velid onu cehenneme sevketmiş oldu. halid bin velid Efendimizin vefatinden 2 sene önce müslüman oldu diye biliyorum Müslüman oldu ve cennetlik oldu. Ama zamanında bir kısım insanları cehenneme sevketti. Firavunun adamlarını cehenneme sevkettiği nastır sabittir. Fakat bu durum Firavunun cehennemlik olduğunu kanıtlamaz. Anlatabildim inşAllah.

    Siteye girme sebebimi sormuşsun,
    kopyala yapıştır ile astığınız batıl tezvirata cevap vererek size yardımcı olmak istedim. Gerçekler zannettiğiniz gibi değil.
  15. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Vay sapık var .
    Hz. Halid Bin Velid peygamberimizin vefatından 2 sene önce musluman olmamıştır . 6 sene öncedir.


    Hudeybiye anlasmasindan sonra Hz. Peygamber umre için Mekke'ye gidince Hâlid'in daha önce müslüman olan kardesi Velid'e Hâlid'i sordu. Hz. Peygamber Halid gibi bir Insanin müsriklerin içinde kalmasinin sasilacak bir durum oldugunu belirtti. Velid kardesi Halid'e Peygamber (s.a.v.)'in bu iltifatini bildiren bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Hz. Halid müslüman olmak için Mekke'den yola çIkinca, yolda Amr b. el-Âs ile karsilasti ve beraberce Mekke'den Medine'ye gelip müslüman oldular. (Ahmed b. Hanbel, Musned, IV, 158).

    Hz. Halid sirke ve küfre karsi çok siddetli idi. Müslüman olduktan bir sene kadar sonra Uzza putunu yikmak için gittiginde Uzza'ya siirle söyle seslenir: "Ey Uzza bu gelis seni ta'zim için degil seni inkâr içindir. Çünkü ben gördüm ki Allah seni degersiz kIlmistir." (Ibn Esir, Usdu'l-Gâbe, II, I10).
    Hz. Hâlid savasçi oldugu kadar sahsi fazilet ve ilim konusunda da üstündü. Firsat buldukça Hz. Peygamber'in sohbetlerinden istifade etmis, Medine'de onun etrafinda bulunan ilim ve irfan ashabi arasinda Hz. Hâlid'in bulundugu zikredIlmistir. Üç-dört mesele ile ilgili fetva verdigi de rivayet edilir.
    Hz. Hâlid'in Buhârî, Muslîm ve diger hadis kitaplarinda Hz. Peygamberden onsekiz hadis rivayet etmistir. (Ibn Hacer, el-Isâbe, I, 413).


    Rasûlullah. Hâlid'in secâat ve cesaretini muhtelif zamanlarda muhtelif yerlerde medhetmisti. Mekke fethinden sonra müslümanlar, her tarafa toplanip Mekke'ye girdikleri zaman Hâlid görününce,
    Hz. Peygamber Ebû Hureyre'ye: "Bu gelen kimdir?" diye sormustu.
    Ebû Hureyre: "Hâlid b. Velid'dir" demis.
    Onun üzerine Hz. Peygamber: "Bu Allah'in ne iyi bir kuludur" buyurmustur. (Ahmed b. Hanbel, Musned, II, 1360).
    Hz. Peygamber yine onun hakkinda "Hâlid Allah'in Kılıcıdır" buyurmustur.
    Yine Hâlid hakkinda: "Hâlid b. Velid'e gelince, o herseyini sizin için vermistir, nesi var nesi yok harplerde Allah yolunda sarfetmistir" (Ebû Dâvûd, Sunen, I, 163).


    Hz. Hâlid gönderildigi seriyyelerde ve yaptigi muharebelerde Allah rizasini ve Allah'in dinine davetini esas almistir. Nitekim Yermuk savasinda Rumlarin komutanina savas meydaninda Islâmi teblig etmis ve komutan Corc onun daveti ile müslüman olmustur.
  16. abdullah11

    abdullah11 Misafir

    Hadi ordan aşağılık herif neymiş bizi duzeltecEkmis de neymiş gercekler farkliymis dimi ulan ayette biz firavun ve adamlarını her sabah ve aksam ateşe süreriz diyor daha ne delil istersin ama yok sence Ebu cehilde Ebu leheb de cennetlik degilmi hatta Lût kavminin ibneleri bile cennetliktir ( affen ahiler ) ulan Mürcie ligin de böylesini de ilk defa görüyorum 1400 senedir selef ulema yanlış anladı bizim arsimet doğru anladı he defol git akidenle aynı sitelere kirletme burayi
  17. sipahi

    sipahi Islam-TR Üyesi

    Yönetici, sürekli kaydımı siliyorsun. Evliyâya iftira yazısı asmışsınız, cevap veremeyecek miyiz? Yetki kuvvet sende hevana göre sürekli yazılarımı ve kaydımızı siliyorsun. Ben sana hangi sıfatlarla hitab edeyim, bir tezvirat ve iftira yazısına cevap vermeye müsade etmeyen bir insan hangi sıfatlara lâyıktır, var bi düşün hele...

    Yaptığınız bu muamele kitaplaşacak bilginiz olsun.

    Hakk ve Hakk ehli olan gâliptir.

    Hakk ehli olan, kaçmaz ve örtmez.
  18. sipahi

    sipahi Islam-TR Üyesi

    edepli ol
  19. abdullah11

    abdullah11 Misafir

    Afkurma havlama sapıklığı musrikligi küfrü savunursan atılırsın otur sadece Kur'an ve sünnetten delil ile reddiye yaza biliyorsan yaz ama bir yerlerden uydurmadan sadece Kur'an ve sünnetten yoksa kuyruğunu altına al sessizce otur
  20. abdullah11

    abdullah11 Misafir

    Edep mı musrige edepli saygılı olmam ... İnnemel muminune necesun .... Şüphesiz müşrikler pisliktir ....
  21. sipahi

    sipahi Islam-TR Üyesi

    Bu kadar yazı yazmışsın, Halid bin velid hazretleri, uhud savaşında ölen müşrikleri bir komutan olarak cehenneme sevketmiş olmadı mı?

    Oldu.

    Peki bazı insânları cehenneme sevketmiş olması, onun cennetlik olmasına mani oldu mu?

    Olmadı.

    Eğer Firavun iman ettiyse ve bu imanı da sahih ise, Firavunun kendisine tabi olanları cehenneme sevketmesi mümkündür. daha sonra iman ettiyse cennetlik olması da mümkündür.

    Firavun iman etmiş midir etmemiş midir?

    Mesele budur.

    Eğer iman ettiyse geçmiş günahlar veya zulümler silinir.
  22. alpsanli

    alpsanli Üyeliği İptal Edildi

    Dini yeni öğrenmeye çalışan birisiyim. Enel Hak ve Vahdet'i Vücut diye bir olayı ben de duydum. Araştırdım. Hurufi'likle de alakalalı falan filan... İnsan Allah oluyormuş vs... Bunu dayanak olarakta Meleklerin Adem A.S. secde ettiklerini söylüyorlar. Meleklerin Adem A.S. secde ettikleri doğru mu? EĞER DOĞRUYSA HANİ YALNIZ ALLAH'A SECDE EDİLİRDİ. İnsanlara doğru yolu gösterin artık.
  23. sipahi

    sipahi Islam-TR Üyesi

    Bu ortamda ancak seni edebe davet eder ve cahilliğini açığa çıkarabilirim. Yüzyüze olsaydık, mert ve ve namert de açığa çıkardı.
  24. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Halid Bin Velid Uhud savaşında ölmeyen müşrikleri yaşatmadı ki, ölmelerini sağlamış olsun. sen bilmez misin kişi doğmadan ölümü bellidir. Yaratmakta öldürmekte Allaha mahsustur.
    halid bin Velid gibi sonradan müslüman olan sahabe pek çoktur. Senin bu sapık fikrini aldığın Belam kimdir?

    Firavun musluman olmuş ve Allah kabul etmişse haşa Allah cc. bunu Kuranda unuttu mu? her kafir ve cehennemlik hakkında kazıklar sahibi firavunu misal vermektedir. Halid Bin velid Ölene kadar İslam için mucadele etmiş , ibade etmiş , cihad etmiş ve Rasulullah ta musluman olmasını kabul etmiştir. Firavunuu ise sen onaylıyorsun!

    şunu da diyeyim , bu halinle ibn Arabi sapığını da solladın. O senin gibi Firavunun kafir olma şartını halid bin velidin kafir olmasına dayandırmamıştı . Rabbim bir kimseyi saptırdı mı ona kimse hidayet edemez
    Vay sapık vay
  25. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Meleklerin secdesi saygı secdesidir.

    İslam ummetine Nesh olunmuştur.
    Hz. Yusuf'un a.s. babası Yakub a.s. oğullarıyla beraber yaptığı secde budur.

    Ana babasını makam koltuğuna oturttu, bu arada hep birlikte önünde secdeye (saygı ile eğildiler) kapandılar. Bunun üzerine Hz. Yusuf, babasına dedi ki; «Babacığım, bu olay, bir zamanlar gördüğüm rüyanın somut yorumudur, Rabbim o rüyayı gerçeğe dönüştürdü. Ayrıca beni hapisten çıkararak ve şeytanın kışkırtması sonucunda kardeşlerimle aramın açılmasından sonra sizleri çöl ortasından kaldırıp yanıma getirerek bana lütufta bulundu. Hiç kuşusuz Rabbim dilediklerine karşı lütufkâr davranır. O her şeyi bilen ve her yaptığını yerinde yapandır.. (Yusuf 100)
  26. alpsanli

    alpsanli Üyeliği İptal Edildi

    Bu dini öğrenmek için yeterli cevap değil!
  27. alpsanli

    alpsanli Üyeliği İptal Edildi

    Demek secde de kendi içinde kollara ayrılıyor ibadet secdesi, saygı secdesi... VAY BE!
    Bu dini öğrenmek için yeterli cevap değil!
  28. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Hz. Cafer (r.anh) ve beraberindeki muhacirler , Habeş Kralı Necaşi Asheme'ye yapmadıkları secde saygı secdesidir!


    Daha başka pek çok secde vardır : Tilavet, şükür secdesi
  29. alpsanli

    alpsanli Üyeliği İptal Edildi

    Sizler Adem'e secde etmesinin sebebini saygıya bağladınız. Bana Hadis ve Kuran'la cevap verin!!!!
  30. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Melekler, Yakub a.s. şirk mi işledi diyorsun?
Yüklüyor...
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.