42- ŞÛRA SÛRESİ

Mekke'de ve Fussılet Sûresinden sonra nazil olmuş olup Hasen, İkrime, Atâ, Câbir kavlinde Mekkîdir.[1]
İbn Abbâs ve Katâde ise Sûrenin Mekkî oluşunu söyledikten sonra "İşte Allah'ın iman edip salih ameller işleyen kullarına müjdelediği budur. De ki: Ben sizden buna karşılık akrabalıkta sevgiden başka bir ücret istemem..." (âyet: 23) âyetinden başlıyarak dört âyetinin Medine'de nazil olduğu görüşündedirler.[2]
Mukâtil ise 23 ve 24. âyetlerinin medenî olduğunu söylerken diğer bazıları da sadece 24. âyetini mekkî olmaktan istisna etmişlerdir. Taberânî ve Hâkim'in bu âyet-i kerimenin nüzul sebebinde rivayetlerine göre bu âyet-i kerime Ansâr hakkında nazil olmuştur.
Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa aleyhine bir yol yoktur."a kadar olmak üzereOnlar ki kendilerine zulüm vaki olunca yardımlaşırlar..." (âyet: 39-41) âyetleri de mekkî olmaktan istisna edilmişlerdir.[3]

15. Şu halde sen bunun için davet et ve emrolunduğun şekilde dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: "Ben, Allah 'in indirdiği kitaba inandım ve aranızda adalet etmekle emrolundum. Allah bizim de sizin de Rabbınızdır. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak hiçbir şey yoktur. Allah elbette hepimizi bir araya toplıyacaktır ve dönüş de ancak O 'nadir.
Bu âyet-i kerimenin el-Velîd ibnu'l-Muğîra ve Şeybe ibn Rabîa hakkında nazil olduğu söylenir. Davetinden vazgeçmesi ve atalarının yani Kureyş'in di*nine dönmesi karşılığında bunlardan el-Velîd ibnu'l-Muğîra malının yarısını Hz. Peygamber (sa)'e vermeyi, Şeybe ibn Rabîa da O'nu kızıyla evlendirmeyi teklif etmişlerdi.[4]

16. Daveti kabul edildikten sonra Allah hakkında halâ tartışmaya girenlerin delilleri Rabları katında boştur. Onlar için bir gazab, yine onlar için şiddetli bir azâb vardır.
İkrime'den rivayette o şöyle anlatıyor: "Gerek medineliler için, gerekse on*ların çevrelerinde bulunan bedeviler için, Allah'ın Rasûlü'nden geri kalmaları ve kendilerini ona tercih etmeleri yaraşmaz." (Tevbe, 9/120) âyet-i kerimesi nazil olduğunda münafıklardan bazı kimseler: "Muhammed'le birlikte sefere çıkmayan ve ondan geri kalan çöl halkı helak oldular deseniz ya." dediler. Hz. Peygamber (sa)'in ashabından bazıları da bu arada çöldeki kavimlerine dinlerini öğretmek üzere çöle gitmişlerdi. İşte münafıkların bu sözleri üzerine Allah Tealâ: "Mü'minlerin hepsi de seferber olacak değillerdir. Her topluluktan bir taifenin dinini iyi öğrenmek ve kendisine döndüklerinde kavmini uyarmak üzere geri kalmaları gerekmez mi?..." (Tevbe, 9/122) ve "Daveti kabul edildikten son*ra Allah hakkında halâ tartışmaya girenlerin delilleri Rabları katında boştur. Onlar için bir gazab, yine onlar için şiddetli bir azâb vardır." âyet-i kerimelerini indirdi.[5]
Bu âyet-i kerimenin Hz. Peygamber (sa)'in ashabı ile tartışmaya girerek onları İslâm'dan vazgeçirmeye ve tekrar küfre döndürmeye çabalayan yahudiler hakkında nazil olduğu da söylenmiştir . Bu, Katâde'den rivayet edilmiş olup Hz. Peygamber (sa)'in ashabına: "Bizim Peygamberimiz sizinkinden önce, bi*zini kitabımız sizinkinden önce ve bizler Allah'a sizden daha lâyığız." gibi söz*ler söyledikleri belirtilmektedie (Taberî. agc xxv,i2-i3). Buna göre bu âyet-i kerime de Medine-i Münevvere'de nazil olmuş olmalıdır.[6]

23. İşte Allah'ın, iman edip salih ameller işleyen kullarına müjdelediği bu*dur. De ki: "Ben sizden buna karşılık akrabalıkta sevgiden başka herhangi bir ücret istemem. Kim bir iyilik kazanırsa Biz onun iyiliğini artırırız. Muhakkak ki Allah Ğafûr'dur, Şekûr'dur.
a) İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Hz. Muhammed Medine-i Münevvere'ye gel*diğinde başına gelen musibetler gelmiş ve hiçbir varlığını alamadan hicret et*mek zorunda kalmış, ödemesi gereken borçları var halde oraya gelmişti. Ansar kendi aralarında konuşup: "Biliyorsunuz bu adamın elinde Allah size hidayet etti. O sizin kız kardeşinizin oğludur. Başına gelenleri ve hiç malı mülkü olma*dan üstüne üstlük ödemesi gereken borçlan bulunduğu halde size geldi. O'na yardımcı olmak üzere Mallarınızdan sizi de sıkıntıya sokmıyacak şekilde bir şeyler toplasanız da götürüp O'na verseniz." dediler ve öylece yapıp bir miktar mal toplayıp Rasûlullah (sa)'a getirdiler, ve: "Ey Allah'ın elçisi, sen bizim kızkardeşimizin oğlusun, başına bu felâketler geldi ve ödemen gereken borçla*rın da var. Biz düşündük ki mallarımızdan bir miktar mal toplıyalım ve başına gelenlere karşı yardımcı olmak üzere-sana verelim. İşte bu malı toplayıp sana getirdik." dediler de bu âyet-i kerime nazil oldu.
b) İbn Abbâs'tan rivayette o şöyle anlatıyor: Bir gün ansar: "Biz şöyle şöyle yaptık." gibi şeyler söyleyip övünmek istediler. İbn Abbâs -veya Abbâs- da: "Elbette biz sizden daha faziletliyiz." dedi. Bu (ansarla muhacirler arasındaki karşılıklı övünme) Hz. Peygamber (sa)'e ulaşınca onların meclisine geldiler ve: "Ey ansar topluluğu, Sizler zelil iken Allah sizi benimle aziz kılmadı mı?" diye sordular, onlar: "Evet ey Allah'ın elçisi öyle oldu." dediler. "Sizler dalâlette idiniz de Allah size benimle hidayet buyurmadı mı?" diye sordular. Onlar yine: "Evet, öyle oldu." dediler. "Bana cevap vermiyecek misiniz?" diye sordu, "Ne cevap verelim?" dediler; "Kavmin seni çıkardı biz seni barındırmadık mı? Kavmin seni yalanladı, biz seni tasdik etmedik mi? Kavmin seni yalnız bıraktı, biz sana yardım etmedik mi? demiyecek misiniz?" şeklinde sormaya devam ettiler de sonunda ansar dizleri üstüne gelip: "Mallarımız ve elimizde ne varsa hepsi Allah'ın ve Rasûlü'nündür." dediler ve işte bunun üzerine bu âyet-i keri*me nazil oldu.[7]
c) Katâde der ki: Mekke Müşrikleri toplantı yerlerinden birinde bir araya geldiler ve: "Muhammed'in, bu yaptıkları karşılığında sizden bir ücret istediği*ni, beklediğini görmez misiniz?" dediler de Allah Tealâ bunun üzerine bu âyet-i kerimeyi indirdi.[8] Kurtubî bu nüzul sebebinin, Sûrenin mekkî oluşunu göz önünde bulundurarak daha uygun olduğunu söyler.[9]
d) Ayet-i kerimenin "Kim bir iyilik kazanırsa Biz onun iyiliğini artırırız." kısmının ise özellikle Hz. Ebu Bekr hakkında ve ehl-i beyt'e karşı sevgisinin şiddetinden dolayı nazil olduğu da söylenmiştir.[10]

24. Yoksa onlar: "Allah'a karşı yalan uydurdu. " mu derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, bâtılı yok eder, sözleriyle hakkı yerine getirir. Muhak*kak ki O, göğüslerin özüno en iyi bilendir.
25. O, kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve yaptıklarınızı bilendir.
26. İman edip sâlih ameller işleyenlerin duasını kabul buyurur ve onlara lütfundan artırır. Kâfirlere gelince; onlar için de çok şiddetli bir azâb vardır.
Taberânî'nin İbn Abbâs'tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Ansar kendi ara*larında: "Allah'ın Rasûlü (sa) için aramızda mal toplasak da O'na versek." dedi*ler ve bir miktar mal toplayıp O'na götürdüler. Bunun üzerine Allah Tealâ: "De ki: "Ben sizden buna karşılık akrabalıkta sevgiden başka herhangi bir ücret is*temem..." âyet-i kerimesini indirdi. Bu âyet nazil olunca da bazıları: "Herhalde ehl-i beyti için savaşmasını ve onlara yardımı emrediyor." dediler de Allah Tealâ bunun üzerine de: "Yoksa onlar: "Allah'a karşı yalan uydurdu." mu der*ler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, bâtılı yok eder, sözleriyle hakkı yerine getirir. Muhakkak ki O, göğüslerin özünü en iyi bilendir. O, kullarından tevbeyi kabul eden..." âyet-i kerimelerini indirdi ve hemen peşinden de "İman edip sâlih ameller işleyenlerin duasını kabul buyurur ve onlara lütfundan artırır." buyura*rak onları tevbe etmeye davet buyurdu.
Ancak Suyûtî bu rivayeti verirken senedinde zayıflık olduğunu da eklemiş*tir.[11] Alûsî ise bu rivayetin uydurma olduğu kanaa*tindedir.[12]
İbn Abbâs'tan rivayete göre o şöyle demiştir: "De ki: "Ben sizden buna karşılık akrabalıkta sevgiden başka herhangi bir ücret istemem." âyet-i kerimesi nazil olunca bazı kimseler kendi kendilerine: "Herhalde kendisinden sonra ak*rabalarına iyilik yapmamıza bizi teşvik etmek istiyor." dediler de Cibrî gelip O'nu şöyle şöyle düşünerek itham ettiklerini haber verdi ve "Yoksa onlar: "Al*lah'a karşı yalan uydurdu." mu derler?" âyet-i kerimesini indirdi. Bu âyet-i ke*rimenin inmesi üzerine içlerinden o düşünceyi geçirenler geldiler ve: "Ey Al*lah'ın elçisi, bizler senin doğru sözlü olduğuna şehadet ediyor ve o düşündükle*rimizden dolayı da tevbe ediyoruz." dediler de akabinde "O, kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve yaptıklarınızı bilendir." âyet-i kerimesi nazil
oldu.[13]

27. Şayet Allah kullan için rızkı geniş tutsaydı yeryüzünde azgınlık ederler*di. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Muhakkak ki O kulları için Habîr'dir, Basîr'dir.
Ashab-ı suffadan dünya malında genişlk ve zenginlik temennisinde bulu*nan bazıları hakkında nazil olmuştur.
Habbâb ibnu'1-Eret der ki: Bu âyet-i kerime bizim hakkımızda nazil oldu. Kurayza, Kaynukâ' ve Nadîr oğullarının zenginliğini gördüğümüzde biz de böyle mallarımız olmasını temenni ettik de Allah Tealâ bu âyet-i kerimeyi in*dirdi
Vahidî'nin Ebu Osman el-Müezzin kanalıyla Amr ibn Hureys'den rivaye*tinde o da bu âyet-i kerimenin ashab-ı suffa hakkında nazil olduğununu söyleyip "Keşke bizim de dünyalığımız olsaydı." diyerek dünya malı temennisinde bu*lunmuşlardı, demiştir.[14]

28. O'dur ki onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini yayar. O Velî'dir, Haınîd'dir.
Mukâtil der ki: Mekkelilerden (Hz. Peygamber (sa)'in, Hz. Yusuf un kıtlık seneleri gibi yedi kıtlık senesini başlarına getirmesi için bedduası üzerine) yağ*mur yağdırılmaması ve tam artık onlar bütün bütüne yağmurdan umutlarını kesmişken Allah'ın onlara yağmur yağdırması üzerine nazil olmuştur.[15]

36. Size verilen herhangibir şey yalnızca dünya hayatın bir geçimliğidir. Al*lah katında olan ise hem daha hayırlı, hem de daha bakîdir. Bu, iman edenler ve Rablanna tevekkül edenler içindir.
Hz. Ali'den rivayete göre bu âyet-i kerime Hz. Ebu Bekr hakkında nazil olmuştur. Bir keresinde yanında bulunan (toplanan) malın tamamını sadaka ola*rak dağıtmış; bu yaptığını bazı müslümanlar ayıplarken kâfirler de bunun hatalı bir davranış olduğunu söylemişlerdi.[16]

37. (Allah katında olan ise) büyük günahlardan, hayâsızlıktan sakınanlar ve öfkelendiklerinde bile bağışlıyanlar içindir.
İbn Abbâs bu âyet-i kerimenin kendisine söven bir müşriğe cevap verme*mesi üzerine Hz. Ebu Bekr hakkında nazil olduğunu söylemiştir.[17]

38. Ve Rablarına icabet edenler, namaz kılanlar içindir. Onların işleri ara*larında şûra iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler.
Bu âyet-i kerimenin Ansar hakkında nazil olduğu söylenir. Buna göre âyet-i kerime Medine-i Münevvere'de nazil olmuş olmalıdır. Mekkî olduğunu düşü*necek olursak bu durumda yine Ansar kastedilmekle birlikte Hz. Peygamber (sa) henüz hicret etmeden müslüman olan medineliler veya Akabe'de kendisine bey'at edenler kastedilmiş olmalıdır.[18] Bu yüzden müfessirler bu âyet-i kerimenin mekkî ya da medenî oluşunda ittifak edememişlerdir. İttifak ettikleri nokta ise sadece âyet-i kerimenin Ansar hakkında nazil olmuş olması*dır.[19]

40. Kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür. Kim de affeder ve ıslah ederse mükâfatı Allah 'a aittir. Muhakkak ki Allah, zalimleri sevmez.
41. Kim zulme uğradıktan sonra hakim alırsa aleyhine bir yol yoktur.
42. Yol ancak, insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar, ancak onlaradır elim bir azâb.
43. Bununla beraber kim de sabreder ve bağışlarsa işte bu, şüphesiz azmedilmeye değer işlerdendir.
Kelbî ve Ferrâ bu âyet-i kerimelerin de Ansar'dan birisinin kendisine söv*mesi üzerine önce karşılık veren ve sonra da susan ve onun devam eden sövgü-lerine karşılık vermeyen Hz. Ebu Bekr hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir ki buna göre bu dört âyet-i kerime Medine-i Münevvere'de nazil olmuşlardır.[20]

51. Bir beşer için Allah 'in kendisiyle konuşması olacak şey değildir. Meğer ki bir vahyile veya perde arkasından, yahut bir elçi gönderip de izniyle dilediği*ni vahyetsin. Muhakkak ki O, Aliyy 'dir, Hakîm 'dir.
Yahudiler Hz. Peygamber (sa)'e: "Eğer gerçekten peygamber isen Mu*sa'nın yaptığı gibi sen de Allah'ı görerek, O'na bakarak O'nunla konuşsan ya. Sen bunu yapmadıkça elbette sana iman edecek değiliz." demişlerdi. Hz. Pey*gamber (sa) de "Musa Allah'a bakıp O'nu görmedi ki." buyurdu da bu âyet-i kerime nazil oldu.[21]
Bahr'de ise Hz. Peygamber (sa)'den bu istekte bulunanların yahudiler değil Kureyş kâfirleri olduğu kaydedilmektedir.[22]


[1] Kurtubî, age. xvi, 3.
[2] Kurtubî, age. XVI, 3.
[3] aiûsî, age. xxv,ıo.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/775.
[4] Kurtubî, age. XVI,11.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/775.
[5] Taberî, agc. XI,50.
[6] Alûsî, age. xxv,25.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/776.
[7] Taberî, age. XXV, 16.
[8] Vahidî, age. s. 265.
[9] Kurtubî. age. XV1.!7.
[10] aiûsî, age. xxv,33.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/776-777.
[11] Suyûtî, Lübâbu'n-Nukûl, u.104-105.
[12] Alûsî, age. XXV,38.
[13] Kurtubî, age. XVI, 18.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/778.
[14] Vahidî, age. s. 265.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/779.
[15] Kurtubi, age. XVI,20.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/779.
[16] Alûsî, age. xxv,45.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/779.
[17] Kurtubî, age. XVI,25.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/780.
[18] Aiûsî, age. xxv,46.
[19] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/780.
[20] Kurtubî, age. XVI.3O.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/780-781
[21] Vahidî, age. s. 266.
[22] Aiûsî, age. xxv,56.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/781.