Şimdiki tarikat liderlerinin şirkleri

Konu, 'Kuran ve Sünneti Anlamanın Önündeki Engeller' kısmında mehmet-4 tarafından paylaşıldı.

  1. mehmet-4

    mehmet-4 Islam-TR Üyesi

      
    [​IMG]

    MAHMUT EFENDİNİN KUR’ANA AYKIRI GÖRÜŞLERİ

    İstanbul Fatih de bulunan İsmail ağa çematin lideri olan Mahmut efendi tıpkı diğer tarikat şeyhleri gibi kitaplarında insanları küfrün şirkin karanlığına davet etmektedir. Bu cemat mensupları tarafında zamanın en büyük gavsı, evliyası olarak inanılan biri konumunda. Şimdi Mahmut efendi olarak bilinen bu şahsiyetin kurana aykırı inançlarını aktaralım kendi kitaplarında.

    ŞAHI NAKŞİBEND’İN BÜTÜN DÜNYAYI AYAĞINDAKİ TIRNAĞI GİBİ HERŞEYİNİ GÖRME ŞİRKİ

    Bütün büyük velilere çivi denir. Bunlar kainatın çivisidir. Kainatı bunlar tutuyor. Bunlar olmasa kainat yerle bir olacaktır. Çünkü Mürşid: Ruhun babasıdır. Tazim hakkı onundur.

    Şah-ı Nağşibend Hazretleri’nin bir müridi vardı. Hızır aleyhisselam ona göründü. O da hiç onun tarafına bakmadı. Ve benim hızırım orada dedi. İkinci kez tekrar göründü, yine tarafına bakmadı, üçüncü defa pazarda göründü ve Hızır (aleyhisselam) onu kucakladı ve bazı kelimeler söyledi.

    Mürid, Şah-ı Nağşibend Hazretleri’nin yanına geldiği zaman ona dedi ki ’’ Pazarda görüştünüz ’’ Evliyaullah ile bacak atılır mı ? Onlarla müsabakaya girilirmi ?
    Şah-ı Nağşibend Hazretleri, onların karşılaşıp konuştuklarını nasıl bildi ? Evliyaullah ile başa çıkılırmı ? Onlar büyük adam. Bizim bilemeyeceğimiz kadar büyük Şah-ı Nağşibend Hazretleri.
    Bütün dünya bana tırnağım üstü gibidir. Buyurmuştur.
    Dünya onlara tırnak gibi olunca o dünyada bir şey olur da onlara görünmez mi ? Ya Rabbi ! Onları bizden, bizi onlardan hepimizi Sen’den ve Habib’inden ayırma . Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 167 Yasin yayınları

    Bütün insanlar ve canlıların görmesi tamamen belirli bir sınır cercevesinde dir. İnsanın görmesi ile Allahın görmesini kıyas etmek mümkün değil. Bizim görmemiz bir sınır çecevesinde dir.ama Allah ın görmesi sınırsızdır. Bütün dünya benim tırnak üstüm gibidir sözü şunu gösteriyor. Şahı Nakşibendi bütün dünyadaki olup biten her şeyi çok rahat bir şekilde göre bilir. Bu inanç bunu gösteriyor evliya diye nitelenen insanlar baş parmaklarını nasıl net bir şekilde göre biliyorlarsa aynı netlikle bütün dünyada olup biten her şeyi göre biliyorlar. Böyle bir inancı ortaya koyduğunuz vakit allah’ın görme sıfatını Allah tan başkasına vermiş olursunuz. Bütün kainata olup biten her şeyi sınırsızca sadece Allah cc görür.
    Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En’am Suresi, 59)

    “Sizin Allah’tan başka taptıklarınız, Allah’ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın ad olarak adlandırdıklarınızdan başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, Kendisi’nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf Suresi, 40)

    “Belki kendilerine yardımları do*ku*nur diye Alla*h’ın berisinden tanrı*lar edindi*ler. Ama onların yar*dıma güçleri yetmez. Oysaki kendi*leri onlar için hazır as*kerdirler. “ (Yasin 74-75)
    Kendilerine dayanak olsun diye, Allah’ın berisinden tanrılar edindiler. Tam tersi; onlar bunların ibadetlerini tanıma*yacak ve bunlara düşman olacaklardır. (Meryem /81-82)



    ÖLÜLERDEN YARDIM İSTEMESİ

    “İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz.” (Mahmut USTAOSMANOĞLU başkanlığında bir heyet, Ruhu’l-Furkan Tefsiri, İstanbul 1992, c. II, 82.)

    “Bir veli ölünce ruhu, kınından çıkmış kılınç gibi olur.” (Ruhu’l-Furkan, c. II, s. 67)

    CEVAP:

    Ölmüş insanlardan yardım istenileceğini söyleyen Mahmut efendi açıkça bu söylemiyle insanları küfre şirke davet etmektedir. Allah cc dururken Allahın öldürdüğü insanlardan yardım istemeyi meşru gören bir insanın Kur’anla sorgulanması gerekir. Neden Allah tan yardım isteyin ibaresi yokta Allahın öldürdüğü insanlardan yardım isteniliyor. Yani Allah cc bunu caiz görseydi neden Kur’anda açık bir şekilde bunu bildirmemiştir.

    BÜYÜK ŞİRKLERDEN BİR TANE DAHA


    Necmeddin-i Kübra ise şeyhin selam vermesini beklemeye koyuldu. Ayaktayken ona bir hal geldi. Gördü ki ,kıyamet kopmuş, orada cehennem orada cehennem, insanları tutup tutup ateşe atıyorlar. O ateşin etrafında bir tepe var . Bir şahıs da o tepenin üzerinde oturmuş . Her kim o şahsı göstererek . Ben bu zata bağlıyım derse onu bırakıyorlar. Cehenneme atmıyorlar .
    Derken birden Necmeddin-i Kübra’yı (kuddise sirruh) da tutup çekiyorlar . O ’’ Ben de o zata bağlıyım ’’ diyor. Bunun üzerine onu bırakıyorlar . Necmeddin –i Kübra o tepenin üzerine çıkıyor, bakıyorki o zat Şeyh Ruzbehan’dır. Huzuruna gidip, ayaklarına kapanıyor.
    Şeyh efendi : Bir daha hakikat ehlini inkar etmeyesin diyor ve onun ensesine kuvvetli bir sille vuruyor. Necmeddin’i Kübra yere düşüyor, yere düşünce gözlerini acıyor bakıyorki şeyh Efendi namazını tamamlamış selam vermiş, Necmeddin-i küra , şeyh efendiye yaklaştı, O’na hürmet etti, Şeyh efendi manada olduğu gibi açıktan da ensesine bir sille attı ve daha önce söylediği sözü tekrarladı. Necmeddin Kübra kendini büyük görme ! o an, maneviyat ulularını beğenmeme hastalığı Necmeddin’i Kübranın içinden çıkıp gitti.

    Şeyh Efendi ona : Geri dön ! Şeyh Ammar’ın hizmetine gir dedi. Şeyh Ammar’a verilmek üzere bir mektup yazdı, Necmeddin-i Kübra ile gönderdi.

    Mektup da şunlar yazılı idi. ’’ Her ne kadar bakırın varsa, bana gönder, onları halis altın edeyim, yine sana yollayım.’’ Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 183 Yasin yayınları


    RABITA İNANCI

    RABITA NEDİR ?

    Rabıta,bir müridin, mürşid-i kamilinin ruhaniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir. Çünkü mürşit,yetiştirme ,yardım etme,feyiz verme,kemale erdirme ve tebliğ duyurma da Efendiz in vekilidir. İşte bu mana Allah,için ve Allah uğrunda şeyhe karşı olan tam bir muhabbetten ibarettir. Zira Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Selem) bizimle Allah’u Teala arasında vasıta olduğu gibi,mürşit de bizimle efendimiz ( Sallallahu Aleyhi ve Selem) arasında vesiledir. Ve o bizi hak yola ve Allah-u Tealanın zikrine irşat edendir. Ona karşı olan bu sevgi vacip olan bir iştir. Çünkü ’’ Allah yolunda sevmek ve Allah yolunda buğzetmek vaciptir.’’ (Ruhu’l-Furkan, c. II, s. 64)


    İkinci edep rabıta edebidir. Bunun kemale (en üstün derecesi) iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yüzüne hatta gözünün arasına bakmaktır. Zira orası feyiz kaynağıdır. Ondan sonra mürşide karşı kendini alçaltarak,son derece tevazu ilFe yalvarmak ve onu Mevla ile kendi arana vesile kılmak üzere ,mürşidinin ruhaniyetinin hayal hazinesine girip oradan kalbine ve derinliklerine yavaş yavaş indiğini düşünüp seninde peşinde yavaş yavaş oraya oraya aktığını ve indiğini hayal ederek ,şeyhini kendi nefsinden geçinceye kadar hayal gözünden kaybetmeyesin.
    Zira kalbin derinliğine son yoktur ve seyr-i ilallah (Arşın üstüne kadar olan manevi yürüyüş) kalp den hasıl olur.. Eğer cemi vukuf (kalbin bütün yönelişleri) bu rabıtayla olsa , kalbin derinliklerine inmek daha süratli olur. (Ruhu’l-Furkan, c. II, s. 79)

    “Rabıta bir müridin, mürşid-i kâmilinin ruhâniyetiyle beraber, suretini kalp gözünün önüne getirerek hayal etmesi ve kalbiyle ondan yardım istemesinden ibarettir. (Ruhu’l-furkan, c,II, s.64.)
    İnabeden, rabıtadan gayrisi zelillik sayıldı. Kulu Allah’ın rızasına kavuşturmaya inabe, rabıta en büyük sebeptir. Başka sebepler aramak zelilliktir, gereksizdir, boşunadır.Mamud Ustaosmanoğlu Sohbetler Sayfa 336-Siraç Kitabevi, İstanbul-1995

    MÜRŞİDİN ALLAHIN SIFATLARIYLA
    SIFATLANMASI ŞİRKİ (ACIK BİR ŞİRK)

    Üçüncü yol Müşahede (Allah Hazretlerini görür gibi olma) Makamına ulaşmış ve sıfatı zatla tahakkuk.( Allahu teala Hazretlerinin öz zatına ait sıfatların mahzarı,tecelli ettiği,parladığı bir yer haline gelmiş) olan bir şeyhe rabıta etmektir.Çünkü onu görmek Allahı hatırlamaktır.. (Ruhu’l-furkan, c,II, s.67.)
    MAHMUT EFENDİNİN ŞEYHİNİ İLAHLAŞTIRMASI

    Benim şeyhim ismi Abdullahdır.O bu alemde gavsı azam makamındadır. Ben bu cihanda ondan başkasını bilmem varımı cismimi,canımı ( her şeyimi ) ona feda ettim.sende her şeyini feda etki Hakka gidelim Cemali Ba kemale erelim. (Ruhu’l-furkan, c,II, s.86.)


    ŞEYHE BAĞLANMADAN ALLAH’A ULAŞILMAYACAĞI İFTİRASI

    Eğer sen , bir şeyhe bağlanmadan bin sene kendi başına Allah’a kavuşmak için inleyip dursan, böylece O Mevla Tealayı bulman mümkün değildir. Sen , o padişahlar padişahı olan Mevla Tealayı, onun aynası mesabesinde olan kamil insandan gözet. O kamil insanın gönlüne girerek, Mevlaya varan yolu bul. Hemen onlara gönül bağlayıp ( rabıta edip) Hakka gidelim. (Ruhu’l-furkan, c,II, s.81.)

    VELİLERİN LEVHİ MAHFUZU GÖRMELERİ

    Diğer bir tasavvufî tevile göre: Levh-i Mahfuz’a, ruhaniyeti (manevi ta*rafı) nefsanî kirlerden temizlenmiş olanlardan başkası vakıf (haberdar) olamaz. Ona ancak melekler ve melekânî (meleklere ait) sıfatları takınan büyük veliler muttalî olabilir. Ruh’ul-Furkan Tefsiri cilt 1 – Mahmud Ustaosmanoğlu, sayfa 18 sirac Kitabevi, İstanbul-1991


    ALLAH’A ULAŞMA YOLU ANCAK ŞEYHLERE KÖLELİK YAPMAKLA MÜMKÜNDÜR.

    Bir mürid mürşidi için niye emrediyor, niçin yasaklıyor ? derse mürid olamaz. Çünkü inat ediyor, inatla bu iş olmaz. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 171 Yasin yayınları



    Nitekim İsmail Hakkı Bursevi (kuddise sirruh) buyurduki:

    Talebe akıl ve şeriat ölçüsüne göre, hacasından hoş olmayan bir hal görse bile, işlerine sözlerine , hal ve hareketine asla itiraz etmemelidir. Onda gördüğü o daranışı kerih görüp hocasının bu konuda cahil olduğu , hata ettiği gibi su-, zanlarda bulunmamalıdır. Akside hatayı kendi göz ve idrakinde aramalıdır. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 173 Yasin yayınları


    Yedinci kat semadan yerin altına düşmek, kalp erbabının mürşitlerin kalplerinden düşmekten hayırlıdır. Ve bu şöyle izah edilir: Çünkü ehlullahın nazarından düşmek, Hakk’ın nazarından düşmeye sebep olduğundan batın ashabının kalbinden düşmek, helak olmanın başıdır. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 173Yasin yayınları



    70 BİN KELİME’İ TEVHİD LE CENNETİ GARANTİ ALTINA ALMAK
    (ÖLÜYE CENNETE GİRME SİGORTASI)

    Bir rivayete şöyle gelir: ’’ Bir insan ölse, arkasında 70 bin kelime-i tevhid okunulup ruhuna bağışlanılsa, cehennemde bile olsa tevhidin hürmetine çıkarılır. ’’
    Meşayıhtan bir zat bunu duyunca, acaba sağlam kaynaklı mı dır diye tereddüt etti. 70 bin kere kelime-i tevhid dedi, kimsenin ruhuna bağışlamadı.

    Bir gün davetli olarak gitmiş olduğu yemek ziyafetinde idi. Davetliler arasında bir çocuk da vardı. Herkes yemeğe başladı çocuk daha yiyecekti ki aniden kaşığını bıraktı ağlamaya başladı. O zat sordu ? ’’ Oğlum ne oldu ? ‘’ Çocuk : ’’ Efendim kısa bir süre önce annem vefat etmişti bir an onun yeri gösterildi bana, cehennemde idi alevler içersinde yanıyordu. Buna üzüldüm ’’ dedi. Bunun üzerine şeyh efendi bundan evel okuduğu yetmiş bin kelime-i tevhidi çocuğun annesinin ruhuna hediye etti. Bir süre sonra çocuk sevinçle tebessüm etmeye başladı. Şeyh efendi yine sordu ’’ Oğlum şimdi ne oldu ? Çocuk Efendim meleklerin annemi cehennemden çıkarıp cennete koyduklarını müşahede ettim. Dedi. Böylece şeyh efendinin de rivayetinin sıhatli olup olmadığı hakkındaki tereddüdü zail oldu. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 97-98 Yasin yayınları


    MÜRŞİDİN HUZURUNA GİTME BİD’ATLERİ

    Mürşidinin huzuruna gitmeden evvel uyulması gereken edepler sırasıyla şöyle dir.

    1) Abdest alınır
    2) Bütün günahlar için on beş defa yahut daha fazla istiğfarda bulunur.
    3) Fatiha ve ihlas şerif sureleri okunup mürşidin ruhaniyetine hediye edilir.
    4) Yolda rabıta üzere olmalı,sağa sola bakmadan mümkün olduğu müdetçe nazar ber- kadem (ayakları üzerine bakılarak ) yürümelidir. Geçmiş zamanlarda müridler camiye,tekke yahut başka bir yere gidecekleri zaman, yanındaki ihvanları ile gidecekleri yere kadar konuşmadan rabıta üzere yürümeye sözleşirlerdi. Sizlerde mümkün oldukça böyle yapmaya gayret ediniz. Dinimizin haram kıldığı giyim tarzlarını sergileyen vitrinleri , afişleri Adem’e (aleyhiselama) yasak edilen meyve gibi biliniz iltifat etmeyiniz ta ki harama düşmeyesiniz.
    5) Hanım ihvanlarımızda yürüşlerine dikkat etmeli. Tesettürlerinin şerefini muhafaza etikleri halde, halde rabıta üzere son derece vakur ve edepli yürümelidirler. Tesettürlü hanımların içerisinde, kopuklar nasıl yürüyorsa öyle yürüyenler vardır. Şunu unutmayınız tesettür İslam’ın temsil eder. Sayfa 192 Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 192 Yasin yayınları


    ALLAH’ TAN ERİMEK

    Kul, Mevla ile sütle şeker (in durumu) gibidir. Bu nasıl olacak? Şeker sütte eridiği gibi, kul da Mevlanın varlığında eriyecek,kul fena-fillah makamına erişecek. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 65-66 Yasin yayınları
    DUA EDERKEN ALLAH TAN BAŞKASINDAN İSTEME ŞİRKİ

    Rabıta ve murakabe de tevazu üzere Allah Teala dan yardım ve O nun dostlarından da himmet isteyeceksiniz. Bu, dilencilik tevazuluk işidir. Kibir kafanı kaldırdın mı olmaz. Rabıta esnasında süt dökmüş kedi gibi boyun bükük isteyeceksin. Ya Rabbi sana kavuşmak istiyorum maksudum matlubum sensin, bu dostunun vesilesiyle beni zatına kavuştur. Rabıta edilen zata da Ey Rabbimin dostu ey Rabbimin sevgilisi elimden tutun, bu tarikata ehil eyleyin, evlatlığa kabul edin Rabbime kavuşmam için vesilem olsun denilerek himmet istenir. Mahmud usta osmanoğlu, İrşadü’l Müridin sayfa 60Yasin yayınları
  2. mehmet-4

    mehmet-4 Islam-TR Üyesi

    [​IMG]


    KAİNATIN YÖNETİMİ İNSANLARIN KAZA VE KADERİNİN KUTUP VE ŞEYHLERİN BELİRLEME KÜFRÜ
    De ki: “Size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam.” De ki: “Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?” (En’am Suresi, 50)

    Divan ehli divanında toplandığında o vakitte ne olacağı ve yarın o ölçüde nelerin olacağı üzerinde ittifak ederler. Allah onlardan razı olsun, bu gün ve gelecek gecede Allah’ın kazasından neler olacağı üzerinde konuşurlar.
    Divan ehlinin süfli ve ulvi bütün alemlerde tasarruf yetkileri vardır, hatta yetmiş hicab ve de bu yetmiş hicab ötesindeki Rukka alemin üzerinde tasarruf ederler. Evet, bu alemlerde ve onlardaki varlıklarda, onların hatırlarında ve gönüllerinin içinde dolaşan hususlarda divan ehli tasarruf da bulunur. Belirtilen alemlerdeki ve makamlardaki kimselerden bunların izni olmadıkça kalblerine bir düşünce gelmez. Allah onlardan razı olsun.
    Divan ehlinin yetmiş hicab ötesinde ve Arş’ın üstünde bulunan Rukka ehline tasarrufu bulununca artık ondan aşağıki alemlerde haydi haydi tasarruf yetkileri vardır, demektir.
    Ahmed bin Mübarek diyor ki:
    Mahzen görevlileri ( Polis ve zabıta kuvvetleri) benim yakın dostlarımdan birinin oğlunu yakalamışlardır. İdare onu arıyor, oda korkup gizleniyordu. Yakalanınca babası artık oğlunun kesin olarak öldürüleceğini düşündü ve bana gelerek birlikte şeyh hazretlerine gittik. Adama olan rağbetimi dile getirdim ve hakkında hayli konuştum. Şeyhim Allah kendisinden razı olsun buyurdu ki:

    Eğer sen kedinin fareyi izinsiz yediğini sanıyorsan, aldanıyorsun. Yani falan zatın ( bununla kendini kasdediyordu) müsaadesi olmadan bir kedinin fare yakalayıp yemesi bile mümkün değilken, artık başka bir konu hakkında ne diyebilir ve ne düşüne bilirsin ? Bu bakımdan oğlundan hiç korkma ve endişeye kapılma, babasına de ki, hatırını hoş tutsun. Nitekim sonuç şeyhimizin buyurduğu gibi oldu. Çocuğa dokunmadılar. Çocuk idareye götürüp teslim edildikten sonra hiçbir sebep ileri sürülmeden serbest bırakılmıştır. Abdülaziz Debbağ El- İbriz cilt 2 sayfa 77 -78Demir kitap evi-1979
    Tasavvuf inancına göre Kainatta olup biten herşeyin kararını Allah değil, haşa şeyhler, veliler verirler. Şeyhin izni olmadan, bir kedinin, fareyi dahi yemesi mümkün değildir. İşte Tasavvuf inancının Allah’ı nasıl hayatın üzerinde devre dışı bırakmaya çalıştığını göre biliyoruz. Kutupların isteğiyle kainatta olan biten herşey meydana gelmekte. Bu inancın mensuplarının İslam diniyle yakından uzak dan bağlantıları yoktur. Böyle bir inanca sahip olan bu kafirler Allah’ın dinine açık bir şekilde savaş açmışlardır.’
    Kuran’a göre, Allah’ın kendisine ortak, yardımcı kabul etmediği alanlardan birisi de, varlığın, kainatın yönetimidir. Bütün varlık alemini yöneten, mutlak ilim, kudret ve hikmet sahibi Allah dır. Allah’ın emri izni olmadan, Kainatta hiç bir şey geçekleşmez ve bir yaprak dahi dökülmez. Bütün bunlara rağmen Tasavvuf inancı ,Allah’ın bu yönetim hakkını bir takım ilahlaştırdıkları varlıklara vermişlerdir.
    De ki: “Size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam.” De ki: “Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?” (En’am Suresi, 50)

    O bir şeye, karar verirse ’’Ol’’ der ve dilediği hemen olur. ( Mümin 68)

    Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En’am Suresi, 59)

    Sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra tahtına kurulup gündüzü , onu durmadan kovalayan gece ile örten, güneşi, ayı, yıldızları buyruğuna baş eğdiren Allah’dır. iyi bilin ki, yaratma ve emretmek O’na aittir. (Araf 54)

    Allah geceyi gündüze ve gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye kadar hareket edecek, olan güneşi ve ayı buyruk altına tuttuğunu ve Allah’ın yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmiyor musunuz ? bu böyledir. ( Lokman 29)
  3. mehmet-4

    mehmet-4 Islam-TR Üyesi

    [​IMG]
    HIZIR HOCANIN VE CÜBBELİ AHMEDİN BOZUK PEYGAMBER İNANÇLARI

    TEVRAT DAKİ ALLAH İNANCI
    ÇIKIŞ: BAB: 31 /17
    S: 87: O, İsrail oğulları ile benim aramda ebediyen bir alamettir; çünkü Rab gökleri ve yeri altı günde yarattı ve yedinci günde rahat etti ve dinlendi.
    TEKVİN:BAB: 33 / 24-30
    S: 33 Ve Yakub yalnız başına kaldı; ve seher sökünceye kadar, bir adam onunla güreşti. Ve onu yemediğini görünce uyluğunun başına dokundu ve onunla güreşirken Yakup’un uykul başı incindi, ve dedi; Bırak gideyim, çünkü seher vakti oluyor, ve dedi: Beni mübarek kılmadıkça seni bırakmam.ve ona dedi: Adın nedir ? ve dedi ki, Yakub. Ve dedi: artık sana Yakub değil ancak İsrail denilecek; çünkü Allah ile insanlarla uğraşıp yendin. Ve Yakub sorup dedi: Rica ederim, adını bildir. Ve Dedi: Adımı niçin soruyorsun ? ve orda da onu mübarek kıldı. Ve Yakub o yerin adını Peniel koydu. “Çünkü Allah’ı yüz yüze gördüm ve canım sağ kaldı” dedi.

    HOSEA: BAB: 12 / 2-4
    S.862 Rabbin Yahuda ile de davası var, ve Yakub’u kendi yollarına göre cezalandıracak, ona işlerinde göre ödeyecek. Rahimde kardeşini topuğundan tuttu, ve erkeklik çağında Allah ile güreşti ’’ ve melekle güreşip yendi.

    İşte Tevrat’ın ortaya koyduğu Allah inancı budur. Dünyayı yaratıp sonra dinlenen, yada bir beşerin karşına bir insan gibi çıkıp onunla güreşen bir Allah inancı. Eminim ki, şimdi siz bu inançlardan dolayı Yahudileri kafir, müşrik, putperest olarak görüp onları tekfir edeceksiniz. Ve bunları bu şekilde tekfir etmeniz gayet normal bir şeydir. Çünkü İslam dinine aykırı bir Allah inancını ortaya atmaktalar. Bütün bu tutumlarınız normal, ama anormal olan şey İslam’ın motifleriyle motiflenen ve hakkı batılı bir birine karıştırıp bozuk bir Allah inancını ortaya koyan tarikat şeyhlerini tekfir etmemeniz… Yahudileri yerden yere vururken Tarikatların ortaya koyduğu bozuk Allah inancını gömemezlikten gelmeniz ve hala o insanların peşlerinde gitmeniz sizin de o insanlardan hiçbir farkınızın olmadığını göstermektedir.
    Tevrat’ın bozuk Allah inancını ret ettiğimiz gibi ve onların bu inançlarına inanan insanları Kafir ilan ettiğimiz gibi acaba biraz dan ortaya koyacağımız Tasavvuf daki bu sapık Allah inancını da reddedip o inançları ortaya koyanları tekfir ede bilecek misiniz. ? edip etmemenizi tamamen size bırakıyorum, ama etmediğiniz takdirde bir Yahudi den bir Hıristiyan dan hiçbir farkınızın olmadığını söylemem gerekir. Şimdi Mahmut efendi olarak bilinen o cemaatin Allah inancını ortaya koyalım.
    MAHMUD EFENDİ’NİN DAMADI OLAN HIZIR HOCANIN ALLAH İNANCI
    BAYRAM ALİ HOCA ( HIZIR HOCA)

    MUHAMMED MUSTAFA EŞİTTİR ALLAH

    Bu insan, Çarşamba cemaatinin lideri olan Mahmut efendi olarak, bilinen zatın damadı dır. ve bir Nakşibendi tarikatın mensubudur. Şimdi bu kişinin Allah inancını ortaya koyalım

    “Muhammed Mustafa ona ben güneş diyemem güneş batar,
    Muhammed Mustafa (S.A.V.) su diyemem su durdu mu kokar ,
    Muhammed Mustafa ekmek diyemem ekmek durdu mu bayatlar ,
    Muhammed Mustafa çok leziz bir yemek diyemem çünkü yemek durdu mu ekşir.
    Muhammed Mustafa nın müşebbehünbih (benzeri benzetilebileceği) yoktur.
    Muhammed Mustafa Muhammed Mustafa’nın benzetilebileceği hiçbir bir varlık yoktur.
    İmam Rabbaninin (K.S.) buyurduğu gibi MUHAMMED MUSTAFA EŞİTTİR ALLAH
    bir eti ve kemiği var farklı olarak o kadar…
    KAYNAK: Bayram Ali Hoca:"Hz. Muhammed esittir Allah" - YouTube
    Gerçekten de şüphe yok ki Allah, Meryem oğlu Mesih’tir diyenler kafir oldular. De ki: Meryem oğlu Mesih’i de, anasını da ve yeryüzündekilerin hepsini de helak etmeyi dilese Allah’a karşı herhangi bir şeye kim sahip çıkabilir? Ve Allah’ındır göklerin, yeryüzünün ve ikisinin arasında olanların saltanatı. Dilediğini yaratır ve Allah’ın her şeye gücü yeter.(Maide 17 )
    Yüce Allah Hırıstiyanların teslis inançlarından dolayı kafir olduklarını bildirmektedir. Hz İsanın haşa Allah olduğunu ortaya koyan herkes bizim inançımıza göre kafir dir. peki ‘’ Hz Muhammed eşitir Allah diyen Tasavvufcular Müslüman mı sizce ?’’ kim bir peygamberin Allah’ın oğlu olduğunu söylerse hiç şüphesiz kafir dir. Mahmut efendinin cemattine göre Hz Muhammed haşa Allah dır.

    CÜBBELİ AHMED’İN ALLAH İNANCI

    KURAN’IN BİZZAT RESULLAH TARAFINDAN YAZILMASI
    ‘’Hz Muhammed, Cebraile ne dedi? Sen Vahiyi nerden alıyorsun ben Rabbimi göremiyorum bir hicap, izzet perdenin önüne geliyorum, perdenin önüne ilka bululan, perdenin orda vahiyi alıyorum, ordan Levhi mahvuza, orda semai dünyaya ordan senin kalbine, dediki bir daha vahiy olduğunda o perdeyi bir arala, sen arala dedi, Cebrail bir araladıki Resullah orda oturuyor.ha Hz Muhammed’en vahiy Cebraile geliyor.
    KAYNAK: Tasavvufcular Qur'ân?n Rasûlullâh Taraf?ndan Uyduruldu?unu ?ddia Eder - YouTube
    Cübbeli Ahmed’e göre vahiyi cebraile yollayanın bizzat, Hz Muhammed olduğunu söyleyerek, Hz Muhammedin bizzat Allah olduğunu ortaya koymakta. Oysa bu inanç İslam’a tamamen aykırı bir inançdır. Allah cc bu sapık inançta olan Müşrikleri şu ayetle uyarmakta.
    Bu Kuran, Allah’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekini doğrular ve O Kitap’ı açıklar. Alemlerin Rabbinden geldiğinden şüphe yoktur. Senin için, “Onu uydurdu mu?” diyorlar. De ki: “Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah’tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın.” (Yunus 37-38)
    Kuran bizzat Allah tarafından, Hz Muhammed’e indirilmesine rağmen, tasavvufcular vahyin merkezi olarak Hz Muhammedi göstermektedirler. Ve Hz Muhammedi bu şekilde ilahlaştırmaktalar. Oysa ilahlaştırdıkları Hz Muhammed’i Kuran bizlere bir insan olarak bildirmektedir.
    Ben beşer peygamberden başka birşeymiyim? ( İsra 93)
    Muhammed sadece bir resüldür. Ondan önce de nice elçiler gelip geçmiştir. Ali-İmran 144
    De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, ilahınızın bir tek ilah olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi orak etmesin.Kehf 110
    De ki: Doğrusu ben kendi başıma siz e ne zarar vermeye nede fayda sağlama gücüne sahibim.
    Deki, gerçekten ( bana bir kötülük dilerse) Allah’a karşı beni kimse himaye edemez, O’ndan başka sığınacak kim sede bulamam. Benimkisi yalnız Allah’an olanı onun gönderdiğidir. O kadar. Cinn 21-23
    Deki ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim. Ne fayda sağlaya bilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim. Şayet gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim. Araf 188

    HADİS KAYNAKLARI

    BUHARİ
    Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı sürette methettikleri gibi, sakın sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki,ben sadece bir kulum. Onun için bana sadece Allah’ın kullu ve resülü deyiniz. BUHARİ enbiya 48

    Şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım. Zaman olur ki, bana sizden iki hasım gelir de, biriniz haksızken diğerinden daha düzgün konuşmuş olabilir. Ben de o düzgün sözleri doğru sanarak onun lehine hükmedebilirim. Binaenaleyh kimin lehine bir Müslümanın hakkı ile hükmettimse, bilsin ki bu hak ateşten bir parçadır. İster onu alsın ister bıraksın. ( Buhari^)

    Görüldüğü gibi Hz MUHAMMED bir beşer ve Allah’ın yüce bir peygamberinden başka bir şey değildir.
  4. mehmet-4

    mehmet-4 Islam-TR Üyesi

    [​IMG]
    TAKDİM;

    İrşat Edicim, Kurtarıcım ve Efendim Abdülhakim Arvasi Hazretlerine ait, dışından öğretici mahiyete, bu son asrın en büyük din eserini , en titiz sadakat, en derin dikkat ve en keskin haşyetle sadeleştirken, kendimden ekleyeceğim biricik ölcü , Büyük veli’nin muazzez ruhaniyetine sığınmak ve affını dilemektir. Nisan 1983 / Necip Fazıl.

    NECİP FAZIL’IN VAHDET-İ VÜCUT İNANCI
    (BÜTÜN KÂİNATIN ALLAH’IN VÜCUDU OLMASI)

    Varlık birliğine inan Allah ehlinin sözlerinden şu anlaşılıyor. Bütün kainat tek bir vücut belirtir, oda Allah’ın vücudu…. Allah’ın vücudundan başka hiç bir şeyin vücudu yoktur. Eşyanın vücudunda görülen her şey varlığını tek zat tan alır. Şüphe yoktur ki Allah , bu kainatın ne kadar zeresi varsa , hepsini kendi varlığını ve birliğini nakşetti. Onun içindir ki, kainatın topyekun zerreleri, O zat’ın varlık ve birliğine kesin bir delaletle işaret eder. Zannedilmesin ki, kainatın bu zerrelerinden birisi başlı başına vardır ve yahut hepsi birden hakiki varlık olarak mevcuttur. Bu eşyanın hiçbiri yokken, O, bir olan zat vardı. Var olan işte o zat tır ve ondan başka mevcut yoktur . Alem denilen mahluklar da o ’’Zat’’a ait birlik ve varlığın işaretleridir. Esseyyid Abdülhakim Arvasi- Necip Fazıl Kısa kürek- Tasavvuf Bahçeleri, Sayfa 129 Büyük Doğu yayınları. İlk Basım 1983 Ayrıca bakınız Rabıta-i Şerife Necip fazıl Kısa kürek sayfa 139 Büyük Doğu yayınları

    Biri var ki, başında da, sonunda da, varolan O’dur. O’ndan başka var yoktur. Bu dünya ’’ bir varmış bir yokmuş’’ mealindedir. Yani ezellerin ezelinde bir zat vardı. Ondan başka hiçbir şey yoktu. O zatın bilgisinde, bu alemin böyle olacağı vardı. Kendi vücudunun ışığı ile, o zat, bu alemi var eyledi bütün mevcutları, varlık çehresiyle apaçık ortaya çıkardı ve görünür kıldı. Yani o zat, yine her anda bütün mevcut ları varlıkla yokluk arasında gezdirir, varlıkla yokluk arasında sanatını gösterir. Ezellerin ezelinde yok olan yine yoktur. İsterse var gibi görünsün ..
    Ezellerin ezelinde var olan zat her şeyi kucaklayıcı ve kendisinde helak edici manasıyla, var olandır. Var ve bir olan O’dur. O, birliğiyle ve sınırsız kudretiyle her şeye kadirdir. O kutretinin yetkinliğiyle kendi zılli vücudunu ( varlığın gölgesini) sana ve bana ve alemin her zerresini verdi. Bu sayede sen ve ben ’’ senlik’’ve ’’ benlik’’le seçilip birbirimizden ayrılıyor ve farklı oluyoruz. Abdülhakim Arvasi, Necip Fazıl Kısakürek, Rabıta-i Şerife Sayfa 140 Büyük Doğu yayınları İlk basım tarihi 1974 Son basım tarihi 2008

    HALLACIN HIRKASI BAĞDADI BOĞULMAKTAN NASIL KURTARIYOR.

    Mansur , bu dervişe vasiyet etmişti:

    Cesedimi yaktıktan sonra küllerini Dicle’ye dökeceklerdir. Korkarım ki nehir taşıp Bağdad’ı basmasın !.. O zaman hırkamı nehrin kenarına götürüp sulara at ! .. işte bu derviş, konunda Mansur’un hırkası, sessiz ve kimsesiz nehre doğru yol alıyor.

    Nehir yavaş yavaş kabarmakta … Fakat Mansur’un hırkası, sessiz ve kimsesiz nehre doğru yol alıyor. Nehir yavaş yavaş kabarmakta. Fakat Mansur’un hırkası suların hassas tenine değer değmez. Dicle hemen ürperecek, hemen sinecek, hemen yumuşayacaktır. Nehir, hırkanın korkusunu alır almaz derhal büzülerek , kabuğuna çekilecek ve Bağdat, koca Bağdat boğulmaktan kurtulacak… Derviş, iki büklüm nehre doğru ilerliyor. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 106-107 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
    HALLACIN ÖLMÜŞ PAPAĞANI DİRİLTMESİ

    Yine anlatıyor : Bir kere de, henüz can vermiş bir papağana, yine parmağının ucuyla dokunur dokunmaz. Hayvanın dirildiğini ve yerinden kalktığını gördüm. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 110 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948

    MÜRİDİ ÖLDÜRÜP DİRİLTEN ŞEYH

    Bir mecliste ona biri şöyle diyor:
    İçime ölmek arzusu çöktü . Şeyh emir veriyor. Öl ! ve adamın birden bire kendinden geçip ölü gibi yere serildiği görülüyor. Mecliste bulunan zahiri ilim ehlinden biri şeyhe dönüyor:
    Bir diriyi öldürdün, ya bir ölüyü dirilte bilir misin ? Marifet onda ! Şeyh soruyor Ölü dediğin kimdir ? yerde yatanı gösteriyor. Şeyhin gözleri görünmez bir noktaya dalıyor. Allah’ım şu yerde dirilt ! ve adam diriliyor. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 240-241 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948

    İSTEDİĞİNİZ GÜNAHLARI İŞLEYİNİZ !
    SİZİ CEHENNEM DEN KURTARACAK BASİT BİR FORMÜL.

    Bir hadis vardır. Tevhid Kelimesini yetmiş bin kere tekrarlanacak olursa, onu söyleyenin, yahut söyliyen tarafından niyet ve hediye edilerek şahsın kurtuluşunda müessir olur. Ben de bu zikri yetmiş bin kere tekrarlamış , lakin kimsenin adına niyet ve hediye etmeden içimde saklamıştım. Bir gün bir yerde yemek yerken hal ve keşif sahibi bir çocuğun, elini yemeğe götürür götürmez ağlamağa başladığını gördüm. Çocuk sebebini soranlara, cehennemi gördüğünü, annesinin orada azap çektiğini ve bu yüzden ağladığını söyledi. İçimden dedim ki, Allah’ım biliyorsun ki, Tevhid kelimesini yetmiş bin kere tekrarladım, işte onu bu çocuğun annesi azaptan kurtulsun diyet ve hediye ediyorum! Ben bu niyeti eder etmez çocuk gülümsedi ve annem cehennemden kurtuldu. Diye haykırdı ve yemek yemeğe başladı. Hemen hadisin doğruluğu, Çocuğun keşfi yolunda bana malum oldu… Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 292 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948

    MUHYYİDİN ARABİNİN GEÇMİŞ VE GELECEKTEKİ BÜTÜN İNSANLARIN SAYISINI BİLMESİ

    Manevi ilimlerden başka maddi ilimlerde de pek ileriye gitmiş olan ve esasen tasavvufta müessirden ziyade eser üzerinde derinleşmiş bulunan Şeyh-i Ekber riyazıye ilminde de bir çok yüksek keşif ve buluşlar sahibidir. Hatta onun bulduğu bir düstura göre, filan rakamın falan rakamla muamelesinden cıkacak olan rakam Hazret-i Adem’den son insana kadar gelecek bütün beşer evladının sayısını vermektedir. Bu buluşa inanamayanlara ve artık bu kadarına hayali sayanlara karşı Şeyh demiştir ki:

    Beni Kızdırmayın, size Hazret-i Adem’den son insana kadar gelmiş ve gelecek her ferdin çehresini bile çizerim ! Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 333 Sayfa 296 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948

    KERAMETİYLE ADAMI ÖLDÜREN ŞEYH

    Mevlana Sadedin Kaşgari :

    Bir gün Mevlana Nizamddin huzurundaydık. Mevla’ya bağlı ulemadan bir zat, ilim tahsil yolunda birinden bahsetti ve Mevlana hakkında çok kötü şeyler söylediğini iddia etti. Adamın kötülüğü üzerinde o kadar ısrarla dur du ki, Mevlana Hazretleri teessüre düştüler. Tam o anda , ilim tahsili yolundaki fesatçı adam uzaktan görünü verdi. İddia sahibi, onu parmağıyla gösterip ’’ İşte o bahis budur !’’ dedi. O kişi Mevlana Hazretlerinin önünde öyle edepsiz bir tavırla geçti ki, Mevlana Hazretleri bir ara gazaba geldi ve eline bir çöp alıp duvara bir kabir şekli çizdi. O bahis hemen yere düşüp kendinden geçmiş gibi uzandı. Yanına gidenler, adamın ölmüş olduğunu gördüler. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 340 Sayfa 296 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948


    ALLAH’I ŞEYHİN YANINDA İKİNCİ PLANA ATMAK

    Şeyh Abdülkebir Hazretleri, Mevlana Alaeddin’e soruyor.

    Sizin şeyhiniz, huzursuz olduğu vakit size ne derdi ? Yanıma geldiğiniz zaman kendisi toplayıp Allah’ı biliyorsunuz. Benden uzaklaştınız mı unutmayınız ki , ayrı düşmeyesiniz ! derdi.

    Sordular :
    Ya siz ne karşılık verdiniz ? süküt ederdik.
    Ne kadar da himmetsiz imişsiniz ! ’’ Biz Allah’ı bilemeyiz seni biliriz ! ’’ dememiz gerekirdi.

    Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 340 Sayfa 413 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948

    ÖLÜ DEN YARDIM İSTEME

    Kudüs’ten Buhara’ya kadar gezdiği İslam beldelerinde ikibine yakın halife ve sayısız mürid ediniyor. Müridlerinden biri her nerede olursa olsun, onun ruhaniyetine sığınır sığınmaz , imdadı hazır. Vefatlarından sonra da , Mezarlarına sırayla üç gün devam edip imdat isteyenlere himmeti büyük. Necip Fazıl Kısakürek Veliler Ordusunda 340 Sayfa 413 Büyük Doğu yayınları İlk basım 1948
  5. mehmet-4

    mehmet-4 Islam-TR Üyesi

    [​IMG]
    “ŞEYH ŞERAFEDDİN VE ALİ USTA”
    YAZARI HASAN BURKAY

    ŞEYH ŞERAFETTİNİN MÜRİTLERİNİN ÖMRÜNÜ UZATIP KISALTMA ŞİRKİ (SYF.22)

    Ali Usta, Şeyh Şerâfeddin EfendiyeSenin de böyle bir hassan yok mu Şeyhim?” dedim. “Var,” dedi.
    Var dedi Nağşibendi meclislerine bizi anarak diz cökmüş herkese şefaat etmek. İkincisi Çocuklara Levh-u Mahfuz da kaytlı olan isimlerini vermek.Üçüncüsü bana ait olan mürüdanın ömrünü eksik veya ziyade etmek yetkileri,bana verilmiştir.

    ALİ USTANIN RUHLAR ALEMİNDE ŞEYHE EMANET EDİLME YALANI (SYF:8)

    Yok dedi Şahı Nağşibendinin doğduğu gece başladı bu da keramet. Şeyh efendinin büyüklüğünü anladım ve daha sonra çok şey ler gördüm. Elhamdülillah Bununla beraber herşeyin hakikatini öğrenmekten vazgeçmedim. Şeyh efendi zaman zaman bana “Yahu Ali usta ne biçim adamsın böyle ?” derdi.Uzun bir iple bir çardağa bağlı ata benziyorsun; boyuna dönüyor, tavaf ediyorsun. illa ipini çekmeliyim ki bağlı olduğunu anlıyasın.
    İhvanlar Şeyh Efendi ye demişlerdi ki Bu Ali usta her zaman seni imtihan ediyor. Sana ağır sualler soruyor. Defet bunu başından.Şeyh efendi de Ali usta ruhlar Aleminde bana böyle emanet edilmiştir.Onu böyle teslim aldım Yerine kadar böyle götüreceğim cevabını vermiştir.

    ÖLECEĞİ GÜNÜ BİLMESİ VE BATMAK ÜZEREYKEN GEMİYİ KURTARMA ŞİRKİ (SYF:36)

    Cemaleddin Kumuki Hz.nin hanımı eşinin kıymetini bilmez ona eziyet eder o da sabredermiş Öleceğini gün eşine haline bildirmek için. Hanım şuanda filan yerde bir vapur batıyordu.onun kurtulması Allahın izniyle sağladım. Ben bu gün öleceğim sen yarın bir gazete al söylediklerimin Doğrulunu anlarsın demiştir. Cemaleddin kumuki nin kızı ertesi gün gazeteyi alıyor.Hakikaten batmakdan olan bir vapurun mucize kabilinden kurtulduğunu yazıyormuş.Bunu o kız ile görüşenlere anlattı. Bu zatın kabri Karacaahmed mezarlığındadır. Ruhu şad olsun.

    ABDÜLKADİR GEYLANİNİN GELECEKDEN HABER VERMESİ VE GELECEĞİ,KADERİ DEĞİŞTİRMESİ ŞİRKİ (SYF:37:38)

    Abdül Kadir Geylanin zamanın da Bağdata şöyle bir olay cereyan etmiştir. Bir mürid şeyhine giderek.. şeyhim ben Basraya ticarete gitmek istiyorum.bir murakaba edermsiniz ? Bu iş de bir hayır varmı ? demiş Şeyhi Murakabadan sonra Mukadderatından basraya ticarete gitmende bir çok mahsurlar gördük. Basraya ticarete gitmende bir çok mahsurlar gördük. Basraya ticarete gidersen eli deki parayı kaybedeceksin mali Durumunu bozulcak ailen kötü yola Düşecek Basraya gitme Demiş.Aynı mürid Abdül kadir geylani Hazretlerine giderek diyorki.
    Ya üstat Ticaret için Basraya gitme müsadesi istedim. Şeyhim Basraya gitmemi sakıncalı buldu.siz ne istersiniz ? Abdül kadir Geylani Hz Sen git ticaretini yap demiş
    Bu söz üzerine Basraya giden Mürid orada bir gün umumi bir helada para dolu olan kemerini unutmuşdur. Çarşıda işlerini görürken kemerinin yokluğunu fark etmiş. Dönüp helaya gittiğinde kemerini bıraktığı yerde bulmuş. Böyle umumi bir yerde kemerinin kimsenin almamış olmasına şaşmış. Aynı adam bir akşam rüyasında eşinin yabancı bir erkekle zina halinde görmüş. Bu rüyanın çok tesiri altında kalmış.
    Günlerce ibadetinin ve yediğinin içtiğinin tadını kaybetmiş. İşini tamamlayıp karlı bir şekilde memleketine döndüğün de Şeyhine giderek Dedikleriniz çıkmadı. Ticaretimi güzelce yaptım,geldim Ailemde de bir kötülük yok demiş. Bunun üzerine Şeyhi Sen benimle konuşdukdan sonra kime gittin ? diye sor. Mürid Abdül kadir Geylaniye gittim. Şeyhi Biz Mukadderatı görürüz fakat onu değiştiremeyiz. Biz tasarruf ehli değiliz. Abdül kadiri Geylani ise Tasarruf ehli dir. Mukadderatı değiştirir. Paranı kısa bir süre için kaybetmen, o elim hadiseyi rüyada atlatman Abdül Kadir Geylani nin tasarrufu ile Mukadderatının değiştirilmesi sayesinde olmuştur.

    KELİME-İ TEVHİDİN ZAHİRİ MANASI İSLAMA AYKIRI BİR GÖRÜŞ.(SYF:41)

    Küçük Hüseyin Efendi: “Bu çok küçük şey demiş Bizim arkamıza takılan cahillerden bir Hasan var. Dışarıda bekliyor. O Hasanı çağırın. O da verir bunun batini manasıni” demiş. Hasanı Çağırmışlar. Küçük Hüseyin Efendi “Hasan bunlar Lailahe illallah ın zahiri manasının biliyorlar,batini manasını da bizden istiyorlar. Sen ver bunun manasını”dedi.

    Hasan Şeyhim bunlar korkmazlar mı acaba ? içlerinde korkacak varsa dışarı çıksın demiş.
    Korkmayız,korkacak ne varki ? demişler.Bunun üzerine Hasan bir “La ilahe” demiş durmuş.Bütün kainat yok olmuş. Kendileri de bir tehlikeli mevkide sallanıyormuş. Çok fena korkmuşlar. ’’ İllallah’ demiş yerli yerine gelmiş.’’ Zaten Allahtan başka bir şey yok’’
    Herşey yoktan var olmuştur. Demiş. “İkinci mana daha korkunçtur.Korkan varsa dışarıda dışarı çıksın” diye ilave etmiş. Hocalarda “bu kadarı bize yetti” demişler.

    ŞEYHLERİN KAİNAT ÜZERİNDE TASARRUFU İDDİASI VE BÜYÜK ŞİRKLER (SYF:32.33)
    Evliyaullah Cenabı Hakkın lutfu ile böyle kuvveti var. Hayvanlar üzerinde de insanlar üzerinde de tasarrufu var.Hatta ağır gelir bazısına.Güneşin üzerinde kainatın üzerinde de tasarrufu var olanların.

    “KUTBÜL AKTAB OKYANUSLARDA HAYVANLARIN RIZKINDA YANLIŞIK OLURSA ONU DÜZELTİR” YALANI BÜYÜK ŞİRK (SYF::15.16)
    Şeyh efendi buyurduki Oğul Hatıf üçdür.Biri Allahın biri melaikenin öbürü şeytanın dır. Cihetsiz gelen hatıf Rabbanidir. Ta tebeden gelen de Melaikenin dir. Sağdan ve soldan gelirse o zaman düşün buyurdular. Bende Ah Hz dedim ah Ben soracağımı unutum gidiyordum. Siz böyle şerşeyden haberdarmısınız ? dedim. Şerafeddin Hz. Kutbül Aktab,Büyük Okyanusun içindeki hayvanatın rızıklarından yanlışlık olursa Mesuldür.,Buyurdu.

    HZ ALİYE “DİN TÜRKLERİN ELİNDE KALACAKTIR” İFTİRASI (35)
    Yunan Harbi sırasında memlekedin harb hali ve harbi sonu İslami yetin durumu sohbet konusuydu,Şeyh efendiye Müslümanların ve memlekedin sonu ne olacak Hzret ? diye sordum. Şeyh Şerafeddin Hz bana Hz. Ali ra dan bir kıssa anlattı ve buyurduki. Bir gün HZ Ali Kerremallahü veche hazterlerine kendisi ile birlikde muharebe edenlerden biri bu Muharebe esnasında Böyle fitne içinde bu işin sonu ne olcak ? diye sormuş. O da Din kıyamete kadar bakidir. Dedikden sonra bir müddet başını önüne eğmiş öylece kalmış. Etrafındakiler uyudu zanetmişler. Neden sonra HZ. Ali (ra.) başını kaldırıp ’’Niğmel etrak’’ yani Din Türkler elinde kalacak Türkler ile yücelerek ve kıyamete kadar baki kalacak’’ demiş. Bununla Şeyh Şerafeddin HZ harbin sonun galibiyetimizle sona ereceğini müjdelemiş oluyordu.
  6. mehmet-4

    mehmet-4 Islam-TR Üyesi

    [​IMG]
    KENDİSİNİN ALLAH OLDUĞUNU SÖYLÜYOR.

    Hazret-i Allah’ı Kimi insanların duyması, Kimi insanların bilmesi, kimi insanların bulması için. ’’ Gerçek Mürşit Hazret-i Allah’tır ’’ Kitabını okuması lazımdır.

    Özüm Allah, sözüm yine Allah’tır. Bunu duyurmak için içimizdeki duyguyu bu kitap ta belirtiyoruz.

    Seyyid-i Kainat Sebeb-i mevcudat sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’i de Kimi insanların duyması kimi insanların bilmesi, Kimi insanların da bulması için.

    ’’ Nur-i Muhammedi’’ kitabını okuması lazımdır. Resul-i kitabını okuması lazımdır. Rasul-i Ekrem- sallallahu aleyhi ve selem- Efendimiz Hazret-i Allah’ın nuru, alemlerin gurur ve sürurudur. Biz onu böyle tanıyoruz..Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 11 Hakikat yayıncılık


    YAZDIĞI KİTAB’IN KUTSALLAŞTIRILMASI

    Tasavvufumuzun haricinden bir ilim var bu kitapta, gizli sırlar var. Bu kitap sırf bir nurdur. Bu nur bize arada verildi. Ve bu kitabı ilk okuduğum zaman şükür secdesine kapandım. Bu fakire bahşettiği nimete göz yaşlarıyla şükrettim.
    Şayet ben bunu açıklamadan, açmadan gidersem ah derim. Gözlerim açık gider.
    Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 9 Hakikat yayıncılık


    HZ PEYGAMBERİN HAYATTA OLDUĞUNU SÖYLEMESİ

    ’’ İşlerinizde sıkıştığınız zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz.’’ (Keşfül-hafa)

    Ruhu serapa nur olduğundan daima uyanıktı ve uyumakla abdesti bozulmazdı. Bu da ancak Allah-u Teala’ın ruhaniyetle, kutsi ruhla desteklediği kullarda olur, başkasında tecelli etmez. İşte bu Hadis-i şerif onun hayatı ile vefatı arasında hiçbir fark olmadığına delalet eder.. Resullah sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz’in hayatta olduğunu böylece öğrenmiş oluyoruz. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 145 Hakikat yayıncılık


    “ALLAH’IN VELİLERİN İÇİNE GİRMESİ” KÜFRÜ

    ’’ Mümin kulun kalbi, Rahman olan Allah’ın arşıdır’’

    Arşurahman nasıl olur ? perdeyi kaldır O var. Amma O perdenin altında.
    Demek ki: Bütün mükevvenatı bir insanda sığdırmasında onun için bir güçlük yokmuş. Peki bütün alemi bir insana nasıl sığdırıyor ? Hazret-i Allah o kalbe tecelli ettiği zaman o kişiden zerre kalmaz, O olur. Bütün alemleri onda dürmüş olur. Şu kadar var ki, onda zerre kalmayacak .
    Ali Havas- kuddise sırruh – Hazretleri buyuruyorlar ki :
    ’’ Hatta ne kadar veli gelmiş ve gelecek ise bunların hepsi feyizlerini ve medetlerini bu iki zattan almaktadırlar.’’

    Aslında hep Allah. Onu ona vermiş, onu ona vermiş, o kadar. Allah-u Teala bu büyük zatlara bu sırrı buyurmuş. Kime ne verdiğini onlara bildirmiştir. Hatemün- nebi’den bütün kainat alıyor. Hatemül- veliden bütün insanlık alıyor. Aslında Hazret-i Allah’tan başka hiç bir şey yoktur. Onlar ise birer perde den ibarettir. O nasıl tecelli ederse öyle olur. Bütün kainat almıyor,kainata oradan veriyor. Yani Allah-u Teala o perdenin altında veriyor. Doğrudan doğruya Allah-u Teala’nın vermesidir, o perdede ise O var. O sığdığı zaman ‘ ondan başkası yok zaten, Artık onda ne elbise, ne de maskenin hükmü olur. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 182 Hakikat yayıncılık


    ’’ Peki Mürşid-i kamil’in değeri nerededir ?’’

    Hazret-i Allah yalnız o maskededir. İşte Mürşid-i hakiki dediğiniz Hazret-i Allah budur. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 189 Hakikat yayıncılık

    ’’ Yere göğe sığmadım, mümin kulunun kalbine sığdım.’’ Buyurmakta dır.
    Resulullah sallallahu aleyhi ve selem- Efendimiz ise Hadis-i şeriflerinde buyururlar ki, ’’Mümin kulun kalbi, Rahman olan Allah’ın arşıdır. ’’ (K.Hafa)

    Kalplerin Arşurahman oluşu, içinde O’un oluşundan ibarettir. Gerçek manada insan-ı kamil’in özünde Hazret-i Allah var. O bir makedir, bir perde vasifesi görüyor. Allah’u Teala’nın arşı olması, onda tecelli etmesinden ötütürdür. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 330-331 Hakikat yayıncılık

    İnsan-ı Kamil’in Özünde Hazret-i Allah var.
    her şeyin bir özü vardır. Dağların özünde elmas var. Kabe-i Muazzama’ın özünde Hacer-i esved var. İnsan-ı kamil’in özünde Hazret-i Allah var. Ömer Öngüt Gerçek Mürşid Hazret-i Allah’tır. Sayfa 241 Hakikat yayınları


    ÖLÜLERDEN YARDIM İSTEMEK

    Şimdi size bu mevzunun özünü arz edelim. Tekrar tekrar ele alıyoruz ki, duymadığınız mevzuyu size duyurmuş olalım. Kabir ehlinden nasıl istimdat edilir ? Ruhu alınmış, kabre konmuş, böyle bir kimseden nasıl yardım istenir ? Ruh alınmış amma, diğer insanlarda bulunmayan yalnız ondan bulunan iki ruh vardır. Ruh gitti, Allah’Tealanın takviye ettiği ruhaniyet kaldı. Kutsi ruh bu işi yapıyor. Yardım isteyene yetişen işte bu ruhaniyettir. Hayatta da olsa, kabir de de olsa yardım isteyenlerin yardımına yetişir. Ömer Öngüt Nur-i Muhammedi sayfa 193 -194 Hakikat yayıncılık



    TC DEVLETİNE SAHİP ÇIKAN ŞEYH

    Dinimiz ve vatanımıza sahip çıkalım:

    Muhterem kardeşlerim!
    Dinimize ve vatanımıza sahip çıkalım. Açık açık görüyorsunuz, kafirler bir taraftan çalışıyor, solcular bir taraftan, masonlar bir taraftan, aleviler bir taraftan ve hepsinde daha tehlikeli olan sahte imamlar.
    İmamlar imamlar, dinde şirket kuranlar.
    Hakk’tan bahsederler,halktan meded umarlar. Cep cihatçılığı ile milyarları vuranlar.

    Dikkat ederseniz, işgal altındaki Müslümanların tek ümidi Türkiye’dir. En çok buraya gönül bağlarlar. Ümitleri ve gönülleri bu vatandadır. Fakat Müslüman gibi davrananlar bu kafirler, gerek dinimize, gerek vatanımıza içten saldırdıkları için dış düşmandan daha tehlikelidirler. Ömer Öngüt sözler ve notlar 5 sayfa 292-293 Hakikat yayınları
  7. mehmet-4

    mehmet-4 Islam-TR Üyesi

    CÜBBELİ AHMET’İN
    KUR’ANA AYKIRI GÖRÜŞLERİ

    [​IMG]
    Din ve dinin kutsal kitabı olan Kur’an, potansiyel bir güce sahip bir takım hurafeci, efsaneci , insanların tekelinde olduğu müddetçe , o toplum da yetişen insanların Tevhid dinini öğrenmeleri ve yaşamaları mümkün değildir. İnsanlar bağımsız bir şekilde Kur’ana yönelmediklerinde ,o insanların Allahın dinine mensup olmalarını beklemek büyük bir hata olur.Kuranı bir takım insanların tekeline koyduğunuz vakit ,ancak onların anlayışına göre bir din anlayışına sahip olursunuz. Kuranı tekeline alan bu söz de din adamları kitlelere hitap ederken “siz kuranı anlayamazsınız, kuranı ancak alimler bilginler din adamları anlar ,ondan dolayı direk kuran okuyup kurana göre doğrular oluşturduğunuz zaman sapıtabilirsiniz ,İslam dininin dışına çıkarsınız” sözleriyle malesef insanları vahyin aydınlığından uzaklaştırmaktalar.

    Dini kendi tekeli altına alan bu insanlar sözde din adamları yetiştirmekteler.
    Dinin, yanlış anlaşılıp ve anlatıldığı bir toplumda bidatçi, hurafeci, söz de din adamları mantar gibi çoğalmış ve çoğalmaktadır. Adeta bir Pazar, meslek haline gelen din adamlığı mesleği bir çok din adamı için bir geçim kaynağı olmuştur.Tıpkı Yahudi din adamları gibi Allahın ayetleriyle geçimlerini sağlayan bu insanlar Allah’a iftira üzerinde kurulan bir dinden beslenen toplum yetiştirmeye kendilerini adeta,adamış durumdalar.

    Cübbeli Ahmet olarak bilinen insan da maalesef Allaha iftira üzerine kurulan, bu dinin RUHBAN’ı konumundadır. Tıpkı o da diğer sözde RUHBAN’LAR gibi söylemleriyle, insanları şirke küfre davet etmektedir. Sözde Dindar kesime hitap eden bu şahıs kitaplarıyla verdiği vaazlarla büyük bir insan kitlesini, küfre şirke davet etmektedir. Şimdi bu bozuk toplumdan çıkan sözde İslam alimi olarak adlandırılan, bu tarikat mensubunun KUR’ANA aykırı ve insanlara aktardığı açık KÜFÜR lerini inceleyelim.

    İncelemeden önce bu konuda biraz bilgi vermekte yarar vardır. Cübbeli Ahmet olarak bilinen bu insan İsmail ağa cemati olarak bilinen Mahmut efendiye mensup ona beyatlı bir tarikat mensubudur. Kendilerini hem tarikat mensubu görüp hem de ehli sünnete mensup olduklarını söyleyen bu insanlar kılık kıyafetleriyle de toplum tarafından rahatlıkla tanınabilir bir duruma gelmişlerdir. Kuran’ın esaslarından uzak olan bu insanlara şeyhlerinin söylemiş oldukları küfürleri aktardığınız da size karşı saldırganlaşabiliyorlar. Aynı cemaatin mensubu olan Hızır hoca lakaplı bir kişinin çıkıp;
    ’’ Muhammed Mustafa eşittir ALLAH’’ demesinin altında bile bir hikmet arayan bu topluluk bağnaz bir şekilde şeyhlerine mensupdurlar. Şimdi Cübbeli Ahmet olarak bilinen bu insanın Kur’ana açıkça aykırı olabilecek görüşlerini aktaralım.


    YAZMIŞ OLDUĞU KİTABINI KİME İTHAF EDİYOR

    Sebebi telifi kitab olan Üstadım,Seyidim, Senedim, Ruhumun ruhu Kalbimin kıblesi,Nuru Didem ve Sürur-u sinem, Alim-i amil,Mürşid-i kamil, Delilüs salikin ve Musılül müridin, Kutbul medar, Kutbul-irşad, Kutbul ektab, Vahidü z- zeman, Feridü l –asır,Müceddidü,l-karni l hamise aşar,Beğıyyetül halef,Bakıyyetüs selef,Hadil-enam,Kaşifüz- zalam,el-Hac Muhmud el-Ofi ( Kuddise Sırruhu-) Hazretlerine Zelili hakir,mehini fakir,türab-ı akdamil evliya vr ğubar-u ebvabil fukara tarafından min gayri hadd ithaf olunur.


    ALLAH DOSTLARININ RÜKU VE SECDELERİ OLMASA EKİNLER YAĞMURLAR YAĞMAZ MIŞ

    Allahu tealanın dostları,kainattaki en büyük nimettir. Allah-u Te ala dan yardım isteyenler onların hürmetine isterler,onların yolu yolların en yakınıdır. Özelikle Nağşi büyükleri,Rabbani varid Allah-u Teala dan gelen Feyiz lerin sahipleri,belaların kendileriyle açıldığı en büyük nimetlerdendir.

    Onların mübarek varlıkları olmasa, yağmurlar kalkar,rüku ve secdeleri olmasa,ekinler ve meyveler mahvolur. (1)



    Cübbeli Ahmed’in akidesine göre evliyaların varlıkları olmasa yağmurlar kalkar ibadetleri olmasa ekinler, meyveler mahvolur. Bu şekilde olacağına dâir Kur’anda bir ayet yok. Bu tamamen Allah’a iftiradır. İster kafir olsun ister Müslüman olsun imtihanları sürecinde Allah rızıklarını vereceğini kuranda bildirmektedir.

    Eğer insanlar (Allah’a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahmanın (Allah’ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık. (Zuhruf Suresi, 33)
    İnsanlar dünyada yaşadıkları sürece Allah tarafından rızıklandırılmaktadırlar. İmtihanları gereği bu olmak zorundadır.
    Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılıverirler. (Rum Suresi, 48)
    Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (En’am Suresi, 6)

    ŞEYHLERE ALLAHIN SIFATLARININ VERİLMESİ
    Şah Ahmed Veliyyullah ed-Dehelevi EL-Kavlü l-cemil isimli eserinde şu beyanlarda bulunmuştur.
    Nağşi büyüklerinin acayip tasarrufları vardır ki onlardan bazısı şunlardır.
    1) İstedikleri bir şeye himmet edip, muratları doğrultusunda meydana gelmesini sağlamak.2) Müritlerini manevi tesirler altında bırakmak,3) Hastalıkları def etmek4) Günahkarların tevbe etmesine vesile olmak5) İnsanların kalplerini etkileyerek sevgi ve saygı sağlamak6) İdrak ve duyguları tesir altına alarak misal ve rüya alemine girmek.7) Diri ve Ölü Ehlullah ın manevi nisbetine vakıf olmak.8) İnsanların Akıllarından ve kalplerinden geçenlerden haberdar olmak.9) Gelecekdeki hadiseleri keşfetmek
    10) Yağacak belaları gidermek ve diğerleri.(2)
    CEVAP:Görüldüğü gibi Cübbeli, alt alta sıralanmış Şah Ahmed Veliyyullah ed-Dehelevinin bu batıl sözlerini kabul etmektedir.
    Sadece Allah’ın yapabileceği bu işleri şeyhlere veren bu insanlar Allahın yetkilerini şeyh dedikleri evliya dedikleri bir takım insanlara verip o insanları insan üstü varlıklar konumuna sokmaktadırlar.
    İbni Kesir tefsirinde şöyle buyurmakta :
    Hayat vermek öldürmek rızık vermek bir takım kimzeleri aziz kılıp başkaları zelil kılmak hastaya şifa vermek bir esiri esareten kurtarmak sıkıntı içerisinde olan birisini kurtarmak dua eden birisinin duasını kabul etmek bir dilek de bulunana istediğini vermek ve bir günahı bağışlamak ve buna benzer sayılamayacak pek çok fiilleri ve yaratıklarında dilediğini yaratması onun şanındadır.(3)
    Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. (Secde Suresi, 5)

    Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (Ra’d Suresi, 2)

    Göklerde ve yerde olan ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iştedir. (Rahman Suresi, 29)

    Şimdi maddeler halinde bu küfür içeren sözleri inceleyelim
    Bir evliya insanların kalplerinden geçirdiklerini bilebilirmiş.
    Allah’a göre bu mümkün değil ama tarikatçılara göre bu mümkün.Yani Allahın “siz kalp lerden geçeni bilemesiniz” demesi tarikatçılar için çok da kaale alacak bir şey değildir. Kalplerden geçeni Allah tan başka hiç kimsenin bilemeyeceğinin delilerini şöyle sıralaya biliriz.
    1) Kardeşleri dediler ki: “Biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde Yûsuf ve kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.” “Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz.” Onlardan bir sözcü, “Yûsuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu bulup alsın. Eğer yapacaksanız böyle yapın” dedi. Babalarına şöyle dediler: “Ey babamız! Yûsuf hakkında bize neden güvenmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini isteyen kişileriz.” “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz.” Babaları “Doğrusu onu götürmeniz beni üzer, siz ondan habersiz iken onu kurt yer diye korkuyorum.” Onlar da, “Andolsun biz kuvvetli bir topluluk iken onu kurt yerse (o takdirde) biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz” dediler.(YUSUF 8-9-10-11-12-13-14)
    Ayetin akışını dikkatlice incelediğimiz zaman Hz Yakup bile çocuklarının kalplerinde gizledikleri o korkunç şeyleri bilmediğini göre biliyoruz. Bir peygamber kendi cocuklarının kalplerinde gizledikleri şeyleri bilmiyorsa nasıl olursa şeyh, evliya, gavs olarak nitelendirdikleri insanlar müritlerin kalplerinden geçenleri bile bilsinler ki?
    Yusuf suresini dikkatlice incelediğiniz vakit bir çok yerde Hz Yakup kalplerden geçenleri bilemediklerini göre biliyoruz. Allah kalplerden geçenleri okumayı peygamberlere dahi vermemiştir. Ayetler buna en büyük delildir.


    ) “ Çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Biz onları iki kere azablandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler”. (Tevbe 101)
    ’’Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz’’

    Münafık kalplerinden olan küfrü gizleyip kendisini hak din üzerinde olduğunu söyleyen kişidir. Hz Muhammed şayet kalplerden gizlenen şeyleri bilseydi çevresindeki Münafıkları vahiy olmadan da pekala bile bilirdi. Oysa Allah kuranda sen onları bilmezsin, biz onları biliriz buyurmakta dır. Yani sen insanların kalplerinden gizledikleri şeylere vakıf olamasın, bilemesin, kalplerin, özünde gizlenen her şeyi anca ben bilirim, bu yetki sadece bana aittir, bildirmesine rağmen nasıl olurda Tarikat şeyhleri insanların kalplerinden geçenleri bilsinler. Tarikat şeyhleri Allahın peygamberlerinden üstün niteliklere sahip insanlarmı ki Allahın peygamberlerine vermediği bir özeliği tarikat şeyhlere versin. Peygamber kalplerden geçenleri bile bilseydi cevrelerindeki münafıkları vahiy inmeden de pekala rahat bir şekilde bile bilirdi.


    3) Rasulullah (s.a.v)’in mübarek zevcesi Hz. Aişe’ye münafıklarca en iğrenç iftira (ifk) yapılmış ve Medine kısa zamanda bu azim iftirayla çalkalanmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v), sevgili zevcesi hakkındaki bu dedikoduları kesinlikle tekzip edememiş çaresizlik içerisinde ashabıyla istişarede bulunmuş, bu arada Hz. Aişe’yi de babasının evine göndermiştir. Günlerce süren ve hem Rasulullah (s.a.s) hem de zevcesi için ızdırap veren bu durum içerisinde, bir gün Hz. Peygamber (s.a.s) hasta yatmakta olan Hz. Aişe (r.a)’ın başı ucunda, ona şu sözleri söylemektedir:

    “Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer günahsız isen Allah seni mutlaka temize çıkaracaktır. Yok eğer bir günaha bulaştı isen Allah’tan mağfiret dile, O’na tevbe et.”(4)

    Hz Aişe ye zina iftirası atılıyor bir takım insanlar tarafında. Şayet Hz Muhammed Kalplerden gizlenenleri bile bilseydi iftiraya maruz kalan eşine ’’ Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer günahsız isen Allah seni mutlaka temize çıkaracaktır. Yok eğer bir günaha bulaştın ise Allah’ tan mağfiret dile, tevbe et ’’ Demezdi. Ve vahiy inmesiyle Hz Aişe suçsuz olduğu ifitaraya maruz kaldığı ortaya çıktı. Bir peygamber dahi eşinin o anda kalbin den gizlediklerini bilmezken şeyhler nasıl olurda müritlerin kalplerinden gizledikleri şeyleri bilsinler.Hz Aişenin suçsuz olduğunu bilseydi Hz Muhammed eşini tevbe etmeye davet etmezdi.

    3)Türkiye’deki tarikatçıların çoğu kendilerini, Hanefi mezhebine nispet ederler. Peki Hanefi mezhe binden olduğunu söyleyen insanlara Ebu hanifenin “kalplerden geçeni ben bilirim diyen kişinin kafir olduğu” fetvasını sunsak acaba ebu hanifeye uyacaklar mı bu konuda?

    Ebu Hanifenin “kalplerden geçeni Allah tan başka kimsenin bilemeyeceği” fetvası..

    Kalplerde gizli olan şeyleri ancak Allah bilir. Keza kiramen katibin melekleri bile insanların acığa vurdukları amelleri yazmakla vazifelidirler. Çünkü kalplerde bulunan şeyleri bilmeye imkan yoktur. Kalplerde olanı ancak Allah ve Allahın kendisine vahyettiği peygamberlerinden başkası kimse bilemez. Vahiy olmadan kalplerde bulunanı bildiğini iddia eden alemlerin Rabbinin ilmine sahip olduğunu iddia etmiş olur. Kalplerde ve Hariç de Allahın bildiğini kendisinin de bildiği iddiasında bulunan insan büyük bir Günah işlemiş Cehennem ve küfrü hak etmiş olur..(5)

    Görüldüğü gibi Ebu Hanife’nin fetvasına göre bir kişi kalplerden geçenleri bilirim derse kafir olur. Türkiye’de bir çok tarikatçı Hanefi mezhebindendir. Acaba Ebu Hanife’nin bu fetvasıyla amel edecekler mi?

    Gelecekteki hadiseleri keşfetmek
    De ki, göklerde ve yerde, hiç kimse gaybı bilmez, onu sadece Allah bilir.” (Neml 65)
    “Bunlar gayb haberlerindendir, onları sana vahyediyoruz. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne de senin kavmin.” (Hud 49)
    ’’ Allah size gaybı bildirecek de değildir…” (Ali-İmran 179)
    ÖLMÜŞ OLAN ŞEYHLERİN RUHLARININ FARKLI ŞEKİLLERDE DÜNYAYA TEKRARDAN GELİP İNSANLARA YARDIM ETMELERİ
    Cüppeli Ahmet her ne kadar reenkarnasyon inancını ret ettiğini söylese de inanmış olduğu inancı bunun böyle olmadığını söylüyor. Ölmüş insanların tekrardan yeryüzüne gelip insanlara yardım ettiğini söyleyerek reenkarnasyon inancını tasdik ettiğinin gösteriyor. Şimdi Cüppeli Ahmet din kurana aykırı olan bu inancı aktaralım.
    Meşayıh (Kuddise Sırruhsum ) Şöyle buyurmuştur.
    Külliyet sahibi (Arşın üstünde bulunan alem-i emir deki asıl makamına dönme nurunu kazanmış) olan bir ruh, bu dünya aleminde yetmişbin surette zuhur edebilir.(şekilde görünebilir).
    Berzah (kabir alemin ) da ise,bedenden ayrılması sebebiyle daha kıymetli ve müstakilolduğun dan değişik suretlere girmesi daha evladır.(Esad Sahibzade Beğiyyetül-vacid,sh:75: Seyyid Abdülhakim Arvasi, Rabıta-i şerife,sh:34)İşte bütün bu Doğru nakillerden açıkça anlaşıldığı üzere: ruhlar için belli bir mekan yoktur.Yüksek velayet sahibi olan dostlar,kendilerine rabıta yapan müridlerine,görünerek veya görünmeden de Allah-u tealanın ruhlarına verdiği tasarruf (yetki) sebebiyle himmet ederler.(6)
    Bu nefisler (kullar), ilahi sıfatlar ile sıfatlanıp ”Fena filllah” makamına ulaşdıktan sonra,kulları hakka ve hidayete davet ve bir takım işleri yönetmek için bu aleme geri gönderirler.
    Sonra bu şerefli Ruhların,bedenlerinden ayrılarak veya hiç ayrılmadan,kainatta bir takım işleri tedbir ve bazı şeyleri tesir etmeleri mümkün,hatta vakıada mevcuttur (gerçekten vardır). Bakasana,insan bazılarını rüyasın da görür ve ondan,bilmediği bir meseleyi öğrenir.bazıları rüyasında irşad edilir.Bazılarının,Dünya sıkıntıları veya herangi bir ihtiyaçı keramet yoluyla başkası tarafında giderilir.
    Bunlara benzeyen işlerin çoğu bu alemde ruh vasıtasıyla olmaktadır. Bu ali ruhlar,ölümde bedenden ayrıldıktan sonra da, Allah-u Teala nın izniyle bu alemde tesir icra edebilirler. Hatta vefattan sonra ruhların güç ve tesiri,bedenlerinden daha fazla olur. (7)
    Evet Allah cc bazı velilerine ölümlerinden sonra da hayatlarında ikram ettiği gibi bazı kerametler vereçeği,böylece hastaya şifa vereçeği,boğulanı kurtaraçağı, düşmanına karşı bir kimseye yardım edeceği,yağmurlar yağdıraçağı ve o zata kerameten daha birçok şeyler yapaçağı hususunda hiçbir tereddüt söz konusu değildir.(8)
    Bu nefisler (kullar), ilahi sıfatlar ile sıfatlanıp ”Fena filllah” makamına ulaşdıktan sonra,kulları hakka ve hidayete davet ve bir takım işleri yönetmek için bu aleme geri gönderirler.
    Sonra bu şerefli Ruhların,bedenlerinden ayrılarak veya hiç ayrılmadan,kainatta bir takım işleri tedbir ve bazı şeyleri tesir etmeleri mümkün,hatta vakıada mevcuttur (gerçekten vardır). Bakasana,insan bazılarını rüyasın da görür ve ondan,bilmediği bir meseleyi öğrenir.bazıları rüyasında irşad edilir.Bazılarının,Dünya sıkıntıları veya herangi bir ihtiyaçı keramet yoluyla başkası tarafında giderilir.
    Bunlara benzeyen işlerin çoğu bu alemde ruh vasıtasıyla olmaktadır. Bu ali ruhlar,ölümde bedenden ayrıldıktan sonra da, Allah-u Teala nın izniyle bu alemde tesir icra edebilirler. Hatta vefattan sonra ruhların güç ve tesiri,bedenlerinden daha fazla olur.(9)

    CEVAP:
    Görüldüğü gibi ölümden sonra şeyhlerin ve bazı Allah dostları olarak nitelendirdikleri insanların tekrardan ruhlarının yeryüzüne intikal edip insanlara yardım ettiğine hastalara şifa vereceğine denizde boğulan insanları kurtardıklarına inanmakta cüppeli Ahmet. Bir yanda reenkarnasyonu inkar edip bir yanda da ölmüş insanların ruhlarının tekrardan yeryüzüne geleceğine inanmak reenkarnasyonu aslında kabul ettiğinin göstergesi. Ölmüş bir evliyanın ruhunun tekrardan farklı suretlere bürünerek geldiğine inanmak reenkarnasyon inançını kabul etmektir.
    Bu açıkca şunu göstermekte dir tarikatlarda ruhlara tapma animist inancların olduğu gösteriyor. Şamanizim de ve daha bir çok, uzak doğu kökenli dinlerde ruhları kutsallaştırıp ve bu şekilde o ruhların öldükten sonra bir takım insanlara yardım ettiği inançı Hint Şaman inanclarının en temel akidesini oluşturmaktadır. Oysa kurana göre Allah ruh hakkında cok az bir bilgi verdiğini şu ayette bizlere bildirmektedir.
    Sana ruhtan sorarlar; de ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” (İsra Suresi, 85)
    Allah’ın çok az bir bilgiye sahip olduğunu söylediği bir şey hakkında zanlara dayanarak araştırmalar yaparak ölmüş bir takım insanların ruhlarının farklı suret, bedenlerde dünyaya tekrardan gelip insanlara bir takım yardımlarda bulunul çağına inanmak kuranın bir çok ayetini kayle almamak tır. Ölmüş bir takım insanların tekrardan yeryüzüne gelip farklı bedenlerde yaşamlarına devam etme inancı Reenkarnasyon inançını oluşturur. Buda şunu gösteriyor Tarikatçılar reenkarnasyon İnancını kabul ettiklerini açıkça gösteriyor.
    Oysa kuran da peygamberlerin dahi öldükten sonra kavimlerin neler yaptıklarını bilemediklerini bildiriyor.,

    Öldükten sonra insanların ruhlarını yüce Allah tutuğunu Salı vermediğini şu ayete bildirmekte.

    ’’ Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini belli bir vakte kadar Salı verir ’’ (Zümer 42)

    Bu ayet açıkça şunu gösteriyor, Allah ruhu, belli bir yerde tutmaktadır. Yani Ölümüne hükmettiği bir insanın ruhunu tutmakta ölümüne hükmetmediği bir ruhu da bırakmakta.

    ’’ Geceleyin sizi öldüren ve gündüzün ne yapacağınızı bilen odur. Sonra belirli süre doluncaya kadar gündüzün sizi kaldırır. Sonra belirli bir süre doluncaya kadar gündüzün sizi kaldırır.’’ (Enam suresi 60 )

    Allah kuranda ölümüne hükmettiği insanların ruhlarını tutuğunu bildirmekte.

    “Rabbim, der, lütfen beni geri gönder. Ta ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” Hayır! Onun söylediği bu söz laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” (Muminun Suresi 99-100)

    Dirilecek güne kadar Allah ruhları bir berzah da tutmakta. Allah’ın tutuğu tekrardan yeryüzüne göndermediği bir şeyin aksisini iddia etmek Allahın hükümlerini açıkça inkardır .

    Şimdi peygamberlerin dahi öldüklerinde kendi kavimlerinden habersiz olduklarını bildiren ayetleri aktaralım.
    Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:
    “Ve yine Allah demişti ki: Ey Meryem oğlu İsa, sen mi insanlara: ‘Beni ve annemi, Allah’tan başka iki Tanrı edinin’ dedin? ‘Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen! Ben onlara: Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin diye senin bana emretmiş olduğundan başka bir şey söylemedim. Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen her şeyi görensin!’”( Maide 116)
    Ben onların içinde olduğum sürece onları kolladım, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun.
    “Allah, elçileri toplayacağı gün: ‘Size ne cevap verildi?’ der. ‘Bizim bilgimiz yok, gizlileri bilen yalnız sensin’ derler.” En’âm, 109.
    Razî, bu ayetin tefsirinde der ki:
    Onlar şöyle demek istemişlerdir: “Bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Bizim bildiğimiz, ancak onların bize, biz hayatta iken vermiş oldukları cevaplardır. Biz, vefat ettikten sonra, onların ne yaptıklarını bilemiyoruz. Ceza ve mükâfat, insanın hatimesine (son anına) göredir. Onların hatimesi ise, bizce malûm değildir.” İşte bundan dolayı peygamberler, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Şüphesiz gaybları hakkıyla bilen sensin” demişlerdir. (10)
    Görüldüğü gibi Hz İsa gibi bir peygamber dahi öldükten sonra kavminden habersiz olduğunu söylerken maleseff şeyhler Allah dostu olarak nitelendirdikleri insanlar öldükten sonra yeniden dünyaya gelip insanlara fayda zarar sağlamaktalar. Bu inancın kurana uygun hiçbir tarafı yoktur.
    Buhari de geçen şu hadis te peygamberin dahi öldükten sonra kavminden habersiz olduğunun göstergesi
    İmam Buharî bu ayetin tefsirinde şu hadisi zikreder:
    İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: Resulullah (s.a.v.) bir hutbe verdi de:
    “Ey insanlar! Şüphesiz sizler (kıyamet gününde) Allah’ın huzuruna yalın ayaklı, çıplak ve erlik yerleriniz sünnetsiz olarak toplanacaksınız.” buyurdu.
    Bundan sonra şu ayeti okudu: “O gün göğü, yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize söz; biz bunu mutlaka yapacağız.” (Enbiyâ, 104)

    Ve şöyle devam etti:
    “Kıyamet günü yaratıklardan ilk elbise giyecek olan kişi İbrahim’dir. Dikkat edin! Şu muhakkak ki, o gün ümmetimden bir takım adamlar getirilir de, onlar tutulup sol tarafa götürülürler. Ben hemen: ‘Ya Rab, onlar benim sahabîlerimdir!’ derim. Bana: ‘Şüphesiz sen, onların senin ardından dinde ne bid’atler çıkardıklarını bilmiyorsun.’ denilir. Buna cevaben ben de, Allah’ın Salih kulu (Meryem oğlu İsa)nun dediği gibi derim: ‘Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat sen, beni vefat ettirip içlerinden alınca, üstlerine görüp gözetici yalnız sen oldun…’ Yine bana: ‘Şüphesiz bunlar, sen kendilerinden ayrıldığından beri ökçeleri üzerine basarak geri dönmüş mürtetlerdir.’ denilir. (11)
    Görüldüğü gibi, peygamberlerin dahi Öldükleri zaman kavimlerinden habersizken onlara hiçbir fayda sağlamazken, ölmüş bir şey nasıl olurda öldükten sonra ruhunun yeryüzüne gelip insanlara bir takım faydalar sağlasınlar. Allah bu yetkiyi peygamberlere bile vermemişken şeyhler nasıl olurda bu yetkiyi kendilerinde göre biliyorlar.? Hz İsa yarabbim dünya dayken onların üzerinde gözetleyiciydim ama beni vefat ettik ten sonra onların üzerinde gözetleyici sendin benim onlardan haberim yoktu demesi acıkca şunu gösteriyor öldükten sonra hiçbir insanın ruhu tekrardan yeryüzüne gelip insanlara yardım edemeyeceğinin en büyük göstergesi. Üstelik Allah cc kendisi dururken şeyhlerin gelip insanlara şifa vermeleri denizde boğulan insanları kurtarmaları açıkca şirk dir. Allaha iftira dır.
    Allah’ cc bu hükümleri ortadayken Allahın bu hükümlerini görmemezlikten gelip şeyhler söylüyorsa bir bildikleri vardır inancına devam edenler Allahın şu ayetinin muhatabı konumundalar.
    ’’Kim Rahmanın Zikrini(ayetlerini) görmezlik den gelirse Biz ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık bu onun ayrılmaz arkadaşıdır.muhakkak bunlar onları,doğru yolda alı koyarlar ve onlarda kendilerini,hidayete olduklarını sanarlar’’ Zuhruf. 36
    Eğer Sizler Allahın bu ayetlerine rağmen Allahın bu ayetlerini görmemezlikten gelip Cüppelinin Şeyhler Öldükten sonra tekrar Dünya ya gelip Müritlerinden haberdar olur inancına inanırsanız Allah cc size şeytanı Musallat kılar ve sizin arkadasınız Şeytan olacağını unutmayın.
    Sadece allah’ın yapa bilceği şeyleri Allah tan başkasınında yapa bilceğine inanmak şirk dir. Allahın yetkilerini Allah tan başkasına vermektir.
    Tefsir Bilginleri derlerki: Hayat vermek öldürmek rızık vermek bir takım kimzeleri aziz kılıp başkaları zelil kılmak hastaya şifa vermek bir esiri esareten kurtarmak sıkıntı içerisinde olan birisini kurtarmak dua eden birisinin duasını kabul etmek bir dilek de bulunana istediğini vermek ve bir günahı bağışlamak ve buna benzer sayılamayacak pek çok fiilleri ve yaratıklarında diledğini yaratması onun şanındadır. (12)
    Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka ilahlar edindiler. Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir. Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz. (Yasin 74-75-76)

    De ki: “Allah dışında yakarmakta olduklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, yerden neyi yarattılar onlar? Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Eğer doğru sözlü kişiler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı getirin bana!”
    Kıyamet gününe kadar kendisine cevap vermeyecek birilerine, Allah’ın berisinden yalvarıp durandan daha sapık kim vardır? Ve o yalvardıkları, onların yakarışından habersizdirler.(Ahkaf 4-5)

    Şunu sor: “Bizi bu durumdan kurtarırsa andolsun şükredenlerden olacağız’ diye boyun büküp ürpererek O’na yakardığınızda, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarıyor?” De ki: “Ondan da tüm sıkıntılardan da sizi Allah kurtarıyor; sonra siz O’na ortak koşuyorsunuz.”(Enam 63-64)
    Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. (Secde Suresi, 5)

    Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. (Ra’d Suresi, 2)
    Göklerde ve yerde olan ne varsa O’ndan ister. O, her gün bir iştedir. (Rahman Suresi, 29)
    “Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeyin yöneticisidir.’’ (Zümer, 62)
    “Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara, 107)
    “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah, her şeye kadirdir.” (Âl-i İmrân, 189)
    “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Yaşatan, öldüren odur. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.”( Tevbe, 116)
    “Göklerin ve yerin mülkü (ve yönetimi) onundur. O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü ve düzen vermiştir.”( Furkan,2)
    “Biz bir şeyi(n olmasını) istediğimiz zaman, söyleyeceğimiz söz, sadece ona ‘ol’ dememizdir, derhâl oluverir (Nahl,40)
    Bunca Allahın ayetlerine rağmen tutup hala ölmüş şeyhler öldükten sonra insanlara yardım edebilirler inancına inanacak mısınız? Allah cc bunun mümkün olamicağını bu ayetlerde açıkça bildirmesine rağmen siz hala şeyhlerin denizde boğulan müridini kurtaracağına inanacak mısınız.? Yada hastalananlara şifa vere bileceğine inanacak mısınız. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;” (Şuara 80)

    HAYATINI CANINI ÖLÜMÜNÜ HERŞEYİNİ ŞEYHİNE FEDA ETMESİ
    Benim şeyhimin ismi Abdullah dır. O, bu alemde Gavs-ı A zam (en büyük gavs makamında) dır. Ben bu cihanda ondan başkasını bilmem .Varımı, cismimi,canımı (hedrşeyimi) ona feda ettim. Sende her şeyini feda et ki, Hakka gidelim, cemali ba kemali seyredelim.” (13)
    Varını canını her şeyini Şeyhine adayan bir insanın Allah’a adi cağı nesi ola bilir ki. Sen varını canını şeyhine adicaksan ey cüppeli Ahmet Allaha adiçağın şey nedir ? geriye ne kaldı. Oysa Allaha teslim olmuş bir muvvahid Ölümünü, hayatını her şeyini şu şekilde sadece allah’a adar.
    ’’De ki şüphesiz benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm yalnız âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’âm, 162)
    Müslüman’ın hayatı ölümü bütün ibadetleri sadece alemlerin Rabbi olan Allah içindir. Allah dan daha layık ola bilcek bir varlık yeryüzünde ve hiçbir yerde mevcut değildir.
    TASAVVUF CULAR ALLAH CC SIFATLARIYLA SIFATLANDIKLARINI SÖYLEMELERİ (BÜYÜK ŞİRK)
    Taciyye diye bilinen risalesinde Allahu Tealaya kavuşma yollarını sayarken buyurmuşturki.
    Üçüncü yol müşahede (Allah cc görür gibi olma) makamına ulaşmış ve sıfatı zatla tahakkuk etmiş (Allah-u Te’Ala nın öz Zatı’na ait sıfatların mahzarı-tecelli ettiği ve parladığı bir yer-haline gelmiş olan bir şeyhe rabıta etmek tir. (14)
    Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmış Allahın makamına ulaşmış bir şeyhe rabıta ediniz. Allah kuran da böyle bir şeyhin varlığında nerde bahsediyor.? Allah’ kendi sıfatlarıyla sıfatlandırıp kendi makamına çıkardığı böyle bir insan dan rabbimiz hangi ayetlerde bahsediyor.? Kuran da böyle bir inanç geçmediğine göre bu Allah’a atılan bir iftiradır.öyle bir iftiraki şeyhleri ilahlaştırıp allah’ın makamına çıkarta bilcek kadar büyük bir iftira.
    Böyle bir İnanç dan Alemlerin Rabbi olan Allaha sığınırız. Allahın Makamına bu şekilde bir insanı layık görmek en büyük Şirklerden bir tanesidir . Allahın Makamına ulaşmak kimin haddine düşmüş, kim böyle bir iddiada buluna bilir benim şeyhim yada filanca Adam Allahın Makamına ulaşmış sıfatlarıyla sıfatlanmış diye bilir. Mekke Müşrikleri dahi putlarına bu sıfatları vermiyorlardır. sadece Rububiyete şirk koşarken putların Allah’a daha çok yaklaşmak için aracılar kılıyorlardı.yani onlar putlarımız Allahın sıfatlarıyla sıfatlandı yada allah’ın makamına ulaştı demiyorlardı . böyle bir inanç Mekkeli müşriklerde dahi yok ken Tasavvufcular şeyhlerini Allahın makamına cıkartıp Allahın sıfatlarıyla sıfatlandıra biliyorlar. Demek ki Bunların Şirki Mekke Müşriklerin şirklerin den çok daha büyük dür.
    Ebu hanifenin , el-Fıkhul-ekber adlı eserindeki ifadeler arasında şu da vardır:
    O mahlu kadından hiçbir şeye benzemez .yaratıklarından hiçbir şeyde Ona benzemez. Bundan sonrada şunları söylemek te dir.Onun bütün Sıfatları yaratıkların sıfatlarından farklıdır. O bilir ama bizim bilgimiz gibi değil. O kudret Sahibidir ama bizim kudretimize benzemez. O görür ama bizim görmemiz gibi gibi değil. (15)
    İshak b. Rahaveyh derki: Kim Allahın sıfatlarını açıklarken Onun sıfatlarını Allahın yaratıklarından herangi bir kimsenin sıfatlarına benzetirse Kafir olur. (16)
    GAVS MAKAMINDA OLANLARIN ALLAHIN AYNASI OLDUĞUNU İDDİA ETMESİ (BÜYÜK ŞİRK)
    Gavsiyet makamına ulaşıp da,dili, icabet hazinelerinin anahtarı haline gelen bir zat,kabul kapılarını açmak isterse,kalbini Mevla Tealaya dayandırıp,dilini de dua ile kıpırdattığında, en büyük belaları insanlardan uzuklaştırlar.
    Çünkü artık o, Hak Teala nın aynası durumun dadır.ALLAH-u tealanın aleme nazar etmek dilediğinde evvela o zata tecelli eder, sonra ondan alemlere bakar. (17)
    Şeyhleri allah’ın aynası görüp ve allah’tealanın aleme nazar etmek istediğinde evvela o zata tecelli edeceği sonradan ondan aleme bakar ve haşa bir nevi Allahın şeyhin vucuduna girceği inancı allah’a açıkça atılmış bir iftiradır. Allah cc böyle bir şeyin bu şekilde ola bilceğini kuran da hiçbir ayetinde bildirmemiştir. Allah resüllü dahi kendisini bir insan gibi görmesine rağmen ve kendisinin diğer insanlarda hiçbir farkının olmadığı tek farkının sadece kendisine rabbin den vahiy indiğini bilmesine rağmen şeyhler Allah dostu olarak nitelendirilen bu insanları allah’ın aynaları gibi göre biliyorlar.
    “De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın bir tek tanrı olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin.” (Kehf 110)
    “De ki: “Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de sizi olgunlaştırmaya.
    De ki: “Beni Allah’ın azabından kimse kurtaramaz. Ondan başka bir sığınak da bulamam.Benimkisi yalnız Allah’tan olanı, onun gönderdiklerini tebliğdir o kadar.” (Cin 21-23)
    Allah resüllü bile bizim gibi bir beşerken bizden tek farkını kuranda rabbimiz bu şekilde açıklarken şeyhler nasıl olurda Allah resullünden farklı konuma gele biliyorlar. Onları bir peygamberden farklı kılan üstün kılan şey ne ola bilir ki. Oysa İslam dini insanların en üstünü olan peygamberleri dahi bu şekilde görürken tasavvuf inancı ise maalesef şeyhleri insan üstü varlıklar olarak görmekte.
    Darda kalmış kişi dua ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz.” (Neml 62)
    “De ki, Allah’ın dışında kuruntusunu ettiklerinizi çağırın bakalım; onlar, sıkıntınızı ne gidermeye, ne de bir başka tarafa çevirmeye güç yetirebilirler.
    Çağırıp durdukları bu şeyler de Rablerine hangisi daha yakın diye vesile ararlar, rahmetini umar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı cidden korkunçtur.” (isrâ 56-57)
    GAVS MAKAMINA ULAŞAN ŞEYHLERİN KARADA VE DENİZDE TASARRUF ETMELERİ
    Ruzbehan el-Bakli (kuddise sırruhu) meşrebül ervah İsimli eserinde yirminci babının,yirmi dört ve kırk sekisinci bablarında bu konuda şöyle buyurmuş dur.
    Gavslık makamına ulaşan bir kişi o derece tasarruf sahibidir ki,karada ve ya Denizde bir kişi, veya bir cemaat,her hangi bir bela ve şiddete düçar olup,aciz ve zor durumda kalsa,Allah-u Teala o zata o zata bunu bildirir.
    O gavs da hemen harekede geçerek Allah-u Teralanın izniyle onları o varta (tehlike) den kurtarır. Bu yüzden o zata yardım manasına gelen ”Gavs” ismi verilmiştir.
    Veli, büyüklerin makamına ulaşınca, kendisinden ne kadar uzakta olsalar, boğulan ve helakta olanlar, onun himmetiyle kurtulurlar. (18)
    ’’Kutupluk makamına ulaşmış olan zat küçük bir yuvadan da çağırılsa elbette icabet eder buyurdu.’’ (Suyui,el-Havi,2/454)
    Büyüklerin beyanına göre,kutbun ruhu o derece yükselir ve büyür ki cihanı doldurur ve ruhun,cesedi yönetmek için bedene nüfuz etmesi gibi o da bütün aleme sirayet eder (işler).
    Bundan Dolayı büyük gavs Abdü laziz ed-Debbağ (kuddise sırruhu) ” Divan ne imiş ? bütün divan benim göğsümdedir” derdi.
    Ahmet Bedevi (kuddise sırruhu) ” Okyanus dizlerimin üzerinde üzerinde deveran ediyor. Rabbimin izzetine yemin olsun ki,denizin suyu tükense dizlerimin suyu bitmez ” buyurdu.
    Abdülkadir el-Cili (kuddise sırruhu)
    ” Bütün Dünya benim nazarımda bir zerre gibidir” buyurmuş dur.
    Mevlana Halid (kuddise sırruhu)” Mektubat”ının dördüncü mektubunda şöyle buyurmuş dur.
    ” Muhakkak ki, velilerin ruhaniyetleri cisimlerine galip geldikleri için, bazen birkaç surette zahir olurlar ”(19)
    Gavs makamına ulaşmış bir şeyh Cüppeli Ahmed’e göre haşa Allah’ın görevlendirdiği SÜPERMENİ. Allah karada denizde herhangi bir sorunla karşılaştığı vakit Süpermen konumunda olan o Gavsı yardıma gönderirmiş. Bu Allah’a atılmış cok büyük bir iftiradır. Bunun iftira olduğunu Allahın ayetlerde bildirmektedir. Karada denizde sor durumda kalanlara Allah şeyhlerin aracılığıyla yardım edeceğine dahil kuran da tek bir delil yoktur. Şeyhlerin, Evliya olarak adlandırdıkları insanların bu tür görevlere sahip olduğunu iddia etmek allah’ın mülkünde ortakları olduğunu kabul etmektir.
    Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? (Saffat Suresi, 156)
    “De ki: “Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de sizi olgunlaştırmaya.
    De ki: “Beni Allah’ın azabından kimse kurtaramaz. Ondan başka bir sığınak da bulamam.Benimkisi yalnız Allah’tan olanı, onun gönderdiklerini tebliğdir o kadar.” (Cin 21-23)
    Resulleri onlara dediler ki: “Doğrusu biz, sizin gibi yalnızca bir beşeriz, ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah’ın izni olmaksızın size bir delil getirmemiz bizim için olacak şey değil. Mü’minler, ancak Allah’a tevekkül etmelidirler.” (İbrahim Suresi, 11)
    “Bilmedin mi ki, göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, yönetimi, mülkiyeti) yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı vardır.” Bakara, 107
    De ki: “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten şükredenlerden oluruz.’’De ki: “Ondan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarmaktadır. Sonra siz yine şirk koşmaktasınız.” (En’am Suresi,63- 64)
    “Göklerin ve yerin mülkü (ve yönetimi) onundur. O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü ve düzen vermiştir Furkan, 2
    “Biz bir şeyi(n olmasını) istediğimiz zaman, söyleyeceğimiz söz, sadece ona ‘ol’ dememizdir, derhâl oluverir.” Nahl, 40
    Bir işi yapmak istedi mi ona sadece ‘ol’ der, (o da) olur. Meryem, 35
    İşte bu ayetler, “KÜN FE YEKÛN = OL DER OLUVERİR dairesinde” sözün ve kudretin, şeriki olmayan yüce Allah’a ait olduğunu göstermektedir.Cüppeli Ahmed ve şeyhleri Sadece Allaha ait olan bu sıfatı Şeyhlere vermek dedirler. Allaha şirk koşmak dadırlar. Allahın Mülkünde Allahın yönetme yaratma özeliklerini bir takım insanara verdiğiniz takdirde yönetimde Allah a ortak kılmış olursunuz. Buda Şirkin ta kendisidir.
    MEVLANA HALİD’İN BİR HRISTİYANA NAZAR EDİP ONA HİDAYET VERMESİ BÜYÜK ŞİRK
    Nitekim İbrahim Fasih Efendi nin beyanına göre Tarikati Aliye-i Nağşibendiyye nin Halidiyye kolunun kurucusu olan Mevlana Halid-i Bağdadi (kuddise Sırruhu) bir kere yolda giden bir Hırıstiyana Bir nazar buyurur buyurmaz, o Nasrani büyük bir nara atarak cezbelendi ve Hazret-i şeyhin zaviye (tekke) sine gelerek Müslüman olup,taikata girdi,böylece yakin ve huzur ehlinde oldu.
    Bu hadise o kadar kesindir ki bir çok insan bunu gözüyle görmüştür ve bu kerametleri, kendisinin velayet-i kübrasına ve tasarruf-u alasına delalet eden en büyük delilerden sayılmış dır.(Ali kadri.Risale-i Behaiyye,sh.37-38)(20)
    Peygamberin bile yapmaya yetkili olamadığı bir şeyi şeyhler bir bakışlarıyla yapa bilme gücüne sahip olduklarını söylemeleri Allahın diniyle alay etiklerinin en büyük göstergesi.
    Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. O hidayete erecekleri çok iyi bilir.” (Kasas: 56)
    “Onları hidâyete erdirmek sana düşmez. Allah dilediğini hidâyete erdirir” (Bakara, 272)
    Sen ne kadar hırs göstersen de yine insanların çoğu inanmazlar” (Yûsuf, 103)
    Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: “Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va’din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin.” Dedi ki: “Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” Dedi ki: “Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.” Hud 46,47)
    Allah Hidayet verme yetkisini peygamberlerine dahi vermemişken tarikat şeyhlerinin bir bakışlarıyla Hırıstiyan olan birini hidayete kavuşturmalarını söylemeleri Allahın bu yetkisini kendilerinde gördüklerinin göstergeisidir. Şirk de zaten allah’a ait olan özelikleri kendinde görme yada Allah tan başka birine vermekle ortaya çıkıyor. Allah cc hidayet verme yetkisini kendinden başka hiçbir varlığa vermemekte.
    CÜPPELİ’NİN RABITA ŞİRKİ

    Mürid ile şeyh birbirilerinden ayrı mekanlarda olsalar da bu suretleri şeh,müridini terbiye eder. Mürid şeyhinin suretini,alnında tasavvur eder ve onun alnının ortasına yerleştirir. Bu tarz Rabıta, Müridin kalbine gelebilecek muhayyelatın definde (hayallerin uzaklaşdırılması hususunda) ilk iki kısımda zikredilen rabıta türlerinden daha kuvvetlidir.
    Mürid,şeyhinin suretini kalbinin ortasına getirir. Bu da kalbe gelecek olan havatırın definde akla gelen şeylerin kovulmasında daha etkilidir.
    Mürid,şeyhinin suretini,Mevla Teala nın nurlarının kendisinde toplandığı bir havuz mesabesinde kabul ederek önce alnının ortasında tasavvur eder. Daha sonra buradan kalbinin ortasına indirir ve kalbini,geniş bir kova olarak düşünmek suretiyle Mevla Teala nın nurlarının o havuzdan kalbine döküldüğünü tehayyül eder.
    Bu tarz rabıta,havatırının cümlesini bir kerede ortadan kaldırır.bu rabıta
    Çeşidi, daha öncezikredilenlerden daha faydalı olmasına rağmen onlardan daha zordur.
    Mürid kendisinin Ölmüş oladuğunu,cenazesinin yıkandığını,kefenlendiğini,tabuta konup musallaya getirdiğini,arkasından kimilerinin ağladığını,cenazesi kılınıp omuzlarda taşındığını, ve mezara götürülüp defbedildiğini,bütün teferrutıyla birlikte düşünür. Bu sırada kendi kendine ”Sen Öldünse burada zikreden kimdir ? diye cevap verir.
    Mürit Şeyhinin ruhaniyetini nurani bir daire şeklinde Düşünüp kendini o dairenin ortasında mülahaza eder ve kendinden tamamen geçinçeye kadar düşüncede daim olur. (21)
    ÖLMÜŞ OLAN BİR ŞEYHE RABITA ETMEK
    Evladım ! Eğer şeyhin ahirette ise, ona rabıta etmeyi adet etsen,bu caiz olur. Lakin yeni bir üstad bulmaz san nakıs (eksik) kalırsın. (22)
    RABITANIN MİKTARI HURAFESİ
    Hasen ibni Muhammed Hilmi (Kuddise Sırruhu ) nun beyanına göre Rabıtaya durulcak miktar için belirlenen sürenin en azı bir çeyrek saattir, yani onbeş dakikadır.
    Bunun sırrı ise şöyle acıklanmıştır.
    Şeyhin kalbi, oluk gibi, ondan akan feyiz,su gibi,müridin kalbi ise o suyun saltına konmuş kap gibidir. Su altına konan kap çok tutulmayıp da az bir zaman bırakılırsa, ona düşen birkaç damla su, ne içmeğe ne de abdest almaya kafi olamayacağı gibi,birkaç dakika yapılan rabıtanın da tesiri fazla olmaz.
    Fakat en az onbeş dakika oluğun altına tutulan kaba dolan suyla,içme,gusül ve abdest gibi ihtiyaçlar görülebileceği gibi, bu müddet yapılacak Rabıtayla da müridin kalbine ulaşan feyiz ve nur vasıtasıyla,sabahtan akşama ve akşamdan sabaha kadar şaytanı uzaklaşdırmak kolay olur.
    Çünkü şeytan, karanlığı mesken tuttuğundan, nur olan yere giremez.
    Ancak bu süreden az yapılan rabıtayla kalbe giren nur az olacağında çabuk kaybolur ve böylece şeytan müridin kalbine yol bulabilir.
    Yine böylece kuru, sert ve katı olan odun,suya atıldığında çabuk çıkarılırsa, hemen kuruyup eski sertliğine döneceği gibi,katı kalp de az bir rabıtayla yumuşamaz.(23)
    CEVAP :
    Kuranda , herhangi bir hadis kitabın da bu şekilde rabıta yapılacağına dair tek bir delil yoktur. Delilere dayanmadan Allahın dininde böyle bir ibadet şekli vardır derse biri ve onu Allahın ayetleriyle desteklemese Allaha açıkça iftira atmıştır. Allahın söylemediği bir şeyi Allahın dinine atfetmek Allaha iftiradan başka bir şey değildir.
    De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?” (Yunus Suresi, 59)
    Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir? İnkar edenlere cehennem içinde bir konaklama yeri mi yok? (Ankebut Suresi, 68)
    De ki: “Allah hakkında yalan uydurup iftira edenler, kurtuluşa ermezler.” (Yunus Suresi, 69)
    Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? İşte bunlar, Rablerine sunulacaklar ve şahidler: “Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır” diyecekler. Haberiniz olsun; Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir. (Hud Suresi, 18)

    Allah’ın söylemediği bildirmediği bir şeyi Allah söyledi Allah bildirdi demek Allaha açıkça atılmış bir iftiradır. İslam da Rabıta İnancına dahir ne bir mezhep imamın nede bir fıkıh ilmihal kitabın da herhangi bir görüş mevcuttur.
    ’’Ey Münkir ! Sen Resulullah (sallahu Aleyhi ve selem) in senin bu yapdığın da Razı olaçağını mı sanıyorsun ? Halbuki sen bu kadar sahabenin, Resulluha olan rabıtasını inkar ediyorsun.’’ (24)
    Cüppeli Ahmet, hiçbir delil sunamadığı bir küfrü inkar edenin Haşa Peygamberin razı olamicağının iftirasını ata biliyor. Hiçbir fıkıh kitapında hiçbir ilmihalde rabıta inancına dahir nasıl yapılcağına dahir tek bir delil bilgi yoktur. Rabıta inancını Ebu Hanife, İmam şafi, İmam Malik, Ahmet bin hanbel duymamışta şimdiki tarikatcılarmı duymuş . bu bilgiler nasıl olurda bu kadar önemliyken Mezhepler görmemezlikten geldiler.

    Haberin olsun; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinenler (şöyle derler “Biz, bunlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez. (Zümer Suresi, 3)
    TASAVVUF DA Kİ MÜRİDLERİN KÖLELİĞİ
    Meyaşıhın beyanına göre iki şeyhe nisbeti bağlılığı olan mürid asla felah bulamaz. Bir mürid kendi şeyhinin dışındaki şeyhlerle görüşmemelidir. Hele şeyhine muhalif olanlarla asla sohbet etmemelidirler.
    Ancak benim şeyhim vasıl ( Mevla Teala ya ulaşmış) dır ve beni Hak Tealaya ancak o isal edebilir (ulaşdırır) diye itikad taşımalıdır. (25)
    Şeyhine inanmayan kişi sapıtır ve Allah-u Teala ya erme yolunda kimse ona yardım edemez. Bir Mürid iç alemini şeyhine sadakatla bağlayarak rabıta yapsa,her yerde şeyhi ona yardımcı olur. (26)
    Bir mürit kendi şeyhinden başka herangi bir şeyhle görüşmemeli sözünde şu yatıyor Mürit şeyhin Kullu kölesi olması lazım. Nasılki Allaha kul olan bir insan Allah tan başka hiçbir varlığa kul olmaması gerekirse aynı şekilde bir şeyhe tabi olan bir insan kesinlikle başka bir şeyhle görüşmemeli. Bu inançın akışı insanın kula kuluğunun en büyük göstergesi.
    Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah kendisine kitap, hüküm-hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara “Allah’ı bırakıp bana kullar(Köleler) olun” desin. O ancak şöyle der: “Öğrettiğiniz şu Kitap’a ve okuyup araştırdıklarınıza dayanarak benliklerini Allah’a adamış kullar/Rabbe köle olun.( Ali-imran 79)

    KAYNAK:
    1)Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 33)

    2) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 33-34)
    3) İbn Kesir vll.469-470 El-Akidetüt-Tahaviyye ve Şerhi-İbn Ebil-izz el-Hanefi.sayfa 211.guraba yayınları
    4) (Buhari, Müslim, Taberi tefsiri, İbn-i Hişam)
    5) İmam-ı Azamın Beş eseri-Çeviri.Doç.Dr.Mustafa Öz. İlahiyat Fakültesi vakfı yayınları.1992-sayfa 22- (İmam-ı Ebu Hanife’nin Beş Eseri Arapça metin s:24)

    6) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 155)

    7) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 135-136)
    8 )Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 139)
    9) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 135-136)
    10) Râzî, Tefsîr-i Kebîr, 9/275
    11) Buharî, Tefsîr, 113/147
    12) İbn Kesir vll.469-470 El-Akidetüt-Tahaviyye ve Şerhi-İbn Ebil-izz el-Hanefi.sayfa 211.guraba yayınları
    13) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 135-142)
    14) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 336)
    15) Fıkhul Ekber şerhi Aliyyul kari.
    16) El-Akidetüt-Tahaviyye ve Şerhi-İbn Ebil-izz el-Hanefi.sayfa 62.guraba yayınları
    17) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 297)
    18) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 296-297)
    19) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 153-154)
    20) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 290)
    21) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 43-44)
    22) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 52)
    23) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Sayfa 59 Dilara yayınları
    24) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Sayfa 431 Dilara yayınları
    25) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 50)
    26) Cüppeli Ahmet Tarikat-i Aliyyede Rabıta-i celiye Dilara yayınları Sayfa 51)
  8. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    Kaynak: Mahmud Sami Ramazanoğlu – Sadık Dânâ - Erkam Yayınları 62, İst.1991,



    Sadık Dana Allah’ın şeyhini sevdiğine hüküm vermesi sapıklığı (S.5)
    Muhterem Okuyucularımız,

    Bu mühim yazı dizisini kaleme almamıza cüret et*mek mecburiyetinde kalışımızın sebebi, gerek hâlihazırdaki gerekse istikbâldeki nesle büyük bir Allah dostunu tanıt-mak.hakîkî mürşîd-i kâmillerin ne olduğunu bildirmek ve sevdirmektir. Yoksa bizim yazabildiğimiz deryadan bîr'katre
    mesabesinde bile değildir.

    Hakîkatte Allah dostlarının insanlar tarafından övül*meye, sena edilmeğe ihtiyaçları yoktur. Çünkü Ulu Mevlâmız Rabbü'l-âlemîn Hazretleri, onları sevmiş, derece*lerini âlî eylemiş; onları seveni de kendisini seviyor saymış... Bu sevilenlerden birisi de Sultanü'l-ârifîn Adanalı Mahmud Sâmî Ramazanoğlu -kuddise sirruh hazretleridir.



    Yazmış olduğu bu kitabın abdestli olarak okunmasını tavsiye etmesi hurafesi (S.6)


    Bu bakımdan bu büyük velînin menâkıbını abdestli olarak, büyük bir saygı, ta'zim ve itinâ ile okuyan ve dinleyen mü'minlerin ma'nen istifâde edecekleri muhakkaktır. Çünkü bu menakıb herhangi düzme bir hikâye veya roman değil, ma'nevî hakîkatlardandır.



    Hızır’ın Mahmud Sami’yi müjdelemesi yalanı (S.7-8)
    Birgün Hızır aleyhisselâm, evlerinin kapısına gele*rek, hizmetçi kadın vasıtasıyla muhterem büyük validemizi kapıya çağırır. Her ne kadar validemiz, kızım ne isterse ken*dilerine ver tenbîhâtında bulundular ise de ziyaretçi; hayır muhakkak kendisi ile görüşmem lâzımdır diyerek ısrar edin*ce, mecburen kapının arkasına gizlenirler ve aralarında şöyle bir muhavere geçer:

    -"Kızım hâmile olduğunu biliyor musun? senin .vâsıtanla büyük bir insan dünyaya gelecek ve sol eğe kemi*ği üzerinde büyükçe bir ben bulunacak, uzun müddet islâmiyete hizmet edecek. Bu müddet zarfında haram ve helâle dikkatli ol ve ismini de Mahmud Sâmî koy." müjdesini vermiş ve teberrüken de bir gömlek istemiş ve gömlek geti*rilinceye kadar kendisi gâib olmuştu.



    Sadık Dana Allah’a ait bazı sıfatları şeyhinde toplaması şirki (S.14)
    Makam ehli idi, riyâzat ehli idi, keramet ehli idi. Muamelâtta yekta idi. Kendilerini ilk ziyaret eden kimsenin ma'neviyatta nasîbi var ise -Cenâb-ı Hakk'ın izni ile bir na*zarda kemâle erdirir, bambaşka bir âleme daldırır, yani öl*meden evvel, dünyânın ve ukbânın bütün sevgi, meşgale ve isteği kalbinden alınır ve ma'rifet-i ilâhiyye sırrı tecellî ederdi. Basar gözü basîrete münkalib olup, Hakk'ı hak, bâtılı bâtıl olarak görürdü.. Mizacında, ahlâk ve muamelâtında hayret e-dilecek inkişâflar olurdu. Hulâsa taklîdî îmâmın yerini ikan-ı hakîki alırdı.



    Sami Efendi İsa (a.s) şahsında hadis uyduruyor (S.33-34)
    Muhterem Üstaz hazretlerinin sehavete ait anlattık*ları menâkıb, pek çoktur.Biz yalnız hatırımızda kalan iki ta*nesinden bahsedeceğiz. Şöyle ki:

    Hak celle ve tekaddes hazretleri vahy yoluyla İsa aleyhiselâma buyuruyor :"Filân kuluma git, yarı ömrüne zenginlik verdim.yarı ömrüne de fakirlik. Hangisini evvele alırsa, ona göre imrâr-ı hayat eder." İsa aleyhissalâm vaziyyeti tebliğ edince.adamcağız cevaben "ben ailemle bu hu*susu istişare edeyim de, ondan sonra cevab vereyim" diyor.Evine geliyor, arife olan hanımına diyor ki:

    - Hanım şöyle bir teklifle karşılaştım, bana kalırsa evvel fakirliği isteyelim sonra da zenginliği, çünkü ahir ömrümüzde fakirlik zor olur.

    Ma'neviyatı kuvvetli olan ailesi ise diyor ki:

    -Hayır, evvela zenginliği isteyeceğiz, şu şartla ki, ye*diğimizden yedireceğiz.giydiğimizden giydireceğiz.

    Netice zenginliği istiyorlar.uzun bir ömür yaşamaları*na rağmen yediklerinden yedirdikleri, giydiklerinden giydir*dikleri için- zenginliklerinin zevali olmuyor, refah ve huzur içinde ahirete intikal ediyorlar.



    Sami Efendi Allah adına yalan hikaye uyduruyor (S.34)
    Kıtlık bir zamanda hasisliği ile meşhur olan bir adam varmış. Ailesine ve kızına kimseye kafi surette yiyecek ver*memelerini tenbih ediyor. Bir gün evinden çıkıyor.Dönüşün-de bir fakirin elinde bir çörek görüyor ve hemen soruyor: Sa*na bu çöreği kim verdi? O da:"Şu evin kızı verdi" cevabını serince herif büyük bir öfke ile geliyor, masum kızcağızın sağ elini bileğine kadar kesiyor.

    Hayli zaman sonra, kızcağız gayet hesna (güzel) imiş, hayli varlıklı aileler kendisine talib oluyorlar. Netice zen*gin bir gençle evleniyorlar.Bu sırada kızın babası da yokluk ye fakirlik içinde ölüyor.Ertesi sabah, sabah kahvaltısında kızcağız mecburen yemeğini sol eliyle yiyor.Bu hali gören kocası sağ eliyle yemesini tenbih ediyorsa da mecburen kız*cağız sol eliyle yemeğe devam ediyor. Kocası "zaten fakirler görgüsüz olur" diye hakarette bulununca, kızcağıza hitaben atiften bir ses geliyor:" uzat sağ elini..." kızcağız sağ elini u-zatınca, kesilmiş olan elinin noksansız hale geldiğini görü*yor ve yemeklerini sağ eliyle yemeğe başlıyor.

    Rabbımız zü'l-celâl ve'l-kemal hazretlerinin kulları üzerindeki merhametini teemmül edelim..



    Peygamber’in ruhaniyetine sığınma şirki (S.39)


    Kendisinde şiddetli bir kabz hâli hisseden ve huzurla^ rina çıkıp, kendilerinden bunun izalesi için müracaat eden bir evlâdına hitaben de keza:

    -Evlâdım, biz de Cenâb-ı Hakk'ın âciz bir kuluyuz. Cenab-ı Hakk'a istiğfar et .Sallallahu aleyhi ve sellem efen*dimiz hazretlerinin ruhaniyetine sığın ve şu duaya devam et, buyurmuşlardır.



    Tasavvuf’un batıl kitaplarından batıl sohbetleri (S.62-63)


    Sohbetlerde Abdülkadir Geylanı kuddise sirruh haz*retlerinin Fethü'r-Rabbanî, Fütûhü'l- gayb, İmam Gazalî hazretlerinin İhyaü'l-Ulum ve Mükâşefetü'l-Kulub, Ahmed er-Rüfai hazretlerinin Haletu Ehl-il Hakikati maallah (Onla*rın âlemi) İmam Şarani hazretlerinin Tenbihü'l- Muğterrin, Muhammed b.Abdullah Hanî hazretlerinin Adâb, İsmail Hakkı Bursevî hazretlerinin Ruhül- Beyan tefsiri gibi daha1 pazı değerli eserlerden okurlardı.

    Muhyiddin Arabî hazretlerini çok takdir etdikleri hal*ele, onun eserlerinden okumazlardı. Onun büyük ifadelerin*den herkes anlayamaz, ancak tam kemâle gelmiş yüksek dereceli veliler okuyarak tereddütlerini giderirler.

    "" Bugün tasavvuf kelimesinin (T) sini bilmeyenler oku*yorlar, anlayamadıkları için, kendilerine göre mana verib zındıklığa dahi kayanlar olmaktadır.

    Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri, her devre göre ve*liler, mürşidler zuhur etdirmiş ye o zamanın insanlarını onlar vasıtasıyle hidâyete ve kemâle erdirmişdir.

    Hatta Bahaeddin Nakşıbend hazretleri : "Eğer Hallac-ı Mansur bizim zamanımıza yetişmiş olsa idi, onu enel-hak demekden alıkoyardık," buyurmuşlardır.

    Ahbablarımızdan, Adanalı birisinde bu " enelhak" halîi zuhur etdi. Vaziyet Muhterem Üstaz hazretlerine bildirildi*ğinde (Hayır öyle olmaz. "Entel Hak" demesi lazımdır) diye*rek "enelhak" demesine izin vermediler. Kısa bir zaman sonra o zatın hararetli hali sükûnete döndü, huzur buldu.



    Mürit şeyhine yalan söylüyor. (S.81)
    Ebül-Abbas (İbnül Arif)'in müridlerinden biri kırda ge-zerken, her nebatdan şöyle bir ses geldiğini işitdi:

    - Beni al; ben filan illete iyi gelirim! Beni al; ben fiları
    zararı def ederim!...

    Mürid bunu şeyhine haber verince şu cevabı aldı:

    - Biz seni bunun için terbiye etmedik. Allah, seni bul
    marifetle imtihan etdi. Gaye sadece O'dur, başka bir şey de-
    ğil. Biz de sana Allah yolunda delâlet etdik. Başka bir yolda
    değil. O yere tekrar git ve dikkat et ki, bu defa da o nebatlar
    sana söz söylemesin!...

    Mürid aynı yere tekrar gitdi ve hiç bir nebatdan hiç bir şey işitmedi.



    Muhammed Ahmed Kurdi şeyhi kutsamak için Allah adına yalan söylüyor. (S.105)
    Muhammed Ahmed Kürdî

    Keşfi açık bir insandı.Mescid-i Nebevî'de herkes ta*rafından sevilirdi. Susayanların susuzluğunu giderir, ço*ğundan para almazdı.

    Bir hac zamanı idi. Heyecanlı, heyecanlı ağlayarak Ashab-ı Softaya geldi. Muhterem Üstaz Hazretlerinin önün*de diz çökdü ve dedi ki:

    - Evet, o gördüğüm siz idiniz. Bir kaç ay evvel burada oturuyordum. Uyanık halde idim.Türbe-i Saadetin kapıları tamamen açıldı. İçeriden çok ihtişamlı bir zat
    çıkdı. Bir türlü kim olduğunu anlayamadım. Ve buna benden başka kimse muttalî olamadı. Şimdi sizi görün*ce, merakım zail oldu. Anladım ki o mübarek zat siz idi*
    niz.

    Sonra sık sık gelir, büyük bir sevgi ve tazim ile muhte*rem Üstaza su, bazan da zemzem ikram eder ve yanından ayrılmazdı.



    Allah’a, resulüne , Kur’an’a , İslam’a yapılan en büyük zulüm ve şirk (S.107)
    Lâdikli Ahmed Ağa

    Ümmi, tertemiz müslüman bir Anadolu çocuğu idi. Hızır aleyhisselâmın gözdelerinden ve hadimlerinden olub ' uzun müddet onun emrinde bulunmuşdu. Allahü âlem ricali gaybden idi. Tayy-ı mekândı.

    Bir gün Konya'da Muhterem Üstaz Hazretlerini ziya*rete gelmişdi. Üstü sırılsıklamdı. On dakika evvel .Erzu*rum'da olduğunu söyledi. Halbuki Konya kurakdı. Bazen Efendi Hazretleri ile halvet olur, bir kaç saat mahremâne konuşdukları olurdu. Lâdik 'deki köyünde ziyaretçileri hiç eksik olmazdı. Kendisinden herhangi bir şey sorulduğunda : "Du*run gardaşım! Şimdi cevabınızı getiririm" der beş on dakika kaybolduktan (yani Hızır aleyhisselâm ile mülakat yaptık-dan) sonra gelir sualinizin cevabını harfiyyen verirdi. Kendi*sinden manevî vazife isteyenlere:

    - "Ben bu işe selâhiyetli değilim, Hazrete gidiniz, işinizi onunla bitiriniz." derdi.



    Batıl tasavvuf inancının sapık müritleri ve sapık şeyhlerinin yaşantılarından örnekler (S.112-113)
    Baha Kitabcı

    İzmir'in ünlü cildiye mütehassısı idi.Ufak cüsseli ga*yet sevimli bir hali vardı. Dünya çapında şöhreti hâizdi.

    Amerika'da yapılan tıbbî toplantılar için sık sık kendi*sine bilet temin ederek, davet ederler, onun da fikirlerini alır*lardı.

    Takriben 1962-63 senelerinde, muhterem üstaz haz*retleri, İzmir'de, bir ahbabının evinde misafir idi. Sohbetler biri birini takib ediyor, İzmir'in şöhretli, maneviyata susamış şahısları bu musahabelerden istifade etmek için adetâ sıra bekliyorlardı.

    Doktor Baha Bey de bu ulvî toplantılara devam edi*yordu. Üç beş arkadaşı ile beraber geliyor, can kulağı, yani bütün varlığı ile sohbetlerdeki ince mânâlara dalıyor, ken- dinden geçiyordu. En sonunda, hakiki bir mürşid-i kâmilin eteğine yapışmak ve teslim olmaktan başka bir çare-i necat olmadığını anladı. Halbuki kendisine şeyhi tarafından icazet verilmiş, halifelik vazifesini deruhte ediyordu. Hatta bir hayli isle kendisinden ders alanlar olmuşdu amma, kendisi bu ha-linden tatminkâr değildir

    Keşfi açıldı, basarı basîrete dönüşdü. Hakikati iyice anıaaı. Kendisine tabi olanları, üstaz hazretlerinin kemaline, hakiki mürşid-i kâmil olduğuna, ikna etdi. Hep beraber bu Hakiki manevî yolu tercih etdiler.

    Bu hakka dönüş de Cenab-ı Hakkın nusreti, efendi hazretlerinin himmeti, kendisinin de ihlâs ve hüsnü zannı samimiyeti sebebiyledir.

    Bir ramazan günü, takriben I972 senelerinde idi. Üs-tazı sevenlerden birisi, geniş olan evinde, takriben yetmiş-seksen kişilik bir iftar sofrası hazırlamış, vakti değerlendir*mek için de bir sohbet yapılmışdı.

    Akşama tahminen yarım saat kalmışdı. Sohbetinin heyecanlı yerinde Doktor Baha bey, kendine hakim olamı yarak ayağa fırladı. Allahü a'lem Gavsü'l-Azam Abdülkadir Geylânî hazretlerine ait bir menâkıbdan bahsediliyordu,

    - Sen, zamanın Abdülkadir Geylânî'si değil misin, de- ye bir kaç kere bağırdı. Ortalığı bir sessizlik almışdı. Kimse-nin konuşmağa mecali kalmamışdı.

    Bu hadise üzerine muhterem üstaz hazretleri ellerin*deki defteri yüzlerine kapadılar. Öylece kaldılar.

    Çünkü "la" deseler, manevî bakımdan sakıncalı idi," evet" deseler o da mahviyet, tevazu bakımından noksanlık olurdu. Bir müddet sükûtdan sonra sohbete devam edildi, akşam oldu, iftar açıldıktan sonra akşam yemeği yenildi. Bi*raz istirahatden sonra, teravih namazı vakti yaklaşdığı için herkes evlerine, camilere döndüler.

    O sene Devlethanenin zemin katında, hatimle teravih namazı kılınmakda idi. Cemaat arasında doktor Baha bey de vardı. Namazını müteakib Üstaz hazretleri istirahatlerine çekilirler ve kimseyi kabul etmezlerdi. Buna rağmen Baha bey heyecanını teskin edememişdi. Üstazı takib etdi. Her ne kadar bu saatde, rahatsız etmesi sû-i edeb olduğu kendisi*ne söylendi ise, onun kulağına hiç söz gitmiyordu. İsrarla ta*kib etmişdi. Yukarı çıkdıklarında şeyhinin eteklerine kapanı*yor büyük vecd ve hüzünle " Ne olur artık bugün seyr ü sülûkumu tamamlatdır," diye İsrarla uzun müddet yalvar*mış ve nasıl bir tecelli zuhur etdiyse bilemeyiz, belki de arzusu tahakkuk etmiş ve büyük bir huzur ve neş'e içinde veda-laşmışdı. Aynı gece İzmir'e döndüklerinde bir trafik kazası neticesinde ruhunu Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerine teslim etmişdi.





    Tasavvuf’un mutasavvıf’ın ve tarikatların İslam dininde ayrılması bu yalanlara dayanmaktadır. (S.113-114)
    Ahmedü'l-Mellah Efendinin Dayısı

    Tahminen 1967 yahud 1968 senelerinde idi. Şam'da Şam müftisi Ahmed Güftâr efendinin, Ahmedü'l-Mellah nâmında bir damadı vardı. Evvelce muhterem Üstazdan manevî ders almışdı. Yakın bir dostumuz hac dönüşü Şam'a uğrayarak kendilerini ziyaret etmişdi. Efendimizden almış-olduğu selâhiyet üzerine, onunla dersleri hakkında müzâkere etdiklerinde, derslerinde gevşeklik ve ihmal gös*terdiğine şahid oluyor ve üzülüyor.

    Yeğeninin bu ihmâlinden haberdar olan Ahmed Mellâh 'm dayısı, keşfi açık celalli bir şahısdı. Gazablı, öfkeli bir halde yeğenine çıkışıyor:

    - Sen! Öyle bir Allah dostunun vermiş olduğu mühim evradı, nasıl olurda ihmal edersin. Ben geçen hac mevsi*minde " Beytullah"ı temaşa ederken büyükçe bir top cesa*metinde, bir nur'un ağır ağır Beytullah'ı tavaf etdiğini müşahede etdim.Bu nur'un altında bir Allah dostunun oldu*ğunu tahmin ederek tavaf mahalline yaklaşdım. Bir de gör*düm ki bu nur'un altında bedenen zayıf, nahif ve nâzik fakat gayet mehabetli bir şahsın, vakar ve huşu içinde, refikleri or-

    tsında tavaf etdiğini gördüm ve soruşdurdum. O gördü*ğüm, güzelliğini tarif edemiyeceğim şahsın, kibar-ı ehlullah-dan Adana'lı Sultan-ül- Arifin Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu hazretleri olduğunu öğrendim, deyerek yeğenini intibaha yani gafletden uyanmağa davet etmişdir.



    Muhammed Harrani, Sami efendi’den geri kalır mı? (S.115)
    Muhammed Harrani

    Manevî vazifelilerden idi. Aslen Urfa'lı olup Şam, Urfa ve Bursa'da herkes tarafından tanınırdı. Keşfi açıkdı. Soru*ların cevablarını kolaylıkla verirdi. Kendisinin manevî halini gizlemek için , bazen lüzumsuz kelimeler sarfederdi. Ziya*retçilerle senli benli konuşduğu halde muhterem üstaz haz*retlerinin huzurlarında edebe dikkat ederlerdi. " Siz temkin ehlisiniz, halbuki bizler telvin ehliyiz. Sizin müstakar bir ma*kamınız var, bizler ise öyle olamayız" derdi.

    İstanbul'da vefat etmişlerdir. Mezarı Eyub Sultan kabristanındadır.

    Takriben 1965 senelerinde Şam-ı Şerif'de hacca gi*den bir topluluğa şu sözleri söylemişlerdir:

    - Siz Sâmî Efendiyi bilirsiniz. Ben arzı tanırım. Şarka, garba, kuzeye, güneye bakıyorum. Bu üstaz gibi Muhammedîyyü'l- meşreb bir veliyyi agâh-i dîl kimseyi gö*remiyorum . Bu zât asırlar içinde ender görülen bir zât-ı âliyyı- kadirdir, kıymetini biliniz."
  9. ehli-tarik MUVAHHİD

    ehli-tarik MUVAHHİD Islam-TR Üyesi

    '' Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulun madıgı bir yerde yardım dilerse: '' Ey Allah'ın Kulları bana yardım edin ! Ey Allahın kulları bana imdat ' desin[​IMG] çünkü Allahın bizim görmedigimiz kulları vardır (Taberani , el mu'cemül - Kebir No: 290 , 17/117 ; Heysemi , Mecme'u'z- zevaid No : 17103 , 10 /188)
    İmam-ı Taberani (Rahimetullah) beyanına göre ; bu hadis-i Şerif denenmiş , Böylece yardım görülmüştür[​IMG]

    şüphesiz Allahın hafaza melekleri dışında yer yüzünde melekleri vardır ki, Ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar[​IMG] sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse : '' ey Allahın Kulları Bana Yardım edin diye seslensin (ibn-i Hacer)

    ''sizin birinizin sahrada hayvanı kaçarsa :
    '' ey Allahın Kulları hapsedin ! Ey Allahın Kulları durdurun ! diye seslensin çünkü Allahın yeryüzünde hazır bulunan kulları vardırki , kısa bir zaman içinde onu tutarlar (ebu ya'la , Taberani , ibn-i hacer )

    işte bu hadisi şerifler mukaddes ruhlara sahip olan varlıklarla tevessülün ve onlardan himmet (yardım) istemenin meşruiyyetinin açık delilleridir[​IMG] Muhammed ibn-i Allah (Rahimetullah) ''Ezkar'' şerhinde şöyle demiştir[​IMG] bu hadisi şeriflerde geçen Allahın kullarından maksat ya melekler veya müslüman cinler yada seçkin velilerdir[​IMG]

    imam nevevi (Rahimetullah ) şöyle demiştir[​IMG]
    bir kere benimde aralarında bulundugum bir cemaatte , hayvan kaçmaya başladı[​IMG] insanlar onu tutmaktan aciz kalınca ben bu yardım isteme lafzını söyledim[​IMG] benim bu sözümden başka görünen hiçbir sebep ortada yokken hayvan o anda durdu (Nevevi , el- Ezkar , Sh : 201 ) İmam Nevevi (Rahimetullah ) gibi Şafi 'i Mezhebinden ictihat mertebesine ulaşmış büyük bir alimin bu beyanı , bu hadis-i Şerifin sağlamlığına ve bununla amel etmenin cevazına açıkca delalet etmektedir[​IMG]



    Hafız İbn-i Kesir (rahimetullah) ın naklettigine göre Yemame vak'asında Müslümanların şiarı (nişanı)
    ''ey Muhammed ! Bize yardım et ! '' sözleriydi (ibn-i Kesir , el bidaye ve'n - Nihaye : 6 / 324 )

    Abdurrahman ibn-i Sa'd (Radıyallahu anh ) şöyle anlatıyor : '' bir kere Abdullah ibn-i Ömer (Radıyallahu Anhuma) nın ayağı uyuştu , o zaman bir adam ona : '' en sevdiğin insanı an'' dedi[​IMG]
    O da '' Ya Muhammed! '' der demez , bağlardan Kurtulmuş gibi rahatladı ( Buhari , el edebü'l-müfred: 438 , no : 993 sh :262)

    bu şekilde değişik bir rivayette imam-ı Mücahid (Radıyallahu Anh) vasıtasıyla İbn-i Abbas (radıyallahu anhuma) dan nakledilmiştir[​IMG][​IMG]
    Şafi'i ulemasından Allame Şihab er-Remli (Rahimatullah) ' a
    '' bazı insanlar zorluklara karşılaştıklarında : '' ya Rasullullah ! '' , ' Ya Şeyh Filan ! '' gibi nidalarla peygamberlerden ,velilerden , Alimlerden ve salihlerden istiğasede bulunuyor (meded dileniyor ) lar , bu caiz midir ? bu zatların , vefatlarından sonra bir iğase (yardım ve destek ) leri var mıdır ? '' diye soruldugunda şöyle cevap vermiştir:

    ''Rasullerin , nebilerin ve velilerin , vefatlarından sonra da yardımları vardır[​IMG] çünkü Peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri ölümünden sonra kesilmez[​IMG][​IMG]
    Zira bir çok sağlam hadisi şeriflerde varid oldugu üzere '' Peygamberler kabirlerinde diridirler , Namaz kılarlar i Hacca Giderler [​IMG] '' (Ebu Ya'la , el müsned , no : 3425,6/147 ibni Hacel , el-Metaibü'l Aliye , No 3452,3/269 )

    Dolayısıyla onların yardımları mucizelerinden sayılır[​IMG]
    şehitler de diridirler , gündüz gözüyle aşikare kafirlerle harbettikleri açıkca görülmüştür[​IMG] Velilerin yardımı ise onların Kerametleridir[​IMG] '' (Fetave'r- Remli , İbni Hacer el Heyteminin el -Fetave'l-Kübra'sının hamişi-/382Fetavel Hayriyye [​IMG][​IMG])

    Mus'ab ibn-i Sa'd (Radıyallahu Anh ) Dan Rivayet edilen '' Siz ancak zayıflarınızın hürmetine yardım olunuyor ve rızıklandırılıyorsunuz[​IMG] '' (Buhari , Cihad:75 No: 2739,3/1061 ; Nesai )

    Hadisi şerifindeki Zayıflardan Murat ; Rasullullah (Sallahu Aleyhi ve sellem) Zammanında fakir muhacirlerdir[​IMG]
    kutup ve ğavs onlardandır [​IMG] bu taifeye: '' Allahın Kulları ve Rahmanın kulları '' denirdi ki Kuran-ı Kerimdede (insan süresi 6 , Furkan süresi : 63 )

    bu tabirlerde mevcuttur[​IMG] zamanımızda bu zatlara '' Kutup'' ''Ğavs'' Evtad'' , ''Nüceba'' ve '' Ebdal'' (birler dörtler yediler , Kırklar üçyüzler ) şeklinde isimler verilmektedir (Suyuti ,el-Havi , 2/455)
    işte bu sağlam hadisi şerif Allahu tealanın Dostları hürmetine yardım ettigi husunda açık bir delil teşkil etmektedir[​IMG][​IMG]
    bütün bu nakillerden de anlaşıldığı üzere Rabıtada veya başka zamanlarda velilerden himmet (Yardım) istemek kesinlikle meşru bir iştir[​IMG]


    .
  10. ehli-tarik MUVAHHİD

    ehli-tarik MUVAHHİD Islam-TR Üyesi

    Bayram hocanın MUHAMMED = ALLAH sözünün İZAHI

    Rahmetli şehid Bayram Ali Öztürk tanıdığımız sohbetleri dinlediğimiz bir hoca efendiydi

    Çok ibadet eden çok zikreden , sünnet-i seniyeye azami uyan ve her kesin ayaklı kütübane dedikleri çok bilgili bir alimdi. Son zamanlarında Allah a olan aşkı , Resulullaha olan aşkı, o kadar çoğaldiki bir mecnun gibi içten samimi duygularını şiirlerle ifade etmeye başladı .

    Bayram hocanın eski ciddiyetini bilenler bu halini şaşırıyolardı. Bayram hocanın internetteki sohbetlerine bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlıcaksınız .

    Bir insandan küfür sözü duydugumuz zaman şerri ölcüde önce onu sorgulamak gerekir.
    Bayram Hocamızın, Muhammed = Allah sözünü söylediği zaman kendisi tepki almıştı. Şerri ölcüde bunu sorgulamak gerekiyordu sorgulama cemaatın ileri gelenleri tarafından zamanın da yapıldı.

    Bayram Hoca o anki duygularını yanlış ifade ederek maksadını aşan kelimelerle ağzından çıktığını öyle bir inanca sahip olmaktan Allaha sığınırım diyerek hatalı olduğunu söyleyip hatasından dönmüştür. Binlerce Müslüman bayram hocayı tanıyor müslüman olduğuna şahitlik ediyorken hala onu tekfir edenlerin hali ne olucak.

    Kardeşlerim selefilerin ve vahhabilerin düştüğü hataya düşüp kendinize yazık etmeyin sizde tövbe edin .

    Şehid Bayram Hoca Kendisi yaptığı bu hatayı, yine bir sohbetinde uzunca anlatarak düzeltmiştir. Bu hadiseye, o cemaaten şahit olanlar vardır. O sohbetinde İmam-ı Rabbani Hz.leri inin öyle bir söz söylemediğini sadece sekr manevi sarhoşluk ile öyle söyleyen bir kişinin halini açıkladığını ifade ederek olayı anlattığını anlatmıştır.
    İmam-ı Rabbani Hz.leri in , Şeyh Hamid Nehari'ye yazdığı . 393. Mektupta Aynü'l-kuzat'ın, Temhidat aldı eserinde söylenen:


    "O ki, siz İlâh olarak bilirsiniz, bize göre Muhammed (sav) olmaktadır.
    O ki, siz Muhammed (sav) olarak bilirsiniz, bize göre yüce Sultan İlâh'tır"

    Diye söyleyenlerin sözünün açıklanmasını İmam-ı Rabbani Hz.leri şöyle açıklıyor . Bu misillu ibareler, tevhidden haber verip sekrin galebesi hallinde meşayihten sudur etmektedir. O sekrin galebesi dahi, cem mertebesi Bu Tarikat küfrü... diye anlatılır.

    Bu halde iken bu makamda olanlar sekrin galebesi hallinde Allah tan başka birşey görmezler onun için zahirde küfür gibi gözüken acayip sözler söylerler


    Yukardaki sözü söyleyenler şöyle hissederler. "sizin Allah ve Muhammedi farklı görmeniz bize göre öyle değildir . İkisi birbirinin gayrı değildir. birlerden bi bir değil ikincisi olmayan(ehad) bir olarak görüyoruz. İkincisi olmaktan münezzeh görüyoruz" diyorlar." Yani, ikinci bir varlık olmadığına göre hz. Muhammed ondan nasıl ayrı olabilir " diyorlar diyor İmam-ı Rabbani Hz.leri .

    "evvel,ahir,zahir,batın Allah cc olduğuna göre ikinci bir varlığa mahal kalmıyor demek’’ cem’ül-cem makamındaki bir hal, salik tamamen bir gaybûbet halindedir. Kendini böyle bir duyma ve hissetme zemzemesi içinde bulan hak yolcusu, artık ne başkalarını ne de kendini duymaz hissetmez.
    Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutur ve bütün benliğiyle asla yönelir. O halde Allah cc başka bir varlık düşünemez .

    İşte bu haldeyken, ikinci bir varlığı göremediği için Hz.Muhammed Allah cc den nasıl ayrı olabilir diyerek bir görüyolar " . bu bir görme bizim anladığımız eşit anlamında deyildir.


    Bu görüş,cem mertebesine mahsustur. Kişi bu makamdan geçtiği zaman yine Yaradılanları ve yaradanı tıpkı en başta olduğu gibi farklı bulurlar. Allah tektir eşi benzeri yoktur. Hz Muhammed in Allah ın kulu ve elçisi olduğu gerçeğine döner ikisini aynı deyil farklı görür .

    Yani sülukun sonunda varılan yer yine şeriatin hakikat olduğu, Şeriatin haricinde hakikat olmadığıdır. Şeriate uymayan hakikat hakikat değildir . Yani cem makamını geçerken söylenen sözlerin Şeriate uymadığını Şeriate uymayanın da hakikat olamıyacağını söylüyor İmam-ı Rabbani Hz.leri

    Hallac-ı Mansur bu makamdan çıkıp normale dönmesi lazımdı. Dönemediği için yargılandı öldürüldü .Fakat O kararı veren tasavvuf alimeri ve diğerleri Hallac-ı Mansuru tekfir etmedi

    Bu makamından çıkamıyan Hallac-ı Mansur "Enel-Hak dedi. Bu sözün anlamı, (Ben Hakkım) demek ise de, (Haktan başka hiç kimse yok) demek istemişti.

    Bu makamda Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla- unutur ve bütün benliğiyle asla yönelir.
    Hallac-ı Mansur O halde Allah cc başka bir varlık düşünemediği için kendini de yok gördüğü için . Ben hakkım derken kendini deyil Allah cc i kasdetmiştir . Çünkü Allah cc başka bir varlık düşünmüyo görmüyodu.


    Mekkeli müşrikler bile Allah eşittir putlarımız dememişken olayı bu yöne çekmeye çalışıp böyle olduğunu insanlara anlatmaya çalışanlar .
    Ya yukarda anlatılanları bilmediğinden , yada art niyetli kimseler olduğu için böyle konuşuyorlar.
    Bu sözlere küfür denilebilinir. Ama o sözü söyleyenleri şirk ile tekfir etmemek lazım .

    Normal iken mantıklı ve sözlerine itimat edilen bir insanın İçki içip şerhoş olması sonucunda Kendinde olmadan söylediği acayip sözleri , ameliyattan önce narkoz verilmiş bir insanın acayip sözleri , pisikolojik tedavi gören bir kimsenin söylediği acayip sözler ,

    aşırı sevinçten heycandan dolayı söylenmiş acayip sözler sağlıklı bir insanın sözü gibi görülmez bulunduğu duruma göre maruz görülür .

    Hz Yusuf un güzelliği karşısında kendinden geçip ellerini kestiklerini bile hissetmiyorsa o kadınlar . Manevi bir makamda Hak’tan gayri her şeyi, O’nun ziya-i vücudunun bir gölgesinin gölgesi olması itibarıyla unutup ve bütün benliğiyle asla yönelerek

    Allah cc den başka bir varlık düşünemeyen o Allah dostlarının hallerini ve kendinde olamamayışlarını düşünebiliyomusunuz .

    Kişi bilmediğinin düşmanı dır . Bu halleri bilmeyen , yaşamayan , anlıyamıyan günümüzde selefiler ve vahhabiler adam kazanmak munazarada haklı çıkmak için tasavvufu kötü göstermek için ,belden aşağı vurarak

    Allah dostları büyük velilerden sadır olan sözleri araştırmadan, diğer sohbetlerini dinlemeden , eski kitablarına bakmadan , tevil etmeden bilerek veya bilmeden sekir halindeki o sözü deyil .
    Geçmişteki ve gelecekteki bütün hayatını Kişiliğini itikatını hepsini hemen tekfir ediyorlar .

    Hem Müslümanların birlik beraberliğine ,hem kendilerine, hemde onlara inanıp bir müslümanı tekfir etmek durumunda kalan Müslümanlara zarar veriyorlar.


    Selefiler ve vahhabiler in bu makamları , bu halleri kabul etmelerini beklemek anlamalarını düşünmek elbette boşa bir bekleyiş olur . Fakat Selefilerin ve vahhabilerinin görüşlerinin kaynağı imamları

    İbn Teymiyye Sekr yani manevi sarhoşluk hakkında bazı büyüklerin bu halde iken söyledikleri şeriat dışı sözlerinden bahsediyor günah olmadığını söylüyor.

    İbn teymiyye Diyor ki : 'bu kişiler hakkında şöyle hükmedilir kişinin aklı haram olmayan bir şeyden gitti ise o zaman ondan sudur eden yasak sözlerden ve fillerden sorumluluk yoktur.

    Mecmûu'l- Fetâvâ, İbn Teymiyye, c.10 / 340

    Selefiler ve vahhabiler den kendi alimlerinin bu sözüne uyup bu halde olan velileri tekfir etmemelerini beklerdik .



    Tasavvufta Allah’ın veli kulları, gerek manevi şarhoşluk, gerekse zahirde küfür gibi gözüken sözlerin birçok manası, aslında dışarından gözüktüğü gibi değildir. “Taptığınız ayağımın altında”daki gibi.

    Zaten hayatlarını devamlı namaz, oruç, zikir ve ibadet ile geçiren o Allah dostlarını küçük bir çocuğun bile söylemeyeceği o küfür sözlerini söylediğini düşünmek o kişinin tasavvufu veya o kişinin yaşadığı o cezbe halini bilmediğini, anlamadığını gösterir. Ayrıca O sözlerin bir kısmı, o âlimlerin kitaplarına sonradan sokulmuştur.
    Bunu İslam Dinine zarar vermek, Müslümanlar arasında fitne çıkartmak isteyen müsteşriklerin yaptıkları, tarihi vakıalarla bilinmektedir.


    Bayram hocayı söylediği sözden dolayı tekfir edenler ,yukarda anlattıklarımızı bilmiyo olabilirler. Fakat Ehl-i Sünnet itikadı gereği tekfirden uzak durup o sözü tevil etmeleri gerekirdi . Nasıl tevil edilebilinirki biz tevil edemiyoruz derlerse o zaman şu kısa açıklamayı yapmamız gerek


    Bayram hoca ne demişti önce bi görelim :
    "Muhammed Mustafa ona ben güneş diyemem güneş batar,
    Muhammed Mustafa (S.A.V.) su diyemem su durdu mu kokar ,
    Muhammed Mustafa ekmek diyemem ekmek durdu mu bayatlar ,
    ...
    Muhammed Mustafa çok leziz bir yemek diyemem çünkü yemek durdu mu ekşir.
    Muhammed Mustafa nın müşebbehünbih (benzeri benzetilebileceği) yoktur.
    Muhammed Mustafa Muhammed Mustafa’nın benzetilebileceği hiçbir bir varlık yoktur.
    İmam Rabbaninin (K.S.) buyurduğu gibi MUHAMMED MUSTAFA EŞİTTİR ALLAH
    bir eti ve kemiği var farklı olarak o kadar..."
    Bayram hoca başka bir sohbetindede Allah cc tarif edilemediği gibi resulullah manevi yönleriyle tam manasıyla

    Tarif edilemez tarif edilememe yönüyle Allah cc gibi aynıdır ,eşittir enmek istenmiş.

    Yukardaki sözlerinde ise

    Muhammed Mustafa nın müşebbehün bih yoktur.
    Muhammed Mustafa, Muhammed Mustafa’nın benzetilebileceği hiçbir bir varlık yoktur. Sözüyle de

    Allah cc nun da benzetilebileceği hiçbir varlık olmadığı gibi Muhammed Mustafa Muhammed Mustafa’nın benzetilebileceği hiçbir bir varlık yoktur. Benzetilememe yönüyle birdir , benzer, aynı, eşittir demek istemiştir bayram hoca diyerek tevil etmemiz lazımdı kardeşlerim .
    Mevla teala cc nun ilahlık yönüyle benzeri; Muhammed Mustafanın mahlukat (yaratılmış) ların içinde benzeri olmadıgı yönüyle eşit (aynı,gibi ) oldugunu demek istemiştir.
    Ehl-i Sünnet itikadı gereği aşağıda İmam-ı Âzam hazretlerinin yaptığı gibi tekfir etmeden önce tevil etmek lazımdı o sözü .

    Eti kemiği farklı demesi ise o et ve kemik in tarifi var, bir çok insanda et ve kemik var tarifi mümkün olmıyan bir şey deyil. Onun için eti ve kemiği ayrı tutmuştur bayram hoca


    Mekkeli müşrikler bile Allah eşittir putlarımız dememişken bayram hocanın o sözünü anladığımız manada eşittir diye anlamak yorumlamak aklı başında Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebi mensuplarının yapacağı iş deyildir

    İTİRAZCI :
    Böyle tevilmi olur ? neden o sözün zahirindeki küfür sözü görmüyosun derse


    CEVABIMIZ :

    Biz Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebi mensupları olarak, o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz.
    Biz Ehl-i Sünnet itikadı gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözlerin aslını araştırıp tevil etmeye çalışırız.
    Hz Ömer ra ın huzuruna böyle zahirde yukardaki bayram hocanın sözünden daha çok ağır küfür içerikli sözler söyleyen birisi getirilmişti . Hz Ömer ra onu Hz Ali ra gönderdi .
    Hz Ali ra o sözlerin hepsini tevil edince Hz Ömer ra bu sözleri böyle güzel tevil eden Hz Ali ra gibi bir insanın olduğu için Allah a hamd etmiştir.

    İmam Âzam’ın Tevil deki Pratik Zekâsı

    İmam-ı Âzam hazretlerine bir kişi, onu aciz bırakmak için bazı sorular ayarlayıp sormak için, huzuruna geldi.

    Dedi ki: Ya imam, bir kişi şöyle diyor:

    “Cennet’i ümit etmiyorum, Cehennem’den korkmuyorum, Allah’tan korkmuyorum,
    ölü eti yiyorum, rükû ve secdesiz namaz kılıyorum, hakka buğzediyorum,
    fitneyi seviyorum, yahudi ve hıristiyanları tasdik ediyorum, görmeden şahitlik yapıyorum.
    ” Bu adam hakkında ne dersiniz? İmam Âzam hazretleri, adamın kendisine: Senin, bu hususta şahsî bilgin nedir? diye sordu. Adam: Ben bir şey bilmiyorum, deyince talebelerine sordu.

    Onlar: Bu sayılan şeyler küfür alâmeti olduğu için, bu sözleri söyleyen adamın felâketine delalet eder, dediler.

    İmam hazretleri ise:

    — Aksine, bu sözleri söyleyen adam Allah dostlarındandır. Bakın bunların manalarını açıklayayım, diyerek
    şu açıklamayı yaptı:

    Cennet’i ümit etmiyor, yani Cennet’in Rabbini ümit ediyor.

    Cehennem’den korkmuyor, Cehennem’in Rabbinden korkuyor.
    Allah’tan korkmuyor, çünkü Allah’ın rahmetle muamele edeceğini ümit ediyor.

    Ölü eti yiyor, yani balık eti yiyor. Rükusuz, secdesiz namaz kılıyor, yani cenaze namazı kılıyor.
    Hak’ka buğzediyor, ölüm haktır, ona buğzediyor, yani daha fazla yaşayarak daha fazla ibadet etmek istiyor.

    Fitneyi seviyor, çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de (meâlen): “Evlatlarınız sizin için birer fitnedir (imtihân vesilesidir).
    ” (Enfal suresi 28 ayet ) buyuruluyor. O şahıs çocuklarını seviyor.
    Yahudi ve Hıristiyanları tasdik ediyor, yani onların birbirleri hakkında söylediklerini tasdik ediyor.
    Görmeden şahitlik yapıyor ki, onun da manası şudur . Allah’ı görmediği halde Allah’ın varlığı hakkında şahitlik yapıyor.
    Ehli sünnet itikadının imamlarından imamı azam ebu hanife, zahirdeki bu küfür sözlerini zahirine göre tekfir etmeyip tevil ettiği için bizde bayram hocanın sözünü tevil ediyoruz.


    Osmanlı Sultanı Yavuz Selim Han Şam’a geldiğinde;

    Muhyiddin-i Arabi’nin vefatından önce ayağını yere vurarak, “Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır” buyurduğu yeri tespit ettirip, orayı kazdırdı.
    Orada küp içinde altın çıktı. Bundan, “Siz, Allah-u teâlâya değil de, paraya tapıyorsunuz” demek istediği, anlaşılmış oldu.

    Biz Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebi mensupları olarak, o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz.
    Tekfir etmememiz, o sözlerin küfür sözleri olmadığını gerektirmez. O sözler haddi zatında küfür içerikli sözlerdir. Fakat biz, itikadımız gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözleri tevil etmeye çalışırız.

    Şimdi ne olucak .
    Selefilerin ve vahhabilerin internette gazına gelerek yukarda anlattıklarımızdan habersiz yüzlerce müslüman hatasından dönmüş olan bayram hocayı hala tekfir ediyor. Ne kadar büyük bir hata içinde olduklarını bilmiyorlar.

    Rasulullah (s.a.v.): "Herhangi bir kimse, din kardeşine "Ey kafir!" derse, bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne ala. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner." buyurdular. (Müslim 1/319)

    Tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner, ifadesinin manası tekfiri kendine döner, kendisi kafir olur, demektir. Zira eğer kafir diyen sözünde sadıksa(doğruysa) muhatabı kafir olur.

    Din kardeşine kafir demek akibet kendini küfre götürebilir. Çünkü "Günahlar küfrün postasıdır." derler. Bu sözü diline dolayanın akıbeti küfür olacağından korkulur. Bu nedenle hiç bir mümine kafir dememek gerekir.

    Bayram hoca o sözünün maksadını aşan bir söz olduğunu söyleyip niyetinin öyle olmadığını hata ettiğini söyleyip hatasından dönmüştür.

    Yukardaki hadiste Zira eğer kafir diyen sözünde sadıksa(doğruysa) muhatabı kafir olur. Değilse söz tekfir edene döner.

    Bayram hocamız o hatasından döndüğü için tekfir eden kişinin sözünde haklı, sadık olma şartı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla hadise göre o kafir sözü hatasından dönmüş vafat etmiş olan bayram hocayı hala tekfir edenlere dönmüş olabilir .
    Aynı şekilde geçmiş velilerden bazıları cem makamında söyledikleri küfür içerikli sözlerinden dolayı tövbe etmişlerdir kitablarında yazılı dır. Fakat hala onları tekfir edenler mevcuttur.

    Binlerce Müslüman bayram hocayı tanıyor müslüman olduğuna şahitlik ediyor. Kardeşlerim selefilerin vahhabilerin düştüğü hataya düşüp kendinize yazık etmeyin o sözün küfür sözü olduğunu söyleye bilirsiniz ama hatasından dönmüş bir insanı tekfir etmeyin bırakın sizde tövbe edin .


    Tarikata tasavvufa bu makamlara inanmayan bilmeyenlere bunları anlatmak anlamalarını beklemek elbette mümkün deyi Bu halleri yazıyla anlatılabilmesi imkansızdır. O hali yaşamayana masal gelir.
    Mesela aşkı hiç bilmeyen birine aşkı anlatsanız öyle saçmalık mı olur niye kendini bile bile zelil ediyor,niye durduk yere acı çekiyor,yüzlerce insan varken neden bir tanesi dışında kimseyi gözü görmüyor der.

    Bunun gibi hallerde subjektiftir.herkesin anlamasını bekleyemeyiz.Ama kalbinde Cenabı hakka yakınlık isteyenleri O yollarına iletir.


    Öz eleştiri:
    Tasavvuf erbabı geçmiş ve şimdiki alimlerinden bu tür sözleri işitildiği zaman bu sözleri normal görmemeliler. Bilmeden o sözleri savunmaya kalkıp karşı tarafı tekfir etmemeliler.
    O sözün küfür sözü olduğunu kabul etmesi gerek .Yoksa her cemaat alimlerini körü körüne savunursa kötü niyetli şeyhlerin , ajanların islama zarar verecek sözleri bazı cemaatler tarafından güzel görülebilinir. Buda zamanla islama büyük zararlar verebilir . Bu caiz olmayan hoş görüyü malasef bazı tasavvuf ehli müritler yapmaktadırlar.

    Biz Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebi mensupları olarak, o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz. Tekfir etmememiz, o sözlerin küfür sözleri olmadığı anlamına gelmez.
    O sözler haddi zatında küfür içerikli sözlerdir. Fakat biz Ehl-i Sünnet itikadı gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözlerin aslını araştırıp tevil etmeye çalışırız.
    İmam-ı Rabbani Hz.leri cem makamını geçerken söylenen sözlerin Şeriate uymadığını Şeriate uymayannın da hakikat olamıyacağını söylediği gibi biz tasavvuf ehli olarak Şeriate uymayan hiç bir sözü kim söylerse söylesin kabul etmeyiz hoş görmeyiz.
    KONUNUN ANLAŞILMASI İÇİN BAŞIMDAN GEÇEN BİR OLAYI ANLATICAM
    Bir gün evimde kalpden sessice la ilahe illallah diye 5000 defa zikir ediyordum . Allahın cc huzurunda normalde diz üstü oturmam gerekirken ayaklarımı uzatmıştım.

    Derken uyanık olduğum halde evin tavanından florans ışığına benzer ama yüzlerce misli çok daha güçlü ve güzel bir ışık , nur evin her tarafını bir bulut gibi siz gibi benim vucudumu kapladı , içime girdi ,o ışığın içinde kayboldum.

    Asitin içinde eriyip asitte kaybolmak gibi yada kızgın lavların içinde eriyip ateş olmak gibi o güçlü ışığın içine kendimi kaybettim yalnız Allah cc tecellisiyle o nur , ışık vardı başka hiçbir şey düşünemiyom göremiyodum .

    Zamandan mekandan münezzeh şekil suret olmadan , nasıl rüzgarı görmez ama hissedersiniz, ateşi görmeden sıcaklığını hissetmek gibi Allah cc çok yoğun bir şekilde hissettim .

    Ben hemen ayaklarımı düzeltim diz üstü oturdum . Allahın huzurunda hissetmenin verdiği korku ,sevinç ,heyacanla karışık bir duygu ile kitlendim yani kımırdayamaz bir hal oldu.

    İşte o haldeyken bana bıcak soksanız , ev yansa , gözümün ucunu bile o yöne çeviremeyecek kadar kımırdıyamaz haldeydim . Bir gücü karsısında boyun eğdim .

    Bu manevi şerhoşluk , korku , çareslik ve sevinçli haldeyken ben şu sözlerden birini söyleseydim.

    “Vücudumda Allah’tan başkası yoktur”;
    “Evimde Allah’tan başkası yoktur”;
    Allah evin tavanından tecelli etti, tavanda gördüm
    Cübbemin altında Allah tan başkası yoktur

    “Kendimi tesbih ederim, benim şanım ne büyüktür” ( vucudum her zerresin de Allah cc o ışığı nuru gördüğü için Allah cc kasdederek ) veya Allah ın nurunda kayboldum yada Allah cc ile bera berim
    Gibi zahirde küfür gibi gözüken bu sözleri söyleseydim izahı ne olurdu

    Asitin içinde eriyip asitte kaybolan bir insan için asit oldu dense yanlış olurmu .Yada kızgın lavların içinde eriyip ateş olan bir insana lav oldu ateş oldu dense yanlış olurmu .Elbette yanlış olmaz.


    Görülen Allah cc deyildir . Gördüm diyen gördüğünü Allah cc ın zatı olduğunu iddia etmiyo .
    Görülen ne o zaman .? Görülen bir mağranın içinde yıllarca kalmış hiç güneş ışığı görmemiş bir insanın , bir gün depremle açılan bir delikten mağraya giren güneş ışınını süzmezini görünce sevincinden güneşi gördüm güneşi gördüm demesidir.

    Eğer o ışık süzmesi bir taşa bir ağaca bir insanın üzerine gelip kapladıysa , ben güneşi taşta insanda ağaçta gördüm de diyebilir o kişi . Halbuki gördüğü gerçek güneş deyildir hiç alakası yoktur.

    Gerçek güneş : Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığı ortalama olarak 149.600.000 kilometredir Güneş'in merkezindeki sıcaklığın 15 milyon 0C derecenin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu sıcaklık yüzeyde 5.500 0C dir.Güneş % 70 hidrojen, %20 helyum ve %5 de diğer elementlerden oluşur.
    Güneşte hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında (füzyon - erime birleşme) büyük bir enerji ortaya çıkar. Saniyede 600 milyon ton hidrojen helyuma dönüşür. Bu da her saniye Güneş`in 4.5 milyon ton hafiflemesine yol açar. Güneşteki füzyon olayı sonucunda Sürekli patlamaların olur.

    Kızıl kırmızımsı bir alev 15-20 bin km yükselir ki bu olaya Güneş Fırtınası da denir. Güneş Dünya'nın en az 1 milyon katıdır. Güneş ışınları Dünya'ya yaklaşık 8 dakikada gelirler. Yani biz Güneş'e baktığımızda onun 8 dakika önceki halini görürüz.

    Gördüğünüz gibi mağradaki insanın güneş dediği bir delikten içeri sızan ışık gerçek güneş deyildir. Gerçek güneşin bir zerresi yansıması dır.İşte Allah cc ağaca , insana tecelli ettiği zaman bunu gören insanın Allah cc insanda şurda burada gördüm demesi de bu güneş meselesi gibi dir .

    Görülen Allah cc deyildir onun yansıması , nuru dur .Gördüm diyenlerin kitaplarına sohbetlerine baktığınızda onlarda görülenin Allah cc olmadığını söylemektedirler.

    Yukarda evde olan o olayda o güçlü ışığın nuru içine kendimi kaybettim ,Yalnız Allah cc tecellisiyle o nur , ışık vardı başka hiçbir şey düşünemiyor ,bedenimi , evin içini göremiyor ve korku sevinç donma kitlenmiş bir hal

    Yukarda yaşadığım tarifi zor o hali ifade etmeye çalışırken zahirde doğru olmıyan küfür türü sözleri kendimde olmadan , yanımda bu halleri yaşamış bir tarikatliye söylesem .

    O benim ne demek istediğimi anlar . Çünkü o hal içindeyken kendinde olmama durumunda iken o hali net mantıklı, ilmi bir ifadeyle anlatmak çok zor.

    Arkadaşıma bu sözleri söylerken komşum veya eve gelen bir misafir bu sözlerimi duyup , çalıp (selefilerin ve vahhabilerin yaptığı gibi) sokaktaki insanlara ali varya eee işte böyle böyle dedi derse insanlara bana aaaa ne kadar sapıkca sözler bu ali sapıtmış derler.

    Akıllı Müslümanlar ise şöyle der . Ali bu sözleri bu banada söylemez biz alinin evvelki yasantısını sözlerini ve kitablarını biliyoruz . O tevhidi bilen ve bize anlatan takva birisidir. İtikatı ehlisunnet üzeredir . Gidelim ona soralım bu sözü söylemişmi söylediyse ne maksadla söylemiş öğrenelim der .


    Zaten o küfür gibi gözüken o sözleri söylüyebilecek olan kısa bir zaman sonra o halden çıkıp normal bir Müslüman gibi olduğunda o söyleyebileceklerini inkar edip tövbe etmiş olucak .

    Şimdi size anlattığım gibi. O kişinin bir kaybım olmuyor. Ama o kişiyi tekfir edenlerin çok kaybı olucak .
    Benim yaşadığım o hal cem makamı deyil alakalı olduğu için konunun daha anlaşılması için anlattım .

    Ya cem makamında olan o Allah dostları neler yaşamış düşünebilmek bile zor.

    Onlarda cem makamındayken yukarda belirtiğim yada daha anlaşılması acaip zahirde küfür gibi gözüken sözler söylemişlerdir.

    Yukarda anlattığım olay , hal hayatımda bir kere oldu ve 1 dakka sürdü
    Bu olaydan sonra hz Ali ( r.a.) nin bacağına ok sapladığı zaman namazdayken çıkartın demesiyle Hz Ali ( r.a.) namazlarında o hal üzere olduğunu anladım.
    Tarikat te eski müridler bir an bile Allah tan gaflette kalırlarsa tasavvuf ta aldığı mesafde geri gidermiş derlerdi.
    yani benim hayatımda bir dakka yaşadığımı o hali onlar günün bir çok zamanın böyle geçiriyolarmış onu anladım.

    İnsan o hal üzerindeyken yani Allahı görur gibi hiseder gibi olduğu o zaman günah işleyemez


    Allahın razı olmadığı şeyleri yapamaz , namazında Allahtan başka bir şey düşünemez . Bu hal bana şeytandan da olabilir. Şeytanın hilesi çok bir çok insanı böyle olaylarla kendine hizmet ettirmiş ayağını kaydırmıştır.

    Ama o hali yaşasaydınız kesinlikle şeytandan olmadığını bilirdiniz .Varsayalım şeytandan olsun ,eğer öyleyse şeytan bana namazda ve diğer zamanlarda Allahın huzurunda nasıl durulur onu öğretmiş oldu.

    Şeyhi olmıyanın şeyhi şeytandır sözü burası için söylenmiştir.Yani tarikatte başa gelebilecek bu olayları hocasına anlatmayan aldanabilir .Bu olayları yaşamıs şeyhine o olayı anlatan şeytanın oyununa gelmez .
    Şeyhi olmıyanın şeyhi şeytandır Bu söz tarikat içinde olanlar için söylenmiştir.
    Fakat dunyevi ve uhrevi işlerimizde bize doğruyu yanlışı anlatacak bir şeyh, bir öğretmen veya dalında uzmanlaşmış bir insana ihtiyaç duyarız .



    Yaşadığım olayın faydası

    İnsanın namazda huşu ile namaz kılmasına vesile olur
    Allahı karşısında hisseder gibi olursa günahlardan korunur
    Allah ile arasında gercek muhabet oluşur , saygı oluşur tasavvufun amacıda zaten insana bu halleri kazanmasına yardımcı olmaktır
    Biz Ehli Sünnet vel Cemaat Mezhebi mensupları olarak, o küfür sözlerinden dolayı, o sözleri söyleyenleri tekfir etmeyiz.
    Tekfir etmememiz, o sözlerin küfür sözleri olmadığını gerektirmez. O sözler haddi zatında küfür içerikli sözlerdir. Fakat biz, itikadımız gereği tekfirden uzak dururuz. Bunun için o sözleri tevil etmeye çalışırız.
  11. ehli-tarik MUVAHHİD

    ehli-tarik MUVAHHİD Islam-TR Üyesi

    MEYDANI BOŞ BULUP ORAYA BURAYA SALDIRAMKTANSA ÖNCE BİR KONUYA VUKUFİYETİN OLSUN
  12. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin



    Kabirdeki Ölülere ve Fail-i Meçhul Dirilere Tevessul

    Kabirsevici tasavvuf ehli, Kabirdeki ölülere ve nerde olduğu bilinmeyen diri kullara dua edilip seslenilebileceğine dair ebu Ya'la, Taberani ve ibnu's-Sunni'den gelen bir rivayeti delil olarak göstermektedirler.
    Bu rivayetlere göre Peygamber (s.a.v.) in şöyle dediği iddia edilmektedir:

    "Birinizin hayvanı ıssız bir yerde bağı çözülüp kaybolduğunda , "Ey Allahın kulları , tutun ! Ey Allahın kulları tutun!" diye seslensin. Çünkü Allahın yeryüzünde hazır bulunan kulları vardır. Hayvanınızı sizin için tutarlar"
    (Zayıf Hadis : Ebu Ya'la "el Musned" No 5269 ; Taberani "el Mu'cemu'l Kebir" 10/ No : 10518; İbnu's-Sunni "Amelu'l Yevm ve'l-Leyle" No: 508 : Abdullah b. Mesud r.a.'dan ; Heysemi "Mecmu'u'z-Zevaid" 10/132; İbn Hacer "el Metalibu'l-Aliye" 3/239, No:3375; el-Elbani "Silsiletu'l Ehadisi'd-Da'ife" No 655 ; Da'ifu'l-Cami'is's-Sağir No:404; El Kelimeu't-Tayyib Tahkik," No 177; Amr Abdulmun'im "Hedmu'l-Menair limen Sahhaqha Ehadise't-Tevessuli ve'z-Ziyara" s.177-178)

    Bu rivayetin senedinin üzerinde dönüp dolaştığı zayıf ravi Ma'ruf b. Hassan olduğundan dolayı hadis sahih değildir.
    Söz konusu ravi hakkında Ebu Hatim er-Razi "meçhul" derken (İbn Ebi Hatim er-Razi "el-Cerh ve't-Ta'dil" (8/232),İbn Adiyy "munkeru'l Hadis" demiştir.(İbn Adiyy "el Kamil fi Du'afai'r-Rical" (6/2326) ; Zehebi "Mizanu'l-İ'tidal" (4/143-144, No: 8654) ; İbn Hacer "Lisanu'l Mizan" (6/61 No: 231); Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, X/132)

    (Ebû Ya’lâ “el-Musned” (No:5269); Taberânî “el-Mu’cemu’l-Kebîr” (10/No:10518); İbnu’s-Sunnî “‘Amelu’l-Yevm ve’l-Leyle” (No: 508)

    Abdullah b. Mes‘ûd radiyallâhu anh’den:
    İsnadinda Maruf b. Hassan es-Semerkandi adlı ravi var…… ibn Bureyde ile ibn Mesud arasında da kopukluk var! (el Albani: S. Daife : No: 655)

    Ma'ruf b. Hassan, İbn Adiyy'in dediği gibi munkeru'l Hadistir. Bunun sonucu olarak bu rivayet zayıftır. Bunun neticesinde de reddedilir.


    Ashab-ı kiram ne bu tür bir uygulamada bulunmuş ne de böyle bir şeyi emretmiştir.
    Tabiin ve imamların da bu şekilde uygulamada bulundukları, bunu emir ve tavsiye ettikleri konusunda sahih bir nakil yoktur. Rasulullah s.a.v. in zamanında da kaybolan devesini uzun bir muddet bulunamamış , Rasulullah ta zikredilen hadiste böyle bir söz söylememiştir! Şimdi hadiseyi görelim:


    Rasulullahın (s.a.v.) devesi Kasvâ’nın kaybolması
    Sefer sırasında bir ara Rasûl-u Ekrem Efendimizin devesi Kasvâ kayboldu. Ashab-ı Kiram bir süre aradılarsa da onu bulmaya muvaffak olamadılar.
    Munâfıklar bunu da fırsat bilerek Hz. Rasûlullahı rahatsız edici söz söylemekten geri durmadılar. Onlardan biri olan Zeyd bin Lusayt, “Şaşılacak şey! Muhammed, peygamber olduğunu söyler, gökten haber verir, fakat devesinin nerede olduğunu bilmez” diye söylendi.

    Munâfıkın âdice sarf ettiği bu söz, Kâinatın Efendisine ulaştırılınca, “Vallahi, ben ancak Allah’ın bana bildirdiğini bilirim. Ondan başkasını asla bilemem!” buyurdu ve ilâve etti:
    “Şimdi de Allah bana bildirdi ki, Kasvâ filan ve filan dağların arkasındaki vadidedir. Yuları bir ağaca takılmış olarak duruyor. Hemen gidiniz onu bana getiriniz.”
    Sahabîler, Hz. Rasûlullahın tarif ettiği yere gittiklerinde, deveyi aynen yuları bir ağaca dolanmış halde buldular ve alıp getirdiler.
    Rasûl-u Ekrem, ancak Cenâb-ı Hakkın kendisine bildirmesiyle gaybı bilir, insanlar için gayb hükmünde olan hadiseleri haber verirdi. Bu, onun mazhar olduğu mucizelerinin bir nev’idir.
    Rasûlullahın, Allah’ın bildirmesiyle haber verdiği istikbale âit bütün haberler Ashabın şehâdetiyle teker teker zuhur etmiştir.

    Gördüğümüz gibi Rasulullah (s.a.v.) , tasavvufcuların sapıkça uydurdukları sözlerden uzak durmuş, yaratılmışlardan değil de Allah'tan(c.c.) yardım istemiştir.
    Böyle bir bilgiye selefin değil de daha sonra gelen tasavvuf ehline ulaşması oldukça manidardır...


    Allah'dan (c.c.) başkalarından yardım isteyenlerin bu konudaki rivayetlerinden biri de İbni Abbas (radıyallahu anh) dan rivayet edilmektedir.
    Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
    "Şüphesiz ki Allah’ın, hafaza meleklerinin dışında yer yüzünde melekleri vardır ki, ağaç yapraklarından düşenleri yazarlar. Sizin birinize çöl arazisinde bir aksaklık isabet ederse, 'Ey Allah'ın kulları! (Bana) yardım edin diye seslensin" (İbni Hacer el-Askalânî, Muhtasar-u Zevaidi'l-Bezzâr, No: 2128, 2/420)

    Sufilerin delil diye aldıkları bu rivayette bile, sadece meleklerden bahsedilmekte, Denizde havada karada uçan ölü /diri büyüklerinden bahsedilmemektedir!




    Halbuki İbn Abbas'dan (r.anh) gelen sahih bir rivayett, yukarıdaki rivayeti ve savunucularını çürütmektedir .


    İbni Abbas (r.anh) şöyle buyurmuştur:
    "İstediğin zaman Allah'tan iste. İstimdad ve yardım istersen Allah'tan iste. Kalemin mürekkebi kurumuştur, sen karşılaştığın şey ilesin. Bütün yaratıklar uğraşsa, sana Allah'ın yazdığı faydalı şeyden başkasını veremezler ve gene bütün yaratıklar çalışsa, sana Allah'ın yazdığından başka hiçbir zarar veremezler"
    (İbn Mace, Keffaret: 2; Darimi, Nuzur: 6 ; İbn teymiyye , Kulluk kitabı)


    http://www.islam-tr.com/forum/soru-...-tutun-diye-seslensin-sozunun-asli-nedir.html
  13. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Bütün tasavvuf itikadından tevbe etmesi ve aşağıdaki gibi videoda yayınlaması gerekirdi!

    Allah'a eş - Şirk Koşmak = Sevgide Şirk

    Bayram Ali Öztürk: "Muhammed = Allah"



    [​IMG]
    Bayram Ali Öztürk : Hz. Muhammed = Allah
    Tasavvufçulara göre Hz. Muhammed s.a.v. ; Allahın ete kemiğe bürünmüş dünyadaki halidir.


    1402

    7138



    Bayram Ali Öztürk : Namazdaki surenin devamını ben sustum Allah c.c. okudu

    Bayram Ali Öztürk'ün Namazda Allah (c.c.) Düeti(!)


    8181





    Şerbetli Vahdet-i Vucud Şirki !
    8214
  14. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

  15. BirMusluman

    BirMusluman Üyeliği İptal Edildi

    Allah sizlerin yardımcısı olsun akhiler insanların dalaletine panzehir gibi deliller bunlar.illa da ben küfür akidesinde direnecem, tevhid akidesi benim atalarımın dinine uymuyor diyorsan, öyleyse git atalarının sana anlattığı dinine...
    Vallahil azim bu dinin size ihtiyacı yok bu kardeşler de burda sana bunları para kazanmak için anlatmıyorlar ve hiç biri dikkat edersen şu hoca haklı bu hoca iyi diye kimseyi temizede çıkarmıyorlar yalnızca Allaha kulluga ve Resulunun sunnetine amel etmeye çağırıyorlar ...
  16. taner2855

    taner2855 Islam-TR Üyesi

    kardes kimsin bilmem ama bunun altindan ahirette kalkamazsin
  17. Muaz ibni Cebel

    Muaz ibni Cebel İyi Bilinen Üye Forum Yöneticisi

    Depodaki günahları çıkarıyorlar sonra imha ediyorlar.Yeteneğe bak
  18. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi


  19. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    Kaynak: TARİH VE TASSAVUF SOHBETLERİ -NİHAD SAMİ BANARLI, Kubbealtı Neşriyat, İst-1984



    “Duy tabiatta biraz sende ilah olduğunu küfrü (S.194)
    Yûnus Emre Anadolu'daki Türk düşünüş edebiya*tının ilk büyük şâiridir. Onun zamanımızdan 700 yıl öncesi için, inanılmayacak kadar güzel bir Türkçe ile söylediği Tasavvuf Düşünüşü milletinin vicdan ve îman târihine çok uygun bir duyuş, düşünüş ve heyecan sis*temi idi.

    Çok kuvvetli bir tarife göre:

    Tasavvuf Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanmak demek*tir.

    Bu ahlâk, insanı daha hayatta iken bile, biricik ölümsüzün hayâtına götürür;

    Duy tabiatta biraz sen de İlâh olduğunu

    diyen şâirin söylediği gibi, insanı daha çok insan yapar, ve hattâ insanlık üstünde bir kudrete ulaştırır; yer yükünde böyle duygularla yükselmiş insan toplulukları yaratır.



    “Her insan Allah’ın bir parçasıdır” küfrü (S.198)
    Her insanda Allâh'dan bir parça ve ondan gelip bedenlenmiş bir cevher bulunduğu inancıyla mes'ud bir vicdan…



    “Bir gün tanrı ,Musa peygambere hastalandığını söyler” iftirası (S.205)
    «Bir gün Tanrı, Musa Peygambere hastalandığını söyler. Hâttâ kendisini yoklamaya gelmediğinden şikâ*yet eder. Musa, hayretler içinde kalır: «Sen yaratıcısın.. Nasıl hasta olabilirsin?!» diye seslenir. Tanrını cevâbı şudur: «Görünüşte hasta olan ben değilim, benim dün*yâdaki velîlerimden biridir. Sen onu yoklanıp, benim gönlümü alacaktın. Çünkü o benden ve ben ondan ayrı varille değiliz.»


    “İnsan zeka vicdanının keşfettiği en yüce varlık Allah’tır” iddiası (S.207)
    Çünkü bir kadın edibimizin çok doğru söytediği gibi insan zekâ ve vicdanının târih boyunca keşfettiği en yüce varlık «Allah»tır. Allah'ı bulup onun varlığına ve kudretine inanmak beşer zekâ ve mâneviyâtının. en üstün buluşu olmuştur.


    “İnsan nefis denilen ve sema ile tanrılaştırmak yolunun önderlerindendir” yalanı (S.226)
    Mevlânâ, insan denilen varlığı derin bir maneviyatla yıkamak; insanı «nefis» denilen ağır yükten kurtarmak ve bir semâ' kanatlanışiyle Tanrılaştırmak yolu*nun önderlerindendi. Başta söz sanatı (şiir) olmak üzere hemen bütün güzel sanatları bu yolda dile getirenlerdendi. Onun şiirleri baştan sona münâcâttır. Fakat bu münâcât, bir dua değil, büyük bir aşkın ilanıdır.



    “’Tassavuf ben de yaratacağım !’ diyen bir feverandır” iddiası (S.230)
    Çünkü tasavvuf kısa zamanda kemikleşerek, öylesine katılaşıp, insana düşünce ve yaratma hakkı vermiyen, mutaassıp bir dînî inanışa karşı insan varlığımı «Hayır: Ben de düşüneceğim ve ben de yaratacağını» diyen bir feveranıdır.



    Kaynak: Rahmet Esintileri – Osman Nuri Topbaş – Erkam Yayınları r.k.8, İst.1997,

    Nuri Topbaş kendisini ve müritlerini şirke sürüklüyor. (S. 8)


    Hakk Tealâ sırât-ı müstakime yegane rehber olan Hazret-ı Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem 'in mânâ iklimlerinden kalblerimize ulvi bir nasib, O'nun engin rühaniyellerinden gönüllerimize feyyaz şebnemler ih*san buyursun! Kalblerimlz, Allah ve Rasûlullâh sevgisinin tükenmez sermâyesi olsun! Cenab-ı Hakk, cümlemi*zi O'nun tevessül ve şefaat-i uzmâsına nail eylasin!.. Amîn!..

    Dahilek vâ Rasulallâhi.. Meded ya Rasûlallih! Şefâat yâ Rasûlallâh!..

    Osman Nuri TOPBAŞ



    Nuri Topbaş Allah’a ve Rasulune iftira ediyor . (S.10-11)


    {Ey Habibim!) Sen olmasaydın. Sen olmasaydın; bu kâinatı yaratmazdım!.." şeklinde beyân buyurulmuştur.

    Şâir de, bu yaradılış sırrını ne güzel ifade" eder:

    Doğmazdı kalbe 'fan İnmezdi arza Kuf'ân Meçhul olurdu esnıâ; Levlâke Yâ Muhammedi..

    Ebû Hûreyre -radıyallâhu an h- anlatıyor:

    Ashâb-ı Kiram Hazarâtt Allâh Rasûlü'ne sordular.

    "-Size peygamberlik ne zaman ihsan oldu?" Cevaben O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

    "-Âdem, su ile toprak arasında iken..." buyurdular.

    Demek ki, nübüvvet-i Muhammedi, Âdem ai*lesi teşekkül etmeden, kudsî bir tecellî İle başla*mıştır. Yâri, ilk parlayan varlık cevheri, "nûr-i Mu-hammedi"dir.

    Hazret-i Peygamber, nuru ile Hazreti Âdem'*den önce, cismâniyeti ile bulun peygamberlerden sonra zuhur etmekle, nübüvvet takviminin ilk ve son yaprağı olmuştur. O. zaman İtibariyle son, gaye İtibariyle ilk peygamberdir. Zîrâ risâlet takvimi, "nûr-i Muhammedi ile başlamış; son yaprağı da "cismâniyet-i Muhammedi" ile nihayet bulmuştur.



    Allah’a, İbn-i Abbas’a ve peygamber’e iftira (S.13-14)


    İbn-i Abbas'dan rivayet edilir:

    Cenâb-ı Hakk, Havva Validemizi, Hazret-i Âdem'in sol kaburga kemiğinden yarattı. Âdern -aleyhisselâm- o esnada uyumaktaydı- Uyanıp ya*nında bîr filiz gibi Havva'yı görünce, kalbi ona aktı ve elini uzattı. Melekler haykırdı:

    "-Yâ Âdem, dokunma ona. Henüz nikâhın kı*yılmadı !."

    Bundan sonra Hazret-i Âdem ile Hazrel-i Hav*va'nın nikâhları kıyıldı. Mehrin şartı da, üç kere Hazret-i Muhammet Mustafâ'ya salevât-ı şerife getirmek suretiyle tahakkuk etti. Bu, Allah huzu*runda ve Muhammedi hakikat önünde ilk nikâhın başlangıcı oldu. Böylece nikâh, Hazret-i Muhammed Mustafâ'ya salevât île ulvi bîr mânâ kazandı. Rahmet, bereket ve fevti tecellîleri ifa doldu.



    Allah’a ve Rasulune iftira (S.14-15)
    Ebu Leheb'i ölümünden sonra bir gece rü'yâda gördüler ve sordular:

    -Yâ Ebâ Leheb, hâlin nasıl?

    -Cehennemdeyim; azâb içindeyim'. Ancak pazartesi geceleri azabım hafifletiliyor. O gecelerde parmaklamam arasını emiyorum. Oralardan su çıkıyor, suyu içiyor ve serinliyorum. Çünkü, Pazartesi günü Sevbiye koşup bana "o sabah Allâh Rasûlü'nün doğduğunu' müjdelemişti; ben de onu âzâd , etmiştim. Bunun karşılığı olarak Allah, Pazartesi, geceleri bana, azabımı hafifletmek gibi bîr ihsanda bulunuyor.



    Hz. Ebubekir kafirlere yer bırakmıyor. İftirası (S.78)


    "Demek ki bu söze inanmayanların ardından Üzülerek neredeyse kendini mahvedeceksin!."

    (el-kehf. 6)



    Bu sebeptendir kir feyz-i Rasûlullah'dan, her*kesten daha fazla nasîb alan Hazret-i Ebû Bekir -raûıyallâhü anh, şöyle dua etmiştir:

    "Yâ Rabbi, kıyamet günü benîm vücûdumu, ce*hennemde benden başkasına yer katmayacak kadar büyült.



    Padişahların başındaki süpürge içindeki şirki temizleyebildi mi ? (S.88)


    Osmanlı padişahlarının zamanının portreleri demek olan minyatürlerde sarıkların ucundaki sor*gucun bir süpürge maskotu olduğunu acaba kîm bilir? Bununla Harameyni'ş-Şerîfeyn'in süpürgecisi olduğunu telâkki ederler ve Harameyn'in süpürgecilerinin maaşlarını, kendi servetleri içinden verirlerdi.

  20. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi



    PROF. DR ESAT ÇOŞANIN KURANA AYKIRI DÜŞÜNCELERİ
    Esat Coşan nın Kendi Şeyhi olan Mehmet Sait Kotku nun Kalp den Geçenleri Bilirdi Şirki

    Ölmüş Şeyhlerin Öldükten sonrada Tasarruf sahibi olmaları şirki

    Esat Coşan nın aynı Anda Farklı iki Dine inanması Tasavvufa ve İslam

    Esat Coşan nın Kendi Şeyhi olan Mehmet Sait Kotku nun Kalp den Geçenleri Bilirdi Şirki

    Kendi şeyhinin insanların kalplerinde geçenleri bileceğini söyleyen Esat Çoşan, aslında Kendi Şeyhinin yazmış olduğu kitapla açık bir şekilde çelişmektedir.
    Ölen Şeyhinin kendi kitabında gaybı bildiğini iddia eden, çalınan malları bildiğini, ve cinlerin kendisine haber verdiğini söyleyen kişilerin kafir olacağını belirtmek tedir. Gaybı sadece yüce Allah bildiğini Mehmet said Kotkunun kendi eserinde belirtmek dedir. Oysa Bu esere ön söz atan Esat Coşanda Mehmet Said kotkunun kalplerde geçenleri bildiğini söyleyerek aralarında Müthiş bir calişki için de olduğu göstermek dedir . Sanırım Esat Coşan o kitaba ön söz atığı zaman kitabın tamamını okumamış tı. Yada okumadan o kitaba önsöz atmıştır.

    Kendi şeyhini şu şekilde ilahlaştırmakta

    Gece ve Sabah ibadetlerine çok riayet ederdi. Talebelerini de bunlara teşvik eylerdi. İnsanın kalbinden geçirdiğini bilir geleni sormadan cevabını verir istemeden ihtiyaç sahibini muhtaç olduğu şeyi bağışlardı. Gönüllere Rüyalara tasaruffu vardı. Bereket Gidiği yerde yağar bolluk onunla birlik de gezer en ücra en kıtlık yerde o gelince nimet Dolardı. Beraberinde seyyat edenler tevafuklara tecellilere maddi ve manevi hallere ve ikramlara şaşar hayretlere düşerler parmaklarını ısırlardı. Mehmed Zahid Kotku. Ehl-i Sünnet Akaidi.Önsöz (atan Halil Necatioğlu M.Esad Coşan) XV. İstanbul 1980 .Seha Neşriyat.

    Oysa Mehmet Said Kotku o kitabında Küfre Mücib sözler ve Haller bölümünde şunları aktarmak tadır. Gaybı biliyorum iddiasında bulunanı tasdik eyleyen ve ben çalınan malları bilirim diyen. Bana cinler haber verir diyen ve onun bu sözünü tastik eyleyenler. Zira Gaybı ne insan bilir ve nede cin bilir. Bilakis yalnızca Cena-bı Hakk bilir. Mehmed Zahid Kotku.Ehl-i Sünnet Akaidi Dersler.syf 134 seha Neşriyat.1980

    EBU HANİFE KALPLERDE GEÇENLERİ BİLDİĞİNİ İDDA EDENLER HAKKINDA VERMİŞ OLDUĞU FETVA
    Kalplerde gizli olan şeyleri ancak Allah bilir. Keza kiramen katibin melekleri bile insanların acığa vurdukları amelleri yazmakla vazifelidirler. Çünkü kalplerde bulunan şeyleri bilmeye imkan yoktur. Kalplerde olanı ancak Allah ve Allahın kendisine vahyettiği peygamberlerinden başkası kimse bilemez. Vahiy olmadan kalplerde bulunanı bildiğini iddia eden alemlerin Rabbinin ilmine sahip olduğunu iddia etmiş olur. Kalplerde ve Hariç de Allahın bildiğini kendisinin de bildiği iddiasında bulunan insan büyük bir Günah işlemiş Cehennem ve küfrü hak etmiş olur.. İmam-ı Azamın Beş eseri-Çeviri.Doç.Dr.Mustafa Öz. İlahiyat Fakültesi vakfı yayınları.1992-sayfa 22

    Peki islama Göre bu Mümkün mü bir insan Kalp den geçenleri bile bilir mi ?
    Şimdi (M. Esat coşan)ın ve Tasavvufçuların bu inançlarını kuran ve sünnet ışığında inceleyelim.ve bunların ne kadar batıl yolda oluklarını kuranın ışığıyla görelim. Bir Peygamberin Dahi Kalp den geçenleri bilemeyeceğini Rabbimiz şu ayetinde bizlere bildirmek dedir.
    “ Çevrenizdeki bedevilerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlığa çevirmiş olanlar vardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Biz onları iki kere azablandıracağız, sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler’’. (Tevbe 101)

    De ki: ‘Size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam.’ De ki: ‘Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?’ ENAM 50
    De ki: ‘‘Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.’’ (Neml Suresi, 65)
    Şimdi Şu hadise bir bakalım bir insan kalplerde geçenleri bilebilirmi.
    Üsâme bin Zeyd radıyallahu anh şöyle anlatıyor
    Resullah bizi bir seriye içinde (cihada) göndermişti. Cüheyne kabilesinde Hurukata bir sabah baskını yaptık o sırada ben bir adama eriştim. O Lailahe ilah dedi ben Mısrağımı ona sapladım. Bu iş den gönlüme bir Şüphe Düş dü. Sonra bunu Peygambere söyledim Resullullah Lailale İlah dediğin Halde onu Niçin Öldürdün dedi. Ben Ya resullulah o bunu ancak silahtan korktuğu için Söylemiştir dedim. Resullullah ta onun kalbinden söyleyip söylemediğini Bilmen için kalbinimi yardın buyurdu. Ve bu suale bana karşı Hiç durmadan o kadar çok tekrar etiki nihayet ben o gün Müslüman olmuş olsaydım diye temeni etim. . (Müslim-iman 158) Hadisdeki ’’ Onun Kalbini mi yardın ? ’’ sözü bizim görünüşe bakarak ve dilin söylediği ile amel etmekle yükümlü olduğumuzu kalb deki şeyi bilmemizin imkan olmadığını göstermek tedir. Ve Böylece Kalplerde geçenleri yalnızca Allah cc bileceğinin göstergesidir .

    Ölmüş Şeyhlerin Öldükten sonrada Tasarruf sahibi olmaları şirki
    M.Esad Coşan Tasavvufa giriş kitabında ölmüş şehlerin Tekrar Dünyada Tasarruf sahibi olduklarını şu şekilde açıklıyor. ’’ Evliyaullah Allahın sevgili kulları Allahın rızasını kazanmış kullar vefatlarından sonra da insanlara müessirdirler. Yani Tasarruf sahibidirler. Yani sizinle Münasebetleri vardır. Alakaları vardır. Rüyamıza girerler nasihat ederler ikaz ederler. Prf Dr. Esad Coşan.Tasavvufa Giriş sy.29 Gümüş Yayın evi.Konya.1990

    Tasavvuf inancına göre bunu Esat Coşanda kitabında aktarmasına göre ölmüş şeyhler tekrar yer yüzüne gelip tasarruf sahibi olmaları Mümkündür. oysa bu inanç tamamen Kuran’a aykırı bir inançdır.Tipik bir reenkarnasyon inancı olan insanların öldükden sonra tekrar başka bedenler den yeryüzüne gelme Tasavvufun Reenkarnasyon inancında bulaşmış olmasını gösteriyor şimdi bunun olamicanı Kuranı kerimde şu ayetle inceleyelim.
    ’’İçlerinde bulunduğum sürece onları gözetiyordum beni vefat ettirince onlar üzerine Gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi gören gözetensin.’’Maide:117
    Bu ayete yüce Allahın Hz İsanın vefat etiğini söylemek tedir.

    Yani ayete Hz İsa Dünyadayken onların üzerinde gözetleyici bendim ama beni Öldürdüğün vakit benim onlardan haberim yok du. Yani Hz İsa kavminin ne yapdığın da haberi yok ken Şeyhler nasıl oluyor da öldük den sonra Yeryüzüne gele biliyorlar ? Mürit lerin den haberdar olabiliyorlar ayet çok acık bir peygamber dahi Öldük den sonra Hayata olan insanlardan haber dar olami cağını söylemek dedir. Oysa Tasavvuf şeyhleri öldük den sonra Mürit lerinin üzerinde gözetleyici olduklarını söylemek deler.
    Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Zümer.42)
    Bu ayete göre Allah Ruhları belirli bir yerde tutmak dadır. Ölümüne Hükme diği insanların Ruhları Allah tarafında Tutulmak dadır.

    Bakın Esat coşan sözlerine söyle devam etmek dedir
    Birisi Hocasını değiştirmiş Rüyada değiştirdiği Hocasını görmüş Bir tokat patlatmış buna Sende ama gezinti adamışın be Or dan oraya geziyorsun.Bir Tokat patlatmış geziyorsun diye Gelmiş bana ağlıyarak söylüyor. Onun için o Tokatı adar. O tokat ikaz olur İltifat olur sen onun Ruhuna bir Hatim indirsin Rüyada sana Teşekür eder. Yani Bu Ölmüştü cesettir Ölen Ruh ölmüyor. Can Ölürmü Ruh ölürmü Ölmez.İşte Tasarrufatı oluyor. Onun için o büyüklerimize bir Fatiha üç ihlas okuyun gönderin Ruhaniyetlerine. Prf Dr. Esad Coşan.Tasavvufa Giriş sy.14 Gümüş Yayın evi.Konya.1990
    Yani Dizinde ilim tahsil ediğin Dünyadayken beyat ediğin bir hocayı dahi ölün cede takip etmek zorundasın. Yani başka bir hocaya gidip ilim tahsil etmen beyat etmek tasavvuf da kesinlikle yasak olduğunu çok net bir şekilde öğrenmek teyiz.Ölen bir insanın Ruhunun dahi ölmedini söylemek tedir. oysa Allah cc Hayatına son verdiği insanların birer Ölü olduğunu söylemesine rağmen Esat coşan ölen şeyhlerin Ruhlarının ölmediğini söylemekle kurana ne kadar ters bir Düşünceye sahip olduğunu çok acık bir ifadeyle belirtmek dedir. Oy sa başka bir sayfada gerçek den çok güzel tespitler yapmak dadır.Esat coşan şimdi o sözlere bir bakalım.
    ’’Yol Peygamber efendimizin yoldur. Sünneti seniyeye uyma yoludur. Bidadlara saparsanız Ameleriniz Heba olur. Allah bidad ehlinin Farsını Nafisesini Hacını umresini namazını Niyazını sadakasını zekatını ret eder. Yüzüne calar kabul etmez sen Bidadcısın Sen Dini bozdun sen Dini İlave veya ekleme ve ya cıkarma yaptın sen işin aslını dejenere etmek yolundasın diye Allah ibadedlerini yüzüne calar ve kabul etmez.’’ Prf Dr. Esad Coşan.Tasavvufa Giriş sy.29 Gümüş Yayın evi.Konya.1990
    Gerçek ten bu sözler kurana ve sünnete uygun sözlerdir. Belki de bu güne kadar Esat coşanın söylemiş olduğu en güzel sözlerden bir tanesidir hata bu sözler Levha edilip Tasavvuf çuların evlerine asılçak sözlerdir. Ama gel gör ki Bu sözleri söyleyen şahız aynı şekilde kendi kitaplarına bir sürü bidat Hurafe kurana aykırı şeyler koymakla bu söze ne kadar ters Düşdüğünü görmek Mümkün dür..
    Esat Coşan kitabında İslam Dışı fikirlerine şöyle devam etmek dedir kısaca onları bildirilelim .” Tasavvufun ilimlerin en şereflisi en önemlisi olduğunu (s.5) Mürşid Denilen Şeyhi Hz Peygamberi sever gibi sevmenin gerekliğini bunun imanın şartı olduğunun belirtildiği ve ona Rabıta yapmak gerektiği (s.14.20.21) Evliyaullahın Ruhaniyetinden istim dat edilmesi gerektiği.(s.14) Şeyhi değiştirip başka bir şeyhe bağlanmanın yasaklığı (s.14) Ölülerin Hayatta tasarruf ettiği(13) Cihadın kimi için yapıldığının beli olmadığı söylendiği halde zikrin Allah için (s.11) yüz defa estağfirullah yüz defa la ilahe illallah bin defa Allah Allah yüz Hatta bin defa selatu selam okuyup ibadet etmeyi ve bunu başkaların ruhlarına göndermeyi (s.23.28)



    Yüce Allah peygambere salat ve selam getirmemizi istemiştir. Rivayetlere göre ama Peygamberin Ruhuna yolarken başkalarına göndermeyi emretmemiştir. Bütün bunların İslam Dinine kurana ve sahi sünnette yer almadığı bir gerçektir. Yukarda bidatlara karşı çıkanların amelerinin Allah katında boş olduğunu söyleyen şeyh efendi ayni hataya kendisinin düş düğünün sanırım farkında değildir. Peşinde milyonlarca insanı götüren Esat coşan insanları bu sözlerle küfre düşürdüğünün acaba farkındamı Acaba mahşer gününde esat coşan ve bu yolun yolcuları Allaha nasıl hesap vereceklerdir. Yol yakınken bu İslam Dışı Fikirleri inançları bırakıp Kurana sahih sünnete dönmenin zamanı gelmedi mi şüphesiz ki Kişi mahşer gününde sevdiğiyle birlikde olaca tır.

    Esad Coşan nın aynı Anda Farklı iki Dine inanması Tasavvufa ve İslam
    Esat Coşan Çeşme izmirde verdiği bir konferans da şöyle söylemek dedir .
    Muhterem kardeşlerim! İnsânın zâten, şeriati bilmeden tasavvufa dalması tehlikelidir. Önce muhaddis olacak, müfessir olacak, fakîh olacak; ondan sonra tasavvufî konulara girerse ayağı kaymaz. Onları bilmeden tasavvufî konulara girerse, takliden birisinden duyduğu sözü söyler, çok büyük tehlikelere düşer.
    H. YUNUS’UN TASAVVUFÎ ANLAYIŞI30. 10. 1994 – Çeşme / İZMİR
    Yani bir insanın Hem şeriyatı bilecek Hemde tasavvufa Dalacak bu iki farklı inancın en büyük göstergesidir. Şeriyatı bilmeden tasavvufa dalmanın çok tehlikeli odlunu söyleyerek İslam ve Tasavvufun iki farklı inanç olduğunu kendisi bu sözlerle sarf etmekdedir. Kuranı kerime baktığıımız da Allah cc tasavvuf kavramında bahsetmedini ve sahi sünnette hadislerde asrı sadede tasavvufla ilgili tek bir hadisin olmadığını ve tasavvufun Hz Peygamberin ölümünde seneler sonra ortaya çıkan bir inanç olduğunu çok bariz bir şekilde görmekteyiz. Allah cc bunların inancına göre yoladığı İslam dininde bir eksiklikmi bırakdı İslam dururken islamın öz Kavramları dururken neden tasavvuf inancına ihtiyaç duyuluyor İslam ve Tasavvuf oysa Allah cc Yüce kitabında bu iki ismi aynı anda yada bahsetmemiştir ve tasavvufla ilgili tek bir ayet dahi olmadığı çok bariz bir şekilde ortadadır. Bugün, dininizi kemale erdirdim, ikmal ettim. Size olan nimetlerimi tamamladım ve sizin için din olarak İslamı seçtim. [Maide 3]
    Yüce Allah Dininizi Tamamladığını ve sizler için islamı seçdim demesine Rağmen hem İslam Hem Tasavvuf deyip bir anda iki inancı benimsememizin islamın neresine sığdırcamısı bir düşünmek lazım. KAYNAKLAR.
    1) . Mehmed Zahid Kotku. Ehl-i Sünnet Akaidi.Önsöz (atan Halil Necatioğlu M.Esad Coşan) XV. İstanbul 1980 .Seha Neşriyat.
    2) Prf Dr. Esad Coşan.Tasavvufa Giriş Gümüş Yayın evi.Konya.1990
    3)İmam-ı Azamın Beş eseri-Çeviri.Doç.Dr.Mustafa Öz. İlahiyat Fakültesi vakfı yayınları.1992
    4) H. YUNUS’UN TASAVVUFÎ ANLAYIŞI 30. 10. 1994 – Çeşme / İZMİR
  21. Kozzsoy

    Kozzsoy Islam-TR Üyesi

    celalletin rumi ye mevlana denmesi şirk sınıfına girer mi ?

    eğer öyleyse şu yazdıklarımda yanlış varmıdır ?

  22. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    De ki: «Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. O'na yönelerek işlerinizi düzeltin, O'ndan mağfiret dileyin. O'na ortak koşanların vay haline!»(fussilet 6)

    De ki; «Ben de tıpkı sizin gibi bir insanım, yanız bana vahiy yolu ile ilahınızın tek Allah olduğu bildiriliyor. Buna göre kim açık alınla Rabb'inin huzuruna çıkmayı istiyorsa, iyi ameller işlesin ve kulluk görevlerinde hiç kimseyi Rabb'ine ortak koşmasın.»(kehf 110)

    Ya da altından bir köşkün olmalı veya göğe çıkmalısın. Gökte bize okuyabileceğimiz somut bir kitap indirmedikçe de oraya çıktığına kesinlikle inanmayız.» Onlara de ki; «Subhanallah! Ben peygamberlikle gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?»(ısra 93)

    Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da çiftler yarattı. Bu düzen içinde çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O herşeyi işitir, görür.(şura 11)

    ***
    cübbeli nin hulul inançları..müslüman görünümlü zındık şahsiyet..



  23. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi

    "nefis gitti,şehvet gitti,yaratan yaratılan bir oldu(!)"

    soruyorum(duymaz ama) ey cübbeli,her konuda örneğimiz olan rasulullah muhammed(sav) de niye nefis aradan çekilip yönetimi Yaratan(haşa) almadı?
  24. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    Kaynak: Kutup - Süleyman F. Atatoprak, İzmir - 1976

    El-İbriz’den ruhani müşahade kopyaları (S.6-7)

    RUHANİ MÜŞAHEDE
    Eserin yazımı için ruhani emir telakki ettiğime rağmen neşrine mütedair her hangi sarih bir emir almış değildim. Bu bakımdan endişe duymak üzere iken, birdenbire vücuduma arız olan tatlı bir uyuşuklukla kendimden geçmiş ve böylece ruhani müşahedem başlamıştı:
    «Önümde Afrika kıtasının büyük sahrasından daha muazzam ve daha geniş bir meydan belirmiş ve meydanı sayısı, belirsiz insanlarla dolmuştu. Dikkat ettim meydandâki muntazam saflar halinde bulunan insanlar Hazreti Ademden son Peygamberimizin Hazreti Muhammed’e{Ona hakkın ve benim Selâmım olsun) gelinceye dek bütün geçmiş peygamberler ümmetleriyle birlikte ben
    âcize müteveccih hürmetle ayakta durmakta idiler. Yalnız ümmeti" Muhammed'in önlerinde Muhiddini Arabi hazretleri bulunuyordu. Hatiften gelen bir nida (Ses) üzerine oldukları yerde aniden beliren çeşmelerden abdest alarak fakire karşı ayakta ikişer rekat namaz kıldılar. Bu müşahede tecellisine göre ben Aciz: kul Süleyman Atatoprak ruhani külle ve hakka bağlı olarak bu cemaatin kıblesi olmuştum. (Kâinat Hakkın hüviyyetidir) Kitabından nakledilmiştir.

    Süleyman Atatoprak’a Allah’tan Cebrail’in mektup getirmesi yalanı (S.9-11)

    (Tarihî ledün ilmine ait, büyük ruhî bir müşahede)
    Vaktile ispanya halkı, iki ayrı ideolojiye bölünerek, General Franko taraftarlarıle Komünist lideri Tito arasında dahilî harp başlamadan önce fakira (kardeşim ceb-raile selâmım olsun) Teşrif ederek Cenabı haktan batini mektup getirdi. Ancak bu batıni mektubun zarfını bizzat Cebraifl açıp kendi elinde okumam için fakira yardım edi-yordu. şöyle ki:
    Mektubun başından okuduğum kısımlar parça parçâ uçuyor ve kayboluyordu, mektubun tamamını okudum, mektubun tümü de uçup Hakka rücu etti. Tabiî mektubun meali zihrimde kaldı. Mektubun aynı (Tecelli) (ilâhi- emirdir. -- Dünyaya doğru hücum halinde gelen büyük yıldızı Tut; tutki dünya parçalanmasın), imza Kâinatların sahibi ben Allah.
    Ertesi günü keza manada bilumum dünya halkı (insanlar) sağa ve sola koşarak heyecanla ağlaşıyorlar. Sordum:
    Telâşınız nedir? cevaplan şu oldu. (Dünyamıza doğru hücum halinde bir, mütecaviz kürre geliyor, dünyamıza çarpmak suretile imha edecekmiş)! dediler.
    Fakire Haktan gelen mektup muhtevasına ve dolayısiyle Haktaalânın emrine göre insanlara [Haktaalâ adına] yere yatın! emrini verdim, onlar da emre itaat ederek yattılar. O anda sözü gecen kürre de göründü. Fakir de meydana yürüdüm, le dün ilmine göre kürreyi hışmî nazarimle küçülterek iki elime aldım; ayni zamanda ellerimle (kudret elimle) küreyi zararsız hale koydum. Arkadan ayni ilimle kürreyi yok ettim. Katibimin izniyle insanlar yok olmaktan kurtuldular.
    tevasına göre (Dünyanız mihverinden 500 metre oynadı ve yeni merkezde kaldı) şimdilik başka tehlike yok buyruldu. Tamamlayıcı olarak aldığım ledünni, bilgi ve teviline göre (Asi kürre tarafımızdan imha edilmesine rağmen yakında bir umumî dünya hart» başlayacak, ancak Türkiye ülkesini ve devletini bu badireden kurtar, diye emir buyuruldu. Haktaalâ da aynen öyle yaptı. Şimdi de büyük Türkiye’nin kuruluşuna çalışacağız, inşallah tahakkuk eder.


    Atatoprak’ın Atatürk’ü faytonla Cennet’e götürmesi (S.12-15)

    iKiNCi DERS

    Müşahede ettiğim olaylardan mühimi, biz Türk Milletinin çok sevdiği ATATÜRK'ün (Gazi Mustafa Kemâl paşa hazretleri) şerif ruhunun letafet alemine intikâli ile yer yüzünde ve özellikle Türkiyemizde vuku bulacak üzüntülü, ağlantılı manzaralarının tecellisidir. işbu tecelliden sonra ATATÜRK bir miktar daha Ömür sürmüş ve sonra da fena alemine göçmüştür. Keyfiyeti ev-velâ dostlarım arasında bir zabıt ile tevsik ettik. Bilâhare 1944 senedinde (Kâinat Hakkın Hûviyyetidir) adlı ki-; tabımda neşrederek ilân etmiştim. Yine o kitapta mez-kür tecelliyi yazarken ileride bu tecelliyi daha uzunca ve etraflı olarak yazacağıma söz vermiştim, îşte bu sözümde duruyorum. İş bu tecelliyi yazmaktan maksadım ledün ilminin resmi akıl ilimleri haricinde bulunduğunu açıklamıştır. Bu açıklamamla şahsım için rabbimin bir lütfü olan işbu tecelliyi ifşa etmekle halk arasında kendimi mana sahibi olduğumu ilân etmek gibi şeytani haz ve gururdan rabbıma sığınırım. Bundan başka memleketi ve milleti için çabalıyan sayın Atatürk hakkında yobazların ileri geri dedikodularına kesin olarak son verilmesini arzu eden cenabı Hak: «Atatürk'ü rahmetimle yargılıyıarak onun müslüman Türk milletine yaptığı hizmetlerinden arzı oldum ve aciz kulum Süleyman F. Atatoprak eliyle onu seven milletine ve diğer milletlere müjde kılmasıdır.
    Şayed Atatürk'ün akifoetine mütedair ruhani keyfiyet gizli kalması takdir edilmiş olsaydı Rabbim bana bu bakımdan müsaade ve tevkif etmezdi. Cenabı hakkın her şeyde kendine mahsus nice gizli hikmetleri olduğu gibi bu tecellinin ifşaşında da tabiatiyle hususi bir maksat ve gayesinin mevcut olduğunu kabul etmek icap eder. Nitekim aşağıda verilecek izahat mahalline masruf olduğu tebeyyün edecektir. Bahsettiğim tecelli şu misalde zuhur etmiştir.
    Ben şahsen Sayın Atatürk ile birlikte hususi bir tren katarı ile (Türkiyede ruhen mevcut) Hasan Hüseyin köyü istasyonuna vasıl olduğumuzda tren durmuştu. O sırada yanımıza gelen .tren kondüktörü gayet ihtiramkâr bir vaziyette önümüzde durdu. «Efendim—diye söze başladı ve devamla—Katarımızın son durak yeri olan Hasan Hüseyin köyü istasyonu burasıdır..» diyebildi. Yani Atatürk'le ruhani seyahatimiz tamam olduğunu tebliğ ediyordu. Ben hemen trenden indim, istasyon postahanesine gittim, Sayın Atatürk'ün karşılanması için cennetteki müdüre telgraf çektim. Geri geldim, sayın Atatürk trende beni bekliyordu. Ben sayın Atatürk'e hitaben: «Paşam seyahatimiz burada bitti, buradan cennete kadar bir miktar daha yolunuz var..» diyerek paşaya hazır duran paytonu gösterek: «Zatıaliniz lütfen bu paytona binin, paytoncu sizi doğruca Cennete götürecek orada da Zatı-alinizi karşılamak için Cennetteki Alakalılara tel çektim» dedim. Fakat o anda beni dinliyen sayın Atatürk'ün nasiyesinde beliren ve bu gün dahi hiç unutamadığım bir durgunluk müşahade edince yüzlerine dikkatle baktım. O an paşa bana o kendisine has vakurane bir eda ile: «Hocam, beraber gitsek olmaz mı..?» diyerek zımnin bana arkadaşlık teklif etti. Ben acizane olarak: «Ey aziz Türk Milletine âşık ve insanlık dostu paşam, sen hiç üzülme, bundan sonra Ruhen hep seninle beraberim. Ancak benim bir müddet daha dünyada vazifelerim var. Bu vazifelerim sona erince nasıl siz cennete giderken zatıalindze refakat ettimse şüphesiz ileride benimde vak*tim gelince"sizde cennette beni karşılamak suretiyle karşılıklı muhabbet borçlarımızı ödemiş oluruz..» diye cevap verdim.
    Paşa susmuştu ve epeyce uzakta duran kalabalığa göstererek: «Paşam lütfen karşıya bakınız. Zatıalinizi istikbalden gelen heyet sizi bekliyor Şimdi lütfen pytona binin bu'payton sizi demin arz ettiğim gibi doğruca heyete ulaştıracak ve heyet vasıtasîyle da cennete- gireceksiniz..» demiştim. Bir ara paşanın biraz evvel nasiyesin-de beliren o geçici tereddüd ve mahzuniyet kendiliğinden kalkmıştı. Müsterihane paytona bindi ve payton da hareket etti. Bende sayın paşayı gözlerimle takip ettim. Vakta ki cennetten gelen istikbâl heyetine eriştiğinde son bir defa daha ben acize yüzünü döndürerek mutmain ve mütebessim bir eda ile başını sallıyarak veda etti. Tabii bende bu ruhani buhrandan kurtularak dünyadaki bu hayata rucu ettim ve agâh oldum.
    Bu ruhani hadise veya müşahede Ankara da saklı olan merhum Atatürk'ün vefatından üç ay kadar evvel tecelli etmişti. Bilahare vefat ettiği gün dahi yine ruhan teşrif etmişti. Görüştük, halinden çok memnundu. Ondan sonra da kısa fasılarlarla vakit vabit teşrif etmektedir, öyle ki Atatürk'ü ne zaman rüyamda görsem daima bana vatan ve millet olaylarından bahsetmektedir. Atatürk'ü seven vatansever her müslüman Türk'ün onu rüyasında görmesi gayri mümkün değildir. Meselâ: rüya ilmi erbabına göre kendinizden önce ölen herhangi bir kimseyi rüyanızda görmek isterseniz gece yatmadan ev vel iki rekat namaz kılar ve namazdan sonra gözleriniz kapalı olarak kendinizi karşınıza alırsınız ve Türkçe selevatı tekrarlarsanız, böylece istediğiniz zatı rüyanızda görmeniz mümkün olur. (Türkçe selavat Kâinat Hakkın Hüviyyetidir adlı kitaptadır..)

    mustafa kemalin cennette karşılanması için cennetteki müdüre telgraf çekmiş..

    m.kemal in islam ve peygamberler hakkındaki görüşleri




    “Levh-i Mahfuz , Arş , Kürsi ,Kalem ve her şey kamil insanın kalbinde nefsinde
    çalışmaktır.” Yalanı (S.15)

    Hak Tealâ kur'an da kendi nefsini veli adiyle isimlendirmesi sırrın başıdır. Nebi ve resul olarak isimlendirmemiş oluşu vilâyetin arkasının kesilrnemesddir. Veli Sırfij şeriat etilinin batını kısmı ile mükellef tutulmaması henüz terbiye halinde yaşamaktadır. Butun mevcudatın ve alemlerin insanı kâmil yolu ile zuhuru meseli, top-lanan berzah varki âlem ile esma arasını ayırmamaktadır. Yani âlem ile esmaıy ayıran bizzat kâmil insanlardır.Aynı zamanda kamil insan, batını ve ,zahiri ayirmakla kalmayıp nazarı ile Allahın cemâl vazifesini de görmektedir ve göstermektedir. Şeriat ehli Allahın cemal dedikrerini müşahede etmeden sırf hayali izlemeleriyle batın ilminden mahrum kalmış olmalarından ötürüdür. Her mukaddesatın yalnız sözleriyle âlim olduklarım zan ettiklerinden hayal peresttirler.
    Levhi mahfuz, Arş, Kürsi, Kalem ve herşey kâmil insanın mücmel olarak kalbinde ve nefsinde çalışmaktadır. Kur'an da esrarlı olarak levhi mahfuz, arş, Kürsi ve kalem ile mukaddes kitaplann bahsedilmesi şeriat ehlini değil batıni ehlini alâkadar eder. Çünkü şeriat ehli Muhammediyet usuliyle batın ilmini müşahede etmemişlerdir.


    Atatoprak ve kıble hurafesi (S.17-18)

    Gariptir ki, bu gibi kişiler hareketli şer'i namazlarını çoklukla gizli kılmaktadırlar. Sebebi de riyadan korkmakta oluşlarıdır.
    Kur'an da hareketli secdenin istikametini hakteala Mekke olarak kabul etmesine rağmen batıni namaz secdenin istikametini tayin etmemiştir. Sadece Fesemme vecihullah ayetiyle her cihet hakkındır buyrulmasıile kullar batını secdede serbest bırakılmıştır. Şeriat ehli serbest cihetten ve secdesinden mahrumdurlar. Çünkü şeriat ehli bütün terbiyelerinde mukayyedir.. batın ehli kullar gayri mukkayedirler ki bu gibi zatlar ayni zamanda melâike secdesi istikametinden istifade ederler.Bu se bepten mezkûr secdenin adına Melâike kıblesi denir. Kâmil zatın yardımı ve ilahi cemalîn rizası el kalbde kendıî istikrarında olunca kıble de kendisi olur...

    “Geylani uçarak açık pencereden içeri girdi.” Yalanı (S.18-19)

    ŞAHSIMIZ FAKlRE AİT BATINI HADÎSE

    Bir aralık ailece mali vaziyetimiz epeyce düzelmişti. Fakat beri yanında hâtun hastalanmıştı, tedavi için İstanbul’a gittik ve geldik. Tedavi seyri menfi halette tecelli etti. Bu hastalık yedi yıl devam etti.Zamanımız o halde geldi ki, hatunun şifası için rabbıma rica edemiyordum. Bir gün gündüz evimizin üst katındaki odadaki karyo*lada' hatun yatıyordu, o anda bende odanın penceresi altında"Kanepede oturuyordum Gözlerim dışarı müteveccih iken birdenbire (!) havada uçan Hazreti Abdülkadır geylani açık pencereden odamıza girdi. Aramızda sarmaş dolaş ve öpüşmeden sonra Abdülkadir Geylâni hazretlerine maruzat olarak:
    Acizane — (Hatunu Göstererek) «Bunun hastalığı ne olacak efendim ya pir Hazretleri..» diye sordum.
    Abdülkadir Geylâni Hazretleri -— «Kalksın abdest alsın, çoktandır bana da fatihayı şerife getirmiyor, getirsin. Bu gece manada ne görecekse öyle hareket etsin, buyurdu ve sonrada Allaha emanet olun...» diyerek yine aynı pencereden çıkıp uçarak gittiler.

    Atatoprak Şemsettin Tibrizi’nin yüzyüze gelmesi yalanı (S.25)
    ŞAHSİ BATINİ BİR HADİSE

    Şahsen, resmen .batini intisabı vukuunda (Kalü Bela) kısa bir müddet sonra evimde gece zikir ederken Hazreti Şemsettin Tibrizi (Selâm Olsun) fakire mülaki olmuştu. Mumaileyhin ilk hitabı : «Ey Süleyman sen zamanının Mevlânası'sın. Bundan bövle lüzumlu dersi hem verece ceğim) buyurmuştu.
    Nitekim emir yerine geldi, önce karşılıklı ders çalış maları, arkasından da müşahadeli tecelliler, bilahare baktım vazifeler tevali etti. Bir günde kırıklara arkadaş ol*dum.Sıra ile yedilere üçlere ve yine büyük dini (Manevi) içtimada vaki mülakatım ve KutbüZamanın vekâle-tine nasb oluşum.(Kâinat Hakkın hüviyyetidir) kitabımda açıklanmıştı. Hakkın inayetiyle arkamdan sayısız aşıklar yetişti ve zamanla büyük Türkiye'nin taazzuv ve inkişafında müjdelenecektir. inşallah... (Haza min rabbi. Elhamdüllillah.)

    Ruhunun cesedinden ayrılıp , Allah’ın tebriğine mahzar olması yalanı (S.30)

    Fakir bir gün yukarıda tarif ettiğim haller içinde iken manevi mürşidim azrail şuibesine bürünüp benim) cesedimi tayika başladı, öyleki maddi alemde ölülere tatbik edilen ölüm aynen fakire aktarma edilerek ruhum cesedimden ayrıldı. Bu kez haktan bir nida geldi «Ebedi hayata girdin. Yüksel» buyruldu. Filhakika şahsiyetim fani oldu, bende hakka büründüm mütehallil olarak yük
    seldim, yükseldim. Yükseldim ve yükseldim dört merhaleye girdim ve bilumum varlık ben oldum. Bir müddet sonra Hakteâlanm tebrikine mazhar oldum (Melekler tarafında tekbir ve tehlil ile müjdelendim, ilahi vahdaniyyete göre aldığım emre uygun çıktığım dünyadan yerime(maddi vucudüme) dönüp uyandım. (Şimdilik açıklanması mahzurlu olanlar! hazfettim) Şimdiye kadar belkide
    mütevatiren işidilmeyen işbu Muhammedi konusunu yazmakta maksadım Cenabı Hakkın hazırladığı cazip ve yüzde yüz kurtuluş yoluna meyil etmeleriyle ihzar sağlamaktır.

    Ruhani İnsanlık Kongresinin Ankara’da oluşu yalanı (S.47-48)

    Sözü geçen müşahedeye göre ruhani insanlık kongresinin Türkiye'de ve özellikle Ankara'da vukubuluşu çok ehemmiyetlidir. Kongrenin Türkiye'nin merkezi Ankara'da akdedilmiş olması şunu ispat ederki, Kutbuzza-man elyevm Türkiye'de ikamet etmekte olduğu kongrenin akdi esnasında da kutbuzaman hayatta ve sıhhatta idi. Zamanın kutbu, avni zamanda halis Türk soyundandır. Bu itibarla biz Türk'lerin iftihar ve tesellisi muciptir. Zira tecrübe ile sabittir ki, böyle mukaddes ve mana ademi hangi ülkede ikamet ediyorsa o memleket düşman şerrinden, istilâdan ve ruhani tenezilden masundur. Nitekîm ikinci Cihan Harbinde dört tarafımızı harp ateşinin sarmasına rağmen harbe girmemize ramak kalmış iken Cenabı Hak o zâtı akdesin hürmetine her hangi bir badireden biz Türk müslümanlarını ve dolayısıyla Türkiyemizi koruduğu muhakkaktır. Allah’ımıza şükürler olsun... Yâni siyasi mülâhazalarla ikinci Cihan Harbinde Türkiye'yi şu veya bu adam kurtardı gibi şuna ve buna paye vermek mesnetsizdir.

    Hz.peygamber’in Allah’tan kendisine berat vermesi yalanı (S.117-118)

    Batıni saltanatta iken yoğun Müslümanlar ictima etmişler Hazreti Muhammed'i (Ona Hakkın ve benim selâmım olsun)fakir ve herkes bekliyordu .Ben minberin önünde oturuyordum. Hazreti Resulullah teşrif ediyor, minberin yedinci basamağına çıkıyor gayet selis bir türkçe ile hudbe okuduktan sonra fakire hitaben: «Ey, Ehli beytten Süleyman oğlum gel..» buyuruyordu. Kalktım yanına yaklaştım “Bu ümmetin batını resülullahısın..” diye buyurduktan sonra cebinden bir kağıt çıkartarak fakire uzattıktan sonra «Buda Hakteâlanın beratıdır” diye verdi. Aldım, Beratı cebime koydum içtimada hazır bulunan melekler ve evliyayı kiram tekbir ve tehlil getirerek merasim yapıldı... Ha zâ min
    fadlı rabbi...
    Yarın mahşerde şikâyet kılıklı fakirden vazifemde ihmal olmadığını ispat için böylece Kutup kitabımı yazmağa izin aldım.

    Süleyman Atatoprak ölüye benim iznim diril diyen veliyi haklı görmesi uydurması (S.124)

    Meselâ: Bir veli (Ermiş) ölmüş bir kişinin cesedine hitaben (Benim iznimle) «kalk» dese cesette dirilip kalksa, dar halkada yetişmiş bir din Âlimi, velinin eserine bakmadan o veliyi tekdir eder. Yani bu zat ermiş değil, tam kafirdir diye fetva vererek katline bile hükmeder. Çünkü onlar için ifrat bir nevi ilâhi vazife kaydıdır. Zira ölünün dirilmesi için neden benim iznimle kalk de*miş olmam karşısında Allah'ın izniyle kalk demesi icap edeceğini düşünerek karar verir. Bu bakımdan veli bu kerameti gösterirken Allah'ın makamını gasp etmiş ve Allah'ın emirlerinin kendisi tarafından verilmekle müşrik olduğuna inanmışlardır. Hal böyle iken ölünün cesedine hitaben o anda konuşan veli, hakkı ve hakikati göremediklerinden yanlış zehapları bu vüzden af edilmez. Ölüyü ancak Allah diriltir, demelerine karşılık dirileni nazarla eseri gördüklerinde keza o cesedin ayağa kalkması (Allahın Emriyle) olduğunu kalk diye söyliyen velinin mazhariyeti içinde işitilen sesin hakkın sesi olduğunu göremediklerinden inkâr etmeleri kendilerine Allah yanında birşey kazandırmaz, bilâkis haktan uzaklaştırır.

    “Bana da Arabi haktan Cebrail vasıtasıyla gerekli haberler gelmiştir.” Yalanı (S.125)

    Cenabı Hakka şükürler ederim ki: Bu dediğimiz esaslardan bazı hükmi anasır Muhiddini arabi gibi bizdende zuhur etmiştir. Fakire de haktan Cebrail vasıtasıyle gerekli haberler ve emirler gelmiştir. Gelmiş olmsındâ herhangi bir fevkaladelik yoktur. Hakkin hidayetiyle sözü geçen kurtulan zümre arasına alı-alınan, benim herhangi bir mutlak itaat sonucu olmayıp hakkın ezelde fakire aşk damgası vurulmuş olmasıyla üzerime hasıl olan aşk mührünün aksül amelinin eseridir. Hakikatta benim malım değildir, esasta yoktur ve olamaz. Bu aşk mührü Muhiddini Arabinin buyurduğu gibi satışıma münhasır olmayıp bizden akan veya akacak işaretli mayilerin istihkak sahiplerine ulaşmış ola, yani aşk batini bir tohumdur. Bu tohumların sayısını ancak Allah bilir. Bundan önce yazdığım kitaplarda açıkladığım gibi bu batini tohumlar herhangi bir ilmi tarikata dayanmadığını bilmek gerekir. Muhiddini Arabi daha kitaplarında bu konuda bahsederken hiç bir surette tarikattan konu yapmamıştır. Halbuki onun zamanında şimdiki gibi ne tarikatlar mevcut idi ve nede tarikatlarıda kabul vardı. Demek ki , lüzum yokmuş, yalnız asrımızda ruh irşadı vardır. Bu da önceden açıklandığı gibi kalbten kalbe ve ruhtan ruha nakletmekle vuku bulur. Vesselam….
  25. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    Kaynak: Minah- Sıbğatullah-il Arvasî, Er-Tu Matbaası, İst-1982





    Tarikatın piri puta secde edin dese müritler ona uyarlar. Cehaleti (S.59)

    - 59: Gavs (R.A.)'nin yüce meclislerinde, ihlas üzerine sohbet ediliyordu Ben (Halid-i öleki (K. S.)) ihlası sordum. Cizreli Mevlâna Ahm'ed (K.S.) 'in beytini okudu.
    Kur'an ve ayetlere yemin ederim.
    Eğer meyhanenin (tarikatin) pîri
    Lâta secde edin dese
    Mürîdler ona uyarlar.

    Rabıta olmadan şehte rasülullah’ta ve Allah’ta fani olunmaz uydurması (S.60)

    - 61 -. Rabıta şekillerinden olan hayali rabıtayı, (şeyhinin hareket ve tavırlarına ittibayı) surî rabıtaya (sureten şeyhi düşünmek) tercih ederdi. Men-
    faâtin hayalî rabıtada olduğunu buyururlardı.
    - 62: «Rabıta olmadan fenafişşeyh olmaz,fenafişşeyh olmadan fenafil resul olmaz, fenafiî resul olmadan fenafillah olmaz, fenafillah olmadan vusul olmaz buyurdu.

    Kutubun duasıyla kazayı mübrem olmayan hadiseler değişir yalanı (S.70)

    — 97-Kutbun duası ile kazayı mübrem olmayan hadiseler değişir.
    Ancak kutupluğun evladına geçmesi yolundaki duası kabul olmaz.
    Yakut-i Arşi güvercinle konuştu yalanı (S.79)
    Kendisini hizmete vakfedenlerden birisi de Yakut-i Arşi (K.S.) dir. Bu devletlü İskenderiye'de ika-met edip bütün vaktini mahlukatın ihtiyacına harcar-di. Hatta bir gün bir güvercinin kendisiyle konuşmasından sonra acele olarak kalkıp Mısır'a gitti. Orada-ki bir şahısla tenha yerde görüştü. Ondan komşusu olan güvercinin yavrularını yememesini rica etti. Tek*rar İskenderiye'ye döndü. İşte bu zat arşilik makamı*na hep hizmetinin bereketiyle ulaştı.
    Şah-ı Ferah Bana bu zamanda oldu.Seksenlik amel işledim . (S.82)
    127: Bast-ı zamanı Gavs (R.A.) Hz. Şöyle açıklardı. «Allah (C.C.)izniyle bazı evliyaya na sib olur. Şah-ı Ferah (K.S.) bir gün murakabede bir saat kadar kaldı. Sonra müridlerine «Bana. bu saatte seksen senelik bast-ı zaman oldu. Seksen senelik amel işledim.» buyurdu. Şah-ı Ferah'a bu zaman içinde iş-lediği amelin sevabı verilir. Çünki sevap Allah (C, C.) 'in fazlındandır. Sebebsiz verir. Bast-î zamanda ya* pılan bir amelle, normal zamanda yapılan amellerin sevabı eşîttir.
    “Suya dalar dalmaz başka yere gitti. Orada evlendi, çocukları oldu.Zaman kendine kısaltıldı.” Yalanı (S.82)
    Gavs (R.A.) Hz. bu sohbetlerine Nefahat'te'yazı' lı bulunan, bir kıssayı anlatarak devam etti. «Bir adam suya dalıp çıkınca kendini başka bir yerde buldu. Su- dan çıktı. Normal hayata başladı. Evlendi, çocukları oldu .Zaman ona. bu kadar genişletildi. Başka bir zaman yıkanırken, sudan çıkınca eski yerde ve elbiselerini yanında buldu. Elbiselerini giyip eski evine döndü. Evinde hiç bir değişiklik görmediği gibi, evdekiler de onun durumunda bir değişiklik sezmediler.»
    “Şah-ı Nakşibendi bu taifenin ellerinde dünya sofra gibidir.” Yalanı (S.83)
    Sonra Gavs (R.A.) «Bast-ı zaman her halükârda aklın hududunu aşar. Bu gibi hususlarda akla bakıl*maz. Allah (C.C.) dilediğini yapar.Onun kudretininden hiç bir şey mümteni değildir. Şah-ı Nakşibendi: (Bu taifenin ellerinde dünya" önlerindeki sofra gibidir. Hiç bir şey onlara gizli değildir.) buyurmuştur. Bana göre: bu taifenin elinde dünya tırnağın görünen kısmı gibidir.» buyurdu.

    İki Gavs yardım hususunda anlaşamadılar. (S.90)

    148: Zamanının gavsı olan Şeyh Abdülaziz Mağribî (K.S.) 'in : «Beka alemine göçen evliya, kim olursa olsun bu dünyadakilere hiç bir fayda ver*mez. Onlardan yardım dileyenin buldukları; yardım dilenilen evliyanın işareti ile veya beka alemindeki o evliyanın hatırasına riayeten ya da yardım isteyenin evliyaullaha itikadının muhafazası için zamanın gavsının yardımıdır.» sözü Gavs (R.A.)'a soruldu. Buyurdu ki .«Onun sözü kendi gördüğüne göredir. Hakikat- ta. ise iş öyle değildir. Aksine hayattaki Gavs'ın tavassutu olmadan, bekadaki her veli müstakilen dirilere yardım ederler. Keşif yoluyla edinilen bilgide herkes gördüğünü haber verir.»

    Savaşın neticesi kendisine bildirildi. Yalanı (S.110)
    ---179 :Sebebi açık olmayan bazı vakıalar
    suret itibarı ile şeriata ters görülebilir. Bu gibi vakıaları inkâr etmeninde gerçek inkarlardan sayıldığına işaret eden Gavs (R.A.) Şeyhi Seyyid Taha (K.S.)'nın zamanında vuku bulan bir hadiseyi.dile getirdi: Seyyid Taha (K.S.) Ruslarla savaş zamanında kalabalık bir gönüllü topluluğuyla cepheye gitmek için yola çıktı. Van yakınlarına geldiği zaman kendisine keşfen savaşın neticesinin barış anlaşmasıyla biteceği bildirildi. Bu manevi halden sonra Seyyid Taha (K.S.) ge*ri döndü. Savaşın neticesi keşfettiği gibi bitti. Ama onun dönme emrine bir kısım insanlar karşı çıkıp münkiri oldular.

    Şeyhini göğsü üzerinde oturuyor, şeklinde rabıta etmesi (S.149)

    —.268: Ashabtan birisi Gavs (R.A.)'a bir kadının aşkından çektiğini şikâyet etti ve kadını da söyledi. Gavs (R.A.), kadını çağırtıp
    onunla evlenmesini söyledi, kadın emre uyup evleneceğini, yalnız bazı işleri için mühlet istedi. Sanırım Gavs (R.A.) kadının özrünün bahane olduğunu ferasetle anladı.
    Ravi diyor;"Gavs (R.A) bana, birkaç gün iki meme arasında, göğsümün üzerinde vird çekerken, tesbihli elin orada durmasını, ayrıca şeyhimi de göğsümün üzerinde oturuyor şekilde rabıta etmemi söyledi. Ben onbeş güne yakın bu emri tutunca, o kadına alâka, benden gitti. Ben yüksek meclise vardığım zaman, Gavs (R.A.) gülümsedi ve «onun minnetine ihtiyacımız_yoktur» mânâsında bir söz söyledi.»
  26. dissek

    dissek Islam-TR Üyesi

    elbetteki gaybı allahtan başka ve yanlızca onun haber verdiklerinden başka kimse bilemez
    alltta bi alıntı yaptım. umarım okurda bi ders çıkarırsın yukarıda alıntı yaparak söylediklerini bu hadise şerife dayanarak söylenmiş bi sözdür.


    [​IMG]

    Ebu Hureyre radıyallahu anhudan rivayet edildiğine göre;
    Resulullah sallallahu aleyhi vesellem; “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:” dedi:

    “Her kim (ihlâs ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse ben de ona karşı harp ilan ederim. Kulum kendisine farz kaldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de (adeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse onu mutlaka veririm, bana sığınırsa onu korurum.”
    Kaynak: Buhari, Rikak 38.
  27. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    Ama onlar; kullarından bir kısmını, O'nun bir parçası saydılar. İnsan, gerçekten apaçık bir nankördür.(zuhruf 15)

    Göktekilerin ve yerdekilerin tümü rahmeti bol olan Allah'ın huzuruna kul olarak geleceklerdir.(meryem 93)

    Onlar Allah'tan ayrı hahamlarını, rahiblerini rabblar edindiler. Meryem Oğlu Mesih'i de. Halbuki tek tanrıdan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardır. O'ndan başka ilah yoktur. O; bunların şirk koştukları şeylerden münezzehtir.(tevbe 31)


  28. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    Kaynak: Mesnevi Bahçesinden bir testi su – Osman Nuri Topbaş – Erkam Yayınları 104, İst.1998

    Köpekten şefaat isteme sapıklığı (s.64)

    Yine o günlerden biri idi. Evden çıkıp bazı yerlere gittim. Yolda öyle bir hayvan gördüm ki, güneşin rengine göre renk değiştiriyordu. Manevî bir hazza dalmıştı. Bana ondan büyük bir vecd hâli geldi ve kendi kendime şöyle dedim:
    "- Bundan şefaat isteyeyim. Şu anda bu mübarek hayvan şefaat makâmındadır."
    Sonra onun karşısında tam bir edeb ve saygı ile durdum. Ellerimi kaldırdım. Derken o mübarek hayvan, daldığı âlemde hâlden hâle geçti ve sırtüstü yatarak göğe doğru yüzünü çevirdi. O bu hâlde iken ben:
    "- Âmîn!" diyordum.


    İbn.Kemal Paşa’ya büyük iftira.(S: 12)
    Bu kıymet cümlesinden olarak Şeyhülislâm İbn-i Kemâl Pa*şa, Mesnevî ile alâkalı bir rü'yâ-yı sâdıkasını şöyle anlatır:

    Rüyamda Rasûl-i Ekrem -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'i gör*düm. Elinde Mesnevî'yi tutarak buyruyordu ki: "Birçok manevî kitâblar tasnîf edildi. Fakat bunların içinde Mesnevî gibi bir kitâb yazılmadı."
    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 12]



    Mesnevi’nin nurlu bir yol olduğu yalanı.(S: 13)
    Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî'yi şöyle târîf eder: "Mesnevî, hakîkate ulaşmak, ilâhî sırlara vâkıf ve âşinâ ol*mak isteyenlere nurlu bir yoldur."

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 13]



    Celaleddin Rumi’nin kabe ile ilgili indi tevilleri.(S: 14)

    "Eğer senin gönlün var ise, gönül Kabe'sini tavaf et! Toprak*tan, taştan yapılmış olan Kabe'nin asıl mânâsı, gönüldür."
    "Cenâb-ı Hakk, görünen, bilinen suret Kabe'sini tavaf etme*ği, kirlilikten temizlenmiş, arınmış bir gönül Kabe'sini elde edesin diye farz kılmıştır."
    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 14]



    Osman Nuri Topbaş’ın şeyhini kutsallaştırması.(S: 17)
    Rabbimden; ruhuma ehlullâh muhabbetini tattıran feyizleri ile, hattâ hatırlanması ile dahi gönülleri mütelezziz kılan Allah ,dostu büyük veli "Üstâd Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu'nun şefaatlerini dilerim.
    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 17]


    Bestami’yi Rasulullah ile kıyaslama sapıklığı.(S: 20)
    Tebrizli Şems, hiç sükûnetini bozmadan suâlini şu şekilde açıklar:
    "-Öyleyse, neden Bâyezîd. Rabbinden cehenneme kö*le konulmasını ve vücûdunun orada, başka hiçbir mücrime yer kal*kmayacak derecede büyütülmesini talep ettiği, lâkin küçük bir lakin küçük bir ilahi tecellî karşısında da: «Şânım ne yücedir! Kendimi tesbih ederim!..» dediği halde; Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aley*hi ve sellem- sayısız tecellîlere rağmen büyük bir mahviyet içerisinde bulunuyor ve nail olduğu nîmetlerle yetinmeyerek Rabbinden hâlâ istiyor, istiyor, boyuna istiyordu?.."der.[Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 20]



    Şems’in Mevlana’yı ledün alemine ulaştırdığı yalanı.(S: 20-21)
    Hazret-i Mevlânâ'yı sırf aklın aydınlattığı za*hir ilmin hududuna getirip dayar. Bu noktada kalarak suâle ce*vap vermek mümkün değildir. Şems, hâl silahıyla O'nu bu noktadan ileriye iter. İlerisi uçsuz bucaksız bir "ledün âlemi"dir.

    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 20-21]


    [FONT=verdana]İğrenç bir tevil örneği.(S: 21)

    [FONT=verdana][I]"-[/I]Bâyezîd'in «Şânım ne yücedir; kendimi tesbîh ederim! Ben sultanların sultanıyım!. sözü bir işba, (doymuşluk) hâli*nin ifâdesidir. Yanî Onun mânevî susuzluğu, küçük bir tecel*lî ile giderilmiş oldu. Ruhu artık talepsiz bir hâle geldi. Sekre sürüklendi. Okyanusun hacmi sonsuzdu, lâkin O'nun istiabı bu kadardı.
    [FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 21]

    [FONT=verdana]

    [FONT=verdana]Fena fillah ve beka billah uydurmaları.(S: 22-23)

    [FONT=verdana]Son merhalelerin tasavvuftaki isimleri “fena fillah” ve “beka billah”dır. [FONT=verdana]Kul fena fillahda nefsani varlığını yok etmiş ve onun bütün ihtiraslarını aşmıştır. "Bekâ-billah'da ise, Allâh'ın-gönüldeki tecellîsi hissedilir. Bu makama eren kulun kalbinde artık Allâh'ın nuru parıldar.[FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 22-23]

    [FONT=verdana]Osman Nuri’nin Hallac’ın şahsında Allah’a iftirası.(S: 80)

    [FONT=verdana]Zîrâ Hakk âşıklarının bedenleri hakîkî yâr ile doludur. Ni*tekim Hallâc-ı Mansûr şehîd edildiği zaman kanları yere ya*yılırken «Allah, Allah» yazısı meydana getirdi.
    [FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 80]


    [FONT=verdana]

    [FONT=verdana]Rasulullah (as)’a ve Hz.Ebubekir’e büyük iftira.(S:89)
    Ebubekir Sıddîk Hazretleri, Allah Rasûlü'nün, ruhaniyet cihetinden helâda bile gözünün önünde kalmasından şikâyet etti. Yâni Sıddîk-ı Ekber, Allah Rasûlü'nün, yıkanma ve temiz*lenme yerlerinde bile mübarek sûretleriyle manevî tecessümünden ayrılamadığını kendilerine arz etti."
    [FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 89]

    [FONT=verdana]Şeyh ve müridin aynileşmesi hurafesi.(S: 89)
    Hâce Ubeydullâh Ahrâr'ı bir an şiddetli bir üşüme alır. Şiddetle titrer. Ateş yakıp ısıtmaya çalışırlar. O anda kendisi ile aynîleşen bir müridi, soğuk su dolu hendeğe düşmüş bir vaziyette titreyerek kapıdan içeri girer. Hemen kurulayıp ısıtırlar. O ısınınca, Ubeydullâh Ahrâr Hazretleri'nin üşümesi de bir anda biter.

    [FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 89]


    [FONT=verdana]Eşek gebe kalsa Beyazıd da kalır mı?(S: 90)

    [FONT=verdana]Birgün, önünde bir merkebi öyle dövdüler ki, hayvanin arkasından kan boşandı. O anda Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin de baldırlarından kan sızmağa başladı.
    [FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 90]


    [FONT=verdana]Aynîleşme sapıklığı.(S:90)
    Yâni ruhi aynileşme, fizikteki birleşik kaplar misâlinden gayri değildir.. Bu da rabıta ile mümkündür.
    [FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 90]


    [FONT=verdana]Cüneyd’in şahsında Allah’a ve meleklerine iftira.(S: 109-110)
    Cüneyd-i Bağdadi(ks) bir gün yolda giderken gökten meleklerin indiğini ve yerden bir şeyler kapıştıklarını gördü. Onlardan birine:

    [FONT=verdana]"-Kapıştığınız şey nedir?" diye sordu. Melek cevap verdi:
    [FONT=verdana]"-Bir Allah dostu buradan geçerken iştiyakla bir «ââh!..» çekti ve gözünden birkaç damla yaş döküldü. Bu vesîle ile Cenâb-ı Hakk'ın rahmet ve mağfiretine nail olalım diye o dam*laları"kapışıyoruz."[FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 109-110]

    [FONT=verdana]

    [FONT=verdana]Tevhid ehli olmayan evliyalar varmış.(S: 120)
    [FONT=verdana]Evliyanın bir kısmı Hazret-i Âdem sıfatlı; bir kısmı Haz-ret-i İbrâhîm, Hazret-i Musa, Hazret-i îsâ sıfatlı; bir kısmı da Muhammediyyü'l-meşrebdir. Bunların da bir kısmı marifet eh-li bir kısmı muhabbet ve gönül ehli, bir kısmı muamele ehli, bir kısmı tevhîd ehlidir; bir kısmı da sıfatsızdır, yâni mahviyet ve gizlilikler içindedir.."[FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 120]


    [FONT=verdana]

    [FONT=verdana]Beyazıd’ın sapık yönlendirmeleri.(S: 129)
    Bâyezîd-i Bistâmî'ye müracaat eden bir derviş:

    [FONT=verdana]"-Beni Allah'a yaklaştıracak bir amel tavsiye et." deyince
    [FONT=verdana]Bâyezîd -kuddise sirruh-, ona şu öğütte bulunur:
    [FONT=verdana]-Allah'ın velî kullarını sev! Onların gönlüne girmeye çalış! Çünkü Allah her gün o ariflerin kalblerine 360 defa nazar eder. Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!.."[FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 129]

    [FONT=verdana]

    [FONT=verdana]Delilsiz bir uydurma.(S:139)
    "Tezkîretü'l-Evliyâ" kitabından insanın Hakk katında de*ğerini ifâde eden bir kıssa:

    [FONT=verdana]Tabiînden âlim, fâzıl, muhaddis ve sûfî Abdullah bin Mü*barek, haccı îfâ ettikten sonra Mekke'de Harem'de yakaza hâ*linde iken semâdan iki melek gelir. Biri diğerine:
    "-Bu sene 600 bin kişi haccetti. Hepsinin haccı, Şam'da Alî bin Muvaffak ismindeki bir ayakkabı tamircisinin yaptığı amelin hürmetine makbul oldu. Bu kişi hacca gitmeğe niyet etti, lâkin gidemedi. Onun yaptığı bir amel hürmetine bu ka*dar hüccâcın haccı kabul edildi." der.

    [FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 139]

    [FONT=verdana]

    [FONT=verdana]Hz.Ebubekir’e büyük iftira.(S: 143-4)
    Bu merhamet ve şefkatin peygamberlerden sonra en bü*yük misâlini sergileyen Ebû Bekir -radıyallâhü anh-'dır. Onun, Ebû Hafs Hazretleri'ne de örnek teşkîl edip umûmî bir şefkat ve merhametin kemâlini ifâde eden duası şöyle idi:

    [FONT=verdana][I]"Ya Rabbî! Benim vücûdumu cehennemde o kadar büyüt ki, başka kullarına orada yer kalmasın!.."[/I][FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 143-4]
    [FONT=verdana]

    [FONT=verdana]Ankaraî’nin sapık akidesi.(S: 271)

    [FONT=verdana]Mesnevî şarihi İsmail Ankaravî Hazretleri diyor ki:
    "Bu yedi mumdan maksad, "yediler" denilen evliyâullâh grubudur. Dekûkî, onların cismâniyetlerini görmeden evvel nûrâniyet ve rûhâniyetlerini görmüştür. Çünkü, dünyâ ile âhı-ret âlemi arasında "âlem-i misâl" denilen bir âlem vardır. Dün*yâda bulunan her şeyin orada bir misâli vardır. O misâl, ebediyyette başka bir surette görünür. Görülen rü'yâların ekserîsi, bu misâl âlemindendir. Salih ve sâdık kişiler, o âleme rü'yâ hâlinde; ümmetin seçkinleri, yâni mürşid-i kâmiller ise, uyanıkken girebilirler.
    [Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 271]


    [FONT=verdana]

    [FONT=verdana]Muharref İncil’den alınan bir akide.(S: 274)
    [FONT=verdana]Hadîs-i şerîfde:

    [FONT=verdana][I]"Allah, Âdem'i Rahman sureti olarak yarattı." [/I]buyurulur.
    [FONT=verdana]Yâni insan, bütün esmâ-yı ilâhiyyenin mazharıdır. Allah'ın bütün fiil ve sıfatlarına ayna olur, yâni ma'kestir.[FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 274]

    [FONT=verdana]Hz.Ali’ye hokkabazlık isnadı.(S: 298-9)
    Rivayet edilir ki Hazreti Ali radıyallâhü anh bir ağaç altında otururken bir fakîr gelip ihtiyaçlarını arz eder. Hazreti Alî -radıyallâhü anh-, yerden bir avuç kum alır, okur. Fakîre uzatır. Fakîr, kumların altın tozu haline geldiğini görünce sevi*nir, şaşırır ve yalvararak:
    [FONT=verdana]"-Yâ Emîre'l-mü'minîn, ne olur, Allah aşkına bana okudu*ğunu öğret!" der.[FONT=verdana]Hazret-i Alî -radıyallâhü anh-, Fatiha Sûresi'ni okuduğunu söyleyince fakîr, yerden bir avuç kum alır, okur. Bir değişiklik olmaz. Merak ile Hazret-i Alî'ye:[FONT=verdana]"-Bu hâl nedir? Neyin nesidir?" diye sorar.
    [FONT=verdana]Hazret-i Alî -radıyallâhü anh-:
    [FONT=verdana]"-İkimiz de Fatiha okuduk.. Bu, ağız ve kalb farkıdır!.." buyurur.
    [FONT=verdana][Mesnevî Bahçesinden Bir Testi Su, Osman Nuri Topbaş, Erkam Yay. 1998, İstanbul, Sayfa 298-9]





    [/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT]
  29. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    [​IMG]


    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]


    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG][​IMG]
  30. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi

    şu ara ali şeriati nin dine karşı din kitabını okumaktayım. tam manası ile şirk dininin amacı kendi dünyalık emelleri için insanları kendi peşlerinden koşturmak...
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.