Sevgi

Konu, 'İslami Arşiv' kısmında Vuslat- tarafından paylaşıldı.

  1. Vuslat-

    Vuslat- Islam-TR Üyesi

      
    SEVGİ

    Sevgi; Allah’ın dizaynında insan hayatının temelini teşkil eder. Allah’ın insanda en çok bulunmasını istediği haslet sevgidir. Ne kadar çok severseniz, o kadar çok Allahû Teâlâ tarafından sevilirsiniz. Sevginiz Allah’a dönüktür, insanlara dönüktür, hayvanlara dönüktür, her şeye dönüktür. Yeter ki sevin!

    Allah’ın indinde kıymetli olmak istiyor musunuz? Yapmanız lâzım gelen şey sevmektir.

    · Severseniz kıyamazsınız.

    · Severseniz zulmedemezsiniz.

    · Severseniz Allah’ın sevdiği olursunuz.

    Severseniz sizden etrafınızdaki herkese sevgi saçılır. Siz bir sevgi yumağı olursunuz ve güneş nasıl ışık saçıyorsa siz de çevrenize sevgi ışıkları saçarsınız. Siz severseniz herkes de sizi sever.
    Sevgi müessesine baktığımız zaman ailede babadan anneye, anneden en büyük çocuğa sonra daha küçüğe, daha küçüğe, daha küçüğe doğru giden bir sevgi merdiveni söz konusudur.
    Allahû Teâlâ’nın sevgisinde eşitlik yoktur. Herkes sahip olduğu derecata paralel bir sevilmeyle sevilir.

    Allahû Teâlâ’nın en çok sevdiğinden en az sevdiğine doğru bir milyarlarca insan serisi ardı ardına gelir. Mutlu olmak istiyor musunuz? Eğer istiyorsanız bizim size söyleyeceğimiz en güzel söz, “Seviniz!” sözü olacaktır. Eğer severseniz mutlu olursunuz. Nefret ederseniz mutsuz olursunuz.

    sevgi ruhun bir hasletidir. Nefret nefsin bir afetidir. Birincisi sizi mutluluğa ulaştırır. İkincisi mutsuzluğa. Neden? Çünkü şeytan nefsinizin afetlerine her zaman tesir etmek için bir gayrettedir. Çoğu zaman da kendi düşünceleriniz sanarak şeytanın söylediklerine nefsiniz itibariyle itaat edersiniz. Allahû Teâlâ buyuruyor ki:

    “Sakın şeytanın adımlarına tâbii olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbii olursa onlar şeytan tarafından münkerle ve fuhuşla emredilirler.”

    … Ne zaman içinizden bir ses size Allah'ın bir emrine itaat etmemenizi söylüyorsa, işte o şeytandır. Ne zaman içinizden bir ses size Allah’ın bir yasağını yasak da olsa yapmanızı istiyorsa o gene şeytandır, siz değilsiniz.

    İnsanlar negatif bir hedefe ulaşırlarsa mutlaka şeytanın iğvası, şeytanın tesiri orada vardır. Bundan büyük zevk alır. Yani sizin günah işleyerek derecat kaybetmeniz Allahû Teâlâ’nın sevgisinde bir eksilme yaparsa, bu şeytan için büyük bir hazdır. Bütün şeytanlar bundan mutluluk duyar.

    Bu dünyaya niçin geldiniz, hiç düşündünüz mü? Hedefiniz mutlu olmak değil mi? Öyleyse Allahû Teâlâ “sevin” demekle size en büyük anahtarı teslim ediyor.
    Mutluluğun sembolü, sevginin yayılmasıdır. Kimden etrafına sevgi yayılıyorsa, o kişi mutludur. O kişinin art düşüncesi olamaz. Sevgi, nefreti önleyen en büyük silahtır. Sevginin olduğu yerde nefret barınamaz.
    Sevgi merdiveni Allah’ın merdivenidir, yukarı doğru çıkartır. Nefret merdiveni şeytanın merdivenidir, kişiyi sıfırdan aşağıya doğru indirir. Biri nura biri zulmete götürür. Allah’ın penceresinden bakın! Her şey öylesine güzel ki…
    Allah’a sizi yaklaştıran şey sevgidir. Ne kadar çok severseniz o kadar yücelirsiniz. Allah’ın merdiveni sevgi üzerine kuruludur. Sevgi arttıkça yükselirsiniz, yükselirsiniz…
    ? Allah’ın sevgilisi olmak istiyor musunuz? Allah’ı seveceksiniz. Allah’ı sevdikçe etrafınızdaki insanları seveceksiniz. Etrafındaki insanları sevmeyen, onları sevgisiyle kucaklamayan, kuşatmayan insanın Allah’ı sevmesi de mümkün değildir. İki sevgi birbirinden ayrılmaz.
    Allah sevgisi mutlaka beraberinde kul sevgisini oluşturur. Allah’ı ne kadar çok seviyorsanız, etrafınızdaki insanları da o kadar çok seversiniz. Hep onlara yardım için yaşamaya başlarsınız. Onlar için var olursunuz. Hayatınızı onlara adarsınız.


    Dikkat edin ki Allah’ı sevmeyen, insanları sevemez. Şeytanı seven, şeytandan sadece nefret öğrenir. Sadece menfaati için yaşar. Kimden hangi menfaati alacaksa, onun karşılığında sahte bir sevgi gösterisinde bulunur sadece. İç dünyasından taşan bir sevgi hiçbir zaman oluşmaz. Zaten sahte sevgi de kendisini mutlaka hissettirir.



    NOT:
    KESİNTİSİZ VE SÜRESİZ HEM DÜNYA SAADETİ VE HEMDE AHİRET SAADETİNİ KAPSAYACAK OLACAK OLAN BİR MUTLULUĞA SADECE YAŞARKEN ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEYEREK;YÜCE YARATICIMIZ OLAN ALLAH'A DOST OLARAK

    KESİNTİSİZ BİR MUTLULUK GARANTİSİ OLAN BU DİLEKTE SAKLI

    ALLAHIM SENİN NASIL BUNCA ERMİŞ EVLİYALARIN SANA ULŞAMAYI DİLEYEREK SENİN ERMİŞ EVLİYLARIN OLMUŞLARSA BENDE ONLAR GİBİ SANA ULAŞMAK İSTİYORUM BENİDE KENDİNE ULŞATIR BENİDE MUTLU OLAN KULLARINDAN EYLE


  2. babi_gokhan

    babi_gokhan Islam-TR Üyesi

    SOHBETİN ADI: SOHBET
    TARİHİ: 31.03.2011


    Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım!Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha bir zikir sohbetinde Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı. Kalp kalbe, gönül gönüle bir beraberlik; Allah'tan bahsetmek üzere, sevgiden bahsetmek üzere...
    Sevgili kardeşlerim! Genel anlamda, sevenler sevilir. Hiçbir zaman "Onlar beni sevsin de ben o zaman onları severim." tarzında bir bencilliğe kapılmamalısınız. Onlar sizi sevseler de siz etrafınızdaki insanları sevmelisiniz, sevmeseler de gene sevmelisiniz. En azından sevmeye çalışmalısınız. Bir düşünün sevgili kardeşlerim, ne kaybedersiniz? Ama ya o güne kadar sizi sevmeyen o kişinin, onun sizi sevmemesine rağmen onu ne kadar sevdiğinizi ispat ettiğiniz bir noktada, nereden biliyorsunuz onun da size karşı artık bir sevgi duymaya başlamayacağını? Neden olmasın sevgili kardeşlerim? Sevenler, normal statüde sevilir. Öyleyse diyelim ki siz etrafınızdaki insanları seviyorsunuz ama onlardan bir kısmı bütün gayretlerinize rağmen sizi sevmiyor. Ne yazar? Ne kaybedersiniz ki?
    Sevmek, her zaman en güzel davranışlara sebebiyet veren bir davranış olduğu için size devamlı derecat kazandırır. Neden? Çünkü sevdiğiniz kişiye yardım edersiniz. Sevdiğiniz kişiyi mutlu kılarsınız. Sevdiğiniz kişinin memnun olması için herşeyi yaparsınız. Öyleyse bu yaptığınız herşey, onun da sizi sevmesine küçük küçük vesileler oluşturacaktır. Ama onlar biraraya geldiği zaman bir de bakacaksınız ki; o başlangıçta sizi sevmeyen kişi de sevmeye başlamış. Diyelim ki hayır olmuyor. Bütün gayretinize rağmen o sizi sevmiyor. Buna rağmen siz onu severseniz, ne kaybedersiniz ki sevgili kardeşlerim?
    Ama unutmayalım; her güzel davranış, başkasını mutlu kılan davranış bize derecat kazandırır. Öyleyse biz, bizi sevmeyenlere de sevenlere davrandığımız gibi en güzel davranışlarla hitap etsek, onlarla konuşsak, onları da mutlu etmeye çalışsak o zaman onlarda şöyle bir soru işareti gelmez mi: "İşte bana karşı bu kadar güzel davranan birisi var. Ama ben onu sevmiyorum. Acaba onun beni böylesine seven bir davranış biçimine sahip olmasına rağmen ben onu neden sevmiyorum? Acaba bana düşen bir vazife var mı ki burada?"
    Unutmayın sevgili kardeşlerim, sevgi Allah'tandır. Nefret şeytandandır. O zaman siz o insanları sevdiğiniz zaman onlarda da sizi sevme imkânını oluşturuyorsunuz. Bu ortaya koyduğunuz gelişme, onlar için bir vesiledir. Yani onların da sizi sevmesi için bir vesiledir. Bir düşünelim, eğer biz seversek sevdiklerimize de güzel davranışlarda bulunuruz, öyle değil mi? O zaman güzel davranışlar onları mutlu edecektir. Bir başkasından onlara gelen bu mutluluk, onları negatif bir istikamette etkilemez. Samimiyseniz samimiyetiniz her halinizden anlaşılır. Kalpler birbirlerini beyinden çok daha güzel bir şekilde anlarlar. Çok sağlam ölçüleri vardır. Beyin mantık üzerine çalışırken kalp sevgi üzerine çalışır.
    Sevgili kardeşlerim! Hepimiz dünya adı verilen bir gezegende hayata getirildik. İşte hani bir şarkı var; "Ak pak olmuş saçlarımla ihtiyar oldum bugün" diye. İşte o ihtiyarlığa, ak pak saçlara gelinceye dek, hep dünya adı verilen bu gezegende yaşarsınız. Yaşadıkça da insanları daha bir güzel tanırsınız. Daha çok onlar hakkında bilgi sahibi olursunuz. Eğer hedefiniz sevmekse bunu gerçekleştirdiğiniz taktirde onların da sizi sevdiklerini görürsünüz.
    O zaman niçin "Onlar beni sevsin de ben onları seveyim." Öyle olmamalı felsefeniz. "Ben beni sevmeyenler de dahil olmak üzere herkesi sevmeye çalışırım. Zaten beni sevenleri sevmek, içimden gelen bir vetiredir. Bu iç dünyamdan gelen duyguyu dışa vurmakla sadece vazifeliyim. Onlar beni sevdiğine göre gayet normal bir sonuç, bir insanın kendisini sevenleri sevmesi." Zor olan ne? Sizi sevmeyen belki de nefret eden insanlar varsa onları da sevmek. Bunu hedef ittihaz edinirseniz o zaman size göre sizin düşman olabileceğiniz hiç kimse kalmaz.
    Ne diyordu Yûnus?
    "Biz kimseye kin tutmazız
    Ağyar bile dosttur bize."

    Ağyar; düşman demek, şeytanın tarafında olan demek, hile yapan demektir. Ama eğer biz onlara dostsak onlar bize başlangıçta bir kötülük yapsalar bile, bu kötülüğe negatif bir mukabelede bulunmamamız, tam aksine onların bu kötü davranışına en güzel kalpten davranışlarla cevap vermemiz, onları bir yerlere ulaştırır. "Ben ona şurada da hep en kötü davranışlarda bulundum. Onu ezmeye çalıştım. Sözlerimde belki hakaret de vardı. Ama o bana hiç hakaret etmedi. O bana hiç kızmadı. Aynı şeyler bana yapılsaydı ben ne yapardım? Kızardım, öfkelenirdim, ben ona daha kötüsünü yapardım belki de."
    Böyle düşünen bir insan, kendisiyle bu güzel davranışın sahibini istese de istemese de mukayese etmek mecburiyetinde kalacaktır. Ve her mukayesenin, karşılaştırmanın, değerlendirmenin sonunda kendisinin sevgi açısından çok daha gerilerde olduğunu yakalayacaktır. Eğer o kişi yani karşısındaki kişi bir Allah dostu ise onun karşılıksız sevgisi tasavvufa yeni girmiş olan, kalbi henüz karanlıklarla kaplı olan birini mutlaka pozitif alanda etkileyecektir. Nefrete karşı sevginin, nefrete dönüşmeyen bütün şartlarına rağmen değişmez bir sevginin sahibi olan kişi, diğerinin nezdinde ve kalbinde bir yer işgal edecek ve eski hayatında herkes kendisinden nefret ettiği için onun da herkesten nefret ettiği bir dünyada yaşayan, o eski dünyasında yaşayan kişi artık bu yeni dünyasında, Allah'a ulaşmayı dilemiş ve Allah ile bile olmuş (Allah ile bile olmak; Allah ile birlikte olmak), O'nun sevgisini kazanmış olacaktır. Bu kişi etrafındaki kişileri adım adım sevmeye başlayacaktır. Öyleyse bu sevgi güzele doğru bir seyir, güzele doğru bir yaklaşım biçimi takip edecektir sevgili kardeşlerim.
    İşte insan adı verilen biz Allah'ın mahlûkları, Allah'ın yarattığı varlıklar. Bizi yaratan Allah'a ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır. Çünkü varız. Allahû Tealâ bizi yoktan var etmiş. Niçin var etmiş acaba? Allah'ın bir tek emeli var, hedefi var sevgili kardeşlerim. İster ki herkes mutlu olsun, herkes mutluluğu yaşasın.
    Konunun realitesine ulaştığımız zaman bakıyoruz ki; Allah sevgisi olmadan mutluluk yaşanamaz. Çünkü nefsin bütün afetleri ayaktadır ve şeytan sonsuz bir şekilde onlara tesir etmektedir. İşte manevî hayata giren, Allah'a ulaşmayı dileyip de mürşide ulaşan bir kişinin nefsinin kalbindeki afetler onun zikir sayının artmasına paralel olarak devamlı azalacaktır. Nefretin yerine sevgi dolacaktır. Nefretle dolu olan alanlar, sevgi dolu alanlara dönüşecektir.
    Ne olacaktır? Nefret eden kişi, etrafındaki insanlara karşı nefreti sevgisinden çok daha fazla olan kişi, sevgisi nefretini aşacak bir noktaya mutlaka gelecektir. Çünkü o Allah'a müracaat etmiştir: "Yarabbi! Ben bu nefret dolu dünyadan bıktım. Onlar bana kötü davranıyorlardı. Ben de onlara kötü davrandım. Ama bunda bir mutluluk bulamadım. İntikam almak mutluluğu sağlamıyor. İşte şimdi Yüce Rabbim, Sen bana sevgiyi öğrettin. Ben onları sevmeye çalışıyorum. Ama görüyorum ki; sevdikçe ben mutlu oluyorum. Ama görüyorum ki; sevdikçe onların davranış biçimleri artık bana eskisi kadar batmıyor. Çünkü bu sevgi müessesesi, zikrim artıkça gelişiyor, büyüyor. Artan zikrim sebebiyle nefsimin kalbindeki afetler otomatik olarak azaldığı cihetle, sevginin ve güzel duyguların kapladığı alan giderek nefretin ve negatif duyguların kapladığı alanı küçültüyor, o kaplıyor. Sevgi kaplıyor." Allah'ın alanı nefsimizin kalbinde giderek büyüyor.
    Eskiden zaten yarı yarıya bir denge vardı. Çünkü ruhumuz vardı; %100 hasletlerle dolu ve nefsimiz vardı; %100 afetlerle dolu ve tam bir denge söz konusuydu. Ama sonra mürşidimize tâbî olduk. Tâbî olduğumuz zaman ruhumuz vücudumuzu terk etti, Allah'a doğru yola çıktı ve 7-8 aylık bir devrede Allah'a ulaştı. Biz neyle kaldık? Nefsimizle kaldık. İşte bu muhteva içinde gördük ki; nefsimizin kalbindeki afetler bizim yaptığımız zikir seviyesine paralel olarak yok oluyor. Yerini hasletlere terk ediyor. Öyle ki bir süre sonra nefsimizin kalbindeki afetlerle hasletler eşit oldular. Ama biz ipin ucunu bırakmadık. Daha fazla zikir yapmaya devam ettik. O zaman ne olur sevgili kardeşlerim? O zaman hasletler afetleri aşar. İşte insanlardan her kim daimî zikre ulaşabilirse onun kalbindeki afetler yerini tamamen hasletlere terk etmiştir. O kişinin kalbinde artık nefret, kin, öfke gibi afetler hüküm icra edemez. Çünkü yok olmuşlardır. Onların yerini de güzellikler almıştır, sevgi almıştır, güzel davranışlar almıştır.
    Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için bir başka kurtuluşun mevcut olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Allahû Tealâ nefsimizin ruhumuzun yerini almasını istiyor. Çünkü ruh Allah'ın ruhu ve istiyor ki; ruhumuzu hayattayken Allah'a ulaştıralım. Bu, Allah'ın farz emridir. Kim bunu başarırsa ki böyle bir şey için mutlaka mürşide tâbî olmak şarttır. Kişi hacet namazını kılacaktır, Allah'tan mürşidini soracaktır, o mürşide tâbî olacaktır. Tâbî olduğu anda o kişinin ruhu vücudunu terk eder ve Allah'a doğru yola çıkan kafileye katılır.
    Ne olacaktır? 7 tane gök katını birer birer aşacaktır. Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye, Tezkiye kademelerinde tezkiye olacaktır. Burada nefsin kalbi %51 nurlarla kaplanır. Bu, güzelliklerin Allah tarafında olan muhtevanın galebe çalması noktasıdır. Bu noktadan sonra o kişi zikrini daha hızlı bir şekilde arttırabilmek imkânının sahibidir. Yavaş yavaş nefsinin kalbindeki afetler giderek azalacaktır.
    Herkesin hedefi daimî zikre ulaşmaktır. Daimî zikre ulaşınca o kişinin nefsinin kalbinde artık afet kalamaz. Daimî zikir, kesintisiz bir şekilde nurları kalbe taşıdığı için kalpte yeniden negatif değerlerin oluşması artık mümkün değildir. O kişi daimî zikre ulaşmıştır. Nefsinin kalbi %100 nurlarla dolmuştur. İşte dünyadaki en mutlu insanlar onlardır. Onlara da düşman olanlar olabilir mi? Evet, olabilir. Onlar da (nefslerindeki bütün afetleri yok eden insanlar) tabiî, elbet onlara karşı düşman olur(!). Öyle mi? Bizim kardeşlerimiz arasında artık böyle düşünen kimse kalmamıştır. Bilirler ki; nefsin kalbinde afetler yok oldukça kişinin kin, intikam, öfke gibi afetleri yani nefsin afetleri yok olacaktır. Yok olunca onların yerini sevgi alacaktır ve nefsin kalbinde afetler tamamen yok olunca nefretin, kinin, öfkenin bütün negatif faktörlerin yerini sevgi ve ona bağlı olan duygular alacaktır. Bu kişi insanları sevecektir. Ona gene de düşman olanlar olabilir mi? Evet, olabilir. Ama o, onlara düşman olamaz.
    İşte sevgili kardeşlerim, güzellikler bir bütün teşkil eder. Hepiniz için Allahû Tealâ'nın dizaynı budur. Allah sever, sever, sever. Allah ister ki; kötülük yapanlar da akıllarını başlarına toplasınlar da onlar da başkalarından en güzel muameleler geldiği için etrafındaki insanları sevseler. Sevgili kardeşlerim, olabilir mi? Elbette olabilir. Bir insanı bu noktaya ulaştıran şey zikirdir.
    Herhangibir kişinin zikri "Allah, Allah, Allah..." diye Allah'ı ismiyle tekrar etmesi, Allah'ı anması ona mutluluk verir. Ama o kişi mürşidine ulaşıp da tâbî olmadığı sürece nefsinin kalbinin nurlarla dolması ihtimali söz konusu değildir. Çünkü kalbi afetlerle doludur ve o kalpte nurlara yer yoktur. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse Allah onu mürşidine ulaştırır ve mürşidine ulaşan kişinin yaptığı zikir, onun kalbine Allah'ın katından rahmet, salâvât ve fazl nurlarını getirir. O nurlar o kişinin kalbine girecek, ulaşacaktır. Fazıllar kalbe yerleşecektir. Baştan gelen sadece %2'lik rahmet nuru fazıllara yerini terk edecektir. Fazıllar o kişinin nefsinin kalbini zikir arttıkça daha çok dolduracaktır. Kişi daimî zikre ulaştığı zaman bu kesintisiz zikir sebebiyle nefsin kalbine karanlıkların tekrar gelip yerleşebilmesi imkânsız hale gelecektir. Bunun dünya hayatına aksedişi nasıl bir hüviyet taşır? Herkese en güzel, sevecen davranışlarda bulunmakla noktalanır iş. Çünkü o kişinin nefsindeki afetler tamamen yok olacaktır. Yok olduğu için o kişinin hiç kimseye kin duyması, öfke duyması söz konusu olmayacaktır.
    Sevgili kardeşlerim! Herşey öylesine güzel dizayn edilmiş ki! Bu güzellik içerisinde Allahû Tealâ'nın bizlerden istediği şey ne? İşte o şey, bu standartlar altında gerçekleşiyor: Bizim mutluluğumuz. Allahû Tealâ istiyor ki herkes mutlu olsun. Ama başka bir yolu yok ki! Bir tek yol var. Nefsin kalbini nurlarla doldurabilmek, zikir adlı bir müessesenin Allah'ın katından taşıdığı nurların o kişinin kalbine yerleşmesidir. Yerleştikçe ne olur? Nefsteki afetleri kapı dışarı eder ve nurlar öyle yerleşir. Öyleyse fazılların gelip de insanın kalbine yerleşmesi evvelâ %2 rahmet nuru sonra fazıllar. Neticede %98 fazıla kadar nurlar nefsin kalbini doldurur. Sonuç ne olur? Sonuçta o kişinin kalbindeki bütün afetler daimî zikir sebebiyle yok olur. Her an Allah'ın katından taşınan, o kalbe ulaşan nurlar kalbi devamlı yeniler, temizler. Zaten artık kısa bir zaman sonra o kişinin kalbinde afet kalmadığı için davranış biçimleri tamamen değişecektir.
    Sevgili kardeşlerim! Bunlar bizi nereye götürür? Bunlar bizi mutluluğa götürür. Başkalarını sevmeye götürür. Bizden nefret eden insanları bile sevebilecek hale geliriz. Artık nefsinizin kalbinde kin afeti kalmamıştır. Öfke afeti kalmamıştır. Negatif afetlerin hepsi yok olmuştur. Artık sükûnet içinde yaşayan bir insan olursunuz. Artık sadece en çok sevdiğinizden en az sevdiğinize kadar sadece sevdiğiniz insanlar vardır. Kimseden nefret edemezsiniz. Bilirsiniz ki o kişi size kötülük ediyor. Bu kötülüğü bilmenize rağmen ondan nefret edemezsiniz. Allahû Tealâ nefreti, kini bütün afetleri daimî zikirde sizden alacaktır. Başkaları size kızabilir, öfkelenebilir, size kötü davranabilir. Ama siz onlara kötü davranamazsınız.
    İşte Allahû Tealâ'nın ermiş evliyaları, bu ermek noktasından sonraki nefslerinin kalbi, o noktada yarı yarıyadır. %51 nur, %49 karanlık. Ama zikir arttıkça %51, 61, 71, 81, 91 olur. Nihayet daimî zikrin bir noktasında %100'e ulaşır. O zaman dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olursunuz. Herkesi seversiniz. Onların size kötülük yaptıklarını bilirsiniz ama gene seversiniz. İşte bu sevginizdir ki; onlar sizi tanıdıkça size olan nefretlerinin adım adım sevgiye dönüşmesini temin eder. Öyle bir gün gelir ki; yeni bir dünyada yaşamaya başlarsınız. Herkesi sevdiğiniz bir yeni dünya... Görürsünüz ki onların size karşı olan davranışları da her an değişim içinde. Öyle bir güne ulaşırsınız ki; o değişim onların hepsinin sizi sevmesine sebebiyet vermiştir.
    Sevgili kardeşlerim! Toplum böyle insanlardan oluştuğu zaman kötüler o toplumun içinde kalamazlar. Rahatsız olurlar ve onların nasıl olup da bu kadar huzurlu, bu kadar mutlu olduklarını merak etmeye başlarlar. İşte sevgili kardeşlerim, nefs tezkiyesi yapmak yolun yarısını almaktır. Ama nefsin tasfiyesi yani nefsin kalbinin %100 nurlarla dolması, daimî zikirden evvel gerçekleşemez. İşte yolun sonunda buraya ulaşmak var. Zikr-i daime ulaşmak var.
    Dünyadaki en mutlu insanlar, daimî zikrin sahipleridir. Onlar kimseye düşman olamazlar. Onlara düşman olanlar olabilir mi? Evet, olabilir. Ama onlar kimseye düşman olamazlar. Kimseyi üzecek davranışlarda bulunamazlar.
    Sevgili kardeşlerim! Hayat hızla ilerliyor. Günler geçiyor. Bu geçen günlerin sonunda bir gün hayat bitecek, sona erecektir. Ne mutlu o insanlara ki; kazandıkları dereceler kaybettikleri derecelerden fazla olmuştur. Onlar cennete girecek olanlardır. Adn cennetine girecek olanlarsa daimî zikrin sahipleridir. Cennetlerin en güzeli, en üstünü Adn cennetleridir.
    Sevgili kardeşlerim! Dünya adı verilen bu gezegende, cennetteki gibi mutlu olmak mümkün mü? Evet, mümkün. Bu sizin davranış biçiminize bağlıdır. Davranış biçiminize tesir eden aslî unsur ise zikir seviyenizdir. Nefsinin kalbindeki afetlerin hepsini yok eden bir insanla nefsinin kalbi aynı eskisi gibi %100 afetlerle dolu olan bir insan arasında çok büyük bir farklılık var. Başlangıçta nefs %100 afetlerle doludur. Ruh da %100 hasletlerle doludur. Denge kurulmuştur. Ruh vücudu terk ettikten, Allah'a doğru yola çıktıktan sonra geriye nefs kalır. Bu noktada nefsin hedefi evvelâ %51 nura ulaşmaktır.
    %51 nur, başlangıçtaki dengeyi bu noktada çok daha üst seviyede bir şekilde sağlar. Afetler nefsle birlikte yok olmuştur. Nefsin bütün afetleri yok olmuştur. Nefsin kalbi %51 nurla dolmuştur. Nerde? Ruhun Allah'a ulaştığı noktada. Ama kişi zikrini artırdıkça %80'i aştığında fizik vücudunu teslim eder. Daha sonra %100'lük bir seviyeye, daimî zikre ulaştığı zaman nefsini de Allah'a teslim eder. Nefsin teslimi, o kişinin mutluluğunun en üst seviyeye çıktığı yerdir. Ruhunu Allah'a teslim eden bir insan %51 mutluluğu yaşar. Ama vechini Allah'a teslim eden kişi %80 mutluluğu yaşar. Sonra da bu %80'lik sonuç %100'e ulaşır.
    Sevgili kardeşlerim! Herşeyin en güzel noktalara ulaştığı bir dünya hayatı ancak tasavvufla mümkündür. Tasavvuf, nefsin kalbindeki afetleri temizleyebilen yegâne yolculuğu ifade eder.
    İşte atalarımız! Osmanlı! Hepsi tasavvuf erbabıydı. Çeşitli tasavvuf grupları, çeşitli muhtevayı taşıyordu. Herbiri kendi cephesinde büyük mutlulukları yaşamaktaydı. Osmanlı deyince, hemen hemen herkesin tasavvufta olduğu bir müstesna devredir Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme devresi. Bu devre bütün dünyada bir örnektir. Her geçen gün daha çok insanın tasavvufa girdiği, daimî zikirde olanların sayısının çok büyük ölçüde yükseldiği bir dünya hayatı... Herkesin haklara en büyük saygıyı gösterdiği bir devre...
    Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Osmanlı'nın torunları olarak bizler ecdadımızın yaşadığı o güzellikleri yeniden yaşamalıyız. Bu hedefe yönelmeliyiz. Ruhumuzu, fizik vücudumuzu yani vechimizi, nefsimizi ve irademizi Allah'a teslim etmek için gayret sarf etmeliyiz. Biliyoruz ki sizler yani bize tâbî olanlar, zaten bu yolda bütün gayretinizle çalışmaktasınız. Mutluluğunuz da günden güne artmaktadır. Bütün bir ömrü Allah'ın güzelliklerini yaşayarak geçirmenizi Allahû Tealâ'dan temenni ediyoruz, diliyoruz. Allah'tan diliyoruz ki hepiniz sonsuz mutlulukların sahibi olasınız, tasavvufu yaşayasınız, nefsinizin kalbinde hiç afet kalmasın.
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.