Sesli (Cehri) ve Toplu Zikrin Bid'at Oluşu

Konu, 'İslami Kavramlar' kısmında Anti-Siyonist tarafından paylaşıldı.

  1. abdullah11

    abdullah11 Misafir

      
    sana açıktan kafir müşrik münafık meczup diyen oldumu . bak kardeş ilmi munazaralarda fikirler konusulur yanı avama şahsa indirgenmez . bir mevzu varsa şirk ameli olarak sadece o fiil konuşulur . acıktan kimse sana KAFİR demedi . burdan söylüyoruz VAHDETİ VUCUT FELSEFESİ küfürdür . ama biz bunu diyen herkez kafirdir demiyoruz . tekfirin önünde engeller vardır . cehaletmi tevil mi nedit bu şartlar bakılır . anlata bildim mi...

    bak kardes senden sadece bırsey istedik sen konuyu uzatıp degıstırdın sadece sadece sunu istiyorum şahsım adına

    1 - eger cehri zikir bidat degılde caiz se delil ver ama kuran sunnetten

    2- vahdeti vucut caiz se ve imanda üst mertebeyse bize delilleriyle kuran ve sunnetten izah et

    istediğim bunlar. eger delil getirirsen kuran ve sunnetten dedım ya bende senın peşine gidecegim .

    islami munazarada ilmi usul budur sadece delil konusur . hak delil gelince de herkes kabul eder.

    ama tasavvufcuların genel mantıgında delil sormak yanlıstır örnek vereyım bu forum kullanıcısı esedullah1230 diye bir kardes vardı . şehid inş .

    ismailağacı tasavvufcuların sitesi var ci.hadehli .com diye orda delil isteyip selef düzüncesini savundu diye kafir ve zındık edildi . kim tekfirci acaba ?
  2. Sadat-ı Kiram

    Sadat-ı Kiram Üyeliği İptal Edildi


    Estagfirullah Değerli kardeşim...

    Allah'a c.c sığınırım size böyle yaftalar yapıştırmaktan !! :'(

    SubhanAllah !!

    Ben kardeşlerimize Böyle davranmamız gerektiğini söyledim , sizin şahsınız üzerinden gitmedim olaya..

    Eğer böyle bir kanı verdiysem size Hakkınızı Lütfen Helal ediniz !!

    SubhanAllah !! :'(
  3. Habibullah

    Habibullah Islam-TR Üyesi

    bizim bu sözümüz bir görüştür ,yapabilecegimizin en iyisidir.kim bundan daha güzelini getirirse ,dogruya o bizden daha yakındır.....delilleri ile hanefı fıkhı sayfa 25

    bu lafz imamı azam ebuhanifeye r.a aitdır kardesler farkındamısınız bazılarımız hala kafalarına gore takılıyor ebu hanıfe r.a bıle bu kelımeyı kullanmaktan cekınmez ıken bizlerin inatla söylemlerinde devam etmeleri manidardır... delılsız konusan arkaslara ihtar verebilir sevgılı adminimiz lütfen ALLAH celle celauhu rızası icin delilleri ile yazınız..selametle
  4. laylay

    laylay Islam-TR Üyesi

    habibullah abimizin yazdığı son mesaj uyarıdır..ben önceden uyarımı yaptım..islam ahide uyarmış...bu konuda delilsiz mesaj yazanlar...aleyhte lehte ...uzaklaştırma alıcak...bilgilerinize
  5. eL_Muhacir

    eL_Muhacir Cemaat cihad için,cihad cennet içindir !!! Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    Ebu asma Nuh b.Ebi Meryem’e denildi ki
    Kuranı Kerimin sure sure faziletiyle ilgili hadisi nereden buldun da,ikrime yoluyla İbni Abbas,tan rivayet ediyorsun.Halbuki İkrime’den rivayette bulunanlar böyle bir şey zikretmiyorlar.
    Bunun üzerine şöyle cevap verir ;
    ‘’Ben insanların Kuranı bırakıp Ebu Hanife’nin fıkhıyla,İbni İshak’ın megazileri ile meşgül olduğunu gördüm bundan dolayı ALLAH rızası için bu hadisi uydurdum.’’Bunu Hakim senediyle Ebu Ammar el-merveziden rivayet etmiştir.

    İbni Hibban da ed-duafa eserinde İbn Mehdi’den şunu rivayet eder dedi ki;
    Meysere b.Abdurabbih’e dedim ki ;şunu okuyana şu kadar ecir vardır…Bunlarla ilgili hadisleri nereden çıkardın.Dedi ki ;İnsanları teşvik için bunları uydurdum.

    Ebu davud en-Nehai de insanlar içinde geceleri uzun uzun namaz kılanlardan,gündüzleride en fazla oruç tutan biriydi buna rağmen hadis uydururdu.



    diyorlar ki bari belli gün ve gecelerde gelsinler camiye bizim niyetimiz insanlara bişeyler anlatmak ALLAH için.


    ALLAH içinde olsa bu islama zıttır.bidatle hidayet bulunmaz, tebliğ edilmez,
  6. karafi

    karafi Üyeliği İptal Edildi

    ALLAH tan kork ve doğru ol!enbüyük hak yemek'en büyük adaletsizlik'en büyük zulüm'ALLAH svt ya şirk koşmak ona denkler tutmak değilmi?
    taifte rasulullah sav.cebrail as. verdiği cevap sence bu günkü müşrikler içinde geçerlimi?bunu nasıl akledemiyorsunuz anlamıyorum.o günkü taif halkının elinde tamamlanmış bir kuran varmı idi?oysaki bu günkü insanların ellerinde tamamlanmış haramı'helalı'muhkemi'müteşabihi ile bir kuran var.ve cehaletin sınırlarıda apaçık çizilmiş.böyle olunca taif halkı bilmiyordu diyelim'bunlar nasıl bilmez?
    sana tavsiyem ilk önce tevhidi anla ve yaşa.ve işte o zaman helal ve haram sınırlarından bahset yoksa ALLAH svt ya şirk koşarak haramı helalı gözetmişsin hiç bir şey fark etmez.
  7. ammaryasir56

    ammaryasir56 Islam-TR Üyesi

    ALLAH RAZI OLSUN ÇOK LAZIM OLAN BİR KONUYDU
  8. sheriffaruk

    sheriffaruk Islam-TR Üyesi

    Esselamualeykumverahmetullahiveberekatuhu


    TOPLU ZİKİR BİDATMİ ?.. SESLİ ZİKİR


    Hatme, tarikatta yapılan ve insanların kalplerinin Allaha açılmasını sağlamaya sebep olan bir adaptır Dinimizdeki yerine gelince, bunlar tarıkatın adabıdır

    Güzel olan ve yapılması durumunda insanlara çok şeyler kazandıracağına inanılan feyizli adetlerdir.

    Hatme değişik şekilllerde yapılabilir toplanan cemaat Kuranı Kerimdeki ayet ve sureleri okuyarak ve salavat çekerek hatme yapabilirler



    Ayrıca inşirah, ihlas süresini okumak ve salavat getirip "Ya Baki entel Baki" zikri çekilerek hatme yapılabilir Bu duaları okurken belli bir sayı da söylenmesi şart değildir



    …….Ayrıca şu şekilde de hatme yapılabilir:


    Önce 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf okunur


    Sonra: "Eûzu billâhis-semî'ıl-alîmi mineş-şeytânir-racîm Rabbi eûzu bike min hemezâtiş-şeyâtıyn Ve eûzu bike rabbi en yahdurûn“


    Daha sobra şu âyet-i celîle okunur:


    "Bismillâhir-rahmânir-rahîm Yâ eyyühellezîne âmenusbirû ve sâbirû ve râbitû vettekullâhe lealleküm tüflihûn Sadekallâhül-azıym“
    Bundan sonra şu sıraya göre hatme devam edilir:


    "Bismillâhir-rahmânir-rahîm İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alen-nebiy Yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ Sadekallâhül-azıym“


    100 defa: Salevât-ı şerîfe,
    500 defa: Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfir lena ve terhamnâ lenekûnenne minel-hasirîn“
    100 defa: Salevât-ı şerîfe,
    500 defa: "Rabbi ennî messeniyed-durru ve ente erhamür-râhimîn“
    100 defa: Salevât-ı şerîfe,
    500 defa: "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn“
    100 defa: Salevât-ı şerîfe,
    500 defa: "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“
    100 defa: Salevât-ı şerîfe okunur






    İmâm Rabbani:.. Bid’atin hepsi kötüdür, güzeli olmaz demektedir.
    .
    . Bid’atin, hasenesi/güzeli olmaz; Hepsi seyyiedir/kötüdür diyenler şer’i ıstılahı kastediyorlar; lügat ma’nasındaki bid’ati kastetmiyorlar.

    Bid’atin güzeli de vardır diyenler Şer’i ıstılahı kastetmeyip lügat ma’nâsını murad ediyorlar.

    Yani her iki guruba göre bid’atı hasene Şer’i manada bidd’at değildir.

    İmâm Rabbânî Şer’i ıstılahı esas alarak şeriat’ı ve Sünnet’in temel esaslarına uyan ama şeklen sonradan ortaya çıkan bir şeye bid’at demez. Diğerleri de şeklen sonra ortaya çıkmasından dolayı lügat manasıyla bid’at, şeriat esasına dayandığından dolayı hasene demişlerdir.

    Kısacası hilaf/anlaşmazlık lâfzîdir, manevi değildir. Esasta hepsi bir kapıya çıkmaktadır.



    Nevevî şöyle demiştir: Nebî (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)’in “her bir

    bid’at sapıklıktır” sözü, sınırlandırılmış bir umûmî hükümdür. Kastedilen bid’atların çoğunluğudur.

    Lugat âlimleri demişlerdir ki: Bid’at demek, geçmiş misali olmadan yapılan her bir iştir.

    Âlimler bid’atın beş kısım olduğunu söylemiştir: Vacip, mendub, haram, mekruh ve mübah.

    Vacip olan bid’atlerden birisi kelam âlimlerinin mülhid ve bid’atçılara karşı delilleri dizmeleri ve benzeri şeylerdir.


    Mendub olan bid’atlerden biri de ilim kitaplarını yazmak, medreseleri, tekkeleri ve başka şeyleri bina etmektir.

    Mübah olan bid’atlerden biri de değişik yemekler ve benzeri şeylerde genişliktir.

    Haram ve mekruh olan bid’atler ise açıktır. Bu anlattığım bilinirse, hadisin aslında manası genel olan sınırları (başka deliller yüzünden) daraltılan bir hadis olduğunu bilir.

    Ömer (RadıyALLAHu Anh)’ın “Ne güzel bid’at” sözü de bunu teyid etmektedir.



    Feyyûmî el-Misbah’da şöyle dedi: “Allah (Celle Celalühü) mahlûkatı ibdâ’ etmekle ibdâ’ etti, onları modelsiz olarak yarattı, demektir. Ebda’tü ve Ebda’tühü onu çıkardım ve ihdâs ettim demektir. Bu mana’dan olarak muhâlif hale bid’at denilmiştir.

    Bid’at ibtida’dan isimdir. Nasıl ki, rıf’at (yükseklik) irtifa’dan ise, sonra bulunan (bid’atın) dinde noksanlık ve yahut fazlalık olan şeylerde kullanılması galip oldu. Lakin kimi zaman bir kısmı mekruh olmaz ve mübah bid’at olarak isimlendirilir.”


    Hafız Ğumârî şöyle diyor: “Yalnız başına terk, kendisiyle beraber, terk edilenin yasaklanan bir şey olduğuna dâir bir nass bulunmadıkça, onun (terk edilen şeyin) haramlığına delâlet etmez.

    Aksine o işin en fazla, meşru olduğunu gösterir. O terk edilen (yapılmayan) işin mahsurlu oluşu ise tek başına terkten anlaşılmaz.”



    İmâm Şafi’i şöyle demiştir: Şeriattan dayanağı olan her

    şey, selef onu yapmasada bid’at değildir

    Zira selefin onunla amel etmeyi terk etmesi, bazen o anda kendileri için mevcut olan bir mazeret sebebiyle yahut ondan daha üstün bir şey sebebiyle yahut da onun bilgisi tamamına ulaşmaması sebebiyle olmuş olabilir




    İmâm Dârimi, Süneni'den yaptığı bir rivâyette

    "Omer bin Yahya dedesinden nakletmiştir:

    Sabah namazından önce Abdullah b. Mes'ud (ra)un kapısında oturuyorduk. Evinden çıkınca beraberce mescide doğru yürüyecektik. Ebu Musa El-Eş'ari (ra) yanımıza geldi:

    "Abdullah daha dışarı çıkmadı mı?" diye bize sordu. "Hayır" dedik. O da bizimle birlikte beklemeye başladı. Derken Abdullah b. Mes'ud (ra) evinden çıktı. Hepimiz kalkıp etrafını sardık.

    Ebu Musa O'na dedi ki: "Ey Abdullah, az önce mescitte garibime giden bir olay gördüm.

    AMA HAYIRDAN BAŞKA BİR ŞEY GÖRMEDİM

    Abdullah "Neydi o iş" diye sordu. Ebu Musa (ra): "Beklersen sen de görürsün" dedi. Sonra şöyle anlattı.

    "Mescitte halka halinde oturmuş topluluklar gördüm. Her halkanın başında bir adam elinde çakıl taşları olduğu halde komut veriyordu.

    "Yüz defa tekbir". Topluluk bu komutu aldıktan sonra yüz defa tekbir getiriyordu.

    Sonra aynı adam: "Yüz defa la ilahe illallah deyin" diyordu. Topluluk gereğini yerine getiriyordu.

    Sonra yine aynı adam "Yüz defa Sübhanallah deyin" diye komut veriyordu.

    Ve topluluk yine emre uyuyor ve yüz defa Sübhanallah diyordu.

    Abdullah b. Mes'ud (ra) "Sen onlara hiç bir şey söylemedin mi?" diye sordu.

    Ebu Musa (ra) "hayır, hiç bir şey söylemedim ve senin görüşünü almak istedim" dedi.

    Abdullah b. Mes'ud (ra): "Sen onlara: Siz o çakıl taşları ile günahlarınızı sayın, ben de size bu işin hayrınızı eksiltmeyeceğine garanti vereyim, diyemedin mi?" dedi.

    Sonra Abdullah b. Mes'ud (ra) mescide yürüdü. Biz de birlikte gittik. Mescide gelince bu halkalardan birine rastladı. Tepelerine dikildi.

    "Nedir, sizin şu yaptığınız iş?" dedi. Onlar ise:
    "Ey Abdullah, bunlar çakıl taşlarıdır. Biz bunlarla tekbir, tehlil ve tesbihlerimizi sayıyoruz." dediler.

    Abdullah b. Mes'ud (ra): "Siz o taşlarla günahlarınızı sayın, ben de size hayrınızın eksilmeyeceğine dair garanti vereyim.

    Ey Muhammed'in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor.
    Hem de sizin aranıza bu kadar sahabe varken, Rasulallah (SAV)in kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken... Beni kudretiyle saran Allah (cc) adına söyleyin ki, "Siz Muhammed (SAV) ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsiniz?... Yoksa, siz dalalet (sapıklık) kapısını açanlar mısınız?

    Onlar: "Ey Abdullah, Allah (cc)’a yemin ederiz ki, bizim hayır işlemekten başka hiç bir niyetimiz yoktur" dediler. Abdullah: "Nice hayır uman insanlar vardır ki asla umdukları hayrı bulamamışlardır.

    Rasulallah (SAV) "Kuran okuyan fakat okudukları kalplerine işlemeyen" bir topluluk tarif etmişti; Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda dedi.


    Sonra onlardan yüz çevirip oradan ayrıldı.

    Amr. b. Seleme diyor ki: “Nehravan olayında bu adamların çoğunluğunu Haricilerle beraber bize saldırırken gördük”

    Kaynak: İmam-ı Darimi, Es-sünen cild: 1 Sahife: 79-80
    Mukaddime'de Bab: 73 Rivayet No: 204 .



    1....




    RESULULLAH TESBİH ÇEKENLERİ GÖRDÜĞÜNDE YASAKLAYICI BİR SÖZ SÖYLEMEMİŞ VE O HALKAYA OTURUP HAMD ETMİŞKEN

    SAHABELERDEN BİRİ BU İŞİ BİDAT OLARAK ANLAMASINIMI ?? YOKSA BİDAT GÖRMEYEN SAHABE VE YASAKLAMAYAN RESULULLAHIN

    GÖRÜŞÜNÜMÜ KABUL EDİCEĞİZ




    …. Ahmed İbn-i Hanbel, ez-Zühd'de Yunus İbn Ubeyd'in anasından şöyle dediğini rivâyet etti:

    “Ebû Safiyye'yi ki O Rasulüllah (sav)'in ashabındandı ve komşumuz idi küçük taşlarla tesbih ederken gördüm.”


    Bu rivâyet benzer bir lafızla, Hilal el- Haffar'ın Cüz'ünde, Beğavi'nin el- Mu'cemu's-Sahâbe’sinde ve İbn-i Asâkir'in Târih'inde dahi mevcuttur.

    .... İbn-i Sad ve İbn-i Ebî Şeybe el-Musannef'de, Sad İbn-i Ebî Vakkas'dan, taşlarla tesbih ettiğini, rivâyet etmiştir.



    Ahmed İbn-i Hanbel de Zühd'de, Ebu'd-Derdâ'nın hurma çekirdekleriyle tesbih ettiğini, rivâyet etmiştir. ....

    İmâm Celâleddin es-Suyuti, el-Minha Fis-Sibha, el-Hâvî lil-Fetâvâ içinde:2/37-38)






    Yine Efendimiz (s a v), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı Onlara:

    “Burada ne yapıyorsunuz? “ diye sordu Halkadakiler:


    “Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslam’a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için O’na hamd ediyoruz ” Dediler

    Efendimiz (s a v) onlara:


    “Allah için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz?” diye sordu; Sahabeler:



    “Vallahi biz ancak bunun için oturduk ” dediler Bunun üzerine Efendimiz (s a v):


    “Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim

    Bana Cibril geldi ve haber verdi ki: Allah sizinle melekleri yanında övünmektedir ”

    [ Müslim, Zikir, 40; Tirmizi, Deavat, 6; Nesi, Kudat, 36 ]




    Amir b Abdullah b Zübeyir anlatıyor:

    "Bir gün eve geç geldim Babam:

    -'Neredeydin?' diye sordu

    -'Birkaç kişiyi gördüm Onlardan daha iyi müslüman görmedim Oturmuş

    Allah'ı zikrediyorlardı İçlerinden kimisi titriyor ve o kadar cezbeye tutuluyordu ki, Allah kokusundan bayılıyordu

    Onların bu halini görünce yanlarında oturdum,' dedim Babam:


    -'Bir daha yanlarına gitme, dedi ve onun bu sözünü yadırgamış olduğumu zannetmiş olacak ki, sözlerine şöyle devam etti

    -'Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz Ebubekir ve Hz Ömer'i Kur'an okurken gördüm Hiç biri cezbeye tutulup bayılmıyordu, senin gördüğün bu adamlar Hz Ebubekir ile Ensar'dan daha mı çok Allah'tan korkuyorlar?'

    Amir diyor ki:"Babamın doğru söylediğini düşündüm ve bir daha da onların yanında oturmadım " (Muhtasar Hayatü's Sahabe, Kandehlevi, sf 499; Mecmau'z-Zevaid, I, sf 189)…




    Sahabeden ayet okununca ölen , bayılan , titreyen var bir sahabi o zamandaki her yerde olanı bilmeye bilir .


    “Mü’minler onlara denir ki; Allah anıldığı zaman, kalpleri titrer”

    (Enfal-2)



    ''Rabbini tazarruyla (titreyerek) ve korkarak zikret

    (Araf/205)''


    bir sahebe bunu doğru görmese ,bile bu olay sahabede ve tabinde böyle yapanların olduğuna delildir










    Kimi âlimlerden sahabi kavlini hüccet görmediği rivâyet edilse de İslâm âlimlerinin Cumhuru onu delil görüp, bağlayıcı kabul ederler.

    Hanefîler de onlardandır. Hatta bazı rivâyetlerde, bunu, İslâm âlimlerinin sadece cumhuru değil, hepsi kabul eder.

    Yalnız bir sahabi kavline ters, başka bir sahabi kavli varsa tercihe gidilir, birisi alınır.

    (Geniş bilgi için Menar ve şerhlerine (mesela, Fethu'l-Gaffar'a:347-348 ve İ'la mukaddimesi Kavâid Fi Ulûmi'l-Hadis (85-86-87'e) bakılsın.



    Aleyhi’ssalatü ve’s-selâm Efendimiz: “Sünnetime ve benden sonraki raşid halifelerin sünnetine yapışız [1] ve benden sonra iki kişiye Ebû Bekir ve Ömer’e uyunuz” buyurdu.[2]

    Diğer “Her icad edilen bid’attır” hadisi bu te’vile hamledilir. Sadece şunu murad etmektedir; Şeriatın asıllarına ters düşen, sünnete uymayan şeyler.[URL="http://www.forumankebut.net/forum/newthread.php?do=newthread&f=35#_ftn3"][COLOR=#496686][3][/COLOR][/URL][COLOR=#496686][FONT=Souvenir Lt BT] (İ[FONT=Souvenir Lt BT]bnü’l Esir’in sözleri burada son buldu.)

    [1] (önceki Hadisin kendisi (Ebû Dâvûd ve Tirmizî hadisi)
    [1] (Ahmet İbn-i Hanbel (5/382) Tirmizî, Menâkıp (3662,3805) İbn Mâce (97)
    [1] (En-Nihaye fi Ğaribi’l –Hadis[IMG]http://www.forumankebut.net/forum/images/smilies/icon_sad.gif[/IMG]1/106, 1/107)



    [FONT=Souvenir Lt BT]Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübahları[FONT=Souvenir Lt BT]n tama[FONT=Souvenir Lt BT]mı[FONT=Souvenir Lt BT]nı[FONT=Souvenir Lt BT] iş[FONT=Souvenir Lt BT]lememiş[FONT=Souvenir Lt BT]tir. Hatta kendisi iş[FONT=Souvenir Lt BT]lediğ[FONT=Souvenir Lt BT]i zam[FONT=Souvenir Lt BT]an, ümmetine farz olması[FONT=Souvenir Lt BT] yahut meş[FONT=Souvenir Lt BT]akkatli hale gelmesi korkusuyla bazı[FONT=Souvenir Lt BT] mendupları[FONT=Souvenir Lt BT] kasten terk etmiş[FONT=Souvenir Lt BT]tir. O yüzden kim Nebî [FONT=Souvenir Lt BT](Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bir ş[FONT=Souvenir Lt BT]eyi yapmadı[FONT=Souvenir Lt BT] davası[FONT=Souvenir Lt BT]yla, bir ş[FONT=Souvenir Lt BT]e[FONT=Souvenir Lt BT]yin haramlığı[FONT=Souvenir Lt BT]nı[FONT=Souvenir Lt BT] iddia ederse, hakkı[FONT=Souvenir Lt BT]nda delil bulunma[FONT=Souvenir Lt BT]yan bir ş[FONT=Souvenir Lt BT]ey idd[FONT=Souvenir Lt BT]ia etti, demektir.






    Hz.Ömer (ra)’ın “[I]bu ne güzel bir bid’attir[/I]”, [URL="http://www.forumankebut.net/forum/newthread.php?do=newthread&f=35#_ftn4"][COLOR=#496686][4][/COLOR][/URL][COLOR=#496686] sözü bu türdendir.

    [1] (Buhârî, Terâvîh Namazı(2010



    Bu (terâvîh namazın topluca kılınması) hayırlı fiillerden olunca ve

    methedilen fiillere dâhil bulununca, onu bid’at diye isimlendirip

    methetmiştir.

    Halbuki Sahabeler Hz Ömere karşı çıkmış bu bidattir demişti




    Yine Hz Ebubekir (ra) ve bazı Sahabiler

    Kur’ân’ın toplanıp Mushaflaştırılmasını Rasulüllah (sav) tarafından yapılmadığını söyleyerek bid’at diyorlardı.

    Hz. Ömer (ra) ise bid’at olarak görmedi. Resulullaha en yakın sahabeler bir konuda bidatmi deyilmi tertışması yapıyolar

    .sonuç bizim şu anki mantığımızla Resullahın yapmadığı bidat tır bilgisine göre hz . Ebubekirin görüşü doğru olmalıydı ama öyle olmadı.

    hz . Ömerin görüşü daha isabetli çıktı .











    2….



    O halkada zikredenlerin hepsini deyil bir kısmını hariciler saffında görmek . o sahabelerin yaptığının kötü olduğuna dair delil olmaz . Haricilerin saffında olmıyanların yaptıkları ne olucak .

    Ayrıca hz. Ali ye karşı Hz Ayşe ,birçok sahabe, Hz Muaviye görüş farklıkları ve fitne yüzünden savaş açmıştır

    şimdi biz bu sahabelerin her yaptığını yanlış diye bilirmiyiz
    Hz Ali ye karşı olmalarını delil getirebilirmiyiz




    ALLAHI ZİKRETMEYİ SINIRLANDIRAN LARIN GÖRÜŞLERİNMİ KABUL EDİCEZ



    AYETLER BAKARSANIZ HEP ŞUNU GÖRECEKSİNİZ ALLAHI ÇOK ÇOK ZİKREDİN

    AYETLERDE SAYIDA YOK SINIRLAMADA YOK


    Hanefi müctehidlerinden Imam Tahtavi Dürr'ül Muhtar hasiyesinde mekruhlar faslinda diyor ki:


    - Mescidde halka olup yüksek sesle zikretmekten (dervisleri) kimse menedemez. Zira mescitlerde zikrullahi men edenler Cenab-i Hakk'in:





    “Kim Allah'in mescitlerinde Allah'in isminin zikredilmesinden mani olanlardan daha zalim olabilir”

    (Bakara /114



    yasak vermı. sayıyı artırmayın diye bir hüküm varmı




    Edille-i şeriyyeyi bire, veya ikiye indirirseniz,bunları anlamanız mümkün değil

    Kur'an ve sünnet'den sonra İslamın iki kaynağı daha var, Ehl-i sünnete göre
    Dinimizin üçüncü temel kaynağı, icma-i Ümmettir


    HANEFİ VE DİĞER MESHEBLERDE SAYIYI ARTIRMAYIN ÇOK ZİKRETMEYİN DİYE BİR HÜKÜM VARMI


    RESULULLAH TESBİH ÇEKENLERİ GÖRDÜĞÜNDE YASAKLAYICI BİR SÖZ SÖYLEMEMİŞ VE O HALKAYA OTURUP HAMD ETMİŞKEN





    Ebu Hüreyre(r a) Hazretlerinin rivayet ettiği şu Hadis-i Şerifte Resulüllah (s a v ) buyurmuşlardır ki:


    "Şüphesiz Allah'ü Teala'nın sokaklarda dolaşıp zikir ehlini arayan birtakım melekleri vardır Onlar Aziz ve Celil olan Allah'ı zikir eden bir cemaat buldukları zaman birbirlerine"Geliniz!Aradığımı z buradadır " Diye seslenirler

    Onlar zikir ehlini dünya semasına kadar kanatlarıyla kuşatırlar Cenab-ı Hakk onların hallerini meleklerinden daha iyi bildiği halde

    "Kullarım ne söylüyorlar?" diye sorar Melekler " Seni tesbih ve tenzih ediyorlar, Allah'u Ekber diyerek seni tekbir ediyorlar, sana Hamd ve sena ediyorlar "

    - Kullarım beni gördüler mi ki böyle tesbih ve tekbir ediyorlar ?
    -Hayır Vallahi görmediler
    - Kullarım beni görseler ne yaparlar?
    -Onlar seni görseler, sana ibadet ve ubuduyyetleri takdisleri ve tahmitleri daha fazla olurdu
    - Kullarım benden ne istiyor?
    -Cenneti istiyorlar
    - Onlar Cenneti görmüşler mi?
    -Hayır Ya Rabbi Vallahi cenneti görmediler
    - Cenneti görseler ne yaparlar?
    -Cenneti görmüş olsalardı cennete karşı hırsları ve hevesleri daha çok olur ve cennete daha fazla rağbet ederlerdi
    - Onlar neden Allah'a sığınıyorlar?
    -Cehennemden istiaze ediyorlar
    - Cehennemi görmüşler mi?
    -Vallahi cehennemi görmediler
    - Ya görselerdi?
    -Eğer cehennemi görselerdi, ondan daha çok kaçar ve daha fazla korkarlardı

    Deyince Cenab-ı Hakk Meleklerine hitaben:


    - Şahit olun Ey meleklerim! O kullarımı mağfiret ettim Buyurur

    Efendimizin beyanına göre melekler derler ki; " Ya Rabbi filanca onlardan sayılmaz Zira o zikir için değil şahsi bir iş için oraya gelmişti "
    Cenab-ı Hakk Meleklerine
    -
    O zikre oturanlar öyle kamil insanlardır ki, onlarla oturanlar bile şaki olmazlar " Buyurur "


    Buhari-Müslim--Riyazüssalihin sh 845





    RESULULLAH ALLAHI ZİKRETMEDE ASLA 100 SAYISINI AŞMAYIN DİYE KESİN BİR YASAKLAMA SINIRLANDIMA YAPMAMIŞKEN KABUL ETMEYENLERİN HADİSİ YORUMLAMALARINIMI ÖLÇÜ ALICAZ


    “Kim İslâm’da iyi bir çığır açar da, kendinden sonrakiler onunla amel ederlerse, onunla amel edenlerin sevaplarının aynısı, o çığırı açan kimseye yazılır ve öbürlerinin sevaplarından da hiçbir şey eksiltilmez.

    Kim de İslâm’da kötü bir çığır açar da kendinden sonrakiler onunla amel ederlerse, onunla amel edenlerin günahlarının aynısı, o kötü çığırı açan kimseye yazılır ve öbürlerinin günahlarından hiçbir şey eksiltilmez.” (2)

    ...Müslim, İlim 15 “Zekat” 69, Tayâlisî, el-Müsned, s. 92 h. No: 670, Humeydî, el-Müsned, c. II, s. 353 h. No: 805, Ahmed b. Hanbel, c. 4 s. 360-361






    İşte halka şeklinde yapılan Hatme-i Hâcegân da bu övülen zikir çeşitlerinden birisidir Görüldüğü gibi halka hâlinde cemaatle zikir yapmak övülmüş fakat halkada ne okunacağı konusunda bir şey belirtilmemiştir Bunun için, zikir sayılacak şeylerden ne okunsa zikir yapılmış ve bu müjdeye ulaşılmış olur

    Hatmede okunan zikir ve dua çeşitleri de sünnet-i seniyyeden alınmıştır

    Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani Hz leri tertip etmiştir Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir

    Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi Onlara has bir uygulama olarak bu zikre “Hatm-i Hâcegân” denmiştir

    Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fatiha ve İhlasların hatim sevabına denk olmasındandır Çünkü Resûlullah (s a v) Efendimiz, ihlas sûresini üç defa okuyan kimsenin Kur’an’ı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir [ Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 261; Tirmizi, Fedailü’l-Kur’an, 11 ]

    Büyük hatmede toplam bin defa İhlas sûresi okunmaktadır Bu da üç yüz otuz üç (333) Kur’an hatim sevabına denktir Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve ağır yolculuk hâlleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri hiç aksatmamışlardır



    Kur’an-ı Hakim’de sabah akşam dua, ibadet ve zikir edenlerle beraber bulunmaya şöyle teşvik edilmiştir:

    “Resûlüm! Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını isteyerek dua (ibadet ve zikir) edenlerle birlikte bulunmaya candan sabret Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme ” [ Kehf 18/28 ]


    Bu ayet indiği zaman Resûlulah (s a v) Efendimiz, bu kimseleri araştırmak için mescide çıktı Mescitte zikreden bir topluluk buldu Bunlar elbiseleri eski fakir ve garip Müslümanlardı Onları görünce hemen yanlarına oturdu ve: ”Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan Allah’a ham dolsun ” Buyurdu [ Taberi, Camiu’l-Beyan, İlgili ayetin tefsiri; İbnu Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, V, 153; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 381; Ebu Nuaym, Marifetu’s-Sahabe, III, No: 4634 ]

    Bu ne büyük bir tevazu ve edep örneğidir Elbette Allah Resûlü (s a v) Efendimiz, kendileriyle birlikte olması emredilen kimselerden her yönüyle üstündü Fakat, Yüce Allah bu emirle önce onların oluşturduğu zikir meclisinin faziletini gösterdi Sonra, Efendimizin (s a v) yüksek tevazusunu bize gösterip kendisini örnek almamızı istedi Ayrıca Efendimizin (s a v) onların içlerinde bulunup kendilerini şereflendirmesi ve onlara feyiz vermesi için bu emri verdi

    Bir rivayette, Efendimiz (s a v), mescitte zikredenlerin yanına gelerek: “Sizin üzerinize Allah’ın rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum ” Buyurdular ve halkaya oturdular [ Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, V, 382 ]

    Rasululah (s a v) Efendimiz, bir defasında:

    “Cennet bahçelerine uğradığınızda, oralardan çokça istifade edin ” buyurdu Ashab-ı Kiram: “Cennet bahçeleri neresidir?” diye sorduklarında, Rasul-i Ekrem (s a v) Efendimiz:

    “Zikir halkalarıdır ” buyurdu [ Tirmizi, Deavat, 82; Ahmed, Müsned, III, 150 ]







    Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani Hz leri tertip etmiştir “Hatm-i Hâcegân” diye de anılır Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir

    Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi Onlara has bir uygulama olarak bu zikre “Hatm-i Hâcegan” denmiştir

    Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fatiha ve İhlasların hatim sevabına denk olmasındandır

    Çünkü Resûlullah (s a v) Efendimiz, ihlas sûresini üç defa okuyan kimsenin Kur’an’ı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir

    [ Müslim, Salatü’l-Müsafirin, 261; Tirmizi, Fedailü’l-Kur’an, 11 ]

    Büyük hatmede toplam bin defa İhlas sûresi okunmaktadır Bu da üç yüz otuz üç (333) Kur’an hatim sevabına denktir Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve ağır yolculuk hâlleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri hiç aksatmamışlardır


    Abdullah b Ömer (r anhuma) anlatıyor:
    -Ya Rasulullah, zikir meclislerin ganimeti (ondan elde edilecek kazanç) nedir? diye soruldu
    Rasulullah (s a s ):


    "Zikir meclislerinin ganimeti, cennettir " buyurdu [URL="http://abdullahdai.com/cennetyolcusu/027.htm#_ftn11"][COLOR=#999999][2][/COLOR][/URL][COLOR=#999999]
    Cabir (r a ) anlatıyor:
    Rasulullah (s a s ) şöyle buyurdu:
    "Ey insanlar, Allah Teâlâ'nın meleklerinden birtakım birlikleri vardır Bunlar, yeryüzüne inip zikir meclislerinde dururlar Cennet bahçelerinde otlayınız!"
    Ashab:
    -Cennet bahçeleri nerededir? diye sordular
    Rasulullah (s a s ):
    "Zikir meclisleridir Sabah veya akşam Allah'ı zikretmeye gidiniz ve devamlı Allah'ı kendi kendinize zikrediniz Kim Allah katındaki derecesini öğrenmeyi severse, Allah'ın kendi yanındaki derecesine baksın Şübhesiz ki Allah kula, kulun kendisine verdiği değeri verir " buyurdu [URL="http://abdullahdai.com/cennetyolcusu/027.htm#_ftn12"][COLOR=#999999][3][/COLOR][/URL][COLOR=#999999]

    [URL="http://abdullahdai.com/cennetyolcusu/027.htm#_ftnref11"][COLOR=#999999][2][/COLOR][/URL][COLOR=#999999] İmam Hafız el-Munzirî, A g e , C 3, Sh 352, Hds 9 Ahmed b Hanbel, Hasen isnad ile rivayet etmiştir

    [URL="http://abdullahdai.com/cennetyolcusu/027.htm#_ftnref12"][COLOR=#999999][3][/COLOR][/URL][COLOR=#999999] İmam Hafız el-Munzirî, A g e , C 3, Sh 352, Hds 10 İbn Ebi'd-Dünya, Ebu Ya'lâ, Bezzâr, Taberânî, Hakim ve Beyhakî rivayet etmiştir Hadis, Hasen'dir






    [I]TOPLU ZİKİR TESBİH BUNLARIN HEPSİNİN ASLI VAR ONUN İÇİN BİDAT OLMAZ[/I]

    [I]ASLI OLUPTA SONRADAN GELİŞTİRİLEN MESELELERE GİRERSEK MESALA KURANIN KİTAP HALİNE GETİRİLMESİ [/I]

    [I],KURANIN HAREKELENMESİ, HADİS USULU GİBİ İŞİN İÇİNDEN ÇIKILMAZ[/I]


    [I]BUNLARIN ASLI VAR ONUN İÇİN BİDAT OLMAZ [/I]









    İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:


    Resulullah efendimiz, bir kadının tesbihleri, çekirdeklerle saydığını görmüş; fakat yasaklamamıştır.

    Bu da, tesbihleri, taşla, çekirdekle ve tesbihle çekmenin caiz olduğunu göstermektedir.

    Delili de şudur: Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Hibban ve Hâkim’in; Said bin Ebi Vakkas’tan [radıyallühü anh] rivayet ettikleri hadis-i şerifte,

    Resulullah bir kadının çekirdeklerle veya çakıl taşlarıyla tesbih çektiğini gördüğü halde yasaklamadığını bildirmektedir. (Redd-ül-muhtar)

    Peygamber efendimiz işin aslını bildirirdi. Mesela, (Ezanı yüksek yerde okuyun) buyurmuştur. Bunun için Minarede ezan okumak sünnete aykırıdır denmez.

    Tesbihi hurma çekirdeğiyle, iğde çekirdeğiyle veya çakıl taşıyla saymak, sünnete aykırı değildir.








    Ahmed b Hanbel'in naklettiği bir olay şöyledir: "Şeddad b Evs anlatıyor:


    Hz Peygamberle beraber bir evde idik

    Bize sordu: "İçinizde garib; yani ehl-i kitaptan bir kimse var mı?"

    Biz: "Hayır" dedik Sonra kapıyı kapatmamızı emretti ve şöyle dedi

    "Ellerinizi kaldırın ve Lâ ilahe illallah deyin " Ellerimizi kaldırdık ve la ilahe illallah dedik

    Sonra Hz Peygamber: "Allah'a hamdolsun Ya Rabbi, sen beni bu kelime ile gönderdin, bana bunu emrettin ve onda bana cenneti vaad ettin Sen vaadinden dönmezsin " dedi Sonra da şöyle buyurdu:

    "Sevinmez misiniz, Allah sizin hepinizi afvetti" (Müsned, IV, 124)


    EL FETHU’R RABBANİ14CİLT 213 SAYFA; DARU İHYAİ’T-TURASİ’L-ARABİ
    BASKİ BEYRUT LÜBNAN

    Lilahe illallah sözü ile olan zikir üzerinde toplanmakta aslolanın babı başlığı altında 1hadis
    NOT:EL FETHU’R RABBANİNİN arapcasının bütün kitaba göre rakamları yoktur
    Lakin kitap rakamları vardırKitab ül Ezkar Ve’d-davat 32hadis

    2KAYNAK:MÜSNED DARUL HADİS 1BASKI HADİS NO 17057 KAHİRE 1995

    3KAYNAK:(Müsned, IV, 124)MEYMUNNİYYE BASKISI



    Bu hadiste geçtiği gibi insanların tevhid kelimesi veya başka ilahî isimlerle zikretmek üzere bir araya gelmeleri sünnetteki uygulamaya uygundur






    “Fezkirüni ezkirküm- Beni (Allah (ı) anın ki, Bende sizi anayım” (Bakara-152)
    3-) “ Ey İman edenler! Allah’ı çok zikredin” (Ahzab-41)
    4-) “Ayık olun! Kalpler, Allah’ı zikretmekle mutmain olur” (Ra’d-28)
    5-) “Allah’ı çok zikredin ki kurtulasınız” (Cuma-10)
    6-) “Onlar ayakta, oturarak ve yanlarına yatmış halde Allah’ı zikrederler ve göklerin yerini nesnelerini düşünürler” (Al-i imran-191)
    7-) “Vezkürisme Rabbike- Rabbinin ismini zikret” (Ala-15)
    [IMG]http://www.forumankebut.net/forum/images/smilies/icon_cool.gif[/IMG] “Zikrim için namaza kalk” (Tâhâ-14)
    9-) “Namaz, kötülüklerden münkerden kurtarır Zikrullah ise en büyük olandır” (Ankebut-45)
    10-) “Unuttuğun zaman Rabbini zikret” (Kehf-24)
    11-) “Ya Muhammed! Sabah akşam beni zikret” (A’raf-205)
    12-) “Sabah akşam beni tesbih et! ” (Tâhâ-130)
    13-) “İster Allah deyiniz, isterse Rahman; hangisini çağırırsanız çağırın; güzel isimlerin hepsi onundur” (İsra-110)
    14-) “Güzel isimler onundur; onlarla çağırınız” (A’raf-180)
    15-) “Mü’minler onlara denir ki; Allah anıldığı zaman, kalpleri titrer” (Enfal-2)


    ………………………….NUR


    16-) “Bir kimsenin sinesini Allah açarsa, O Rabbi tarafından verilen bir Nur üzerine yürür Kalpleri Allah’ı zikretmeye katılaşan kimselere yazıklar olsun” (Zümer-22)



    17-) “Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahman’a büyük saygı gösteren kimseleri uyarabilirsin…”(Yâ Sin-11)
    1[IMG]http://www.forumankebut.net/forum/images/smilies/icon_cool.gif[/IMG] “Onlar, Allah’ın zikrine dalarlar” (Hadid-16)
    19-) “Sümme telinu cülûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillah- Sonra ciltleri yumuşar ve kalpleri Allah’ın zikrine dalar… Allah’ın zikri üzerine olurlar…” (Zümer-23)
    20-) “Allah size nasıl hidayet ettiyse, Allah’ı öyle zikrediniz” (Bakara-198)
    21-) “Atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı zikredin” (Bakara-200)
    22-) “Sayılı günlerde Allah’ı zikredin (tekbir alın) ” (Bakara-203)
    23-) “Bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı zikredin” (Bakara-239)
    24-) “Rabbini çok zikret ve sabah akşam (O’nu) tesbih et! ” (Âl-i İmran-41)
    25-) “Namazı bitirdiğiniz zaman, ayakta,oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah’ı zikredin” (Nisa-103)
    26-) “Rabbinin adını zikret ve bütün gönlünle O’na yönel” (Müzemmil-8)
    27-) “Sabah akşam Rabbinin adını zikret” (İnsan-25)
    2[IMG]http://www.forumankebut.net/forum/images/smilies/icon_cool.gif[/IMG] “Allah’ın mescidlerinde, Allah’ın adının zikredilmesine engel olan ve onların harâb olmasına çalışından daha zalim kim vardır? ” (Bakara-114)
    29-) “Münafıklar (iki yüzlüler) , Allah’ı (güya) aldatmağa çalışırlar Oysa O, onları aldatır Namaza kalktıkları zaman da üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar Allah’ı pek az zikrederler” (Nisa-142)
    30-) “Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah’ı zikretmekten ve Namaz kılmaktan alıkoymak ister (istiyor) ” (Maide-91)
    31-) “Nefsini, sabah akşam, rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber tut Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın Kalbini bizi anmaktan (zikretmekten) alıkoyduğumuz, keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye itaat etme” (Kehf-28)
    32-) “O gün cehennemi kafirlere açıkça göstermişizdir Onlar ki beni zikretmeye karşı gözleri perde içinde idi Ve dinlemeye tahammül edemezlerdi” (Kehf-100-101)
    33-) “Ama kim beni zikretmekten yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır Kıyamet (Haşır) günü onu kör olarak süreriz” (Tâha-124)
    34-) De ki; “Gece gündüz, sizi Rahman’dan kim koruyacak? ” “Hayır! Onlar, Rablerinin zikrinden yüz çeviriyorlar” (Enbiya-42)
    35-) “Allah, tek olarak anıldığı zikredildiği zaman, Âhirete inanmayanların kalpleri ürker Ama O’ndan başka (ilâh) ları anıldığı zaman hemen sevinirler” (Zümer-45)
    36-) “Kim Rahman’ın zikrine karşı kör olursa, ona bir şeytanı saldırırız; artık o, onun arkadaşı olur” (Zuhruf-36)
    37-) “Şeytan onları kuşatmış, onlara Allah’ı zikretmeyi unutturmuştur Onlar şeytan’ın hizbi (tarafı-yandaşı) dır Muhakkak ki şeytan’ın hizbi kaybedecektir” (Mücadele-19)


    Zikir tanımını genele bir tekrar sunmuş olalım:

    Zikir, şükür kavramında olduğu gibi hem dil, hem kalb ve hem de bedenen yani amellerle olmalıdır


    1- Dil ile zikir: Allah'ı isimleriyle anmak, hamd etmek, tesbih etmek, Kur'an okumak, Kur’ân’ı dinlemek ve dua etmektir Dil ile yapılan zikir, kalbi zikre yol açmalıdır


    2- Kalb ile zikir: Kalbi zikir, bedenin zikrine yani ameli zikre zemin hazırlamalıdır Ameli zikirden kastımız, Allah’ın yapmamızı istediği kulluk vazifeleri, bir başka ifadeyle ibadetlerdir
    Kalb ile zikir, Allah'ı gönülden anmaktır Bu da üç çeşittir (detay bilgiye SIE 'den ulaşabilir kardeşler )


    3- Bedeni zikir: Vücudumuzdaki bütün organların, sorumlu oldukları vazife ile meşgul ve yasaklandıkları şeylerden de kaçınmalarıdır Bu noktada hem Allah ile ve hem de insanlarla olan muamelemizin dürüst ve samimi olması gerekir

    Hakikate ulaşmak, cüz’î veya kısmî bakış açısıyla değil, ancak bütüncül olarak bakmakla mümkündür Binaenaleyh, namaz kılmak, namazda ve namaz dışında Kur’ân okumak, Kur’ân’da ve evrende mevcut olan ayetleri tefekkür ve tedebbür etmek, Allah’a itaat etmek;

    Kur’ân’ın hükümlerini öğrenmek, öğretmek, yaşamak, yaşanmasına yardımcı olmak gibi dil, kalp ve bedenle yaptığımız ibadetlerin tümü zikirdir Kısaca her halimizde Allah’ı hatırlama ve hatırlatmaya yönelik olarak gerçekleştirdiğimiz bütün davranışlar, zikir kavramının anlam alanı içerisindedirler








    …………………………………..SESLİ ZİKİR SAHEBE



    [COLOR=#727841]……Rabbûl Âlemin; ''Rabbini tazarru ile gizli olarak dua ediniz (Araf/55)'' ve ''Rabbini tazarruyla (titreyerek) ve korkarak zikret (Araf/205)'' beyan buyuruyor[COLOR=#727841]…

    …HZ PEYGAMBER……ashabıyla birlikte topluca…sesli zikrederdi tesbih tehlillerde bulunurdu büstanü l enver ……




    Rabbinizden fazl istemeniz size günah değildir. Artık Arafat’tan akın akın geldiğiniz zaman Meş’aril Haram’ın yanında Allah’ı zikredin. Ve sizi hidayete erdirdiği şekilde siz de O’nu zikredin. Doğrusu siz ondan önce (hidayetten önce) elbette dalâlette olanlardandınız. .BAKARA-198:





    Böylece (hacca ait) ibadetlerinizi tamamladığınız zaman, artık atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha da şiddetli (bir zikirle) Allah’ı zikredin. Fakat insanlardan kim: “Rabbimiz bize dünyada ver.” derse, ahirette onun bir nasibi yoktur. BAKARA-200:



    /
    Allah’ın, içinde İsmi’nin yükseltilmesine ve zikredilmesine izin verdiği evlerin içinde (Allah’ın nuru) vardır.
    Orada O’nu, sabah akşam tesbih ederler. NUR-36:

    Meshur fetva kitabi Fetavayi Hindiyye de söyle deniliyor:


    “Büyük bir cemaat yapip, sesleri yükselterek, hep birlikte tesbih (Sübhanallah demek) Tehlil (La ilahe illallah demek), salâvat ve sair zikirleri söylemekte bir beis (zarar) yoktur. Ancak (Mahzurlu bir durum varsa) sessiz söylemek daha iyidir.” (Fetavayi Hindiyye C.5 Sh.315 Arapça)



    Meshur ve son devir Hanefi müctehidlerinden Imam Tahtavi Dürr'ül Muhtar hasiyesinde mekruhlar faslinda diyor ki:


    Mescidde halka olup yüksek sesle zikretmekten (dervisleri) kimse menedemez. Zira mescitlerde zikrullahi men edenler Cenab-i Hakk'in:

    ..“Kim Allah'in mescitlerinde Allah'in isminin zikredilmesinden mani olanlardan daha zalim olabilir”

    (Bakara /114) ayeti kerimesindeki hükme dâhildirler.

    Iste bu en zalimler arasina katilmamak korkusundan kimse mescitlerde zikri yasaklayamaz. (Nimet-i Islam)
    Imam Birgivi Hazretleri Tarikat-i Muhammediye isimli kitabinda söyle buyuruyor:


    Edepsizlik yapmadan Allah'i oturarak veya ayakta zikretmekten hiçbir beis yoktur. Tevhidin (La ilahe illallah) manasini kuvvetlendirmek kastiyla basi saga sola oynatmaktaysa, zanni galiple caizlik hatta kesinlikle müstehaplik vardir. (Arapça Ist. Haci Hüseyin Ef. Mat. Sh.185)

    Bir kisi zikir yaparken sesini yükseltince, oradan birisi dedi ki:

    - Keske sesini tutsaydi daha iyi olurdu”.

    O zaman Hz. Peygamber (sav):

    - Birak onu! Zira o (yüksek sesli zikir yapan) Allah için çok ah eden bir kimsedir.”
    Bu hadisin benzeri, Ibn-i Diri ve Zülbecadeyn (ra) Hazretlerinin hadisleridir ki bunlari Beyhaki rivayet etmistir.

    Imam Suyuti (ra) Neticetül Fiker isimli kitabinda söyle diyor:

    “Allah'a hamd seçilmis kullarina selam olsun. Allah sana ikram etsin. Sofilerin adet ettikleri üzere mescitlerde zikir halkalari kurmalari ve yüksek sesle zikir yapmalari mekruh mu, degil mi?” diye soruldu.

    Cevap; Bunda mekruh olmayi gerektirecek bir sey yoktur. Zikrin yüksek sesli olmasinin güzel bir sey oldugunu ifade eden çok hadisi serifler varid olmustur. Çok hadiste zikri gizli yapmanin güzel oldugu anlatilmistir. Bu iki hadislerin bir araya getirilmesi söyle olur:
    Zikrin gizli veya açik olmasi; hallerin ve sahislarin durumuna göre degisir. (Fetavayi Ömeriye S. 43,44)




    ……………………………CEMAATLE ZİKRULLAH



    Zikir meclislerinde hazır olmak ve Allah (CC) Hz.leri’nin zikri için toplantı yapmaya teşvik hakkında Nebiler Nebisi (SAV) Efendimiz topluca cemaat halinde zikrin münferid yani yalnız zikirden efdal olduğunu bildirmiştir.

    Cemaatle zikirde asla bidat bulunmayıp bilakis bu vesile ile Peygamber (SAV) Efendimiz’in teşvik ve emir buyurduğu bir ibadet olduğu güneş kadar meydana çıkıyor. (Etterğibü Vetterhib. Cild2. S.401)

    Bir kişi Resulüllah (SAV) Efendimiz’e gelmiş şikayet ederek: “İbni Revaha (RA) çok zikir meclisi kuruyor, Ashab’ı (RA) toplayıp zikir yaptırıyor demiş.

    O zaman Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz: “Allah (CC) Hz.leri İbni Revaha’ya (CC) Rahmeti ile muamele eylesin.” buyurmuştur. Çünkü Allah’ın (CC) meleklere karşı zikir meclislerini ve bu meclisi tertib eden Adullah îbni Revaha (RA) Hz.leri’ni ona benzer bahtiyar kullarını Mucizel Beyanında şu şekilde medhü sena ederek

    Resul'i Azamında beyan ediyor: “Habibim! Sabah ve akşam Rablarını (CC) zikreden sahabelerinle sen de otur. Onlarla zikre devam ve sabret.”[1]

    buyurmakla, bu sabah ve ikindi namazlarından sonra cemaatle zikir yapan sahabelerin içlerine Peygamber (SAV) Efendimiz’in de teşrif edip onların zikrine katıldığını görmekle bu sahabelerin kalblerini takviye, neşe ve şetaretlerini arttırmak ve böylece bu iki kıymetli ve azim sevabı olan vakitlerin faziletini elde etsinler diye Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri, Resulüllah (SAV) Efendimiz’e de onların aralarına katılmasını Ayet-i Kerime’siyle emir buyurmuştur.

    Bundan sonra sabah namazını müteakip mescitten ayrılmayıp zikirle meşgul olan cemaatin tam bir hac sevabı kazanacakları ve günahlarının tamamiyle af edileceğine dair müteaddit Hadis-i Şerifler rivayet edilmiştir.

    Bir gün Abdullah İbni Revaha (RA) Hz.leri Ashab’dan (RA) topladığı bir cemaate mescitte zikir yaptırıyordu.

    Resulüllüh (SAV) Efendimiz bunlara uğradı, buyurdu ki: “Ey cemaat! Sizler öyle bir cemaatsınız ki, Cenab-ı Hak Celle ve Ala Hz.leri:

    ‘Sabah ve akşam beni zikreden kimselerle sen de otur nefsini onlarla sabret.’[2]

    Ayet-i Kerime’sini sizin sebebiniz ile inzal etti.” Sonra Resulüllah (SAV) Efendimiz Ashab’ından (RA) halka kurarak oturmuş cemaatın üzerine vardı, onlara:

    “Sizi burada oturtan sebep nedir?” diye sordu. Onlar: “Bizi İslam’a hidayet etmesi ve onu bize ihsan etmesine karşı Allah (CC) Hz.leri’ni zikir ve O’na (CC) hamd edelim diye oturmuş bulunuyoruz.” dediler.

    Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz: “Allah (CC) H.leri’nin hakkı için söyleyin, sizi burada toplayıp oturtan sadece bu mudur?” diye sordu. Devamla dedi ki:

    “Ben size şüphe etmiş olduğum için yemin teklifinde bulunmuş değilim. Bana Cebrail (AS) geldi ve Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin sizinle meleklere karşı iftihar ettiğini gerçekten bana haber verdi.” buyurdu.[3]


    Bir Hadis-i Şerif’lerinde (SAV) Efendimiz buyururlar ki: “Bir cemaat Zikrullah için oturduklarında bunları melaike sarar bunlara dua ederler ve Cenab-ı Hakk’ın (CC) Rahmeti bunları kaplar ve üzerlerine rıdvan ve vekar iner. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bu kullarını mukarrebin melekleri yanında anar.”[4]


    Yine nakledildiğine göre, kıyamet günü olduğu vakit Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin emri ile yüzleri nur gibi parlayan bir takım kimseler, getirilip incilerden yapılmış minberler üzerine oturtulurlar. Hatta şehidler ve Peygamlerler (AS) bile onlara imrenirler.” denmiştir.

    Ashab (RA) tarafından bunların kim olduğu sorulduğunda, Resul-i Ekrem (SAV): “Bunlar ayrı ayrı memleketlerden toplanarak Allah (CC) Hz.leri’ni zikreden ve birbirleriyle sevişen kullardır.” buyurdu.[5]

    Resul (SAV) Efendimiz yine buyurdu ki: “Her kime ki, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri hayır murad ederse, ona salih bir arkadaş ve dost verir de, o arkadaş gaflete düşünce ta zikir yapıyorsa, o da iştirak edip yardım eder.[6] Ehli zikre bu vesile ile daima iyi arkadaş, iyi bir ihvan lazımdır.

    İmam-ı Ali (KV) Hz.leri buyurdu ki: “Size ihvan, yani iyi arkadaş edinmenizi tavsiye ederim. Çünkü dünya ve ahirette size yardım edecek bir cemaattir.”[7]

    İmam-ı Ahmed (RA) Hz.leri Müsnedinde şunları zikreder: “Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin kuluyla beraber oluşu, başka hiç bir mahiyyet ve beraberliğe teşbih olunamaz

    . Mesela Allah-ü Teala (CC) Hz.leri, muhsinlerle, sabirlerle, müttekilerle beraber olduğunu Kur’an-ı Kerim’inde bildirir ve lakin bu beraberlik bunların hiç birine benzemez. Bu beraberliği tarife ve tavsife ne dil ne de ibareler kafi gelir. Bu ancak Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin verdiği manevi zevk ile tadılır ve bilinir.”[11]

    Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin zikriyle meşgul olanlar Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin emir ve yasaklarından, herkesten çok kaçtıklarından ve O’nun (CC) zikrini de dillerinden bırakmamayı kendilerine şiar edinmişlerdir.

    Takva ise insanın cennete girmesine ve cehennemden kurtulmaya sebeptir. Zikrullah ise kulu Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’ne yakınlığa eriştirir.


    Onun için aziz kardeşim! Mümkünse Zikrullahı hiç dilinden kalbinden ve azalarından hiç düşürme ki, selamete eresin. Nebiler Nebisi (SAV) buyurdu ki:

    “Dilleri Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin zikriyle devamlı meşgul olan kimseleri, Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri, yüzleri güler olduğu halde cennetine koyacağını beyan buyurmaktadır.”[12]


    Camilerde cehren yapılan zikir halkaları nafile namazlar gibi değildir. Bu zikir meclisleri men edilemez, çünkü bunları yasaklayan kimselerin El-Bakara S. A.114’te beyan edilen zalimlerden olacağı bildirilmiştir.

    Bundan sakınıp camilerde kurulan zikir meclislerinin yasak edilemeceğini bu Ayeti Kerime açıkça beyan etmektedir.[16]




    [1] El-Kehf S. A.28; Mişkatül Mesabih Şerhi Mirkatül Mefatih. Cild3. S.17
    [2] El-Kehf S.A.28
    [3] Sahib-i Buhari, Müslim
    [4] Riyazüssalihin (Ebu Said (RA) rivayet etti)
    [5] Envarul Aşikin. S.505
    [6] İhyau Ulumuddin. Cild2. S.106
    [7] Allah’ı Niçin Anıyoruz? S.128
    [8] Tasavvufi Ahlak. Cild2. S.58
    [9] Haşiye-i İbni Abidin. Cild4. S.472
    [10] Tasavvufi Ahlak. Cild2. S.83
    [11] Tasavvufi Ahlak. Cild2. S.93
    [12] Ebu Derda (RA) Hz.leri’nin riv.et.Had.Şer.
    [13] Tasavvufi Ahlak. S.97
    [14] Tasavvufi Ahlak. S.97
    [15] El-Feth S. A.26
    [16] Allah’ı Niçin Anıyoruz? S.30







    ….Camilerde cehri ve yüksek sesle zikrullah etmek caiz midir?



    sorusuna fetva âlimleri söyle cevap vermislerdir:


    Kerahat dahi olmadan caizdir. (Ali Cemali Efendi Fetvalari)


    Fakih Ebul-Leys, Tenbihulgafilin isimli eserinde demistir ki;



    “Mescitlerde zikrullah disinda sesi yükseltmek haramdir.”



    Imam Gazali insanoglunun tek basina Allah'i zikretmesiyle cemaatin zikretmesini, tek basina ezan okumasi ve cemaatin (birkaç müezzinin birden) ezan okumasina benzetmis ve söyle buyurmustur

    “ Nasil ki cemaatle ezan okuyan müezzinlerin sesleri havanin yogunlugunu tek müezzinden daha fazla yariyorsa; cemaatin zikri de kalbin üzerinde tesir ve kalin gaflet perdelerini kaldirmak bakimindan tek kisinin zikrinden üstündür. (Ibn-i Abdin Terc)


    Ebu Said Hadimi Hz.leri El Berika kitabinda buyuruyor ki:


    “Zikrin açiktan yapilmasina gelince onu bazilari men ettiler, digerleri de caiz gördüler. Fakat Bezzaziye isimli fikih kitabindaki sözün neticesi Cevaz yönünün tercih edilmesi eserlerden ve fakihlerin kavillerinden muhalif olan yönün ise te'vil edilmesidir.”


    Ebussuud Efendi merhumun cehri zikir hakkinda ki risalesinin neticesi ancak cehri zikri caiz kilmaktir. Ve mutlak sekilde onun (asikâr zikrin)kilinmasidir. Iki tarafin delillerini birlestirmek ve tercih etmekle hususi bir risalede açiktan zikrin caiz olusunu genis bir sekilde anlatmis olduk.


    Ayni konu, Mecmuunnevazil ve Fetva ve Haniye ve Sigiyye ve Sagir ve Mültekit Ve Tecnis kitaplarinda mevcuttur.


    Su hususu da ilave etmek gerekir. Muhakkak ki hamamda yüksek sesle Kur'an-i Kerim okumak mekruhtur. Hafi (gizli) sesle okursa mekruh olmaz. Yüksek sesle de olsa tesbih (Subhanallah) demek, tehlil (Lailaheillallah demek) mekruh olmaz. (Umdetülekrar kitabi).


    Necasetin bulunmasi ve avret yerlerinin açilmasi ihtimali varken bile hamamlarda yüksek sesle zikir caiz olurda; niçin mescidlerde yalnizken yüksek sesle zikir caiz olmasin? (Cami)
    Çogu zaman olurdu ki; Nebi (sav) ashabiyla beraber zikirleri, tesbih ve tehlili yüksek sesle yapardi. (Bustanulen)





    Tamamı alıntıdır[/COLOR][/COLOR][/color][/color][/color][/color][/color][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/color]
  9. sheriffaruk

    sheriffaruk Islam-TR Üyesi

    Darimi’de geçen rivayet şöyledir:
    Amr b. Yahya babasından, o da kendi babasından rivayet ediyor:
    Biz, sabah namazından önce Abdullah b. Mes`ud`un kapısının önünde oturuyorduk, çıkınca beraber mescide gidecektik, yanımıza Ebu Musa el Eşari geldi ve "Ebu Aburrahman henüz evinden çıkmadı mı? diye sordu? O`na "Hayır, çıkana kadar bizle otur" dedik. Sonra Abdullah ibnu Mes`ud çıktı ve topluca ona yöneldik. Ebu Musa ona dedi ki: "Ey Ebu Abdurrahman, mescitte bilmediğim bir şey gördüm ve elhamdulillah bu gördüğümü ben hayır zannediyorum." . Abdullah b. Mes`ud "O gördüğün nedir?" diye sordu. O da, "Eğer yaşarsan sen de göreceksin..." "Mescitte halkalar şeklinde oturmuş namazı bekleyen bir topluluk gördüm, her halkada bir adam vardı ve halkadakilerin ellerinde taşlar bulunuyordu. O adam `yüz kere tekbir edin` diyor tekbir getiriyorlar, `yüz kere lâ ilâhe illâllah deyin diyor onlarda lâ ilâhe illâllah diyorlar, `yüz kere tesbih edin` diyor tesbih ediyorlardı." Abdullah b. Mes`ud peki, sen "Onlara ne dedin?" diye sordu? Ebu Musa da "Onlara bir şey demedim, senin görüşünü veya emrini bekledim." diye cevap verdi. Bunun üzerine Abdullah b Mes`ud "Onlara günahlarını saymalarını emretmedin mi, ve hasenatlarının zayi olmayacağını söylemedin mi?" dedi. Sonra bu halkalardan birinin başına hep beraber gidip, durduk. Abdullah b. Mes`ud halkadakilere şöyle dedi: "Sizler ne yapmaktasınız, bu gördüklerim de nedir?" "Ey Ebu Abdurrahman, bu taşlarla tekbirlerimizi, tehlillerimizi ve tesbihlerimizi sayıyoruz. Bunun üzerine İbn Mesud "Günahlarınızı sayın, ben size garanti ederim ki hasenatınızdan bir şey eksilmeyecek. Yazıklar olsun ey ümmet-i Muhammed ne çabuk helak oldunuz! İşte onlar Nebi -sallallâhu aleyhi ve sellem- in sahabesi, aramızdalar ve bakın (kullandığı) elbiseleri, kapları henüz eskimedi bile.. Nefsim elinde olana yemin ederim ki siz ya Muhammed`in dininden daha iyi bir din üzeresiniz ya da dalâlet kapısını açmaktasınız."
    - Halka da olan insanlar da "Vallahi ey ebu Abdurrahman biz hayırdan başka bir şey yapma niyetinde değildik." dediler. Bunun üzerine İbn Mesud: "Nice hayır isteyen vardır ama ona muvaffak olamaz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kavimden bahsetti ki onlar Kur`an okuyacaklar boğazlarından geçmeyecek. Allah`a yemin ederim ki bilmiyorum belki de onların çoğu sizdendir" dedi ve onlara sırtını dönüp gitti. Amr bin Seleme diyor ki: "O halkadakileri, Nehrevan günü ( Haricilerle yapılan savaşta), haricilerin safında onlarla beraber bize karşı kılıç sallarken gördük." (Darimî, Sünen 204; Müsnedü’s Sahabe)



    Bu rivayette, Abdullah ibni Mesud’un tenkit ettiği şey, yapılan toplu zikir değil, zikir çekenlerin kendisidir. Çünkü zikir çekmeyi kerih görseydi, öyle fakih bir sahabi açık konuşur ve “böyle zikir çekmeyin”, “böyle zikir Allah Resulü zamanında yoktu”, “sizin yaptığınız bidattir” gibi açıklamalarda bulunurdu. Tenkidin zikre değil de zikir çekenlere olduğunu hadisin sonundaki ifadeden de anlıyoruz. Zira en sonda buyruluyor ki: “Bazı Kur’an okuyanların okumaları gırtlaklarından aşağıya gitmez, belki onların çoğu sizdendir.” Bu ifadeden her halde Kur’an okumayın manası çıkmaz. Öyleyse Kur’an okuyanların okuyuş tarzlarına tenkit var demektir ve denilmektedir ki: Okurken şuurluca okuyun, kalbinize indirerek okuyun, zikri de böyle yapın. Öyleyse meseleyi zikrin değil zikir çekenlerin tenkit edilmeleri yönünde değerlendirmek gerekir. Ayrıca size gönderdiğimiz daha önceki cevapta, zikre teşvik eden, zikir meclislerini öven hadisler vardır. O kadar hadis dururken, neyi anlattığı ilk bakışta tam anlaşılmayan bir hadise dayanarak zikir şekillerini reddetmek usulsüzlük olur.
    Bu rivayet hakkında şöyle de düşünülebilir: İbni Mesud gibi bir zat, Hariciler hakkında, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem'in söylediği sıfatları biliyordu ve mesciddeki şahısları görünce bunların harici olduğunu anlamıştı. Gerçi o zaman harici ismi yoktu ama bölge ve sıfat olarak tarif edilmişlerdi. Buna binaen İbni Mesud, onlara tavır aldı ve tesbih, tehlil ile değil, bu zamana kadar ümmet-i Muhammed’e (s.a.s) karşı işlediğiniz günahlarınızı sayın da onların istiğfarını yapın demek istemişti. Çünkü tarihen sabittir ki, hariciler, ümmet içerisinde dünya kadar büyük günah işlediler, pek çok adam öldürdüler, fakat hep kendilerini haklı gördüler. Bu kadar günah işlerken bir taraftan da, çok Kur'an okuyorlar ve namazlarını dikkatli kılıyorlardı. İşte İbni Mesud hazretleri, onların bu zıt hallerini ortaya koyuyor ve onları şuurlu olmaya, takvaya davet ediyordu. İşin en doğrusunu Allah bilir.

    Alıntıdır..


    Hamd ALLAH'a Salat ve Selam O'nun Resulünün üzerine olsun.
  10. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Sapıkların , Toplu halde sesli olarak zikir yapılır diye delil zannettikleri aleyhlerine olan yazılara cevabımız aralarda ve mavi renkte olacaktır.


    Biz Kur'an ve sunneti esas alıp, yok diyoruz, siz Tarikatta var diyorsunuz? İyi de Tarikat Ne Kur'an ne sunnettir. Rasulullah bize sahip çıkıp sarılmamız gereken 2 şey diye bıraktığı Hatme ve tarikat değil, Kur'an ve sunnettir. Peki buna göre bid'at nedir?


    Ehli sunnete göre Kur'an ve sunnete göre delilin ne ?

    Nasılsa bid'attir, tabi ki standartınız olmayacak , herkes kafasına göre değişik şekillerde yapacaktır.





    Bu surelerin okunmasını kim? nereden bulmuştur?

    Bu surelerin okunmasını kim? nereden bulmuştur?

    Bu surelerin okunmasını kim? nereden bulmuştur?

    Bu surelerin okunmasını kim? nereden bulmuştur?

    Bunların okunmasını, adetini kim? nereden bulmuştur?

    Kendi kendinize din uydurup, kendi fetvanızı vermeyin .
    Ne Rasulullahın (s.a.v.) ne de sahabenin yapmadığı bir şey BİD'AT değildirdir de nedir? Ehli sunneti delil alın!


    Kendin söyle kendin dinle. Tarikatta din böyle desene bize.

    Sana kim dedi kastedilen bidatlerin çoğunluğudur dedi. Kafana göre değil, Ehli sunnete göre delille yaz.

    Alimler bid'atın 5 kısım olduğunu falan söylememiştir! Kimdi bu alimler? Ehli sunnet olmadığı aşikar! Neden delilsiz yazdığını düşünüyor musun?

    Ömer (r.anh)'in dediği Bidatin istilahi anlamına değil , lugat anlamınadır. Kendi minarene kılıf bulmaya çalışarak aleyhine olanları bile lehine sanıyorsun.

    İmam Şafii'ye iftira atmayın, Allahtan korkun!. Kur'anda olmayan, Rasulullahın, Selefin yapmadığı nasıl dinden olur? Üstelik Selef ne zaman toplu halde sesli zikir yapmışta sonradan terk etmiş te sizde bunu yapıyor olasınız?

    Allahtan korkmadan iftira atanlar, Rasulullah (s.a.v.) den mi korkarlar. Allah sizi ıslah etsin . Rasulullah ne zaman toplu halde emir komutayla sesli zikir yapmıştır. İspatlayamayan mufteri, sapıktır! Zaten Kur'an ve sunnetten delil getirmek sizin tasavvuf dininizde yoktur!

    Sayı saymayı bilmeyen bir kişinin sessiz olarak kendi kendine tesbih çekmesini aleyhine anlayacağına utanmadan birde lehine sanıyorsun! Beyinsiz olduğun ne kadar açık? Yazdığını/yapıştırdığını okumuyormusun? Nerde toplu halde sesli zikir yapılmış? Allah sizi ıslah etsin. Islahınız mumkun değilse zaten helak olmuşsunuz.



    Allahı zikretmek için bir araya gelip oturanlar, toplu halde sesli şekilde tesbihat mı yapmış oluyorlar: Neden bu hadisi kafanıza göre yapıştırıp , Ehli sunnetin nasıl anladığı (Kur'an okumak, ilmi ders) şekilde anlamıyorsunuz? İşte hadisin aslı ve manası şöyledir

    40- (2701) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Merhum b. Abdi'l-Aziz, Ebû Neâmete's-Sa'dî'den, o da Ebû Osman'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :

    Muâviye Mescidde bir halkanın yanma çıktı da : — Sizi (buraya) ne oturttu? diye sordu.
    — Allah'ı zikretmek için oturduk, dediler.
    — Allah aşkına mı; sizi ancak bu mu oturttu? dedi.
    — Vallahi bizi ancak bu oturttu, cevâbını verdiler.
    — Beri bakın, ben sizi itham ettiğim için yemin ettirmedim. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den benden daha az hadîs rivayet etmek hususunda benim mertebemde hiç bir kimse yoktur. Gerçekten Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabından müteşekkil bir halkanın yanma çıktı da :
    «Sizi (buraya) no oturttu?» diye sordu.

    Ashab : — Allah'ı zikretmeye, bizi İslâm'a hidâyet buyurduğu ve onlunla bize imtihanda bulunduğu için ona hamdetmeye oturduk, dediler.
    «Allah aşkına mı? Sizi ancak bu mu oturttu?» buyurdu.

    — Vallahi bizi ancak bu oturttu, dediler.
    «Beri bakın! Ben sizi itham ettiğim için yemin ettirmedim. Lâkin şu var ki; bana Cibril geldi de Allah (Azze ve Celle)'nin sizinle meleklere iftihar ettiğini haber verdi.» buyurdular.

    Ebû Hurayra rivayeti hakkında İmam Nevevî: «Bu hadîs bütün ilimleri, kâideleri ve âdabı bir araya toplayan büyük bir hadîsdir.» diyor. Hadîsin bölümleri evvelce izah edilmişti. Hadîs-i şerif, Müslümanların hacetlerini görmenin onlara ilim, mal, yardım ve nasihat gibi şeylerle faydalı olmaya çalışmanın kusurlarını örtbas etmenin faziletine ödelildir.

    Sekînet: Asıl itibariyle vakar, itminan ve mehabet mânâlarına gelirse de, Kaadi Iyâz burada ondan murad rahmettir, demiştir. Mamaafih Nevevî, Kaadî'nin bu tefsirini zayıf bulmuş, ona vakar ve itminan mânâsı vermenin daha güzel olduğunu söylemiştir. Bu hadîs Mes'ud 'da toplanarak Kur'ân okumanın faziletine delildir. Cumhurun mezhebi budur. İmam Mâ1ik'in bunu kerih gördüğü rivayet olunmuşsa da Ma1ikiye ulemâsından bazıları onun sözünü te'vil etmişlerdir. Bu fazileti ihraz için medrese, kışla ve şâire gibi yerlerde toplanmak da mescid hükmündedir.

    «Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nesebi hızlandırmaz...» cümlesinden murad : Soy ve sülâlesinin şerefine güvenerek amelde kusur eden kimse, amel edenler mertebesine ulaşamaz, demektir.

    Allah Teâlâ'mn meleklere iftiharda bulunması Kur'ân okuyanların faziletini onlara bildirerek haklarında medh-u senada bulunmasıdır Allâhi tâbiri yemin ifade eder. İstifham hemzesi kasem harfinden be deldir. Tıybî bu kelimenin «Allahc» şeklinde mansub okunacağını söyle mistir. Bu takdirde harf-i cer atılmış, sonra kelime fiile bitiştirilmiş, faka fiilde hazfedilmiş olur. Cümle «etuhlfûnellahe» takdirindedir.

    (Sahih Muslim; Zikir, Dua, Tevbe ve İstiğfar, Hadis no : 40)


    Subhanallah , bu ne sapıklıktır. Sahabenin açıklamasına rağmen; Hâla Rasulullahın (s.a.v.), cennetle mujdelenmiş sahabelerin yapmadığını sahabeden duymana rağmen , "yok yok yapmıştır, tarikatciler sahabeden daha iyi bilir anlamına gelen itiraz da neyin nesi. İman edin!


    Ehli sunnetten bir insan sapıp tasavvuf dinine girerse, İşine geldiği zaman batini olur, işine geldiği zaman zahiri olur! Bu ayetlere rağmen devamlı Kuran ve peygamberle bir arada olan sahabeleri hangi hadiste toplanıp tarikatcılar gibi sesli zikir yaptığını gördün/okudun?. Hiç mi bu ayetlerin tefsirine bakıpta ehli sunnet olmak istemezsin?

    Sapıkça konuşuyorsun, Sapıklığınızı destekleyen bir tane sahabeden hadis olmamasına rağmen, hatta aleyhine , engelleyen, yasaklayan, bunların Rasulullahı ve Ebubekiri ömeri solladığını bildirmesine rağmen; hala bid'at üzerine kalmak için cahiliyye yollarına başvuruyorsunuz!
    Görülmüştür ki, Toplu halde sesli zikir diye bir şey Dinden değildir. Delilleriniz ise sizin akidenize yakışan sapıklıkta gönüllerinizin pislikleridir! Ehli sunnet ile bir bağınızın olmadığı ortadadır.

    Sapıklığınız ve Bidatçi oluşunuzun ispatı için bu kadar açıklama yeter.
  11. Ferzani

    Ferzani Üyeliği İptal Edildi

    Muaviye ismini duyunca tüylerim ürperir bu sebepten pek tanımadığını düşündüğüm Efendimizin (s.a.a) dairesine müellefe-i kulub olarak giren ve öylece de kalan zatı tanıtmak isterim
    Muaviye, Ebu Süfyan'ın oğludur.Ebu Süfyan, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) azılı düşmanlarından olup küfür ordularının reisiydi.
    Mekke fethi sırasında, tepesinde kılıcı gördüğü ve canını kurtarmak için başka çare kalmadığı için kelime-i şehadet getirmiş olduğu halde kimi saftirikler onu hala müslüman bilmektedir
    Süfyan İslam'a ve Hz. Resulullah'a (s.a.v) olan nefret ve düşmanlığını mezara kadar sürdürmüş, oğlu Muaviye'yle onun oğlu Yezid'e de bu nefret ve kini aktarmıştır.

    İslam tarihinde hiçbir Müslümanın unutamayacağı en çirkin isim ve en iğrenç karakterlerden biri olan Hind, Muaviye'nin anasıdır.
    Evet, Muaviye'nin babası Ebu Süfyan, anası Hind'dir!..
    Hind, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) çok sevdiği amcası Hz. Hamza'yı (r.a) şehid etmek için bir terörist kiralamış ve bu kiralık katilin eliyle o yüce insanı şehid ettikten sonra mübarek na'şının yanına gelip ciğerlerini sökmüş ve bizzat katilin şaşkın bakışları arasında hayvanca bir hırsla şehidin ciğerlerini defalarca ısırmış, parçalamıştı!..
    Buna rağmen cesedi bırakmamış, parmaklarını kesip gerdanlık yaparak boynuna asmıştır.
    Hind'in ölünceye kadar bir hazine gibi koruduğu - ve İslam'ı kabul etmiş gibi göründükten sonra gizlice saklamaya devam ettiği- ve her fırsatta oğullarıyla torunlarına gösterip onlara kin ve nefret aşıladığı "parmak kemikleri gerdanlığı" budur...
    Muaviye İslam hanesine müellefe-i kulûb olarak kabul edildi ve öylecede kaldı
    Bir gün Muaviye'ye "Seni Hz. Resulullah (s.a.a) çağırıyor" dediler.
    Onu çağıran adam bir süre sonra yanlız dönerek Hz. Resulullah'a (s.a.a) "Yemek yediğimi ve gelemeyeceğimi söyleyin" dediğini aktardı.
    Hazret, peşine adam gönderip tekrar çağırttı.
    Muaviye bu kezde aynı cevabı gönderdi ve Hz. Resulullah'la (s.a.a) görüşmektense yemek yemeyi tercih etti, bırakın meşguliyeti çağırsa uğrunda ölüm göze alınıp yetişilecek efendidir (s.a.a)
    Üçüncü kez çağrıldığında da aynı mesajı gönderince Hz. Resulullah (s.a.a) pek rahatsız oldu, elini semaya kaldırıp "İnşaallah hiç doymaz..." buyurdu.
    Tarih kaynaklarında Muaviye'nin çok fazla yemek yediği ve "yedikçe acıkıyorum", dediği ve bir türlü doymak bilmediği kayıtlıdır. Muaviye'nin sofradan çekildiğinde genellikle şu cümleyi söylediği meşhurdur: "Yemek yemekten yoruldum, ama doymadım!"..
    Muaviye, Allah Resulü'nün (s.a.a) bedduasını almayı başarmış ender kimselerdendir.
    Muaviye, birçok "ilk" e de imza atan bir isimdir.
    İktidara geçtiğinde ve hilafet adına saltanat kurup tahta oturduğunda ilk işi İslam hükümlerini ayaklar altına alıp "geçmiş atalarının örf ve geleneklerine göre" davranmak oldu!
    Şarap içti.
    İpek elbise giydi.
    Altın ve gümüş yemek servisleri kullandı.
    Gınâ -haram çalgıları içeren müzik- meclisleri tertipletti, bu meclislere katıldı.
    İslam fıkhına aykırı, yargılamada bulundu; şeriate aykırı hükümler verdi.
    Hırsızı cezalandırmadı.
    İslam tarihinde "Müslüman" adıyla yağma ve çapulculuğu başlatan ilk isim oldu.
    Siyasi çıkarlar elde etmek için komplolar kurdu, tarihinde bununla meşhur oldu
    Yine siyasi çıkarları uğruna leyhinde hadisler uydurdu
    Osman'ın faziletleri ve Hz. Ali'nin (a.s) kınanacak vasıfları olduğuna dair hadisler uydurttu ve bunun için yüklüce paralar harcadı!
    Sahabeye sebbettirmek (küfrettirme) bid'atini ilk başlatan da yine o oldu. Hükmü altındaki camilerin imam ve vaizlerine ferman gönderip minberde Hz. Ali'ye (a.s) lanet okutturdu ve nice Müslüman'ın yıllarca bu lanete "amin" diye bağırmasına ve Ali düşmanlığının yayılmasına neden oldu*
    Çarşamba günü, Cuma namazı kıldırdı.
    İslam düşmanlığı doruğa ulaştı.
    İslam halifesine karşı tuğyan etti.
    Hz. Ali şiasını bulduğu yerde öldürttü.
    Şia olan aşiret ve kabileleri çocukları ve kadınlarıyla birlikte topluca katliam ettirdi.
    Baskı, zulüm, işkence, şantaj, sabotaj, terör, yıldırma, dehşet, hakların çiğnenmesi...vb. uygulamalar Muaviye saltanatının en belirgin özelliklerindendi.
    Kimsenin Muaviye'yi eleştirmeye veya ona itirazda bulunmaya cür'eti yoktu.
    Muaciye'yi eleştirmeye veya onun icraatlarına itiraz etmeye kalkışanlar ya acımasızca terör ediliyor, ya da tutuklanarak işkence altında öldürülüyordu.
    Hocr'le adamlarına Muaviye'nin neler yaptığını yazmak bile zordur...
    Muaviye hepsini hepsini öldürttü.
    Amr bin Hımak'ın boynunu vurdurdu.
    Şam, o günlerde bir ülkeydi...
    Şam fetholunduğunda oraya önce Ebu Ubeyde vali olarak gönderilmiş, ama çok geçmeden bu vali vebaya yakalanarak ölmüş ve 2. halife Ömer; Muaviye'nin kardeşi olan Yezid bin Ebu Süfyan'ı Şam valiliğine atamıştı
    Emeviler ve Ebusüfyanoğullarının İslam tarihinde resmen devlet görevine getirilmesi bu tarihe rastlar...
    Emevilere iktidar kapısı 2. halife döneminde açılmıştır.
    Yezid öldüğünde her ne hikmetse halife Şam valiliğini tekrar Emevilere bıraktı ve ölen Yezid'in yerine kardeşi Muaviye atandı!
    Böylece Şam'ın yönetimi bir hanedana bırakılmış oluyordu!..
    Burada, birilerinin diyet borcunun ödenmekte olduğunu sezmek hiç de zor değildir...
    İkinci halife, neden Yezid bin Ebu Süfyan'ı Şam valiliğine atamıştı sahi?
    Ondan sonra Muaviye'yi ataması neyle açıklanabilir?
    Dahası...
    İkinci halifenin, kendisinden sonra ancak Osman'ın halife olarak belirlenebileceğinin apaçık belli olduğu "özel olarak terkibi tertiplenmiş bir şûrâyla" Osman'ın halifeliğini garantilemiş olması neyle açıklanabilir sahi?
    O merhaleye kadar Haşimoğullarından olan hiçkimseye, hatta bir tek Haşimiye bile önemli makamlardan hiçbirinin verilmemesi ve Hâşîmîlerin iktidardan önemle de uzak tutulması da "basit bir tesadüf" müdür gerçekten?"
    Ve... Sorulmaması ötedenberi âdet haline getirilmiş, ve cevabı hep ört-bas edilmeye çalışılmış daha nice sorular...
    Yaradan'ın biricik sevgilisi Habib-i Hûdâ Hz. Resul-ü Ekrem'in (s.a.a) sünnet ve emirlerinin bunca çiğnenip onun soyuna onca kinle davranıldığını ve Allah'ın peygamberinin sarih emirlerine rağmen, tam tersi cihette şahsi görüş ve politikaların yürürlüğe konulup dayatılmış olduğunu görüp de "neden?" diye sormamak mümkün müdür sahi?
    Bir gün Muaviye minberde hutbe okurken bir Müslüman kılıcını çekip tekbir getirerek minbere doğru atıldı. Muaviye'nin özel koruma muhafızları vardı; bu Müslümanı hemen yakalayıp sorguladılar:
    - Bu eyleme neden giriştin? Kimin emriyle yaptın bunu?!
    - Peygamberin emriyle! O büyük peygamberin "Muaviye'nin emîr olduğunu görürseniz kalçasını kılıçla parçalayın!" buyurduğuna bizzat şahid oldum ben!
    - Onu emirliğe kimin atadığını biliyor musun?
    - Hayır.
    - Halife Ömer atadı onu!
    - Öyleyse Ömer haklıdır, duydum ve itaat ettim!!!
    İslam kaynaklarında buörnekler pek çoktur...
    Şam emirliği, Muaviye için halifeliğe tırmanmaya yetecek kadar güçlü bir merdivendi.
    Muaviye'nin Şam emiri olmasına yardım edildi...
    Ve böylece Hz. Peygamber-i Ekren'in (s.a.a) minberine kadar tırmanması sağlandı...
    Hz. Resulullah'ın (s.a.a) minberinde hutbe okumakla meşgul olduğu bir gündü... Abdullah bin Mesud cemaatin arasında ayağa kalkıp "Hz. Resulullah (s.a.a)" dedi, "muaviye'yi benim minberimde görürseniz hemen öldürün!"...
    İktidar, Muaviye'nin biricik aşkıydı, onun için devlet vesile değil, bizzat gayeydi!..
    Kufe şehrini ele geçirdiği gün minbere çıkıp Kufe halkına hitaben şöyle diyordu: "Yemin ederim ki ben namaz için savaşmadım sizinle; oruç, zekat veya hacc ibadeti rahatça uygulansın diye de savaşmadım!.. Siz bütün bu ibadetleri yerine getiriyordunuz zaten. Ben, sadece sizin başınıza geçebilmek için savaştım sizinle!"
    Minberlerde, vaaz ve hutbelerde Hz. Ali'ye (a.s) lanet ve bedduada bulunulması bid'atini koyan kimse de Muaviye oldu.
    Hz. Ali'ye (a.s) sebbettirirken, aslında kimi sebbediyor, kime karşı nefretini kusuyordu Muaviye?..
    O tarihten itibaren sahabeye sebbetmek Müslümanlar arasında gayet normal karşılanır olmuştur.
    Bu iğrenç bid'atin de temelini atma şerefi (!) yine Muaviye'ye aittir!
    Bir gün Muğiyre bin Şu'be Muaviye'ye "Yeter artık!"dedi, "Resulullah'ın soyu olan Haşimoğullarına yaptıkların yeter! Artık onlar, kendilerinden korkmana neden olacak kadar güç ve nüfuz sahibi değil ki!"
    Muaviye nefret dolu bakışlarını uzaklara dikerek "Neler söylüyorsun sen?!" diye çıkıştı Muğiyre'ye "Haşimoğullarından olan o adam (Hz. Resulullah (s.a.a) için Muaviye'nin kullandığı tabir daha ağır, ancak bu kadarını yazabiliyorum ben -Mütercim) öyle bir şey yapmış ki hergün beş kez onun adı Allah'ın adıyla birlikte bütün Müslümanlarca anılmada!.. Muğıyre! Bu ismi mezara gömmekten başka çare yok, anlıyor musun?!"
    Olanca zekâ, kin ve nefretine rağmen Muaviye o yüce ismi mezara gömemedi; bilakis, Hz. Resulullah (s.a.a) ve onun ailesine beslediği o kinle birlikte kendisi gömüldü mezara. O Hazret'in ismi ise her geçen gün daha bir parlayarak güneş misali insanlık ufuklarını aydınlatıyor halâ...
    "Allah, nurunu tamamlayacaktır; kafirler istemese de..."
    Muaviye, İslam devleti adına küfürle uzlaşan bir küfür devletine * resmen eğilerek ona haraç veren ilk Müslüman yöneticidir...
    Bu korkunç zillet ve bu büyük bid'atin ise bir tek nedeni vardı: İslamla savaşabilmek!.. Ali'yle (a.s) savaşırken, Romalıların kendisine saldıramayacağından emin olmak!..
    Muaviye, Yezid'i kendi veliahdi olarak ilan etmek istiyor, ama İmam Hasan (a.s) hayatta olduğu sürece Müslüman halkın önemli bir çoğunluğunun böyle bir zilleti kabule yanaşmayacağını biliyordu.
    İmam'ın eşi Cude binti Eş'as'a yüz bin dinar göndererek "İmam Hasan'ı zehirleyebilirse, onu oğlu Yezid'e nikahlayacağını ve Yezid'den doğacak çocuğunu tahta oturtacağı"nı vaadetti.
    Eş'as'ın kızı, Muaviye'nin gönderdiği özel hazırlanmış zehiri İmam Hasan'ın (a.s) su içtiği testiye dökerek Peygamber çiçeğini şehid etti.
    Yezid'in veliahdlığı ancak Hz. İmam Hasan'ın (a.s) şehadetiyle; tahta oturup dilediğince hüküm sürmesi de ancak Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) şehadetiyle mümkün olmuştur.
    Tarihte, Yezid'in iktidarından daha siyah ve aşağılık bir iktidar görülmemiştir.
    Muaviye iyice hastalanmış, öleceğini anladığı günlerden birinde şu şiiri söylemişti:
    "İktidarı ele geçirmeseydim keşke
    Keşke zevkle tepinmeseydim keyif otlaklarında.
    Keşke mezara giderken insanların saygı gösterdiği
    Bir hırka bir hurma'lık bir derviş gibi olsaydım ben de!"
    Evet, ölüm meleği göğsüne konduğunda "keşke şöyle yapsaydım, keşke şöyle yapmasaydım" diyen pek çok insan vardır.
    Ölüm anında mutluluk duyan insanlarsa pek azdır.
    Muaviye o "pek çok"lardan, Hz. Ali (a.s) ise "pek az"larındandır tarihin...
    Muaviye'nin hastalığı giderek ağırlaşıyor, ölüme adım adım yürüdüğünü görüyordu artık. Son günlerinde Muaviye'nin şuurunu yitirdiği kayıtlıdır. Aklını yitirdiğine delalet eden saçma sorular sormaya, anlamsız şeyle söylemeye başlamıştı. Onun bu hali kızını pek üzüyordu, ağlamakta, figanlar etmekteydi.
    Muaviye öldüğünde Yezid Şam'da değildi.
    Muaviye'nin ölüm haberini Zehhak bin Kays duyuracak ve onun cenaze namazını da yine zehhak kıldıracaktı!
    Mekke fethedildiği sırada Muaviye Yemen'deydi. Babası Ebu Süfyan'ın korkudan Müslüman olduğunu duyunca Yemen'den yazdığı bir mektupta şiir ve nesir diliyle onu kınıyor ve Müslüman olduğu için babasını alaya alıyordu.
    Muaviye Mekke'ye döndüğünde Mekke Müslümanların elindeydi artık! Müşrik olan Muaviye, sığınacak kimse bulamayınca Medine'ye gidip Hz. Peygamber'in (s.a.a) amcası Abbas'ın ayaklarına kapandı ve sözle İslam'ı kabul ettiğini söyledi.
    Abbas, onun için Hz. Peygamber'e (s.a.a) aracılıkta bulunup şefaatini istedi, bu istek kabul edildi ve Muaviye öldürülmekten kurtulmuş oldu.
    Muaviye'nin ne zaman, hangi şartlarda ve nasıl Müslüman olduğu başlıbaşına ilginç ve ibret verici bir tarih kesitidir.
    Muaviye beklemiş ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hastalanması ve vefat edeceğinin tahmin edilmesi üzerine Müslüman olduğunu ilan etmiştir.
    Yani Hz. Resulullah'ın (s.a.a) rıhletinden birkaç ay önce Müslüman olmuştur Muaviye! Bu nedenle de o Hazret'in yanında bulunmamıştır pek...
    Kimilerinin zannettiği gibi Muaviye senelerce Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hizmetinde bulunmuş değildir asla!
    Bu doğrultuda uydurulan hadislerin çoğu da, bizzat Muaviye'nin saltanatı zamanında ve onun altın keseleri sayesinde uydurulmuş olup Muaviye tarafından tezgahlanan propagandaların bir parçasıdır sadece.
    Bir Alman bilim adamının Şeyh Muhammed Abduh'a "Muaviye, İslam'a fûtuhat kapılarını kapadı" dediği bilinmektedir.
    Bu yerinde, ama başka nedenlere dayalı bir tespittir aslında.
    Muaviye, İslam tarihinde dâhili savaşları başlatan ve bu çirkin bida'ti koyan insandır. Muaviye, kafirlere karşı çekilen kılıcı Müslümanlara karşı kullandırtmasaydı, dahili savaşlar değil, fütuhat sürecekti elbette!
    Bunun yegane sebebi ise Muaviye'nin Müslümanlara "emir" olması bedbahtlığıdır!
    İslam peygamberinin (s.a.a) hak vasisi de onunla uğraşmak zorunda kalmaz, iktidarının bütün zaman ve imkanlarını Muaviye'nin oyunlarını bozup onun saldırgan ordularının tecavüzlerine karşı koymaya harcamak mecburiyetinde olmazdı.
    Dost görünümlü düşmanla savaşmak düşman görünümlü düşmanla savaşmaktan elbette ki daha zordur.
    Evet, İslam ve insanlık tarihinin en yalın hakikatlerinden biridir bu:
    Şam valisi Muaviye olmasaydı...
    Daha yerinde bir deyişle Muaviye Şam valisi olmasaydı Müslümanlar yıllarca dahili savaşlara girip birbirini kırmakla meşgul olmayacak, bunun yerine İslamı bütün dünyaya yayacaklardı. O günlerde zaten hızla ilerleyip yayılmakta olan İslam bütün insanlığı kurtaracak, küfrün bedbahtlığına gömülen bir tek insan kalmayacaktı bugün!
    Zulüm ve haksızlığın kökü kazınmış, adalet güneşi bütün insanlığın iliklerini ısıtmış olacaktı bugün...
    Şam valisi olmasa, müminlerin emiri Hz. Ali (a.s) şehid edilmeyecekti.
    Şam valisi olmasa Hz. Hasan (a.s) şehid düşmeyecekti.
    Şam valisi olmasa Hz. Hüseyin (a.s) şehid olmayacaktı...
    Hatta hiçbir mazlum, bir zalim tarafından öldürülemeyecekti artık.
    Çünkü adalet egemen olduğu bir dünyada zalimin zulmedecek gücü kalır mı?
    Mahrumiyet ve yoksulluk ortadan kalkar, yoksul kimse bulunmazdı o zaman...
    Yeşil saraylarda yutulan ve sahabe olarak geçinenlerin -öldükleri zaman- zulalarından çıkarılan ve ancak baltayla kırılıp parçalanabilen külçe altınlar, İslam ümmetinin yoksullarına harcansa ve o muazzam servetler Ali'nin (a.s) adaletiyle kullanılmış olsaydı Müslümanlar içinde bir tek fakir insan kalır mıydı sahi?
    Parası olmadığı için evlenemeyen genç kalır mıydı?
    Muaviye Şam valisi olmasa kimsenin burnu dahi kanamaz, Yezid halife olmaz, İbni Ziyad, Şimr, Sa'doğlu Ömer...vb'leri olmaz bu kaatiller ve hainler bunca katliam ve cinayet işleyemezdi.
    Muaviye'nin İslama soktuğu bid'atlerden biri de cebriye ve kadercilik ekolünü Müslümanlar arasında yaymasıdır. İşlediği zulümleri "kader" telakki ettirebilmek ve Müslümanları her vak'a karşısında salt teslimiyete yöneltmek için yapmıştı bunu. Böylece kimse onun icraatlarına karşı çıkmayacak ve iktidarı güvencede olacaktı!
    Muaviye'nin üç günlük iktidar için İslama soktuğu bu bid'at, İslam ümmetine çok pahalıya mal olmuş, bugün bile çoğu Müslümanlar bu belaya müptelâ olmaktan kurtulamamıştır!
    Yezid'in Kufe valisi İbni Ziyad'la Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) biricik yâdigarı İmam Seccad Zeyn'ul Âbidin hazretleri (a.s) arasında geçen konuşma ve bu konuşma sırasında İbni Ziyad'ın söyledikleri, söz konusu bid'at konusunda yeterince bilgi vermektedir zaten...

    Son olarak her şeye bid'at bid'at diyip duracağına aslolan bid'atçileri kendine şahit yapma kardeşim! birde Allahın kelamlarını okumanın belli başlı şartlarımı varki “-bunları okuma adetini kim nereden bulmuş?” diye defalarca sorup duruyorsun bu tarikatların yaptığı Allah kelamı okumak, zikretmek ve iman ilmini öğrenmekten başka bişey değildir, bununla gayeleri imanlarını inkişaf ettirmektir, lakin iman ilminin ne olduğunu bilmeyen ve aklı ermeyenlere bir şey anlatmak zordur ayrıca sen anlaşılmaz bir insansın kardeşim
  12. eL_Muhacir

    eL_Muhacir Cemaat cihad için,cihad cennet içindir !!! Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    ferzani

    Muaviyenin Kalbini yarıp baktın mı ?

    ALLAH Resulu (s.a.v) bunu sezememiş mi ki ? sen böyle net konuşuyorsun
  13. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Ebu Sufyan bin Harb (r.anh)
    بأبو سفيان بن حرب (Asıl adı : Sahr bin Harb'dır ; Kunyesi, Ebu Sufyan Sahr bin Harb bin Umeyye'dir)
    Muaviye (radıyallahu anh)'ın ve Yezid'in babasıdır. Peygamber efendimizin muberak zevceleri olan Ummu Habîbenin (r.anhâ) (Ramle) babası olduğu için aynı zamanda Rasulullah (s.a.v.)'in kayınbabasıdır.

    hakkında pek çok muslumanın yanlış kanaat sahibi olduğu bilinmektedir. Bilhassa, “Muslumanların Mekke’yi feth etmeleri sırasında, kalben iman etmediği halde, musluman olmuş gibi görünmüştür” iftiralarını ortaya atmışlardır.
    Müslümanların Mekke'nin fethi öncesinde Cuhfe'de karargâh kurmalarından sonra, çocukluk arkadaşı olan Abbas'ın tavsiyesiyle Peygamberin huzuruna çıktı. Peygamber'in İslâm'a davetini kabul ederek Müslüman oldu.

    8899- İbn Abbâs radiyallahu anh'dan: "Müslümanlar Ebu Sufyan'a yüz vermez ve yanında da oturmazlardı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e:
    'Senden üç dileğim var, kabul eder misin?'
    'Evet.'
    'Ummu Habîbe adında Arab'ın en iyi ve güzeli olan bir kızım var, onu sana vermek istiyorum, kabul eder misin?'
    'Evet.'
    'Muâviye'yi kendine kâtib yapar mısın?'
    'Evet.'
    'Beni kumandan yap da eskiden müslü-manlara karşı savaştığım gibi, kâfirlere karşı da kıyasıya savaşayım, olur mu?'
    'Evet' buyurdu.
    (Râvi) Ebu Zumeyl der ki: 'Eğer, o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den bunları istemeseydi O, bunları ona vennezdi. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, kendisinden bir şey İstenildiğinde 'Hayır' demez daima 'Evet, olur' derdİ." (Muslim; Cem'ul-Fevaid ,5. Cilt , Menkibeler, H.No: 8899)

    Ebu Sufyan Hz. Abbas'ın dostu idi. Huneyn seferine katıldı. Aleyhissalâtu vesselâm, ganimetten ona 100 deve ve 40 okiyye verdi. Oğulları Muâviye ve Yezid'e, her birine bir mislini verdi. Ebu Sufyan, Rasulullah' ın bol miktardaki bağışını görünce: "Vallahi sen kerimsin, anem babam sana feda olun, vallahi seninle savaştım, sen ne iyi hasım idin; seninle sulh da yaptım, en iyi sulh yapılan kimse idin; Allah sana hayırlı mukâafât versin" der. Taif seferine Rasûlullah'la katılan Ebu Sufyân'ın bir gözü isabet aldı ve çıktı.
    Ebu Sufyan, Gözünü eline alıp Rasulullah (s.a.v.)'in yanına gelip Allah'ın izniyle yerine koymasını ve iyileştirmesini istedi.
    Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): "Ya Eba Sufyan! Hangisini istersin? Eğer dilersen, dua edeyim, gözün yerine gelsin. Eğer dilersen Allahu teâlâ, Cennette sana bir göz versin" buyurdu.
    Ebu Sufyan; Ya Rasulullah! Cennette göz verilmesini isterim dedi ve avucundaki çıkmış gözünü yere attı ve üstüne basıp çiğnedi.

    Yermuk savaşında da diğer gözü isabet aldı. Yermuk seferinde İslâm ordusunun kâss'ı (teşvikci) olduğu ve askerleri şu sözleriyle teşcî ettiği belirtilir: "ey Allah'ın nusret ve yardımı, yaklaş! "Allah! Allah! Sizler Arab'ın hâmileri ve İslâm'ın yardımcılarısınız, karşınızdakiler ise Rumun hamileri ve müşriklerin yardımcılarıdır. Allahım, bu gün senin günlerinden biridir. Allahım kullarına yardım ve nusretini indir." Her iki gözünü de kaybedince, onu bir azadlısı yedmiştir.

    Mekke'nin fethinden hemen sonra yapılan Huneyn Gazâsına katılan Ebu Sufyân, kahramanca çarpıştı. Tâif Muhârebesinde bir gözünü kaybetti.
    Rasûl-u Ekram efendimiz, daha sonra onu Necrâna vâli gönderdi.
    Peygamber (s.a.v.), Taif'li Sakif oğulları Kabilesi'nin putu olan Lat heykelini yıkmak için Ebu Sufyan ile Muğıra Bin Şube'yi görevlendirip gönderdi. Onlar da gidip bu putu yıktılar, yerle bir ettiler.
    (İbn-ul Esir, El-Kamil tere, c. 2, s. 268-269 ; Mahmud Şakir, . Âdem'den Bugüne İslam Tarihi, Kahraman Yayınları: 2/247-248.)

    Ömer (r.anh) zamânına kadar orada vâlilik yapan Ebu Sufyân, halîfeden izin alarak Suriyedeki gazâlara katıldı. Yaptığı ateşli konuşmalarla askerleri harbe teşvik ederdi. 636 yılında da (tek gözüyle) Yermuk Muhârebesine katıldı, diğer gözünü de orada kaybetti.

    Rasûlullah (s.a.v) onu Necrân'a vali tayin etti. Aleyhissalâtu vesselâm vefat ettiğinde o burada vali idi. Bilahare Mekke'ye dönmüş, oradan Medine'ye geçerek orada ölmüştür. Bazı tarihçiler, Rasûlullah'ın vefatı sırasında Ebu Sufyan'ın Mekke'de olduğunu, Necran'da vali olarak Amr İbnu Haym'ın bulunduğunu söylemiştir.
    Ebu Sufyan hicrî 31 yılında 88 yaşında olduğu halde vefat etmiş, Cennet-ul-Bakî Kabristanına defnedilmiştir. Hicrî 32, hatta 34 yılında vefat ettiği, yaşının 93 olduğu da söylenmiştir.

    Boyunun kısa, başının iri olduğu söylenir. Cenaze namazını Hz. Osman kıldırmıştır. İslam'a sonradan da girmiş olsa, muellefe-i kulûb arasında da yer alsa, müslümanlığı samimi olmuş, İslâm için ciddi çalışmıştır. Yermuk'te gözünden isabet alması, bizzat savaştığına delil kabul edilmiştir, (radıyallahu anh).

    ******

    Ebu Sufyan İle Heraklius Karşı Karşıya

    Araştırıp soruşturma kararı veren Heraklius, etrafına, "Peygamber olduğunu söyleyen şu kişinin kavminden buralarda kimse yok mudur?" diye sordu.
    O sırada ticâret munasebetleriyle Ebu Sufyan Kureyş`ten bazı adamlarla Şam`da bulunuyordu. Onu arkadaşlarıyla alıp yine o sırada Şam`da bulunan Kayserin huzuruna getirdiler.
    Hâdisenin geri kalan kısmını Ebu Sufyan şöyle anlatmıştır:

    "Hirakl`in huzuruna girdik. Bizleri önüne oturttu ve tercüman vasıtasıyla, `Peygamber olduğunu söyleyen bu zâta neseben en yakın hanginizdir?` diye sordu.
    "`Neseben en yakınları benim` dedim.
    "Beni önüne oturttular. Arkadaşlarımı da arkama. Sonra Hirakl, tercümanını çağırdı ve dedi ki:
    "`Bunlara söyle, ben peygamber olduğunu söyleyen o zât hakkında bu adamdan bazı şeyler soracağım. Bu bana yalan söylerse siz onu tekzib ediniz.`
    "Vallahi, arkadaşlarım tarafından yalanımın öteye beriye yayılmasından korkmasaydım, Peygamber hakkında o zaman muhakkak yalan uydururdum.
    "Sonra da hükümdarla, Ebu Sufyan arasında sorulu cevaplı şu konuşma geçti:
    "Sizin içinizde, onun nesebi nasıldır?"
    "İçimizde onun nesebi pek büyüktür."
    "Ecdadı içinde bir melik var mıdır?"
    "Hayır."
    "Peygamberlikten evvel, onu hiçbir yalan ile ittiham ettiniz mi?"
    "Hayır."
    "Ona kimler tâbi oluyor? Halkın ileri gelenleri mi, yoksa fakir kimseler mi?"
    "Daha çok halkın zaif ve fakirleri tâbi oluyor."
    "Ona uyanlar artıyor mu, yoksa eksiliyor mu?"
    "Eksilmiyor, bilâkis artıyorlar."
    "Onlardan, onun dinine girdikten sonra, beğenmeyip dininden dönen var mı?"
    "Hayır, yoktur."
    "Kendisinin hiç sözünde durmadığı, ahdini bozduğu vâki midir?"
    "Hayır, vâki değildir. Fakat biz şimdi onunla bir müddet için çarpışmayı bırakarak muâhede yapmış bulunuyoruz. Bu müddet içinde ne yapacağını bilmiyoruz. Bu yoldaki ahdini bozmasından korkuyoruz.
    "Ebu Sufyan sonraları, "Vallahi, verdiğim cevaplara bu sözden başka birşey ilâve etmek imkânını bulamadım" diyecektir.
    "Onunla hiç harp ettiniz mi?"
    "Evet, ettik."
    "Yaptığınız savaşlar nasıl neticelendi?"
    "Harp hali aramızda nöbet nöbet olur. Bazen o bize zarar verir, bazen biz ona."
    "Sizden, ondan önce peygamberlik iddiâsında bulunmuş bir kimse var mıdır?"
    "Hayır, yoktur."
    "O, size neler emrediyor?"
    "Yalnız bir Allah`a ibâdet etmeyi ve Ona hiç bir şeyi ortak koşmamayı emrediyor. Atalarımızın tapmış bulundukları şeylerden de bizi nehyediyor. Namaz kılmayı, doğru olmayı, kimsesiz ve fakirlere sadaka vermeyi, haram olan şeylerden sakınmayı, ahdinde durmayı, emâneti sahibine vermeyi, akrabalarla ilgilenmeyi ve onları görüp gözetmeyi emrediyor."
    Bütün bunlardan sonra, Heraklius, tercümanı vasıtasıyla Ebu Sufyan`a şöyle dedi:
    "Nesebini sordum, içinizde yüksek neseb sahibi olduğunu beyân ettin. Peygamberler de zaten böyle kavimlerinin en soyluları içinden seçilip gönderilirler.
    "Ben babaları ve dedeleri içinde bir melik gelip gelmediğini sordum. Sen, `Hayır yok` dedin. Eğer babalarından, dedelerinden bir melik olsaydı, `Bu da babalarının mülkünü geri isteyen bir kimsedir` diye hükmederdim.
    "Ben peygamberlik iddiâsında, ondan önce içinizde bulunanın olup olmadığını sordum. `Hayır, yoktur` diye cevap verdin. Eğer, ondan önce bu sözü söyleyen biri olsaydı, `Bu da belki kendisinden önce söylenmiş bulunan bir söze ittibâ etmek istemiş bir kimsedir` diye düşünürdüm.
    "Ben, ona kimlerin tâbi olduklarını sordum. Sen, `Ona tâbi olanlar halkın zaifleridir` dedin. Peygamberlere tâbi olanlar da hep zaten öyle olurlar.
    "Ben peygamberlik davasında bulunmadan evvel, onun bir yalan söylemiş olup olmadığını sordum. Sen, `Hayır` dedin. Ben ise, kat`i olarak bilmekteyim ki, insanlara karşı yalan söylemeyi irtikâb etmemiş bir kimse, Allah`a karşı da yalan söylemez.
    "Ben, `Onun dinine girdikten sonra, beğenmeyip dininden geri dönenler var mıdır?` diye sordum. Buna da, `Hayır` cevabını verdin. Îmân da böyledir. Îmânın icabı olan iç ferahlık ve neşe kalbe karışıp kökleşince böyle olur.
    "Benim, `Onlar artıyor mu, yoksa eksiliyor mu?` soruma sen; `Artıyorlar` cevabını verdin. İmân keyfiyeti tamamlanıncaya kadar hep bu minval üzere gider.
    "Ben, `Onunla hiç savaştınız mı?` diye sordum. Sen, savaştığınızı, savaş neticesinin nöbet nöbet değiştiğini, bazen onun size, bazen sizin ona zarar verdiğinizi söyledin. Zaten diğer peygamberler de hep böyledir. Onlar belâlara uğratılırlar. Ama, sonra da güzel ve makbul âkıbet onların olur.
    "Ben, `O zât ahdini bozar mı?` diye sordum. Sen, `Sözünde durmamazlık etmez` dedin. Peygamberlerin hâli budur. Hiç bir zaman verdikleri sözde durmamazlık etmezler.
    "Ben, `O size neler emrediyor?` diye sordum."Sen, `Onun Allahü Teâlâya ibadet etmeyi, Ona hiç bir şeyi eş ve ortak koşmamayı size emrettiğini` söyledin. Bütün bu anlattıkların peygamberlerin vasıflarıdır.
    "Eğer o zat hakkında bu söylediklerinin hepsi doğru ise, şüphesiz o bir peygamberdir. Zaten ben, bir peygamberin çıkacağını biliyordum. Fakat sizden çıkacağını tahmin etmezdim
    . (Musned, 1:262-263; Buharî, 4:3-4; Muslim, 3:1395)

    Bu karşılıklı konuşmadan sonra da, Heraklius açıkça şöyle dedi:
    "Eğer, onun yanına gidebileceğim mümkün olsaydı, kendisiyle buluşmak üzere her türlü zahmete katlanırdım. Yanında olsaydım, hizmet ederek, ayaklarını yıkardım. Yemin ederek söylüyorum ki, onun mülkü, iktidarı şu ayaklarımın altında bulunan yerlere muhakkak gelip ulaşacaktır."
    (Musned, 1:263; Buharî, 4:4; Muslim, 3:1395.
    Ebû Kebşe, putlara tapmaktan yüz çevirip Şi'ra'l-Ubur adındaki yıldıza tapan Huzaâ Kabilesinden bir adamdı. Peygamberimiz de putlardan yüz çevirdiği için bu adama benzetilerek ve ona nisbet ederek İbn-i Ebu Kebşe` adını vermişlerdi. Bir başka rivayete göre ise, Ebu Kebşe annesi tarafından Peygamberimizin dedelerinden birinin adıydı. Muşrikler `İbn-i Ebu Kebşe` demekle güya Peygamberimizin bu dedesine çektiğini ifâde etmek istiyorlardı.)

    Bu sözlere muhatap olan Ebu Sufyan`ı bir korku ve telaş sardı. Dışarı çıkıp arkadaşlarına, "İbni Ebu Kebşe'nin işi gerçekten gittikçe büyüyor. Şu muhakkak ki, Benu Asfar Hükümdarı bile ondan korkmaktadır" dedi. (Musned, 1:263)

    (Fethu'l Be'ari ; C. 1, S. 43 - 50)
  14. Ferzani

    Ferzani Üyeliği İptal Edildi

    peygamberimiz elbette bundan gafil değildi hem peygamberimizin Muaviyeye karşı tavrıda yukarıda anlattıklarımız üzere malumdur "-Bu muaviye aslında şöyledir böyledir, bunun oğlu benim torunlarımı katledecek müslümanların başına bela olacak" demesi ve buna göre hareket etmesi benim görüşüm; sahabeye tembihlediği malum nasiata ters düşeceğindendir ("Kalbini yarıp baktın mı?" dedin ya) bilirsinki sahabe efendilerimiz her konuda Resululahı (s.a.a) örnek alıyordu. Amma velakin peygamberimizin haberdar olduğu halde Allaha tevekkül etmesinin en önemli sebebi vahyide olabilir. en doğrusunu Allah bilir.
    Muaviyenin oğlu Yezit öldüğünde yerine oğlu 2nci Muaviye getirilecekti ama O; "ben babalarımın kanlı tahtına oturmam" demiş ve öldürülmüştü bu sebepten bana göre hazret olabilecek tek Muaviye bu erdeminden dolayı 2nci Muaviyedir
  15. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Ferzani , Sen Ebu Sufyan'a , Muaviye , Hind'de Kafir mi diyorsun ?

    Yazılarından doğru mu anlıyorum?



    Sen neden bu şahısların eski cahiliyye dönemlerindeki hareketlerini yazarak, sanki musluman olmamış gibi insanların kalbinde bu muslumanlara karşı kin ve nefret oluşturmaya çalışıyorsun? davranışların oldukça iğrenç!
  16. Ferzani

    Ferzani Üyeliği İptal Edildi

    iyi okuduysanız eğer, mevzunun tamamı asıl Muaviye ile ilgilidir Süfyan ve Hindin cahiliye devrinden önce ve sonra yaptıklarına kısaca deyindim, Efendimizin (s.a.a) vefatından sonra Muaviyenin yaptıklarını bir bir anlattık bunun bir önyargı, demagoji yapıp farklı taraflara çekme yada kuru bir düşmanlıkla falan ilgisi yoktur mevzuyla alakalı tarih kitaplarından tahlil edilebilir Vahşi isimli sahabe Hidayete nail olmuştu hakkında zümer53 ve furkan71 ayetleri nail oldu şeksiz şüphesiz sahabe olduğuna inanırız inanmazsak imanımız dahi tehlikeye girer hulefa-i raşidinden sonra 5nci halife olan Ömer bin Abdülaziz; "Ben Hz. Vahşinin atının bir kılı bile olamam" dediği meşhurdur.Hatta bilirsiniz Hz Hamza ile kol kola cennete girdiklerine dair hadis rivayeti dahi vardır lakin Muaviyede islam nişanı samimi emmarelerle hiç bir zaman görülmemiştir efendimizin vafatından sonra ne haltlar karıştırdıkları ortada olduğu halde münafık diyemem hem bizler kafire dahi kafir diyemeyiz amacım kin ve nefret oluşturmak değildir böyle şeylerden zevk alacak ruh hastalarından değilim hamdolsun, sadece gerçeği ortaya koyduk o kadar
  17. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin


    Bunları diyen(yazan) SAPIK SEN DEĞİL MİSİN?


  18. Ferzani

    Ferzani Üyeliği İptal Edildi

    SAHABE OLDUKLARINI KABUL ETMİYORUM DİYORUM KAFİR OLUP OLMADIKLARI BENİ İLGİLENDİRMEZ, MÜSLÜMAN OLDUKLARINI ZANNEDİYORLAR DEMEK ONLAR KAFİRDİR ANLAMINA GELMEZ, SANA NE DEDİDİM KAFİRİN YÜZÜNE DAHİ KAFİR DENMEZ, DİYEBİLECEK OLSAYDIM ZATEN KAFİR DEĞİL MÜNAFIK DERDİM İSLAMA ZARAR VERENE BUKADAR TOLERANS TANIYORUZ YETMEDİMİ
    EMEVİLER DÖNEMİNİ OKU, İSRAİL-EMEVİ İLİŞKİLERİNİ VE KÖKÜNDE İSRAİLİYAT OLAN BİD-ATLARIN BU DÖNEMDE DİNİMİZE NASIL GİRDİĞİNİ KİMLER TARAFINDAN SOKULDUĞUNU ÖĞREN BAK BAKALIM ALTINDAN KİMLER ÇIKACAK MUHATABLARINA HAKARET ETME HUYUNDAN DA VAZGEÇ BUNU MUHATABINLA KARŞI KARŞIYA OLDUĞUNDADA YAPABİLİYORMUSUN
  19. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Sapıklara bu sitede yer yok !
  20. eL_Muhacir

    eL_Muhacir Cemaat cihad için,cihad cennet içindir !!! Yetkili Kişi Forum Yöneticisi



    Bunların amaçları ne? neyin peşindeler ?neyi kanıtlamak istiyorlar ?

    bu zikirse o zaman sirk gösterilerini izlemeye gidenlerde zikir yapıyor.




    Ölmüş kimsenin başında toplu zikir


  21. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Ummetin her ev işgal edilmiş, kadınlarımızın ırzına geçilirken bu Sirk soytarıları böyle insanı çıldırtıp tahrik etmek için ne saçmalıyorlar! Yarabbim bunlar ne zaman İslamla tanışacak?
  22. Ravzagülü

    Ravzagülü Islam-TR Üyesi

    HATME-İ HÂCEGAN
    Hatme, cemaat ile toplu hâlde yapılan bir halka zikridir. Kur'an ve sünnette övülen ve teşvik edilen zikir çeşitlerinden birisidir.

    Kur'an-ı Hakim'de sabah akşam dua, ibadet ve zikir edenlerle beraber bulunmaya şöyle teşvik edilmiştir:



    "Resûlüm! Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını isteyerek dua (ibadet ve zikir) edenlerle birlikte bulunmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme."22

    Bu ayet indiği zaman Resûlulah (s.a.v) Efendimiz, bu kimseleri araştırmak için mescide çıktı. Mescitte zikreden bir topluluk buldu. Bunlar elbiseleri eski fakir ve garip Müslümanlardı. Onları görünce hemen yanlarına oturdu ve: "Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan Allah'a ham dolsun." Buyurdu.23

    Bu ne büyük bir tevazu ve edep örneğidir. Elbette Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz, kendileriyle birlikte olması emredilen kimselerden her yönüyle üstündü. Fakat, Yüce Allah bu emirle önce onların oluşturduğu zikir meclisinin faziletini gösterdi. Sonra, Efendimizin (s.a.v) yüksek tevazusunu bize gösterip kendisini örnek almamızı istedi. Ayrıca Efendimizin (s.a.v) onların içlerinde bulunup kendilerini şereflendirmesi ve onlara feyiz vermesi için bu emri verdi.

    Bir rivayette, Efendimiz (s.a.v), mescitte zikredenlerin yanına gelerek: "Sizin üzerinize Allah'ın rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum." Buyurdular ve halkaya oturdular.24

    Rasululah (s.a.v) Efendimiz, bir defasında:



    "Cennet bahçelerine uğradığınızda, oralardan çokça istifade edin." buyurdu. Ashab-ı Kiram: "Cennet bahçeleri neresidir?" diye sorduklarında, Rasul-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz:



    "Zikir halkalarıdır." buyurdu.25

    Yine Efendimiz (s.a.v), mescitte halka şeklinde toplanmış bir grup ashabının yanına uğradı. Onlara:

    "Burada ne yapıyorsunuz? " diye sordu. Halkadakiler:

    "Allah'ı zikrediyoruz, bizi İslam'a ulaştırdığı ve ihsanlarda bulunduğu için O'na hamd ediyoruz." Dediler. Efendimiz (s.a.v) onlara:

    "Allah için soruyorum, siz gerçekten bunun için mi oturdunuz?" diye sordu; Sahabeler:

    "Vallahi biz ancak bunun için oturduk." dediler. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v):

    "Yanlış anlamayın, ben sizi suçlamak için yemin etmenizi istemedim. Ben sizin asıl niyetinizi öğrenmek ve size şu müjdeyi vermek için geldim. Bana Cibril geldi ve haber verdi ki: Allah sizinle melekleri yanında övünmektedir."26

    Şu müjde de önemli:



    "Herhangi bir topluluk sırf Allah rızası için toplanıp Allah'ı zikrederse, görevli bir melek semadan onlara şöyle seslenir: "Günahlarınız affedilmiş olarak kalkın, hiç şüphesiz günahlarınız iyiliğe çevrildi."27

    İşte halka şeklinde yapılan Hatme-i Hacegan da bu övülen zikir çeşitlerinden birisidir. Görüldüğü gibi halka hâlinde cemaatle zikir yapmak övülmüş fakat halkada ne okunacağı konusunda bir şey belirtilmemiştir. Bunun için, zikir sayılacak şeylerden ne okunsa zikir yapılmış ve bu müjdeye ulaşılmış olur. Hatmede okunan zikir ve dua çeşitleri de sünnet-i seniyyeden alınmıştır.

    Hatmeyi bugünkü usul üzere Abdulhâlik Gücdevani Hz.leri tertip etmiştir. "Hatm-i Hâcegân" diye de anılır. Hâcegân, ulu zatlar, efendiler, büyük hocalar demektir. Hatm-i Hâcegân büyük velilerin tertip, talim ve tatbik ettiği hatim demektir.

    Bu zikre hatim ve hatme denmesinin bir sebebi şudur: Bu yolun büyükleri müridleri ile bir meclis kurduklarında toplantıyı bu zikirle bitirirlerdi. Onlara has bir uygulama olarak bu zikre "Hatm-i Hâcegan" denmiştir.

    Bu zikirlere hatim denmesinin bir diğer sebebi, içinde okunan Fatiha ve İhlasların hatim sevabına denk olmasındandır. Çünkü Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, ihlas sûresini üç defa okuyan kimsenin Kur'an'ı bir kere hatmetmiş gibi sevap elde edeceğini müjdelemiştir.28 Büyük hatmede toplam bin defa İhlas sûresi okunmaktadır. Bu da üç yüz otuz üç (333) Kur'an hatim sevabına denktir. Onun için büyükler bu zikre çok önem vermişlerdir. Öyle ki çok ciddi bir hastalık ve ağır yolculuk hâlleri hariç, bütün ömürleri boyunca bu zikri hiç aksatmamışlardır.
  23. ENSARİ

    ENSARİ Islam-TR Üyesi

    maşaAllah herkes ayeti,veya hadisi dilediği yöne çekiyor,olmadı tevil ediyor.. sündür sündürebildiğiniz kadar bu iş nereye kadar gidecek..
  24. Fahreddin Razi

    Fahreddin Razi Islam-TR Üyesi


    وَعَنْ يَعْلَى بْنِ شَدَّادٍ قَالَ : حَدَّثَنِي أَبِي شَدَّادُ بْنُ أَوْسٍ - وَعُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ حَاضِرٌ يُصَدِّقُهُ - قَالَ : كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ : " هَلْ فِيكُمْ غَرِيبٌ ؟ " - يَعْنِي أَهْلَ الْكِتَابِ - قُلْنَا : لَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ، فَأَمَرَ بِغَلْقِ الْبَابِ وَقَالَ : " ارْفَعُوا أَيْدِيَكُمْ وَقُولُوا : لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ " . فَرَفَعْنَا أَيْدِينَا سَاعَةً ، [ ثُمَّ وَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - يَدَهُ ] ، ثُمَّ قَالَ : " الْحَمْدُ لِلَّهِ ، اللَّهُمَّ إِنَّكَ بَعَثْتَنِي بِهَذِهِ الْكَلِمَةِ ، وَأَمَرْتَنِي بِهَا ، وَوَعَدْتَنِي عَلَيْهَا الْجَنَّةَ ، وَإِنَّكَ لَا تُخَلِفُ الْمِيعَادَ " . ثُمَّ قَالَ : " أَلَا أَبْشِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لَكُمْ


    Ashabtan Şeddad b. Evs ile Ubâde b. Sâmit der ki:

    Peygamber aleyhissalatü vesselamın yanında bulunuyorduk. Peygamber aleyhissalatü vesselam: ‘İçinizde garîb (Ehl-i Kitab) var mı?’ diye sordu. ‘Hayır, yâ Rasûlallâh’ dedik.

    Bunun üzerine kapıların kapatılmasını emretti. ‘Ellerinizi kaldırınız ve Lâ ilâhe illallâh deyiniz.’ buyurdu.

    Ellerimizi kaldırdık ve bir saat boyunca birlikte ‘Lâ ilâhe illallâhdedik. Rasûlullâh aleyhissalatü vesselam, elini indirdi.

    Sonra da:

    ‘Allah’a hamdolsun. Allah’ım! Sen, beni bu kelime ile gönderdin ve beni bununla memur kıldın. Cenneti de, bana bu söz üzerine vaat ettin. Şüphe yok ki sen, asla vaadinden dönmezsin’ diyerek dua etti. Sonra da: ‘Sevininiz! Hiç şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah, sizi bağışladı.’ buyurdu
    . (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 124 ,no:16790,16672 ; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 19 no:16798; Hâkim, Müstedrek, I, 501,no:1887 ; İbn Asakir,Tarihu Dimeşk,no:16002 ; Mucemul Kebir,no:7018,7163)
  25. Zuhri

    Zuhri Islam-TR Üyesi


    İmam Ahmed bin Hanbel; "Râvilerinden Raşid b. Davud'un kendisinde zayıflık vardır."(Heysemi, Mecmau'z Zevâid, Hadis no: 16798)

    Hâkim; "bu hadis rivayetinde yer alan râvi İsmail b. Ayyaş’ın hıfz / hafıza yönünden iyi olmadığını belirtmiştir." (Hâkim, Mustedrak, I, 501)

    Zehebi ise, "bu hadis rivayetinde yer alan Raşid b. Davud’un Dârakutni tarafından zayıfgörülmüştür." (Zehebi, Talhis)

    http://www.islam-tr.com/forum/konu/...n-delil-aldiklari-hadisin-sihati-nedir.29822/
  26. Fahreddin Razi

    Fahreddin Razi Islam-TR Üyesi

    Hakim bu hadis rivayetinde yer alan İsmail b. Ayyaş’ın hıfz /hafıza yönünden iyi olmadığını, fakat yine de kendi şartlarına uygun olduğunu belirtmiştir. (Hakim, a.g.y)


    Zesehbi ise, bu hadis rivayetinde yer alan Raşid b. Davud’un Darekutni tarafından zayıf görüldüğünü, fakat, Dahim tarafından ise sika,güvenilir kabul edildiğini belirtmiştir. (bk. Zhebi Talhis-Hakim/Müstedrek ile birlikte- a.g.y)

    Hafız Heysemi de, bu hadis rivayetinin Ahmed b. Hanbel, Taberani ve Bezzar tarafından nakledildiğini ve rivayetin senedinde bulunan ravilerin sika,güvenilir olduğunu bildirerek hadisin sahih olduğuna hükmetmiştir. (bk. Heysemi, Mecmau’z-Zervaid, 1/19-h. no: 23)
  27. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Zayıf Rivayet !

    Yüzlerce sahih hadisleri bırakıb zayıf ve uydurma hadislerle amel ve itikad etmeye çalışanlara ve bunu muslumanlara yutturmaya çalışanlara yaıklar olsun!

    "Râvilerinden Raşid b. Davud ve İsmail b. Ayyaş hıfz / hafıza yönünden zayıf görüldüğünden hadis muteber muhaddislerce zayıf sayılmaktadır!



    Tasavvuf Ehlinin Toplu Halde Cehri Zikir Için Delil Aldıkları Hadisin Sıhati Nedir?

    http://www.islam-tr.com/forum/konu/...n-delil-aldiklari-hadisin-sihati-nedir.29822/
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.