Çözüldü "şefaat Ya Rasulullah" Sözündeki Sakinca : Ezan Duasindaki Doğru Ve Yanlişlar (soruya Cevap)

Konu, 'Tevhid' kısmında ABDULHAK tarafından paylaşıldı.

  1. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

      
    EZAN DUASINDAKİ DOĞRU VE YANLIŞLAR
    (Soruya Cevap)
    [​IMG]


    Tevhid akidesini benimseyen muvahhidler "ŞEFAAT YA RASULULLAH" sözünü söylemezler.
    Allah izin vermeden hiç bir kimse (Rasulullah da dahil) şefaat edemeyecektir. Ancak Allah c.c. izin vermesi ile başta Rasulullah s.a.v. ve diğer şefaat ediciler de şefaat edebileceklerdir. Bunlar da Allahın izin verdiği kişiler için olacaktır .
    Ayet el kursi diye meşhur olan Bakara 255 ayetinde mealen şöyle demektedir :

    BAKARA 255- "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O daima diridir (hayy'dır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür."

    Ayrıca
    MERYEM 87- (O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahib olamayacaklardır.

    ENBİYA 28- Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler.

    Bizler Rasulullahın şefaatını , tüm şefaatlerin yegane sahibi olan Allah c.c. den dileriz. "Ya Rabbim (Allah'ım) , bana Rasulullah s.a.v. in şefaatini nasib eyle" diye dua edebiliriz , etmeliyiz.
    Şefaati isterken Kur'an-ı Kerimde tehdit edilen müşriklerin tehlikeli durumlarına düşmemek için azami gayret sarfedilmeli, kullanılan cümleler sahih inanca aykırı olmamalıdır.
    Bir insan kendisine ahirette Muhammed (s.a.v.) in şefaat etmesini arzuluyorsa, Ya Rabbi kulun ve rasulün Muhammed'i şefaat makamına eriştir ve bana da onun şefaatini ulaştır demelidir.
    Ya da bütün şefaatleri kastederek, Ya Rabbi şefaat izni verdiğin herkesin şefaatini bana nasib et demelidir.


    Rasulullah (s.a.v) eğer bize şefaat edecek ise bu da yine Allah'ın (c.c.) izni ile olacağı muhakkaktır.

    قُلْ لِلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعًا لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
    De ki: "Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra siz yalnız O'na döndürüleceksiniz." (Zumer 44)

    "Burada aklımıza şöyle bir soru gelebilir , "madem şefaat isteyeceğiz daha niye Rasulullah'tan isteyemeyiz" diyorsunuz?
    Bu sorunun cevabı yukarıdaki açıklamalarda aslında verildi sayılır fakat tekrar açayım ki , Rasulullahın şefaat etmesini isteyeceksen öncelikle bu Allahın nasibine ve rızasına bağlıdır. Allahın izin vermediği ve razı olmadığı bir şefaatı Rasulullah'tan isteyemeyiz.
    Üstelik bu kendinden menkul bir yetki değil Allahın izin vereceği bir yetki ile olacaktır.
    Bu yüzden yetkinin en ve tek büyük makamından istenmesi tevhidin gereğidir. Bu şekilde bir dua edilmesi Rasulullahı (s.a.v.) küçük görmek veya önemsizleştirmek değil aksine yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz ayeti mucibince bir davranıştır.

    Rasûlullah (s.a.v.) hayattayken hiç kimse kendisine, "ahirette bana şefaat et" demediği gibi onun vefatından sonra da hiçbir sahabe "Ya Rasulallah bana şefaat et, şefaat Ya Rasulallah" dememiştir. Çünkü şefaat asıl itibariyle Allah'a aittir ve Allah'tan istenir.

    Ezan okunurken insanların söylediği "Aziz Allah, şefaat Ya rasulallah" sözü sünnette yeri olmayan bir bidattır.
    Ya rasulallah: ey Allah'ın peygamberi demektir. Halbuki insanların çoğu "Ya Rasulallah" derken "Ey Allah'ım" dediğini zannetmektedir.
    Bu bilmemenin de bu bidattın yerleşmesinde etkisi olmuştur. Aslolan ezan okunurken müezzinin dediğini tekrar etmek ve ezan bitince de ezan duasını okumaktır ki asıl şefaatle ilgili kısım bu duanın içindedir.
    Ezan duasında peygamberimizin seçkin bir makama (Allah'a hamd ederek şefaat izni isteme makamına) erdirilmesi için dua edilmesini Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öğretmiştir. Fakat namaz kıldıran imamların bile terk ettiği bu sünnet unutulmuş, halkın dilindeki "aziz Allah, şefaat Ya Rasulallah" uydurması ezberlenmiştir.
    Her bidat bir sünneti iptal eder, insanlar ezan duasını da bu bidat söz yüzünden terk etmişlerdir.

    Son olarak duam ; "Ya Rabbim (Allah'ım) , bana Rasulullah (s.a.v.)'in şefaatini nasib eyle"

    Ebu Abbas (r.anh) dedi ki:
    Allah-u Teala, müşriklerin kendi zatı ile ilgili olarak uydurdukları her türlü şeyi reddetti. Mülkünde hiç kimseyi ortak kabul etmedi ve hiç kimseden yardım da istemedi. Fakat Allah (c.c), seçkin kullarına bazı günahkar kullar için şefaat etme hakkı verdi. Tabii bu şefaat etme hakkının yine kendi izniyle olacağını ayetlerde bildirdi.
    Bu hususta Allah-u Teala buyurdu ki:
    "O'nun rıza gösterip musaade ettiği kimselerden başkasına şefaat edemezler." (Enbiya: 28)


    وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاء وَيَرْضَى
    Göklerde nice melek var ki, Allah'ın dilediklerine ve hoşlandıklarına ilişkin izni olmadıkça, şefaatleri hiçbir yarar sağlamaz.” (Necm 26)

    Kur'an-ı Kerim, muşriklerin zannettikleri şekilde bir şefaat anlayışını reddediyor. Haşr Günü Rasulullah (s.a.v.)'ın dahi hemen şefaat edemeyeceğini, ancak Allah'ın huzuruna gelerek secdeye kapanıp O'na hamd ettikten sonra kendisine izin verilmesi sonucu şefaat edebileceğini haber veriyor.
    Rasululluh (s.a.v.)'a :
    "Kaldır başını! İste, istediğin verilir, şefaat et, şefaatin kabul edilir." denilecek.
    (Buhari Tevhid:19. 34. 36, Muslim İman: 322. 327. İbn Mace Zuhd: 37.Tirmizi Kıyame: 15.)

    Ebu Hurayra (r.anh) Rasulullah (s.a.v.)'a:
    "Ey Allah'ın Rasulu! Senin şefaatına nail olacak en kısmetli insan kimdir?" diye sordu.
    Rasulullah: "Canı gönülden, ihlas ile 'La ilahe İllallah' diyen kimsedir." cevabını verdi."
    (Buhari İlim: 33. Rikak: 51; Ahmed Musned: 1/173-174)

    Ezan okunurken ve ezan okunduktan sonra duyanların söylemesi gerekenleri delilleri ile sunalım ki , Türk sünnetinin kaynağının nerelere dayanmış olduğunu anlayalım.

    Ezanı duyan kimsenin söylenenleri tekrar ederek, muezzinin dediği gibi söylemesi sünnettir.
    Çünkü Ebu Said el-Hudri Radıyallahu anh'dan gelen rivayete göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
    "Ezanı duyduğunuz vakit muezzinin dediği gibi siz de söyleyiniz."

    (Muslim, I, 288, H. no: 383)
    Ancak hayyaale's-salah ile hayyaale'l-felah cümlelerinde: "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah: (Allah ile olmadıkça hiçbir şeye güç ve kuvvet yetirilemez.") der.

    Ayrıca Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh'dan şöyle dediği de rivayet edilmiştir:
    Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:
    "...Sonra hayyeale's-salah dedi. O: Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah buyurdu. Sonra (muezzin): hayyeale'l-felah dedi. O (Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem) Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah, dedi."

    (Muslim, I, 289, H. no: 385)
    Muezzine, muezzinin sesini duyana, muezzine karşılık verene, bundan sonra Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e salavât getirmesi, daha sonra Allah'tan ona "el-vesîle"yi vermesini istemek sünnettir.
    Çünkü Abdullah b. Amr b. el-Âs Radıyallahu anh'dan gelen rivayete göre o Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinlemiştir:
    "Muezzini duyduğunuz vakit onun dediği gibi deyiniz. Sonra bana salât (ve selâm) getiriniz. Çünkü kim bana bir defa salât (ve selâm) getirirse, Allah onun karşılığında ona on defa salât getirir. Sonra benim için Allah'tan "el-vesile"yi dileyiniz. Bu, cennette Allah'ın kullarından sadece bir kula verilecektir. Onun kendim olacağımı ümit ederim. Her kim benim için "el-vesile"yi isterse, benim de şefaatim ona helâl olur."

    (Muslim, I, 289, H. no: 384)
    Câbir b. Abdullah Radıyallahu anh'dan rivayete göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:


    "Her kim ezanı duyduktan sonra "Ey bu eksiksiz davetin ve kılınacak olan namazın Rabbi olan Allah'ım! Sen Muhammed'e el-vesîle’yi (denilen o makamı) ve "fazilet"i ver. Onu kendisine vaadettiğin "Makam-ı Mahmud'a yükselt." derse kıyamet gününde benim şefaatim ona helâl olur."
    (Buhârî, I, 152)

    "Allahumme rabbe hâzihî'd-da'veti't-tâmmeh ve's-salâti'l kâimeh, âti Muhammeden'il vesîlete ve'l-fadîlete ve'b'ashu mekamen Mahmûden ellezi veadteh. İnneke la tuhliful mîâd.
    ("Allâh'ım! Ey bu tam dâvetin, yâni mubârek ezânın ve kılınmak üzere bulunan namazın mukaddes Rabbi. Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'e vesîleyi ve fazîleti ihsan et ve O'nu, kendisine va'd buyurmuş olduğun Makâm-ı Muhmûd'a eriştir. Şubhe yok ki, sen va'dinden dönmezsin.")

    Ezan duasında da gördüğümüz gibi Rasulullah (s.a.v.) "benim şefaatim ona helal olur" dediği kişinin şefaate hak kazanabilmesini Allaha dua edip Rasulullaha Vesile verilmesini ve Makam-ı Mahmuda yükseltilmesi için dua edilmesine şart koşmuştur.

    Çok net anladığımız gibi Rasulullah (s.a.v.) kendisine dua edilmesini (şefaat ya Rasulullah) değil aksine Allaha dua edilmesini ve Allah c.c. den istenmesini buyurmaktadır. Çünkü dua peygambere değil sadece ALLAH c.c. yapılır . Allah'a yapılması gereken dua, peygamberi dahi olsa mahlukatına yapılamaz, şirktir.
    Rasulullah s.a.v. , gözlerinin açılması için kendisine gelen a'ma için abdest alıp namaz kılmasını istedikten sonra kendisiyle beraber Allaha el açıp dua etmesini istemiştir.

    1732 - Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor:
    "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    "Ezanla kaamet arasında yapılan dua reddedilmez (mutlaka kabule mazhar olur.) "
    "Öyleyse, dendi, "ey Allah'ın Rasûlu, nasıl dua edelim?"
    "Allah'tan, dedi, dünya ve âhiret için âfıyet isteyin!"
    (Ebû Dâvud, Salât 35, (521); Tirmizî, Salât 46, (216), Daavât 138, (3588, 3589).

    1722 - Nu'man İbnu Beşîr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.): "Dua ibadetin kendisidir" buyurdular ve sonra şu âyeti okudular.
    "Rabbiniz: ''Bana dua edin ki size icâbet edeyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir" buyurdu." (Gâfır 60).
    (Tirmizî, Tefsir, Gâfir, (2973); Ebû Dâvud, Salât 358, (1479).


    Kullarım sana beni sorduğu zaman onlara ilet ki şubhesiz ben çok yakınım. Bana dua edince , dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlarda benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinlerki dosdoğru yolu bulmuş olsunlar” (Bakara 186)


    Sa'd İbni Ebî Vakkas radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Kim muezzini işittiği zaman:
    "Tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve rasulü olduğuna şahidlik ederim. Rab olarak Allah'tan, rasûl olarak Muhammed'den, din olarak İslam'dan razı oldum, derse, o kimsenin günahları bağışlanır."
    (Muslim, Salât 13; Tirmizî, Salât 42; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4)

    Aynı bahis ile ilgili olarak Beyhakî'nin rivayetinde ilk duanın sonunda bir de: "İnneke lâ tuhlifu'l-mîâd = Şubhesiz ki sen vaadinden caymazsın" ilâvesi vardır ki, biz de dualarımıza bunu ilâve ederiz.
    Hadiste geçen "ezanı işittiği zaman" sözüyle anlatılmak istenen, ezanın tamamını işittikten sonra demektir.


    Şimdi de yaşadığımız bölgelerdeki insanların ezanı işitir işitmez muezzinin dediğini tekrarlamak yerine "azizAllahhuşefaatResulullah" ya da "Aziz Allah c.c. , şefaat ya Rasulullah" demesinin manasını , kaynağını, ve sebeblerini bulmaya çalışalım:

    Bu söz "Allah Azizdir , ey Rasulullah bana şefaatçi olasın (ahirette)" , ya da "Aziz olan Allahım , Rasulullahı bana şefaatçi eyle" anlamlarındadır .
    Burada bu sözü söyleyen kişiye sormak lazım , sen bu sözü söyleyerek hangisini kast ettin ?
    İlk söz yanlış söylenmekte ve tehlikeli bir anlamı içermektedir. İkinci sözün anlamı doğrudur fakat söyleniş şekli ve söylendiği yer yanlıştır. Üstelik ezan duası böyle olmadığından bid'at işlemektedir . Bid'atin ne kadar tehlikeli olduğu malumumuzdur.
    Yukarıda sünnet olan uygulamaları gördük.
    Akıl sahiblerine , wes'selam

    Bid'at ezan duası şekli ve doğrusu : Ezan Duası ve Bidati
    [GULYARASI]879[/GULYARASI]

    Şefaat Allah'ın günahını bağışlamayı dilediği cehennemde azap gören kulları içindir ki kullarının durumunu ve affedilmeye layık olanı en iyi bilen Allah'tır.

    يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنْ ارْتَضَى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ
    Allah onların geçmişlerini de bilir, geleceklerini de. Onlar ancak Allah'ın rızasına ermiş olanlara şefaat ederler. Onların hepsi de Allah korkusundan titrerler. [Enbiya 28]
    Şefaat edecek olan kimseleri ancak Allah bilir. Bir kimsenin şefaatçidir diye yüceltilmesi, onun şefaatine güvenilmesi ise Allah'ı terk etmek, O'ndan başkasına güvenmektir.

    وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمْ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُمْ مَا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ
    "Onlara şöyle denecek: "Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. Allah'ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi yanınızda göremiyoruz. Andolsun ki, aranızdaki bağlarkopmuş, ilâh sandığınız şeyler sizden ayrılıp gitmiştir."[En’am 94]

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
    Onlar, Allah'ı bırakıp, kendilerine zarar ve fayda veremeyen putlara tapıyorlar ve: "Bunlar Allah katında bizim, şefaatçilerimizdir." diyorlar. Sen de ki: "Allah'ın göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz" Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir.[Yunus 18]
    Şefaat iznini adım diye iddia eden kimse hiçbir delil gösteremeyeceği bu sözü ile yalancıların en büyüğüdür ve ona aldanan kimseleri de hüusran beklemektedir. Şefaat izni ahirette verilecek ve şefaatçiler orada belli olacaklardır.

    يَوْمَئِذٍ لَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَانُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا
    O gün Rahman olan Allah'ın izin vereceği ve sözünden razı olacağı kimselerden başkasının şefaati fayda vermeyecektir.[TaHa 109]
    Her ne kadar şefaatle ilgili hadislerde Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şefaat edeceğinden bahsetmişse de, kendisinin "Makam-ı Mahmud'a" eriştirilmesi için ummetinin dua etmesini istemesi ile Allah'ın iznine dikkat çekmiş ve ümmetini Allah'a yalvarmaya, şefaat için Allah'a el açmaya teşvik etmiş kendisi de bu makamı dua ederek istemiştir.

    وَمِنْ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا
    Gecenin bir bölümünde kalk ve senin için (beş vakit namaza) bir fazlalık olmak üzere teheccud namazı kıl. Umulur ki Rabbin seni övgüye lâyık bir makama, (şefaat makamına) ulaştırır. (İsra suresi 79)

    قُلْ لِلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعًا لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
    Deki: "Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra siz yalnız O'na döndürüleceksiniz."[Zumer 44]
    Allah kullarından hiçbirinin şefaat edeceğine dair isim bildirmemiştir. Birilerinin peygamber torunu (seyyid) olduklarını bu sebeple şefaatçi olduklarını iddia etmeleri kendilerine tapılmak üzere boy göstermektir ki onlar sahte ilahlardır ve Kur'an onlara put demiştir.
    Put edinmenin gayesi manevi, tezahürü ise puta tapıcılık olarak cismidir. Her putun arkasında gücü kuvveti olduğuna inanılan fayda umarak yüceltmeye sebeb olan bir inanç vardır. Yoksa insan herhangibirine ben seni put edindim diye tapmaz.
    Şefaati istenen kimselerin dirisi put iken, onların kabirlerine gidip dilenmek de o kabirde yatanı ilah edinmek, kabrini de put edinmektir.

    Allah'ın ölülere put ismini vermesi bu durumu isbat için yeterlidir. “Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” (Nahl (20-21)
    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
    Onlar, Allah'ı bırakıp, kendilerine zarar ve fayda veremeyen putlara tapıyorlar ve "Bunlar Allah katında bizim, şefaatçilerimizdir" diyorlar. Sen de ki: "Allah'ın göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz" Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir. [Yunus 18]

    وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمْ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُمْ مَا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ
    "Onlara şöyle denecek: "Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizde Allah'ın ortakları olduğunu iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi yanınızda göremiyoruz. Andolsun ki, aranızdaki bağlarkopmuş, ilâh sandığınız şeyler sizden ayrılıp gitmiştir." [En’am 94]
    Şefaati bir kişinin ismini zikrederek istemek de kesinlikle doğru değildir, çünkü Allah'ın hakkında hiçbir delil indirmediği, şefaatçi olup olamayacağı belli olmayan birinin şefaatinin olduğuna inanmak yasaklanmıştır.

    ا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنْ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَانِ عَهْدًا
    "Rahman olan Allah katında söz almış olan kimselerden başkaları, şefaat hakkına sahib olamazlar."[Meryem 87]
    Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de ALLAH’tan bağışlanmayı dileseler, Rasûl de onlar için istiğfar etseydi, ALLAH’ı ziyadesiyle affedici, esirgeyici bulurlardı.” (Nisa 64)

    Sahabenin dua örneği :

    Abdullah İbni Abbas (r.anhuma) rivayet ettiği hadiste Rasulullah şöyle buyurmaktadır:

    ‘‘(Geçmiş) Ummetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında üç-beş kişilik bir grup vardı. Peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu. Ve Peygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu.
    Bu arada önüme bir kalabalık çıktı. Kendi ummetim sandım.
    Bana ‘Bunlar Mûsa'nın ummetidir, sen ufka bak!' dediler.
    Baktım; (çok) büyük bir karaltı.
    İşte bunlar senin ummetindir. İçlerinden hesapsız-azabsız Cennete girecek yetmiş bin kişi vardır' dediler.''

    İbni Abbas diyor ki; "Söz buraya gelince Rasûlullah kalkıp evine gitti. Oradaki sahabeler bu hesapsız-azabsız Cennete girecek yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında konuşmaya başladılar.
    Kimileri; "Bunlar Peygamberin sohbetinde bulunanlar olmalıdır.' derken kimileri; "Bunlar İslâm geldikten sonra doğup, şirki tanımamış olanlardır.' dediler.
    Daha başka birçok görüş ileri sürenler oldu. Onlar bu meseleyi tartışırken Rasûlullah çıkageldi.

    ‘‘Ne hakkında konuşuyorsunuz?'' diye sordu.
    Hesapsız-azabsız Cennete gireceklerin kim olduğu hakkında konuşuyoruz' dediler.
    Bunun üzerine Rasûlullah
    ; ‘‘Onlar büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine güvenenlerdir.'' buyurdu.
    Ukkâşe İbni Mihsan yerinden fırladı ve; Beni de onlardan kılması için Allah'a dua et Ya Rasûlullah!' dedi.
    Rasûlullah;
    ‘‘Sen onlardansın''
    buyurdu.
    (Buhâri, Tıb 1, Rikak 50, Libâs 18; Muslim, İmân 374. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 16)

    Ukkâşe İbni Mihsan'ın (r.anh), Rasulullahtan (s.a.v.) Allaha (c.c.) dua etmesini istemesindeki ricasının altını niye çizdiğimizi anlayacağınızı umuyorum.
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 11 Haziran 2014
  2. MUHAMMEDİ

    MUHAMMEDİ Islam-TR Üyesi

    Anam Ve Babam Sana Feda Olsun Deniliyor Ama Bazı Ları Canım Sana Feda Olsun Ey Efendim Dediğim Için Bana Bunun Doğru Olmayacağını Söyledi Bu Doğrumudur :confused: ?
  3. suyunrenqi06

    suyunrenqi06 Islam-TR Üyesi

    kardeşimin sorduğu soruyu cevaplarmısınız kardeşlerim bende çok duydum bu sözleri?
  4. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    7-.......Bize Ebû'z-Zinâd (130) el-A'rac(l 17)'dan, o da Ebû Hureyre(R)'den tahdîs etti ki, Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur:
    "Nefsim elinde olan Allah 'a yemîn ederim ki hiçbiriniz, ben kendisine babasından da, evlâdından da daha sevgili olmadıkça (kemâliyle) îmân etmiş olmaz" [17].

    8- Bize Ya'kûb ibn İbrâhîm (252) tahdîs edip şöyle dedi: Bize İbn Uleyye (194) Abdulazîz ibn Suheyb'den, o da Enes'ten, o da Peygamber'den tahdîs etti. H ve keza bize Âdem ibn Ebî Iyâs tahdîs edip şöyle dedi: Bize Şu'be, Katâde'den; o da Enes(R)'den tahdîs etti. Enes şöyle demiştir:
    Peygamber (S) şöyle buyurdu:
    "Hiçbiriniz ben ona babasından da, evlâdından da, bütün insanlardan da sevgili olmadıkça (kemâliyle) îmân etmiş olmaz".
    sahihi Buhari --İMAN

    bu söylemler sadece HZ.Muhammed sallallahu aleyhi vesellem için geçerlidir yukarıdai hadisler yardımcı olur umarım
  5. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Rasûlullah (s.a.v.) hayattayken sahabeden Enes (r.anh) ''Ey Allah'ın resülü bana kıyamet gününde şefaat edermisin ? demiştir.Peygamberimizde (sav) ''Allah izin verirse ederim'' buyurmuştur.

    (Tirmiz bu hadisi sünende ''kıyametin özellikleri ''kitabının ''sırat hakkında varit olanlar ''babında zikretmiş ve ''Hasen'' kabul etmiştir.) Ne kadarda kolay o yok bu yok demek hayret)

    Allah affetsin ....
  6. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    KENDİ YAZDIĞIN YAZIDA KENDİNİ KOMİK DURUMA DÜŞÜRÜYORSUN ........
    ALLAH CELLE CELAUHU İZİN VERDİKTEN SONRA SEN BİLE ŞEFAAT EDERSİN ÇOK YORGUNSUN HERHALDE:)
  7. JiHaD

    JiHaD Islam-TR Üyesi

    +1
    Müşrik-i Kamil cübbesiz ahmedi dinleyip gelip sataşıyorlar...(Genele söyledim alınan alınsın)
  8. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Allahın izni dışında şefaat var diyen mi var? Bu Kayıtla ,buna rağmen Allah resülünden şefaat istenmez diyen kim?

    Habibullah bu san 3. soruşum kaç yaşındasın? Yani muhatabımın durumunu bileyimde gerçekten boşa yorulmayayım.
  9. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    ADAMA SORARLAR YUKARIDA SANKİ BUNUN TERSİNİ YAZANMI VAR.
  10. JiHaD

    JiHaD Islam-TR Üyesi

    El kevserinin pisliklerini okuyup okuyup geliyorlar buraya.
  11. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Bütün Şefaatler Allah'ın iznine bağlıdır el-Hak doğrudur.Bu izne binaen bizatihi Allahresülünden şefaat istenebilir demek başka şeydir (Sahabe istemiş)


    Bütün Şefaatler Allah'ın iznine bağlıdır el-Hak doğrudur.Bundan dolayı Allah resülünden istenmez bu tevhid ehilinin tavrı değildir ve sahabe istememiştir demek başka şeydir.

    Bu iki açık yazıyı anlayamamak ise apaayrı bir şeydir...vesselam..Benden bu kadar .Hayırlı akşamlar....
  12. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Yetkili Kişi Site Admin

    gece oldu
  13. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATİNİ BİZEDE NASİP EYLE YARABBİM DEMEK ÇOKMU ZOR BİLMİYORUM ,ANLAYAMIYORUM. ........
  14. Yavuz_Selim

    Yavuz_Selim Islam-TR Üyesi

    Sapık Şefaat İnancı ve Doğru Şefaat İnancı

    Kur'an'da 25 ayette şefaat geçer bunlardan 23 tanesi olumsuzlama üzerine kuruludur. 1 tanesi müşriklerin ağzından nakil 10:18 , diğeri de şefaatin tamamının ALLAH a ait olduğunu belirten 39:44 ayetidir. Kur'an şefaatin tamamının ALLAH'a ait olduğunu bildirir. Mekke müşrikleri meleklerin , evliyaların şefaatini inkar ediyor da Kur'an onları meleklerin ,evliyaların şefaatine imana çağırıyor değildi. Durum tam tersidir. Mekke müşriklerinin ALLAH ın astları olarak daha başkalarına kulluk etmelerinin gerekçesi onların kendilerine şefaat edeceği inancıydı.


    yunus suresi 18.ayet meali: ''Onlar, Allah'tan başka kendilerine ne zarar ne de fayda veremeyen birtakım nesnelere ibadet ediyor ve "Onlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki: Böyle bir şey olacak da Allah bilmeyecek ha!Ne o, yoksa siz Allah'a göklerde ve yerde olup da bilmediği şeylerin varlığını mı haber vereceğinizi iddia ediyorsunuz? Hâşâ! O, onların iddia ettikleri her türlü ortaktan münezzehtir, yücedir.''


    enam suresi 51.ayet meali: ''Allah'ın huzurunda toplandıklarında, Allah'tan başka birtakım tanrıların, kendilerini kurtaracaklarına inanan o kimseleri sen Kur'ân'la uyar ki, O'nun huzurunda kendilerini savunacak ne bir hamileri, ne de bir şefaatçileri olmayacaktır. Böylece umulur ki bu şirkten sakınırlar.''



    zümer/43: ''Bilakis onlar kalkmış, Allah'tan başka birtakım sözüm ona şefaatçiler bulmuşlar! De ki: "Onların hiçbir yetkileri olmasa, akıl ve şuurdan mahrum olsalar da mı onlara ibadet edeceksiniz?" ''

    zümer/44: ''De ki: "Şefaatin tamamı Allah'a aittir. Çünkü göklerin ve yerin mülk ve hâkimiyeti de O'nundur. Sonunda da O'nun huzuruna götürülecek, O'na hesap vereceksiniz." ''



    bakara suresi 254. ayet meali: ''Ey iman edenler! Ne alışverişin, ne bir dosttan yardım beklemenin, ne de bir kimseden şefaat ummanın mümkün olmadığı bir gün gelmeden önce, size nasip ettiğimiz şeylerden harcayın! Kâfirler, zalimlerin ta kendileridir.''

    bakara suresi 255. ayet meali: ''Allah o İlâhtır ki Kendisinden başka ilâh yoktur. Haydır, kayyûmdur kendisini ne bir uyuklama, ne uyku tutamaz. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O'nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O'na ağır gelmez, O öyle ulu, öyle büyüktür.''


    sebe suresi 23.ayet meali: ''Allah'ın huzurunda, O'nun izin verdiğinden başkasının şefaati fayda vermez. Nihayet o kıyamet saati dehşetinden duydukları korku gelince: O dirilenler birbirlerine "Rabbimiz neye hükmetti?" diye sorarlar.Ötekiler: "Hak ve adalet neyi gerektiriyorsa o hükmü verdi." derler. "O, yüceler Yücesi, büyükler Büyüğüdür." ''


    enbiya suresi 28.ayet meali: ''Allah onların yaptıklarını da yapacaklarını da, açıkladıklarını da gizlediklerini de bilir. Onlar, sadece Allah ın razı olduğu kimse hakkında şefaat ederler. O'na duydukları tazimden ötürü çekinir, titrerler.''


    infitar/17: ''O din gününün, o hesap gününün ne olduğunu sen bilir misin ?''

    infitar/18: ''Evet, bir daha söylüyorum: Din gününün ne olduğunu sen bilir misin ?''

    infitar/19: ''O, kimsenin kimseye hiç fayda veremeyeceği bir gün!O gün, bütün hüküm ve yetki, yalnız Allah'ın!''



    şefaat inancı iki türlüdür:

    birincisi sapık şefaat inancı: gerisinde bir kuvvet ve nüfuz bulunan şefaat. bu tür şefaatte şefaat edenin kabul edilmesi zorunludur. bu anlamda bir kimseyi Allah katında şefaatçi kabul eden bir kişi , hiç şüphesiz şefaatçiyi ilah edinmiş ve onu Allah a ortak koşmuş olur.bu müşriklerin şefaat inancıdır ve kuranı kerim bunu kesin bir şekilde reddeder.

    ikincisi doğru şefaat inancı: isteklerin içtenlikle ve alçak gönüllülükle arzolunduğu ancak şefaatin kabulünü zorunlu kılan hiç bir gücün bulunmadığı şefaat. bu Allah katında ve Allah ın izin vermesiyle peygamberlerin meleklerin ve salih kulların başkaları için yapabildikleri şefaattir. Allah böyle bir şefaat talebini dilerse kabul eder kabul etmeyi dilemezse de kabul etmez. enbiya suresi 28. ayetinden anlaşıldığı gibi onlar yalnız Allah ın razı olduğu kimselere şefaat edebilirler.

    sonuç olarak ; şefaatin tamamı ALLAH (subhanehu ve teala) ya aittir ve önemli olan Allah ın rızası ve Allah ın şefaatidir. Rahman ın razı olmadığına hiç kimse şefaat edemez ve Allah şirk üzere öleni hiç bir şekilde affetmeyeceğini kuran da bildiriyor. Allah (c.c.) ın rızası da Kuranı kerime ve Rasulullah sav in sünnetine uymakla kazanılır.
  15. Yavuz_Selim

    Yavuz_Selim Islam-TR Üyesi

    Ebû Hureyre (radıyAllahu anh) şöyle anlatmaktadır:

    “«En yakın akrabalarını uyar!»(Şuarâ , 214) âyeti nazil olunca Rasûlullah (sallAllâhu aleyhi ve sellem) ayağa kalktı ve şöyle buyurdu:

    ''Ey Kureyş topluluğu! –ya da buna benzer bir başka söz söyledi- kendinizi satın alın! Allah karşısında ben sizin için hiçbir şeye sahip değilim. Ey Abbas b. Abdulmuttalib, Allah karşısında ben senin için hiçbir şeye sahip değilim. Ey Allah rasûlünün halası Safiye, Allah karşısında senin için de hiçbir şeye sahip değilim. Ey Muhammed kızı Fâtıma, kendi malımdan dilediğini benden iste! Ama senin için de Allah karşısında herhangi bir şey yapamam.'' ''

    sahih: Buhari , Müslim , Nesai , Ahmed
  16. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Ferdiosman, geceleri mi kolluyorsun hayrola?

    demişsin ki .

    **************************



    Düşünme yeteneği ve zeka bir arada olmayınca maazallah hatalı cümlelerle duada bulunabilir insan.

    Bak biraz pratik yapalım da beynine oksijen gitsin . Denilen :

    "Rasûlullah (s.a.v.) hayattayken hiç kimse kendisine, "ahirette bana şefaat et" gibi net , kesin olunabilirlik; şefaatin tümü Allah'tan gibi anlam içeren bir cümle ile istekte bulunmamışlardır .

    Rasulullah (s.a.v.) vefatından sonra: Ya Rasulallah bana şefaat et, şefaat Ya Rasulallah diye duada(istekte) bulunmamışlardır.

    Altı çizgilendirilmiş Rasulullah (s.a.v.) şefaatini isteyen cümlelerin kipleri "kesin olunabilirlik, ve şefaatin tamamı Rasulullahtan" gibi hatalı söylenmiştir. Halbuki biraz sonra göreceğimiz gibi; Rasulullah (s.a.v.) den "istek ve soru kipiyle şüphe ifade eden cümleyle sorulan soruya Rasulullahın verdiği cevap; Rasulullah'tan direkt ve kati imiş gibi istemenin batıl olduğunu, Rasulullah s.a.v. hayatta iken kendisinden ricada, istekte bulunulabileceğini fakat vefatından sonra ise; hayattayken bile dediği "Allah izin verirse" dediği gibi direkt Allah (c.c.)dan istenmelidir.

    Sahabenin, Rasulullah (s.a.v.) hayattayken Şefaat isteme şekli : Enes (r.anh) ''Ey Allah'ın rasulu bana kıyamet gününde şefaat edermisin ? demiştir.

    Gördüğümüz gibi ashab , akideyi bildiğinden Rasulullah vefat etttikten sonra türbesine gidip, ya da ezan-ı şerifi duyduğunda "şefaat ya Rasulullah" gibi gibi batıl sözleri söylememiştir. Hayatta iken söylerken de ricada, aksi olma ihtimalinin de olduğunu bilerek soru ile ricada bulunuyor.


    O halde Rrasulullah s.a.v.in şefaati için duamız :
    "Ya Rabbim (Allah'ım) , bana Rasulullah s.a.v. in şefaatini nasib eyle"

    ****

    Şefaat yetkisi ancak Allah’a aittir. Şefaat, sadece Allah’tan istenmelidir. Ölmüş kimseler isterse peygamber olsun, direkt olarak onlardan asla şefaat istenemez. “Yani, “şefaat yâ Rasûlallah” demek hem “şefaatin tamamının Allah’a ait olduğu âyetine, hem de “ancak Senden yardım isteriz” âyetine ters düşeceği için câiz değildir. Peygamber’den bile şefaat istemek câiz olmadığına göre, Allah’ın dostu olduğu zannedilen kimselerden şefaat talep etmek ya da böyle bir şeyi garanti gibi bilmek hiç mi hiç câiz olmaz.
    “De ki: ‘Şefaatin tamamı Allah’a aittir.” Ancak, “Ey Allah’ım, Rasûlullah’ı bana şefaatçi eyle” diyerek Allah’a duâ edilebilir. Tirmizî’nin rivâyet ettiği bir hadiste peygamberimiz bir sahâbîye şefaatini istemesini şöyle öğretmiştir: “Allah’ım O’nu (Rasulullah’ı) hakkımda şefaatçi kıl.”
  17. Yavuz_Selim

    Yavuz_Selim Islam-TR Üyesi

    Peygamber efendimiz cehenneme giren günahkar müslümanlara, ALLAH (c.c.) izin verirse şefaat etmeyecek mi ?

    Peygamber efendimiz cehenneme giren müslümanlara, ALLAH'ın izniyle şefaat edecekse ALLAH'tan peygamberin şefaatini istemek dolaylı yoldan ''Yarabbi beni cehenneme gönder sonra da Rasulullah'ın şefaatiyle beni cehennemden çıkart'' demek anlamına gelmez mi ?

    Öyleyse neden ALLAH'tan peygamberin şefaatini istemek yerine ALLAH'tan ALLAH'ın rızasını ve ALLAH'ın şefaatini istemiyorsunuz ?
  18. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Düz mantıkla bakarsan bakarsan sadece Allah cc. dan cenneti istersin ama , Hadis usulu gözüyle bakıldığında alimler;
    Hem Allah c.c.dan cenneti istiyor hemde ,
    Sahabe (ehl-i sunnet) havf ve raca (korku ile ümit), arasında olmuş ,ve eğer ahirette sıkıntılı olursam Rabbim bana Peygamberin şefaatini nasib eylesin kurtulayım, ahiretteki durumum iyiyse de daha iyisi olması için peygamberim yardımcım olsun.

    Rasulullah (s.a.v.) in "şefaati gunah-ı kebair (büyük günah) işleyen muslumanlar içindir" demeiş olması küçük günahkarlara şefaat edilmeyecek değil; bilakis özellikle büyük gunahlara şefaat edecektir diye anlaşılmalıdır.
  19. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Tabi ki edecektir. Rasulullah s.a.v.in "Şefaatim büyük günah işleyenleredir" buyruğu ; özellikle bu gibi günahkar muslumanlar için

    2435- Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenleredir.” (İbn Mâce, Zuhd: 37; Ebû Dâvûd, Edeb: 21)

    žTirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir.
    Bu konuda Câbir’den de hadis rivâyet edilmiştir.

    2436- Câbir b. Abdullah (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Şefaatimden ümmetimden büyük günah işleyen kimseleredir.”
    Muhammed b. Ali diyor ki: Câbir bana şöyle dedi: Ey Muhammed büyük günah işlemeyen kimsenin şefaate ne ihtiyacı vardır?(İbn Mâce, Zuhd: 37; Ebû Dâvûd, Edeb: 21)
    žTirmizî: Bu hadis Cafer b. Muhammed rivâyeti olarak garibtir.



    Dolaylı yoldan değil, hadis usulsuz yoluyla öyle anlaşılabilir. Fakat ilim ehli bilir ki; Rasulullah hem muslumanlardan şefaat etmesini istemiş , hemde benden sadece büyük günahkar muslumanlar şefaat istesin gibi bir ifadeyle kayıtlamamışsa; bu özellikle günahkar muslumanlar için daha çok şefaat edeceğim demek şeklinde anlaşılır.

    2441- Avf b. Mâlik el Eşcaî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    Rabbimin katından bir melek bana geldi ve beni ümmetimin yarısını Cennete sokmak ileşefaat yetkisi arasında serbest bıraktı da ben şefaat etmeyi seçtim. Bu şefaat de Allah’a ortak koşmadan ölenleredir.” (İbn Mâce, Zuhd: 38)


    Allah cc. ya, Rasulullahın (s.a.v.) ahiretteki bir sıkıntılı durumumda bana şefaat etmesi için izin verirmisin diye dua etmesi de Allahın rızası ve sonuçta şefaatidir. Allah belli bir kişiye şefaati dilemese; Rasuluna da şefaat etmesini istetmeyecektir.
    Ayrıca Rasulullah , benden şefaat isteyenler Allah c.c. dan cenneti istemesinler, Allaha başka dua etmesinler dememiştir. Kul ölene kadar Rabbinden cenneti ister ve buna rağmen ahirette şefaate ihtiyac duyabilir. bu sebeble Allahdan cenneti istese de , şefaat istemenin zararı yoktur. Çünkü "şefaatim büyük günah işleyenleredir" hadisi şerifi diğer muslumanlara lazım değil veya olunmayacak değildir.
  20. suyunrenqi06

    suyunrenqi06 Islam-TR Üyesi

    Selamün Aleyküm bende anlamıyorum adamlara ayetlerle açıklama yapıyorsunuz (ALLAH C.C)AYETLERİYLE oturup ayetleri düşünecekleri yerde neyse abilerim ben sizleri ALLAH C.C emanet ediyorum emin olun yazmayan çoktur ama biz sizlerden ALLAHC.C izni ve inayetiyle çook yararlanıyoruz ALLAH C.C yolunuzu sıratmüstakim son nefesinizi imanla kabre girme etsin inş her daim hakla batılı ayırt eden feraset nasip etsin inş herşey için tşk ederim :)
  21. eL_Muhacir

    eL_Muhacir Cemaat cihad için,cihad cennet içindir !!! Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    Selamualeykum rahmatullahi ve berekad

    Rasulullah (s.a.v.) in "şefaati gunah-ı kebair (büyük günah) işleyen muslumanlar içindir" bu hadisi şerif (Büyük günahlar deyince ) ne anlaşılması lazım ? şuana kadar okuduğum bütün büyük günahlar ''nasuh tevbe ''etmediği sürece cehennemden kurtulacağını zannetmiyorum ve bu gibi kimselere şefaat hakkı ALLAH Resulu (s.a.v) nasıl tanır ?

    Büyük günahlara örnek olarak 1-ALLAH ortak koşmak 2-Namaz kılmamak 3-Ramazan orucu ve Zekat vermemek 4-Müslüman iffetli hanımlara iftira etmek 5-Faiz ve yetim malı yemek 6-LİVATA 7-UYDURMA HADİS
  22. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    2441- Avf b. Mâlik el Eşcaî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    Rabbimin katından bir melek bana geldi ve beni ümmetimin yarısını Cennete sokmak ileşefaat yetkisi arasında serbest bıraktı da ben şefaat etmeyi seçtim. Bu şefaat de Allah’a ortak koşmadan ölenleredir.” (İbn Mâce, Zuhd: 38)


    Rasululullah cehennemde ebedi kalacak muşrik kafir olan amcasının; kendisine (s.a.v.) (İslam dinine) olan faydalarından ötürü şefaat edeceğini nass ile bildirmiştir. Hal böyle olur iken; ebedi cehennemlik kafir olmayan fakat büyük günah işleyen iman etmiş "muslumanların" şefaati hak etmeleri daha elzem olur.

    4524 - Ebu Sa'id radıyallahu anh anlatıyor: "Ebu Talib Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın yanında zikredilmişti.
    "Umulur ki, Kıyamet günü şefaatim ona fayda eder de, böylece ateşten, topuklarına kadar yükselen sığ bir yere konur, yine de beyni kaynar."
    (Buhari, Menakıbu'l-Ensar 40, Rikak 51; Muslim, İman 360, (210).


    حدثنا مسدد حدثنا يحيى عن سفيان حدثنا عبد الملك حدثنا عبد الله بن الحارث حدثنا العباس بن عبد المطلب رضي الله عنه قال للنبي صلى الله عليه وسلم ما أغنيت عن عمك فإنه كان يحوطك ويغضب لك قال هو في ضحضاح من نار ولولا أنا لكان في الدرك الأسفل من النار

    102-……. el-Abbâs ibnu Abdilmuttalib (R) Peygamber’e: Seni amcan (Ebû Tâlib hakkında şefaat etmek)dan ne alıkoydu?
    Allah’a yemîn ederim ki, o seni her zaman saldırılardan korurdu ve senin için düşmanlarına karşı öfkelenirdi, dedi.
    Peygamber (S) Abbâs’a: “Ebû Tâlib şimdi topuklarına kadar -dibi yakın- ateşten bir çukur içindedir. Eğer benim şefaatim olmasaydı muhakkak o cehennemin en derin çukurunda bulunurdu” buyurdu

    Buhari, “es Sahih”, Ensarın menkıbeleri hadis 102
    حدثنا عبد الله بن يوسف حدثنا الليث حدثنا ابن الهاد عن عبد الله بن خباب عن أبي سعيد الخدري رضي الله عنه أنه سمع النبي صلى الله عليه وسلم وذكر عنده عمه فقال لعله تنفعه شفاعتي يوم القيامة فيجعل في ضحضاح من النار يبلغ كعبيه يغلي منه دماغه حدثنا إبراهيم بن حمزة حدثنا ابن أبي حازم والدراوردي عن يزيد بهذا وقال تغلي منه أم دماغه
    104-…….Ebû Saîd el-Hudrî (R) Peygamber’in yanında amcası Ebû Tâlib(in iyilikleri) zikredildiği sırada, Peygamber’in şöyle buyurduğunu işitmiştir:
    Umarım ki benim şefaatim, kıyamet gününde amcama fayda verecektir. Şefaatimle amcam topuklarına çıkabilen ateşten bir çukura konulacak, oradan beyni kaynayacaktır

    Buhari, “es Sahih”, Ensarın menkıbeleri hadis 104
  23. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Hadi Habibullah'a anlatamadık sen Abdulmuizfida nickli arkadaş neden anlamak istemiyorsun ?..........Şu yazıda anlamadığın bir şey varsa sor alakasız deryalarda yüzme boğulmandan korkarım.........


    Arkadaşlar Bir takım kimselere şefaat izni verileceği hepimizin ittifak ettiği bir konu değilmidir.Şu an için......

    Peygamberimizin şefaat izni verilecekler arasında başı çeken değilmidir...Buraya kadar problem yok....


    İddia şu;Allah resülünden (sav) ne hayatttayken ,ne vefatından sonra ne ahirette şefaat ''Şefaat ya resülallah denmez''' yani ''Allahu tealan'ın isteyen kişiyi bağışlaması için Peygamberimizden dua etmesini istemek'' istenmez.Hatta bu şirk 'tir.

    (Tabiki emir anlamında olmadan rica etmek ve bununda sonun Muhakkak ki şefaatin zaruri rüknü, Allah’ın (cc) iznine bağlı olduğunu bilerek insiyatif verdiği kişilerden istemek kast edildiğinde,zaten Allahu teala kendisi kullandığında şefaat başka anlama gelir,Konumuzdaki şefaatin anlamı Bir kişinin bir diğer kişi için bağışlanma dilemesi dua anlamında Birincisi; Şefaatçı için Allah'ın izin vermesi, ikincisi ise; Allah'ın şefaat edilecek kişi için izin vermesi."Ey Muhammmed! Kaldır başını; ne diyorsan söyle, sözün dinlenecek; şefaat et, şefaatin kabul edilecek; iste istediğin verilecek" hadisinede ters değildir)

    Allah'ın izni ile şefaat edilecek kişiler hadislerde tarif edilmiştir. Şefaat edecek kişiler için Allah'ın izin vermesi olmasaydı zikredeceğimiz hadislerden sonra Allah resülü itiraz ederdi .Ama böyle bir şey vuku bulmamıştr.

    Biz burda Allah resülü (sav) yaşarken vefatından sonra ve mahşerde bu sözün söylenebileceğini bir kaç örnek vererek anlatacağız inşeaallah .

    İddia'nın aksine Enes (r.anh) ''Ey Allah'ın resülü bana kıyamet gününde şefaat edermisin ? '' (1)sözüyle,İbni Karib(r.anh)'' İbni Karibe şefaat eyle''(2) şiirindeki sözüyle Allah Resülünün önünde kendisinden şefaat istemişlerdir.Yani Allah'tan kendileri için Ahirette bağışlanma taleb etmişlerdir.Eğer ki bu yanlış olsaydı Allah resülü gereken itirazı yapardı.Neden yapmadı?

    Allah resülü'nün vefatından sonrada ''Sensin o Nebî ki, umulur şefâati''(3) şiiriyle mezarındaki Bedevi ki ölümünde sonrada Allah resülü kabrinde dirirdir.(4) ,Ahirette ise Mahşer halkının Allah Resülüne gelip gelir: “ Bizim için Rabb’ine şefaat et”(5) diyeceği sahih hadislerle sabittir.

    Burada şöyle bir sual geliyor ''neden direk Allah'tan istenmiyor?.''Tevhidi bize en güzel örnekliği sunan Enes ve İbni Karib (r.anhum) gibi Sahabe neden istememişse ve onlara tevhidi öğreten Allah resülü kendisinden şefati istemeyi neden izin vermişse ve ahiret gibi bir zaman diliminde ve ortamında mahşer halkı neden direk Allah'tan şefaat istemiyorlarsa artık bize hesap sormak düşmez.Bütün bu kişiler ve mahşeri gören halk tevhid ilmini bilmiyordu demek inançlarını hadîslere göre ayarlamak yerine, hadîsleri inançlarına göre tahlîle tâbi tutma yolunu seçenlerin işidir.

    Hani nerde kaldı itiraz sahpilerinin delili oysa biz daha delil getirebilir ve üzerine nice yorumlar yazabilirdik oysa bu kadarı kafidir.

    Dip notlar;
    1-Tirmiz bu hadisi sünende ''kıyametin özellikleri ''kitabının ''sırat hakkında varit olanlar ''babında zikretmiş ve ''Hasen garib'' kabul etmiştir.

    2-Beyhaki delailünün Nübüvve'de İbni Abdilberr ''İstiabda nakletmişlerdir.İbni Hacer'de Fethul Bari 7/18'de Hz. Ömer'in Müslüman olması başlığı altında zikretmiştirler.Ve hiç biri bu sözü Tevhide aykırı bulmamışlardır.

    3-İmâm Ebû Abdillâh Muhammed İbn-i Mûsâ İbn-i Nu’mân el- Mezâlî el Merrâküşî, yine kendi isnâdıyla, Muhammed İbn-i Nu’mân İbn-i Şibl el-Bâhilî’den şöyle dediğini rivâyet etti: Medîneye girdim ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrine vardım. Bir de gördüm ki, bir bedevî devesini hızlıca sürüyor. Hemen devesini çöktürdü ve bağladı. Sonra kabr-i şerîfe girdi ve güzelce bir selâm verip hoş bir düâ yaptı. Sonra da şöyle dedi: Anam babam hakkı içün yâ Resûlelleh sallallâhu naleyhi ve sellem! Kesinlikle Allah celle celâlühû seni vahyine hâs kıldı ve sana içinde evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini topladığı bir kitâb indirdi ve kitâbında, şâyet onlar kendilerine zulmettikler vakit sana gelseler ve hemen Allahtan af isteselerdi, onlar için Resûl de af isteseydi, elbette Allah celle celâlühû’yu tevvâb ve rahîm olarak bulacaklardı buyurdu. Dediği de haktır. Ben sana günahları i’tirâf ederek, seni Rabbine şefaatçı yaparak geldim. O da (şu âyetinde) va’dettiğidir. Sonra kabre döndü ve şöyle dedi:
    Ey en hayırlısı, düzlükte kemikleri gömülenlerin!/ Ve güzel koktuğu onların güzel kokusundan düzlüğün ve yüksek tepelerin.
    Sensin o Nebî ki, umulur şefâati/ Sıratta, kaydığı zamanda ayaklar.
    Canımdır fedâ o kabre ki, sensin sâkini/ Ondadır afâf, ondadır cömertlik, ondadır kerem.
    Sonra da bineğine binip gitti. Ancak mağfiretle gittiğinde hiç şübhe etmiyorum İnşâellah.Muhammed İbnü Abdillâh el-Utbî de bu haberi anlattı ve sonuna şu ilâveyi yaptı: “Derken uyuya kaldım ve hemen Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i rüyâda gördüm, bana şöyle dedi: Ey Utbî! Bedevî’ye yetiş ve ona Allah celle celâlühû’nün onu bağışladığını müjdele.”

    Merhûm Seyyîd Muhammed Alevî Mâlikî şöyle diyor: Bu haberi, İmâm Nevevî, (el-Îzâh:498) İbn-i Kesîr, (“şâyet onlar nefislerine zulmettiklerinde…” âyetini tefsîrinde) Ebû Muhammed İbnü Kudâme, (el-Muğnî:3/556) Ebû’l-Ferec İbnü Kudâme, (eş-Şerhu’l-Kebîr:3/495) Mensur İbn-i Yûnus, (Keşşâfu’l-Kınâ’:5/30) İmâm Kurtubî (Tefsîr:5/265) gibi büyük müfessirler ve muhaddisler nakletmişttir. Hattâ, (büyük fakîh koca muhaddis) İmâm Nevevi,Utbî’nin bedeviden naklettiği bu beytleri, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabrini ziyâret esnasında söylemenin müstehab olduğunu söylemiştir. (Mâlikî’den hulâsa nakil son buldu. Mefâhîm:157-158)

    Haberdeki Mühim Noktalardan Bazısı
    Bir: Bunca büyük muhaddisler ve müfessirlerce şu rivâyet'in kabûl görmesi ve Kur'an’ın açık âyetlerine ters bulunmaması ve şirk kabûl edilmeyip, güzel bulunarak kitâblarına alınmasıdır. Hattâ, mustehab kabûl edilmesidir.
    İki: Bin seneyi aşkındır, hiçbir müctehid, muhaddis, müfessir ve fakîh tarafından şirk olarak görülmemesi, kimsenin Nevevî’ye müşrik damgası vurmaması… İbn-i Kesîr’in meşhûr dediği bu hikâyeye kendisi ve hiçbir âlim tarafından karşı çıkılmaması… Bâtıl olmadığında bir çeşit sükûtî bir icmâın gerçekleşmesi gibi yanlarıdır.
    Üç: Bu rivâyetin sıhhat derecesi ise daha sonra gelecek olan başka bir husûstur…
    Dört: Bir de bilenler bilir ki, sahîh bir isnâdı yoksa da (müctehid ve muhaddis) insanların kabûl ettiği hadîsin sahîh olduğuna hükmedilir.
    ([İbn-i Abdi’l-Berr, el-İstizkâr:1/203, Süyûtî, Tedrîbu’r-Râvî: 25, İbn-i Hümâm, Fethu’l-Kadîr:1/217,3/143, Dârekutnî (Mâlik’den):4/40, Süyûtî, Teakkubât: 12,13], Tânevî, İ’lâ Mukaddimesi, Kavâid Fî Ulûmi’l-Hadîs:39-40)
    Hattâ, Ümmet’in kabûl ettiği hadîs, bize göre Mütevâtir ma’nâsındadır. Çünki, büyük imâmlarımızdan Cessâs, Ahkâmu’l-Kurân’inda başka bir münâsebetle şöyle dedi: Ümmet bu iki hadîsi her ne kadar gelişi âhâd olan/Mütevâtir ve Meşhûr olmayan yolla olsa da kabûl ile karşılamıştır. Bu yüzden Mütevâtir kapsamında olmuştur. Çünki, insanların kabûl ile karşıladığı Haber-i Vâhidler bizce bir çok yerde açıkladığımız sebeble Mütevâtir ma’nâsındadır. ([Cessâs, Ahkâmu’l-Kur’ân: 1/386], Tânevî, İ’lâ Mukaddimesi, Kavâid Fî Ulûmi’l-Hadîs: 40)
    Beş: Utbî kıssası, yukarıdaki nakillerde de görüldüğü gibi âlimlerimizce kabûl gören ve muhtevâsıyla amel etmek müstehab kabûl edilen bir haberdir. O hâlde, bir görüşe göre -senedi zayıf bile olsa- sahîh, hattâ, mütevâtir ma’nâsındadır.
    Hâsılı, .Ve siz ey câhil yobazlar!... Hangi İslâm, hangi ilim, hangi irfan ve hangi hayâ ile bu ameli şirk, ve onu kabûl eden ve bununla amel eden bunca büyükleri müşrik ve kula ibâdet eden kimseler olarak kabûl edebilirsiniz?!...(Darusselam)

    4-“Benim hayatım sizin için hayırlıdır, (benim sağlığımda bir takım işler) yaparsınız, size (onlarla ilgili hükümler) bildirilir Ben öldüğümde ise vefâtım sizin için hayırlı olur, çünkü amelleriniz bana (kabrimde) arz edilir, hayır görürsem Allâh’a hamdederim, şer görürsem Allâh’tan sizin için af dilerim” Artık “Ben vefatından sonra Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in istiğfârından bir şey ummuyorum” diyene, “İnkârcının nasibi ancak mahrûmiyettir” demekten başka ne denebilir? Oysa bu hadîs-i şerîfi Bezzâr gibi bir hadîs hâfızı Müsned’inde zikretmiştir. Hâfız Irâkî“Bu hadîsin isnâdı çok iyidir” demiştir.Heysemî “Bu hadîsi Bezzâr rivâyet etti, ricâli sahihte geçen zevâttır” demiştir. İmam Süyûtî “Bu hadîs sahihtir” demiştir. Kastalânî “Buhârî Şerhi”nde Sahih, Ali el-Kârî “Şifâ Şerhi”nde Sahih, Zerkanî de “Mevâhib Şerhi”nde bu hadîs-i şerîfin sahiholduğunu söylemişlerdir. Abdullâh ibn-i Sıddîk el-Gumarî (Rahi-mehullâh) “Nihâyetü’l-âmâl fî şerhi ve tashîh-i hadîs-i arzi’l-e’mâl” isimli müstakil bir risâleyi sadece bu hadîsin sıhhatini beyâna tahsis etmiştir. Bu hadîsin sahîh olduğuna ve dört mezhep imamı dâhil bir çok imama göre huccet kabul edilen sahîh ve mürsel yollarla rivâyet edildiğine dâir, müstakil kitaplar yazılacak kadar ilim mevcutken, inançlarını hadîslere göre ayarlamak yerine, hadîsleri inançlarına göre tahlîle tâbi tutma yolunu seçen Elbânî gibilerin bu hadîsi zayıf kabul etmeleri, hilekâr tilkilerin, ars-lanların silsilesini koparma teşebbüsü gibi gülünç ve tehlikelidir. Ama elden ne gelir? Hadîs-i şerîfte vârid olduğu üzere: “Dini iyi anlamak ancak Allâh’ın, kendileri hakkında hayır dilediği kimselere nasiptir.”

    5-(Buhari, No:4476; 6565; Müslim, No:193, Ahmed, Müsned, III, 116, 244.))
  24. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    İKİ SEÇENEK VAR

    1- YARABBİM BANA MUHAMMEDİN sallallahualeyhi vessellemin ŞEFAATİNİ NASİP EYLE
    2- ŞEFAAT ET YA RASULLULLAH...


    SEN BEN BİRİNCİSİNİ SÖYLEYEMEM SÖYLEMEM SÖYLEMEK İSTEMİYORUM DİYORSUN .İKİNCİSİ DOGRU OLANDIR DİYORSUN DEĞİLMİ DERİN SULARDA BOĞULMANA GEREK YOK BİR DAMLA SUDA BOĞULURSUN ÖYLE DİYORSAN......
  25. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Vallahi yalan söylüyorsun....

    1-Allah'u teala'dan Peygamberimizin şefaat edeceği insanlardan olmayı istemek delile ihtiyaç duymayacak kadar haktır.

    2-Lakin ikincisi olan Şefaat edecek kimseden şefaat istemek Yani Şefaat ya resülallah demek şirk değildir ,aksine delil vardır.Bizim sözümüz budur.Bu nasları yok saymak ise bidat ehli'nin çıkardığı bir bidattr.Sen ise sahih hadislerle sabit şu sözü hazmedemiyorsun..


    Hasılı kelam Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah'ın Kelam'ı, yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur. İslerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan sey bid'attir ve her bid'at sapıklıktır. Her sapıklık ta atestedir.
  26. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    BAK KENDİN SÖYLÜYRSUN DEĞİLMİ HAKTIR DİYE NE GÜZEL HAK VAR İKEN NE YAPILIR BUNU BİLİYORSUN DEĞİLMİ YAZMAMA GEREK VARMI ANLAYACAK KADAR BİLİYORSUNDUR ...........SELAMETLE
  27. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    BU ARADA KESİNLİKLE BİR GÜN ORUÇ TUT BENCE BEN KESİNLİKLE YALAN SÖYLEMİYORUM ALLAH CELLE CELALUHUYA SIĞINIRIM
  28. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Ferdiosman hayırdır ? , Ehli sünnet akidesine muhalefet ederek isim mi yapmak istiyorsun?

    Kendi delil diye aldığın hadis bizim delilimizdir. Hadi samimiysen sende Rasulullah (s.av.)den canlı olarak görüp konuşup; "şefaat edebilmesini" sorabilirsin". Fakat direkt olarak Allahtan yardım ister, "Ya Rabbi bana yardım et" dua eder gibi "Yardım et ya Rasulullah" manasında "şefaat ya Rasulullah" diyemezsin .
    Bu Kuran-ı kerime aykırı olduğu gibi tevhid akidesine de aykırıdır. Hee sofiyye guruhunda tavhid hak getire olduğu için böyle bir dertleri yoktur.


    Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar. (Bakara 186)

    *****

    Peygamberimize dua ederek bana şefaat eyle diyorsunuz .....işte ısrarla tevhid üzere olamayıp anlamadığınız şu ki :
    Dua yanlız Allah'a c.c. yapılır eğer direkt olarak Allah'tan gayrisına yapılırsa şirk olur. Bu İsterse Peygamber olsun. Tamam biliyoruz Sofiyye büyüklerine göre Hz. Muhammed s.a.v. = ALLAH (Haşa) demektir. Ama ehli sunnet bu küfürden beridir! Çünkü Dua ibadettir ve ibadet(dua) Sadece Allaha(c.c.) yapılır. ..


    Rasulullah (s.a.v.).in "dua ibadetin özüdür" (Tirmizi) sözü de Duanın "İBADETİN ASLINI" oluşturduğunu bildirmektedir. Muslumana bu kadar delilden sonra nefis değil işittik iman ettik demek düşer. Duayı da ibadeti de yalnızca Allaha hasretmeli. Yardımı da direk Rabbinden dilemelidir. Rasulullahın şefaatı haktır. Rasulullahın şefaatını karşılıklı konuşurken "Allah izin verirse bize şefaat eder misin?" diye rica edebiliriz fakat Rasulullahın şefaatının nasib olmasını Direk rasulullahın da bizim de Rabbimiz olan Allahtan isteriz. Ashabında yaptığı bu iki yoldan başka değildi.
    Hala Rasulullahın şefaatının kendisine nasip olmasını Allahı bırakıp peygambere yalvaranlar Rasulleri ilahlaştıranlardan başka bir şey değillerdir.


    Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
    "Allah'ım! Benim kabrimin tapılan bir put haline getirilmesine musaade etme. Allah'ın gazabı, peygamberlerinin kabrini mescid edinenlere çok şiddetli olur." (Malik Muvatta Sefer: 85. Ahmed Musned: 2/246 Ebu Nuaym Hilye: 7/317.)


    Bayram Ali Öztürk : Hz. Muhammed = Allah
    Tasavvufçulara göre Hz. Muhammed s.a.v. ; Allahın ete kemiğe bürünmüş dünyadaki halidir.

    1402

    7138
  29. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Abdulmuiz nickli arkadaş ha gayret bir tevil daha...

    Demekki Hayattayken istenebilrmiş ne sorulabilirmiş.....Hadi bakalım şimdi diğer iddialara.......

    Bu arada sen kimsin hangi gruptansın ben ehli sünetim ,sünnete ittibamızdan belli değilmi ?Hadislerle konuşan benim ya sen kuru bir red.Ayrıca hadislerde kimsenin tekelinde değil.Pardon unutmuşun siz işinize gelen hadisleri alıyorsunuz dimi? Ne oldu yukarda verdiğimiz delillerin cevabı .Yok ki kabul etmek zorundasın .Ama mensubu bulunduğun grup ne ise tassuptan Allah resülünden gelenleri bile kabul edemiyorsun?



    Kendilerine:"Yeryüzünde (Allah'ın emirleri dışına çıkarak) sakın fesat çıkarmayın (bozgunculuk yapmayın)! " denildiği zaman: (Ne Fesadı)"Bizler sadece ıslah ediyoruz" derler.Dikkat edin Fesad çıkaranlar ta kendileridir,fakat farkında değillerdir.(Bakara11-12)
  30. Eski haberci

    Eski haberci Üyeliği İptal Edildi

    arkadaş ben olsam tartışmam herkes kendi eteğindekileri döker tabi ayet ve hadis yani bunlar üzerine zaten tartışma olmaz
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.