Çözüldü Şartlı Nikah Ve Mehir Meseleleri (soruya Cevap)

Konu, 'Tevhid' kısmında ABDULHAK tarafından paylaşıldı.

  1. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye

      
    Şartlı Nikah (Soruya Cevab)


    ŞARTLI NİKAH


    Hanefî Mezhebi : (A'lamu'l-Muvakki'în, IV, 28; T. Muhyiddin Abdııl Hanıid. 2-el-Muğrû,Vl 551)

    a) Eğer şart sahih olup akdin gereğine uygun düşüyorsa ve şer'in hükümlerine ters değilse yerine getirilmesi vacib olur. Kadının, kocasına ailesiyle ya da kumasıyla beraber oturmak yerine yalnız başına oturmayı veya ailesinden izin almaksızın uzak bir yere götürmemeyi şart koşması gibi.
    Kocası kendisiyle mehr-i musemma ile evlenip başka bir şeyi şart koşarsa; örneğin memleketinden çıkarmamak veya üstüne evlenmemek kaydıyla onunla belli bir miktara (meselâ bin'e) evlenirse, şartı yerine getirmesi halinde kadın mehr-i musemmaya hak kazanır; çünkü mehir geçerlidir ve kadının rızası da buna uygundur. Şartı yerine getirmemesi halinde ise başka bir kadınla evlenip ya da memleketinden çıkardığı takdirde kadına mehr-i misil verilir, çünkü kendisine yararlı olacak bir şey kararlaştırılmıştı; bunun verilmemesi halinde kadının rızası gerçekleşmemiş olacağından mehr-i misil verilmesi vacibdir.
    Şeriatin emir buyurduğu şartlar da aynı hükümdedir. Bu da kadının kocasına kendisine iyi muamele etmesini ya da kulüp ve dansedilen yerlere götürmemesini şart koşması gibi.


    Hanefilere göre sahih olan şartlardan biri de, erkeğin kendi hakkında karar verme yetkisini kadına vermesidir ki, bu şartla evlenirse evlilik sahihtir. Fakat evlenen kişi, "Kızını onun hakkında karar verme yetkisi sende olmak kaydıyla benimle evlendir" derse, karar verme yetkisi onun babasının olmaz; çünkü yetki nikâhtan önce verilmiştir.




    b) Eğer şart fasit olursa, yani akdin gereğine uymuyor veya şer'in hükümleri ona cevaz vermiyorsa akit sahih, şart batıl olur. Bu da eşlerden biri veya her ikisine belli bir müddet içinde evlilikten vazgeçebilme hakkının verilmesi şartını koşmak gibidir. Oysa bu, "malî bedellerde fasit olan şart -alışverişte olduğu gibi- akdi ifsat eder" genel kaidesine aykırı düşmektedir.
    Kumasını boşamayı şart koşmak gibi şartın yasak olduğuna dair bir hüküm varsa "Kumasının boşanmasını isteyen kadına nikâh helâl değildir" hadîsinden dolayı şartı yerine getirmek mekruhtur.





    Maliki Mezhebi : (et-Kavânînu'l-Fıkfuyye, 218-220; eş-Şerhu's-Sağîr, II, 374, 376, 579; Bidâyetu'l-Muctehid, H 57)

    Evlilik akdiyle ilgili şartlar iki çeşittir:
    Sahih olan şartlar, fasit şartlar.


    Sahih şartlarda mekruh olan ve olmayan şeklinde iki çeşittir:

    Mekruh olmayan sahih şartlar, akdin muktezasma uygun olan şartlardır.
    Kadının maddi ihtiyaçlarını gidermek, kadına iyi muamelede bulunmak, kadının erkeğe itaat etmesi veya izni olmadan evden çıkmaması gibi şartlardır.
    Kadının evliliğin bozulmasını gerektirmeyen ayıplardan arınmış (salim) olmasını şart koşmak da sahih şartlardandır. Bu da kadının iki veya tek gözünün kör, sağır, dilsiz olması; bakire veya beyaz olmaması gibi şunlardır.


    Mekruh olan sahih şartlar:

    Akde bağlı olmayan veya akidden kasdolunana aykırı düşmeyen ancak bu şartlarda erkeğe zorluk bulunan şartardır. Bu da memleketinden başka yere götürmemesi, onu yolculuğa çıkarmaması, falanca yerden nakletmemesi, üzerine evlenmemesi şartı gibi şartlardır. Bu şartlar kocayı bağlamaz. Ancak boşanma ya da köle azad etme yemini olursa şart bağlayıcı olur.

    Fasid olan şanlar:

    Evlenme maksadına veya akdin gereğine aykırı gelen ya da ona ters düşen şartlardır. Bunlar da; kocasının kuması ve kendisinin yanında tam eşit olarak kalmasını istememek veya kocasından kendisinin yanında kumasının yanında kaldığından bir hafta ya da bir haftadan az ya da çok daha fazla süre sadece kendisine ait olarak kalmasını kadının mahcur (tasarruf hakkı kısıtlanmış) olan biriyle evlenmesi halinde nafakasının onun babası veya efendisi gibi velisine veya kendisine veya kendi babasına ait olmasını şart koşması gibi.
    Bunlar evliliğin amacına aykın şartlardır. Çünkü aslolan kadının nafakasının kocasının üzerine olmasıdır, bunun dışındaki şartlar zararlıdır.
    Evlenmede seçme hakkını şart koşmak (Seçme hakkını şan koşma: eşlerden birinin veya ikisinin belirli bir zaman sonra evlilikten vazgeçme hakkının olması demektir) yahut mehrin bilinmemesine sebep olabilecek bir şeyi mesela ayda kadına şu kadar nafaka verilmesini şart koşmak gibi çünkü bu nafakanın ne zamana kadar devam edeceğini erkek bilmemektedir.

    Kadının, erkekten kendi hakkında karar verme yetkisini elinde bulundurmak istemesi ya da dilediği zaman kendi kendisini boşayabilmcsi veya başka birinden olan çocuğuna ya da akrabalarına (babası veya kardeşi gibi) bakmasını istemesi de böyledir. Bu şartların hükmü, akdi batıl kılıp, henüz zifaf olmamışsa feshedilmesi gereğidir. Fakat erkek kadınla zifaf olmuşsa akit geçerli olup şart ortadan kalkar, istenilen şey batıl olur ve kadına mehr-i misil verilmesi vacip olur.


    Yalnız kadının kendi hakkında karar verme yetkisini elinde bulundurması hakkında şöyle denilmiştir:

    a) Boşanma yetkisi bir sebebe dayalı olursa:
    Eğer sebeb erkeğin yaptığı bir fiil ise caizdir ve kocayı bağlayıcıdır.
    Meselâ erkek kadını dövdüğü veya yolculuğa çıktığı zaman boşanma yetkisinin kadının, kadının babasının ya da bir başkasının elinde olduğunu kabul etmesi gibi. Bir de iltizam (bağlanma) boşanma ya da özgür kılma yeminine dayalı olur. Meselâ ondan başka biriyle evlenmeyeceğine yemin ederse o zaman koca-kadının ileri sürdüğü ric'î, bâin, üçlü veya istediği herhangi bir boşanma şekliyle- şartı yerine getirmek zorundadır.


    b) Eğer sebebi, kocadan başka birinin fiili ise evlilik üzerine bir etkisi yoktur.
    Şart kocayı bağlayıcı değildir, nikâh caizdir.



    Şafiî Mezhebi : (Muğni'l-Muhtâc, III, 226 vd.; el-Muhezzcb, II, 47)

    Sahih ve fasit olmak üzere şartlar iki türlüdür.

    a) Sahih şartlar:
    Bunlar nikâhın gereklerine uygun olan şartlar, nafaka ve eşler arasında eşitlik şartı gibi. Ya da nikâhın muktezasına uygun olmayan, fakat herhangi bir kasdın bulunmadığı şartlar; bundan başka bir şeyi yememesi şartı gibi.


    Hükmü:
    Şart iptal edilir. Yani faydasının olmaması sebebiyle her iki durumda da şartın bir etkisi yoktur. Alışveriş hükmünde olduğu gibi nikûh ve mehir ise sahihtir.

    b) Fasid şartlar:
    Nikâh akdinin muktczasına aykırı düşen fakat asıl amacına (yani cinsî ilişkiye) zarar vermeyen şanlardır. Bunlar da ikinci bir kadınla evlenmemesi, kadına nafaka vermemesi, onunla yolculuğa çıkmaması, karısını başka bir memlekete götürmemesi gibi şartlardır.


    Hükmü: Asıl amacına (cinsî ilişki ya da yararlanma) zarar verilmediği için evlilik sahihtir, fakat şart fasit olur. Çünkü akdin muktezasına aykın düşmektedir. Bu ister birinci misaldeki gibi kadının lehine, ister ikinci misaldeki gibi aleyhine olsun.
    Rasulullah (a.s.), "Allah'ın kitabında olmayan her şart batıldır." (Aişe'nin Berîre kıssası hadîsinden, muttefekun aleyh. Neylu'l-Evtâr, VI, 91) buyurmuşladır.

    Bu durumda mehir de fasit olur; çünkü şart kadının lehine olursa sadece belirtilen şeye razı olmaz. Aleyhine olursa koca, şartı yerine getirilmedikçe belirtilen şeyin bedeline razı olmaz.


    Eğer şart evliliğin asıl amacına zarar verirse:
    Erkeğin kadına, hiç cinsî ilişkide bulunmamayı veya senede sadece bir defa ilişkide bulunmayı ya da kadının erkeğe, sadece gece veya sadece gündüz ilişkide bulunmayı ya da erkeğin kadına cinsî ilişkiden sonra bile olsa boşanmayı şart koşması gibi.
    Böylece evlilik batıl olur, şart akdin asıl amacına aykırı düştüğü için batıl olmasına sebep olmuştur.

    Erkek kadına gece cinsî ilişkide bulunmamayı şart koşarsa akid batıl olmaz. Çünkü koca gece ve gündüz cinsî ilişkide bulunmaya malik olduğu için yapmama hakkına da sahibdir. Bu durumda cinsî ilişkide bulunmamayı şart koşarsa lerkelme hakkına sahib olduğu bir şeyi şart koşmuş olur. Gece ve gündüz kadınla cinsî ilişkide bulunmak kadının üzerine sabit olmuş bir hak olmakla beraber kadın erkeğe, kendisiyle ilişkide bulunmaması şartını koşarsa kocayı hakkından men etmeyi şart koşmuş olur. Bu da akdin aslına aykırı düştüğünden akdi geçersiz kılar.
    Aynı şekilde; erkek kadının kendisinin varisi olmayacağını veya kendisinin kadının varisi olmayacağını veya birbirlerine varîs olmayacaklarını veya nafakanın kocadan başka birinin üzerine olacağını şart koşarlarsa evlilik batıl olur.






    Hanbelî Mezhebi : (el-Muğnî, VI, 548-552; Keşşafu'l-Kınâ', V, 98 vd)

    Şartları Şafii'lerde olduğu gibi ya sahihtir, ya da fasittir ve üç çeşittir:

    a) Sahih olan şartlar:
    Bunlar akdin gerektirdiği veya gerektirmediği fakat akdi yapanlardan birine yaran olan ve akdin asıl amacına zarar vermediği müddetçe şer'an yasaklanmayan akillerdir.

    Hükmü:
    Yarar ve faydanın olması durumunda yerine getirilmesi gerekir. Mesela, kadının erkeğe ihtiyaçlarını gidermesini, kendisine iyi muamelede bulunmasını, başka bir kadınla evlenmemesini, memleketinden çıkarmamasını veya kendisiyle yolculuğa çıkmamasını şart koşması gibi. Ya da erkek, kadının bakire, güzel, eğitim görmüş olması veya körlük, dilsizlik, topallık ve benzeri evliliğin feshini isteyebilme hakkı sabit bulunmayan noksanlardan uzak bulunmasını şart koşması gibi. Bu şartların yerine getirilmesi zorunludur.
    Bunun delili ise Rasulullah (a.s.)'ın "Şartların en önde yerine getirilmesi gerekeni, kadınları o sebeple kendinize helal kıldıklarınız (şartlar) dır, " (Cemaat, Ahmed ve Kutub-i Sitte musannifleri ve Said b. Mansur, Ukbe b. Amir'den rivayet etmişlerdir. Neylu'l-Evtâr, VI, 142) hadîsi ile "Müslümanlar şartları üzeredirler." (Amr İbni Avf el-Meznî'den "sahihtir" diyerek Tirmizî rivayet etmiştir. Subulu's-Selâm, III, 59) hadîsidir.
    Bir de el-Esram'ın rivayeti vardır:
    "Adamın biri bir kadınla evlendi ve kadının memleketini değiştirmeme şartını kabul etti, sonra da onu bir başka yere götürmek istedi.
    Durum Ömer'e bildirilince o, "şartı yerine getirilecektir", deyince adam da, "O zaman bizi boşarsın" dedi.
    Bunun üzerine Ömer de, "Haklar şartlarla belirlenmiştir" dedi.
    Bu şartta kadına yarar olduğu ve evlilikten beklenen maksada mani olmadığı için şartın yerine getirilmesi gerekir. Kadının mehirle fazlalık veya memleketinin parasından başka bir parayı şart koşması durumu gibidir.
    Fakat Rasulullah (a.s.)'ın sözü; "Allah'ın kitabında olmayan her şart batıldır." yani Allah'ın şeriatınde ve hükmünde bulunmayan anlamındadır. Bu şart ise şer'îdir.

    b) Sahih olmayan şartlar:

    Şer'an yasaklanan veya akdin muktezasına ters düşen şartlardır.


    Şartı batıl kılıp akdi sahih kılan şartlar:
    Erkeğin kadına mehir vermeyeceğini, nafakasını vermeyeceğini veya mehir verirse tekrar ondan geri isteyeceğini şart koşması gibi.
    Kadının erkeğe, kendisiyle cinsî ilişkide bulunmamasını ve azl yapmasını, kumasının payından az veya daha fazla kalmasını, haftada sadece bir gece yanında kalmasını şart koşması; erkeğin kadına onun yanında gece değil sadece gündüz kalmayı, kadının kendisine nafaka veya benzeri bir şey vermesini şart koşması gibi.
    Bütün bu şartlar kendiliğinden batıldır, akdin muktezasına aykırı düştüğü ve yapılmasından önce akdin yapılmasıyla vacip olan hakların ortadan kalkmasını ihtiva ettiği için sahih değildir.
    Bu türden olmak üzere, kadın erkekten kumasını boşamasını isterse, şer'an yasaklandığı için bu şart sahih değildir.
    Bu hususta Ebu Hurayra şöyle nakletmiştir:
    "Nebi (a.s.) kadının kardeşinin boşanmasını şart koşmasını nehyetmiştir." (Ebu Hureyre'den naklen muttefekunaleyh. Neylu'l-Evlâr, VI, 142),
    Diğer bir lafızda "Nikâh için kadına sorma" veya "Ekmeğinin veya kabının hakkım versin (kendine düşeni yapsın), rızkı ise Allah'a aittir." şeklinde gelmiştir.

    Nehiy yasaklananın fasit olmasını gerektirir. Zira kadın erkekten akdini feshetmesini, kendi hakkıyla karısının hakkını ibtal etmesini şart koşmaktadır, o yüzden bu şart sahih değildir. Durum kadının erkekten alışverişini feshetmesini şart koşması gibidir.

    Aslen evliliği batıl kılan şartlar:
    Mut'a nikâhı gibi evliliği zamanla sınırlamak, belirli bir vakitte boşamak veya evliliği bir şarta bağlamak, (meselâ velînin: "Kızın annesi ya da filanca razı olursa seninle evlendirdim" demek) veya evlilikte seçme (hıyar) hakkını her ikisine ya da birine şart koşmak gibi şartlar.
    Bu şartlar kendiliğinden batıldır. Bunlarla da evlilik batıl olur.

    Kadını şigar nikahıyla (kadının mehrini bir başka kadının mehri yerine saymak) evlendirmek de batıl şartlardandır. Fakat özel olarak mehirde seçme (hıyar) hakkını şart koşarsa evlilik fasit olmaz; çünkü evlilik mehir söylenmeden de kendisi gerçekleşir.


    Sonuç olarak:


    Fakihler, akdin muktezasına uygun düşen şartların sahih,
    evliliğin amacına aykın düşen veya şeriatın hükümlerine muhalif olan şartların da batıl olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

    Hanefîler, Malikîler ve Hanbelîler, istenilen bir vasfın gerçekleşmesine sebep olan şartlar veya evliliğin feshedilebilmesi hakkının bulunmadığı noksanlardan kadının uzak olması gibi şartların sahih olduğu üzerine ittifak etmişlerdir.

    Ama akdin muktezasından olmayan, fakat evliliğin hükümlerinden herhangi birine aykın düşmediği gibi akdi yapanlardan birine yararı olan şartlar hakkında (başka bir kadınla evlenmemek, kendisiyle yolculuğa çıkmamak veya kendisini evinden ya da memleketinden çıkarmamak vb. gibi) ihtilâf etmişlerdir.

    Hanbelîler bunlann sahih şartlar olup yerine getirilmesi gerektiğini söylerler.

    Hanefîler ise şartların geçersiz, akdin sahih olduğunu söylerler.

    Malikîlere göre ise şartlar mekruhtur, yerine getirilmesi gerekli olmayıp sadece muslehabdır.

    Şafiilerde, şartlar batıldır, evlilik onlann dışında gerçekleşir.


    Fasit olan şartın akde tesiri:


    Hanefîlere göre, fasit olan şart akdi ifsat etmez. Yalnızca şartın kendisi ortadan kalkar, akit ise sahih olur.

    Hanbelîler de Hanefi'lerle ittifak halindedirler. Yalnız bazı şartların akdi batıl kıldığı görüşündedirler; akdin belli bir süre için yapıldığı ibtal edebilme seçeneğini şart koşmak gibi. Bu da onlardaki üçüncü türdür.

    Şafiîlere göre, fasit olan şart akdi ifsat eder.

    Malikilere göre ise, erkek kadınla zifaf olmamışsa aktin feshi vaciptir. Fakat erkek kadınla zifafta bulunmuşsa akit geçerlidir, şart ortadan kalkar, tespit edilen mehir iptal edilip mehr-i misil verilmesi vacip olur.


    Evliliğin Sıhhat Şartları


    Evliliğin sıhhati için on şart koşulmuştur. Bunlardan bir kısmı üzerinde ittifak edilmiş, bir kısmmda ise ihtilâf edilmiştir. (ed-Durru'l-Muhtar ve Reddu'l Muhtar; II, 373,379, 835; el Bedayi', II, 351-357,369 vd., 385 vd.; Tebyinu'l-Hakâik, III, 98 vd.; eş-Şerhu'l-Kebir, II, 236,240; eş-Şerhu's-Sağir, II, 335-340,373 382; Şerhu'r-Risâle, III. 36; Muğni'l-Muhtâc, III, 144, 147; el-Muhezzeb, II, 40; et-Muğni, VI 450-453; Keşşafu'l-Kına\ V, 41-74; el-Kavâninu'l-Fıkhhyye, 197-200.)

    1- Fert olarak akde mahal olması,
    2- Akit sigasında ebediyet,
    3- Şahid bulunması,
    4- Rıza ve seçme,
    5-Kan ve kocanın belli olması,
    6- Umre veya Hac için ihram halinde bulunmama,
    7- Mehirle olması,
    8- Gizlemek için anlaşmamak,
    9- Eşlerin birinin veya ikisinin tehlikeli bir hastalığı olmaması,
    10- Veli.

    Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî; İSLAM FIKHI ANSİKLOPEDİSİ; C: 9, S: 46 - 52

    İlgili Konular :


    ÜÇ TALAK AYNI ANDA OLSA DA BOŞAMA GERÇEKLEŞİR DİYENLER VE DELİLLERİ
    http://www.islam-tr.com/forum/konu/...osama-gerceklesir-diyenler-ve-delilleri.7976/
  2. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye


    Aleykumselam we rahmetullah;

    İlk sorun yazının son kısmında Sonuç meselesinde açıklanmıştır . Mehir konusuna gelelim :

    Mehrin Tarifi, Hükmü

    Mehir:
    Kadının, kocasının kendisi ile evlenmek için akit yapması veya gerçekten zifafta bulunmasıyla hak ettiği maldır.
    Fethu'l-Kadir kenarında bulunan el~ İnaye kitabının muellifi mehri şöyle tarif etmiştir:
    "Nikâh aklinde koca üzerine kadının buz'u (ondan cinsî yönden yararlanma) karşılığında ya belirlenerek (tesmiye) ya da akit sebebiyle vacib olan maldır."


    Bazı Hanefiler ise şöyle tarif etmişlerdir:
    "Mehir, kadının nikâh akdi veya cinsî ilişki sebebiyle haketliğidir."


    Malikîler ise şöyle tarif etmişlerdir:
    "Kendisinden yararlanmanın karşılığı olarak kadına verilen haktır."


    Şafiîler ise şöyle tarif etmişlerdir:
    "Nikâh ve cinsî ilişki sebebiyle veya süt emzirme, şahidlerin vazgeçmesi gibi mecburen buz' (kadından cinsî bakımdan yararlanma) hakkının elden çıkması sonucu icap eden şeydir."


    Hanbelîler de şöyle tarif etmişlerdir:
    "İster akidde isterse sonradan hakim veya her iki tarafın rızasıyla belirtilsin, nikâhın veya nikâhın benzerlerinin karşılığıdır (Şüpheye dayanarak yapılan cinsî ilişki veya mukrahe (ilişkiye zorlanan kadın) ile yapılan ilişki gibi)."


    Mehrin on tane adı vardır:
    Mehir, sadak veya sadaka, nihle, ecir, fariza, hibâ, ukr, alaik, tavl, nikâh.
    Allahu Teâlâ, "Sizden her kim, hür olan mu'min kadınları nikâh edecek bir zenginliğe kudreti olmazsa" (Nisa, 25),


    "Evliliğe imkân bulamayanlar, Allah fazlından onların ihtiyacını giderinceye kadar iffetli kalmaya çalışsınlar." ayet-i kerimelerinde tavl ve nikâh kelimelerini zikretmiştir (Nur, 33).

    Bazı kimseler sekizini şöylece bir beyitte toplanmışlardır:
    Sadak, mehir, nihle, fariza, hiba, ecr sonra ukr, alaik.


    Hükmü:
    Kadına değil erkeğe vacibtir. Tariflerde belirtildiği gibi iki durumdan biriyle vacib olur. Çünkü kadının insan olmasına saygı göstermek için İslâm ülkesinde vuku bulan bir cinsî ilişki ya ukr'u (mehri), ya da akr\ (yani had cezasını) gerektirmektedir.


    a) Sahih olan akit:
    Hanbelî ve Hanefîlere göre halvet veya ölüm veya cinsî ilişki kesinleşmedikçe yansı veya tamamı düşebilir.


    b) Gerçek zifaf hali:
    Şüpheli ilişki hâlinde veya fasid evlilikte olduğu £ibi o takdirde mehir ya ödenerek veya ibra edilerek (aklanmak suretiyle) düşer.


    İslâm ülkesinde ilişkide bulunmak ceza veya mehirden hâli değildir. Bu kadının insanlığına saygıdır.

    Mehrin vacib olmasının delilleri : (el-Muğnı, VI, 679; el-Muhezzeb, II, 55)

    Kur'an'dan:
    Allahu Teâlâ buyuruyor ki: "Nikâh ettiğiniz kadınların mehirlerini seve seve verin." (Nisa, 4).

    Yani bu Allah tarafından verilmiş bir armağan veya bir hediyedir.
    Çoğunluğa göre ayetin muhatabı kocalardır. Veliler olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü cahiliye döneminde veliler mehri alıyorlardı ve ona nihle adını vermekteydiler. Bu da mehrin kadına ikramda bulunmanın ve onunla evlenmeye rağbeti bulunduğunun sembolü sayılıyordu.


    Allahu Teâlâ buyuruyor ki:
    "O hâlde, onlardan hangisi ile faydalandınızsa mehirlerini kendilerine farz olarak verin." (Nisa, 24),


    "Mehirlerini de güzellikle kendilerine verin." (Nisa, 25),

    "Haram kılınanların dışında kalanlar namuslu ve zinaya sapmayan insanlar halinde yaşamanız şartıyla imallannızla (yani mehir vererek) arayıp nikahlamanız için size helâl kılındı." (Nisa, 24)

    Sünnetten:
    Rasulullah (a.s.) evlenmek isteyene şöyle demiştir:
    "
    Demir bir yüzük oba bile bul ve getir" (Muslim, Buhari ve Ahmed üzerine ittifak etmişlerdir. Sehl b. Sa'd'dan alınmıştır. Neylu'l-Evtâr, VI, 170)


    Rasulullah (a.s.) hiçbir evliliği mehirsiz bırakmamıştır.
    Mehrin akid esnasında tesbit edilib belirtilmesi sünnettir. Çünkü Peygamber (a.s.) hiçbir nikâhı mehirsiz bırakmamıştır. Böyle yapmak husumeti (anlaşmazlığı) önleyicidir. Bir de kendini Peygamber (a.s.)'e hibe eden kadının nikâhına benzememesi için böyle yapılır.


    İcma:
    Nikâhta mehrin meşru olduğunda Müslümanlar icma etmişlerdir.


    Mehrin vacib olmasının hikmeti:

    Bu akdin önemini ve yerini ortaya koymak, kadını izzetli kılmak ve ona değer vermek, onunla karşılıklı saygıya dayalı bir evlilik hayatı kuracağını göstermek, onunla uyumlu bir hayat yaşayacağına dair iyi niyetini belirtmektir. Ayrıca evlilik için gerekecek elbise ve masraflar için kadının hazırlanmasına imkân sağlanmış olur.
    Mehrin kadına değil sadece erkeğe vacib olması şeri kaidelerin "Kadın, ister eş ister kız isterse de anne olsun hiç bir nafaka göreviyle yükümlü değildir." kaidesi ile uyum arzetmektedir.
    Mehir veya geçim nafakası ve başka şeyler olsun nafakadan erkek sorumludur, çünkü erkek nzk peşinde koşmaya ve kazanmaya daha yatkındır.
    Kadının görevi ise evi düzenlemek, çocukları terbiye etmek ve nesli devam ettirmektir. Bu da kolay ve basit olmayan bir yüktür. Eğer mehrin verilmesiyle yükümlü kılınır, onu elde etmeye mecbur bırakılırsa yeni zorluklar yüklenmek zorunda bırakılmış olur ki, bu yolda onun saygınlığı da azaltılmış olur.
    Kur'an-ı Kerim kadınla erkek arasında malî sorumlulukların dağılımını belirtmiştir. Allahü Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
    "Erkekler, kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi islerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler (onlara) mallarından infak etmekte, harcama yapmaktadırlar. (Nisa, 34).


    Mehir, evliliğin ruknu veya şartı değildir:

    Mehrin -akidde vacib olmasına rağmen- evliliğin ne bir şartı ne de bir ruknu olmadığını evliliğin şartlan bahsinde belirtmiştik.
    (el-Bedayi, II, 274; Keşşafu'l-Kına, V, 144,174; et-Muhezzeb, II, 55,60; Muğni'l-Muhtac, III, 229 Bidayetel-Muctehid, III, 25; eş-Şerh es-Sagir, II, 449)

    Gerçekte evliliğin üzerine terettüp eden sonuçlardan biridir. Bu sebeble onda meydana gelecek olan basit bir bilmezlik ve düzeltilmesi mümkün olan aldanma affedilmiştir:
    Çünkü evlilikten amaç kadın erkeğin bir araya gelmesi ve yararlanmadır. Eğer akit mehirsiz gerçekleşirse sahihtir ve ittifakla kadına mehir verilmesi vacib olur.
    Bunun delili ise şu ayettir:
    "Kendilerine dokunmadığınız (yani zifaf yapmadığınız) yahut kendilerine bir mehir tayin etmediğiniz kadınları boşadınızsa bunda size günah yoktur" (Bakara, 236)
    Mehirin tesbitinden ve zifaftan önce boşanmayı Allah teâlâ mubah kılmıştır. Bu da mehirin şart ve rükün olmadığının delilidir.
    Sünnetten delil:
    Alkame'den gelen şu rivayettir:
    "Abdullah İbni Mesu'ud'a zifafta bulunmadan ve bir mehir de tesbit etmeden ölen bir adamın karısı hakkında soruldu. Abdullah dedi ki: "Emsali (benzeri) kadınların aldığı miktarda mehri alması, miras alması ve iddet beklemesi görüşündeyim."
    Ashabdan Ma'kıl b. Sinan el-Eşcaî bunu duyunca Hz. Peygamberin (s.a.v.) de Vâşık kızı Berva' hakkında aynı şekilde hüküm verdiğine şahidlik etti."
    (Beşler (Ahmed ve diğer sünen sahipleri) rivayet etmiş, Tirmizi de tashih etmiştir. Hakim, Beyhaki ve İbni Hıbban da rivayet etmişlerdir, ibni Mehdi de tashih etmiştir. Neylu'l-Evtar, VI, 172.)

    Ukbe b. Amir'in hadisi de aynı görüşü desteklemektedir. "Derki: Rasulullah (a.s.) bir adama şöyle dedi:
    "Seni filancayla evlendireyim mi?"
    Evet, dedi.
    Kadına da dedi ki: "Seni filanca ile evlendirmemi kabul ediyor musun?"
    Kadın da: Evet, dedi.
    Onları birbirleriyle evlendirdi. Adam kadınla gerdeğe girdi. Ama herhangi bir mehir tesbit etmemişti.
    Bir süre sonra kendisine ölüm vakti geldiğinde ise şöyle dedi: "Rasulullah (a.s.) beni filanca ile evlendirdi. Ona herhangi bir mehir tesbit etmemiştim. Başka bir şey de vermedim. Şimdi ona mehir olarak Hayberdeki hissemi veriyorum"
    Kadın o hisseyi alıp yüz bin dirheme sattı."
    (Ebu Davud ve Hakim rivayet etmişlerdir.)

    Buna binaen eğer karı-koca mehirsiz evlenir veya şer'î olarak mülk edinilmesi caiz olmayan domuz, içki ve koyun dışkısı gibi bir şeyi mehir yerine tesbit ederlerse Malikiler dışında cumhura göre akit sahihtir.
    Kadın için de ölüm veya ilişki olması hâlinde mehr-i misil vacib olur.

    Malikiler ise şöyle dediler:
    Karı-koca mehrin olmamasına ittifak ederlerse nikâh fasittir.


    Mehrin Türleri ve Her Türün Vacib Olduğu Durumlar

    Fakihlere göre mehir, mehr-i musemma ve mehr-i misil olmak üzere iki türdür: (»)

    Mehr-î musemma : (İsimlendirilmiş, belirlenmiş):

    Akit sırasında veya akitten sonra belirlenen mehirdir. Akit sırasında üzerinde açıkça ittifak edilen veya ak i ilen sonra kadın için kararlaştırılan veya hakimin kararlaştırdığı mehirdir. "Daha evvel mehir tayin etmişseniz, o vakit tayin ettiğiniz mehrin yansı kadınlarındır." (Bakara, 237) ayetinin genel manası budur.

    Kocanın zifaf (gerdek)'tan önce veya sonra örfe göre kansına verdiği zifaf elbiseleri ve gerdek hediyesi gibi şeyler akitte mehr-i müsemmadan sayılır. Çünkü insanlar arasında örf olarak kabul edilen hususlar da akitte sözlü olarak şart koşulan gibidir. Akde eklenmesi gerekir ve akit sırasında olmamasını şart koşmazsa koca bununla yükümlü kılınır.

    Malikîlere göre (eş-Şerhu's-Sagir, II, 455 vd. ) kadına akit sırasında veya akilten sonra verilen, şart koşulmazsa bile mehirden sayılır. Akilten önce kadının velisine verilen de öyledir. Zifaftan önce kadın boşanırsa, koca hediye elliğinin yansını geri alır. Fakat akitten sonra veliye hediye edilen onun olur. Ne kadının ne de kocanın onu velîden almaya hakkı yoktur.

    Mehr-i misil (Benzer miktar mehir):

    Hanefîlere göre:
    Akit sırasında zevceye baba tarafından (babasının kabilesinden değilse annesinin tarafı olmaz) benzeri olan bir kadının - aynı şehirde ve aynı zamanda yaşayan amcası kızı, halası ve kız kardeşi gibi- metnidir. Benzerlik (mumaselet) genellikle tercih edilen mal, güzellik, yaş, akıl ve din gibi özelliklerde olur.
    Kadının malının fazlalığı, aklı, dini, güzelliği ve gençliği mehrini arttırır.
    Kendi ailesinden olan kadınların mehr-i misilinin kendisine vacib olması için iki kadın arasındaki benzerliğin bu özelliklere göre olması gerekir. Eğer babasının tarafından kendisiyle benzer olan bir kadın bulunmuyorsa sosyal seviye açısından babasının ailesine benzeyen bir kadının mehr-i misili esas alınır. O da bulunmazsa muteber olan yemin etmesi şartıyla kocanın sözüdür. Çünkü kadının iddia ettiği fazla miktarı o inkâr etme durumundadır.

    Mehr-i mislin sabit olması için, iki adamın ve iki kadının harberdar edilmesi ve şehadet lafzı (sözü) şarttır. Eğer doğru şahitler bulunmazsa söylendiği gibi muteber olan -yeminiyle beraber- kocanın sözüdür.

    Hanbelîlere göre:
    Annesi ve babası tarafından olan bütün akrabalarından kendisine eşit durumda olanlara göre tespit edilir. Bunun için kız kardeşi, halası, halasının kızı, annesi, teyzesi ve diğerleri gibi sırayla en yakın olanlar esas alınırlar. Bu da İbni Mesud'un mufavvad (Mufavvada/ Mufavvida; reddetmek veya olacağına bırakmak demek olup Hanbelîlerde iki çeşittir:
    Tajviz el-bud' (organ): Babanın mucber durumdaki küçük kızını mehirsiz evlendirmesi veya kadının velisine kendisini mehirsiz evlendirmesi için izin vermesi demektir.
    Tafvid el-mehir: Erkeğin kadınla, kadının veya kendisinin veya velinin veya başka bir yabancının istediği mehir üzere evlenmesidir. (Keşşafu'l-Kınâ', V, 174 vd.) kadınla ilgili daha önce geçen hadîsine göredir "Ailesinden olan kadınların, mehri ona verilir." Çünkü mutlak akrabalığın genel bir etkisi vardır. Eğer akrabalarından emsali yoksa bulunduğu şehrinin kadınlanından ona benzer olanlar esas alınır. Eğer bunlar da yoksa yakın şehirden kendisine benzerlikte en yakın olan kadınlar esas alınır.

    Şafiî ve Malikîlere göre:
    Genellikle erkeğin kendisiyle benzer kadınları talip olduğu mal, para ve altın... gibi şeylerdir.

    Şafiîlerde mehr-i misil akraba kadınların mehrine göre tesbit edilir. Alkame'nin hadîsi buna delâlet eder:
    "Abdullah İbni Mesud'a bir erkeğin evlendiği, sonra öldüğü, kadına mehir tespit etmediği ve onunla cinsî ilişkide bulunmadığı şeklinde bir mesele getirildi.
    Dedi ki: Ona ailesinden olan kadınların mehrinin aynısını ve mirasın verilmesini ve iddet beklemesi görüşündeyim.
    Bunu duyan Ma'kıl b. Sinan el-Eycaî de, Peygamber (a.s.) in de Vâşık kızı Berva' hakkında aynı hükmü verdiğine şehadet etti."
    (Beşler, İmam Ahmed ve Sunen musannifleri rivayet etmişler, Tirmizî de tashih etmiştir. Aynı zamanda Hakim, Beyhakî ve Ibni Hibban da rivayet etmişler ve İbni Mehdi tashih etmiştir. Neylu'l-Evtâr, VI, 172)

    Akrabalardan en yakın olan nazar-ı itibara alınır ki onların en yakını da kız kardeşler, erkek kardeşlerin kızları, halalar ve amca kızlarıdır. Asabe (baba tarafından) kadınlar yoksa, teyzelerden ve annelerden kendisine en yakın olanlar nazar-ı itibara alınır. Çünkü onlar ona daha yakındır. Akrabalan yoksa şehrin kadınları esas alınır, sonra kendisine en çok benzeyen kadınlar esas alınır.


    Malikîlere göre (eş-Şerhu'l~Kebîr, II, 316-317; el-Kavaninu'l-Fıkhıyye, 204) ise mehr-i misil zevcenin akrabalar ve kendisinin seviye, mal ve güzelliği yönünden durumuna göre tesbit edilir.
    Bu öz veya üvey kız kardeşin mehrinin aynısıdır. Anne veya baba bir halanın mehri esas alınmaz. Mehr-i misil onlara göre tespit edilmez. Çünkü onlar başka bir kavimden sayılırlar.
    Eşitlik, Hanefilerde olduğu gibi mezheblerin ittifakı ile şu özelliklere göredir.
    Dindarlık, mal, güzellik, akıl, ahlâk, yaş, bakirelik, dulluk, memleket, soy ve hasep (yani babalann övünme sebeplerinden sayılan cömertlik, ilim, iyilik, yardım severlik, salih olmak, emirlik ve benzeri gibi mehrin kendisinden dolayı değiştiği her şey)

    Bu özellikler sahih nikâhta akdin yapıldığı gün fasit nikâhta ise cinsî ilişkinin bulunduğu günde göz önünde bulundurulur. Çünkü bu, mehr-i misilin kararlaştırıldığı vakittir. Şubheye dayalı ilişki gibi ilişki günündeki özelliklere göre mehr-i misil vacib olur.

    Hanbelîler ise şöyle derler:
    Kadının akrabalarının âdeti mehri hafif tutmaksa hafifletme esas alınır.
    Âdetleri yüksek bir mehir kararlaştırmak ise bunu alamazlar. Çünkü onun varlığı ile yokluğu aynıdır. Eğer âdetleri tecil (sonraya bırakma) ise müeccel olarak kararlaştırılır. Çünkü kendinden olan kadınların mehridir.
    Âdetleri tecil etmek değilse peşin olarak kararlaştırılır. Çünkü telef olmuş bir şeyin bedelidir. Telef olan malların değeri gibi bunun da peşin olması gerekir. Eğer âdetleri vaktinde verme veya tecil etmede yahut da az veya çok olmada farklı ise orta derecede olan esas alınır. Çünkü âdil olan budur ve o ülkenin parasından ödenir. Eğer birçok çeşit para birimi kullanılıyorsa en yaygın olanından alınır. Çünkü, telef olan bir malın bedeli olduğundan telef olanlarla aynı değerdedir.
    [
    Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî; İSLAM FIKHI ANSİKLOPEDİSİ; C: 9, S: 198 - 201 ve 210-212 arası
  3. Kozzsoy

    Kozzsoy Islam-TR Üyesi

    Beyaz nedir ??? Tercüme hatası mıdır ???
  4. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin Forum Yöneticisi

    Maliki mezhebine göre, nikah kıyılırken mekruh (olan ve) olmayan şartlar ileri sürülebilir. Mekruh olmayan (mubah) şartlarda kadının hiç evlenmemiş (bakire) olması ve esmer, zenci vs değilde beyaz tenli olması şartı da istenmiş olması nikaha zarar vermez, nikahın mubah şartlarındandır demekte.
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.