SAİD NURSİ İLE İLGİLİ ALINTILAR VE İDDİALAR!!!

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında salihmusab tarafından paylaşıldı.

  1. salihmusab
    Islam-TR Üyesi


    paylaşacağım döküman takvahaber.net adlı siteden alınmıştır. bu sözler tabileri tarafından nasıl değerlendirilmekte veya tevil edilmektedir. bilgisi olan varsa yardımcı olursa sevinirim.
    - Cehennemde vücudum o kadar büyüsün ki ehli imana yer kalmasın (Sözler, sf:711 Konferans Yeni Asya Neşriyat)
    - Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır (Mektubat sf:543 26.mektup Cay-ı Dikkat Bir Hal- Y.A.N.)
    - Şeraitte yüzde doksandokuz ahlak,ibadet,ahiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nisbetinde siyasete müteaaliktir (alakalıdır). Onu da ulu’l-emr’lerimiz düşünsünler. (Tarihçe-i Hayat sf:106 ilk hayatı yedinci cinayet Y.A.N.)
    - Bu hizmete yani ehli imanı dalaleti mutlakadan (mutalk inançsızlıktan) kurtarmaya lüzum olsa dünyevi hayat gibi uhrevi hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim. Binler dostlarım ve kardeşlerimin cennete girmeleri için cehennemi kabul ederim. (Sike-i Tasdiki Gaybi sf:23-24 Y.A.N.)
    - Sonra ben cemiyetin iman selameti yolunda ahiretimi de feda ettim. Gözümde ne cennet sevdası var, ne de cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmibeş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir said değil, bin said feda olsun. Kuran’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem. Orası bana zindan olur. Cemiyetimizin imanını selamette görürsem Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur. (Tarihçe-i Hayat sf:962 Isparta Hayat Tahliller Y.A.N.)
    - Bir zaman – küçüklüğümde hayalimden sordum: Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa baki, fakat adi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin? Dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden Ah! Çekti. Cehennem de olsa beka isterim dedi. (Şualar sf:350 Onbirinci Şua Meyve Risalesi Sekizinci meselenin bir Hulasası – Birincisi Y.A.N.)
    - Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, bugün belki Said topraklar altında çürümüş gitmişti. (tarihçe-i hayat sf:961 Isparta hayatı-tahliller Y.A.N)
    - Allah’ın ilk yarattığı şey benim nurumdur. (uydurma Hadis) (Mesnevi-i Nuriye sf:194 Y.A.N.)
    - Sen olmasaydın (ya Muhammed) sen olmasaydın kainatı yaratmazdım (uydurma Hadis) (Mesnevi-i Nuriye sf:511 Y.A.N.)
    - Ben gönderilen risaleleri mütalaa ettim. Bir kısım hakikatleri mükerrer gördüm. Makam münasebetiyle tekrar edilmiş. Benim arzu ve belki ihtiyarım olmadan niçin böyle olmuş, kuvve-i hafızama (hafıza gücüme) gelen nisyandan (unutmadan) sıkıldım. Birden şiddetli bir ihtar ile “on dokuzuncu sözün ahirine bak” denildi. (Kastamonu Lahikası sf:29 yirmiyedinci Mektuptan Y.A.N.)
    - Bu gelen mukaddime lüzumundan fazla izah edilmekle beraber, bir derece uzun olmasıi ihtiyarsız olmuştur. Demek ihtiyaç var ki öyle yazdırıldı. (Şualar sf:165 Yedinci Şua Ayetul kubra, mühim bir ihtar ve bir ifade-i meram Y.A.N.)
    - Risale-i nur da aynı şekilde ne Doğu’nun kültüründen ve ilimlerinden, ne de Batı’nın felsefe ve fen bilimlerinden gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nurdur. Ama semavi olan Kuran’ın, Doğunun ve Batının üzerinde olan Arş’daki yüksek yerinden alınmıştır. Şualar sf:833 Birinci Şua Sözler Yayınevi)
    - Yarım ümmiyim. Bir saatte ancak bir sahifeyi çok noksan yazımla yazabilirim. (Tarihçe-i Hayat sf:346 Eskişehir hayatı Y.A.N.)
    - Ben ümmi ve kalemsiz olduğum için sizin kalemleriniz benim kalemim sayılır (Lemalar sf:404 Bir kısım kardeşlerime hususi mektuptur, ikincisi Y.A.N.)
    - Kuranın nükteli, hikmetli, lüzumlu usandırmayan tekraratı gibi onun da lüzumlu hikmetli, belki zaruri ve maslahatlı tekraratı vardır. Herkes Kurana muhtaçtır fakat herkes, her vakit kuranı okumaya muktedir olamaz. Fakat bir sureye galiben muktedir olur. Onun için en mühim Makasıd-ı Kuraniyye ekser uzun surelerde derç edilerek her bir sure bir küçük Kuran hükmüne geçmiş. Demek hiç kimseyi mahrum etmemek için, haşir ve tevhid ve Kıssa-i Musa gibi bazı maksatlar tekrar edilmiş. Aynı ehemmiyetli hikmet içindir ki, bazı defa haberim olmadan, ihtiyarım ve rızam olmadığı halde, bazı ince hakaik-i imaniye ve kuvvetli hüccetleri müteaddit risalelerde tekrar edilmiş. Ben çok hayret ederdim. Neden onlar bana unutturulmuş (tekrar yazdırılmış). Sonra kati bir surette bildim ki herkes, bu zamanda Risale-i Nur’a muhtaçtır, fakat umumunu elde edemez. Elde etse de tamam okuyamaz. Faka küçük bir Risale-i nur hükmüne geçmiş bir Risale-i camiayı elde edebilir ve ekser vakitlerde muhtaç olduğu meseleleri ondan okuyabilir. Ve gıda gibi her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi, o da mütalaasını tekrar eder. (Tarihçe-i Hayat sf:444-445 Kastamonu hayatı, Ahiret kardeşlerime mühim bir ihtar-İkinci madde Y.A.N.)
    - Ben şu vazife-i kudsiyede bilmeyerek istihdam olunurdum, siz bilerek hizmet ediyorsunuz, bahtiyarsınız. (Barla Lahikası sf:404 Hulusi Beye hitaben yazılmış bir mektuptur, Y.A.N.)
    - -“biz her peygamberi kendi kavminin dili ile gönderdik ki; onlara iyice açıklasın” İbrahim suresi 4. ayet açıklamasında : Elçilik ve peygamberliğin naib ve vekillerinin her asırda bulunması bir kural olduğu için bu ayet, bir mirasçılık görevi yapan Risale-i Nuru kendi fertleri içine bir işaret anlamıyla sokuyor ve silinin Arapça olmayıp Türkçe olmasının sebebini açıklıyor. (Şualar c:1 sf:847 Birinci şua 4.ayet Sözler Yayınevi)
    - Şu fıkra (bölüm) Arabi geldiği için Arabi yazdırıldı. (Sözler sf:437 yirmialtıncı söz – hatime Y.A.N.)
    - Yani bu münacat kalbe Farısi olarak tahattur ettiğinden Farisi yazılmıştır. (sözler sf:190 iman ve küfür muvazeneleri – 17.söz kalbe farısi olarak tahattur eden bir münacat Y.A.N.)
    - “O iman edenler için hidayet ve şifadır” (Fussilet 44 mealen) ayeti hakkında : Bu ayetin makam-ı cifrisi olan binüçyüzkırkaltı adedi, Resaili’n-nur’un binüçyüzkırkaltıda şifadarane etrafa intişaratının (yayılmasının) tarihine ve Mu’cizat-ı Ahmediye Aleyhissalatu vessalam namında olan Risale-i harikanın zaman-ı telifine tam tamına tevafukudur. (Şualar sf:1081 Birinci Şua Onaltıncı ayet Y.A.N)
    - Ey iman edenler! Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla! Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin." (Tahrim 8 mealen) ayeti hakkında : Yegulune Rabbena etmim lena nurena (derler ki rabbimiz nurumuz tamamla)cifirce binüçyüzyirmialtı ederek o tarihteki Hürriyet ınkılabından neş’et eden fırtınaların hengamında her şeyi sarsan o fırtınaların ve harplerin zulumatından kurtulmak için nur arayan müminler içinde Resailin Nur şakirtleri az bir zaman sonra tezahür ettiklerinden bu ayetin efradı kesiresinden bu asırda bir masadaki onlar olduğuna bir emaredir. Vağfirlena bizi bağışla cümlesi binüçyüzaltmışa bakıyor. Demek bundan beş altı sene sonrası istiğfar devresidir. Resailin nur şakirtleri o zamanda istiğfar dersi vereceğini remzen bir imadır. (Şualar sf:1083-1084 Birinci Şua ondokuzuncu ayet Y.A.N)
    - Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir. (Nur Suresi 35 mealen) ayeti hakkında : Birinci ayet-i nur Birinci Şuada ispat edilmiş ki on işaretle Risale-i Nura bakıyor. Mucizane Kuran’ın o tefsirinden haber veriyor. (şualar sf:987 onbirinci şua, elhüccetüzzehranın ikinci makamı Y.A.N) Hem işaret eder ki; resailin nur müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır alim olur. Hem resailin nurun ortaya çıkması hem de müellifinin veladetini (doğumunu) remzen haber veriyor. Resailin nurun bu ayetin iltifatına liyakatini anlamak isteyen zatlar, hangi risaleye dikkatle baksalar anlarlar. (şualar sf:1063,1065 Birinci şua birincisi Y.A.N.)
    - Allah katında din İslam’dır. (Al-i İmran 19) ayeti hakkında : inneddine indallahil İslam = 549 Resaili’n-Nur=548 Lam-ı tarifsiz = 548 (Tılsımlar Mecmuası sf:192 Maidetu’l-kuran Tenvir Neşriyat)
    - Ey insanlar Rabbinizden size kesin bir delil geldi. Ve size apaçık bir nur indirdik. (Nisa 174 mealen) O kudsi burhani ilahinin bu zamanda parlak ve kuvvetli bir bürhanı olan resailin nura dahi ikinci cümlesi olan enzelna ileykum Nuran mubinen (size apaçık bir nur indirdik) adedi iki tenvin vakıfta iki tenvin sayılmak cihetiyle beşyüzdoksansekiz ederek aynen tam tamına resailin nura ve resaletun nur adedine tevafuk ile o semavi burhani kudsinin yerde bir burhanı, Resailin nur olduğunu remzen haber veriyor. (Şualar sf:1080 birinci şua onbeşinci ayet Y.A.N)
    - Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider. (Hucurat 2 mealen) ayeti hakkında: Peygamberin sesi 599, Resaili’n nuri 599 dur. Bu ayeti kerimeye göre Risale-i nurun Muhammed (as)in sesinden başka bir şey olmadığı ve sair her nevi beyanların onun fevkine yükseltilmemesi ihtar olunmaktadır. (Tılsımlar Mecmuası sf:188 Maidetü’l-Kuran Tenvir Neşriyat)
    - Bu kitabın indirilmesi Aziz ve Hakim olan Allah tarafındandır. (Zümer 1 mealen) ayeti hakkında : Hem suer-i Zümer, hem sure-i Casiye hem sure-i Ahkafın başlarında bulunan Bu kitabın indirilmesi Aziz ve Hakim olan Allah tarafındandır ayat-ı azimeleridir. Şu ayetler dahi yirmi ikincideki ayetler gibi Risaletun nurun ismine ve zatına, hem telif ve intişarına (yayılmasına) bir mana-i remziyle bakıyorlar. (Sikke-i Tasdiki Gaybi sf:144 Birinci Şua yirmi dördüncü ayet ve Ayetler Y.A.N)
    - Müşrikler istemese dinin bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayetle vehak dinle gönderen O’dur. (Saf 9 mealen) ayeti hakkında : hidayetle ve hak dinle = 359, Sa’id Bedi’u’z-zaman = 359 (tılsımlar mecmuası sf:187 Maidetul kuran Tenvir Neşr)
    ARA NOT: Ebced hesabına göre

    Hamd = 52 Kelb (köpek) =52
    Ahmed = 53 Ekleb (Daha da köpek) = 53 (haşa Nebi (as) münezzehti böyle saçmalıklardan ve saçma sapan yöntemlerden)
    - Muhammed Ayine karşısına koyarak Muhammed bediüzzaman
    92 92 184
    x 2
    184
    Binaenaleyh bu zat (said nursi) cismaniyt noktasında mir’at-ı Peygamberi’dir. (peygamberin aynasıdır) (tılsımlar mecmuası sf:205 tılsımlarının zeylinin zeyli, ayn-ı hakikat bir kerameti gaybiyedir – cismaniyet noktasında nübüvvet tenvir neşr.)
    ARA NOT: Ebu Leheb Ayine karşısına koyarak Ebu Leheb Muhammed
    46 92
    x 2
    92
    Binaenaleyh bu zat (Muahmmed) cismaniyet noktasında mir’at-ı Ebu Leheb’dir (Ebu Leheb’in aynasıdır.) –haşa-


    Yine başka bir örnek
    46
    46 ebu leheb 46 Bediüzzaman 184
    46
    Binaenaleyh bu zat, cismaniyet noktasında hem de min cihat-i Erbaa (dört taraftan) mir’at-i Ebu leheb dir.
    - Seyrani’dir. Bu zat, Hüsrev gibi nura müştak (arzulu) ve dirayetli bir talebemdi. Esrar-ı Kuraniyenin bir anahtarı ve ilmi cifrin bir miftahı (anahtarı) olan tevafukata dair Isparta’daki talebelerin fikirlerini istimzaç ettim (nabız yokladım) ondan başkaları kemal-i şevkle iştirak ettiler. O zat başka bir fikirde ve başka bir merakta bulunduğu için, iştirak etmemekle beraber beni de kat’i bildiğim hakikatten vaz geçirmek istedi. Cidden bana dokunmuş bir mektup yazdı. Eyvah dedim, bu talebemi kaybettim. Gerçi fikrini tenvir etmek (aydınlatmak) istedim. Başka bir mana daha karıştı. Bir şefkat tokasını yedi. Bir seneye karip (yakın) bir halvethanede (hapiste) kaldı. (lem’alar sf:165,166 onuncu lema şefkat tokatları risalesi sekizincisi Y.A.N)
    - Hazret-i İmam-ı Ali (ra) bir defa yıldızım parlat fıkrasıyla (bölümüyle) ahir zamanda Risale-i Nur’u dua ile Allah’tan niyaz eder, ister. (Şualar sf:1133 Sekizinci Şua Üçüncü Bir kerameti Aleviye altıncı remiz Y.A.N)
    - hazret-i Ali (ra) Ercuze ve Celcelutiye’sinde Risale-i Nur’u alkışlıyor, haber veriyor. Ve müellifi ile konuşuyor, teselli ediyor. (Lem’alar sf:606 28.lem’a keramet-i Aleviyenin neticesi Y.A.N.)
    - Sonra İmam Ali (ra) Sekine meşgul olan Said’e bakar, konuşur. (Şualar sf:1125 sekizinci şua üçüncü bir kerameti aleviyye üçüncü remiz Y.A.N.)
    - Sonra sordum: Ercuzende benden bahisle 1kendini muhafaza et” demişsin. Hem tam vaktinde emrinizi gördük. Fakat, maatteessüf, kendimizi muhafaza edemedik, bu belaya düştük. Şahsımdan binler defa daha ehemmiyetli olan risale-i nurdan bahis ve işaretin yok mu? Dedim. Dedi: Yalnız işaret değil, belki Celcelutiyemde tasrih ediyorum (açık açık söylüyorum) (Lem’alar sf:583,584 28. Lem’a birinci nükte Y.A.N.)
    - Madem Celcelutiye vahiyle peygamber (asv) e nazil olmuş (Şualar sf:1130 sekizinci Şua bir Keramet-i Aleviye Y.A.N.)
    - Hem madem Celcelutiye’nin aslı vahydir ve esrarlıdır ve gelecek zamana bakıyor ve gaybi umur-i istikbaliyeden (gelecekteki bilinmeyen olaylardan) haber veriyor. Ve madem sarahat derecesinde çok karine ve emarelerle Risale-i Nur Celcelutiyenin içine girmiş, en mühim yerinde yerleşmiş. (Mektubat sf:786 Takriz Y.A.N)
    - (Hazreti Ali) Hem madem esrarlı kaside-i Ercuze’de ve meşhur kaside-i Celcelutiyesinde vakıat-ı istikbaliyeden (gelecekte meydana gelecek olaylardan) haber veriyor ve esrar-ı gaybiyeyi (gaybın sırlarını) benden sorunuz diye iddia ederek kısmen davasını ihbarat-ı sadıka-i gaybiyye (geçmiş ve geleceğe ait verdiği doğru açıklamalar) ile ispat etmiştir. (Lem’alar sf:604 28. Lem’a Keramet-i Aleviyenin neticesi Y.A.N.)
    Not: Ercuze ve Celcelutiye Ali (ra) ye nispet edilen iki ayrı kasidedir.
    - Hazreti Cebrailin huzur-u nebevide getirip hazreti Aliye Sekine namıyla bir sahifede yazılı İsm-i Azam hazreti Alinin kucağına düşmüş. Hazreti Ali diyor: ben cebrailin şahsını alaimisema (gök kuşağı) suretinde gördüm. Sesini işittim, sahifeyi aldım, bu isimleri içinde buldum. (Lemalar sf:338 18. Lema Y.A.N)
    - (Abdulkadir Geylaniye atfen) Benim nazmımı yani meslek ve meşrebimi ve mücahedatımı (mücadelemi) gösteren makalatımı (sözlerimi) söyle.(Lemalar sf:92 8. Lema Risalei nur şakirtlerinin bir fıkrasıdır. Y.A.N.)
    - Yani nazmımdan murat senin risalelerin ve sözlerin ve Mektubatındır. 1332 de o Sözler ile mücahedeye başla. Sen inayeti ilahiyenin hıfzındasın .(Lemalar sf:92 8. Lema Risalei nur şakirtlerinin bir fıkrasıdır. Y.A.N.)
    - (A.Geylaniye atfen) Ben müridimin muhafızıyım. İlmi cifir itibari ile, makam-ı ebcedi hesabıyle 1336 yı gösterir. Demek hazreti gavs “bu tarihte, istikbalde gelecek müridini emr-i ilahi ile muhafaza edecek” diyor. Demek Cenab-ı Hak o kudsi üstadımı, bir melaikeyi sıyanet (koruyucu melekler) gibi bana muhafız kılmış (Lemalar sf:93 8.Lema Keramet-i Gaybiyeyi gavsiyenin işaratını teyit eden üç remiz Y.A.N)
    - Hazreti Şeyh kasidesinin ahirinde (sonunda) onunla konuşuyor, ona teselli verip teşci ediyor (cesaretlendiriyor) … “Ya Risasaletun Nur ve Sözler sahibi! Bana bak. Gafil davranma. 1332 de mücahedeye başla. Sözleri korkma yaz, söyle. (Lemalar sf:84-85 8. lema Şeyh Geylaninin fıkrasıyla kerametkarane verdiği haber-i Gaybiyenin tetimmesidir Said kendi söylüyor Y.A.N.)
    - sual : gavsı azam gibi büyük veliler bazı evkatta (zamanlarda) mazi ve müstakbeli (geçmiş ve geleceği) hazır gibi müşahede ederler (görürler) neden maziye ait cihette sarahat suretinde (açıkça) haber veriyorlar da istikbalden hafi remizlerle, gizli işaretlerler bahsediyorlar?
    El cevab: göklerde ve yerde Allahtan başka kimse gaybı bilmez ayetiyle, O bütün gaybı bilir fakat gaybını hiç kimseye açmaz. Sadece seçtiği peygamberine açar; ayeti ifade ettikleri kudsi yasağa karşı ubudiyetkarane (kulluğa yaraşır biçimde) bir hüsnüedep takınmak içini tasrihten işaret mesleğine girmişler. Ta ki işaretlerle, remizlerle anlaşılsın ki, ihtiyarsız, niyetsiz bir surette talim-i ilahi olmuştur. Çünkü istikbali olan gaybiyat, niyet ve ihtiyar ile verilmediği gibi, niyetle de müdahale etmek, o yasağa karşı adem-i işmam ediyor. (lemalar sf:104 8. lema hakikatli bir latife Y.A.N.)
    - Bir zamanlar Eskişehir hapishanesinin penceresinde oturmuştum. Karşısında bulunan lise mektebinin büyük kızları onun avlusunda gülerek raks ederken onları o dünya cennetinde cehennem hurileri olarak gördüm. Fakat, birden elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Onların gülmeleri elim ağlamaları suretini aldı. Ondan gelen bu hakikat inkişaf etti (meydana çıktı) yani elli sene sonraki hallerini manevi ve hayali bir sinema ile gördüm ki o gülen altmış kızdan ellisi kabirde azap görüyorlar, toprak olmuşlar. Ve on tanesi yetmiş yaşında çirkinleşmiş, herkesin nazarı nefretini celbediyorlar, ben de onlara ağladım. (İman ve küfür muvazeneleri sf:245 gençlik rehberinden ibretli bir hadise Y.A.N.)
    - ehlivukufun (bilirkişilerin) insafsızca ve hatalı ve haksız tenkitleri, Vehhabilik damarıyla imam Ali’nin nurlarla ciddi alakasını ve takdirini çekemeyerek (Şualar sf:808 14. Şua Y.A.N.)
    - Hazreti Şeyhin vefatından sonra hayatta oldukları gibi tasarrufu ehli velayetçe kabul edilen üç evliyayı azimenin en azamı o hazreti gavsı geylanidir (Lemalar sf:79 8. Lema beşinci vecih Y.A.N)
    NOT: Ğavs: kendisine sığınılan, sığınanlara yardım edebilen
    - (A.Geylaniye atfen) Müridim beni çağırdığında ister şarkta, ister garpta, ister mağarada ister en azgın denizlerde olsun onun imdadına yetişirim. (Lemalar sf:98 8. Lema Latif bir tefeül Y.A.N)
    - Evet doğrudur. Arabi tarihle 1339 da müthiş bir buhrani ruhi (ruhi bunalım) ve dehşetli bir heyecanı kalbi ve dağdağalı bir teşevvüş-i fikri (sıkıntılı bir fikri karışıklık) geçirdiğim sıralarda pek şiddetli bir surette hazreti gavstan istimdat eyledim (yardım istedim) (Lemalar sf:98 8. Lema Latif bir tefeül Y.A.N)
    - özellikle Allah adamı hz.Abdulkadir Gavsı azam, “ol der olur” dairesinin kutbu (barla lahikası sf:234 27. mektuptan Galib’in Farısi fıkrası Kerameti Gavsiye münasebetiyle yazılmıştır.)
    - binbir esma-i ilahiyeye sarihan (açıkça) ve işareten bakan ve bir cihette Kurandan çıkan bir harika münacat olan ve marifetullahta terakki eden bütün ariflerin münacatlarının fevkinde bulunan ve bir gazvede “zırhı çıkar onun yerine bu cevşen i oku” diye Cebrail vahiy getiren Cevşen-ül Kebir münacatı içindeki hakikatler ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler, Muhammed (asm)in risalerine ve hakkaniyetine işaret ettiği gibi… (Şualar sf:974-975 11. Şua üçüncü medrese-i yusufiyenin tek bir dersinin üçüncü kısmı 5.6.7.8. şahadetler Y.A.N.)
    NOT: Cevşen : Farsçadır ve zırh demektir.
    - münafık düşmanlarımın maddi ve manevi zehirlerine karşı gerçi Cevşen ve evrad-ı kudsiyeyi şah-ı nakşibend beni ölüm tehlikesinden, belki yirmi defa kudsiyetleriyle kurtardılar. (Emirdağ lahikası 1 sf:255 Y.A.N.)
    - o rüyada mazhar olduğu bir hakikati sonradan şöyle anladık ki : Molla Said, Hazreti Peygamberden ilim talebinde bulunmasına karşılık , hazret-i resuli Ekrem (avs), ümmetinden sual sormamak şartıyla ilm-i kuran ın talim talim edileceğini tebşir etmişler (müjdelemişler) (Tarihçe-i hayat sf:56 İlk hayatı Y.A.N.)
    - Ahirzamanın o büyük şahsı Al-i beytten olacak. Gerçi manen ben hz. Ali’nin bir veled-i manevisi hükmündeyim. Ondan hakikat dersi aldım. Ve al-i Muhammed bir manada hakiki nur şakirtlerine şamil olmasından, ben de Al-i beytten sayılabilirim. (şualar sf: 690 on dördüncü şua Y.A.N.)
    - Birincisi; risalei nur şakirtlerinden Rıza görüyor: peygamber (avs) camide Ebu Bekir Sıddık’a emrediyor: “çık, hutbe oku.” Ebu Bekir-i Sıdık koşarak minberin en yukarı basamağına çıkar. Hutbe okur. Hutbe içinde cemaate der ki bu söylediğim hakikatlerin izahatı yirmi dokuzuncu sözdedir.
    İkincisi risalei nur şakirtlerinden Osman nuri diyor ki: rüyamda şemail-i şerife muvafık, gayet nurani bir surette hazreti Peygamber (asv) i oturduğu yere dayanmış bir vaziyette gördüm. Bu anda bir sada geldi ki; hazreti Peygamberin (asv) bir yaveri geliyor. Kapılar birden bire kendi kendine açıldı. Risale-i nur naşirlerinin üstadı olan zat içeriye girdi. Hazret-i peygamber (asv) üstadımıza şefkatkarane bir iltifat göstererek, dayandığı vaziyetten doğruldu. Ben de ağlayarak uyandım. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi sf:37,38 Parlak fıkralar sadakatte meşhur olan barlalı süleymanın vazife-i sadakatını tamamıyla yapan Isparta süleymanı rüştünün bir fıkrasıdır. Y.A.N.)
    - Risalei nurun şakirtleri olan bizler acip bir vakıaya daha şahit olduk. Bu hadise ise risalei nur müellefinin Isparta’ya teşrifini müteakip, bir asır içinde bir veya iki defa vukua geleni bu yaz mevsimindeki yağmurun kesretli (bolca) yağması olmuştur. (lemalar sf: 122 sekizinci lema Y.A.N.)
    - Evet nasıl ki küre-i arz, Risale-i nur ve şakirtlerine gelen zulme itiraz etti ve cevvi hava (hava boşluğu) yağmursuzlukla ve soğukla risale-i nura gelen tazyikat ve müsadereyi (baskılar ve toplatmaları) tenkit etti ve bulutlar serbestiyetisini yağmurlarla alkışladı; elbette kuş nevi de alakadar olabilir. (Emirdağ Lahikası 1 sf: 170 Sualin ikinci şıkkı Y.A.N.)
    - Marangoz Ahmed’in gönderdiğimiz mektupları arkadaşlara gecede okumak zamanındai iki çekirge mektubun başına gelip ta bitinceye kadar dinlemelerini gördüm. Birkaç gün evveş biz mektubu yazarken, iki gğvercin mektubun makbuliyetini ve müjdeci serçe ve kuddüs kuşlarının müjdelerini tasdik ettikleri gibi, marangozun iki çekirgeleri de güvercinleri ve müjdeci kuşları tasdik ederek “biz dahi risalei nuru tanıyoruz diye lisan-ı halleri ifade ediyor diye latif ve manidar tevafuk olmuş (Emirdağ Lahikası 1 sf:131 Y.A.N.)
    - yedi yaşından on yaşına kadar masum çocuklar, faytonla gezdiğim vakit beni görünce koşup ellerime sarılmalarının hikmeti nedir? Diye hayret ediyordum. Birden ihtar edildi ki; küçük masumlar taifesi bir hissi kablelvuku ile, risalei nur ile saadet bulacaklarını, tehlikei maneviyelerinden kurtulacaklarını hissettiklerini anladım. (şualar sf:688 on dördüncü şua Y.A.N.)
    - aksiyle bizi ve risalei nuru itham etmek, yaratıcının hoşuna gitmiyor dedim. İşte merkezi Gerede, Bolu ve Düzce olan bu kanlı zelzele risalei nurun dördüncü bir kerameti idi. (Sikke-i tasdik-i gaybi sf:314 parlak fıkralar Y.A.N.)
    - Aynı vakitte böyle burada görülmeyen bu şiddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki, risalei nur bir vesile-i def-i beladır; tatile uğradıkça bela fırsat bulup gelir. (emirdağ Lahikası 1 sf:295-296 Y.A.N.)
    - risalei nura ilişmesinler yoksa yakında bekleyen afetler geleceklerini bilsinler. Akıllarını başlarına alsınlar, bu musibetten biraz evvel tekrar ile söylüyordum, size de o mektuplar gönderilmişti. Şimdi aldığım haber, Kastamonu, civarı ve kal’ası (büyük hisarı) risale-i nurun matemini tutmuş gibi ağlamış ve zelzele ile sıtma tutmuş, inşallah yine risalei nura kavuşacak ve gülecek ve şükredecek. (Şualar sf:488 13. şua Aziz sıdık kardeşlerim Y.A.N.)
    - Bu ehli dünya, bu Anadolu halkı risalei nura girmeseler de ilişmesinler. Eğer ilişseler, yakında bekleyen yangınlar, tufanlar, zelzeleler ve taunların (veba, bulaşıcı hastalıkların) istilasına uğrayacaklarını düşümsünler. Akıllarını başlarına alsınlar. (Kastamonu Lahikası sf:178 Aziz sıdık kardeşlerim Y.A.N.)
    ARA NOT: Rasulullah (sav)ın oğlu İbrahim’in öldüğü gün güneş tutulunca insanlar bunu ölüme bağladılar. Bunun üzerine Rasulullah (sav) :Şüphesiz ki güneşle ay Allah’ın ayetlerinden iki ayettir. Bunlar hiç kimsenin ölümünden veya hayatından dolayı tutulmaz. Bu tutlmayı gördüğünüz zaman hemen namaz kılın ve Allah (svt)a dua edin!”(Buhari, Küsuf)
    - risale-i nurun Ispartaya medar-ı bereket olduğunu çok emarelerle gördük ve görüyoruz. ((Sikke-i Tasdik-i Gaybi sf:40 Parlak fıkralar sadakatte meşhur olan barlalı süleymanın vazife-i sadakatını tamamıyla yapan Isparta süleymanı rüştünün bir fıkrasıdır. Y.A.N.)
    - zannederim ki hakaik-i aliye-yi imaniyeyi tamamıyla risale-i nur ihata etmiş, başka yerde aramaya lüzum yoktur. (Barla Lahikası sf:588 Aziz, sıddık kardeşlerim Y.A.N.)
    - Risale-i nur talebeleri, risale-i nurun dairesi haricinde nur aramamalı ve aramaz. Eğer ararsa, risale-i nurun penceresinden ışık veren manevi güneşe bedel, lambayı bulur, belki güneşi kaybeder. (Lemalar sf:631 28. lema on birinci nükte Y.A.N.)
    - Seraser (büsbütün) nur olan umum Sözler’in hakikatini beyandaki akli, gali, el yetişmez makam-ı man-i mefhumun, değil şimdi zamanın zındıkları ta eski inatçı ve bunlata müşabeheti olan (bunlara benzeyen) Firavnlar, nemrutlar anlasalardı iman ederlerdi dedim ve size çok dua ettim. Ali. (Barla Lahikası sf:396 Bu gelecek İkinci Fıkra İkinci Sabri olan hafız Ali efendinindir Y.A.N.)
    - Evet tarih-i beşer Risale-i nur gibi bir eser göstermiyor. (Sözler sf:723 Konferans Y.A.N.)
    - Affet beni ey affı büyük lütfu büyük risale-i nur (Emirdağ Lahikası 1 sf:214 YAN)
    - Herhangi bir feylesof okusa, “Bundan daha yüksek akıl olamaz ve akıllar toplansa, bunu fevkine çıkamaz, akıl buna yol bulamaz” diyor. (Barla Lahikası sf:237 ey benim muhterem üstadım YAN)
    - bu risalenin hurufatı da (harfleri)sırlı, kendine güvenmeyen yazmasın. (Barla lahikası sf:566 aziz, sıddık muhlis kardeşim YAN)
    - kimin haddi var ki, risalelerin birisine el uzatsın, veyahut bir sahifesine dil uzatsın veyahut bir cümlesini tenkit etsin veyahut bir kelimesine hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun (barla lahikası sf:562 Hüsrev’in mektubundan bir fıkradır YAN)
    - risaletun nur ve mektubatun nur, yirmi senelik medrese ilmini veriyor itikadındayım. Ve her bir risale tek başıyla bir mürşidi ekmel’dir. (barla lahikası sf:237 YAN)
    - Evet, risalei nura ilişenler tokatlar yerler, yüzer vukuat şahittir. (Tarihçe-i hayat sf:488 kastamonu hayatı YAN)
    - Kimin haddidir ki bu nurlarda bir yanlışlık bulsun. Onun için bir harfe dokunmayı azim bir günah işliyorum telakki ediyorum. (barla lahikası sf:56 yirmi yedinci mektuptan eyyühel üstadul aziz Tenvir Neşr.)
    - risale-i nura değil ilişmek tamamıyla terviç ve neşrine çalışmaları (desteklemek ve yaymaya çalışmaları) elzemdir ki, geçen dehşetli günahlara kefaret ve gelecek müthiş belalara ve anarşistliğe bir sed olabilsin (sikke-i tasdik-i gaybi sf:17 risalei nurdan parlak fıkralar ve bir kısım güzel mektuplar, leyle-i kadirde iftar edilen bir mesele-i mühimme YAN)
    - nurun şefaati, nurun duası, nurun himmeti sizi kurtaracaktır. (Emirdağ lahikası 1 sf:234 YAN)
    - şimdiye kadar böyle hakikatler hiçbir eserde görünmemiş ve işitilmemiştir. (barla lahikası sf:165 refetin fıkrasıdır YAN)
    - Mübarek “Sözler” şüphesiz Kitab-ı Mübin’in nurlu lemaatıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll (bütün) halinde kusursuz ve noksansızdır. (barla lahikası sf:54 hulusinin birinci fıkrasıdır YAN)
    - risale-i nur. Bu vatanı bu tehlikeli dünya fırtınası içinde muhafazaya bir vesile olduğu ve bir sadaka-i makbule hükmüne geçip ikinci harb-i umuminin belasına ve başka memleketlerde vuku bulan belaların bu memlekete girmesine mümanaatla (mani olmakla) manevi bir siper teşkil ettiği bedahetle aşikar (açıkça belli) olmuştur. (Emirdağ Lahikası 2 sf:770 Gayet ehemmiyetli bir hadise, bir istida ve bir şekvadır-birincisi YAN)
    - (Kabra) gelecek olan münker ve nekir isminde melaikeleri ehli hak ve hakikat tolunda gidenler için birer munis arkadaş yapan ve risale-i nurun şakirtlerini talebe-i ulum sınıfına dahil edip münker, nekir suallerine risale-i nurla cevap verdiklerini merhum kahraman Şehit hafız Ali’nin vefatıyla keşfeden ve hayatta bulunanlarımızın da yine risale-i nur ile cevap vermemizi rahmet-i ilahiyeden dua ve niyaz eden (Şualar sf:430 11.şua YAN)
    - O zat (said nursi) hizmet-i imaniye noktasında risaletin bir miraı mücellası ve şecere-i risaletin bir son meyve-i münevveri ve lisan-ı risaletin ırsiyet noktasında son dehan-ı hakikati ve şem-i ilahinin hizmet-i imaniye cihetinde bir son hamil-i zisaadeti olduğunda şüphe yoktur. (Tarihçe-i Hayatı sf:928 Afyon hayatı, Risale-i nur nedir, bediüzzaman kimdir. Risale-i nur ve tercümanına gelince YAN)
    TERCÜME : Said Nursinin imana hizmet yönünde peygamberliğin bir cilalı aynası, peygamberlik ağacının nurlandırılmış son meyvesi, peygamberlik lisanının varislik noktasında son gerçek ağzı, ilahi ışığın imana hizmet yönünde son mutlu taşıyıcısı olduğunda şüphe yoktur.
    - Küre-i arzın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve islamiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükunet ve musalaha (barış) bulacağına karar vermesi ve yeni doğan İslam devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması kırkbeş sene evvel olan bu müddeayı (iddia edileni) isbat ediyor, kuvvetli şahid olur. (Tarihçe-i hayat sf:88 ilk hayatı Arabi hutbe-i şamiye eserinin tercümesi birinci kelime-i haşiye ictimai reçeteler 2 sf:101 Tenvir Neşriyat )
    - Misyonerler ve hristiyan ruhanileri ve hem nurcular çok dikkate etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı (kuzey akımı) İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etmek fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak. (Tarihçe-i hayat sf:762-763 emirdağ hayatı YAN)
  2. Abdullah Yusuf
    İyi Bilinen Üye

    Cehennemde vücudum o kadar büyüsün ki ehli imana yer kalmasın / vay be imana bak , sahabeler cehennemin korkusundan ciğerleri parçalanıyordu , keşke kül olsaydımda ruzgar uçursaydı benı derler , bir başkası demircinin önünden geçerken cehennemi hatırlar olduğu yere bayılırdı , o gün babalar anneler evlatlarını unuttugu gun o gun peygamberlerın kendı hesaplarından dolayı dehşete kapıldığı gun ama gel Cehennemde vücudum o kadar büyüsün ki ehli imana yer kalmasın de

    bunu soyleyen ımanını gozden geçirmeli

    Rabbım bizi cehennemden muhafaza etsın
  3. toprak56
    Islam-TR Üyesi

    Üstad olmak kolaymı :D :D :D
  4. salihmusab
    Islam-TR Üyesi

    benim öğrenmek istediği ya da merak ettiğim onun tabileri bu sözlere nasıl yaklaşıyor. çünkü sözler gerçekten çok vahim, çok sıkıntılı. inşaallah.
  5. ebu ûmeyr
    Islam-TR Üyesi

    Cehennemde vücudum o kadar büyüsün ki ehli imana yer kalmasın (Sözler, sf:711 Konferans Yeni Asya Neşriyat...
    ben ancak onun bu sözleri özerine AMİN derim....
  6. abdullah ebu muslim
    Islam-TR Üyesi

    siz hiç qur'an-ı kerim okumaz mısınız?
    qur'an ı okuyup anlayan birisi bu sözlere ancak "yuuh" der.
  7. Muaz ibni Cebel
    Allah'ın Kulu

    sanirim arkadas o manada demek istemedi
    yanmak istiyorsa yerimize buyursun yansin madem...demek istedi(Allahu Alem)
  8. Muzzammil
    Islam-TR Üyesi

    Nasil bakabilirler ki :)
    Said Nursi'yi ruyasinda gormek icin can atanlardan mi desek, cemaat icerisinde kendi itikadlarina gore takwa abidesi olanlarin geceleri Said N. ile gorustugunden mi...
    Hali hazirda Said N. icin cok buyuk evliya, merhamet abidesi, onlarin kurtaricisi olarak bakiyorlar, yukaridaki gibi sozler de onlarin taassub ve saplantilarini arttiriyor.
  9. salihmusab
    Islam-TR Üyesi

    s.a. muhakkak dedikleriniz haklı. Ama insan ne kadar taassub gösterirse göstersin bu kadar küfrü açık sözlere mutalaka bir açıklaması vardır. (tarihte buna tevil diyorlardı ki aslı ehli sünnet alimlerimizin dediği gibi tahriftir) benim de merak ettiğim nasıl bir tevile sapıyorlar. aslında daha da merak ettiğim tevilde son noktayı nasıl koyabiliyorlar. çünkü biz bu sözleri başka birinin sözü diye o camiaya okutsak şiddetle karşı çıkarlar, belki o kağıtları tuvalete atarlar. Allahu alem ala nebiyyine muhammedin sallallahu aleyhi vesellem.
  10. Muzzammil
    Islam-TR Üyesi

    Wa alaikum salam.
    Bu durum da ikiye ayriliyor, hem Gulen cemaati hem de Nurculara iki sekilde bakmak lazim ; Saptiran Tavan ve Saptirilan Taban
    Tavan kismi genellikle kendilerince olusturulmus bir silsileye gore gider, disaridan dahil olmalarda da davalarinda kendilerini gibi sapkin-samimi olanlari katarlar.
    Taban ise cahildir, ki ozellikle de Gulen cemaati daha ilk gunlerinden itibaren Taban kismini hep dini bilgiden yoksun, din namina sifir olan, ekseriyetle de itina ile secerek zeki ama fakir ve okuma firsati olmayanlardan kurmustur.
    Bu genclerde dini ilk defa Gulen ve taifesinden ogrendikleri icin kendilerine siringalanani Islam zannetmis ve samimice sahip cikmistir.Bugun etrafi doldurmus olan o isik evlerindeki abilerinin kahir ekserisi bu hakikatten bile uzaktir.

    Bu evlerde Qur'an okunmaz, hadislerden cok cuzzi miktarda ve kaynagi mesnedi belli olmayan ve kendi islerine gelenler okutulur.
    Bu evlere gelen genclerin diger cemaat, sohbet, seminer, bulusmalara dahi gitmesi yasaklanir.Yeni gelenlere pek hissettirilmez, ama bir sure sonra kirmizi cizgiler net sekilde kendini gosterir.

    Bu genclere, yeri gelir PKK'liya bile merhamet nazari ile baktirilir, ama Allah'in seriatini isteyen, dini yalnizca Allah'a has kilmaya calisan ve mayis ayinda sehid ( insaAllah ) edilen mucahidin kurdugu cemaate dunyanin en pisligi, vahsi yaratik gozu ile baktirilir ve dunyanin basindaki en buyuk belanin onlar oldugu asilanir.

    Iste bu gibi sebebler yuzunden bu insanlarda ( Tabani kastediyorum, baslarindaki sapiklar herseyin farkindalar ) abilerinden, hocaefendilerinden kendilerine ne verilirse alirlar ve arkasina onune bakmadan onun amansiz savunucusu olurlar.

Sayfayı Paylaş

Yüklüyor...