Çözüldü Resimlerle Namaz

Konu, 'Tevhid' kısmında ABDULHAK tarafından paylaşıldı.

  1. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

      
    RESİMLERLE NAMAZ


    [​IMG] [​IMG]

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG]



    [​IMG][​IMG][​IMG]






    [​IMG]


    Secdede Ayakların Durumu

    İbn Huzeyme senediyle hz. Aişe (r.anha)’nin şöyle ediğini nakletti:
    Peygamber (s.a.v.) benimle beraber yatıyordu, onu aradım ve secde halinde, ayak topuklarını birbirine bitiştirmiş, parmak uçları kıbleye dönük bir şekilde buldum.”

    (Beyhakî, 2/116; İbn Huzeyme sahihin’de (654) rivayet edilmiştir)

    [​IMG] [​IMG]




    Secdede Kolların Durumu

    Secde ettiği zaman pazılarını vücudundan ayırır (yani dirseklerini yanlarından uzaklaştırır.) Rasulullah (s.a.v.) secdeye vardığı zaman dirseklerini öyle kaldırırdı ki koltuk altı gözükürdü. Ancak kollarını açması yanındakilere eziyet etmemesi gerekir. Eğer eziyet varsa duruma göre davranır.
    Secdede karnını baldırlarından uzaklaştırırdı.
    Secdede dizlerini birbirinden ayırır. Ayakları ise birbirine yapıştırır.
    Rasulullah (s.a.v.) secdede ayak topuklarını diker parmaklarını da kıbleye döndürürdü.

    (Bu hadisi İbnu Huzeyme rivayet edip, Albani senedinin sahih olduğunu söyleyip Rasulullah'ın Namazının Sıfatı'nda tahriç etmiştir. s, 142)


    Hz. Peygamber (s.a.v.), secdedeyken ellerini omuzlarının ve bazen de kulaklarının hizasında tutardı.
    Ebu Humeyd Es-Saidi (r.anh) şöyle dedi: “
    Rasulullah (s.a.v.) secdeye vardığında burnunu ve alnını iyice yere dayar, kollarını yanlarından ayırır ve ellerini de omuzları hizasına koyardı.”
    (Ebu Davud, 734; Tirmizi , 270)

    Meymune (r.anha)’dan, şöyle dedi:
    Nebi (s.a.v.) secdedeye vardığı zaman, ufak bir kuzu istese kolları arasından geçerdi.”
    (Muslim, 496; Ebu Davud, 898; Nesei , 2/213)

    Vail İbnu Hucr (r.anh) şöyle dedi:
    Nebi (s.a.v.) secde ettiği zaman el parmaklarını bitiştirirdi.”
    (İbnu Huzeyme, 642; Beyhaki, 2/112)


    Bera İbnu Azib (r.anh)’dan, şöyle dedi:
    "Rasulullah (s.a.v.) secde ettiği zaman ellerini yere koyar, el ve parmaklarını kıbleye doğru çevirirdi."
    (İbnu Huzeyme, 643; Beyhaki, 2/113 sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.)

    [​IMG][​IMG]

    [​IMG][​IMG][​IMG]

    Secde esnasında eller dizlerden 2 karış ilerde dirsekler havada ve açık şekilde olmalıdır





    [​IMG][​IMG] [​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG][​IMG] [​IMG]



    [​IMG]



    [​IMG][​IMG][​IMG]

    3 ve 4 rekatlı namazların 2. (son) oturuşundaki sünnet olan teverruk oturuş biçimi




    [​IMG] [​IMG][​IMG]





    Rasulullah (s-a.v.)'ın Namaz Kılma Şekli:

    Ebu Humeyd es-Sâid'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kendisi Hz. Peygamber (s.a.v.)'in on kadar sahabesi içinde iken şöyle demişti (Bunlardan biri de Ebu Katâdedir):
    "Ben size Rasulullah (s.a.v.)'in namazını öğreteceğim." Orada bulunanlar: "Sen Hz. Peygamber (s.a.v.) ile sohbet etme bakımından bizden daha Önde değilsin, onun yanına bizden daha çok gelen biri de değilsin"dediler.

    O da, evet, cevabını verdi.
    Bunun üzerine, söyle, dediler: Ebu Katâde şöyle dedi:


    "Rasulullah (s.a.v.) namaza kalktığı zaman ayağa kalkar doğrulurdu, ellerini, omuz hizasına kadar kaldırırdı, sonra tekbir alırdı. Rukû etmek isteyince iki elini kaldırır, omuz hizasına getirir, sonra "Allahu ekber" diyerek rukû ederdi. Sonra doğrulur, başını ne diker, ne de eğerdi. (Yani başı kaldırma ve alçaltmada mübalağa yapmamıştır, demektir.) İki elini iki dizi üzerine koyar, sonra "Semiallahu limen hamiden" der, ve iki elini kaldırıp her kemik normal bir şekilde yerini alıncaya kadar doğrulurdu. Sonra secde etmek için yere eğildi. (Yani her aza yerine yerleşinceye kadar. Buhari'nin rivayetinde: "Omurga kemiklerinden herbiri" lafzı yer almaktadır ) Sonra "Allahu ekber" dedi.
    Sonra sol ayağını yatırarak üzerine oturdu. ( Bu oturuşa istirahat oturuşu denilir ) Sonra her kemik yerini buluncaya kadar yerinde doğruldu, sonra ayağa kalktı. Sonra ikinci rekâtta bunun benzerini yaptı. Nihayet iki secdeden kalkınca tekbir getirdi, iki ellerini iki omuz hizasına getirecek şekilde kaldırdı, iftitah tekbirinde yaptığı gibi yaptı. Nihayet namazın son bulacağı rekâta gelince sol ayağını geri çekti ve yanı üzerinde teverruk oturuşu ile oturdu (Teverruk: Sol kalça üzerine oturmaktır.) , sonra selâm verdi.

    Orada bulunanlar: Doğru söyledin, Rasulullah (s.a.v.) da böyle namaz kılardı, dediler.
    (Bu hadisi Neseî dışında beş hadis imamı rivayet etmiştir. Tirmizi sahih demiştir. Buharı hadisi muhtasar olarak rivayet etmiştir. Neylul-Evtar: II, 184) )

    Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur:
    "Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız, sizler de öyle namaz kılın."

    (Buharî, Malik b. Huveyris'ten rivayet etmiştir. Subulu's-Selâm, I, 200)





    Namazın Keyfiyetinin Açıklaması:

    Bu hadisin muhtevasından ve değişik mezheplere göre; namazın şartlan, rukunleri, sunnet ve âdabı ile menduplanndan anlaşıldığına göre, namazın kılınış şekli aşağıdaki şekildedir:

    (Şerhu'l Kitab el-Lubab, 1, 68-77, el Kavaninu'l-Fıkhıyye, 57-66, el-Muhezzeb; 1, 70-80; Keşşâfu'l-Kınâ; I 381-459; Muğni'l-Muhtâc; 1,148-184, Merâkı'l-Felâh, 44 - 47)


    Namaz kılacak olan kişi, namazın şartlarından olan avret yerinin örtülmesi, beden, elbise ve kılınacak yerin temizlenmesini gerçekleştirir, sonra namaz için abdest alır, sonra vakit girinci namaz için ezan okur ve kamet getirir, kıbleye dönerek kalbiyle niyet eder ve namaza başlar. İftitah tekbiri alır.
    Cumhura göre (Malikiler dışındakiler) niyeti telaffuz etmek sünnettir. Tekbir uzatılmaksızın, (Allahu ekber) denilerek alınır. Malikîlere göre, tekbir açıktan okunur, tekbirin başlangıcında iki el yenlerden çıkarılarak (uzun ve geniş elbise giyenler için) yukarıya doğru kaldırılır. Kadınların durumu böyle değildir.
    Yine Hanbeliler dışındaki Cumhura göre, parmakların arası açık tutulur, kıbleye karşı döndürülür, baş parmaklar Hanefîlere göre iki kulağın yumuşağına götürülür, diğer muctehidlere göre ise sadece omuz hizasına götürülür. Hanefîlere göre sadece kadınlar ellerini omuz hizasına kadar kaldırırlar. Nitekim sünnette de böyle gelmiştir. Sonra Malikîler dışındaki cumhura göre, sağ elin avuç kısmı sol el üzerine konur. Hanbeliler ile Hanefîlere göre ise göbek altında tutulur. Şâfiîlere göre ise göğüsün altında tutulur. Malikîlere göre serbest bırakılır.



    Namaz kılan kişi secde edeceği yere bakar, sonra Hanefîler ile Hanbelîlere göre subhaneke duası (1) Şafiilere göre teveccüh duası (2) okunur. Malikîlere göre bu iki dua okunmaz. Sonra ittifakla gizlice eûzu çekilir. Hanefîîer ile Hanbelîlere göre, gizlice besmele çekilir. Şâfiilere göre ise besmele açıktan okunur. Malikîlere göre besmele çekilmez. Sonra Fatiha'yı okur. "veleddâllîn"den sonra namaz kılan kişi "âmin" der. Malikîler ile Hanefîlere göre bunu gizlice söyler, Şâfifler ile Hanbelîlere göre açıktan söyler. Fatiha'dan sonra sûre veya ayetler okunur. Öğle ile sabah namazlarında mufassal sûrelerin uzun olanlarından, ikindi ile yatsı namazlarında ise orta uzunlukta olanlarından okunur. Hanbelîlere göre, öğle namzında da orta uzunluktaki sûrelerden okunur. Akşam namazında ise mufassal sûrelerin kısa olanlarından okunur. Malikîlere göre akşam namazında da kısa sûrelerden okunur. Gece okuyuşları açıkça gündüzün okuyuşları ise gizli yapılır.

    Eğilmeye başlayınca rukû için tekbir getirilir, eğilme sona erince de tekbir sona erdirilir. Hanefîler dışındaki cumhura göre rükuya giderken eller kaldırılır. Eller rukuda dizleri yakalayacak şekilde konulur, rukuda itminan hâlinde bulunulur, parmakların arası açık tutulur, sırt düzgün bir vaziyette tutulur, baş ile kuyruk sokumu aynı seviyede bulundurulur, baş ne yükseltilir ne de alçalulır, dizlerini kırmayıp dik tutar, kolların dirsekleri böğürlerden uzaklaştırılır, üçer kere "subhanerabbiyelazîm" denilir. Buna "ve bihamdihi" ibaresi de ilâve edilir. Bu ilâve Hanefîler dışındakilere göredir.

    Sonra kişi başını rukûdan "semiallahu limen hamideh" diyerek kaldırır. İmama uyan kişi Şâfifler dışındaki cumhura göre, sadece "rabbenâ leke'l-hamd" der. Şâfıîlere göre, imam gibi cemaat de iki cümleyi de söyler. Malikîlere göre ise, yalnız başına namaz kılanlar da bu iki cümleyi birleştirirler, yani ikisini de söylerler. Malikîlere göre, imam tahmid getiimez. Hanefîler dışındaki müetehitlere göre, eller kaldı-nlır, itidal hâlinde ittifakla mutmain olmaya dikkat edilir. Hanefîlere göre ancak iftitah tekbiri esnasında eller kaldırılır.

    Sonra Malikiler dışındaki muçtehidere göre, secde için eğilinir. Önce dizler, sonra eller, sonra alın yere konulur. Malikîlere göre önce eller yere konulur, ayaklar dikilir, ayak parmaklan kıbleye karşı döndürülür. Hanefi'lere göre, yüz iki avuç arasına konulur, kann uyluklardan uzaklaştırılır, pazılar da böğürlerden açıkta tutulur. Kadınlar ise bunu yapmazlar. Çünkü onlann bunu yapmam al an daha iyi örtünmelerine sebeptir. Hanefîler dışındaki muctehidere göre, iki avuç iki omuz hizasına konulur, eller kıbleye karşı açılmış ve birbirine bitiştirilmiş olarak konulur. Secdede iki elin avuçları üzerine dayanılır ve secdede mutmain olarak üç kere "Subhane rabbiyel-âlâ" denilir. Hanefîler dışındakilere göre "ve bihamdihî" kelimesi de buna ilâve edilir.

    Sonra tekbir getirilerek baş secdeden kaldırılır, iki secde arasında mutmain olacak şekilde oturulur, bu esnada sol ayak yere yatırılıp onun üzerine oturulur, sağ ayak dikilir, iki el iki uyluk üzerine konulur. Hanefîler dışındaki müetehitlere göre "rabbiğfir li' diyerek dua edilir, sonra secde için tekbir getirilir ve ikinci kere secdeye gidilir.
    Sonra ikinci rekâta kalkmak için tekbir getirilir. Hanelilere göre iki ayağın önü üzerine kalkılır, (Bu da, ayağa kalkarken ayaklar secdedeki durumunda bulunduğu halde kalkmaktır) oturulmaz, iki el ile yere dayanılarak kalkılmaz. Onlara göre ancak iki diz üzerine dayanılarak kalkılır. Fakat kalkmakta zorluk çekilirse o takdirde yere dayanılarak kalkılabilir. Şâfifler dışındaki muctehidlere göre istirahat için oturulmaz. Şâfifler ile Hanbelîlere göre, iki el ile yere dayanılır. Şâfiîlere göre, istirahat oturuşu yapılır ve kalkılırken iki el kaldırılır.


    Ayağa kalkıldığı zaman ittifakla istiftah duası okunmaz. Ancak, Şâfiîler ile Hanbelîlere göre, gizli olarak eûzü çekilir. Hanefîler ile Malikîlere göre eûzü çekilmez. Malikîlere göre besmele çekilmez, cumhura göre besmele çekilir. Fatiha ve sûre okunur, ikinci rekâtın okuyuşu, birinci rekâttan daha kısa yapılır.

    Sonra birinci rekâtta olduğu gibi, rukû ve secde edilir. Sabah namazında rukûdan önce kunut duası okunur. Bu hüküm Malikîlere göre olup onlara göre bunu yapmak daha faziletlidir. Rukûdan sonra da kunut caizdir. Şâfiîlere göre, kunut rukudan sonra yapılır Hanbclîlerc göre, vitir namazında bütün sünnetlerde rukûdan sonra kunut duası okunur. Nitekim bu hususu ileride açıklayacağız.

    İkinci rekâtın secdesi tamamlanınca, Malikîler dışındaki cumhura göre, iftiraş vaziyetinde, Malikîlere göre ise teverruk vaziyetinde teşehhud için oturulur. Nitekim bu hususlar daha önce açıklanmıştır.
    Parmaklar kıbleye doğru yöneltilir, iki el iki uyluk üzerine konulur, Hanefi'lere göre parmaklar açık tutulur, Malikîlere göre, sol elin parmaklan açılır, işaret parmağı ile baş parmak dışındaki parmaklar yumulur, Şâfiîlere göre, sadece işaret parmağı açılır, diğerleri yumulur. Hanbelilere göre, baş parmak orta parmak ile halka yapılır. Hanefilere göre "lâ ilahe" sözü söylenirken işaret parmağı ile işaret edilir, "illallah" denilirken hareket ettirilmeksizin işaret parmağı ile işaret edilir. Malikîlere göre ise, teşehhudün başlangıcından itibaren hem işaret edilir, hem de hareket ettirilir.


    Sonra daha Önce metinleri geçmiş bulunan üç ayrı teşehhud sîga ve şeklinden biri "abduhû ve rasûluhû'"ya kadar okunur. (1)
    Şâfiîler dışındaki cumhura göre bı teşehhüde birinci oturuşta her hangi bir şey ilâve edilmez. Şâfiîlere göre sadece Hz. Peygamber (s.a.v.)'e salavat ilâve edilir. Son teşehhude gelince, buna İbrahimî salâvat ilâve edilir.


    Hanefiler dışındaki muctehidlere göre son teşehhutte teverruk şeklinde oturulur.
    Sonra Hanefîlere göre Kur'an ve Sünnetten varid olmuş dualarla Allah'a dua edilir. Cumhura göre ise dilenilen şekilde dua edilir. Sonra iki rekâtlı namazlarda sağa ve sola selâm verilir. Selâm lafzı şöyledir: "Esselâmu aleykum ve rahmetullah."


    Malikîlere göre buna "ve berekâtuhû" sözü de ilâve edilir. Bu sözler söylenirken uzatılmaz, seri olarak söylenir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Selâmı kısa kesmek sünnettir."
    (Bu hadisi Ahmed, Ebu Davud rivayet ettiler. Tirmizî de mevkuf olarak rivayet etmiştir. Neylu'l-Evtar, II, 295)


    İbni Mubarek şöyle demiştir: Bunun manası uzatılmamasıdır.
    Eğer namaz üç rekâtlı bir namaz ise bir rekât daha kılınır, sonra teşehhud yapılır ve selâm verilir. Eğer namaz dört rekâtlı namazlardan ise, iki rekât daha kılınır, sonra teşehhud yapılarak selâm verilir. Farz namazlarda son iki rekâtta, yani üçüncü ve dördüncü rekâtlarda Fatiha'dan başka bir sûre okunmaz. Hanefîlcre göre ise nafile namazlarda son iki rekâtta, vitir namazının bütün rekâtlarında sûre okunur. Şâfiflere göre nafilelerde son iki rekâtta farzlar gibi sûre okunmaz.
    (Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî ; İSLÂM FIKHI ANSİKLOPEDİSİ , Namzın Sünnetleri : S: 81 - 85)

    Rasulullah'ın (s.a.v.) Namaz Kılma Şekli 1
    Sahih Hadislerle NAMAZ: 1. BÖLÜM

    [GULYARASI]9048[/GULYARASI]


    Rasulullah'ın (s.a.v.) Namaz Kılma Şekli 2
    Sahih Hadislerle NAMAZ: 2. BÖLÜM

    [GULYARASI]9049[/GULYARASI]


    İTİRAF


    [GULYARASI]9050[/GULYARASI]


    [​IMG][​IMG]
  2. laylay

    laylay Islam-TR Üyesi

    s.a
    bu şehadet parmağını kaldırmak yada kaldırmamak ile ilgili hükümler nelerdir?
    farzmıdır sünnetmidir yada kaldırmazsak namaz da sorun olur mu?
  3. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    namazın farzlarından değil .
    Rasulullahın sünnetlerindendir



    Cihad ve Namaz
    1110

    Cihad Anında Namaz
    1111

    Çeçenya Mucahidlerinden cemaatle Namaz
    1112


    [​IMG]
  4. laylay

    laylay Islam-TR Üyesi

    hangi hadislerde yada hangi külliyatta geçiyor bilgilendirirseniz...seviniriz...allah razı olsun
  5. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

  6. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    66. Îmamın Cemaatten Daha Yüksek Bir Yerde Durması


    597. ...Hemmâm (b. el-Hâris)'in rivayetine göre, Huzeyfe (b. el-Yemân) (r.a.) Medâyin'de bir sedir üzerinde halka imam olmuştu. Ebû Mes'ûd, O'nu gömleğinden tutup çekti (ve oradan indirdi). Namazı kıldıktan sonra, (Ebû Mes'ud ona) "Sahabîlerin böyle yüksek yerde namaz kıldırmaktan nehyedildiklerini bilmiyor muydun?" dedi.

    O da "evet biliyorum. (Ama unutmuşum). Sen beni çekince hatırladım." (diye cevap verdi.)
    [ Sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/443-444.
    ]

    Açıklama


    Bu mevzuyu açıklarken, merhum Ömer Nasuhî Bilmen Efendi, Büyük İslâm İlmihâli isimli eserinin 146. sahifesinde şöyle diyor:
    "İmamın cemaatten en az bir arşın (68 cm) miktarı yüksek veya alçak bir yerde durup namaz kıldırması mekruhtur. Meğer ki kendisiyle beraber cemaatten bir kaç kişi bulunsun.”
    Bu hadis-i şerifte geçen kelimesi, bazı nüshalarda mechûl sigasiyle ( ojiî ) şeklinde harekelenmiştir ki, biz de tercememize bunu esas aldık. Bu mevzudaki imamların görüşü için aşağıda gelen 598 no'lu hadis-i şerifin şerhine müracaat edilmelidir.

    [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/444]

    598. ...Adiyy b. Sabit el-Ensârî, "biri bana dedi ki" diyerek şunları nakletmiştir:
    Ammâr b. Yâsir, Medâyin'de iken kamet edildiği zaman, namaz kıldırmak üzere öne geçip yüksekçe bir yere durdu. Halk ise ondan daha aşağı bir seviyede (bulunuyordu). Huzeyfe, hemen ilerleyip onun ellerinden tutup çekti. O da o'na tabî oldu. Nihayet Huzeyfe o'nu (oradan aşağıya) indirdi. Ammâr namazını bitirince Huzeyfe O'na;
    Sen Rasûlullah (s.a.)'ın; "Bir kimse bir cemaata imam olduğu zaman cemaatin durduğu yerden daha yüksek bir yerde durmasın" buyurduğunu -veya bu manada bir söz söylediğini- duymadın mı? dedi. Ammâr da;

    Elimi tuttuğunda ben de sana zaten bunun için itaat ettim karşılığını verdi.
    [Kutub-ü Sitte'den sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.

    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/444-445]

    Açıklama


    Her ne kadar bu hadis-i şerifte imamlık edenin Ammâr b. Yâsir olduğu, onu bulunduğu yüksek yerden çekip indirenin de Huzeyfe olduğu kaydedilmekte ise de, bundan evvelki hadis-i şerifte, imamlık yapanın Huzeyfe ve O'nun gömleğinden tutup indirenin de Ebû Mes'ûd olduğu zikredildiği için iki hadis-i şerif arasında bir uyuşmazlık var gibi görünmektedir. Ama gerçekte böyle bir uyuşmazlık yoktur. Çünkü bu iki hadis-i şerifte beyân edilen hadislerin ayrı ayrı zamanlarda adı geçen kişiler arasında meydana gelmiş iki ayrı hâdise olması mümkündür. Ancak bu ikinci hadis-i şerifin râvileri arasında ismi kesinlikle bilinemeyen meçhul bir kimse bulunduğundan, bir evvelki hadis-i şerif daha kuvvetli ve tercihe daha lâyıktır.
    Çünkü bir evvelki hadis-i şerifi aynı zamanda İbn Huzeyme, İbn Hibbân ve el-Hâkim' de rivayet etmişlerdir. Ayrıca Hâkim'in rivayetinde hadisinmerfu' olduğuna dair sarahat vardır.
    Bu hadis-i şerif imamın cemaatten yüksek bir yerde bulunmasını mutlak surette yasaklamaktadır. Nitekim Hanbelîler bu görüştedir. Bunlara göre mekruh olan yükseklik bir arşın kadar olan yüksekliktir. Daha azı zarar vermez. Bu hadis-i şerifle, Buhârî ve Muslim'in Sehl (r.a.)'den rivayet ettikleri: "Rasûlullah (s.a.) minber üzerinde namaz kıldı. Sonra geri geri gelerek minberden inip secde etti. Cemaatde onunla beraber secdeye vardı. Sonra tekrar yerine döndü. Namazı bitirince bu kıldığım namazı öğrenesiniz ve bana uyasımz diye böyle yaptım" buyurdu. [bk. 1080 numaralı hadis, Buharî, cuma 26; Muslim, mesâcid 45] Mealindeki hadis-i şerifin arasını uzlaştırmak için minber basamağı yüksekliğinin namaza zarar vermeyeceğini söylerler.
    Demek ki; Rasûlullah, en alt basamakta bulunuyormuşki, namaz esnasında minberden ameli kesiri gerektirmeden inip çıkmış ve namazına bir zarar gelmemiş.
    Hanefîler ise, sadece imamın yüksek bir yerde bulunup da cemaatin aşağıda bulunmasını Ehl-i Kitabın papazlarına ve hahamlarına yüksekçe bir yer ayırarak ibâdetlerini o şekilde edâ etmelerine benzeterek bunun mekruh olduğunu fakat imamın yanında cemaatten bir kişi daha bulunsa bu kerahetin kalkacağını söylerler. [bk. es-Subkî, el-Menhel, IV, 322]


    İbn Humâm'ın beyânına göre keraheti gerektiren bu yükseklik hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de tercih edilen görüşe göre, bu yüksekliğin miktarı bir arşındır. Bir arşın, 68 cm. bir uzunluğa tekabül etmektedir.

    Şâfiîlere göre de herhangi bir zaruret olmaksızın imamın böyle yüksek bir yerde namaz kıldırması mekruhtur. Ancak öğretmek gibi bir maksatla böyle yüksekçe bir yerde namaz kıldırmak zorunluluğu doğarsa kerahet yoktur.

    Mâlikîler de bu görüştedirler. Onlara göre "İmamın yanında cemaatten biri bulunursa bu kerahet kalkar" diye görüş var ise de sarih olan kavle göre yine mekruhtur. Ancak İmamın yüksekte bulunuşu imama bir kibir ve böbürlenme hissi veriyorsa, namazı bâtıl olur. Bir arşından aşağı yüksekliklerin namaza zararı yoktur.

    İbn. Dakiki'l-îyd ise öğretmek gayesinin dışında imamın yüksekte bulunmasının kesinlikle mekruh olduğu kanaatindedir.

    Şevkânî'nin Neyi'de naklettiğine göre; cemaatin imamdan yüksekte bulunması Hanefilerle Şâfiîlere göre, mekruhsa da Malikîlere ve Hanbelîlere göre mekruh değildir. Ancak Malikîlere göre imama uyanın yüksekte duruşu kibir sebebiyle ise, namazı bâtıldır
    . [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/445-446]
  7. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    101. Namaz Kılanın Önüne Koyması Gereken Sutre


    685. ...Talha b. Ubeydillah (r.a.)'den; demiştir ki: Peygamber (s.a.v. bana hitaben) şöyle buyurdu:
    "Önüne, semerin arka kemerinin boyu kadar bir şey koyunca önünden geçen kimse sana zarar vermez."

    [Muslim, salat 241 - 244, 265, 266; Ebu Dâvud, salat 109; Nesâî, kıble 4,7; İbn Mâce, ikâme 36, 48,- Dârimî, salat 128; Ahmed b. Hanbel, I, 121, 162; II, 129; V, 149, 151, 155, 160, 161.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/51-52.]

    Açıklama


    Hadis-i şerifte geçen kelimesinin anlamı, "semerin arka kısmını teşkil eden tahta veya odun"dur.
    Deveye binen kimse bu tahtaya yaslanır. Bu ağacın Hz. Peygamber devrindeki yüksekliğinin miktarı üzerinde ulemâ çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bu yüksekliğin bir arşın olduğunu söylerken, bazıları da arşının üçte ikisine eşit olduğunu söylemişlerdir.
    Netice olarak namaz kılan bir kimse bazılarına göre, bir arşın bazılarına göre de bir arşının üçte ikisine eşit yükseklikte her hangi bir nesneyi önüne koyarsa bu kimsenin önünden geçenler, namazına herhangi bir zarar vermezler.
    Namaz kılan kimsenin önüne koyduğu bu nesneye sutre denilir.


    1. Sutrenin boyu ve eni üzerinde fakihler farklı görüşlere sahihtirler.
    Nevevî merhum diyor ki biz (Şâfiîler)e göre» sutrenin inceliği veya kalınlığı söz konusu değildir. Bu mevzuda bizim delilimiz Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edilen şu hadis-i şeriftir:
    Rasûl-u Ekrem (s.a.) buyurmuştur ki: "Sutrenin semerin arkasına konan tahta boyunda olması kâfidir. (Eni ise) isterse kıl kadar ince olsun."[476]

    Aynı şekilde Sebre b. Ma'bed'den rivayet edilen şu merfu hadis de bizim bu görüşümüzü te'yid etmektedir: "Nebiyyi Ekrem (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Namazınızı hiç değilse bir ok arkasına gizlenerek kılınız."
    [ el-Muttekî, Kenzu'l-Ummâl, VII, 352.]

    2. Hanbelî âlimleri de aynı görüştedirler.
    3. Mâlikîlere göre ise, sutre en azından mızrak kalınlığında ve bir arşın boyunda olmalıdır. Bundan daha kısa olursa, sutre ile ilgili mendub yerine getirilmemiş olur.
    4. Hanefîlere göre, sutrenin boyu bir arşın, kalınlığı parmak kadar olmalıdır. [A.A. el-Bennâ, eI-Fethu'r-rabbânî, IV, 128; el-Muttakî, Kenzu'l-Ummâl, VII, 346.]
    Sutre dikmekteki hikmet, önünden herhangi bir kimsenin geçmesine engel olmakla birlikte gözün sutrenin gerisine kaymasına mani olarak namazdaki huşu ve hudu'un kaybolmasını önlemektir. Zaten namaz kılan kimseye önünden geçen bir kimsenin verebileceği zarar da huşu'u dağıtarak sevabın azalmasına sebep olmaktır. Zira ileride geleceği gibi, "namaz kılanın önünden geçmedeki günahın büyüklüğünü idrâk eden, kırk yıl bekler de yine geçmez" di.
    [el-Menhel, V, 77.]

    686. ...Atâ'dan; demiştir ki: "Semerin arka kemerinin boyu bir zira' ve daha yukarısıdır." [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/53.]


    Açıklama


    Bu görüş aynı zamanda imam Sevrî'nin ve meşhur olan rivâyete göre İmam Ahmed (r.a.)'in görüşüdür. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/53.]

    687. ...İbn Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.) bayram günü namaz kılmağa çıktığı zaman (önüne) bir kargı (dikilmesini) emrederdi. Kargı dikildikten sonra insanlar da arkasında oldukları halde ona doğru namaz kılardı. Seferde de böyle yapardı. Bu yüzden emirler de bunu âdet edindiler. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/53.]


    Açıklama


    Hadis-i şerifte geçen "bu yüzden emirler de bunu âdet edindiler” sözü, îbn Mâce'nin rivayetinde yoktur.
    Ali b. Mushir bu hadisle ilgili açıklamasında, bu sözün aslında Nâfi'e ait olduğunu ifâde etmiştir.
    Bu sözle ifade edilmek istenen şudur:
    Rasûl-u Ekrem (s.a.) bayram namazında musallada önüne bir harbe (kargı) dikildiği için müslüman devlet adamları, bayram namazlarında yanlarında harbe taşımayı âdet edinmişlerdir. Harbe kısa mızrak tarzında bir silahtır. [Mutercim Asım Efendi, Kamus Tercemesi, I, 106; Pakalın, M.Z., Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, I, 737.]


    Rasûl-u Ekrem'in önüne dikilen bu harbenin Peygamber'e nereden ve kimden geldiği söz konusu olmuş ve bu mevzuda çeşitli rivayetler ortaya atılmıştır. Bazılarına göre bu harbeyi Habeş Kralı Necaşî hediye etmiştir. Ömer b. Şeybe'nin Ahbâru'l-Medinc'de rivayet ettiği bir habere göre Necâşî, Resülullah'a bir harbe hediye etmiş, Efendimiz de bunu bir hatıra olarak saklamıştı. İşte sözü geçen harbe bu harbedir.
    Bazıları da "Bu harbe, Zubeyr b. el-Avvâm'ın Uhud'da öldürdüğü bir müşrikten kalmıştır. Rasûl-u Ekrem bunu yanında taşır ve namaz kılarken önüne dikerdi" demişlerdir.
    Bütün bu rivayetlerin çeşitliliğine bakarak şunu söylemek mümkündür. Necâşî'nin gönderdiği harbe gelmezden önce Efendimiz (s.a.) Uhud Harbinde ele geçen harbeyi sutre olarak kullanmış, Necâşî'nin gönderdiği harbe eline geçtikten sonra sütre olarak onu kullanmıştır. Sutrenin eni ve boyu hakkındaki görüşleri bir önceki hadisin şerhinde açıkladığımızdan burada tekrara lüzum görmüyoruz.
    Sutrenin hükmü hakkında Merhum Ahmed Naim Efendi şöyle diyor:
    "Aslında duvarsız yerde namaz kılan kimsenin önünden geçilmesinden korkulması halinde, orada namaz kıldığına alâmet olmak üzere bir sutre dikmesinin mendûb olduğunda ittifak vardır. Kimsenin geçmeyeceğinden emin olunan yerde namaz kılan kimse de imam Mâlik ile Şafiî'ye göre -bu mevzudaki hadislerin çokluğundan dolayı- yine sutre dikmekle mükelleftir.
    Bununla beraber Atâ, Salim b. Abdullah, Kasım b. Muhammed, Şa'bî, Hasan el-Basrî gibi tâbiûnun ileri gelenlerinin kırda sütresiz namaz kıldıkları rivayet olunuyor. İmamın sutresi cemaat için de geçerlidir.
    [Ahmed Naîm, Tecrid Tercemesi, II, 439.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/54]

    Bazı Hükümler


    1. Namaz için bir sutre kullanmak mendubtur.
    2. İnsanın karşılaşacağı tehlikelere karşı koymak için yanında mızrak ve benzeri bir âlet taşıması caizdir. Bu çeşit aletleri taşımanın önemi yolculukta daha da artar.
    3. Hizmetçi edinmek caizdir.
    [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/54-55]


    688. ...Avn b. Ebî Cuhayfe (r.a.), babası Ebû Cuhayfe'den rivayet ettiğine göre; Nebî (s.a.) onlara Bathâ'da, önünde bir kargı dikilmiş olduğu halde öğle ile ikindi namazlarını ikişer rekat kıldırmıştır. (Namaz esnasında) kargının arkasından kadın da geçti eşek de.
    [Buhârî, vudu 40; salat 90, 93; menâkıb 23; Muslim, salat 252; Nesâî, salat 12; Dârimî, salat 124; Ahmed b. Hanbel, IV, 307, 309.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/55]


    Açıklama


    Ulemânın büyük çoğunluğu namaz kılan kimse ile sutresi arasından geçmenin haram olduğunu söylemişlerdir. Ancak bundan dolayı o kimsenin namazı bozulmaz. Nitekim ileride gelecek olan "Namazı hiç bir şey bozamaz. Bununla beraber elinizden geldiği kadar (önünüzden) geçeni men'etmeye çalışınız. Çünkü o şeytandan başka bir şey değildir" anlamındaki 697 no'lu hadis-i şerif de bu görüşü desteklemektedir. Fakat anılan hadis zayıftır. .
    Her ne kadar Muslim'deki; "Önünde deve semerinin arka kaşı boyunda bir sutresi olmayan kimsenin namazını, kadın, eşek bir de kara köpek bozar" [bk. Muslim, salât. 260] hadis-i şerifi bu görüşe ters düşmekte ise de, bu hadisin hükmü; îbn Abbâs'ın rivayet ettiği; "Rasûlullah (s.a.) Mina'da sutresiz olarak namaz kıldırdığı sırada dişi bir merkebe binerek karşıdan geldim. O zaman bulûğ çağına yaklaşmıştım. Saflardan birinin önünden geçtim. Merkebi otlasın diye salıverdim. Ondan sonra safa girdim. Bu yaptığıma kimse ses çıkarmadı" mealindeki 715 numaralı hadis-i şerifle neshedilmiştir.
    Çünkü bu hâdise Veda haccında, Rasûl-u Ekrem'in irtihâlinden seksen gün önce olmuştur.
    Muslim'in bu hadisinin nesh edildiğini kabul etmesek bile, namazın bozulacağına dâir olan ifâdelerim "Namazdaki huşu'un kaybolacağı" manasına almak ve namaz kılan kimsenin önünden geçmenin haramlığını beyan için söylendiğini kabul etmek yerinde ve isabetli olur. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/55]

    Bazı Hükümler


    1. Namaz kılan kimse yolculuk esnasında, kırda, önünden geçilme tehlikesi olmadığı zaman bile önüne sutre koymalıdır.
    2. Sutrenin kargı kalınlığında olması yeterlidir.
    3. Yolculukta dört rekâtli namazları ikişer rekât kılmak gereklidir.[489]


    102. (Sutre İçin) Sopa Bulunamadığı Zaman Çizgi Çizilir


    689. ...Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:
    "Sizden biriniz namaz kıldığı zaman önüne bir şey koysun, hiç bir şey bulamazsa bir sopa diksin, sopa da yoksa, önüne bir çizgi çizsin, bundan sonra önünden ne geçerse geçsin ona-zarar vermez."
    [İbn Mâce, ikâme 36; Ahmed b. Hanbel, II, 249, 255, 266.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/56.]


    Açıklama


    Bu hadis-i şerife göre namaz kılmak isteyen bir kimse önüne ya ağaç ve duvar gibi bir engel olarak onun arkasına gizlenip, önünden başkalarının geçmesine mâni olmalı veya bunları bulamadığı takdirde önüne bir sopa dikmelidir. Ancak sopanın da bulunmaması halinde kıble tarafına çizeceği bir çizgi ile yetinebilir.
    Hadisin zahirine bakılırsa sutrenin yüksek olup olmaması, kalın veya ince olması söz konusu değildir. Nitekim Hâkim'in Sebre İbn Ma'bed'den rivayet ettiği "Namazınızı hiç değilse bir ok arkasında gizlenerek kılınız.” [ el-Muttekî, Kenzu'l-Ummâl, VII, 351] anlamındaki hadis-i şerifle, Ebû Hureyre (r.a.)'in rivayet ettiği; "sutre için deve semerinin arka kayışı boyunda bir yükseklik yeter. Eni isterse kıl kadar olsun" [ el-Muttekî, Kenzu'l-Ummâl, VII, 352] mealindeki hadis-i şerifte sutrenin eninin kalın veya ince olması arasında bir fark gözetilmemiştir. Ancak sutrenin eni ve boyu mealini sunduğumuz Kenzu'l-Ummal hadisi ile ileride mealini sunacağımız 691 numaralı hadis gibi bazı hadis-i şeriflerle tayin ve tesbit edilmiştir.
    Biz bu mevzudaki mezheb imamlarının görüşlerini 685 no'lu hadisin izahında açıkladığımızdan burada tekrara lüzum görmüyoruz.
    Yine bu hadis-i şerifteki "sopası da yoksa önüne bîr çizgi çizsin" cümlesinden, sopa bulamayan kimsenin önüne çizeceği bir çizgi ile yetinebileceği anlaşılmaktadır. Ancak bu mevzuda da fıkıh âlimleri farklı görüştedirler.
    Çizgi çizmeyi caiz görenler de bu çizginin hilâl şeklinde mi yoksa kıbleye doğru önüne veya sağından soluna doğru mu çizileceğinde de ihtilâf etmişlerdir.


    1. Çizginin sutre yerini tutacağı görüşünde olan âlimler şunlardır: imam Ahmed, eski görüşüne göre Şafiî, Ebû îshâk eş-Şîrâzî, Ebû Hâmid, Şâfiîlerin çoğunluğu ve bazı Hanefî âlimleri (r.a.).

    2. Çizginin sutre yerini tutmayacağı görüşünde olan âlimler de şunlardır:
    Mâlikîler, yeni görüşüne göre İmam-ı Şafiî ve Hanefîlerin çoğunluğu (r.a.).
    Çizginin sutre yerini tutmayacağını savunan bu ikinci gruptaki âlimlere göre mevzumuzu teşkil eden Ebû Dâvûd hadisi muzdaribtir. Yani zayıftır. Nitekim Ibn Uyeyne, Begavî, Şafiî gibi daha başka âlimler de bu hadisin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Çizginin yeterli olmadığına, diğer bir sebeb olarak da çizginin sütrenin gayesini gerçekleştirememesim" gösterirler ve "sutreden gaye orada namaz kılınmakta olduğunu başkalarına bildirmektir. Çizgi ise, orada namaz kılındığım gösterecek bir alâmet olmaktan uzaktır" derler.
    Sopa bulunmadığı zaman ne yapılacağı konusunda birinci görüşe sahib olan kimselerin düşüncelerine tercüman olarak imam Nevevî şunları söylemektedir:
    "Gerçekte tercihe lâyık olan görüş şudur ki; sutre yerine çizgi çizmek müstehabdır. Sutre olarak kullanmak için sopa bulunamadığı zaman kıble cihetine bir çizgi çizilmesini emreden bu hadisin zayıflığı kabul edilse bile, amellerin faziletiyle ilgili mevzularda zayıf hadisle amel edilebileceğine dâir âlimler arasında tam bir görüş birliği vardır."
    [Kenzu'l-Ummâl, VII, 352]

    Bazı Hükümler


    1. Kırda namaz kılanın sütre edinmesine teşvik vardır.
    2. Sutre için belli bir nesne tayın edilmiş değildir. Sutre özelliğini taşıyan her şey sutre olarak kullanılabilir.
    3. Sutre için hadis-i şerifte belirtilen sırayı takibetmek gerekir. Önce duvar, ağaç ve benzeri tabii sutreler tercih edilir. Bunlardan biri bulunanmazsa o zaman sütre olarak baston dikilir. Baston da bulunamazsa, o zaman kıbleye doğru uzanan bir çizgi veya soldan sağa doğru mihrab gibi kavisli bir çizgi çizilir.


    690. ...Bize Muhammed b. Yahya b. Fâris haber vermiştir.(Demiştir ki; ) Bize Ali, yani İbn el-Medînî Sufyan'dan, (o da) İsmail b. Umeyye'den, (o da) Ebû Muhammed b. Amr b. Hureys'den, (o da) Benî Uzre'den bir kimse olan dedesinden o da Ebû Hureyre'den, (o da) Ebu'l-Kasım (s.a.)'dan rivayet etti. (Ali Medinî) dedi ki; (bir önceki sopa bulunmadığı zaman çizgi çizilmesini ifade eden) çizgi hadisini (sufyan b. Uyeyne) rivayet etti.
    Sufyan (şöyle) dedi: "(Ancak) bu hadisi takviye edecek bir şey bulamadık. Bize şu senedden başka (herhangi bir senedde) ulaşmadı." (Ali b. el-Medînî) dedi ki: ((Ben Sufyan'a; "Muhaddisler onda (yani Muhammed b. Amr'm İsminde) ihtilâf içindedirler" dedim de, bir süre düşündükten sonra şöyle dedi: "Ben (onun ismini) ancak Muhammed b. Amr (diye) hatırlıyorum."
    Sufyan dedi ki: "Buraya İsmail b. Umeyye vefat ettikten sonra-bir adam çıkageldi. Bu adam Ebû Muhammed (adındaki) şeyhi arıyordu. Nihayet onu buldu ve ondan bu hadisi (rivayet etmesini) istedi. (Fakat Ebû Muhammed) hadisi karıştırdı.
    Ebû Dâvûd dedi ki; ben bir çok defalar Ahmed b. Hanbel'e (bu) çizginin şeklinden sorulduğunu ve onun da; "enine hilâl gibi (kavisli)" diye cevab verdiğini işittim. (Yine) Ebû Dâvûd, Musedded'den; "İbn Davud'un (bu) çizgi uzunlamasına (çizilir) dediğininakletmiştir. [Yine dedi ki: defalarca bu çizginin vasıflarını Ahmed b. HanbeVden duydum. Dedi ki: "Şöylece yani enlemesine hilâl gibi kavistir.]

    [Sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/58-59]

    Açıklama


    Râvi Sufyan b. Uyeyne'nin "Bu hadisi takviye edecek, elimizdeki şu senedden başka bir sened bulamadık." anlamındaki sözleri bu hadisin zayıf olduğunu ifâde etmektedir.
    İsminin ihtilaflı olduğu söylenen kimse, İsmail b. Umeyye veya Ebû Muhammed b. Amr'dir. Bazılarına göre ise, Amr b. Muhammed b. Hureys'dir.
    Çizginin şekliyle ilgili ifâdelere bakarak fıkıh âlimleri çizginin hilâl şeklinde mi, kıbleye doğru öne mi, yoksa sağdan sola doğru mu çizileceğinde ihtilâf etmişlerdir. Çünkü, rivayetlerin birinde bu çizginin hilâl gibi kavisli ve soldan sağa doğru olabileceği ifade edilirken, diğerinde kıbleye doğru uzanacağı ifade edilmektedir.


    691. ...Sufyân b. Uyeyne demiştir ki: "Ben Şerîk'î cenaze (için geldiğimiz bir toplumda) bize ikindi namazı kıldırırken gördüm, başlığım (vakti) giren farz namazda, önüne (sutre olarak) koymuştu."
    [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/59-60]

    Açıklama


    Bu başlığın yüksekliğinin 685. hadis-i şerifte açıklandığı gibi deve semerinin arka kemeri kadar olduğu söylenebilir. Çünkü hadis-i şerifler bundan daha kısa bir nesnenin sütre olamayacağını ifâde ederken Şerîk'in küçük bir fesi sütre olarak önüne koyacağı düşünülemez. Sözü geçen hadis-i şerifte de açıkladığımız gibi semerin arka kemerinin boyu bazılarına göre bir arşın, bazılarına göre de arşının üçte ikisi kadardır. [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/60]



    103. Bînek Hayvanına Doğru (Onu Sutre Vaparak) Namaz Kılmak


    692. ...îbn Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.) deveye doğru namaz kılarmış. [Buhârî, salat 50, 98; Ebû Dâvûd, cihâd 149; Muslim, salat 248; Tirmizi, salaî 144; Ah-med b. Hanbel, II, 26, 106, 316, 326, 329, 330.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/60. ]


    Açıklama


    Bu hadis-i şerif deveyi ve benzeri hayvanları sutre yaparak namaz kılmanın câiz olduğuna delildir. Ancak bu hadis deve yataklarında namaz kılmayı nehyeden 493. numaralı hadis-i şerife zıt değildir. Çünkü bu hadis-i şerifte söz konusu edilen deveye karşı Efendimiz (s.a.)'in namaz kılması yolculuk esnasında vuku bulmuştur. Yolculuk esnasında ise, deve hem bağlıdır, hem de sahibine karşı daha çok itaatlidir. Deve yataklarında ise, develer bağsız olduğundan içlerinde bulunan azgın develerin insana her an için saldırması mümkündür. Bu bakımdan deve yataklarında namaz kılmak tehlikelidir, huzur ve huşu'u bozucudur.
    Ayrıca araplar arasında deve yataklarına insanların da abdest bozdukları düşünülebilir ki,. Efendimizin yolculukta deveyi sutre edinerek namaz kıldığı halde deve yataklarında bulunan develere karşı namaz kılmaktan niçin nehyettiği daha iyi anlaşılmış olur.


    1. Hanbelî ve Hanefi âlimleri, bu hadis-i şerifi delil getirerek yerinde sabit olan hayvana ve arkası dönük olan insana doğru namaz kılmanın caiz olduğunu söylemişlerdir.

    2. Şâfiîlere göre ise, hayvana ve kadına doğru namaz kılınamaz, Şafiî âlimlerinden merhum İmam Nevevî hazretleri bu mevzuda şunları söylemiştir:
    "Kadını sutre edinerek ona doğru namaz kılmanın neden caiz olmadığı açıktır. Çünkü kadın o anda erkeğin zihnini meşgul eder. Fakat Rasûl-u Ekrem (s.a.) deveyi sutre edinerek namaz kılmıştır. Buhârî ve Müslim'de İbn Ömer'den gelen hadis-i şerif bunu açıkça beyân etmektedir. Durum böyleyken İmam Şafiî (r.a.)nin deveye doğru namaz kılınamaz demesi, ancak bu hadis-i şerifin onun eline geçmemesiyle izah edilebilir.
    Şurasını da hatırdan çıkarmamak lâzımdır ki, İmam Şafiî (r,a.) sağlam hadis ele geçtiği zaman, kendi içtihadının bırakılarak o hadisle amel edilmesini vasiyyet etmiştir.
    Anılan Buhârî ve Muslim'deki İbn Ömer hadisi sağlam olduğuna göre, deveyi sutre kabul ederek ona doğru namaz kılmanın caiz olduğunu kabul etmek İmam Şafiî'nin vasiyyetini yerine getirmek demektir.


    3. Mâlikîlere göre ise,eti yenmeyen hayvanları sutre edinerek onlara doğru namaz kılmak mekruhtur. Eti yenenlerin ise, bağlı olanlarını sütre edinmekte bir sakınca yoksa da bağsız olanlarını sütre edinmek mekruhtur.
    Yabancı bir kadını sütre edinmek de aynı şekilde mekruhtur.
    Kendisine nikâhı düşmeyen bir kadının sutre edilip edilemeyeceği mevzuunda ise, Mâlikî imamları arasında iki görüş vardır.
    Yüzünü namaz kılan kimseye dönmediği müddetçe bir erkek sutre edinilerek kendisine doğru namaz kılınabilir.


    104. Kişi Direğe Veya Benzeri Şeylere Doğru Namaz Kıldığında Onu Hangi Tarafına Almalıdır?


    693. ...Mikdâd b. el-Esved (r.a.) şöyle demiştir:
    "Peygamber (s.a.)'i kaç kere bir ağaç parçası, bir direk veya bir ağaca (doğru) namaz kılarken gördümse onu tam karşısına değil de ancak sağ kaşının (sağının) veya sol kaşının (solunun) hizasına almış olduğunu gördüm."
    [Kutub-ı sıtte müelliflerinden sadece Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/61-62.]


    Açıklama


    Bu hadis-i şerif, sutre olarak kullanılacak ağaç ve benzeri şeylerin iki kaşın arasına gelecek şekilde tam karşıya konularak onlara karşı namaz kılmaktan nehyetmektedir. Namaz, kılan kişi sütreyi tam karşısına koymakla görünüşü bakımından puta tapan kimselere benzeyeceği için bundan nehyedilmiştir.
    Şurasını unutmamak lâzımdır ki, sütreyi tam karşıya almanın sakıncası, sutre ağaç ve benzeri bir nesne olduğu zaman ortaya çıkar. Sutre bir duvar veya bir bina ise, o zaman herhangi bir sakınca sözkonusu değildir.
    Bu mevzuda M. Zihni Efendi Ni'meti'l-İslâm isimli kıymetli eserinde şunları söylemektedir:
    "Sünnet olan sutreye yakın durmaktır ve tam karşısına' durmayıp onu iki kaşlarından birinin (efdal olanı sağ kaşının) hizasına almaktır."

    [bk. Nimet-i İslâm I, 345.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/62]



    105. Konuşmakta Olanlara Ve Uyuyanlara Karşı Namaz Kılmak


    694. ...İbn Abbâs (r.a.)'m rivayet ettiğine göre Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:
    "Uyumakta olan ve konuşan kimseye doğru namaz kılmayınız."
    [İbn Mace, ikâme 40; Beyhaki, es-Sunenu'1-kubrâ, II, 279.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/62-63]


    Açıklama


    Uyumakta olan kimseye karşı namaz kılmanın sakıncası bellidir. Uyuyan kimse kendisini murakabe edemediği için ondan her an için namaz kılan kimsenin zihnini meşgul edecek haller zuhur edebilir. Bu da namaz kılan kişinin huzurunu bozar. Namaza kendini iyice vermesini engeller ve hatta onu şaşırtabilir.
    Bu bakımdan İmam Mâlik, Tâvûs ve Mücâhid uyuyan kimseye doğru namaz kılmanın mekruh olduğunu söylemişlerdir.

    Bunların dışında kalan âlimler ise, ileride gelecek olan 810, 811 ve 812 numaralı hadislerle Buhâri ile Muslim'in ittifakla rivayet ettikleri Hz. Âişe'nin naklettiği, "Rasûl-u Ekrem (s.a.) namaz kılardı; ben de onun yatağının üzerinde önüne uzanmış halde uyurdum.” [Buhârî, salât 103; vitir 3; Muslim, salât 267, 268; Nesâî, kıble 10] anlamındaki hadis-i şerifi delil getirerek uyuyan kimseye karşı namaz kılmanın herhangi bir sakıncası olmadığını söylemişler ve mevzumuzu teşkil eden hadisin de zayıf olduğunu iddia etmişlerdir.
    Şafiî âlimlerinden Nevevî ve Hattâbî de bu hadisin zayıf olduğu kanaatindedirler.
    Hattâbî bu mevzuda şunları söylemektedir:
    Bu hadisin Peygamber (s.a.)'e ait olduğu kesin ve sağlam değildir. Çünkü bu hadisin senedi zayıftır. Abdullah b. Ya'kub bu hadisi kendisine Muhammed b. Ka'-b'dan kimin naklettiğini açıklamamıştır. Aslında Abdullah'ın ismini açıklamadığı bu râviler, hadis âlimlerinin itimad etmediği iki adamdır. Bunlardan biri Temmam b. Bezi', öbürü de İsa b. Meymûn'dur ki Buhârî ve Yahya b. Maîn bu kimseleri tenkid etmişlerdir.
    Hadis-i şerifte ayrıca konuşmakta olan kimseye doğru namaz kılmak da yasaklanmıştır. Çünkü konuşan kimse namaz kılanın zihnini meşgul eder ve huzurunu bozar. Nitekim İbn Mes'ûd (r.a.) konuşmakta olan kimseye karşı namaz kılmanın mekruh olduğu görüşündedir. Ancak bu kimseler zikir yapıyorlarsa, o zaman onları sütre edinmekte herhangi bir sakınca yoktur.
    İmam Ahmed ile imam Şafiî de konuşan kimseyi sutre edinmenin mekruh olduğu kanaatindedirler. Nitekim mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerif de bu görüşe delâlet etmektedir.
    Fakat herhangi bir kimsenin yüzüne doğru namaz kılmak hiç bir zaman ve hiçbir kimse tarafından uygun görülmemiştir.
    [Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/63-64]

    106. Namaz Kılan Kimsenin Sütreye Yakınlığı


    695. ...Sehl b. Ebi Hasme, Peygamber (sallellahualeyhi vesellem)in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
    "Sîzden biriniz sutreye doğru namaz kıldığı zaman ona yaklaşsın ki, şeytan namazında ona vesvese vermesin."

    [Nesaî, kıble 5; İbn Mâce, ikâme 39; Ahmed b. Hanbel IV, 2; Beyhakî, es-Sunenu'l-kubrâ, II, 272.]

    Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi(aynı zamanda) Vâkid b. Muhammed, Safvân'dan (o da) Muhammed b. Sehl'den (o da) babasından veya Muhammed b. Sehl (doğrudan doğruya) Peygamber (s.a.)'den rivayet etmiştir. Bazıları da (bu hadisin) Nâfi' ö. Cubeyr vasıtasıyla Sehl b. Sa'd'den (nakledildiğini) söylemiştir. Ve bu hadisin senedinde ihtilâf edilmiştir.

    Açıklama


    Hadis-i şeriften namaz kılmak isteyen kimsenin önüne sutre dikmekle mükellef olduğu anlaşılmaktadır. Sutre koymak kişinin istek ve arzusuna bırakılmış değildir.
    Çünkü hadis-i şerifte geçen "her ne zaman” manasına gelen edatı, kişinin her namaz kılışında önüm sutre ayması gerektiğini ifâde eder.
    Bu sayede namaza şeytanın vesvesesinin karışması önlenmiş olur. Bir başka açıdan şeytanın bazı kişileri aldatarak namaz kılan kimsenin önünden geçirtmesi engellenmiş olur.
    Bilindiği gibi namaz kılan kimsenin önünden geçilince eğer namaz kılan kişinin önünü kesen, kadın, eşek veya köpekse bazı âlimlere göre bu kimsenin namazı gerçekten bozulur. Bazılarına göre ise namazın özünü teşkil eden huzur ve huşu bozulmuş olur.
    Bazı âlimler de buradaki şeytandan maksat namaz kılan kimsenin önünden geçen her yaratıktır. Çünkü Peygamber (s.a.) namaz kılan kimsenin önünden geçen her yaratık için şeytan tâbiri kullanmıştır, nitekim 697 numaralı hadis-i şerifte gelecektir.
    Sutreye yakın durmanın hükmü mendubtur.
    Hanefi âlimlerinden M. Zihni Efendi Ni'met-î İslâm'ın da, "Sünnet olan, sutreye yakın dumaktır" sözleriyle Hanefi ulemasının bu mevzudaki görüşlerini dile getirmiştir.
    Sutreye yakınlığın ölçüsünü Atâ, İmam Şafiî ve İmam Ahmed (r.a.) üç zira' olarakk tesbit etmişlerdir.
    İmam Mâlik hiç bir ölçü getirmemiştir.
    Bazılarına göre bir karış bazılarına göre de altı zira'dır. [el-Aynî, Umdetu'l-Kârî, IV, 280.]


    Müellif Ebû Dâvûd hadisin sonundaki mütaleasmda bu hadisin zayıf olduğunu ifâde etmiştir.
    Burada kadının eşek ve köpekle bir tutulduğu zannedilmemelidir. Çünkü eşekle köpeğin namaz kılan kimsenin huzurunu bozma sebebi ile kadının bozma sebebi tamamen ayrı şeylerdir. Eşekle köpeğin huzuru bozması yaratılışlarındaki fevkalâde dikkat çekici özelliklerle ilgili iken, kadının huzur bozması onun cinsî cazibesi ve erkekler için zaaf kaynağı olmasıyla ilgilidir. Namaz kılan bir erkeğin önünden geçen bir kadının, o erkeğin içinde ne gibi fırtınalar doğuracağını kimse kestiremez. Namazda gaye, İbâdet olması, Allah'a bağlılık ve Peygambere sadakatle tâbi olması hasebiyle, kadının geçmesi ile bütün bu sevgiler kadın sevgi ve ilgisi ile karışırsa namazın hikmeti ortadan kalkacağı malumdur. İşte bunda kadının zikredilmesi bundan başka bir şey ile tefsir edemez. Nitekim 702 no'lu hadiste gelecektir.

    696. ...Sehl(r.a.)Men; demiştir ki:
    Peygamber(s.a.)in namaz kıldığı yer ile kıble (duvarı) arasındaki (mesafe) bir dişi keçinin geçebileceği kadardı"
    [Buhârî, salat 91; Muslim, salât 263; Ahmed b. Hanbel, IV, 54. ]
    Ebû Dâvûd dedi ki; bu haber Nufeylî'ye aittir.

    Açıklama


    Rasul-u Ekrem (s.a.)'in "namaz kıldığı yer'den maksat, Kirmânî'ye göre, ayaklarının bulunduğu yerdir. Ancak Aynî merhum, "ayaklarının bulunduğu yerden secde ettiği yere kadar uzanan mesafe" olduğunu söylemiştir.[512]
    Buna göre, namaz kılan kimse secdeye varınca secde halinde iken kıble duvarı ile arasında kalan mesafe bir keçinin geçebileceği kadar olmalıdır.
    Ancak Ahmed b. Hanbel'in Hz. Bilâl'den rivayet ettiği; "Peygamber (s.a.) Kabe'ye girip namaz kıldı. Kendisiyle duvar arasında üç zira' bir mesafe vardı" hadis-i şerifi ise, Rasûl-u Ekrem'in ayakta bulunduğu zaman duvarla kendisi arasındaki mesafeyi belirlemektedir.
    Davudî, mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifle Ahmed b. Hanbel hadisinin arasım şöyle uzlaştırmıştır: Namaz kılan kimse ile duvar veya kıble arasındaki mesafe en az bir keçi geçebilecek kadar olmalı, en çok ise, üç zira olmalıdır.



    107. Namaz Kılan Kimsenin Önünden Geçilmesine Mani Olma Yetkisi


    697. ...Ebu Said eI-Hudrî(r.a.)den rivayet edildiğine göre Rasûl-u Ekrem (s.a.) şöyle buyurmuştur:
    "Sizden biriniz namaz kılarken hiç kimseyi önünden geçirmesin, elinden geldiği kadar ona engel olsun. Eğer o kimse diretirse, onunla doğuşsun. Çünkü o ancak şeytan(ın yapacağını yapmakta)dır."
    [Buhârî, salât 100, Muslim, salat 258; Nesâî, kasem 48; İbn Mâce, ikâme 39; muvatta', sefer 33, Ahmed b. Hanbel, III, 34, 44.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/66-67.]


    Açıklama


    Bu hadis-i şerifte namaz kılmakta olan bir kimsenin, önünden geçilmesine mâni olması emredilmektedir. Ancak namaz esnasında önünden geçen kimseye müdâhele etme hakkının doğması için daha önce geçen 689 ve ilerde gelecek olan 700 numaralı hadis-i şeriflerde beyân edildiği gibi sutre olma niteliği taşıyan bir nesnenin önüne konulmuş olması lâzımdır.

    Buhârî, bu hadis-i şerifin sebeb-i vürûdu ile ilgili olarak şu hâdiseyi nakletmektedir:
    "Ebû Salih es-Semmân dedi ki: Ebû Said el-H-udrîbir cuma günü insanlardan korunmak için önüne koyduğu bir sütrenin arkasında namaz kılıyordu. Derken Muayt oğullarından bir genç onun önünden geçmek istedi. Ebû Said de göğsünden iterek o gence mâni oldu. Genç, başka geçilebilecek bir yer olmadığını görünce, ikinci defa geçmeyi denedi. Ancak bu defasında da Ebû Said birincisinden daha şiddetli olarak karşı koydu. Bunun üzerine delikanlı Mervân'ın yanına gidip Ebû Said'i şikâyet etti. Hemen arkasından da Ebû Said, Mervân'ın yanına geldi. Ebû Said'i karşısında gören Mervân kendisine şu soruyu yöneltti:
    Ey Ebû Said! Bu kardeşin oğluyla senin alıp veremediğin nedir? Ebû Said de şu cevabı verdi:
    Rasûl-u Ekrem (s.a.)'i şöyle büyürken işittim:
    "Sizden biriniz kendisini insanlardan koruyacak bir sütreye doğru namaz kılarken, birisi önünden geçmek isterse, ona mâni olsun. Eğer o kimse diretirse, onunla kavga etsin. Çünkü o şeytandan başka bir şey değildir.”
    [Buhârî, salât 100.]


    Kadı lyaz silâhla veya Önden geçen kişinin ölümüne sebeb olacak bir âletle müdâhelede bulunmanın caiz olmadığına ve tehlikeli olmayan bir müdâhale sonucu ölen bir kimse için de kısas lâzım gelmediğine dâir ulemânın görüş birliğinde olduğunu söylemiştir.
    Bu kişi için diyet lâzım gelip gelmediği konusunda ise Malikîler arasında iki farklı görüş vardır. Bunlardan îbn Şa'ban'a göre bu kişi için diyet lâzım gelir. İbnu't-Tîn'e göre ise, kanı heder olur, yani karşılığında diyet ödenmez.
    Ancak hemen şunu söyleyelim ki; namaz kılanın önünü kesip geçen kimse ile nasıl mücâdele edileceğine dair serdedilen bütün bu görüşler namaz kılarken önünde sütre bulunan kimsenin önünü kesen kimse ile ilgilidir. Yoksa önünde sutre bulundurmayan kimse için müdâhele veya mücâdele hakkı yoktur.
    İbn Ebî Hamza ise, hadis-i şerifteki şeytanla kavgadan maksat, gürültüsüz, patırtısız olan ince ve mânevi bir müdâheledir. Yoksa gürültülü patırtılı, kaba kuvvete dayalı bir mücâdele değildir. Bu manada bir mücâdele de ancak istiâze (eûzu) ve besmele ile şeytandan korunmak ve sütre koymakla gerçekleşebilir.
    Çünkü kaba kuvvete bağlı olarak yapılacak bir mücadelenin namaza vereceği zarar, önden geçen kimsenin vereceği zarardan daha büyüktür, demektedir.
    Namaz kılan kimsenin önünden geçen kimse ile mücâdele etmedeki sebebin ne olduğu mevzuunda da iki görüş vardır:


    a. Musallinin önünü kesen kişiyi günahtan alıkoymak,
    b. Bu kişinin namaza zarar vermesini önlemek.
    İbn Hamza birinci görüşü benimsemiştir. Aslında ikinci görüş daha kuvvetli ve isabetlidir.
    Nitekim İbn Ebî Şeybe'nin İbn Mes'ûd (r.a.)'den rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre, "bir kişinin namaz esnasında önünden geçilmesi o namazın yarısını ifsâd eder".
    Yine Ebû Nuaym'in Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği bir hadisi şerifte ise, "namaz kılan kişi eğer önünden geçilmekle namazım(n derecesini) ne kadar kaybettiğini bilseydi, sutresiz olarak asla namaz kılmazdı" buyurulmaktadır.
    İşte bu hadis-i şerifler, namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kimseye engel olmanın gerçek sebebinin namaza zarar vermesi olduğunu ortaya koymaktadır.
    Ayrıca, "musallinin önünden geçeni günahtan alıkoymak için onunla mücâdele edilir" diyenlere de, "şayet sizin görüşünüz isabetli olsaydı, o zaman çocuğun namaz kılan bir kimsenin önünden geçmesinde bir sakınca olmaması lâzımdı. Çünkü çocuk mükellef olmadığı için bu hareketiyle günahkâr olmaz" diye cevap verilebilir.


    Hanefî âlimlerine göre ise, efdal olan namaz kılanın, Önünden geçene müdâhale etmemesidir.

    Buna göre namaz kılan bir kimseye mevzumuzu teşkil eden hadiste tanınan müdâhale hakkının doğması için namazdan önce önüne sutre niteliği taşıyan bir nesneyi koymuş olması gerekmektedir. İşte o zaman o kimse, önünden geçen kimseye gücünün yettiği kadar engel olmaya çalışır.

    Zâhiriyye mezhebi âlimlerine göre, hadisteki "ona engel olsun" emrinin hükmü farzdır. Bu bakımdan namaz esnasında önünden geçen kimseye engel olmak o kimse için kaçınılmaz bir görevdir.
    Şafiî âlimlerinden merhum Nevevî'ye göre ise, bu emrin hükmü kuvvetli bir mendubtur. Özellikle Şafiî âlimlerinden hiç bir kimse farz olduğunu iddia etmemiştir. [bk. el-Menhel, V, 90]
    İleride gelecek olan 700 numaralı hadis-i şerifte de temas edileceği gibi eğer önünden geçmekte olan kimse yakınsa ona eliyle mâni olur, uzaksa işaretle veya "subhânellah" diyerek sesini yükseltmekle mâni olur.


    Kadı İyaz ise, namaz kılmakta olan kimse 'önündenj geçene bulunduğu yerden müdâhalede bulunabileceğine, fakat bu maksatla yürümesinin asla caiz olmadığına dair âlimlerin görüş birliğinde olduklarım söylemektedir. Çünkü namazda yürümenin namaza vereceği zarar, önünden geçilmekle doğacak zarardan daha büyüktür. Bu bakımdan kişinin bulunduğu yerden elle müdâhalede bulunmasına izin verilmiştir. Önden geçen kimse uzakta bulunursa, o zaman da bulunduğu yeri terketmeden sadece işaretle veya "subhânellah" diyerek müdâhalede bulunabilir.
    Hadisin zahirine bakılırsa namaz kılanın önünü kesmek isteyen kimseye çocuk bile olsa engel olunur.
    Nitekim İbn Mâce'nin Ummü Seleme'den rivayet ettiği,
    "Peygamber (s.a.) bir gün Ummü Seleme'nin odasında namaz kılarken Abdullah yahut Ömer b. Ebi Seleme önünden geçmek istedi de, Peygamber (s.a.) ona eliyle (geçmemesini) söyledi, o da vazgeçti, hemen sonra Zeyneb bint Ummü Seleme gelip önünden geçmek istedi. Rasûl-u Ekrem (s.a.) ona da aynı şekilde eliyle geçmemesini söylemişse de o (aldırış etmeden) geçip gitti. Bunun üzerine Peygamber (s.a.) namazı bitirir bitirmez (şöyle) buyurdu:
    "Kadınlar (isyanda ve inatçılıkta) galibtirler."
    [İbn Mâce, ikâme 38; Ahmed b. Hanbel, VI, 294.]


    Bu hadisten anlaşılıyor ki önden geçmek isteyen çocuk da olsa izin verilmemelidir.
    Hadis-i şerifteki "Onunla döğüşsün" cümlesinin anlamı İmam Şafiî'ye ve Mâliki âlimlerinden Kurtubî'ye göre, "eğer diretirse, birinci müdâhaleden daha sert bir müdâhalede bulunulsun"-demekse de, bazı Şafiîlere göre "gerçekten doğuşsun" demektir.
    Ancak bu ikinci görüş namazın özünü teşkil eden huşu'a aykırı olduğu için ulemâ tarafından kabul edilmemiştir.


    Kıymetli âlim Kâsânî'nin el-Bedâyi' isimli meşhur eserinde bu mevzuda şu bilgiler verilmektedir:
    "Bizim için meselede delil şu hadis-i şeriftir: "Muhakkak ki namazda -ancak namazla ilgili fiillerle- meşgul olunur". Kavga ve mücâdele namazla ilgili bir hareket olmadığına göre bu fiillerle meşgul olmak doğru ve caiz değildir."
    Ancak mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifi merhum Kâsânî şöyle te'vil etmektedir: Ebû Said Hadisi ise, namazda her türlü hareketin mubah olduğu zamanlara aittir. Sonradan namazla ilgisi olmayan davranışların mübahlığı neshedilmiştir. [ bk. Bedâyiu's-sanâyi, I, 217.]


    Hanefî âlimlerinin bazıları da namaz kılanın önünden geçene engel olmak bir görev değil, bilakis bir izindir. Engel olmamak daha faziletlidir. Çünkü engel olma hareketi namazın dışında bir harekettir demişlerdir.
    Ancak gerek mâni olma işinin namazın dışında bir hareket olduğu, görüşüne, gerekse Ebû Said hadisinin neshedildiği görüşüne diğer mezheb âlimleri tarafından itiraz edilmiştir.
    "Çünkü o, şeytandan başka bîr şey değildir" cümlesindeki "şeytan” kelimesi bu kişinin yaptığı iş, şeytan işidir, anlamına gelebileceği gibi, gerçekten insan ve cin şeytanı anlamına da gelebilir.
    Nitekim İbn Battal, "Şeytan" sözünün dinde fitne çıkaran herkes için kullanılmasının caiz olduğunu söylemekte ve kelimelerde mühim olan manadır, yoksa şekil değildir,
    demektedir.
    Yine İbn Battâl'a göre, cinnilere hakikaten şeytan denebildiği gibi insanlara da mecazen şeytan demek caizdir.
    Nitekim Kur'an-ı Kerim'de de insanoğluna şeytan denildiği görülmektedir:
    "Biz (sana yaptığımız gibi) her Peygambere de insan ve cin şeytanlarını böylece düşman yaptık." [el-En'âm, (6), 112.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/67-70.]

    Bazı Hükümler


    1. Namaz kılmakta olan bir kimsenin, önünden geçmek isteyene mani olması caizdir. Ancak namaz kılmakta olan kimsenin bu müdâhale etme hakkını kazanabilmesi için namazdan önce önüne sütre niteliği taşıyan bir nesneyi koymuş olması şarttır.

    2. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kimse en uygun bir yolla engellenmeli, tehlikeli sonuçlar doğuracak müdahale yollarına gidilmemelidir.

    3. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kişi, önünden geçtiği kimsenin gönlünü meşgul edip namazdaki huşu'una mâni olduğu için şeytana benzer.

    4. Dinde fesat çıkaran kimselere şeytan denilmesi caizdir.


    698. ...Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.), Peygamber (s.a.)'i ; "Sîzden biriniz namaz kıldığı zaman sütreye doğru kılsın ve ona yakın dursun.” buyurduğunu söylemiş sonra da (bir önceki hadisin) mânâsını rivayet etmiştir.
    [Beyhakî, es-Sunen'il-kubrâ, II, 267.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/71.]

    Açıklama


    Muhammed b. Aclân, Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiği bu hadisin sonunda, bir önceki hadisin mânâsını ifâde eden lâfızları nakletmiştir. İbn Hibbân'ın Sahîh'inde rivayet ettiğine göre, bu lâfızlar şöyledir:
    Yanı "sizlerden biri namaz kıldığında sutreye karşı kılsın ve ona yaklaşsın. Çünkü şeytan sutre ile onun arasından geçer. Önünden geçen kimseye de fırsat vermesin."

    699. ...Suleyman (b. Abdilmelik)in hacibi Ebû Ubey.d şöyle demiştir:
    Ben Atâ b. Yezîd el-Leysî'yi ayakta namaz kılarken gördüm ve önünden geçmek istedim. O da beni geri çevirdi. (Namazını bitirdikten) sonra da (şöyle) dedi:
    Ebû Said el-Hudrî bana Rasûlullah (s.a.)m şöyle buyurduğunu nakletti: "Sizden bir kimse (namaz kılarken)kıblesi ile kendi arasına birinin girmesine mâni olabilirse olsun."

    Açıklama


    Bu hadis-i şerifle ilgili açıklama 697. hadis-i şerifte geçmiştir. Oraya bakılabilir.

    700. ...Ebû Said (r.a.)'den (rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) (şöyle) buyurmuştur:
    "Sizden biriniz kendisine insanlardan sutre olacak bir şeye doğru namaz kılar da başka biri önünden geçmek isterse, ona göğsüne dokunarak engel olsun. Diretirse, onunla dövüşsün. Çünkü o ancak şeytan(dan)dır."
    Ebû Dâvûd, Sufyan-ı Sevrî'nin şöyle dediğini söylüyor:
    "Ben namaz kılarken önümden böbürlenerek geçen adama mâni olurum. Zayıfa mani olmam.” [Buhârî, salât 100; bedu'1-halk 11; Muslim, salat 258, 259,-selâm 139; Ebû Dâvûd, salat 114; Nesâî, kasâme 48; Ibn Mace, ikâme 39; Dârİmî, salat 125; Muvatta, sefer 33; İstı'zân 33; Ahmed b. Hanbel, III, 39, 49, 57, 63.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/72]

    Açıklama


    Bu hadisle ilgili açıkljama 697. hadis-i şerifin açıklama kısmında geçtiğinden tekrara lüzum görmüyoruz. Oraya müracaat edilmelidir.

    108. Namaz Kılanın Önünden Geçmenin Yasak Oluşu


    701. ...Ebû Cuheym (r.a.), Peygamber (s.a.)'ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
    "Namaz kılanın Önünden geçen kimse, ne kadar günah işlediğini bilseydi kırk beklemeyi önünden geçmekten daha hayırlı bulurdu."
    Ebu'n-Nadr; "Ravînin kırk gün mü, ay mı, sene mi? dediğini bilemiyorum" dedi.

    [Buhârî, salât 101? Muslim, salât 261; Tirmizî, mevâkît 134; Nesâî, kıble 8; Dârimî, sa-lât 130; Muvatta, sefer 34, 35; Ahmed b. Hanbel, IV, 169.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/73]

    Açıklama


    Zeyd b. Halid el-Cuhenî, namaz kılmakta olan bir kimsenin önünden geçmenin günâhını öğrenmek üzere Busr b. Saîd'i Ebû Cuheym'e göndermiş, Ebü Cuheym (r.a.)'de bu hadis-i şerifi nakletmiştir.
    Buna göre namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçen kimse bu hareketinin vebalini bilmiş olsa uzun müddet beklemeyi tercih edecek yine de namaz kılanın önünden geçmeyecektir.
    Ebû Davud'un bu rivayetinde "kırk beklemesi onun için daha hayırlı olurdu" şeklindeki cümle, bazı hadis kitaplarında kırk yil], kırk ay, kırk sabah, kırk saat, gibi farklı ifâdelerle nakledilmiştir.
    Bütün bunlardan şu anlaşılıyor ki, bu cümlelerde geçen "kırk" kelimesiyle bizce bilinen kırk sayısı değil de takdiri bizce mümkün olmayacak kadar uzun bir zaman kast edilmektedir. İbn Mâce'nin Hz. Ebû Hureyre'den tahric ettiği rivayette ise, Peygamber (s.a.) "biriniz namaz kılarken din kardeşinin önünden geçmekte ne derece büyük günah olduğunu bilse, yüz sene yerinde durması onun önünden bir adım atmaktan kendisine daha hayırlı gelirdi" buyurdu denilmiştir.
    [ibn Mâce, ikâme 37; el-Muttekî, Kenzu'I-Ummal, VII, 355.]


    Taberânî'nin rivayetinde; "Namaz kılanın önünden geçen kimse ne derece günah işlediğini bilmiş olsaydı, uyluğunun kırılmasına razı olur da onun önünden geçmezdi" [el-Muttekî, Kenzu'I-Ummâl, VII, 355.] denilmiştir.


    Ka'bu'l-Ahbâr; "namaz kılanın önünden geçen kimsenin yere batması onun önünden geçmesinden daha hayırlıdır" demiştir.
    Bütün bunlar namaz kılanın önünden kasten geçmenin pek çirkin ve veballi bir hareket olduğunu göstermektedir. Sutrenin ardından geçmekte ise, herhangi bir sakınca yoktur.

    Bazı Hükümler


    1. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek çok çirkin bir ıştır, bunu yapan günahkar olur. Nitekim bu mevzu ile ilgili olarak Ka'bu'l-Ahbâr'ın ve Taberânî'nin rivayet ettiği tehditkâr hadisler bulunmaktadır.

    2. Namaz kılmakta olan kimse namazını ister tek başına, isterse imama uyarak kılıyor olsun, önünden geçmek isteyen kişiye engel olmalıdır. Nitekim bu mevzuda muktedinin durumu ileride tekrar ele alınacaktır.

    3. Her ne kadar bu hadis-i şerifteki ve benzerlerindeki tehdid sadece namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçene aitmiş gibi görünüyor ve namaz kılmakta olan kimsenin önünde duran veya oturan veya önünde uyuyan kimseler bu tehdidin dışında kalıyor gibiyse de, aslında bu yasağın gerçek sebebinin namaz kılan kimsenin zihnini bozmak ve huşu'unu ifsat etmek olduğu düşünülürse, bu kimselerin de bu hadis-i şerifteki tehdidin kapsamı içine girecekleri kolayca anlaşılır.
    [ Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/74.]
  8. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    NAMAZ SONRASI TESBİHAT

    SUNEN-İ NESAİ

    78- İMAMIN SELÂM VERMESİNDEN SONRA TEKBİR
    1318- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v)’in namazının bittiğini selâmdan sonra alınan tekbirle bilirdik.”
    (Ebû Davud, Salat: 191; Muslim, Mesacid: 23)


    79- NAMAZIN BİTİMİNDEN SONRA NAS FELAK VE İHLÂS SÛRELERİNİ OKUMAK
    1319- Ukbe b. Amir (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bana her namazdan sonra Nâs, Felâk ve İhlâs sûrelerini okumamı emretti.
    (Ebû Davud, Salat: 353; Tirmizî, Fedailul Kur’an: 13)


    80- SELÂM VERDİKTEN SONRA YAPILACAK DUA
    1320- Ebu Esma er Rahabî (r.a), Rasûlullah (s.a.v)’in kölesi Sevban’dan naklettiğine göre, Rasûlullah (s.a.v) namazını bitirince; Üç defa “Estağfirullah” der ve Allah’ım! Sen selâmsın, selâmet te Sendendir. Sen ne kutlusun, büyüklük ve ikram sahibi olan Allah’ım” derdi.”
    (İbn Mâce, İkametu’s Salat: 32; Muslim, Mesacid: 26)


    81- NAMAZ DA SELÂMDAN SONRA, İSTİĞFAR; DAHA SONRA, NE OKUNUR?
    1321- Aişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) (namazını bitirip) selâm verdiğinde (üç sefer istiğfar ettikten sonra) Allah’ım! Sen selâmsın, selâmette sendendir. Sen ne kutlusun, büyüklük ve ikram sahibi olan Allah’ım derdi.
    (İbn Mâce, İkametu’s Salat: 32; Muslim, Mesacid: 26)



    90- NAMAZIN BİTİMİNDE TESBİH SAYISI KAÇTIR?

    1331- Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    İki şey vardır ki onları yapan mutlaka Cennete girer, onlar çok kolay olup yapanı da azdır.”
    Sözünü şöyle sürdürdü:
    Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
    Beş vakit namaz… Sizden biriniz her namazın arkasında on defa: “Subhanallah” on defa “Elhamdulillah” on defa “Allahuekber” derse; günde diliyle bunları yüzelli defa söylemiş olur ki, Allah katındaki karşılığı bin beş yüzdür.”
    Peygamber (s.a.v) bunu söylerken parmaklarıyla sayıyordu.


    Sizden biriniz yatağına girdiğinde otuz üç defa “Subhanallah” otuz üç defa “Elhamdulillah” otuz dört defa “Allahuekber” derse; gerçekten Allah’ı dili ile yüz defa zikretmiş olur. Fakat bunun Allah katındaki değeri bindir.
    Rasûlullah (s.a.v) sözüne şöyle devam etti:
    Hangi biriniz günde iki bin beş yüz günah işleyebilir? bunun üzerine: Ashab:
    Öyleyse bunları neden yapmayalım dediler.
    Bunun üzerine şöyle buyurdu:
    Şeytan size namazda iken gelir şunları hatırla, şunları hatırla der siz de bu duayı yapmayı unutursunuz. Yine şeytan geceleyin aynı şekilde gelir ve bu duayı yapmadan sizi uyutur.”
    (Tirmizî, Dua: 25; İbn Mâce, İkametu’s Salat: 32, Suneni Nesai, kitabu's sehv 91/ 1332 )



    91- NAMAZDAN SONRA DEĞİŞİK BİR TESBİH
    1332- Ka’b b. Ucre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    Birbiri ardınca yapılması gereken zikirler vardır onları yapanlar sevaptan mahrum kalmazlar. Onlar şunlardır: “Otuz üç defa “Subhanallah” otuz üç defa, “Elhamdulillah” otuz dört defa, “Allahuekber” demek.”
    (Muslim, Mesacid: 26; Tirmizî, Dua: 26)



    Sunen-i Nesai C.1 , 13- KİTABU’S SEHV (NAMAZDA YANILMA), Abdullah Parlıyan , Konya Yayıncılık , 518-528



    SUNEN-İ İBN MACE

    926) Abdullah bin Amr (bin el-As) (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :
    "İki şey vardır ki bunlara devam eden her müslüman adam behemehal Cennet'e girer. Bunlar kolay şeylerdir de bunlarla amel edenler azdır.

    (Birincisi şudur ) Müslüman kişi her namazdan sonra on defa teşbih eder, on defa tekbir getirir ve on defa hamd eder."

    Abdullah (Radıyallâhu anh) : 'Ben Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i bu zikirlerin sayısını mübarek el (parmakları) ile zab-tederken (hesaplarken) gördüm,' demiştir. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyruğuna şöyle devam eylemiştir:.
    -İşte bunlar dille (söylenmesi) itibariyle yüzelli (cümle) dir. Mizân'da (ise) binbeşyüz cümledir.

    (İkincisi de şudur) Müslüman kişi yatağına girdiği zaman yüz defa teşbih, hamd ve tekbir okur. İşte bunlar da dille söylenmesi bakımından yüz (cümle) dir. Lâkin mizân'da bin (cümle) dir. Şu halde hanginiz günde ikibin beşyüz kötülük işler?»

    Sahâbîler (Radıyallâhu anhum) :
    (Ya Rasûlallah!) Müslüman adam nasıl bunlara devam edemesin? dediler. (Bunlara devam edememezliği garibsediler.)
    Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
    «Her hangi biriniz namazda iken şeytan ona gelerek: Falan şeyi ve şu şeyi hatırla, der. Tâ ki kul gafletle namazdan çıkıp gitsin ve her hangi biriniz yatağında (uzanmış) iken şeytan onun yanına varır ve kişi uyuyuncaya kadar şeytan durmadan onu uyutmaya çalışır.
    [Sunen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/198-200]
    İzahı


    Tirmizi ve Nesâi'de bu hadîsi az lâfız farkıyla rivayet etmişlerdir. Nesâi' nin rivayetinde "Beş vekit namazlarından sonra" kaydı mevcuttur.

    Anılan üç zikir her farz namazdan sonra onar defa okununca toplam yüz elli eder. Her hasene'nin en az on kat arttırılarak mu'min'in hayır defterine geçirileceği âyet ve
    hadiste sabit olduğu gibi burada da okunan yüz elli cümlenin binbeşyüz cümle olarak teraziye konacağı bildirilmiştir.
    Yatağa girildiği zaman teşbih ve hamd cümlelerinin otuz üçer defa ve tekbir cümlesinin otuz dört defa olması durumu da Nesâî' nin rivayetinde belirtilmiştir. Toplamı yüz cümle olan bu zikir'de on kat arttırılmakla bine ulaşınca günlük zikir toplamı ikiyüz elli eder ve on katı da bilindiği gibi, ikibin beşyüzdür.
    Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : "Hanginiz günde ikibin beşyüz kötülük işler?" ifâdesi ile bir müslümanın normal olarak günde bu kadar hatâ işlemediğine ve ikibin beşyüz hasenenin icâbında bu kadar hatâyı giderir durumda olduğuna işaret buyurur.
    Sindi: "Eğer kulun hatâları varsa mezkûr hasenelerle giderilir. Şayet hatâları yoksa veya az ise artan haneseleri onun derecelerinin yükselmesine vesile olur." demiştir.
    Sahâbîler, bunca sevabı bulunup çok kolay olan bu iki şeye devam edilmemesini garibseyince Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şeytanın bu güzel hasletlere devam etmeyi engellemeye çalıştığına işaret buyurmuştur.
    Teşbih : 'Subhânellah' demektir.
    Hamd : -El-hamdu lillah' demektir.
    Tekbîr : Allah u Ekber' demektir.
    [Sunen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/200]

    Hadîsin Fıkıh Yönü


    1. Farz namazlardan sonra teşbih, hamd ve tekbîrin onar defa okunması meşrudur.

    2. Yatağa girerken teşbih ve hamd'i otuzüçer defa ve tekbiri otuz dört defa okumak meşrudur.
    3. Her hasene on kat arttırılarak mizana konur.
    4. Bir hasene' bir seyyie'yi (kötülüğü) giderir.
    5. Yapılan zikir sayısını elle hesaplamak meşrudur.
    [Sunen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/200]
  9. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    Rasulullah'ın (s.a.v.) Namaz Kılma Şekli 1
    Sahih Hadislerle NAMAZ: 1. BÖLÜM

    9048

    Rasulullah'ın (s.a.v.) Namaz Kılma Şekli 2
    Sahih Hadislerle NAMAZ: 2. BÖLÜM

    9049
  10. salih--

    salih-- Islam-TR Üyesi

    ALLAH[CC]RAZI OLSUN KARDEŞ BİDE NASIL PAYLAŞABİLİRİZ BİLGİ VERİRSENİZ SEVİNİRİM.SELAMALEYKUM.
  11. kaos41

    kaos41 Islam-TR Üyesi

    Allah razı olsun bir soru sormak istiyorum Peygamber Efendimiz S.a.v sadece alttaki hadisde anlatıldığı gibi mi namaz kılıyormuş

  12. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi

    kardeşlerim ben namazda normalde başlangıçta,rükudan önce ve rükudan sonra,bir de 2. rekattan sonraki oturuştan kalkarken kaldırıyordum.hadistekine göre secdedeki tekbirlerde de kaldırıldığını anladım(Nihayet iki secdeden kalkınca tekbir getirdi, iki ellerini iki omuz hizasına ge*tirecek şekilde kaldırdı) ,
    daha açık bi şekilde açıklayabilir misiniz?
  13. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    İki secde arasında ellerini kaldırmak değil kardeşim, 2. rekattan kalktıktan sonra tekbirle elleri kaldırılıb bağlanmasıdır. Hadiste de bu anlaşılıyor.
  14. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi

    "ben namazda normalde başlangıçta,rükudan önce ve rükudan sonra,bir de 2. rekattan sonraki oturuştan kalkarken kaldırıyordum"

    bu yaptığımda sünnete göre bir hata yoktur yani öyle mi abi?
  15. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Yoktur kardeşim , sunnet budur.
  16. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Gülyarası videoları yenilendi

  17. kaos41

    kaos41 Islam-TR Üyesi



    bende bu sorunun cevabını merak ediyorum.
  18. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin


    Namazda istiaze (euzu) ve besmele sesli okunmaz, içinden söylenir. İmam Şafii'ye göre ise, Besemele (euzu değil) sesli okunur.

    Malikilere göre, Fatiha ile süreden önce taavvuz (euzu) ve besmele getirmek mekruhtur. Bunun delili daha önce geçmiş bulunan Enes (ra) in hadisidir. Hz. Peygamber (a.s.vv) Ebu Bekir ve Ömer namaza "Elhamdulillahi rabbil alemin" ile başlarlardı

    Hanefi mezhebine göre ise sadece birinci rekatta taavvuz (euzu) okunur.

    Şafii ve Hanbelilere göre, kıraatten önce her rekatın başında
    "euzubillahimineşşadanirracim" demek suretiyle gizlice taavvuzde bulunmak sünnettir.

    Hanefi ve Hanbelilere göre her rekatta gizli olarak besmele çekilir. Şafiilerce açıktan okunan namazlarda besmele açıktan söylenir.
    Buna göre Hanefiler ilk rekatta taavvuz (euzu) ve besmeleyi, diğer rekatlarda da sadece besmeleyi okumak sünnettir.

    Şafii ve Hanbeli mezhebine göre ise, her rekatta taavvuz (euzu) ve besmeleyi söylemek sünnettir.
    Maliki mezhebinde ise hiç bir rekatta taavvuz (euzu)ve besmele çekilmez.

    Zamm-ı sureden evvel Besmele çekilmez. Yalnız İmam-ı Muhammed, hafî kırâetle kılınan namazlarda Fâtiha'dan sonra okunacak sûre başında Besmele çekilmesini caiz görür. Ancak fukahanın çoğu, okunmaması üzerinde durmuştur.
    (İslam Fıkhı Ansiklopedisi- Vehbe Zuhayli)

    Namazla İlgili 8 Önemli Soru
    http://www.islam-tr.com/forum/soru-cevap-bolumu/36342-namazla-ilgili-8-onemli-soru.html

    Besmelenin Namazda Okunmasının Hükmü
    http://www.islam-tr.com/forum/soru-...adiginin-hukmu-namazda-besmeleyi-unutmak.html

    Niyetin yeri kalbdir.
    Abdest ve Namazda Niyetin Şekli (Ağız veya Kalb)
    http://www.islam-tr.com/forum/soru-cevap-bolumu/33557-abdest-ve-namazda-niyetin-sekli-agiz-veya-kalb.html


    Namaza başlarken (iftitah tekbiri) eller omuz veya kulak hizasına kadar kaldırmak sunnettir. Başparmakları kulak memesine değdirmek, sadece Hanefilere göre (sunnet bile değil) mustehabdır.

    Namazda Rukuya gider ve kalkarken ellerini kaldırmayıp (refu'l Yedeyn) sadece iftitah tekbirinde elleri kaldıran (hatta kulağa deydirmeden yapmayan/hanefilerde baş parmağı kulağa değdirmek mustehabdır) Hanefilerin görüşleri ; Ellerini Rukuda ve secdede kaldıran delilden/görüşten zayıftır. Bunu hanefiler ilmi olarak araştırdıklarında da göreceklerdir.
    Sahih Hadislerle NAMAZ: 1. BÖLÜM
    [GULYARASI]9048[/GULYARASI]

    Sahih Hadislerle NAMAZ: 2. BÖLÜM

    [GULYARASI]9049[/GULYARASI]

    Namazın Tekbirlerinde Elleri kaldırmak - Refu'l Yedeyn
    [GULYARASI]9051[/GULYARASI]

    Namazın kıyamında elleri göbek altında bağlamak hanefi mezhebine göre doğrudur. Fakat sahih hadislerin ekserisine göre, eller göğüs üzerinden bağlanır.
    Namazın Kıyamında Eller nereden Bağlanır?
    http://www.islam-tr.com/forum/soru-cevap-bolumu/32958-namazin-kiyaminda-eller-nereden-baglanir.html

    İttifakla Sahih

    Rukudan kalkarken elleri kaldırmamak Hanefi'lere göre doğrudur. Fakat sahih hadislere (Şafii, Hanbeli) göre rukudan doğruluken tekbirle elleri kaldırmak sunnettir.

    Rasulullah (s-a.v.)'ın Namaz Kılma Şekli:
    Ebu Humeyd es-Sâid'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kendisi Hz. Peygamber (s.a.v.)'in on kadar sahabesi içinde iken şöyle demişti (Bunlardan biri de Ebu Katâdedir):
    "Ben size Rasulullah (s.a.v.)'in namazını öğreteceğim."
    Orada bulunanlar: "Sen Hz. Peygamber (s.a.v.) ile sohbet etme bakımından bizden daha Önde değilsin, onun yanına bizden daha çok gelen biri de değilsin"dediler.
    O da, evet, cevabını verdi.
    Bunun üzerine, söyle, dediler: Ebu Katâde şöyle dedi:
    "Rasulullah (s.a.v.) namaza kalktığı zaman ayağa kalkar doğrulurdu, ellerini, omuz hizasına kadar kaldırırdı, sonra tekbir alırdı. Rukû etmek isteyince iki elini kaldırır, omuz hizasına getirir, sonra "Allahu ekber" diyerek rukû ederdi. Sonra doğrulur, başını ne diker, ne de eğerdi. (Yani başı kaldırma ve alçaltmada mübalağa yapmamıştır, demektir.) İki elini iki dizi üzerine koyar, sonra "Semiallahu limen hamiden" der, ve iki elini kaldırıp her kemik normal bir şekilde yerini alıncaya kadar doğrulurdu. Sonra secde etmek için yere eğildi. (Yani her aza yerine yerleşinceye kadar. Buhari'nin rivayetinde: "Omurga kemiklerinden herbiri" lafzı yer almaktadır ) Sonra "Allahu ekber" dedi.
    Sonra sol ayağını yatırarak üzerine oturdu. ( Bu oturuşa istirahat oturuşu denilir ) Sonra her kemik yerini buluncaya kadar yerinde doğruldu, sonra ayağa kalktı. Sonra ikinci rekâtta bunun benzerini yaptı. Nihayet iki secdeden kalkınca tekbir getirdi, iki ellerini iki omuz hizasına getirecek şekilde kaldırdı, iftitah tekbirinde yaptığı gibi yaptı. Nihayet namazın son bulacağı rekâta gelince sol ayağını geri çekti ve yanı üzerinde teverruk oturuşu ile oturdu (Teverruk: Sol kalça üzerine oturmaktır.) , sonra selâm verdi.
    Orada bulunanlar: Doğru söyledin, Rasulullah (s.a.v.) da böyle namaz kılardı, dediler.
    (Bu hadisi Neseî dışında beş hadis imamı rivayet etmiştir. Tirmizi sahih demiştir. Buharı hadisi muhtasar olarak rivayet etmiştir. Neylul-Evtar: II, 184)
    Secdeye giderken yere önce eller mi, dizler mi konusu hadisi (tevile göre) ihtilaflıdır. Hanefi mezhebine ve genele göre önce dizleri yere koymak daha doğrudur. Selef alimlerin ekserisine göre önce dizler yere konmalıdır.
    SECDEYE GİDERKEN ELLER Mİ DİZLER Mİ ÖNCE YERE KONULUR?
    http://www.islam-tr.com/forum/tevhid/13744-namaz-hakkinda-cok-onemli-meseleler-sorulara-cevap.html

    Secdeye giderken önce alın, sonra burun yere konulmalıdır. Aksi taktirde pek çok kişinin burnu sakatlanabilir. Ayrıca secdede Alnın ehemmiyeti, (her ne kadar secde alın ve burunla birlikte yapılırsa da) burundan daha önceliklidir.
    İki secde arasında bir rukun beklemek farz olan tadil-i erkanın (tadil-i erkanın hukmu : Hanefi mezhebi, İmam-ı azam ve Ebu Muhammed'e göre vacib, İmam Yusuf'a göre de farzdır. Cumhura göre farzdır) şartlarındandır.

    İki secde arasında şu dualar okunabilir :
    اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى وَارْحَمْنِى وَاجْبُرْنِى وَاهْدِنِى وَارْزُقْنِى
    "Rabbiğfir li, ve’rhamnî, ve âfinî ve’hdinî, ve’rzuknî = Allah'ım bani mağrifet et, bena merhamet et, bana afiyet ver, bana hidayet ver, bana rızık ver"

    اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى
    "Rabbiğfirlî, Rabbiğfirlî = Ey Rabbim beni bağışla, ey rabbim beni bağışla" veya "Allah'ım bana mağrifet et, beni zengin kıl, bana hidayet ver, bana rızık ver"
    (Ebu Davud, Salat, 145, 146, vd.)


    Bu konuya yukarıda değinmiştik :
    SECDEYE GİDERKEN ELLER Mİ DİZLER Mİ ÖNCE YERE KONULUR?
    http://www.islam-tr.com/forum/tevhid/13744-namaz-hakkinda-cok-onemli-meseleler-sorulara-cevap.html


    Namazında zikrettiğin rukunlarda hadis ve alimlere göre deliller eklemeye çalıştım.
    Size tavsiyem, bir mezhebin taasubu ile hareket etmemeniz; Mezhebin fetvası sahih hadisle delilli ise hareket etmenizdir. Aksi taktirde o konuda sahih olan görüşle (hadisle) amel ediniz. Rabbim (c.c.) kendisine yaptığımız ibadetlerimizi kabul buyursun.
  19. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Videoları yeni düzenledim di. şimdi gösteriyor.
  20. Muhammed Yusuf

    Muhammed Yusuf Islam-TR Üyesi

    Abdulmuizz abi yani biz sahih nassa tabiyiz demek yanlış olmuyor öyle değil mi?Birde ben sahih olarak kaynağını bildiğim amelleri hanefi mezhebinde olmasada yapıyorum ama kaynağını bilmediklerimi en azından öğrenene kadar hanefi mezhebine göre yapıyorum benim burda bir yanlışım var mı?
  21. murathan

    murathan Islam-TR Üyesi

    abdulmuiz kardeş euzu besmele içten sölenir derken yani niyet gibi kalbten mi sölenmelidir ? yoksa kendi duyucağımız kısık bir sesle mi ?
  22. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    İstiâze (eûzu) kısık (gizli / içten) sesle -sesli okunmayan namazlardaki okunan surelerin okunması gibi- sessizce okunur. Gizli okumanın ölçüsü, sadece kendisinin duyabileceği kadar kısık bir sesle okumaktır. Kalben okunmaz.


    Malikilere göre, Fatiha ile süreden önce taavvuz (euzu) ve besmele getirmek mekruhtur. Bunun delili daha önce geçmiş bulunan Enes (r.anh) in hadisidir. Hz. Peygamber (a.s.v.) Ebu Bekir ve Ömer namaza "Elhamdulillahi rabbil alemin" ile başlarlardı

    Hanefi mezhebine göre ise sadece birinci rekatta taavvuz (euzu) okunur.

    Hanefi ve Hanbelilere göre her rekatta gizli olarak besmele çekilir. Şafiilerce açıktan okunan namazlarda besmele açıktan söylenir.
    Buna göre Hanefiler ilk rekatta taavvuz (euzu) ve besmeleyi, diğer rekatlarda da sadece besmeleyi okumak sünnettir.

    Şafii ve Hanbelilere göre, kıraatten önce her rekatın başında "euzubillahimineşşadanirracim" demek suretiyle gizlice taavvuzde bulunmak sünnettir.

    Şafii ve Hanbeli mezhebine göre ise, her rekatta taavvuz (euzu) ve besmeleyi söylemek sünnettir.
    Maliki mezhebinde ise hiç bir rekatta taavvuz (euzu)ve besmele çekilmez.

    Zamm-ı sureden evvel Besmele çekilmez. Yalnız İmam-ı Muhammed, hafî kırâetle kılınan namazlarda Fâtiha'dan sonra okunacak sûre başında Besmele çekilmesini caiz görür. Ancak fukahanın çoğu, okunmaması üzerinde durmuştur.

    (İslam Fıkhı Ansiklopedisi- Vehbe Zuhayli)


    Fakihler besmelenin namazda okunması konusunda farklı görüşlere ayrılmışlardır :

    Şafii'lerde sesli namazlarda Fatiha'da olduğu gibi, Fatiha'dan sonra sure okurken de besmele sesli okunur. Asıl olan budur. Ancak sessiz okunsa da bir sakıncası yoktur.
    İmam Şafi'ye göre besmelenin gizli okunacak yerde gizli, açık okunacak yerde açık okunması farzdır. Fatiha ve diğer surelerin başında okunur.
    İmam Malik'e göre besmele farz namazlardaki Fatiha ve diğer surelerin başında gizli ve açık olarak okunmaz. Farz dışındaki sünnet ve nafile namazlarda isteyen okuyabilir.

    İmamı Azam'a göre besmele namazlardaki her rekatta Fatiha suresinden önce okunur. Diğer surelerin başında okumak ise güzeldir. (Cessas, Ahkamu'l-Kur'an, 1/15; Kurtubi, Tefsir, 1/98)


    - İmam Ahmed b. Hanbel'e göre besmele namazda gizil okunur. Açık okunması sünnet değildir.

    Adı geçen imamların besmele hakkındaki görüş ayrılıklarının sebepleri Besmele’nin her Sureden bir ayet olup olmadığı konusu ile farklı hadis rivayetlerinden kaynaklanmaktadır. (Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/20-50)


    İbni Cevzi, Zâdu'l Mesir'inde: «Alimler arasında besmelenin Fatiha'dan olup olmadığı konusunda görüş ayrılıkları vardır. Bununla ilgili olarak Ahmed bin Hanbel (r.aleyh)den rivayet edilen iki görüş bulunmaktadır.
    Birisi, besmelenin Fatiha'dan olduğunu, dolayısıyla namazda okunmasının farz olduğunu söyleyenlerin görüşüdür. Diğeri ise Fatiha'dan olmadığını, bundan dolayı namazda okunmasının sünnet olduğunu söyleyenlerin görüşüdür. Bu görüşe yalnız İmam Malik (r.aleyh) karşıdır. Hatta ona göre besmelenin farz namazlarda okunması mustehab bile değildir.
    «Besmelenin namazda açıktan okunması da alimler arasında ihtilaf konusu olmuştur. Alimlerin bir kısmı imam Ahmed bin Hanbel (r.aleyh)in 'Besmelenin namazda açıktan okunması sünnet değildir' görüşünü nakletmişlerdir. Bu görüş Ebu Bekr (r.anh), Ömer(r.anh), Osman (r.anh), Ali (r.anh) ve İbni Mesud (r.anh)un sözlerine dayanır, imam Sevri ve İmam-ı Azam'ın görüşleri de bu yoldadır, imam Şafî'ye göre de besmelenin namazda açıktan okunması sünnettir. Bu da Muaviye(r.anh), Âtâ (r.a.) ve Tâvûs (r.a.)un rivayetine dayanır.» (İbni Cevzi, Zâdu'l Mesir, C. 1. S. 7-8) demektedir.
    (Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/38-39)
  23. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Namaz kılacağın zaman, tekbire başlamadan önce, hangi namazı kılacağını (aklına getirmen) düşünüp niyetlenmendir. Kendini fazla kasmana/germene gerek yok, şeytana prim verme inşeallah.
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.