بســـم الله الرحمن الرحيم


Putlar ve Putlara Tapanlar


Bu davranış, ya putlara tapmanın bir benzeri veya ona giden bir yoldur. Bilindiği gibi putlara tapanlar, bu tapınmaları kendileri ni Allah'a (c.c.) yaklaştıracağına inandıkları putların bulunduğu belirli yerlerde toplanara k yaparlardı.

Arap yarımadasında eskiden uzak yerlerden gelinip ziyaret edilen üç büyük put (Tağut) vardı:

1 - Lât,

2 - Uzza,

3 - Menat (Menatü Salisetül Uhra).

Nitekim Cenab-ı Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Gördün mü, o lât ve uzza'yı? Bir de üçüncü putları olan öteki put menatı? Demek erkek size ve dişi ona, öyle mi? O halde bu insafsız bir taksim!” (Necm: 19-23)

Bu büyük putların her biri, o günün büyük bir arap şehrine aitti. Bu büyük şehirler Mekke, Medine ve Taif idi.

1 - Lat, Taifliler in baş putu idi. Anlatıldığına göre Lât, vaktiyle iyi ve yardımsever bir adamın adı idi. Bu adam Mekke'ye gelen ziyaretçilere un dağıtırdı. Ölünce halk, bir süre mezarını ziyaret yeri edindi. Arkasından heykelini diktiler. Daha sonra da heykelini n üzerine “Beytür Rabbe” adını verdikler i bir anıt yapı kurdular. Hicri dokuz yılında Mekke'nin ardından Taif de fethedili nce Peygamber imiz (salât ve selâm üzerine olsun) sahabiler den Muğıre b. Şube'yi göndererek bu putu yıktırdı. (Bkz. İbn Kesir, El-Sireti'n-nebeviyye, c. 4, s. 61.)

2 - Uzza'ya gelince o Mekke'lilerin baş putu idi ve Arafat dağına yakın bir yerde bulunuyor du. Ayrıca orada müşriklerin önünde kurban kesip dua ettikleri bir ağaç vardı. Peygamber imiz bu putu yıkmak üzere Mekke fethinden hemen sonra Halid b. Velid'i görevlendirdi. Halid b. Velid, yıkmak üzere Uzza'ya yaklaşınca anıtın içinden uzun saçları dağınık bir cadının çıktığını gördü. Yıkımdan sonra geri dönüp bu olayı anlatınca Peygamber imiz uzun ve dağınık saçlı cadının anıttan çıkıp gidişini , Uzza'nın kendisine tapınmaktan artık ümit kestiği şeklinde yorumlandı. Peygamber imiz uzza tapınağında bulunan mal varlığını müslümanlar arasında bölüştürdü. (Bkz. El-bidaye ve El-Nihaye, c. 4, s. 316.)

3 - Menat ise Medinelil erin büyük putu idi. Medinelil er tarafından Allah'a ortak bir ilâh olarak kabul edilen bu put, Mekke ile Medine arasında “Kadid Cebel” denen bir tepeciğin karşısında bir yerde bulunuyor du.

Müşriklerin tapınma ile ilgili gelenek ve adetlerin i öğrenmek, Allah'ın kınadığı şirkin niteliğini ve çeşitlerini kavrayara k hem Kur'an'ınyorumunu daha iyi anlayabil mek ve hem de bu konuda Allah'ın ve Rasûlüllah'ın nefret belirttik leri şeyin ne olduğunu yakından tanımak isteyen kimse Peygamber imizin hayatı ile o zamanki arap dünyasının durumunu, ayrıca başta Ezrakî olmak üzere bir çok tarih yazarının o günlerin Mekkesi ile ilgili olarak anlattıklarını iyi incelemel idir.

(Ezrakî; Asıl adı Muhammed b. Abdullah b. Ahmed b. El-Velid b. Ukbe b. El-Ezrak olan bu bilgin, siyer bilimiyle uğraşan tarihçilerden biridir. Bu tarihçinin Mekke ile ilgili bir kitabı vardır ki, müellif yukarda bu esere işaret etmektedi r. Yaklaşık hicri 250 yılında öldü. Bkz. Zerkeli, El-Alam, c. 6, s. 222; İbn Nedim, El-Fihrist, s. 162.)

Bilindiği gibi, Peygamber imiz zamanında müşriklerin “Zatu Envat” adı ile andıkları bir ağaçları vardı. Mola verince bu ağaca silahlarını asarlardı. Bir gün sahabiler den biri Peygamber imize:

“Onların nasıl zatü Envat'ları varsa bize de bir Zatü Envat belirle” diye teklif etti. Bu teklifi duyunca hayli öfkelendiği anlaşılan Peygamber imiz, adama şöyle cevap verdi:

“Allahuekb er! Hani kavmi Musa'ya -Ey Musa, bak, şunların nasıl ilâhları varsa, sen de bize öyle bir ilâh yap- dediler ya. Sizin bana dediğiniz de öyle bir şey işte. Bunlar eski gelenekle rdir. Bir gün gelecek, sizden öncekilerin gelenekle rine uyacaksınız!”

( Hadisi Tirmizi Ebu Vakid El-leysî'den nakletmiş ve hadisi “hasen” olarak nitelendi rmiş. Tirmizi, Fitneler kitabı, “sizden öncekilerin yaptıklarını yapacaksınız” babı, H. No: 2180; Ahmed, Müsned, c. 5, s. 218.)

Görüldüğü gibi Peygamber imiz (salât ve selâm üzerine olsun) sahabiler in gölgesine sığınıp silâhlarını asacakları basit bir ağaç edinme konusunda müşriklere benzemeye kalkışmalarına karşı çıkıyor.

Buna göre müslümanların daha önemli konularda müşriklere benzemele rine ve doğrudan doğruya şirke özenmelerine nasıl göz yumulabil ir?

Buna şeriat tarafından ziyaret edilmesi müstahab sayılmamış olan belirli bir yeri, hayır ve sevab kazanmak amacı ile ziyaret eden kimsenin bu davranışı dinimizin kötülük (münker) kabul ettiği hareketle rdir. Bu tip ziyaretle rin bazıları diğer bazılarından daha kötü olabilir. Bu ziyaret edilen yer ister bir ağaç, ister bir akarsu, ister bir dağ, ister bir mağara olsun, farketmez . Bu ziyaretin amacının söz konusu yerde namaz kılmak, dua etmek, Kur'an okumak veya zikretmek olması da sonucu değiştirmez. Önemli olan, söz konusu yerin şeriat tarafından orası için belirlenm emiş olan bir ibadet için, belirli bir yer olarak seçilmiş olmasıdır.

Bunlardan da daha kötüsü, böyle bir yerin aydınlatılması için mum adamak ve bazı sapıkların dediği gibi böyle bir adağın kabul edilebile ceğini sanmaktır. Oysa böyle bir adak yetkili alimlerin söz birliği ile yerine getirmesi caiz olmayan günah (masiyet) nitelikli bir adaktır.

Bundan dolayı Ahmed İbn Hanbel'in de aralarında bulunduğu çok sayıda ilim adamına göre böyle bir adak sahibinin adağını yerine getirmeye rek yemin kefareti ödemesi gerekir.

Buna karşılık aralarında Ebu Hanife ile Şafiî'nin bulunduğu bir gurub alime göre bu adak sahibinin şeriata aykırı adağından dolayı Allah'dan (c.c.) af dilemesi gerekir, ve başkaca bir yükümlülüğü yoktur.

(Bu görüş konusunda daha geniş bilgi için müellifin fetvalarına bakınız: c. 11, s. 504,505; c. 27, s. 333, 335; c. 33, s. 123,125; c. 35, s. 354; Ayrıca bkz. El-Muğni ve El-Şerh ve El-Kebir, c. 11, s. 334, 336.)

Kutsal sayılan bir pınarda, bir kuyuda veya gölde yaşayan balıklara ekmek ve benzeri yiyecek maddeleri adamak da böyledir. Bu arada eğer kutsal sayılan yerlerin bekçilerine veya çevresinde oturanlar a para ve benzeri şeyler adanırsa, bu da aynı hükmün kapsamına girer. Çünkü bu tip yerlerin bekçileri, Kur'an'ın dili ile:

“Halkın malını haksız yere yiyen ve insanları doğru yoldan saptıran”

Lât, Uzza ve Menat putlarının tapmak bekçilerini ve kutsal sayılan yerlerin çevresinde oturanlar da Tevhid inancının önderi Hz. İbrahim'in (selâm üzerine olsun) anlatmış olduğu ve bize Kur'an-ı Kerim'de nakledile n aşağıdaki dikilenle ri andırır.

Cenab-ı Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“(ibrahim) babasına ve kavmine -sizin şu karşılarına dikilerek taptığınız putlar nedir?- diye sordu” (Enbiya: 52)

“İbrahim babasına ve kavmine -Şimdi gördünüz mü, nelere tapmakta olduğunuzu? Gerek sizin ve gerekse eski atalarınızın? Onlar düşmanımdır benim, sadece alemlerin Rabbi olan Allah benim dostumdur .” (Şuara: 75, 76)

Yine Kur'an-ı Kerim'den öğrendiğimize göre Hz. Musa (selâm üzerine olsun) kendisine inananlar la birlikte Kızıldeniz'i aştıktan sonra, aynı “putlar karşısında dikilenle r” ile karşılaşmıştı.

Cenab-ı Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“İsrailoğullarını denizden geçirdik, bir süre sonra tapındıkları putlar karşısında dikilen bir kavme rastladılar.” (Araf: 138)

Kısacası, kutsal sayılan bu tip yerlerin gerek bekçilerine ve gerekse şeriatın hiç bir üstünlük tanımamış olduğu çevre sakinleri ne adak adamak, günah (masiyet) nitelikli bir adak olduğu gibi bu davranış hristiyan haçlarının (salib'lerin) bekçileri ile çevre sakinleri ne veya Hindistan'daki Buda heykeller inin bekçileri ile çevrelerinde oturanlar a adanan adakları andırırlar.

Ayrıca söz konusu adak paralan, eğer Mescid yapımı ve ellerine geçecek her imkândan ortak tek Allah'a kulluk yolunda yararlana cak olan iyi davranışlı (salih) yoksul müslümanlara yardım etmek gibi şeriatimize uygun ibadetler için harcansay dı sahibine sevab kazanan birer iyilik olurlardı.