SORU :
Ölüye, Definden Sonra Kabir Başında Telkin Vermenin Hükmü Nedir?

Telkin; son nefesine yaklaşmış, ölmek üzere olan kişinin yanında kelime-i tevhid ve kelime-i şehâdet okunmasına dendiği gibi; ayrıca cenaze defnedildikten sonra, kabirde sorulması muhtemel soruları ve cevablarını ölüye hatırlatma konuşmasına da telkin denilir.

Ölmek üzere olan kişinin, sağ tarafına çevrilerek yüzünü kıbleye gelecek şekilde yatırmak mustehabdır. Bu durumda olan kişinin yanında, hatırlatmak amacıyla kelime-i tevhid ve kelime-i şehâdet okunur.

Rasulullah (s.a.v.): "
Ölülerinize (ölüme yaklaşanlara) lâ ilâhe illallah demeyi telkin ediniz." buyurmuştur (Muslim, Cenâiz 1, 2; Tirmizî, Cenâiz 7)[/COLOR]


Telkin yapılırken, "lâ ilâhe illallah" de, "kelime-i şehadet, kelime-i tevhîd getir" şeklinde bir yaklaşımda bulunulmamalı, yanında bunları söylemekle yetinilmelidir. Telkinin haricinde, ölmek üzere olan kişinin yanında özellikle Kur'ân-ı Kerim'den Yâsîn sûresi okunur.


Ölünün defnedilmesinden sonra telkin verilmesi emredilmiş bir iş değildir. Rasulullah (s.a.v.)'in telkin verdiğine dair bir rivayet bulunmamaktadır. Kaynaklarımızda ölüye telkin hakkında zayıf bir rivayet olarak sahabi Ebu Umame (r.anhuma)'dan, tabiin Damre bin Habib (r.aleyh) ve Said bin Mansur (r.aleyh)den rivayet vardır.

Bu konuda Ebû Umâme'den (v. 9/630) gelen sıhati zayıf olan rivayette, Rasulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittiğini söylemiştir:

"Sizin din kardeşlerinizden biri ölüp de kabrini toprakla düzlediğiniz zaman, içinizden biriniz onun mezarının başında durup şöyle desin:

افُلاَنَ ابْنَ فُلاَنٍ
اُذْكُرِ الْعَهْدَ الَّذى خَرَجْتَ عَلَيْهِ مِنَ الدُّنْيا شَهَادَةَ اَنْ لا اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ وَحْدَهُ لاَ شَريكَ لَهُ وَاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ وَاَنَّ السَّاعَةَ اتِيَةٌ لاَ رَيْبَ فيهَا وَاَنَّ اللّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِى الْقُبُورِ قُلْ رَضيتُ بِاللّهِ رَبًّا وَبِاْلاِسْلامِ دينًا وَبِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَبِيًّا وَبِالْقُرْانِ اِمَامًا وَبِالْكَعْبَةِ قِبْلَةً وَبِالْمُسْلِمينَ اِخْوَانًا رَبِّىَ اللّهُ لا اِلهَ اِلاَّ هُوَ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظيمِ

"Ey falan oğlu filân!" Sonra tekrar şöyle desin:
"Ey falan oğlu filân" ölü; "Bizi irşad ettin, Allah'ın rahmeti üzerine olsun." der, fakat siz duyamazsınız. Sonra şöyle desin:

"Ey Allah'ın kulu, bu dünyayı terkederken ettiğin ahdi hatırla. Allah'dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.v.)'in onun rasûlu olduğuna şehadet ettin. Allah'ı Rabb'ın, İslâm'ı dinin, Muhammed (s.a.v.)'i nebin, Kur'an-ı rehberin, Ka'be'yi kıblen olarak kabul ettin..."
(Abdurrahman el-Ceziri, c. I, s. 501)[/COLOR]
Bunun üzerine Munker ve Nekir el ele tutuşup biri diğerine: "Haydi gidelim. Böyle cevabı telkin edilenin yanında ne yapılır." der.
Sahabilerden biri; 'telkin verenin, cenazenin annesinin adını bilmemesi halinde ne yapacağını' sorması üzerine:
"Havva'ya nisbet eder." yani annesi olarak Havva (r.anha)'yı zikreder buyurdu.

(Zayıf Hadis.
Suyuti, Şerhu's-Sudûr, v. 44 b; 176 b: Hasan el-Idvi, s. 10; Taberânî Mu’cemu’l-Kebir, VIII, 249, no: 7979; Rodoszâde, Ahvâl-i Âlem-i Berzah, v. 12b-13 a; Seyyid Sabık, c. I, s. 547; Abdullah Siracuddin, s. 60-61)[/COLOR]

Rivayet hakkında âlimlerin görüşleri :

Heysemi : Mecmau’z-Zevaid 3/45 de bu rivayeti nakletmiş ve Senedinde tanımadığım bir topluluk var, demiştir. (el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, III, 45)[/COLOR]

Nevevi : Bu hadis hakkında Mecmû 5/304 da: İsnadı zayıftır, demiştir.

İbnu’s Salah ise : İsnadı kaim (yani sağlam) değildir, demiştir.

Hafız Irakî : Tahricu’l-İhya 4/420 da hadisi zayıflamıştır.

İbnu’l-Kayyım : Hadisin ref’i (yani Nebi’ye nisbeti) sahih değildir, demiştir. (İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu’l-Meâd, I, 498)[/COLOR]

Hafız İbni Hacer : Emâli’l-Ezkâr’da, hadisi İbni Allan’ın Futuhâtü’r-Rabbaniye 4/196 de zikrettiğini söylemiş ve : Bu hadis garib’dir, demiştir.

Huseyin el Muallim : Senedinde yer alan râvi Yahya b. Ebî Kesîr b. el- Mutevekkil et-Tâî el-Yemâmî’nin (v.129) tedlis yaptığı zikredilmiştir. Ebû Bekr ve Yahya b. Said, Yahya b. Ebî Kesîr’in hadis ilmi açısından bir öneminin olmadığını söylemiştir. Huseyin el-Muallim şöyle demiştir:
“Biz Yahya b. Ebî Kesîr’e, ‘sen hiç karşılaşmadığın ve hiç bir şey duymadığın bir kavimden bize hadis rivayet ediyorsun,’ dedik. O şöyle dedi: ‘kitabı görüyorsunuz.’ Kağıt ve dividi koydu ve ona yalan yazdı. Ben ona böyle yapma dedim.”
(el-Ukaylî, ed-Duafâu’l-Kebîr, IV, 423, no: 2051)[/COLOR]

Muhammed b. Osman b. Ebî Şeybe : Yahya b. Maîn’in yanında rivayetin senedinde bulunan diğer ravi İsmail b. Ayyâş b. Suleym el-Ansî el-Humsî Ebû Utbe’nin (v.181 veya 182) zikredildi de onun şöyle dediğini duymuştum: O, Şam ehlinden rivayet ettiği şeylerde sikadır, Şamlılardan başkasından rivayet ettiği zaman hata eder. Ali b. Abdullah b. Cafer; ‘İki kişi vardır ki onlar sadece kendi beldelerinin hadisini rivayet ederler. Bunlar İsmail b. Ayyâş ve Abdullah b. Lehia’dır,’ demiştir. İbnu’l-Mubarak de İsmail b. Ayyâş ile Bakıyye arasında tercih etmek gerekse, Bakıyye’yi tercih edeceğini belirtmiştir. Ebû İshak el-Fezârî, onun ağzından ne çıktığını bilmeyen bir kimse olduğunu söylemiş, Ebû Sâlih el-Fezârî, önce İsmail b. Ayyâş’tan rivayet etmiş, sonra terketmiş, Amr b. Ali, Abdurrahman’ın ondan hadis almadığını ve eğer o olsaydı, ondan hadis almazdım dediğini belirtmiştir. Muhammed b. Musennâ da Abdurrahman’ın İsmail b. Ayyâş’dan kesinlikle bir şey rivayet etmediğini söylemiştir. Yahya b. Maîn, İsmail b. Ayyâş’ın Muhammed b. Ziyad el-Elhânî, Şurahbil b. Muslim gibi sika şeyhlerden hadisinin kabul edileceğini söylemiştir. İshak el-Fezârî, Bakıyye’nin marûf kimselerden rivayetini yazınız, bilinmeyen kimselerden rivayetini yazmayınız. İsmail b. Ayyâş’ın ise bilinen veya bilinmeyen kimselerden rivayetini yaz mayın demiştir. (el-Ukaylî, ed-Duafâu’l-Kebîr, I, 88- 90; ez-Zehebî, Mîzânu'l-İ'tidâl, I, 401)[/COLOR]

San’âni : Tahkik imamlarının ifadelerinden çıkan sonuca göre ; hadis zayıftır, hadisin gereğince amel etmek ise bid’at’tir. Bu (telkin verme) işi yapanların çokluğuna aldanmamak gerekir, demiştir. (San'ani , Subulu’s-Selam 2/161)[/COLOR]

Şeyh el-Elbânî : ise, 599 no ile buna benzer bir hadis daha rivayet etmiş ve o hadisi Kadı Halaî’nin Fevâid 2/55 de tahriç ettiğini söyledikten sonra bunun isnadının cidden zayıf olduğunu, senetteki Utbe b. Seken’den başka hiç kimseyi tanımadığını, Utbe b. Seken hakkında da Dârakutnî’nin metruku’l hadis (hadisleri alınmayıp terk edilen ravi), Beyhakî’nin de vah (zayıf) mensubun ile’l-vad’ (hadis uydurmakla sıfatlanmış ravi) dediklerini aktarmıştır. Son olarak da bu hadisin mevzu (uydurulmuş) değilse bile en az munker (zayıf ravinin güvenilir ravilere muhalefet eden rivayeti) olduğunu söylemiştir. (Silsiletu'l Ehâdisi’d-Daife : 2/64-65)[/COLOR]
İbn Teymiyye : Ölü defnedildikten sonra telkin gerekip gerekmediği sorulunca; telkin, icma’ya göre vacib değildir, demiştir. (İbn Teymiyye, Kutubun ve Rasâilun ve Fetâvâ İbn Teymiyye fi’l-Fıkh, c: 24, s: 297)[/COLOR]
Telkin hakkında tabiin Damre b. Habib ve Said b. Mansûr (v. 175/745) (r.aleyh) şunu aktarmıştır:
"Ölünün kabri toprakla örtülüb düzlendiği ve insanlar dağılmağa başladıkları zaman kabrin yanında durup şöyle demeyi sahabiler mustehab görürlerdi. "Ey falan, Lâ ilâhe illallah de." Bunu üç kere tekrar eder. Sonra yine ölüye hitaben : "Ey falan, Rabbim Allah, dinim İslâm, Peygamberim Muhammed (s.a.v.)'dir de." diye ölüye seslenir."

(Muhammed b. ismail. S. Selim, c. I, s. 203; Seyyid Sabık, c. I, s. 547)[/COLOR]

Cenaze, ölü kabrine konulduktan, defin tamamlandıktan sonra, bir kimsenin (imam), mezardaki ölüye telkin verilib verilmeyeceği hususunda kat'i bir hukum olmamakla beraber, alimler çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.

İmam Mâlik (rahimehullah), "Ölülerinize Lâ ilâhe İllellah telkin edin." (Muslim, Sahih, Cenâiz. l, c. II, s. 631)[/COLOR] hadisindeki "ölüler" den, "ölüm döşeğindeki dirilerin" kastedildiğini belirterek, definden sonra telkine dair sahih bir haber bulunmadığı için, ölüye telkin vermeyi reddetmekte, 'mekruhtur' demektedir. (Abdurrahman el-Ceziri, c. I, s. 501; Seyyid Sabık, c. I, s. 548; Hasan el-Idvi, s. 9-10)[/COLOR]
İmam Şafiî (rahimehullah) ise, yukarıda geçen hadisteki "mevtâ= Ölüler" kelimesinin hakiki manada olduğunu belirterek, definden sonra telkinin 'mustehab' olduğunu söyler.

İmam Ahmed bin Hanbel (rahimehullah)de, imam Şafiî ile aynı görüştedir.


İmam Ebu Hanife (rahimehullah) ise, telkinin ne emredilmiş, ne de yasaklanmış olduğunu, insanların definden sonra telkin verib vermemekte serbest olduklarını söylemiştir. (Abdurrahman el-Ceziri, c. I, s. 501) [/COLOR]