MÜSLÜMANLARIN, KENDİ ARALARINDA, İTAAT KONUSUNDA AHİTLEŞMELERİ

Müslümanların itaat olan işleri yerine getirme konusunda aralarında ahitleşmeleri meselesini burada ele almamın sebebi, bu konuda hataların bulunuyor olmasındandır. Kimileri, itaat olan işleri yapmak için Müslümanların kendi aralarında ahitleşmelerinin ve bey’atleşmelerinin vacip olduğunu, kimileri ise bid’at olduğunu söylemektedir. Karışıklığı gidermek için bu konuyu ele almayı uygun gördük.
İtaat işleri konusunda Müslümanların birbirleri ile ahitleşmeleri caizdir. Askeri eğitim kampı yemini, İslam ve cihad için çalışan cemaatlerin ahitleşme ve bey’atleşmeleri de bunların içindedir. Bu tür ameller içerisinde olan kişinin, belirli meseleler için söz ve ahitleşme yapmadıkça (bu ahitleşmenin masiyet türünden bir şey üzerine olmaması şartı ile) başkalarını yapmış olduğu amele karıştırmamayı uygun görürse, bunu yapması caizdir. Allahu Teala en doğrusunu bilir.
Kitapta, yönetim bahsinde ele aldığımız üçüncü bölümde belirttiğimiz gibi İslam ve cihad için çalışan bu cemaatlerin başında emirlerin bulunması meşrudur ve eğitim kampı emirliği de bu kısma girer. Bu yönetimin gereklilikleri ise şunlardır:
1- Emirin Yükümlülükleri: Kampın ve fertlerin -emirin dışındaki üyeler- işlerinin İslam’ın öngördüğü şekilde düzenlenmesi.
2- Fertlerin Yükümlülükleri: Sevilen veya sevilmeyen, hoşa giden veya gitmeyen taleplerde, bu işler masiyet türünden olmadığı sürece emire itaat edilmesi.
Bu görevler, yapacaklarına dair yemin etmeseler ve ahitleşmede bulunmasalar dahi, yöneticinin yönetimini ve kampta yer almayı kabul ettikleri sürece İslam’ın gereği olarak hem emir, hem de fertler üzerine vaciptir. Bunun için ayrıca yemin edip, ahitleşmede bulunulursa, İslam’ın kendilerinden istediği işitip itaat etme görevinin te’kidi olur. İşitip itaat etme emri, Kitap ve Sünnet ile vacip kılınmıştır. Yemin etmek ise, sadece bu yükümlülüğü pekiştirici bir fiildir. Allahu Teala şöyle buyurur:
“Şüphesiz Allah emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işiten ve görendir”[542] Bu, yöneticilerin emanet olan görevleri ve malları İslam’a uygun olarak ehil olanlara vermeleri, insanlar arasında hüküm verdikleri zaman adaletle hükmedip yönetmeleri için bir emirdir.
Bir de yönetilen kesime hitaben Allahu Teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Rasul’e ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, (Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman ediyorsanız) onu Allah'a ve Rasulü’ne götürün. Bu, hayırlı ve netice itibarıyla en güzeldir.“[543] [544]
İbn-i Teymiye Rahimehullah, yöneticilerin ve yönetilenlerin görevlerini belirtmek için bu iki ayeti açıklayarak “es-Siyasetu’ş-Şeriyye fi Islahi’r-Rai ve’r-Raiyye” isimli kitabını yazmıştır.[545]
Bu konuda Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Bana itaat eden, Allah’a itaat etmiş, bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur. Kim emire itaat ederse bana itaat etmiş, kim ona isyan ederse bana isyan etmiş olur.”[546] Buhari’de “Benim emirim” şeklinde rivayet olunmaktadır. Burada emir, hem Müslümanların imamı ve hem de onun görevlendirdiği kişiyi kapsar.[547] Aynı şekilde Mute Savaşı’nda olduğu ve “Üç kişi bir yolculuğa çıkarsa, içlerinden birini kendilerine emir tayin etsinler” hadisinde belirtildiği gibi, imamın bulunmadığı yerlerde kendisine görev verilen emiri de kapsar. Bu şekilde tayin edilen bir emir, imam tarafından görevlendirilmemiş olmasına rağmen, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona da “emir” sıfatını vermiştir. Hadisi rivayet eden Ömer İbnu’l-Hattab Radıyallahu Anhu, “Bu, Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem görevlendirdiği bir emirdir” der.[548]
Demek istediğimiz, kamp emirinin şer’i bir yönetici ve görev alanında ulü’l-emr sıfatında olduğudur. Fertler, itaat konusunda emir ile ahitleşmeseler dahi, yöneticilere itaat etmenin vacipliliği konusunda İbn-i Teymiye Rahimehullah şöyle der:
“İtaat edeceği hakkında ahit bildirmese ve yemin etmese de, ulü’l-emre itaat etmek ve ona öğüt vermek, namaz, oruç, hacc, zekat ve Allah’a itaat olan diğer vacip ibadetler gibi, Allah’ın ve Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem emri gereği kişi üzerine vaciptir. Bunun için kişi ayrıca yemin ederse, Allah’ın ve Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem yöneticilere itaat edip nasihat etmek konusunda emrettiklerini pekiştirmiş olur. Bu konuda yemin eden kişi, ister Allah adına yemin etsin, ister Müslümanların yaptığı başka bir şekilde yemin etsin, yaptığı yemine bağlı kalması gerekir. Yemin etmese de, Allah ve Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem yöneticilere itaat edilmesi emrini yerine getirmesi kişi üzerine vacip iken, bunu yeminle pekiştirmesi halinde durum nasıl olur? Aynı şekilde yemin etmese bile, Allah ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem yöneticilere isyan etmeyi ve onları aldatmayı yasakladığı için kişinin bundan kaçınması vaciptir.
Bu nedenle Allah’ın ve Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem emrettiği yükümlülüklerden olan, yöneticilere itaat ve onlara nasihat etmek, namaz, oruç, zekat, hacc, adalet veya emanetleri ehline vermek gibi görevler için yemin eden kişiye, yeminini çiğnemesi ve onun aksine hareket etmesi yönünde bir fetva vermesi hiçbir kişi için caiz değildir. Kim bunlara yeminlerini çiğnemesi ve aksine hareket etmesi için fetva verirse, yalan söyleyerek Allahu Teala’ya iftira etmiş ve İslam’dan başkasıyla fetva vermiş olur. Hatta yemin etmese bile satış, nikah, kira, yerine getirilmesi vacip olan ve yemin ettiği taktirde vacipliği pekiştirilmiş bulunan diğer akitler için kişilere, yaptığı yeminin aksine hareket etmesi ve akitlerini bozması için kim fetva verirse, Allah’a iftira etmiş ve İslam’dan başkasıyla fetva vermiş olur. Bireysel akitler için durum böyle ise, uyulması için Allah’ın emrettiği akitlerin en büyüğü olan ulü’l-emr ile yapılan itaat akdine uymamanın durumu nasıl olur?”[549] Kişiler bu konuda söz vermese ve yemin etmese de, yöneticilere itaat etmenin vacip olduğuna ilişkin durum budur.
Emir, tabilerinden ahitleşme yapılmasını ve yemin alınmasını isterse, bu durumda bunun meşruiyyeti, yararı, belli bir süre ile sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağı, bey’at ismi ile isimledirilip isimlendirilemeyeceği, bununla halifeye yapılan bey’at arasındaki fark, bu ahdi çiğnemenin hükmü gibi konular gündeme gelir. Bu konuları irdelerken, “El-Bey’atu Beyne’s-Sünneti ve’l-Bidati” isimli kitabın yazarının gündeme getirdiği bir şüpheye de cevap vermeye çalışacağız.



1- BU AHDİN MEŞRUİYYETİ

Tanımlar:
1- Yemin: Yeminin anlamı konusunda Rağıb el-Isfahani şöyle der: “Yemin, “kasame” sözcüğünden gelir ki, öldürülen kişinin velilerine yapılan yemin manasındadır. Daha sonra her türlü yemin için isim olarak kullanılmıştır. Allahu Teala şöyle buyurur: “(Münafıklar), sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde, mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır yeminleri ile Allah’a yemin ettiler.”[550]
2- Ahit: Ahit ise, bir şeyi her durumda korumak ve gözetmektir. Ahit olarak gözetilmesi gerektiği için “mevsik” olarak da adlandırılır. Allahu Teala şöyle buyurur: “Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.”[551]
3- Misak: Rağıp el-Isfahani, misak kelimesinin manası hakkında şöyle der: Sıkı bağlamak, demektir. Yemin ve sözle pekiştirilen bir akittir. Allahu Teala, “Hani Allah peygamberlerden misak almıştı”[552] buyurur. “Mevsik”, bunun isim kipidir. Ayette şöyle geçer: “(Yakup) dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermediğiniz takdirde onu sizinle beraber göndermem. Ona istediği şekilde söz verdiklerinde dedi ki: Söylediklerimize Allah şahittir.”[553][554]
Şer’i açıdan Müslümanlar arasında itaatler için ahitleşmek caizdir. Bunun delilleri şunlardır:
1) Allahu Teala şöyle buyurur: “Anlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin ve Allah’a üzerinize şahid tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah yapacağınız şeyleri pek iyi bilir. Bir toplum diğer bir toplumdan (sayıca ve malca) daha çok olduğu için yeminlerinizi aranızda bir fesat aracı edinerek ipliğini sağlamca büktükten sonra çözüp bozan (kadın) gibi olmayın. Allah bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düşmekte olduğunuz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır.”[555]
Cahiliyye devrinde kişi başka kişi ile ve kabile başka bir kabile ile ahitleşirdi. Daha sonra, ahitleştiklerinden daha güçlüsünü bulduğu zaman, ahdini bırakır ve başkasıyla ahitleşirdi. Allahu Teala, ahitlere bağlı kalmalarını emretti ve bozmaktan sakındırdı. Yaptıklarının, yün eğiren ve epey eğirdikten sonra bozan kadının yaptığına benzediğini belirterek bir misal verdi. Bu misal, akılsızlığı ve ahmaklığı belirten bir atasözüdür.
İbn-i Teymiye Rahimehullah, savaş eğitimi veren eğitici ile bu eğitime tabi olan öğrenciler arasında yapılan ahitleşmeleri anlatmak için bu ayeti belirtmiş ve öğrencinin hocasına verdiği sözü bozarak başkasına gitmesinin caiz olmadığını belirterek şöyle demiştir: “Birinciyi bırakıp ikincisine giden öğrenci, ahdini bozmuş ve sözüne bağlı kalmamış olur. Bu da haram ve günahtır. Hatta böyle biri, hocasını bırakıp başkasına giderek onunla ahitleşirse, haram işlemiş olur ve yaptığı, ölü domuz eti gibi bir şey olur. Bunun ne dini, ne vefası olur. Cahiliyye devrinde adam bir kabile ile ahitleşirdi, ondan güçlüsünü bulduğu zaman bozar ve ikinci kabile ile ahitleşirdi. Bu da onların durumuna benzer. Bu nedenle Allahu Teala şu ayetleri indirdi: “Anlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin ve Allah’a üzerinize şahid tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah yapacağınız şeyleri pek iyi bilir. Bir toplum diğer bir toplumdan (sayıca ve malca) daha çok olduğu için yeminlerinizi aranızda bir fesat aracı edinerek, ipliğini sağlamca büktükten sonra çözüp bozan (kadın) gibi olmayın. Allah bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düşmekte olduğunuz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır.”[556]
Kim, kendisine dost olanlar ile dostluk ve düşman olanlar ile düşmanlık yapmak üzere biri ile ahitleşirse, şeytanın yolunda savaşan Moğolların yaptığı gibi yapmış olur. Böyleleri ne Allah yolunda cihad edenlerden, ne de Müslüman askerlerden olur. Bunlar Müslümanların askeri değil, ancak şeytanın askeri olabilirler.
Hocanın öğrencisine şöyle demesi uygun olur: Allah ve Rasulü’nün Sallallahu Aleyhi ve Sellem dost olduklarına dostluk ve düşman olduklarına düşmanlık yapmak, haksızlık ve günah üzerinde değil, iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmak, ben haklı olduğum zaman hakkı desteklemek, batıl yolda isem batıla yardım etmemek üzere ahitleşelim. Kim buna bağlı olursa Allah yolunda cihad eden, dinin tamamen Allah’ın olmasını ve sözünün en üstün olmasını isteyen mücahidlerden olur.”[557]
2) Allahu Teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler, akitleri yerine getirin”[558] Bu ayetin tefsirinde Kurtubi Rahimehullah şöyle der: “Zeccac der ki: Allahu Teala ile ve birbiriniz ile yaptığınız akitleri yerine getirin. Bütün bunlar, lafzın umum ifade ettiği düşüncesine dayanmaktadır ki bu konuda doğru olan da budur. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem “Mü’minler koştukları şartlara bağlıdırlar” ve yine “Yüz defa koşulmuş bile olsa, Allah’ın Kitabı’na uymayan her şart geçersizdir” buyurur. Vefa gösterilmesi gereken şart veya akdin, Allahu Teala’nın Kitabı’na, yani dinine uygun olan şart ve akdin olduğunu belirtmiştir. Buna aykırı olursa, reddedilir. Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Kim dinimize uymayan bir amel işlerse, bu reddolunur.”
3) Ahitleri yerine getirmeyi emreden ve bunun mü’minlerin niteliği olduğunu belirten ayetler çoktur. Allahu Teala şöyle buyurur: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere iman eder. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekat verir. Anlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakiler ancak onlardır!”[559] “Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.”[560]
Buna karşı ahdi yerine getirmemenin münafıkların niteliği olduğu belirtilmiş ve bunun için ağır ceza tehdidi yapılmıştır. Allahu Teala şöyle buyurur: “....O, bu misalle bir çoğunu saptırır, bir çoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah ile yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar....”[561] “Sağlam söz verdikten sonra Allah’ın ahdini bozanlar ve Allah’ın birleştirilmesini emrettiğini ayıranlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte lanet onlara ve kötü yurt cehennem, onlaradır.“[562]
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur: “Dört şey kimde varsa, katıksız münafık olur. Kimde onlardan bir tanesi varsa, bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir şube bulunur. Emanete hıyanet eder, konuştuğunda yalan söyler, ahitleştiğinde ahdini çiğner, tartıştığı zaman haksızlık yapar.”[563]
Şüphesiz verdiğimiz delillerde sözü edilen ahitler, insanlar arasında itaat olan işler için yapılan ahitlerdir. Bunu da şuradan anlıyoruz:
4) Yakup’un Aleyhisselam dilinden Allahu Teala şöyle buyurur: “(Yakup) dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermediğiniz takdirde, onu sizinle beraber göndermem. Ona istediği şekilde söz verdiklerinde dedi ki: Söylediklerimize Allah şahittir.”[564] Yusuf, aynı babadan olan kardeşini kendisine getirmelerini diğer kardeşlerinden isteyince, babası onu kendileriyle beraber göndermek için onlara güvenmedi ve kesin bir söz vermedikçe göndermeyeceğini söyledi. İnsanlar arasındaki işlemlerde bu misaka “Allah’tan bir söz” adını vermiştir. Yusuf, küçük kardeşini alıkoyunca bu misakın ne kadar büyük olduğunu belirtmek için büyük kardeş şöyle dedi: “Ümitsizliğe düşünce, konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: "Babanızın Allah'a karşı sizden bir söz aldığını, daha önce Yusuf meselesinde de ileri gittiğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verene veya Allah hakkımda hüküm verene kadar ki O, hükmedenlerin en iyisidir, bu yerden ayrılmayacağım.”[565]
5) Hızır’ın kendisine arkadaşlık yapabilmesi için Musa’ya Aleyhisselam koştuğu şart ile ilgili olarak Allahu Teala şöyle buyurur: “O da: "O halde, bana uyacaksan, ben sana anlatmadıkça herhangi birşey hakkında bana soru sormayacaksın" dedi.”[566] Yine Musa’nın Aleyhisselam kendi kendine koştuğu şart ile ilgili olarak Allahu Teala şöyle buyurur: “Musa: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma, o zaman benim tarafımdan mazur sayılırsın" dedi.”[567]
Buhari, Sahih’inde “Şartlar” bölümünün “İnsanların Aralarında İttifak Ettikleri Sözlü Şartlaşmalar” başlığı altında bu konuya özel bir bâb ayırmış ve Musa ile Hızır Aleyhimesselam kıssasıyla ilgili İbn-i Abbas’tan rivayet edilen şu hadisi aktarmıştır: “Birincisi unutma, ikincisi şart, üçüncüsü ise kasten oldu.”[568]
İbn-i Hacer Rahimehullah şöyle der: “Şarttır, derken yüce Allah’ın “Bundan sonra sana bir şey sorarsam, bana arkadaşlık yapma” buyruğuna ve Musa’nın bunu kabul ettiğine işaret etmiştir. Bunu ne yazdılar, ne de kimseyi şahit tuttular. Bu da şartın delalet ettiğinin gereği ile amel etmeye delalet etmektedir. Hızır Aleyhisselam, şartına bağlı kalmayan Musa’ya “İşte bu ikimizin ayrılmasıdır” dedi. Musa da Aleyhisselam buna karşı çıkmadı.”[569]
Bütün bu deliller, itaat olan işler için insanların aralarında ahitleşme yapmalarının, birbirlerine şartlar koşmalarının ve yine birbirlerine söz vermelerinin caiz olduğunu gösterir. Ahitler ve kesin söz vermeler ile ilgili olarak sahabeden bazı örnekler vererek bunu daha da açmak istiyoruz.
6) Buhari, Ebu Zer el-Ğıfari’nin Radıyallahu Anhu Müslüman olması babında İbn-i Abbas’tan Radıyallahu Anhuma şöyle rivayet etmektedir: “Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem peygamber olduğunu duyan Ebu Zer Mekke’ye geldi. Ali onu gördü ve yabancı olduğunu anladı. “Niçin geldiğini söyler misin?” dedi. Ebu Zer, “Bana yol göstermek için söz verirsen söylerim” dedi. O da söz verdi. Bunun üzerine Ebu Zer, neden geldiğini anlattı. Ali ona, “O gerçektir ve Allah’ın Rasulü’dür” dedi.”[570]
7) Yine Buhari, “Sahabenin Radıyallahu Anhum Faziletleri” bölümünde, “Osman bin Afvan Radıyallahu Anhu Üzerinde İttifak ve Ona Bey’at” başlığı altında, Ömer’in Radıyallahu Anhu kendisinden sonra halifeyi belirlemek için altı kişiyi görevlendirmesini ve daha sonra bu altı kişiden üçünün çekildiğini ve geriye Abdurrahman bin Avf, Osman ve Ali’nin Radıyallahu Anhum kalmasını, bu hadisi rivayet eden Amr bin Meymun’dan şöyle rivayet eder: “Abdurrahman, “Bu işten kim vazgeçerse, görevi ona vereceğiz” dedi. Ve daha sonra; “Allah için ve İslam için herkes hangisinin daha faziletli olduğuna baksın” dedi. Ali ve Osman ses çıkarmadılar. Abdurrahman şöyle dedi: “Bu işi bana bırakırsanız, Allah şahit olsun en faziletli olanınızdan sapmayacağım.” İkisi de, “Evet” dediler. Onlardan birinin elini aldı ve “Senin İslam’da önceliğin ve Rasulullah’a Sallallahu Aleyhi ve Sellem akrabalığın olduğunu biliyorum. Allah için senden söz istiyorum, seni halife yaparsam adaletle yöneteceksin. Osman’ı tayin edersem onu dinleyip itaat edeceksin” dedi. Sonra diğeri ile başbaşa kaldı ve aynı şeyleri söyledi. İkisinden de söz alınca, “Osman elini kaldır” dedi ve ona bey’at etti. Bunun üzerine, Ali de Osman’a Radıyallahu Anhuma bey’at etti. Evde bulunanlar da girerek bey’at ettiler.”[571]
Bunlar, sahabenin aralarında ahitleşmek suretiyle davrandıklarını ve bu işi onayladıklarını göstermektedir. Ebu Zer olayında, onunla Ali Radıyallahu Anhuma arasında ahit ve misaklaşma (sözleşme) vardır. Osman’a Radıyallahu Anhu bey’at olayında da ahit ve misaklaşma vardır. Abdurrahman bin Avf bunu hem Osman ve hem de Ali Radıyallahu Anhum ile yapmıştır.
Sahabeden bazıları alınan bu söz ve ahitler için bey’at adını kullanmıştır. Mesela;
8) Yermuk günü İkrime bin Ebi Cehl’in yaptığı bunlardan biridir. İbn-i Kesir Rahimehullah şöyle der: “Seyf bin Umar, Ebu Osman el-Ğassani’den babasının şöyle dediğini rivayet etti: İkrime bin Ebi Cehl Yermuk günü şöyle dedi: “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birçok yerde savaştım. Şimdi sizden mi kaçacağım? Sonra, ölmek için kim bana bey’at eder? diye seslendi. Amcası Haris bin Hişam ve Dırar bin Ezvar ile beraber Müslümanların ileri gelenlerinden ve süvarilerinden dörtyüz kişi ona söz verdiler. Halid’in çadırının önünde çarpıştılar ve hepsi yaralandılar. Öldürülenler arasında Dırar da vardı. Vakıdi ve başkaları yaralarından dolayı yere düştüklerinde su istediler. Bir testi içinde su getirildi. Testi onlardan birine yaklaştırılınca diğeri ona baktı ve kendisi içmeden, suyun yanındakine verilmesini istedi. Su diğerine verilince, diğeri ister gibi baktı, aynı şekilde bu da suyu içmeden yanındakine verilmesini söyledi. Hepsi birbirine bu şekilde verdiler ve sonunda hiçbiri içemedi ve öldüler. Allah hepsinden razı olsun!”[572]
İbn-i Kesir Rahimehullah şöyle devam eder: “Seyf bin Umar, Yermuk ordusunda yüz tanesi Bedir ehlinden olmak üzere, toplam bin tane sahabe bulunduğunu, yine o toplulukta bulunanlardan nakletmektedir.”[573]
Bu, ordunun komutanı olmayan bir kişi, yani İkrime bin Ebu Cehl ile askerlerden bir topluluk arasında itaat olan bir amel üzerinde yapılan bir bey’atleşmedir. Ona bey’at edenler arasında değerli sahabeler de vardı. Bu olay, ordu komutanı Halid’in gözü önünde meydana geldi. İbn-i Kesir’in bildirdiği gibi bu savaşta bin kadar sahabe bulunmaktaydı. Bunlardan hiçbirinin İkrime’nin yaptığına karşı çıktığı nakledilmemiştir. Bu topluluğun önünde böyle bir olayın meydana gelmesi, onu onayladıklarının delilidir.
9) Ali ile Muaviye Radıyallahu Anhuma arasında meydana gelen Sıffin Savaşı’nda, Ali’nin ordusunun başında Kays bin Sad bin Ubade vardı. Taberi, Yunus bin Zeyd’ten sahih bir senedle şöyle rivayet eder: “Ali, Irak ordusunun başına Kays bin Sad bin Ubade’yi getirdi. Kırk bin kişi idiler ve ölüm üzerine ona bey’at ettiler.”[574]
İkrime’nin bey’atı için söylenenler, Kays’ın bey’atı için de söylenir. Her ikisi de ordunun başkomutanı veya Müslümanların halifesi değildi. Sadece askerlerden bir kesimin komutanıydılar.
Bütün bunlarla, bey’at olarak da isimlendirilen ve itaat olan işler için verilen ahitlerin ve sözlerin Müslümanlar arasında caiz olduğunu belirtmek istedim. Yakup Aleyhisselam ve oğulları arasında, Musa ile Hızır Aleyhimesselam arasında ve Rasulullah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem sağlığında ve ölümünden sonra sahabenin yapmış olduğu ve kimsenin de karşı çıkmadığı ahitleşmelerden örnekler aktardık. Hatta bunu sahabenin icma ettiği meselelerden de sayabiliriz. Abdurrahman bin Avf’ın Osman ve Ali’den Radıyallahu Anhum aldığı ahid, İkrime ve Kays bin Sad’ın Radıyallahu Anhuma verdikleri söz bunlardandır. Ayrıca eğiticiler ile öğrencileri arasında ahitleşmenin yapılabileceğini İbn-i Teymiye’nin Rahimehullah söylediğini, itaatlar üzerinde olduğu sürece bu sözleşmelere bağlı kalmanın vacipliğini ve bunun için bir örnek verdiğini de aktardık. Bütün bunlar, ahitleşmenin meşruiyyetini belirtmek içindir.


[542] 4 Nisa/58

[543] 4 Nisa/59

[544] Bu ayetlerin açıklaması için Fethu’l-Bari, 13/111-112’ye bakınız.

[545] Bu kitap, “Yönetenler ve Yönetilenler” adıyla Türkçeye çevrilmiştir.

[546] Müslim

[547] Fethu’l-Bari, 13/122

[548] Bezzar, sahih bir sened ile rivayet etmiştir.

[549] İbn-i Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, 35/9-11

[550] 24 Nur/53

[551] 17 İsra/34

[552] 3 Al-i İmran/81

[553] 12 Yusuf/66

[554] Rağıb el-Isfahani, el-Mufredat

[555] 16 Nahl/91-92

[556] 16 Nahl/91-92

[557] İbn-i Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, 28/19-21

[558] 5 Maide/1

[559] 2 Bakara/177

[560] 17 İsra/34

[561] 2 Bakara/26-27

[562] 13 Rad/25

[563] Buhari

[564] 12 Yusuf/66

[565] 12 Yusuf/80

[566] 18 Kehf/70

[567] 18 Kehf/76

[568] Fethu’l-Bari, 5/326

[569] Fethu’l-Bari, 5/326

[570] Buhari, Hadis no: 3861

[571] Buhari, Hadis no: 2700

[572] İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 7/11-12

[573] İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, 7/9

[574] Fethu’l-Bari, 13/63



EMİRİN SORUMLU OLDUĞU İŞLERDEN

ÜÇÜNCÜSÜ

ASKERİ EĞİTİM KAMPI YEMİNİ

ADLI BÖLÜMDEN ALINTILANMIŞTIR..