MÜMİN KALBİ VE DÜNYA


Dünyada kim neyi fazla severse, o şeyle eza olunur. Allah'ı unutacak derecede evladını seven, onunla terbiye olur. Malını çok seven, onun belasına uğrar.

Dünya, Allah'a ait olan kalbi çalıştırma mahallidir. Yoksa gayri meşru bir suretle sarf ettiğimiz bütün muhabbetlerin cezasını çekeriz.

Cenab-ı Hakk'a olan muhabbetimizi nefsimize verince, o bizi en elim dünya meşakkatlerine sokar. Ahirette ebedi rahmet ve merhametten uzaklaştırır. Ahirette iki mekândan biri olan cehenneme yüz üstü düşmemize sebep olur.

Dünya, Cenab-ı Hakk'ın muhabbetine vesile olduğu zaman değer kazanır, büyük bir nimet olur. Mümin olan insan, dünyaya merhaba diyerek gelir, Allah'tan gafil olmadan, Allah hesabına, Allah'a ısmarladık diye de gider.

Selman-ı Farisî r.a. Hazretleri'nin ahiret kardeşi olan Ebu'd-Derda r.a. Hazretleri, arz-ı mukaddes olan Kudüs'e gittiği zaman Selman-ı Farisi r.a. Hazretleri'ne yazdığı mektupta:

- “Ey Selman, Allahu Tealâ Hazretleri beni arz-ı mukaddeste bulunmakla şereflendirip, mal ve evlat çokluğuyla nimetlendirdi.” demişti. Selman-ı Farisî Hazretleri şu cevabı vermiştir:

- “Dünyada mal ve evlat çokluğu ile övünmek marifet değildir. Asıl marifet, ilmin faydası ve hilmin çokluğu iledir. Arz-ı mukaddeste bulunmana gelince; orasının hiçbir insan üzerinde bizatihi tesiri yoktur. Ben seni arz-ı mukaddeste bulunduğundan dolayı tebrik etmiyorum. İnsan Allah'a ancak şu şekilde yaklaşabilir ki; kendini ölülerden kabul et, dünyaya da meyletme. Dünyada bir misafir olduğunu unutma! Allah'a asıl yakınlık budur.”

Dünyanın bu halinden dolayı insanlar ona ariyet (geçici) gözüyle bakmışlardır. Dünyaya hiçbir zaman gönül vermemişlerdir. Allahu Tealâ Hazretleri, bir ayet-i celilede: “Halbuki dünya hayatı, ahiretin yanında bir yol azığından ibarettir.” (Raad, 26) buyurmuştur. Ahiret hayatına nisbetle bu dünya hayatı bir kumanya mesabesindedir. İnsanın önünde yiyebileceği öğünlük bir meta gibidir. Şu halde dünyayı böylece bilmek gerekir.

Yine Allahu Tealâ bir ayet-i celilede: “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan Allah'ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokman, 33) buyurmuştur. Yani dünya hayatına razı olup, onunla kalpleriniz mutmain olmasın. Ne ile mutmain olacak? Bir müfessir alim, kalpleri kalb-i kâsir (yıkıcı, parçalayıcı), kalb-i nâsır (nusret eden, yardımcı), kalb-i müştâk (şevkli, özleyen) gibi sınıflara ayırmış. Kâfirin kalbi ahirete sırt çevirmiştir. İlâhi sese sağırdır, nasihat kabul etmez. Lezzeti dünya hayatı iledir.

Ömerü'l-Faruk r.a. Hazretleri şöyle buyuruyorlar:

- “Ey insanlar! Biz istesek buğday ununun hasından çörek yapardık. Bir keçinin oğlağını keser kebap yapardık. Kûfe üzümünü keklik gözü olana kadar kaynatır, hoşaf yapardık. Ama biz, kâfirler ateşe atılacakları zaman Allah'ın onlara: ‘Siz bütün lezzetlerinizi, bütün sofranızı dünyaya meyl ile bitirdiniz!' diyerek hitap edeceğini bildiğimizden dünyaya meyletmiyoruz.”

Demek ki dünyanın faniliğini, bir dem misafir kaldığımız bir han olduğunu unutmamamız gerekiyor.