Sevrin kardeşi Hiradan,
İlâhi aydınlığın ihtişamı parlıyordu.
Nur dolu kalbiyle nereye baksa,
Ben Cebrailm diyen meleği görüyordu.
Göz açıp kapasa bile, melek yine oradaydı,
Kanatlarını açmış tüm ufku kaplıyordu.
Şerefi üstün bir Kuran,
İnmeye başlıyordu ilahi yeminle.
Allahın ilk yarattığı kalem üzerine.
Hangi ayete eğilsek,
Bu engin nurun pırıltıları görülür.
Bir ucu yerin merkezine,
Diğer ucu Arşa varan bir doğru.
Çok yükseklerden,
Rabbimizden indirilmiş,büyük mucize.
Kuran,
Hay olan ve yaşayan bir hikmet,
Kuran,
Bütün gizlilikleri açan bir rahmet,
Mahlukatın zikrini özetler,
‘’Sen arzı boynu bükük,
Huşu halinde görürsün’’
O şefaatçi, şifa verici, sırra sahip,
Akıl ve kalbleri, Hayran bırakan,
Bütün mülhidlerin,
Eli ve dili yetişemiyecek kadar yüce.
Beşer kudretini aşan ilâhi beyan.
Kuran,
Rahman ve rahim olan Allahın,
Ruh yapımıza hitabı,
Kendi azametinin ilanı.

Kur’an-ın bu inişi,
Her Zalimde, her azgında,
Şaşkınlık, dehşet uyandırmıştı,
Daha dün gibi her şey yakın.
Bir gün Kureyş uluları,
Toplanmışlardı Hicir’de.
Peygamber o sırada girmişti Mescide.
Resülüllah taşı öptü tavafa başladı.
Kâbe’ye yakın olmayı o denli seviyordu,
Hicre bir hasır serip, Rabbine secde ediyordu.
Secdede ki anlıyla,
Avuç avuç göz yaşı döküyordu.
Eğer O’nun yaptığı dualar, göklere yükselirse,
Yerdekilerin hali nice olur.
Şirk ve kir ehli dil uzatıyorlardı inen vahye,
Söylediklerini yüksek sesle söylüyorlardı ki,
Peygamber duysun diye.
Onların hakarete varan sözlerini,
Rasulullah s.a.v. duydukça,
Üzüntüsü yüzünden belli oluyordu
Eziyetlerden dolayı,
Teselli aralıklarla tekrarlanıyordu:
‘’Onların sözü seni üzmesin, Biz onların
Gizlediklerinide, açığa vurduklarınıda biliyoruz’’
Bu ayetlerin azameti karşısında,
İnsan tirtir titrer,
Elbette Allah sözün doğrusunu söyler.
Nefis zebûn,insan nankör gırlağına kadar.
Kuranın ilk muhatapları inkara saptılar.
Ya güzelden yana,
Bir sonuç çıkacak,
Yada sonsuz azaba.

Müşrikşlerin en sert yapılı olanı
En fazla nefret besleyeni,
İslamın en kötü ve katı düşmanı.
Ebu Cehil, yandaşlarıyla,
Kabenin tam önünde,
Vahye, peygambere hakaret yapıyorlardı.
Daha da ileri giderek,’’ hadi gücün varsa,
Gökleri parça parça üzerimize indir,
Ya sen ya biz yok olup gidinceye kadar,
Senin yakanı bırakmıyacağız ‘’diyorlardı.

Bu Kuran, mezardakilere inseydi,
Onlar bile doğrulup dinlerlerdi.
Aman Allahım!
Bu ne kin? Bu ne nefret?
Nerde haya? Nerde ar?
Şiddetli şüphe taşıyanların dilleri kökünden kurusun.
Yüzlerini ateş bürüsün, elbiseleri katrandan olsun.
Nasıl olsa dünyada günah tartan bir terazi yok.
Ama Ahirette toz zerreleri bile tartılacak.
Putperesliğin kiriyle kirlenenler yok mu?
Yaktılar yıktılar gittiler.
Büyük azgınlıklarla baş kaldırdılar.
Kendi ölçülerine göre kanun koydular.
Onların kalbleri,
İster çürüsün ister kül olsun,
Taşıdıkları şey üzerine mühürlenecek.
Göklerin kalemi yazdı asla kaybolmuyacak.

Ezilen müşrikler,
Allah Rasulü hakkında tartışıp durdular,
Bakın acınacak hallerine,
Günaha batmış müşrükleri,
Şeytan kendine ne kadarda ümmet yapmış.
Gönül akıl yönünden kalbleri ölü.

Yüreği yüksek şerefle donatılmış,
Fahr-i âlem Efendimize,
Kibir içinde kafa tutmaları yok mu?
O ezelden ebede kadar,
İlâhi nuru taşıyan şanlı peygamber.
Sevgiden mahrum müşrikler,
O sıcak yüreğin,O gönülden süzülen,
Bir tek tebessümünü nereden bilecekler?
Bize kolay olan onlara neden zor?
Görmek istemeyip göz yummak neden?
Allahın nazarğahı Kâbe’yi, Rasulü Kibriyayı.
Zulümlerinde inadına direnenler,
Azgın şeytanların arkasına düştüler.
Küfrün karanlığıyla örtündüler.
Dün inkar, bugün maske,
Biribirinin davetcisi.
Bağırtğanlıkları onlara fayda vermedi.
Hiç bir azgın bu şerefe leke süremedi.
Ey! Ebedi lânete uğramış adam.
Allah onu dileyene vermeyi diler.
Nefsine uyarak cüret mi gösterdin?
Yükseklere çıkta yandaşlarının körlüğünü bak.
Nura götüren yolu seç.

Peygambere, dinine bağlı, olan bir kadın,
Bu olup bitenleri gözlüyor ve dinliyordu.


Safa tepesine yakın bir evden.
Fazla bir zaman geçmemişti ki,
Hz. Hamza karşısında göründü.
Yayı boynunda asılı, avdan dönüyordu.
O hanım evinden çıkıp onu durdurdu.
Ey Hamza!
Kardeşin oğlu Muhammede,
Ebu Cehlin,
Nasıl davrandığını bir görseydin?
Peygambere çirkince küfretti.
Onunla alay edip, şimdi Kâbeye gitti.

Hz. Hamza yumuşak huyluydu,
Anlaşılması kolay bir insandı.
Kureyişin en cesuru.
Kızdırıldığında,
En başeğmeyen en sert adamı olurdu.
Onun,
Güçlü yapısı kızgınlıktan sarsılıyordu.
Kâbe’ye giren Hz. Hamza,
Ebu Cehilin karşısına dikildi,
‘’O’na hakaret eden senmisin? ’’ dedi.
Yayını onun başına indirdi.
Başı yarılarak yere seriliverdi.
‘’Bende O’nun dinindeyim.’’
‘’Güçün varsa bana karşı çık’’ Dedi.

Ebu Cehil, kendine geldiğinde.
Yandaşlarına dedi ki:
‘’Ben bunu hak etmiştim.
And olsun ki onun kardeşinin oğluna,
Çirkin fena sözler söyledim.’’

Onlar ehli Hakka her cihetten yan giderler,
Nankörler, zalimler ve mücrimler,
Ölümlerinin ertelenmesini isterler.
Başınıza gelecekleri ben mi söyliyeyim?
Allah’a kafa tutan azgınların,
Vay başına geleceklere.

Bedirde,
Müşriklere yer yüzü dar gelice.
Meleklerin darbeleriyle geberdiler.
O ölülere hitap eden peygamber,
Ne diyordu biliyormusunuz?
‘’Rabbinizin Vadettiğini hak olarak buldunuz mu? ..
Beni hak olarak gönderene yemin ederim ki:
Duyuyorlar, sadece cevap veremiyorlar’’
İnkarda ısrar edilirse, ilahi uyarılar sıralanır.
Allahın hışmı iner, inincede,
Onu geri çevirecek hiç bir kuvvet bulunamaz.
Çünkü,tesir gücü ilahidir.
Böylece kafirler hüsrana uğradılar.
Allah ve Rasulünü, yalanlayanların sonu bu.
Arda kalan harabeleri görüyorsunuz.
Haktan güç ölçüsünü almayanlar,
Gayesine erişemez.
Allah,
İnsanı şerefle yaratıp ayağa kaldırmış.
Aklı çare bulmak için lütfetmiş.
Bizi karşısına alıp muhatap saymış.
İlahi kaynaktan ötesi tamamen boş.

Sır ve hikmet dolu Kur’anla,
Bu yeni lütfun verdiği şevkle,
Şimdi göklere bak baka bildiğin kadar.
İlhamların kaynağı Kur’an,
Semaları temaşaya etmeye çağırıyor.
Arkası var gördüklerinin diyor.
İbretle bakanlar için sır ve hikmetlerle doludur.
Direksiz desteksiz yaratan O’dur.
O zaman anlarsın zerre ile kürre arasındaki farkı..
Bir delik görebilirmisin?
Gözler yorgun sahibine döner.
Aklın yaya kaldığı fizik ötesini,
Kim kavrar? Kim anlar?
Rabbül Aleminin,
Evrende hakim olan sırrı şaşmaz.
Çürük ipliğe,
Bu fani hayatı sarmak doğru olmaz.
Cenab-ı Hâk.
İnsana sorumluluk yüklemiş.
Yükü taş olsun, kitap olsun,
Ne farkeder eşek için.
Kur’an-ı sırtında, gönlünde taşımayan,
Kulluk edecek fani kapılar bulur.
Üzerinde şerefli gözeticiler olmayan yoktur
Zâtı Kibriya,
Bu dünyanın sonuna bir hesap koymuştur.
Herkes nur ve karanlığıyla dirilecek.
Yaradanın hesabı hem çetin hemde çabuk.
Allahtan nur alan Peygamber ne söylüyorsa hak.
Allah katında ruh yüceliğinden.
Başka büyüklük yok.
O’nun nuruyla vahiy gölgesinde yetişenlere,
Kur’an sırrını verdiği, ihlas sahiplerine,
Sabırla gönül hazzına kavuşanlara,
Müjdeler olsun.

Ey! Ayıpları örten Allahım,
Bizlere göz gönül uyanıklığı lütfet.
Ey Allahım!
Senin Sevgin ve rahmetin,
Gönüllerimize genişlik versin.
Yükümüzü hafifletsin.
Fahr-i âlem efendimize s.a.v.
Salat ve selam olsun,
Sağnak sağnak yağsın nuru üzerimize.

Mekke / Safa/Merve /1403 H.

Ali Kılıç Kakiz