Çözüldü Kur'an Ve Sünnete Göre: Kurban Nasıl Kesilir ?

Konu, 'Tevhid' kısmında ABDULHAK tarafından paylaşıldı.

  1. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

      
    Kur'an ve Sünnete Göre : Kurban Nasıl Kesilir ?

    [​IMG]

    Kurbanda Lazım Olacak Önemli Bilgiler:

    Malum önümüz Kurban bayramı. Maddi durumu müsait olan müslümanlar kurban kesecekler.

    Buradan Kurbanda lazım olacak önemli gördüğüm bilgileri, doğru bildiğimiz, zannettiğimiz veya hiç bilmediğimiz bazı hataları elimden geldiğince sizlerle paylaşmayı uygun gördüm.
    Rabbim hayırlara vesile eylesin..


    ------------------------------------------------

    Kurban

    [​IMG] [​IMG] [​IMG]

    Kurban, teşrik günleri ve kurban bayramında Allah Teâlâ'ya yaklaşmak için kesilen deve, inek ve koyuna denir.

    Udhiyye, sözlükte kurban olarak kesilen veya kurban bayramı günlerinde kesilen hayvanın adıdır. Şer"an hususi bir hayvanı, hususi bir vakitte Allah'a yakınlaşmak niyetiyle boğazlamaktır.
    (ed-Durru'l-Muhtâr, V, 219; Tebyînu'lHakâik, VI, 2; Tekmiletu Fethi'l-Kadîr, VH1 66)

    Veya: Kurban bayramı günlerinde yüce Allah'a yakınlaşmak maksadıyla kesilen hayvanların adıdır.
    (Şerhu'r-Risâle, I, 366; Muğni'l-Muhtâc, IV, 282; Ibni Kasım üzerine Bâcûrî Haşiyesi, II, 304;Keşşâfu'l -Kınâ', TL, 615)


    Meşruluğu :

    Allah Teâlâ, kurbanı şu ayetler ile meşru kılmıştır:
    «Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes.» (Kevser: 2)
    «İşte kurbanlık deve ve sığırları, Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık.» (Hacc: 36)
    Nebî aleyhisselam'in kurban kestiği sabit olmuş, müslümanlar da kurban kesmişler ve bu hususta icma etmişlerdir.


    Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Ademoğlu kurban kesme gününde Allah katında kan akıtmaktan daha sevimli bir amel işlememiştir. O kurban kıyamet günü boynuzları kılları ve tırnaklarıyla gelecektir. Kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında hemen kabul olunur. Bu sebeble kestiğiniz kurbanlar dan dolayı sıkıntı değil gönlünüz hoş olsun.”

    (İbn Mâce, Edaha: 3; Hâkim,ve Tirmizî rivayet etmiş olup Tirmizî: 'Bu hasen-garîb bir hadistir." demiştir.
    Bir rivayette de: "Allah kan akıtmaktan daha sevgili bir amel yoktur ve o kıyamet günü gelecektir." şeklindedir. Neylu'l-Evtâr, V, 108)


    Enes b. Mâlik (r.anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
    Rasûlullah (s.a.v.) boynuzlu alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir aldı ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.”
    (Buhârî, Edâhî: 7; Muslim, Edâhî: 3; İmam Ahmed)


    Fazileti :

    Tirmizî'nin Âişe (r.anha)'dan rivayetine göre. Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
    «Adem oğlunun, kurban günü amellerinden Allah'a en sevimli geleni, kan akıtması (kurban kesme)dir. Çünkü o, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla gelir. Kan, yere akmadan önce Allah katında mekanını alır. Kurban kesenler onun kokusu sebebiyle nefis kokarlar.»

    (Hâkim, ibni Mace ve Tirmizî rivayet etmiş olub, Tirmizî: 'Bu hasen-garîb bir hadistir." demiştir. Bir rivayette de: "Allah'a kan akıtmaktan daha sevgili bir amel yoktur ve o kıyamet günü gelecektir." şeklindedir. Neylu'l-Evtâr V, 108)

    Hükmü :

    Ebu Hanife ve talebeleri şehirlerde ikamet eden şehir halkı üzerine her sene bir defa kurban kesmek vacibtir, demişlerdir. Tahâvî ve başkaları Ebu Hanife'nin görüşüne göre vacib, Ebu Yusuf ile Muhammed'in görüşlerine göre sünnet-i muekkede olduğunu zikretmişlerdir.
    (Tekmiletu Fethi'l-Kadîr, VHI, 67; el-Lubâb, III, 232; Tebyînu'l-Hakâik, VI, 2; el-Bedâyi', V 62)

    Delil olarak şu hadis-i şerifi almışlardır. Ebu Hurayra (r.anh)'tan rivayetle;
    "Kim genişlik ve imkân bulur da kurban kesmezse, bizim namazgahımıza yaklaşmasın."
    (İbn Mâce, Edâhı, 2; Ahmed b. Hanbel, Musned, II, 321; Neylu'l-Evtâr, V, 108)

    Hanefilerin dışında kalanlara göre vacib değil, muekked bir sünnettir.
    (Bidâyetu'l-Muctehid, 1, 415; el Kavânîniu'l-Fıkhıyye, 186; eş-Şerhu'l-Kebîr, II, 118; Muğni'l Muhtâc, IV, 282 vd.; et-Muhezzeb, L 237; et-Muğrû, Vm, 617; Şerhu'r-Risâle, L 366) cü yeten kimsenin onu terketmesi mekruhtur.

    Buhari ve Muslim'in kaydettiği Enes hadisi gereğince, gücü yettiği halde onu terkeden hoş görülmez:
    «Nebi aleyhisselam boynuzlu iki alaca koyunu kurban etti. Onları kendi eliyle, besmele ve tekbir getirerek kesti
    Muslim'in Ummu Seleme (r.anha)'dan rivayetine göre Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
    «Zilhicce hilâlini gördüğünüz zaman, biriniz kurban kesmek isterse, onun tüylerine ve tırnaklarına misk sürsün
    «Kurban kesmek isterse» sözü, bunun vacib olmayıp sünnet olduğuna delildir.
    Ebû Bekr ve Ömer radiyallahu anhumâ'dan rivayete göre, onlar, bunun vacib sanılmasından korkarak, ehil oldukları halde kurban kesmezlerdi. (Beyhakî ve başkaları hasen bir senet ile rivayet etmişlerdir)


    Bir diğer delil Ibni Abbas'ın rivayet ettiği şu hadistir: "Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu duydum:
    "Üç şey vardır ki bana farzdır, sizin için nafiledir: Vitir, kurban kesmek ve kuşluk namazı."

    (Ahmed Musned'inde. Hâkim Mustedrak'de ve Dârakutnî rivayet etmiştir. Hâkim, hakkında bir şey söylememiştir. Ancak senedinde Neseî ve Dârakutnî'nin zayıf olduğunu belirttiği bir ravi vardır. Nasbu'r-Râye, IV, 206)


    Tirmizî de şunu rivayet etmektedir:
    "Ben kurban kesmekle emrolundum; bu sizin için bir sünnettir."
    Kurban kesmenin her ev için bir sunnet-i kifâye olduğuna dair Şafıîlerin delili ise Mihnef b. Suleym'in rivayet ettiği şu hadistir:
    "Peygamber (a.s.) ile birlikte duruyorduk. Onun şöyle dediğini işittim:
    "Ey insanlar! Her aile halfana her sene bir kurban düşer.,."

    (Ahmed, Ibni Mace ve Tirmizî rivayet etmiş olub Tirmizî bu, hasen-garip bir hadistir, demiştir. Neylu'l-Evtâr, 138)


    Peygamber (s.a.v.) semiz, boynuzlu ve siyah-beyaz renkli iki adet koçu, birisini ummeti adına, diğerini de kendisi ve aile halkı adına kesmiştir. bni Mace, Aişe ve Ebu Hurayra'dan rivayet etmiştir. Nasbu'r-Râye, IV, 215)

    Cebele b. Suleym'den (r.anh) rivayet edildiğine göre, bir kimse İbn-i Ömer (r.anhuma)'ya kurban kesmenin vacib olup olmadığını sormuştur. İbn-i Ömer (r.anhuma) bu suale şu cevabı verir:
    "Rasûl-u Ekram (s.a.v.) ve bütün müslümanlar kurban kesmişlerdir".
    Aynı kimse suali tekrar edince: "Anlamadın mı? Rasûl-u Ekram (s.a.v.) ve bütün müslümanlar kurban kestiler" buyurur.

    (Sunen- i Tirmizi - İst: 1401, Çağrı Yay. C: 4, Sh: 92, Had.No: 1506 K. Edahi: 11)

    Nelerden Kurban Olur ?

    Kurban ancak deve, sığır ve koyundan olur. Bu üç hayvan cinsinden başkasıyla kurban caiz değildir.
    Allah Subhanehû şöyle buyuruyor: «Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar (behîmet'ul- en'am)ın üzerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.» (Hacc: 34)
    Altı aylık koyunu, bir yaşındaki keçiyi, iki yaşındaki sığırı ve beş yaşındaki deveyi kurban etmez caizdir. Erkek veya dişi olmaları eşittir.
    Ahmed ve Tirmizî'nin rivayetine göre, Ebû Hurayra (r.anh) şöyle demiştir: Allah Rasûlu'nu işittim, şöyle buyuruyordu: «Cuz'a koyunu ne güzel kurbanlıktır(Cuz'a : Şafi'ilere göre, bir yaşındaki, Hanefilere göre, 6 aylık koyun demektir)


    Ukbe b. Âmir; «Ey Allah'ın Rasûlu. Ben bir cuz'a elde ettim.» dedi.
    Nebi aleyhisselam: «Onu kurban et.» buyurdu.
    (Hadisi Buhari ve Muslim kaydetmiştir.)


    Muslim'in Câbir'den rivayetine göre, Allah Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
    «Mesne olmayan kurbanı kesmeyin. Eğer bu size güç gelirse, koyunun cuz'asını kesin
    Büyük mesne, beş yaşındaki deve, iki yaşındaki sığır ve bir yaşındaki keçidir. Koyunun ise bir yaşında veya altı aylık olanıdır. Bu konudaki imamların ihtilafını anmıştık.
    «Mesne»ye «seniyye» (eşsiz) de denir.


    Berâ b. Âzib (r.anh)’den merfu olarak rivâyet ettiği hadisinde şöyle diyor:
    Topal hayvan, tek gözlü hayvan, hastalığı belli olan hayvan zayıf, ve cılız hayvanlar kurban edilmez.”
    (Ebu Dâvud, Dahaya: 5; İbn Mâce, Edahî: 8)


    Kurbanlıkların Yaşı :

    Fakihler seniy'in yani devenin 5, sığırın 3 ve koyunların 2 yaşında ve daha yukarısını kurban etmenin caiz olduğu üzerinde ittifak etmişler, ancak koyun cinsinin ceza' (2 yaşında) olanında farklı görüşlere sahip olmuşlardır.
    (Ceza: Seniy'den Öncedir. Henüz yeni ve genç olan demektir. Koyun türünden 2 yaşında olana, sığır ve diğer tırnaklılarda 3 yaşında olana, deve türünden 5 yaşında olana verilen addır. Seniy ise, küçük azı dişini düşürmüş olandır. Sığır ve diğer tırnaklılarda 3 yaşında, develerde ise 6 yaşında görülür)

    Hanefiler ve Hanbelilere Göre (el-Bedâyi, V, 70; Keşşâfu'l-Kınâ', II, 616; et-Muğnî, VIII, 623) :

    Koyun cinsinden cüsseli ve semiz bir ceza' 6 ayını bitirib, 7. ayına girmiş ise yeterlidir. Bu aynı zamanda bir kısım Malikîlerin de görüşüdür. (el- Kavânînu'l-Fıkhiyye, 188)
    Çünkü Peygamber (a.s.) şöyle buyurmaktadır:
    "Koyun türünden kurban olarak ceza' (ikiyaşında olanı) yeterlidir." bni Mace ve Ahmed, Ummu Bilâl binti Hilâl'den o da babasından rivayet etmekledir. Neylu'l-Evtâr, V, 114)

    Hanefî'ler semiz veya cüsseli olan hayvanın durumunu şöylece açıklamışlardır: Ceza' bir koyun seniylerle karıştığı takdirde, uzaktan bakan birinin bunun küçük olduğunda tereddüt ettiği ve bir yaşında olanlardan farkedemediği hayvandır.


    Koyun ile keçinin ceza'ı arasındaki fark şudur:
    Koyunun ceza'ı dişisine aşar ve gebe bırakır, ancak keçinin ceza'ı böyle değildir. Ceza' çağına geldiği, sırtındaki kolların gelişmesinden de anlaşılır.

    Hanefî'lere göre: Keçinin 1 yaşını bitirip 2. yaşına girmiş olanı, inek ve camızın 2 yaşını bitirip 3. yaşına girmiş olanı, deveden 5 yaşını bitirip 6 ya girmiş olanı kurban kesilir.
    Hanbelî'lere göre: Keçi tam 1 yaşını doldurmuş olacak, inek tam 2 yaşını doldurmuş olacak, deve ise tam 5 yaşını doldurmuş olacaktır.

    Şafii ve Maliki'lere Göre (eş-Şerhu'l-Kebîr, II, 119; Bidâyetu'l Muctehid, 1, 419; Muğni'l-Muhtâc, IV, 284; el-Muhezzeb, 238) :
    Koyun cinsinin 1 yaşını bitirip 2 yaşına girmiş olan ceza'ı kurban olarak yeterlidir. Çünkü îmam Ahmed ile başkaları şu haberi rivayet etmektedirler:
    "Koyunun ceza' olanlarını kurban ediniz; caizdir."
    (Neseî'nin Ukbe b. Amir'den rivayetine göre o, Rasulullah (a.s.) ile beraber koyun türünden ceza' (2 yaşında) kurban etmiştir. Ahmed ve Buharî ile Muslim'de ise Hz. Peygamber'in Ukbe b. Amire ceza' kurban etmesi için izin verdiği rivayet edilmektedir. Neylu'l-Evtâr, V, 114)

    Şafiîlere göre: Devenin 6 yaşına basmış olması, inek ve keçinin 3 yaşına, koyunun da 2 yaşına basmış olması şarttır.
    Malikîlere göre: Keçi 1 kamerî yaş bitirip 2. sine yaklaşık 1 ay alarak belli bir şekilde girmiş olmalıdır. Koyun ise böyle değildir. 2 yaşına basmış olması yeterlidir. Sığır ve camız 3 yaşını bitirip sadece 4 yaşına girmiş olmalı, deve 5 yaşını bitirip 6 ya basmış olmalıdır.

    Böylece şunu anlamaktayız ki, fakihler devenin yaşının 5 ile sınırlandırılması konusunda ittifak etmişler, sığır konusunda iki görüş belirtmişlerdir. Hanefî, Hanbelî ve Şafıî'lere göre 2 yaşını, Malikî'lere göre ise 3 yaşını bitirmiş olacaktır.
    Aynı şekilde keçi türünde de görüşleri farklıdır. Şafıî'lerin dışındakilere göre tam 1 seneyi, Şafıîlere göre ise tam 2 seneyi doldurmuş olmalıdır.



    Bir Ev Halkı İçin, Tek Bir Kurban Yeterli midir?


    Hanefî mezhebine göre, yükümlülük şartlarına sahib olan herkes kurban kesmekle yükümlüdür.
    Alimlerin çoğunluğuna göre ise, bütçeleri aynı/tek olup, aynı evde yaşayanlar adına aile reisinin kesmesiyle, diğerlerinden de sorumluluk düşer.

    Cumhurun görüşü, hem Allah Rasûlu (s.a.v.)’nün beyanatı ve pratiğe dayanan hadislerdir. Misal olarak :
    Ey insanlar! Her sene, her ev halkına kurban kesmek gerekir (Nesai, 2 /188 ; Ebu Davud, Edahi, 2/ 29; İbn Mace, Edahi, 1/ 233; Tirmizi, 2/ 196) buyurmuştur.
    Yine Rasûlulullah (s.a.v.), kurban bayramında bir koç kurban etmiş ve Bismillâh! Allahım! Muhammed’den, onun hane halkından ve Muhammed ummetinden kabul buyur!(Muslim, “Edâhî”, 19) diye dua etmiştir

    Kurban kesmenin vacib olduğunu söyleyen İslâm hukukçuları aynı zamanda kurbanın tek tek fertlere dönük bir ibadet olduğu kanaatindedirler (aynî vacib).
    Kurban kesmenin sünnet olduğunu söyleyenlerden bazılarına göre (Ebû Yûsuf (182/798) gibi) de, bu ibadet aynî bir sünnettir. Dolayısıyla aile bireylerinden birinin kurban kesmesi yeterli değildir; yükümlülük şartlarını taşıyan herkesin kesmesi gerekir. (Mergînânî, el-Hidâye, IV,71; Kadızâde Şemsuddîn Ahmed, Netâicu’l-efkâr, IX,510-1)


    İmam Mâlik (179/795)’e göre ise, bir davar, sığır veya deveyi, kişinin kendisi ve şer’an nafakalarını sağlamakla yükümlü bulunduğu aile bireyleri adına kesmesi caizdir. Ancak Mâlik’in görüşü, adına kurban kesilen bireylerin kurbanlık hayvana iştiraki yönüyle değil, sırf kendi adına satın almakla birlikte söz konusu kişileri de buna ortak etmesi bakımından yani sevab itibariyledir. Diğer bir ifadeyle Mâlikî hukukçulara göre, kurban kesen kimsenin niyet etmesi halinde aynı kurbanın sevabına nafaka halkası içinde bulunan birlikte oturduğu yakınlarını da iştirak ettirebilir ve bu kurban onlar için de yeterli olur. (İbn Ruşd, Bidâyetu’l-muctehid, I,351-352) Bununla birlikte İmam Mâlik, maddî durumu iyi olanların ayrı ayrı her bir fert için kurban kesmelerinin daha uygun olacağını belirtmektedir. (Mâlik, el-Mudevvene, I,547; Bâcî, el-Muntekâ, Beyrut 1403/1983, III,97)

    İmam Şâfiî ve Hanbelî fakihler de benzer bir yaklaşımla kurbanın kesen açısından aynî sünnet, nafakalarını sağlamakla yükümlü olduğu aile fertleri açısından kifaî sünnet olduğu kanaatindedirler. Nasıl ki farz, aynî ve kifâî farz olmak üzere ikiye ayrılıyorsa sünnet de aynî ve kifâî kısımlarına ayrılır ki, aile bireyleri açısından kurban kifâî sünnet örneklerindendir.
    Burada aynî oluş, gücü yeten herkesin kesmesinin sünnet olduğunu, kifaî oluş da içlerinden birinin kesmesiyle diğer aile fertlerinden talebin sâkıt olduğu ve sünnetin yerine gelmiş olacağı anlamına gelmektedir. Kesilen kurbanın tek bir davar, sığır ya da deve olması arasında herhangi bir fark yoktur. Kurban edilebilme özelliklerine sahib bir hayvan olması yeterlidir. (Nevevî, Ravdatu’t-tâlibîn, II,466-467; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, Kahire 1377/1958, IV,283; Şevkânî, es-Seylu’l-cerrâr, IV,77-78; Bardakoğlu, “Kurban”, DİA, İstanbul 2002; XXVI, 438)

    Aynı şekilde Rasûl-u Ekram (s.a.v.)’in, saf beyaz, semiz ve boynuzlu iki koçtan bir tanesini; ummetinden kurban kesmeyenler adına, diğerini de kendisi ve aile fertleri adına kurban olarak kestiği muteber kaynaklarda ifade edilmektedir. (Buhâhî, “Edâhî”, 7; Muslim, “Edâhî”, 18; Ebû Dâvûd, “Edâhî”, 3,4; Tirmizî, “Edâhî”, 2; Nesâî, “Dahâyâ”, 14,28-31; İbn Mâce, “Edâhî”, 1; Dârimî, “Edâhî”, 1.
    Bu husustaki rivayetleri topluca görmek için Tahâvî, Şerhu Me‘âni’l-âsâr, III,475-7)

    Ayrıca Hâkim (405/1014)’in el-Mustedrak’inde sened bakımından sahih olduğunu belirttiği, “Rasûlullah (s.a.v.) bütün ev halkı için tek bir koç kurban ederdi(Zeylaî, Nasbu’r-râye, IV,210) şeklinde bir rivayet de bulunmaktadır.
    Her ne kadar İbn Şihâb ez-Zuhrî (124/742)’den, “Allah Rasûlu, kendisi ve hanesi halkı adına deve ya da sığır dışında hayvan kurban etmemiştir(Muvatta, “Dahâyâ”, 5) şeklinde bir rivayet bulunmakta ise de, sıhhati hususunda herhangi bir tartışmanın söz konusu olmadığı bu rivayetler, İbn Şihâb’ın tesbitini doğrulamamaktadır.

    Diğer yandan aynı içerikte olmak üzere Peygamber (s.a.v.) dönemi uygulaması hakkında bilgi veren rivayetler de bulunmaktadır.
    Abdullah b. Hişâm anlatıyor: “Annem beni Peygamber (s.a.v.)’e getirdi. Allah Rasûlu (s.a.v.) başımı sıvazladı, bana dua etti. Rasûl-u Ekram (s.a.v.) bütün hanesi halkı adına tek bir koç kurban ederdi.
    (Beyhakî, es-Sunenu’l-kubrâ, IX,450
    Taberânî el-Mu’cemu’l-Kebîr’de rivayet etmiştir. Ravileri Senette ismi geçen raviler, Buhârî ya da Muslim’in kitaplarındaki hadislerin senetlerinde yer alan ravilerdendir. Heysemî, Mecmau’z-zevâid, Beyrut 1967, IV,21)

    Aynı konuda bilgi veren başka bazı sahabîlerin, zamanla meydana gelen anlayış farklılıklarına da işaret ettikleri görülmektedir.
    Ashabın önde gelenlerinden Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.anh) anlatıyor: “(Peygamber (s.a.v.) zamanında) biz bir tek koyun/koç kurban ederdik. Kişi bunu kendisi ve aile fertleri adına keserdi; yerlerdi ve ikram ederlerdi. Fakat bilâhare insanlar (dindarlık konusunda) birbirleriyle yarış ve rekabete girdiler de, kurban kesmek mağrurluk alâmeti oldu.
    (Muvatta’, Dahâyâ 4,5; Tirmizî, Edâhî 10; İbn Mâce, Edâhî 10.
    Hasen sahih bir hadistir. Ahmed ve İshak bu görüştedir. Bazılarına göre ise küçükbaş hayvan ancak bir kişi için kurban edilebilir ki, Abdullah b. el-Mubârak bu kanaatte olanlardandır. Tirmizî, Edâhî 10. Nevevî’nin değerlendirmesine göre hadis sahihtir. el-Mecmû’, VIII,384)

    Aileden bir kişinin kurban kesmesinin yeterli olduğu hususuyla ilgili olarak zamanla oluşan farklı telakkiden şikayetlenen diğer bir sahabî de Huzeyfe b. Esîd’dir. Şöyle demiştir:
    “Ebû Bekir ve Ömer’in sünnet olarak algılanacağı endişesiyle kurban kesmediklerini gördüm. Ne var ki kurban konusundaki sünnete vakıf olduktan sonra ailem beni sıkıntıya (cefâ) soktu. Öyle ki artık herkes için ayrı bir kurban kesiyorum.” (Taberânî el-Mu’cemu’l-kebîr’de rivayet etmiştir. Ravileri Senette ismi geçen raviler, Buhârî ya da Muslim’in kitablarındaki hadislerin senetlerinde yer alan ravilerdendir. Heysemî, Mecmau’z-zevâid, Beyrut 1967, IV,18)

    Aynı sahabîden nakledilen diğer bir rivayette ; Ebû Bekir ve Ömer (r.anhuma)’nın halkın da kendilerine tabi olacağı/kendileri gibi yapacağı endişesiyle aileleri adına kurban kesmedikleri, halbuki şimdi ailesinin kendisini bu hususta zora soktuğu bilgisi bulunmaktadır. (Beyhakî, es-Sunenu’l-kubrâ, IX,444)

    Ne ilginçtir ki, Huzeyfe b. Esîd, hane halkı adına tek bir kurbanın yeterli olması şeklindeki Rasûl-u Ekram (s.a.v.) dönemi uygulamasından vazgeçilerek, herkes için ayrı ayrı kurban kesmeye doğru bir dönüşümden şikayetlenirken, Ebu Serîha, hiç kurban kesmeme eğiliminden şikayetlenmektedir:
    “Peygamber zamanında kurban ibadetinin nasıl yerine getirildiğiyle ilgili uygulamayı (sünnet) öğrendikten sonra bu hususta ailem beni sıkıntıya soktu. Rasûl-u Ekram (s.a.v.) zamanında hane halkının tamamı için bir, bilemedin iki kurban kesilirdi. Şimdi ise komşularımız, onun kurban kesmesi gerekmez, diyerek bizi pintileştirdi/cimrileştirdi.”
    (İbn Mâce, “Edâhî”, 10; Beyhakî, es-Sunenu’l-kubrâ, IX,450; Şevkânî, Neylu’l-evtâr, V,157.
    Bûsirî ez-Zevâid’de diyor ki: Sened bakımından sahih, ravileri de sikadır)
    Fakat bu rivayet ve şikayetlenmelerin ortak noktası, Rasûlullah (s.a.v.)’in bizzat kendi tatbikatı ve devrindeki uygulama, hane halkı adına tek bir kurban kesme şeklinde iken bilâhare farklı bir uygulamanın baş göstermiş olmasıdır.

    Bütün bu rivayetler, nafaka halkasına dahil olup hayatlarını aynı çatı altında sürdüren aile bireyleri adına tek bir kurban kesmenin yeterli olduğu hususunda herhangi bir tereddüde mahal bırakmamaktadır. Ayrıca bu husustaki rivayetlerin geneli dikkate alındığında ashab-ı kiramın Peygamber zamanında kurban ibadetini bu şekilde yerine getirdikleri, Rasûl-u Ekram (s.a.v.) bu uygulamadan haberdar olmasına rağmen herhangi bir olumsuz tavır sergilemediği anlaşılmaktadır. Bir küçükbaş hayvanın kaç kişi adına kurban edilebileceği hususunda fukaha arasında bazı ihtilaflara rastlanmakta ise de (Tahâvî, Şerh Meâni’l-âsâr, III,477; Şevkânî, Neylu’l-evtâr, V,157) , bir ev halkının tamamı adına bir küçükbaş hayvanın kafi olduğu hususunda bu rivayetler açık ve kesindir. Bu hususta, “nafaka halkasına dahil bulunan aile bireylerinin tamamı adına içlerinden birinin kurban kesmesi, yükümlülüğün sakıt olması anlamında değil, kurbanın sevabını onlara bağışlama yani sevabda ortaklıktır” şeklindeki yorumlar (Kâsânî, el-Bedâi’, V,70), rivayetlerin bu tür yorumlara imkan vermeyecek sarahatte olması; nesih ya da tahsis iddiası (Tahâvî, Şerh Meâni’l-âsâr, III,477) ise, delilden yoksun bulunması itibariyle mucerred iddiadan öte geçememektedir.
    Bu sarahat karşısında, hedy kurbanının sırf bir kişi için kesilebileceği hükmünden hareketle, udhiyye kurbanı hakkında da kıyas yoluyla aynı hükmün geçerli olması gerektiği iddiası (İbn Ruşd, kurbanın fert ya da aile adına kesilmesiyle ilgili olarak fakihler arasındaki ihtilafın sebebini bu şekilde açıklamaktadır. Bidâyetu’l-muctehid, I,352.
    Ayrıca Azîmâbâdî, Avnü’l-ma’bûd, Tah: Abdurrahman Muhammed Osman, Beyrut 1979, VIII,6; Şevkânî, Neylu’l-evtâr, V,15), rivayet itibariyle sahih, hükme delâleti de sarih naslar karşısında itibara alınmaz (fâsidu’l-i’tibâr). (Azîmâbâdî, Avnu’l-ma’bûd, VIII, 6; Şevkânî, Neylu’l-evtâr, V, 157)

    Son bir husus olarak beriltilmelidir ki, kurban ibadetinin sebebi vakittir ki bu da bayram günleridir (eyyâmu’n-nahr). (Kadızâde Şemsuddîn Ahmed, Netâicu’l-efkâr IX, 506)
    Binaenaleyh sebeb tekrar ettikçe kurban kesmenin hükmü de tekrar eder. Dolayısıyla mükellefiyet şartlarını taşıyan bir Müslüman, kendisi ve nafaka halkasına dahil bulunan aile bireyleri adına ömrü boyunca kurban bayramına ulaştıkça kurban keser. Emrin tekrara delâlet etmesiyle ilgili usul tartışmaları bir yana, Ey insanlar! Her sene, her ev halkına kurban kesmek gerekir (Nesai, 2 /188 ; Ebu Davud, Edahi, 2/ 29; İbn Mace, Edahi, 1/ 233; Tirmizi, 2/ 196) şeklindeki hadis, bu hükmün açık delilidir.


    Küçük çocuğa gelince:

    Ebu Hanife ile Ebu Yusuf un görüşünde sahih olana göre, küçüğün malından kurban kesmek vacibdir.
    Onlara göre onun yerine babası veya vasisi kurban keser, küçük de mümkün olduğu kadar kurbanından yer, tüketilen şeylerin dışında geriye kalan ile aynından yararlanılan elek, kalbur gibi şeyler satın alır. Tüketilen şeyler alamaz. Veli (fıtır sadakasında da olduğu gibi) küçük çocuklarından her birisi için bir koyun yahut da yedi kişi için bir deve ya da bir sığır keser.

    İmam Muhammed ve Zufer şöyle demektedir:
    Veli, kendisinin özel malından kurban keser, küçük çocuğun malından kesmez.
    Hanefilerde Zahirru'r-rivaye'ye göre -ki bu bazılarına göre azhar olub fetvaya esas olan görüştür- (ed-Durru'l-Muhtâr, V, 222; Tebyînu'l-Hakâik, VI, 2, 3; Tekmiletu Fethi'l-Kadîr, VIII, 67-70; el-Lubâb, IH, 232 vd.), küçük çocuk için kurban kesmek mustehabdır, vacib değildir. Babanın küçük çocuğun malından kurban kesme hakkı yoktur, çünkü bu hâlis bir yakınlaştırıcı ibadettir. İbadetlerde aslolan ise -fıtır sadakasının hilâfına- başkasının sebebiyle kimseye vacib olmamasıdır. Fıtır sadakasının böyle olmasının sebebi ise onda meûnet manasının bulunmasıdır. Bu sadakanın sebebi ise, kendisine infak ettiği ve velayeti altında bulunan bir kişinin bulunmasıdır. Ercah görüş de budur.

    (Meûnet' : Yerine ödeme yapılan nefis veya mal türünden olub korunması, muhafaza edilmesi sonucunu veren harcama demektir. Fıtır sadakası meûnet manası da taşıyan bir ibadettir. Onun ibadet olması muhtaç kimselere tasaddukta bulunmak suretiyle Allah'a yaklaştıncı olmasındandır. Meûnet olması ise, Hanefîlere göre geçindirmekle yükümlü olduğu ve üzerinde velayet hakkı bulunan hizmetçisi, küçük oğlu gibi kimseler sebebiyle mükellef üzerine -nafakası gibi- vacib olmasından dolayıdır. el-Vasîtfî Usuli'İ-Fıkh, 151 -birinci baskı)

    Malikîler de küçük çocuk için kurban kesmek sünnettir, demektedirler. (eş-Şerhu'l-Kebîr, II, 118)
    Şafiîlerle Hanbelîler ise küçük çocuk için kurban kesmek sünnet değildir, demektedirler. (Muğni'l-Muhtâc, IV, 283; Keşşâfu'l-Kınâ', III, 17; Kalyubî ale'lel-Muhallâ ale'l-Minhâc, II, 249)

    Netice olarak, küçük çocuk adına velisinin malından kurban kesmek, Hanefîlerle Malikîlere göre mustehabtır.



    Kurbana Ortak Katılmak
    Deve veya sığır olduğunda kurbana ortak katılmak caizdir. Sığır veya deveye 7 kişiye kadar, kurban kesmeyi ve Allah'a yakınlığı amaçlayan insan katılabilir.
    Câbir'den rivayete göre, o şöyle demiştir:
    «Nebî aleyhisselam ile beraber Hudeybiye'de iken bir deveyi 7 kişi ve bir sığırı 7 kişi kurban ettik
    (Hadisi Muslim; Ebû Dâvûd: Dahaya: 6; İbn Mâce: Dahaya: 5 ve Tirmizi kaydetmiştir.)

    Kurban kesilecek hayvanın miktarı veya kaç kişi için yeterli olacağı
    Fakihler (el-Bedâyi, V, 70; Tebyînu'l-Hakâik, VI, 3; Tekmiletu Fethi'l-Kadîr, VIII, 76; ed-Durru'l-Muhtâr V, 222; el'Kavânînu'l-Fıkhıyye, 186; Bidâyetu'l-Muctehid, I, 420; eş-Şerhu'l-Kebîr, II, 119; Muğni'l Muhtâc, IV, 285,292; et-Muhezzeb, 1,238; et-Muğnî, VIII, III, 619 vd.; Keşşâful-Kınâ' II, 617) koyun ve keçinin ancak bir kişi için kurban edilebileceği, deve veya sığırın 7 kişi için yeterli olacağı hususunda ittifak etmişlerdir.
    Çünkü Cabir'in rivayetinde şöyle denilmektedir:
    "Hudeybiye'de Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte kurban kestik. Deveyi de sığırı da 7 kişi için kestik." (imam Ahmed ile Kutub-i Sitte sahipleri rivayet etmişlerdir. Nasbu'r-Râye, IV, 209)

    Muslim'in lafzında şöyle denilmektedir:
    "Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte hacca niyyet ederek çıktık. Rasulullah (s.a.v.) bizlere deve ve sığırda bizlerden her 7 kişinin için bir bedeneye ortak olmasını emretti."
    (Şafıîler bu hadis-i şeriften, daha önce açıklamış olduğumuz gibi, Hanefîlerin hilâfına kurbandan Allah'a yakınlaşmayı kasteden kimseyle böyle bir maksadı olmayanın ortak olmasının caiz olduğu hükmünü çıkartmış ve şöyle demişlerdir: Bu hadisin zahirine göre onlar aynı evin halkı değildiler. Şöyle ki; her hangi birisi kurban kesmek istese, bir başkası hediye göndermek istese, başkası da et maksadı ile iştirak etse, eti paylaştırmak haklan vardır. Çünkü böyle bir kurbanını taksimi, esah olan görüşe göre ifraz türü bir paylaştırmadır)
    Hanbelîler ise, bir kişinin ev halkı adına bir tek koyun veya bir inek ya da bir deve kesmesinin caiz olduğunu söylemişlerdir. Onlar Muslim'in Aişe (r.anha)'den yapmış olduğu rivayet ile amel ederler:
    "Peygamber (a.s.) bir koçu, kendisiyle ailesi namına kesmiştir, boynuzlu beyaz iki koçun birisini de kendi adına, diğerini de ummeti adına kesmiştir." (Ebu Dâvud)

    Ayrıca İbni Mace ve Tirmizî sahih olduğunu belirterek Ebu Eyyub'dan şunu rivayet etmektedirler:
    "İnsanlar Peygamber (s.a.v.) döneminde bir koyunu hem kendi adına, hem de aile halkı adına kurban eder, ondan hem kendileri yer, hem de başkalarına yedirirlerdi,"

    Aynı şekilde Malikîler de kişinin koçu, inek veya deveyi hem kendi adına, hem de aile halkı adına kurban etmesini caiz kabul etmişlerdir, isterse 7 kişiden fazla olsunlar.
    Şu kadar var ki, sevapta ortaklık olması için kurbanın kesilmesinden önce şu üç şartın bulunması gerekir: Bu kişinin masrafım karşıladığı bir akrabası olması, ve kendisi ile birlikte aynı yerde oturması. Bunlan, kurban kesmenin sıhhatinin şartlarında açıklamış bulunuyoruz.
    Yine Şafıîler şöyle demektedirler: Bir aileden bir kişinin kurban kesmesi ile sunnet-i kifaye hasıl olur. İsterse ötekiler bu konuda ona izin vermiş olmasınlar.
    Kurbana; Adak ve Akika Kurbanlarının Katılması
    Kurban ortaklarına akika ve adak kurbanı kesecek olanlar da katılabilir.
    Durr'ul-muhtar'da deniyor ki:
    Büyük baş hayvana ortak olan 7 kişiden birisi Hıristiyan olsa veya bir müslüman sırf et için ortak olsa, onlardan hiçbirisinin kurbanı olmaz. Çünkü kan akıtmak parçalanmaz. (Hidaye)

    Bunu şerh eden İbni Âbidin diyor ki:

    "Kan akıtmak parçalanmaz" sözünün illeti (sebebi, hikmeti) şudur:
    Kurbanın bazısında kurbet kast edilmemiştir. Yani Allah rızası için, sevab kazanmak için kesilmemiştir.
    Demek ki bir kimse, sırf eti için kurban kesse, sevab beklemediği için o hayvan kurban olmaz. Ama, akikada, şükür kurbanında, adakta kurbet vardır. Yani Allah rızası için kesilmektedir. Kurbet olan adak hayvanını Hıristiyan ortağın kestiği hayvana veya sırf et için kesilen hayvana, yahut geçen yıl kesilemeyib tasadduk edilmesi gereken hayvana benzetmek çok yanlıştır.
    Geçen sene kesilmesi gereken kurban kesilmemişse, artık bu sene kesilmez. Bunu sahibi kesip yiyemez. Bedelini bir fakire verir. Bir kimse kurban adasa, kurban bayramı gelince kesmese, artık bunu kesemez, bedelini fakirlere verir.
    Bir kimse, "Ben ölünce, benim için kurban kesin" dese, bunun da etini sahibi yiyemez, fakirlere vermesi gerekir. Bir de kurbanlığın karnından çıkan yavru yenmez, fakirlere verilir. Bir kavle göre de, fakirin kestiği kurban adak hükmüne gireceği için sahibi bu etten yiyemez. Sahih olan başka bir kavle göre etinden yemesi câizdir.
    Bu konuda yine İbni Âbidin diyor ki:
    "Önce nezredilib, bayram günleri geçtikten sonra, tasadduk edilmesi vacib olan kurbanın eti ile, ölen kimsenin vasiyetiyle kesilen kurbanın etini sahibi yiyemez. Biz bunu Bezzaziyye'den naklen zikrettik. Bir de kurban almakla fakirin üzerine vacib olan kurbanın etidir. Ki bu da geçen iki kavilden birisine göredir. Bir de kurbanlığın doğurduğu yavru. Bunu da Haniye'den naklen zikrettik. Bir de ortaklardan bazısının kendi hissesiyle geçmiş yılın kurbanını kaza etmeye niyetlendikleri 7 kişi arasında ortaklı hayvanın eti. Bunu da Haniye'den naklen zikrettik. İşte saydığımız bu kurbanların hepsinin etlerinin sarf yeri fakire tasadduktur. Bu yazıyı ganimet bil." (Redd-ul Muhtar)

    Ebu Bekir Kaşani diyor ki:

    "Ortaklar bayram kurbanı veya diğer kurbanlarla kurbeti (Allah'a yaklaşmayı, yani sevabını) murat ederlerse onlara bu kurban sahih olur. Kurbanın vacib, nafile veya bazısına vacib bazılarına vacib olmaması fark etmez. Aynı şekilde ortakların bazıları vacib olan kurbanına, bazıları ceza kurbanına, bazıları kefaret kurbanına, bazıları nafile, bazıları Hacc-ı temettu ve Hacc-ı kıran kurbanına niyet suretiyle kurbet yönlerinin aynı veya farklı olması fark etmez." (Bedayi-us-sanayi fi-tertibiş-şerayı)

    Kurban Kesmenin Zamanları:

    Fakihler, kurban kesmenin efdal vaktinin kurban bayramının birinci gününün zevalinden (öğle) önce olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Çünkü bu vakitte kesmek sünnettir
    Berâ b. Azib'in rivayet ettiği hadis şu şekildedir:
    "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Bizim bu günümüzde ilk yapacağımız iş, önce namaz kılmak, sonra dönüp kurbanımızı kesmektir. Kim böyle yaparsa bizim sünnetimize uymuş olur. Her kim bundan önce kurbanını kesecek olursa, o kurban aile halkına takdim ettiği bir etten başka bir şey olmaz, bunun kurban olması söz konusu değildir"
    (Buhari ve Muslim rivayet etmiştir. Nasbu'r-Râye, IV, 212)

    Aynı şekilde namazdan önce kurban kesmenin veya kurbanın birinci (arefe gününü birinci güne bağlayan) gecesinde kurban kesmenin caiz olmayacağı üzerinde -az önce geçen hadis ile amel ederek- ittifak etmişlerdir.

    Hanefi'lere Göre :
    Kurban kesme vakti kurbanın birinci günü tan yerinin ağarması ile girer, üçüncü günü güneşin batmasından az öncesine kadar devam eder.
    Bayram namazı kılmakla mükellef olan şehirlerde yaşayan kimseler, bayramın birinci gününde hutbe okunmadan önce dahi olsa, fakat bayram namazının edasından sonra kurban kesebilirler.

    Bir özür sebebiyle namazın terkedilmesi hâlinde ise namaz kılacak kadar bir vaktin geçmesinden sonra kesebilirler.

    Üzerlerine bayram namazı vacip olmayan köy halkı ise, birinci gün tan yerinin ağarmasından sonra kesebilirler.

    Kurban kesme günleri 1. gün (Nahr günü) ile ondan sonraki iki gün olmak üzere üç gündür.
    Kurban kesme zamanının 3 gün ile sınırlanmasına dair delillere gelince: Bu da Ömer, Ali ve İbni Abbas (r.anhum)'dan gelen rivayettir:
    "Kurban kesme günleri üç gündür; ilkleri en faziletlileridir"
    (Zeylaî bunun hakkında "Oldukça garibdir" demiştir. Nasbu'r-Râye, IV, 213)

    Ayrıca İbni Ömer (r.anhuma) şöyle demiştir:
    "Kurban günleri birinci kurban gününden sonra iki gündür."
    (imam Malik, Muvatta'da rivayet etmiştir. Aynı şekilde Muvatta'da kendisine Ali b. Ebu Tâlib'in buna benzer haberi ulaştığı da belirtilmektedir)

    Geceleyin kurban kesmek, tenzîhen mekruhtur.


    Maliki'lere Göre :
    Bayram namazı kıldıran imamın kurban kesme vakti, bayram namazından ve hutbeden sonra başlar. Bundan önce kesecek olursa caiz olmaz.
    İmamın dışındakiler ise, 1. gün ve imamın kesmesinden sonra veya imam kesmiyor ise imamın kurbanını kesebileceği bir süre kadar geçtikten sonra keserler.
    Her hangi bir kimse kasten imamdan önce kesecek olursa yeterli değildir, bir başka kurbanı tekrar keser. Buna göre namazdan önce de, imamın kesmesinden önce de kurban kesmek yeterli değildir. Ancak kendisine en yakın olan imamı araştırır ve onun kurban kestiği ortaya çıkmadığı halde kesmiş olduğu zannıyla keser, fakat sonradan imamdan önce kestiği ortaya çıkarsa, bu da onun için yeterli olur. Şayet imam şer'î bir mazeret sebebiyle kesmekte gecikecek olursa, efdal olan vakitte kesme fırsatını kaybetmemek için zevale yakın zamana kadar onu bekler.
    Onların delilleri Cabir'in rivayet ettiği hadisten (Ahmed, Buharî ve Muslim tarafından ittifakla rivayet edilmiştir. Neylu'l-Evtâr, V, 123) Peygamber (a.s.)'in kendisinden önce kurbanını kesmiş olanlara bir başkasını kesmelerini ve Peygamber kesmedikçe kesmemelerini emretmiş olmasıdır ki, bu da imamın kesmesinden önce kurban kesmenin söz konusu olamayacağının delilidir.
    Diğer taraftan Cundeb b. Sufyan el-Beceli'nin rivayet ettiği hadis kurban kesmenin namazdan sonra olacağına delâlet etmektedir:

    "Kim namaz kılmadan önce kurban kesecek olursa, onun yerine başkasını kessin, kim de biz namaz kılana kadar henüz kesmemiş ise Allah'ın adıyla kurbanını kessin." (Ahmed, Buharî ve Muslim tarafından ittifakla rivayet edilmiştir. Neytlu'l-Evtâr, V, 123)
    1. günün dışındaki -bu da 2. ve 3. günlerdir- günlerde kurban kesme vakti, tan yerinin ağarması ile girer; ancak güneşin yükselmesine kadar geciktirilmesi menduptur. Eğer Müslüman kurban bayramının 1. günü güneşin zevalinden önce kurbanını kesmeyecek olursa efdal olan günün geri kalan kısmında kurbanını kesmesidir. Şayet 2. günde kesemeyecek olursa, efdal olan kurban kesmeyi üçüncü günün kuşluk vaktine ertelemesidir. 3. gün kurban kesemezse zevalden sonra keser, çünkü artık bekleyebileceği bir vakti kalmamıştır.

    Kurban kesme vakti kurban günlerinden 3. günün sonu güneşin batışına kadar devam eder. Yani bu konuda onlar da Hanefi'ler gibi söylemişlerdir. Aynı şekilde bu, ileride geleceği gibi, Hanbeli'lerin de görüşüdür.
    Çünkü yüce Allah'ın:
    "Ta ki onlar kendileri için menfaatlere şahit olsunlar, belirli günlerde Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah'ın adını zikretsinler." (Hacc, 28) buyruğunda yer alan "belirli günler" ibaresinin tefsirinde meşhur olan görüş, kurban bayramının ilk günü ile ondan sonraki iki gün şeklindeki açıklamadır.

    Şafii'lere Göre :
    Kurban kesme vakti kurban bayramının 1. gününün güneşin doğuşundan ve -efdal olana göre- kuşluk namazı vaktinin başlangıcı olan ufukta bir mızrak boyu yükselişinden sonra kılınacak iki kısa rekât ile okunacak iki kısa hutbelik bir zamanın geçmesi ile girer.
    Şayet bundan önce kesecek olursa kurban olmaz. Çünkü Buharî ve Muslim'in el-Berâ' b. Azib'den rivayet ettiği az önce gördüğümüz hadiste şöyle denilmektedir:
    "Bu günümüzde ilk yapacağımız iş, önce namaz kılmamız, sonra da dönüp kurban kesmemizdir..."
    Bundan istisna şudur: Eğer hacılar arefede vakfeyi yanlışlıkla sekizinci gün yaparlar ve dokuzuncu günde kurbanlarını keser sonra da hata anlaşılacak olursa, hacca bağlı olarak -zayıf bir görüşe göre- bu onlar için sahih olur. (Tercihe değer olmayan Şafiilerdeki bir görüşe göre hac sahihtir. -Aynca kurban kesmeye gerek yoktur- Ancak esah olan görüşe göre hac da, kurban da kâfi değildir.)
    Kurban kesme vakti, gece ve gündüz olmak üzere teşrik günlerinin sonuna kadar devam eder ki, bunlar İmam Şafifye göre onuncu gün ile sonraki üç gündür. Çünkü Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur:

    "Arafe bütünüyle vakfe yeridir ve bütün teşrik günleri de kurban kesme zamanıdır," (Beyhakî rivayet etmiş olup îbni Hibban da sahih olduğunu kaydetmiştir)

    İbni Hibbân'ın bir rivayetinde ise: "Bütün teşrîk günlerinde kurban kesilir." denilmektedir.
    (imam Ahmed ve Dârakutnî "Bütün teşrîk günleri kurban kesme günleridir" şeklinde rivayet etmişlerdir. Bu, aynı zamanda bütün teşrîk günlerinin kurban kesme günleri olduğunu ve bunların da kurbanın birinci günü ile bundan sonraki üç gün olduğunun delilidir. Neylu'l-Evtâr, V, 125.
    Şafıi'ler dışında kalan üç mezheb imamı ise, kurban bayramının birinci gününden sonra iki gündür, demişlerdir)


    Geceleyin kurban kesmek ve hayvan boğazlamak bu konudaki nehiy dolayısıyla mekruhtur.

    Hanbeli'lere Göre :
    Kurban kesme vakti, kurbanın birinci gününde en hafif şekliyle bayram namazıyla iki hutbe okuyacak zamanın geçmesinden sonra başlar. Yani onlar da Şafi ilerin görüşündedir. Efdal olan ihtilâftan kurtulmak için namazdan, hutbeden ve eğer varsa imamın kesmesinden sonra kesmektir. Bu konuda şehir halkı ile başkaları arasında bir fark yoktur.
    Kurban kesme günleri 3 tür: Bayramın 1. günü ile ondan sonraki iki gün. Bu konuda onlar da Hanefiler ile Malikîlerin görüşündedirler.

    Bayramın ilk günü seferde Kurban kesenin, Bayramın 3. günü evine dönmesi:

    Kurban bayramı günlerinde sefere çıkan kişi kurbanını seferi olduğu bir yerde kestikten sonra, kurban bayramı günleri çıkmadan yani bayramın 3. günün akşam vakti girmeden önce evine dönerse, (mukim olursa) tekrar kurban kesmesi gerekmez. Seferdeyken kestiği kurban yeterlidir.

    Reddu’l-Muhtar ‘da; (قوله ( والإقامة ) فالمسافر لا تجب عليه وإن تطوع بها أجزأته عنها ) seferdeyken nafile olarak kurban kesen kişiden vacib olan kurbanın düştüğünü açıkça ifade etmiştir. (et- Tahtavî 4/163 ; ibn Abidin 9/453)

    Kurbanlıktan Hariçten Faydalanmak:
    Kurbanlıktan tüylerinin kırpılması ve sütünün sağılması suretiyle faydalanmak mekruhtur. Eğer kırpılmış ise tüyü ve sütlü ise sütü sağılıp tasadduk edilir. Hatta karışmasın diye alâmet olmak üzere alman tüyleri bile tasadduk etmek gerekir. Eğer kullanılmış ise parası tasadduk edilir (Serahsı, a.g.e., XII, 14, 15; Alâeddîn Ebû Bekr Mes’ud b.Muhammed el-Kâsânî, Bedâyi ’ el-Sanâyi ’ fî Tertîb el-Şerâyi, V, 78; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).
    Kurban kesildikten sonra derisi satılmış ise parası tasadduk edilir. Ancak deriden mest, seccade vb. şekilde istifâde edebileceği gibi eve demirbaş eşya almak üzere satmakta da bir sakınca yoktur (Serahsı, a.g.e., XII, 14).

    Kurbanda Vekâlet Verme İşi :

    Bir müslüman kurbanını kendisi kesebileceği gibi bir müslümana da kestirebilir. Ancak kendisinin kesmesi daha faziletlidir.
    Kurbanı kestirme konusundaki izin bizzat ifâde edilebileceği gibi, izne delâlet eden söz, fiil ve davranışlar da izin sayılır. Meselâ bir müslüman kurbanlık satın alsa kurban bayramı günü hayvanı yatırıp ayaklarını bağlasa onun emri olmadan bir başkası gelip hayvanı boğazlasa bu kurban için yeterlidir. Başka bir hayvan kesmek gerekmez.

    İki müslüman yanılarak birbirlerinin kurbanlarını kendi adlarına kesmiş olsalar vacibi yerine getirmiş olurlar ve kestiklerini değişmek suretiyle kendi hayvanlarını alırlar (Alâeddîn Ebû Bekr Mes’ud b.Muhammed el-Kâsânî, Bedâyi ’ el-Sanâyi ’ fî Tertîb el-Şerâyi, V, 67-68).
    Eğer böyle bir durumu etler yenildikten sonra farkederlerse helâlleşirler. Aralarında anlaşmazlık çıkarsa birbirlerine kurbanlıkların değerini öderler. Eğer eyyâm-ı nahr geçmiş ise bu paralan tasadduk ederler (el-Fetâva'l Hindiyye, V, 302)

    [​IMG]
    Kurbanın Boğazlanması :

    Hayvanın yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde sol tarafı üzerine yatırılır. Sağ arka ayağı serbest bırakılarak, diğer üçü bağlanır (isteyen tamamını bağlar) ve kıbleye karşı durularak şu âyetler kurban sahibi veya vekili tarafından okunur:

    إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ
    حَنِيفاً وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ {79


    "İnnîi veccehtu vechiye lillezii fatara`s-semâvâti ve`l-erda hanîifen ve mâ enâ minel muşrikiin" (En`âm, 79)
    "Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim"
    اِنَّ صَلاَتى وَنُسُكى وَمَحْيَا ىَ وَمَمَاتِى للّهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

    "İnne salâtî ve nusukîi ve mehyâye ve memâtîi lillâhi rabbi`l-âlemiin." (En`âm, 162)
    "Benim namazım, kurbanım (ibadetim) , hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir."

    Bu ayetlerden sonra, "Allahu ekber Allahu ekber. Lâ ilâhe İllâllahu vellahu ekber. Allahu ekber ve lillâhil hamd" şeklinde tekbir getirillir ve "Bismillâhi Allahu ekber" denilerek hazırlanan keskin bıçak hayvanın boynuna vurulur.
    Damar ve borular tamamen kesilerek kan iyice akıtılır. Hayvan böylece kesildikten sonra tamamen ölünceye kadar beklenir. Sonra kafa koparılır. Ve usûlune uygun olarak yüzülür. Karnı açılır, iç organlar çıkarılır ve gövde ve etler parçalanır.

    Kesim esnasında yemek borusu, nefes borusu ve boğazın iki yanlarında bulunan şah damarları birden kesilir.
    Kan tamamıyla akıtılıp bitinceye kadar beklenir.


    Hayvan ölmeden (en az 5 dakika gerekirse 10 dakika bekleyin, tamamen hareketsiz ve sessiz kalana kadar) kafası vucuttan ayrılmaz, İLİĞİ KESİNLİKLE KESİLMEZ!

    Önemli İkaz :
    Kurban bayramının ilanı da; Ramadan Orucuna başlama ve Bayram yapmada olduğu gibi Hilalin görülmesiyle ilan edilir ve Bayram namazı kılınıp kurbanlar kesilir.
    Hilali gözetleme sonucu, bayramın demokratik ülkelerin takvimlerinin bayrama denk gelmediği günlerde, bayram namazı için imkan bulamayan müslümanlar vacib-sunnet olan bayram namazlarını takvimdeki günden önce veya sonra kılmaları gerektiğinden kılamazlar. Sabah güneş doğduktan yaklaşık 1 saat kadar sonra kurbanlarını keserler.
    Muvahhid müslümanlar, sonraki gün şeriatın bayram namazını takvime göre kılacak Laik düzenin toplumlarında bayram namazı kılabilirler.


    HAYVAN KESİMİNDE BESMELE ÇEKİLMESİ VE HELAL ET KAVRAMI

    [​IMG]

    Hayvanı keseceğiniz vakit, bıçağı keskinletiniz ki ona rahat ettiresiniz" (İbn Mâce, Zebâih, 3).

    "Hayvan kan akıtan her şeyle kesilir. Üzerine de Allah'ın ismi anılırsa o kesileni yiyiniz. Yalnız diş ve tırnak müstesnadır. Sebebi şudur diş bir kemiktir, tırnak ise Habeşlilerin kesme âletidir"
    (Buhârî, Zebâih, 15; Tecrid-i Sarih Tercümesi, VII, 426)


    İslama uygun şekilde hayvan kesilmesi İçin Şartlar Şunlardır :

    Kasab (kesen kişi) müslüman veya ehl-i kitaptan olması.
    Âyette; "... ancak usulune göre kestikleriniz mustesna" buyurularak, mu'minlere hitab edilmiştir (Maide 3 . el-Mevsili, a.g.e, cz. V,10).
    "Bugün size temiz olanlar helal kılındı. Kitap verilenlerin (Ehl-i Kitap) yemeği size, sizin yemeğiniz de onlara helâldir" (Mâide,5)
    Bütün alimlere göre ayette geçen “taam-yemek” kelimesinden kastedilen, kestikleri etlerdir. Eğer Muşriklerin, üzerine Allahın adını anarak kestikleri helal olsaydı, Allahu tealanın bu ayeti indirmesi gereksiz olurdu (haşa).
    Fıkıh usulu gereğince ehli kitabın yiyeceklerinin istisna edilmesi (tahsis edilmesi), herkesin kestiğinin yenemeyeceğinin en büyük delillerindendir. Eğer buradaki illet besmele olsaydı, Allah’u teala bu hükmü indirmezdi. Sadece Enam suresi 121. ayeti belirtir ve Yahudi ile Hırıstiyanları istisna etmezdi.


    Musluman veya ehli kitap (hırıstiyan-yahudi) olmayan kimselerin (ateist, laik, budist, hindu, mecusi, putperest, murted) kestiklerinin yenmesini yasakladığı gibi , evlilikleri ve cizyeyi de helal kılmamıştır.

    Hayber’in fethinde yahudilerden bir kadın, kesip kızarttığı koyun butunu zehirleyerek Rasulullah’a ikram etti. Rasulullah (s.a.v) ondan bir parça ısırdı. Fakat sonra, yemeyip tükürdü. Sahabelerden bir kimse (Bişr b. Bera b. Marur) ise ondan yedi ve bu sebeple öldü. (Buhari, Muslim)

    Hırıstiyan ve yahudilerin (ehli kitabın) ise sadece kadınlarını almaya müslüman erkeklere izin vermiştir. Müslüman kadın ehli kitap ile evlenemez.
    Ehli kitabın kestiği hayvanların etinden yenilebilmesi için keserken Mesîh, Uzeyir, haç ve benzeri, Allah'tan başkasının ismini zikretmemeleri de gereklidir. (Alâeddîn Ebû Bekr Mes’ud b.Muhammed el-Kâsânî, Bedâyi ’ el-Sanâyi ’ fî Tertîb el-Şerâyi, V, 45; İbn Ruşd, Bidâyetu'l-Muctehid, cz.1, 365 vd; el-Cezîrî, Kitabu'l-Fıkh alel-Mezâhibi'l-Erbaa, 11, 22 vd.; el-Kardâvî, İslâm'da Helal ve Haram, terc. Ramazan Nazlı, İstanbul 1967, s. 64 vd.).

    Rasulullah (s.a.v): Mecusilere, ehli kitaba davrandığınız gibi davranın. Fakat kadınlarıyla evlenmeyin, kestiklerini yemeyin! buyurdu .(Ebu Davud)
    İmam Serahsi şöyle diyor:
    Alimlerin icmaıyla, iki şeyin helal olması dine bağlıdır. Bunlar; kesilen hayvan etleri ve evlenilecek kadınlardır. Murtedin ise dini yoktur.” (El-Mebsut c: 10 s: 104)
    İbni Kayyım şöyle diyor:
    Kitab ehli dışındakilerin kestiği ölü hükmündedir. Kitap ehli dışındaki muşriklerin kestiğinin haram olmasının bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz birtakım faydaları vardır.” (İlamu’l-Muvakkiin)

    İbni Mesud, İbni Abbas, Ali, Cabir ve Ebu Burde radıyallahu anhum’dan nakledilmiştir ki;
    Müslümanlar Fars ve Rum diyarlarını fethettikleri zaman bu gibi karışık milletlerin bulunduğu diyarlarda, hayvan kesenlerin muşrik mi, yoksa ehli kitab mı olduklarını araştırıyorlardı. (El-Muğni ala muhtar el-harki c:9 s: 393)

    Diğer bir şart içe keserken Besmele çekmektir.

    "Kesilirken üzerine Allah'ın adı anılmayan hayvanları yemeyiniz" (En'am, 121)

    Peygamber (s.a.v.): "Allah'ın adı anılarak, kanı akıtılan hayvanın etini yeyiniz"
    (Buhârî, Zebâih, 20)


    Âyette, üzerine Allah'ın adı anılmayanı yememek emredilirken, bazı hadislerde konuya esneklik getirilmesi, değişik görüşlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

    Alimlerimizin ekserisine göre, hayvanı keserken besmele hatırlanırsa, çekmek farzdır. Fakat unutulduğu zaman eti yenilir. Bunlara göre sadece kasden terkedilince, kesilen hayvanın eti yenmez.

    İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, bir gün hayvan kesen, fakat besmeleyi unutan birisinin durumu sorulduğunda şöyle demiştir:
    "Aziz ve Celîl olan Allah'ın adı, her müslümanın kalbinde mevcuttur. Onun kestiğini yeyiniz"

    (Buhârî, Zebîrih, 9; Ebû Dâvûd, Sayd, 2; Alâeddîn Ebû Bekr Mes’ud b.Muhammed el-Kâsânî, Bedâyi ’ el-Sanâyi ’ fî Tertîb el-Şerâyi, V, 47; Mevsılî, cı. V, 9).

    Şâfiî alimlere göre, hayvan kesilirken üzerine besmele çekmek sünnettir.
    Âyette (En'âm, 145), haram kılınan şeyler; leş, akıtılmış kan ve domuz eti olarak sayılmış, kesilirken besmele terkedilen hayvan zikredilmemiştir.

    Peygamber bu üç şeyin dışındakilerin haram kılındığını söylemekle yükümlü tutulmuştur. Kesilen bir hayvanın haram olması, üzerine Allah'tan başkasının adını anma yüzündendir (Alâeddîn Ebû Bekr Mes’ud b.Muhammed el-Kâsânî, Bedâyi ’ el-Sanâyi ’ fî Tertîb el-Şerâyi, V, 46).

    Mâlîkî ve Zâhirî alimler ise "Kesilirken üzerine Allah'ın adı zikredilmeyen hayvanların etini yemeyiniz" (En'âm, 121) âyetinde unutma veya terketmeden söz edilmediği için, besmeleyi mutlak olarak farz kabul ederler.
    Bu prensible çelişen Âişe (r.anha)'nın naklettiği yukarıda zikrettiğimiz hadisi de neshedilmiş sayarlar (Muhammed Fevzî, el-Fıkhu'l-İslâmî, Dimaşk 1977-79, s. 663, 664).


    Ehli sünnetin cumhurunun bunlara cevabı ise şöyledir :
    En’am: 118 ve 121 ayetlerini açıklayan diğer ayet ve hadisler olmasaydı kim olursa olsun, ister müşrik, ister mecusi olsun besmele çekip kestiklerinde onların kestiği yenir, şeklinde hüküm çıkarmak bir anlamda doğru olabilirdi. Fakat bu ayetlere açıklık getiren ayet ve hadisler olduğu halde kim keserse kessin, besmele çekerse onun kestiği yenir diyerek, bir delile bakarak diğer delilleri görmemezlikten gelerek hüküm çıkaranlar;
    Allah’ın ayetlerini az bir pahaya satmayın(Bakara: 41) ayetinden haşa Allah’ın ayetlerinin çok pahaya satılabileceğini, Faizi kat kat yemeyin.” (Ali İmran: 130) ayetinden faizin az az yenilebileceğini, Kadınlar sizin tarlanızdır. Onlara istediğiniz yerden yaklaşın.” (Bakara: 223) ayetinden kadınlarla dübüründen cima yapmanın caiz olduğunu, İçkili iken ne dediğinizi bilene kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa: 43) ayetinden namaz dışında içki içmenin caiz olduğu hükmünü çıkaranlar gibidirler. Çünkü onlar nasların birine bakıp hüküm çıkartmaktadırlar. Bu ise Ehli Sünnetin menhecine kesinlikle muhalefet etmektir.

    İmam Taberi şöyle diyor:
    “Kitab ehlinin kestiğinin helal olabilmesi için Allah’ın ismini zikretmeleri şart değildir. Çünkü onlar Allah’ın ismini söyleseler bile, gerçek mabud olan Allah’ı kastetmezler.

    Mesih’in babası veya Uzeyr’in babası olduğuna inandıkları Allah’ı kastederler. Gerçek mabudun ismini kastederek söyleseler bile, ehli kitab kafirlerin besmele çekip çekmemesi önemli değildir.” (Kurtubi Ahkamu’l-Kur’an c: 6 s: 52)

    Besmele illet olsaydı, ister bilerek, ister bilmeyerek, ister unutularak terkedilmiş olsun, besmele zikredilmeden kesilen hayvanların etlerinden yemek haram olurdu. Halbuki Cumhur Ulemaya göre, besmele unutularak zikredilmese de, kesilen hayvanın eti helaldir, yenilebilir.

    “İster Müslüman ister kitap ehli olsun, hayvan keserken besmeleyi zikretmeyenlerin kestikleri yenmez” diyen alimler, hiçbir zaman; “muşrikler besmele çekerek hayvan keserlerse, kestikleri yenir” dememişlerdir.

    Besmeleyi şart koşan alimlerin bazıları, bunu sadece Müslümanlar için, bazıları da hem Müslümanlar hem de kitap ehli için şart koşmuştur.
    Besmeleyi hayvan etinin yenmesi için illet kabul edip, zikreden kim olursa olsun, kestiği hayvanın eti yenir demek yanlıştır. Çünkü birşeyin illet olabilmesi için bir takım şartlar vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:


    1- İllet olacak vasfın herhangi bir nassa zıt olmaması gerekir. Halbuki besmelenin illet olmadığını gösteren naslar mevcuttur.
    Aişe (r.anha) şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v)’e bir grub müslüman geldi ve dediler ki:
    Yeni Müslüman olmuş bir kavim bize et getiriyor. Keserken Alllah’ın ismini zikredib zikretmediklerini bilmiyoruz. Ne yapalım?

    Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.): Siz Allahın adını zikrederek yeyin buyurdu.
    (Buhari, Ebu Davud, Nesai, İbn-i Mace, Malik)


    Şayet besmele illet olsaydı, yeni Müslüman olmuş bu kimselerin kestiklerinin, keserken besmele çekip çekmedikleri bilinmediği için yenilmemesi gerekirdi. Rasulullah (s.a.v.)’in bu etlerin yenilmesine izin vermesi besmelenin illet olmadığını gösterir.

    2- İllet olan vasıf ortadan kalktığında, ona bağlı olan hüküm de ortadan kalkar.
    Şayet besmele illet olarak kabul edilirse, unutularak dahi olsa, besmele zikredilmediği taktirde kesilen hayvan etinin haram olması gerekirdi. Halbuki Cumhur Ulemaya göre, bir Müslüman besmeleyi unutma sebebiyle zikretmezse, kestiği hayvanın eti haram olmaz, helaldir ve yenilebilir.


    Besmele, kesilen hayvan etinin helal olabilmesi için şarttır, diyen alimler bile besmelenin illet olduğunu söylememişler ve “hayvanı besmele ile kesen kim olursa olsun, isterse bir müşrik olsun, kestiği helaldir yenilebilir” dememişlerdir.

    Mesela; namazın sahih olabilmesi için abdestli olmak şarttır. Bir kimse abdesti olmadığı halde namaz kılsa, kıldığı namaz batıl olur. Fakat buradan yola çıkarak; “abdesti olan ve bütün şartlarını yerine getirerek namaz kılan bir kafirin kıldığı namaz geçerlidir” şeklinde bir hükme varılamaz.
    Aynı şekilde; “bir kafirin besmele dahil bütün şartlarını yerine getirerek kestiği hayvanın eti de helaldir, yenilebilir” denilemez.


    Sahabelerin, Muşriklerin Put adlarına kestiklerinin yenmeyeceğine dair icması açıktır. Muşriklerin put adına kesmediklerine de yenmez demek haddi aşmaktır.
    Buna muhalefet eden kim varsa delilleri getirip ortaya koyar ve Rasulullah ile Sahabenin, Müşriklerin besmeleyi zikrederek kestiklerinden yediklerini naslarla ispatlar. Ama bununla alakalı hiçbir sahih nakil bulunmamaktadır. Aksine bir çok rivayet onların bunu haram saydığını göstermektedir.


    Kurban Kesecek Kişi; Zilhicce Ayı Girdikten Sonra, Kurbanı Kesene Kadar, Saçını, Tırnağını ve Vucudundaki Kılları Kesemez!
    Said bin Museyyeb (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi: “Ummu Seleme (Radiyallahu Anha)’yı işittim şöyle diyordu:
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim:
    Herhangi birinizin keseceği kurbanlık hayvanı varken, Zilhicce ayının hilali görülürse artık o kimse, kurbanını kesene kadar vucudundaki kıllardan, saçından ve tırnaklarından hiçbir şeyi almasın’ buyuruyordu.”
    (Muslim, 1977/42; Nesei, 4373, 4376; İbni Mace, 3149, 3150; Beyhaki , 9/266; Ahmed, 26536)
    (Kurban kesecek kişi, kurban bayramına 10 gün kala vücut temizliğini yapar ve kurbanını kesene kadar vücudundan hiçbir şeyi kesmez)




    عَن أبي قتادة؛ قَالَ: قال رَسُول اللَّهِ صَلَى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسلَّمْ
    : صيام يوم عرفة، إني أحتسب على اللَّه أنيكفر السنة التي قبله والتي بعده

    - Ebu Katâde (r. anh)'den rivayete göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu :
    "Arafe günü tutulacak orucun önceki ve sonraki senenin günahlarına keffârat olacağına umit ederim."

    (Muslim, Sıyam 18 ; İbn Mâce , Sıyam 40; Tirmizi, Oruç Bölümü 46, Hadis No: 749; Tirmizi, C 3, Hadis no: 2425)
    Tirmizi : Bu konuda Ebu Said'den de hadis rivayet edilmiştir.


    Tirmizi : Ebu Katade hadisi hasendir. İlim adamları Hac için arafatta olanlar hariç Kurban bayramı arafesinde oruç tutmayı mustehab görmüşlerdir.

    2332- Huneyde b. Halid (r. anh)’in hanımından naklettiğine göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v)’in hanımlarından birinin şöyle dediğini duydum:
    Rasûlullah (s.a.v), Aşûra günü, Zilhicce ayından dokuz günü, ve her aydan da üç günü oruçla geçirirdi. Bu üç gün o ayın ilk pazartesi günüyle iki Perşembe günleridir.”
    (Buhârî, Savm: 68; Muslim, Sıyam: 20; Nesai, 22- Kitabu's Siyam, Hadis No: 2332 ; Ebu Davud, Oruç Bölümü, 2437)
    Ebu Davud'da, Hadiste geçen "her aydan da üç günü oruçla geçirirdi" açıklamasında her ayın 13, 14, 15. günleri olarak bildirilmiştir.


    "...........عن بعض أزواج النبي صلى اللّه عليه وسلم قالت :
    كان رسول اللّه صلى اللّه عليه وسلم يصوم تسع ذي الحجة، ويوم عاشوراء، وثلاثة أيام من كل شهر:
    أول اثنين من الشهر والخميس
    Hafsa (r.anha)dan : "Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz, zilhiccenin dokuzuncu günü, Aşura günü, her aydan üç gün ve her ayın ilk pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı."
    (Ebu Davud, savm: 61; Ahmed: 5/271, 288, 42)

    İbn Abbas (r. anhuma)'tan rivayete göre, şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v.) Zilhiccenin ilk on gününü kastederek :"Kendisinde iyi eylemler yapılan günlerin Allah katında en sevimlisidir" buyurdu.
    Ashab: "Ey Allahın Rasulu! Allah yolunda cihad etmekte mi aynı şekildedir? diye sordular.
    Rasulullah (s.a.v.): "Evet cihad da öyledir, ancak kişi hem malının tamamını, hem de canını o yolda feda ederse o mustesnadır" buyurdu.
    (Buhari , İydeyn: 11; Tirmizi, Savm: 51 ; Ebu Davud; Oruç:2438)

    Ebû Hurayra (r. anh)'ın rivayetine göre Rasulullah (Sallallâhu Aleyhi Vesellem) şöyle buyuruyor:
    Allah’a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce’nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.

    (İbni Mâce, Sıyam: 39)

    Zilhicce’nin ilk on gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce’nin onuncu günü Kurban Bayramının birinci günü olduğu için bugün oruç tutmak caiz değildir. Mustehab olan oruç, Kurban Bayramından önceki ilk dokuz gündür.

    Ummu'l-Fazl hadisinin bir benzerini Buhari ve Muslim, Meymune hadisinden tahric etmişlerdir. Nesai, İbn Hibban ise İbn Ömer hadisinden tahric etmişlerdir .
    İbn Ömer (r.anhuma) diyor ki:
    "Rasulullâh (s.a.v.) Efendimizle birlikte haccettim, arafe günü oruç tutmadı. Ebu Bekir (r.anh) ile birlikte haccettim, o da oruç tutmadı. Osman (r.anh) ile birlikte haccettim, o da öyle... Ve ben de o gün oruç tutmuyorum. Aynı zamanda tutulmasını emretmiyorum ve yasaklamıyorum da..."

    İbn Ömer'in (r.anhuma) bu açıklaması, hac ibadetini yapanlarla ilgili bulunuyor.
    Sonuç olarak şöyle diyebiliriz:
    Arafe günü orucuyla ilgili bütün hadisleri biraraya getirdiğimizde, onun müstehab olduğunu ve hac ibadetini yapan kimseye mekruh olduğunu söyleyebiliriz.

    Aynı zamanda İbn Ömer'den, (r.anhuma) yapılan bir diğer rivayette, arafe gününde oruç tutulmasını tavsiye ettiği belirtiliyor. Şöyle ki: Sehm diyor ki:
    "İbn Ömer'den (r.anhuma) şöyle dediğini işittim: "Kendisine cuma gününde ve bir de Arafe gününde oruç tutmaktan soruldu. Bu iki orucun tutulmasını emir ve tavsiye etti." (Ebu Câfer et-Mahtavi, Şerhu Maani'l-Asar: 2/72)
    Ebu Cafer et-Tahavî bu konuda on kadar rivayete yer vermiş ve rivayetlerin ağırlığının, arafe günü oruç tutmanın meşruiyetine delalet ettiğine işarette bulunmuştur. (Ebu Cafer et-Tahtavi, Şerhu Maani'l-Asar: 2/71, 73, sahifelerine bakılabilir.)
    Nitekim adı geçen zat, İmam Ebu Hanife, İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'in kavlinin de bu doğrultuda olduğunu kay*detmştir.

    Hadislerin Işığında Muctehidlerin Görüş Ve İstidlâlleri

    a) Hanefilere göre:
    Zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tutmak mustehabdır. Hac ibadetini yapmakta olanlar için Arâfe günü oruç tutmak mekruhtur. (Feteva'yi Hindiyye: 1/201, 202; Abdurrahman el-Ceziri, el-Fıkhu Ala'l-Mezahibi'l-Arbaa: 1/556)

    b) Şafiilere göre:
    Arafe günü oruç tutmak sünnettir. Ancak yolculuk halinde olanla haç ibadetini yerine getirmekte olan kimseye sünnet değildir. Yalnız, hacı mukim olur ve oruç tutması bünyesini zayıflatmayacağına inanırsa, tutabilir. Bu durumda daha uygun olanı, zilhiccenin sekizinci günü olan "yevm-i terviye"de de oruç tutmaktır. (el-Gamravi, es-Siracu'l-Vehhac: 146; Ebu Yahya Zekeriya, Fethu'l-Vehhab: 1/12)

    c) Hanbelilere göre:
    Arafe günü oruç tutmak mustehabdır. Aynı zamanda zilhiccenin ilk on gününü de ibadetle geçirmek mustehabdır. Ancak vakfe için Arafat'ta bulunan hacıya mustehab değildir. Zira oruç tuttuğu takdirde yeterince duada bulunmaya tâkat getirmeyebilir. Rasulullah'ın da (s.a.v.) haccederken arafe günü oruç tutmadığı sahih rivayetle sabit olmuştur. (İbn Kudame, el-Muğni: 3/105, 106; Şemsuddin İbn Kudame, eş-Şerhu'l-Kebir: 3/105)

    d) Malikilere göre:
    Arafe günü oruç tutmak mendubdur. Ancak hac ibadetini yapmakta olan kimseye, terviye günü oruç tutmak mekruh olduğu gibi, bu günde mekruhtur. (Abdurrahman el-Ceziri, el-Fıkhu Ala'l-Mezahibi'l-Arbaa: 1/556)

    Çıkarılan Hükümler

    1- Hac ibadetini yapmakta olanların arafe günü oruç tutmaları mekruhtur.
    2- Diğerleri için mekruh değil, mustehabdır.
    3- Zilhiccenin ilk on gününü oruç ve ibadetle geçirmek de mustehabdır. Bu, daha çok Hanefî'lerle Hanbeli'lere göredir.



    Teşrik Tekbirleri
    [​IMG]

    Arafe gününün sabah namazından itibaren bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakit farz namazını muteâkib birer defa
    اَللّهُ اَكْبَرُ اَللّهُ اَكْبَرُ لاا اِلهَ اِلاَّ اللّه وَاللّهُ اَكْبَرُ اَللّهُ اَكْبَرُ وَلِلّهِ الْحَمْدُ
    "Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi'l-hamd"
    diye tekbir getirilir ki, buna "teşrîk tekbiri" denir.
    Anlamı şöyledir: "Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Allah'tan başka ilâh yoktur. O Allah herşeyden yücedir, Allah herşeyden yücedir. Hamd Allah'a mahsustur".
    Tekbirlerin bu şekli Ali ve Abdullah b. Mes'ûd (r. anhumâ)'ya dayanır.
    Tekbirlerin 23 vakit okunması Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'e göredir. Fetvâ da buna göre verilmiştir. Ebû Hanîfe'ye göre, teşrîk tekbirleri arafe günü sabah vaktinden, bayramın ilk günü ikindi vaktine kadar olan 8 vakit farz namazlarının arkasından getirilir.
    Teşrik tekbirleri fakîhlerin çoğuna göre, namaz kılmakla mükellef herkes için vâcibtir. Sünnettir diyenler de vardır. Teşrik tekbirleri günlerinde namazı kazaya kalan bir kimse, bu namazları yine teşrik günlerinde kılarsa tekbirleri de kaza eder. Teşrik günlerinden sonra kıldığında ise, teşrik tekbirlerinin kazâsı gerekmez.
    Erkek, kadın, misafir, mukîm, her mukellefe vacibtir. Kadınlar teşrik tekbirlerini gizli olarak getirirler.
    Arafe gününün sabahının farz namazını kılımıyla başlar, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazı farzının kılımıyla biter
    Toplam 23 vakit farz namaz arkasından teşrik tedbirleri getirmek herkese vacibtir
    Tekbirler farz namazın selamdan hemen sonra olarak bir defa söylenerek yerine getirilir

    Abdullah b. Mes'ud (r.anh): Teşrik günlerinde (Kurban bayramı günlerinde):
    "Allahu Ekber, Allahu Ekber, La ilahe illallahu Vallahu Ekber, Allahu Ekber ve lillahi'lhamd" diye tekbir getirirdi. (İbni Ebi Şeybe Sahih senedle rivayet etti.)

    KURBAN BAYRAMI GÜNLERİNDE GETİRİLEN TEKBİRLERİN HÜKMÜ

    İmam Ebu Hanife'ye göre şehirlerde ve yolculukta olmayan erkekler tarafından cemâatle kılınan farz namazların bitiminde arafe gününün sabah namazından bayramın birinci günü ikindi namazının sonuna kadar olan sekiz vakitte birer defa tekbirleri getirmek vacibtir.
    Abdullah b. Mes'ud'un arafe gününün sabah namazından bayramın birinci günü ikindi namazına kadar tekbir getirdiği rivayet edildi.
    (Taberâni ve İbn Ebu Şeybe Sahih senedle rivayet ettiler.)

    Ali (r.anh)'nun şöyle dediği rivayet edildi:
    -"Cuma namazı, Kurban bayramı günlerinde getirilen tekbirler ve Ramadan ile Kurban bayramı namazları kalabalık şehirlere mahsustur."
    (Beyhaki, Abdurrazzak'ın Musannefinde rivayet etti.) El Hafız "El-Diraye" kitabında senedi Sahih dedi)
    -İmameyne göre, arafe gününün sabahından bayramın dördüncü gününün ikindisine kadar olan 23 vakitte tekbirleri söylemek, ister cemâatle, ister tek kılınsın; kadın, erkek, şehirli, köylü, mukim ve yolcu olan herkese vacibtir.
    Ali (r.anh)'nun arefe gününün sabahından bayramın dördüncü gününün ikindisine kadar ve bu günün ikindisinden sonra tekbir getirdiği rivayet edildi.
    (Hakim, İbni Ebi Şeybe "Musannef'inde" Sahih senedle rivayet ettiler.)
    Rasulullah (s.a.v.) arafe gününün sabahından bayramın dördüncü gününün ikindisine kadar farz namazından sonra tekbir getirirdi. (Dâra Kutni)

    "Bayramlarınızı tekbirlerle süsleyiniz" (Taberani)

    -Vacib oluşunun delili:
    'Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:
    "Allah'ı belirli günlerde zikredin. Kim iki gün içinde acele edib dönerse, ona bir günah yoktur. Kim de geri kalırsa ona da bir günah yoktur." (Bakara: 203)

    -Ayetteki "Allah'ı belirli günlerde zikredin"den maksat Kurban bayramı günlerinde getirilen tekbirdir.

    CUMA VE BAYRAMIN AYNI GÜNE RASTLAMASI ;
    BAYRAM NAMAZINA GİDİŞ

    Ebu Hurayra (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    "Şu gününüzde iki bayram bir araya geldi. Dileyene (bayram ) cumu'a için de yeterlidir. Biz her ikisini birleştiriyoruz."
    (Ebu Dâvud, Salât 217, (1074); İbnu Mâce, İkâmet 166, (1311). Kutub-i sitte : 3017)

    Ebu Ubeyd Sa'id İbnu Ubeyd'in anlattığına göre, Ömer (radıyallahu anh) ile bir bayramda beraber olmuştur. Ömer önce namaz kıldırmış, sonra hutbe okuyub halka şöyle hitab etmiştir:
    "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sizleri bu iki bayram gününde oruç tutmaktan men etti. Bu iki bayramdan biri oruç tuttuğunuz aydaki ramazan bayramınızdır. Diğeri de kurbanlarınızdan yediğiniz günün bayramıdır!''

    Ebu Ubeyd der ki: "Ben Osman (radıyallahu anh) ile de bayram geçirdim. O da hutbeden önce namaz kıldırdı. Hatta bu bir cum'a günüydü. Avâli halkına şöyle dediler:
    "Kim Cumu'ayı beklemek isterse beklesin, kim de ailesine dönmek isterse dönsün, kendisine izin verdik.''
    (Buhari, Edahi 16, Savm 66, 67; Muslim; Siyam 138, (1137). Kutub-i sitte : 3018)

    Atâ İbnu Ebi Rebâh merhum anlatıyor:
    "İbnu'z-Zubeyr (radıyallahu anhumâ), bize bir cum'a günü gündüzün başında (bayram) namazı kıldırdı. Sonra biz (öğle vakti) cum'a namazı kılmak üzere (mescide) gittik. İbnu'z-Zubeyr, bize (namaz kıldırmak üzere mescide) gelmedi.
    Biz de tek başımıza (öğle namazlarımızı) kıldık. O sırada İbnu Abbâs (radıyallahu anhumâ) Tâif'te idi. Medine'ye döner dönmez durumu ona açtık.
    "Sünnet'e uygun haçeket etmiş!'' dedi.
    (Ebu Dâvud, Salât 217, (1071, 1072); Nesâi, İydeyn 32, (3, 194). Kutub-i sitte : 3019)

    3023 - Burayde (radıyallahu anh) anlatıyor:
    "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm), ramazan bayramı namazında bir şeyler yemeden çıkmazdı. Kurban bayramında ise, namazdan dönünceye kadar bir şey yemezdi."
    (Tirmizi, Salât 390, (542). Kutub-i sitte : 3023)

    İbnu Ömer (radıyallahu anhumâ) anlatıyor:
    "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bayram namazına giderken bir yoldan gider, dönerken başka bir yoldan dönerdi.''
    (Ebu Dâvud, Salât 254, (1156). Kutub-i sitte : 3024)


    Kesilen Kurbanın Hamile Olması Durumunda Karnından Çıkan Yavru Ne Yapılır?

    Adiyy (r.anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Sığır; yedi kişi için kurban olur.”
    Dedim ki: “Şayet karnından yavrusu çıkarsa?
    Onunla beraber yavrusunu da kes” dedi.
    Ya topal hayvan ne olacak?” dedim.
    Dedi ki: “Kurban edileceği yere gidebiliyorsa kurban olur.”
    Dedim ki: “Ya boynuzu kırık hayvan ne olacak?
    Zararı yok" dedi ve biz emrolunduk veya Rasûlullah (s.a.v.) bize emretti ki: "Kurban edilecek hayvanların göz ve kulaklarını dikkatle inceleyip alın.”
    (Tirmizi, Kurban, Bab 9, Hadis no: 1503; Ebû Dâvûd, Dehaya: 5; İbn Mâce, Dehaya, 8)


    Ebû Said'den demiştir ki: Rasûlullah (s.a.v.)'e anne karnındaki yavrunun hükmünü sordum da:
    "Dilerseniz onu yeyiniz." buyurdu.
    (Hadisin senedinde bulunan râvi) Musedded (bu hadisi şöyle) rivayet etti:
    Biz (Rasulullah'a): Ey Allahın Rasulu! Biz (bazan) deve boğazlıyoruz. Yahut da sığır ya da koyun kesiyoruz. Karnında yavru buluyoruz. Bu yavruyu atalım mı, yoksa yiyelim mi? diye sorduk.
    "İsterseniz onu yeyiniz. Çünkü onun kesimi annesinin kesilmesiyledir." buyurdu.

    (Ebu Davud, Kurban, Bab 17 -18, Hadis no: 2827; Tirmizi, sayd 10; lbn Mâce, zebaih 15; Dârimi, edahi 17; Ahmed b. Hanbel, III, 31-39-45-73-53)


    Hadislerden Çıkan Fıkhi Hükümler:

    1- Ana karnındaki yavru, annesinin bir parçası olduğundan anneyi kesmekle yavru da şer'an kesilmiş olur. Bir başka ifâdeyle, anneyi kesmek yavruyu da kesmek yerine geçer. Annesinin eti gibi onun eti de helal olur. Binaenaleyh kesilen bir hayvanın karnında ölü olarak çıkan ve yahutta can verirken çıkan bir yavrunun eti de annesinin eti gibidir.
    Said b. el-Museyyeb ile İmam Şafiî, Ahmed, İshak, Ebû Yusuf, Muhammed (r.h.) bu görüştedirler. Bunlara göre; bu yavrunun tüyleri bitmemiş bile olsa, eti yine helaldir.
    Delilleri ise Abdullah b. Ömer'den rivayet edilmiş olan: "Cenin kesimi annesinin kesiminden ibarettir, tüyleri ister çıkmış olsun isterse çıkmamış olsun." (Zurkanî, Şerhu Muvalta III-397) mealindeki hadis-i şeriftir. Ancak bu hadîsin senedinde Mubârak b. Mucahid gibi zayıf bir ravi bulunmaktadır.

    İmam Mâlik'e ve el-Leys'e göre; hayvanın kesilmesiyle karnındaki yavrunun da kesilmiş sayılması için, yavrunun kıllarının bitmiş olması şarttır.
    Delilleri ise "Deve kurban edildiği zaman, karnındaki yavrusunun organları teşekkül etmiş, tüyleri çıkmış ise, bu yavru annesiyle beraber kesilmiş sayılır" (İmam Malik, Muvatta, Zebaih, 8) mealindeki hadis-i şeriftir.
    Fakat İmam Malik ile el-Leys'e göre, 'bu yavru temiz olmakla beraber, yine de kanını akıtmak için kesilmesi mendubdur. Tüyleri çıkmamışsa kesilse de eti helâl olmaz.

    İmam Ebû Hanife'ye göre; anne karnından ölü olarak çıkan yavru annesinin kesilmesiyle kesilmiş olmaz. Bu yavrunun eti haramdır. Çünkü ölü hükmündedir. Onun etinin helal sayılabilmesi için» ana rahminden diri olarak çıkması ve ayrıca kesilmesi gerekir.

    Ebû Hanife'ye göre metinde geçen 'ceninin kesimi annesinin kesimidir' cümlesinde yavrunun kesiminde annesi gibi mustakil bir kesim olması gerektiğini ifâde eden bir teşbih vardır. Ancak imamın bu görüşü çeşitli yönlerden tenkid edilmiş ve sözü geçen cümlenin nahv yönünden de bu manaya musait olmadığı ifade edilmiştir.
    Nitekim İbn el-Munzir'de; "ne sahabilerden ne de diğer alimlerden hiç bir kimse Ebû Hanife gibi dememiştir." diyerek İmamı bu görüşünden dolayı tenkid etmiştir.

    2. Annesi kesilmeden önce, ana rahminde ölen bir yavrunun etinin yenmesi haramdır ve anasının kesilmesiyle de temizlenemez. Bu hususta tüm islâm âlimleri ittifak etmişlerdir.

    Kurbanlık bir hayvan kesilmeden önce doğursa, yavrusu da kendisi ile beraber kesilir. Çünkü yavru anasına bağlıdır. Fakat kurban sahibi yavrunun etinden yemez, yerse kıymetini fakire sadaka olarak vermesi gerekir. Yavruyu diri olarak tasadduk etmek mustehabdır. Kurbanın karnından çıkan yavru, ölü ise yenmez. (İbn Âbidin, Durr-ul-muhtâr)
    Kurbanlık hayvanın, kesilmeden önce normal olarak yavru doğurması durumunda yavrunun da kesilmesi, kendisine kurban vacib olmadığı halde kurbanlığı satın alıp kendine vacib kılan fakir hakkındadır. Çünkü kurban bizzat o hayvana taalluk etmiştir ki yavrusu da kendisine tâbidir. Eğer bu yavru boğazlanmayıp satılırsa parasını tasadduk etmek gerekir. Şayet yavru eyyâm-ı nahr geçinceye kadar boğazlanmaz ve elde tutulursa tasadduk edilir. (Serahsî, el Mebsut, XII, 14) Zengin, yavruyu eyyâm-ı nahr`dan önce veya sonra kesebileceği gibi eyyâm-ı nahr`da diri olarak tasadduk da edebilir. Eğer eyyâm-ı nahr`da satılmış olursa kıymeti tasadduk edilir. Yavru kesilmez ve satılmaz ise diri olarak tasadduk edilir (Kâsânî, V, 78-79; el-Fetâva`l-Hindiyye, V, 301)



    KURBANLIK ALIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Ali b. ebî Tâlib (r.anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
    "Rasûlullah(s.a.v.), bize kurbanlık hayvan alırken göz ve kulağına dikkat etmemizi, kulağı, burnu kesik, boynuzu kırılmış hayvanlar dan kurban kesmemeyi bize emretti."
    (Ebû Dâvûd, Dahaya: 5; İbn Mâce, Dahaya: 8)

    - Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur.

    - Kurban olabilmesi için, hayvanın süt dişlerini değiştirmiş olması gerekir.

    - Hayvanın, sağlıklı, azaları tam ve besili olması ibadetin sıhhati için şarttır.

    - Bir ya da iki gözü kör olan havyanlar kurban edilemez.

    - Kulağı ve boynuzunun üçte biri gitmemiş olmalı, burnu kesik olmamalı.

    - Kuyruğunun üçte biri gitmemiş ve ağır hasta olmamalı

    - Kesim yerine yürüyerek gidemeyecek derecede aksak olmamalı.

    - Dişlerinin yarıdan fazlası düşmüş olmamalı, dilinin büyük bölümü yerinde olmalı.

    - Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş olan hayvan kurban edilemez.

    KURBANLIK SIĞIRIN YATIRILMA ÇEŞİTLERİNDEN BİRİ
    "Ruef Tekniği"

    Yaklaşık 8 metre uzunluğunda kalın bir ip önce boynuzlardan sıkıca bağlanarak boyuna geçirilir.
    [​IMG]

    Ardından ip hayvanın ön ayakların koltuk altından sırtına doğru dolanarak bağlanır.
    [​IMG]

    İp sol tarafından arka kısma devam ettirerek karın ve arka ayak arasından sırta doğru dolandırılır.
    [​IMG]
    Sırt kısmından uzanan iple 2 kişi kurbanı geriye çekerken önde 1 kişi kurbanın başını tutar.
    [​IMG]
    Kurbanın yüzü kıbleye çevirilip ön ve arka ayaklar birbirine bağlanır. Kesim tamamlandıktan sonra hayvanın içindeki kanın daha güzel boşalması için ayaklardan biri (sol akra tercih edilmeli) serbest bırakılabilinir. Küçükbaş hayvanlarda bir ayak bağlanmayabilir.
    [​IMG]
    Resmin Uygulaması


    İki Kişi İle Büyük Baş Hayvanın Yere Yatırılması
    [GULYARASI]8124[/GULYARASI]

    Kurban Yatırılması ve Kesilmesi
    [GULYARASI]8125[/GULYARASI]

    NERESİNDEN NE YAPILIR?

    [​IMG]
    ANTREKOT: Biftek, rozbif (Izgara, tava)
    BONFİLE: Biftek, turnado, şatobiryan, sulu ve sote yemekler, roti, şiş (Izgara, tava, sote usulü, fırında)
    SOKUM: Roti, rozbif, tencere yemekleri, kebap, biftek, (Izgara, breze ve roti usulü, haşlama, tava)
    GERDAN: Kıyma, tencere yemekleri, kavurma (Haşlama, sote usulü)
    DÖŞ VE BOŞLUK: Kıyma, tencere yemekleri (Haşlama)
    KONTRNUA: Rosto, soslu yemek, kebap, tencere yemekleri (Haşlama, breze usulü, fırında)
    İNCİK: Osobuko, salçalı ve sulu yemekler, kıyma (Haşlama, breze usulü, fırında)

    Eti paylaştırırken yoksulları unutmayın

    [​IMG]
    Kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesmeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, birinin de evde bırakılması uygun görülmüştür. Ailenin durumuna göre etin tamamı da evde bırakılabilir. Ancak, toplumda müslüman muhtaçların arttığı dönemde kurban etinin çoğu hatta tamamı dağıtılabilir

    Deri temizlenip sonra da çok iyi tuzlanmalı

    Kurban derisinin yüzümü ve muhafazası çok önemlidir. Soyum esnasında deriye zarar verilmemelidir. Deride meydana gelecek her bıçak yarası, değerini azaltacak, belki de kullanılamaz hale getirerek ekonomik zararlara yol açacaktır. Deriler 4-6 saat içinde mutlaka tuzlanmalı ve değerlendirileceği zamana kadar serin bir yerde muhafaza edilmelidir. Derinin bekletilmeden verileceği yere ulaştırılması en iyisidir. Et ve yağ kalıntılarının bulunması durumunda bu kalıntılar deriye zarar verilmeden kazınmalı, bunu takiben hemen soğutulmalı ve tuzlanmalıdır.

    Deri, Allah rızası için tasadduk edilmeli

    Kurban kesen kimse etinden hem kendi yer, hem de başkasına yedirir. Kurbanın derisi ihtiyaç varsa evde kullanılır, yoksa tasadduk edilir. Menfaat karşılığı verilmez. Allah rızası için kesilen kurbanın derisini O'nun razı olacağı şahıs veya müesseselere verilir.
    THK , Kızılay gibi Kurban, şeriat, din düşmanlarının kurumlarına Zekat, fitre verilmediği gibi Kurban derisi de verilmez!

    Pratik Mekanik Kurban Kesimi

    [GULYARASI]8146[/GULYARASI]


    Soru : Kredi Kartı ile Kurban Kesmek caiz midir? Bonusu Helal midir?

    [​IMG][​IMG][​IMG]

    - "Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır." (Bakara 275)

    Bir muslumanın, Allaha ve Rasulune Harb açmış, Faiz kurumlarının kartlarını kullanarak, Faize dolaylı/dolaysız şekilde destek vereceği bir kart aracılığıyla alış-veriş yapması, üstelik bu alış-verişle Şeriatın İbadetini yapmaya çalışması kesinlikle caiz değildir. Velev ki Laik Rejimin Hıyanet işleri Başkanı cevaz verse; kapitalist düzenin din bezirganları, Bel'am'ları onay verse de bu böyledir.

    Kredi kartı kullanılmasına, üstelik Kurban kesilmesine onay veren Saray Mollalarının; dini, laik kapitalist rejime entegre etme girişimlerinde, bu ilk değildir. Yıllar önce univeriste okuyan kızlara baş açma fetvası mı verilmedi, Cuma hutbelerinden laik rejime vergi vermenin kutsiyeti(!) mi höykürtülmedi, Kurban bayramında hayvan kesmek yerine, fakirlere para bağışı mı yaptırmadılar, Kurban derilerini Şarapsever Türk Hava Kurumu'na mı toplatmadılar...

    Kredi kartının sanki kendisi caizmiş, ekmek alabiliyormuşsun gibi de; bir de Kurban kesebilirsiniz diye fetva veriyorlar(!). Faizin tehlikesinden, günümüzdeki etkisinden oldukça uzak, kaygısız ve umursamaz bir tavırda, makam ve mevkiler uğruna incelemeden, harama helal diyen fetvalar verilebiliyor. Gününü geçirmezsen (son ödeme tarihine kadar ödersen) bir sakınca yoktur demekle insanların aklını karıştırıp, dikkatleri takvime çekerek, necis olan faizin çeşitli yönlerini setretmektedir.

    Kart Gününde Ödense Ve Çekilse Dahi Dolaylı Yoldan Faize Bulaşılmaktadır :
    Mesela ;
    4. ayın 1 inde 50 ytl lik kart ile alışveriş yapan bir müşteri diyelim ki son ödeme tarihi 4. ayın 25'idir . Son gün götürüp borcunu yatırıyor .

    Esnaf ise sattığı 50 ytl lik malın parasını ancak 5. ayın 10 unda alabiliyor .
    Dolayısıyla bu alış verişten dolayı banka hiç bir sebeb yok iken bu imkanı sağladığı ve böyle alış veriş yapanların yüzünden 15 gün boyunca alışveriş taraflarının yatırmış ve çekilmek üzere bırakılan o parayı Allah ve Rasulune harb açan faizli kurumunda (banka) kullanma hakkına kavuşmuş olur.
    Böylece hem alan hem satan faiz kurumlarına paralarını mahkum ettikleri için destek vermiş olmaktadırlar.
    Bir de esnafın sattığı malın parasını gününden önce alma durumu söz konusudr. O zaman ise banka vereceği 50 tl yerine çektiği erken güne göre misal 42 ytl verir. Böylece çağdaş tefecilik icra edilmiş faize bulaşılmış olur.
    Bunda kartla alış veriş yapan kişi benim suçum yok diyemez. Çünkü alışverişler iki taraf arasında gerçekleşmektedir.

    Zaten bir de son ödeme gününde ödeyemezse o zaman da birde gecikme faizi uygulanır ki dolayısıyla her türlü necis yuvaları olan faiz kurumlarına destek verilmiş ve bulaşılmış olunur .
    Ayrıca , Kart ve post sahiplerinin yüzünden bu medeni(!) bina sahibi tefeciler, küfür devletlerinden mudi'leri adetince para yardımı almaktadırlar. Ayrıca bu şekilde bir alış veriş durumunda, Kredi kartıyla Kurban alan veya satan kişi ölebilir, parayı ödeyememiş veya teslim alamamış olabilir.
    Muslumanlar, Kapitalist düzenin gönüllü köleleri gibi yaşayamaz. İslami yaşamın güzel hasletlerinden biri olan Karz-ı hasen, veya karşılıklı borç verme etkinliği olmasına rağmen; Dar'ul Harbin sakini olan muslumanlarda, İslami hayat yok oldukça, hali vakti yerinde olmasına rağmen, o anda parası olmayan kişi bile, yakınından, eşinden, dostundan borç isteyip kurban kesemez hale gelmiş; böylece sunnet olan bir ibadeti ( Hanefi mezhebi haric cumhura göre kurban kesmek sunnettir) yapabilmek için, kendisini Harama girmek zorunda bırakmıştır. Halbuki Allah'a (c.c.) yaklaştırması niyetlenen "Kurban"ın, Faiz kurumlarına yaklaştırır olmuştur.

    Sonuç olarak; Kredi kartıyla alış-veriş caiz olmadığı gibi, ibadet için Kurban da alınamaz. Ayrıca Kredi kartıyla alış veriş yapanların Bonus'unda biriken para ve Kredi kartıyla alınan Kurban alış verişin biriken Bonus'u da zaten haramdır!




    Sahabeden Osman b. Affan (r.anh)’ın rivayetine göre
    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Bir kul her günün sabahında ve akşamında üç defa;

    [​IMG]

    بِسْمِ اللّٰهِ الَّذي لاَ يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي اْلأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَآءِ وَهُوَ السَّميعُ الْعَليمُ

    Okunuşu: “Bismillâhillezî lâ yedurru ma’asmihî şey’un fil-ardi velâ fis-semâi ve huves-semî’ul-‘alîm.”
    Anlamı:
    Adı anıldığı zaman gerek yerde gerekse gökte

    hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla! O, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilendir, derse ona hiçbir şey zarar vermez, görülmedik kaza ve belâ ona isabet etmez
    .”
    (Ebû Davud, Edeb, 110; İbn Mâce, Dua, 14; Tirmizî, De’avât, 13)
  2. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    Kurban Kesimi (Komik)






    [​IMG]
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 1 Temmuz 2014
  3. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    [​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG]
    [​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG][​IMG]
    [​IMG]

    1466430084.jpg
  4. nureddin_79

    nureddin_79 Islam-TR Üyesi

    Selamun aleykum akhi. Bu son kelimede bir yanlışlık var galiba. Müşriklerin kestikleri, puta olsada olmasada yenmez, bu haddi aşmak değildir. Ehli kitap bundan müstesna. Galiba ''yenmez'' yerine ''yenir'' olacaktı ?
  5. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    Âeykum selam we rahmetullah kardeşim .

    İnşeallah şu yazıyı okursan meseleyi anlayacağını umuyorum :

    -------------------------------------------------



    Aişe (r.anha)'dan rivayetle:
    “Rasulullah (s.a.v)'e "Yeni müslüman olmuş bir topluluktan bize et getiriyorlar. Fakat biz bunların besmele çekip çekmediğini bilmiyoruz. Ne yapmamızı emredersin?" diye sorduk.
    Rasulullah (s.a.v) "Siz besmele çekip yiyin". buyurdu.”


    Eğer besmele çekmek illet olsaydı baştan çekilmesi şart olurdu. Çünkü usulen illetin tahakkuk etmediği yerde hüküm uyğulanmaz.

    ”Yine Şafiler, Ahmed ve Malikilerin bir görüşüne göre hayvan keserken besmele çekmek sünnettir.
    Delilleri ise .... "ancak yetişip sizin kestikleriniz müstesna" ayitidir.
    Çünkü burada kestikleriniz denilmiş besmele zikredilmemiştir. Bundan dolayı da besmele çekmek şart değildir.”( )

    “Besmelenin illet olduğunu iddia eden kimseye şöyle sorarız. Muşriklerin gerçek ibadete layık olan ilaha inandıklarını iddia edebilir misin?
    Müşrikler besmele ile hayvanı keserken eşi benzeri olmayan ilahı mı kastederler yoksa güncel hayatlarına müdahale etmeyen eş koştukları ilahı mı kastederler?
    Eğer gerçek ibadete layık olan ilahı kastederler derse müşriklerin müslüman olduğunu söylemiş olur. Şayet eş koştukları ilahı kastederler derse kendi kendini yalanlamış ve ALLAH (c.c) layık olmadığı sıfatlarla anmayı caiz görmüş olur ki bunun hükmü açıktır. Şayet bu kimse bu ayırımı bilmiyorum derse kendisine izah edilir.”

    “Oysa günümüz müşrikleri hukuki işlemlerde ceza meselelerinde kanun ve yasa koymada güncel hayatlarına müdahale etmeyen sadece göklere hükmeden bir ALLAH inancına sahiptirler. Böyle bir ilaha inanıp amel ve yaşantılarında böyle bir ilahı kastetmeleri apaçık küfürdür.”

    İbn-i Abbas (r.a) şöyle buyuruyor:
    Kesim sırasında besmeleyi unutanın kestiğinin yenmesinde bir beis yoktur.”( )
    Celal Belkini ve diğerleri de bunu kebairden saymış ve “Üzerine ALLAH 'ın adının anılmadığı kesilmiş hayvanları yemeyin.” Bunu yapmak fısk (ALLAH 'ın yolundan çıkmak)tır. Enam: 21 ayet-i celilesiyle delil çıkarmıştır.

    “Diğer ayeti celil-e de açıkca veya yoldan çıkarak ALLAH dan başkası adına kesilen hayvandan En’am 165 bu ayet ile semelesi terk edilenlerin yenilebileceği anlatılmıştır.”
    (Şafiler de besmele terk edilebilir fakat Hanefilerde bilerek ve kasten terk edilirse kesilen murdardır yenmez.)

    ”Bu ayetin tefsirinde İbn Abbas (r.a) şu sözlerle teyyid etmiştir.
    İbn Abbas (r.a) der ki: Bundan maksat ölü hayvan süsmekle öldürülen bir de..... Dikili taşlar üzerine boğazlananlar dır. Maide:3 ”
    ”Kelbi de Besmele çekilmeyen veya ALLAH ’dan başkası adına kesilendir demiştir.”

    ”Ata ise Putlara kurban olarak kesilen hayvanların etini yemekten nehy etmiştir.”
    ”Ayetin manası ALLAH 'ın adı ilekesilmeyen ölü hayvanlardan yemek fısktır yani yoldan çıkmaktır.Diyenlerde olmuştur.”
    Doğrusu şeytanlar sizinle tartışmaları için doslarına fısıldarlar. En’am:”

    İbn Abbas (r.a) bu vesveseyi şöyle anlatır:
    ”O insanlardan olan dostlarına fısıldar ve der ki: Nasıl olurda sizin taptığınız ALLAH ’ın öldürdüklerini yemezsiniz de kendi öldürdüklerinizi yersiniz:”
    İşte onun bu vesvesesini reddetmek üzere ALLAH ’u Teala Eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz siz müşrik olursunuz. En’am: 121
    Yani ölü hayvanın murdar etini helal kabul etmekle şeytanlara uyarsınız muhakkak ki siz müşriklerden olursunuz.” Buyurmuştur.
    Zeccac diyor ki: ”Bundan şu netice çıkıyor: Din’de zaruri olarak bilinen ve üzerinden icma bulunan bir harama helal veya bir helale haram demenin şirk olacağıdır.”
    ”Şayet besmelesiz kesilenin haram olduğunda bir nas gibi olduğu halde siz müslümanın besmelesiz de olsa kestiğinin helal olduğuna nasıl hükmettiniz? derseniz.
    Deriz ki: Üzerine ALLAH ’ın adı anılmayan hayvandan yemeyin mealindeki. Ayet-i celileyi tefsir eden müfessirlerin hepsi bundan murad ölü olan hayvanlardır demişlerdir.”
    ”Müfessirlerin hiç biri müslümanın besmelesiz kestiği haramdır dememiştir.”
    Bu ayetin ölü hayvan hakkında olduğununun delillerden birisi de ALLAH ’u Teala’nın Eğer onlara (şeytanlara) itaat ederseniz şüphesiz siz müşriklerden olursunuz, buyurmasıdır. Zira besmeleyi terkedenin kestiğinin yenip yenmemesi imamlar arasında ihtilaflıdır. Bu ihtilaf sebebiyledir ki kendi mezhebinde haram olsa da bunu yiyen fasık olmaz belki haramdır diyenlere göre ancak zahir olabilir. Bunun diğer bir delili de münazarada ölü hayvan hakkında olup besmelesiz kesen müslüman hakkında olmadığında müfessirlerin ittfakı vardır. Alah’u Teala’nın Eğer onlara (şeytanlara) itaat ederseniz şüphesiz siz müşriklerden olursunuz. Buyruğu da yine müslümanın besmelesiz kestiği hayvan hakkında değil murdar olarak ölen hayvanın etini helal kabul etmek hakkındadır. Vahidi ve diğerleri bunu böyle açıklamışlardır.
    Yine Vahidi senedleri ile rivayet ettiği hadislerin bazılarında ise sehven olsun kasden olsun besmeleyi terketmekte bir sakınca olmayıp bu durumda kesilen hayvanın etinin helal olduğu ifade edilmektedir.
    Boğazlanan hayvanın haram yapan ALLAH ’ın ve Muhammed’in adı ile kesiyorum diyerek hayvanı boğazlamaktır. Bir de kitabı’nin, kilise, Musa ve isa adına kesmesidir. Müslümanın Kabe’ye peygamber veya bir sultana karşı kurban kesmesi de aynıdır. Bunların hepsi haram’a iyleşmesi kebiredir. Tabi bunların kelimeleri şerefine veya ALLAH ’a şükranen veya birisinin gönlünü almak veyahut ALLAH ’u Teala’nın kendisini koruması için, ALLAH rızası adına kurban kesmek böyle değildir, bunlarda haramlık yoktur.( )

    Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “Kesim sırasında ALLAH’ın adını zikretse de zikretmesede müslümanın kestiği helaldir.”( )
    İbn Abbas şöyle dedi: “Bir müslüman ALLAH ’ın ismini anmadan bir hayvan keserse onun etinden yiyin! Çünkü “muslim” kelimesinde ALLAH ’ın isimlerinden bir isim (olan Selam) vardır.”( )

    İmamlar (ALLAH ’ın rahmeti üzerlerine olsun) bu konuda üç değişik görüş öne sürmüşlerdir.

    1) Bir grup şöyle demektedir: Bu durumdaki hayvanın, ALLAH ’ın adı ister bilerek, ister unutularak terkedilmiş olsun, yenilmesi helal değildir.

    Bu görüş İbn Ömer, kölesi Nafi, Amir es-a’bi Muhameed b. Sirin’den rivayet edilmiştir.
    Aynı görüş İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel’den de rivayet edilmiştir. Bu rivayetleri İbn Hanbel’in bağlılarından önceki ve sonraki bir grup alim de desteklemiştir. Ebu Sevr ve Davud ez-Zahiri’nin tercihide bu yöndedir. Aynı şekilde Şafii mezhebinin sonraki alimlerinden Ebu’l-Futuh Mahammed b Muhammed b. Ali et-Tai, “Erbain” adlı kitabında bu görüşü seçmiştir.
    Bunlar kendi görüşlerine yukarıda geçen ayet ve avlanma ile ilgili şu ayeti delil olarak göstermişlerdir.
    Öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için yakala-dıklarından da yiyin ve onları ava salarken üzerlerine ALLAH ’ın adını anın.” (Maide: 4)
    Sonra bu görüşü, “Bunu yapmak ALLAH ’ın yolundan çıkmaktır.” ayeti de vurgulamaktadır.
    Ayetteki zamirin “yeme” anlamına geldiği gibi, “ALLAH ’dan başkası adına kesme” anlamını taşıdığı da söylenmiştir. Üstelik Adiy b. Hatem ve Ebu Sa’lebe’den rivayet edilen hadisleri Buhari ve Muslim’de yer almaktadır.
    Rafi b. Hadic’in rivayet etteği hadis de şöyledir:
    ALLAH ’ın adı anılıp da kanı akıtılanları yiyiniz.” (Bu hadis de aynı şekilde Buhari ve Muslim’de yer almıştır.)

    2) Konuyla ilgili ikinci görüşe göre, kesimde besmele şart değildir. Sadece iyi karşılanan (mustehab) bir davranıştır. Bilerek ya da unutarak kişinin besmeleyi terketmesinin bir zararı yoktur.
    İmam Şafii (ALLAH rahmet eylesin) ve arkadaşlarının görüşü böyledir.
    İmam Ahmed’in kendisinden İbn Hanbel’in naklettiği bir rivayeti de aynı yöndedir.
    İmam Malik’ten de böyle bir görüş gelmiştir. Rivayeti İmam ve Ata b. Ebu Rebah’tan da benzeri görüşler anlatılmıştır. En iyisini ALLAH bilir.
    İmam Şafii (ALLAH rahmet eylesin)Kesilirken üzerinde ALLAH ’ın adı zikredilmeyen hayvanları yemeyin. Bunu yapmak ALLAH ’ın yolundan çıkmaktır” ayetini yoldan çıkarak, üzerine ALLAH ’tan başkasının adı zikredilmek suretiyle kesilen hayvanın yenmesi haramdır. “(En’am: 145) ayetinin de bu anlama geldiğini belirtmiştir.

    İbn Cureyc, Ata’dan gelen bir rivayete dayanarak:
    Üzerine ALLAH ’ın adı zikredilmeyen hayvanları yemeyin” ayetiyle ilgili olarak şunları söylemiştir.
    ALLAH Kureyş’in putlar için kestikleriyle, Mecusilerin kestiklerini yemeyi yasaklamıştır.” İmam Şafii’nin benimsediği bu gürüş güçlüdür.

    İbn Ebi Hatem babasından, Yahya b. Mugire’den, İbn Cerir’den, Ata, Said b. Cubeyr ve İbn Abbas’tan:
    Üzerine ALLAH ’ın adı zikredilmeyen hayvanları yemeyin” ayetiyle ilgili olarak anlatılanlar için şöyle demektedir:
    Bu, ölü hayvandır. Bu görüş Ebu Davud’un mursel hadislerine dayandırılmıştır. Nitekim Sevr b. Yezid, tabiilerinden birisi olan Suveyb b. Meymun’un kölesi Salt es-Sedusi’den böyle bir hadis rivayet etmiştir.
    Hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    ALLAH ’ın ismini ansın, anmasın müslümanın kestiği helaldir. Çünkü müslüman andığında ALLAH ’tan başkasının adını anmaz.
    Bu mursel hadis, Darekutni’nin İbn Abbas’tan rivayet ettiği şu hadisi desteklemektedir:
    Müslüman, ALLAH ’ın ismini zikretmeden de kestiğini yesin. Çünkü müslümanda ALLAH ’ın isimlerinden biri yer almaktadır.”

    3) Bu görüşe göre kişi kesilen hayvan üzerine besmele çekmeyi unutursa, bu zarar vermez. Eğer besmeleyi bilerek terkederse, kesilen şey helal olmaz.
    İmam Malik ve Ahmed, b. Hanbel’in meşhur görüşleri budur. Ebu Hanife ve arkadaşlarıyla İshak b. Rebeveyh bu görüştedirler. Görüş, Hz. Ali İbn Abbas, Said b. el-Museyyeb, Ata, Tavus, Hasanu’l-Basri, Ebu Malik, Abdurrahman b. Ebu Leyla, Cafer b. Muhammed, Rabla b. Ebu Abdurrahman tarafından dile getirilmiştir.( )

    Malikiler dediler ki: “Av köpeğini av üzerin gönderirken besmele çekmek şart olduğu gibi, gerek bağozlama gerek nahr şeklinde normal kesimlerde de besmele şarttır. Yalnız bu şart müslümanları ilgilendirir. Kitap ehli kimselerin besmele çekmeleri şart değildir. Besmeleden maksut, özellikle “Bismillah” demek olmayıp sadece ALLAH ’ı anmaktır. Ama en faziletlesi “Bismillahi vALLAH ü ekber” demektir.( )

    Besmeleyi Şart Görmeyen Şafii’nin Delilleri:

    Şafii (r.a) şöyle demiştir: “Ayetteki bu yasak, putlar adına kesilen hayvanlara muhsustur.
    Bunun böyle olduğunun delili şunlardır:

    a) ALLAH Teala’nın “Çünkü bu, muhakkak ki bir fısktır” buyruğudur. Müslamanlar, hayvanı keserken besmeleyi terkeden müslümanın kestiği hayvanın etini yemenin bir fısk (günah) olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir.

    b) ALLAH Teala’nın “Hakikatte şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına mutlaka telkinde bulunurlar” ifadesi, bu mücadele ancak meyte (leş) meselesi üzerinde olmuştu.
    Rivayet edildiğine göre, müşriklerden bir kısmı müslümanlara, “Doğan kuşunun ve köpeğin yakalayıp öldürdüğü avı yiyorsunuz, Ama ALLAH ’ın öldürdüğünü yemiyorsunuz” demişlerdi.
    İbn Abbas (r.a) yine o müşriklerin “Kendinizin öldürdülerini yiyorsunuz, ama ALLAH ’ın öldürdüklerini yemiyorsunuz.” dediklerini rivayet etmiştir.
    Binanealeyh ayette bahsidilen bu mücadele ve münakaşa, meyte eti yeme ile ilgilidir.

    c) Alah Teala’nın, “Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz ki siz de müşrik olur çıkarsınız.” buyruğu.
    Bu ifade de, putlar adına kurban edilen şeylerle ilgilidir. Yani “Eğer putlar adına kesilen o hayvanların etini yemeye razı olursanız bu, sizlerin de o putların ilahlığına razı olduğunuz manasına gelir. Bu ise şirki gerektirir.” demektir.

    İmam Şafii sözüne şöyle devam eder:
    “Her ne kadar ayetin başı, sigası itibari ile umumi bir ifade ise de sonunda şu 3 kayıt yer aldığı için, bu umumi ifadeden hususi mana murad edilmiş olduğunu anlıyoruz.
    Ayetteki, “Üzerlerine ALLAH ’ın ismi anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu muhakkak ki bir fısktır.” ifadesi bu manayı güçlendirmektedir. Binaenaleyieh bu yasak bu işin bir fısk olması haline has kılınmış olur. Sonra, ALLAH ’ın kitabından, bunun ne zaman fısk olacağı meselesini araştırdık ve gördük ki bu fısk, ALLAH Teala’nın “De ki: “Bana vahyolunanlar arasında, yiyen bir kimsenin, yiyeceği için meyte, dökülen kan, domuz eti - ki bu şüphesiz bir pisliktir - veya (ALLAH ’a) itaat yolundan çıkarak ALLAH ’dan başkası adına keselin hayvanlardan başkasının yemenin haram olduğuna dair bir emir görmüyorum.” (En’am: 145) ayet-i kerimesinde açıklanmıştır.
    Binaenaleyh bu ayette fıskın, ALLAH ’dan başkası adına (yani onun adı anılarak) kesilen hayvan olduğu açıklanmıştır. Durum böyle olunca, ayettiki “Üzerlerine ALLAH ’ın ismi anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu, muhakkak ki bir fısktırbuyruğu ALLAH ’tan başkası adına boğazlanmış hayvanlarla ilgili olur.

    Bu hususta ikinci bir izah da şudur:
    Bu tahsis edici ifadelere tutunmayı bırakırız. Fakat deriz ki: “Niçin. “Bu meselede ALLAH ’ın isminin anılması söz konusu değildir.” diyorsunuz? Halbuki kesmede besmelenin şart olmadığının delili Hz. Peygamber (s.a.v)’den gelen şu hadis-i şeriftir:
    Müslüman ister (açıktan) söylesin, ister söylemesin, ALLAH ’ı zikir (hatırlama) hep müslümanla beraberdir. Onun içindedir.
    Binaenaleyh ayette geçen “zikretme” (anma) kalb ile anma manasına anlaşılır.

    Üçüncü bir izah yolu olarak da şöyle diyebiliriz:
    Farzet ki bu delil haram oluşu göstermektedir. Fakat bu mesele hakkında zikredilen diğer deliller de, bunun helal olduğunu göstermektedir. Bir meseledeki deliller birbiriyle çatışınca, helalliği ifade edenlerin tercih edilmesi gerekir. Çünkü yiyeceklerde aslolan helalliliktir.
    Yine bunu yemenin ve istifade etmenin helalliliğini gerektiren diğer bütün umumi deliller de delalet eder.
    Bu deliller, mesela, ”O (ALLAH ) yerede ne varsa hepsini sizin için yaratandır.” (Bakara:29) ayeti ile, “Yiyiniz ve içiniz.” (Araf: 31) ayetidir.
    Bir de bu duyularımız açısından da güzel kabul edilen bir husustur. Binanaleyh (bu kesilen hayvanın), Cenab-ı Hakk’ın, “Size bütün iyi ve temiz (şeyler) helal kılındı. “ (Maide: 5) ayetinden dolayı helal sayılması gerekir.
    Hem sonra bu bir maldır. Çünkü insanın gönlü bunlara meyleder. Rasulullah malları zayi etmeyi yasakladığı için, bunun etinin haram olmaması gerekir. Bu meselede yapılacak olan izahın tamamı budur. Bununla beraber diyoruz ki: Müslümana en uygun olan bundan sakınmasıdır. Çünkü ayetin zahiri manası kuvvetlidir.( )


    --------------------------------------------



    Aynı meselede Alaeddin Palevi hocanın şu açıklaması da benim kabul ettiğim (benimsediğim) görüştendir:





    — Malum olduğu üzere İslam âleminde küfrü mutlak hâkim olduktan sonra insanların çoğu ikrah olmaksızın küfrü gerektiren birçok söz ve fiili yaparak küfre girmektedirler. İnsanlar bir taraftan tevhid kelimesini ikrar edip, namaz kılıp, oruç tutmakta diğer taraftan ise tağutları destekleyerek tevhid kelimesini bozan fiillere bulasmaktadırlar. Böyle toplumların kestiğinin yenilip yenilmemesi günümüzde oldukça büyük tartısmalara neden olmaktadır. İnsanlar hayvan kesme konusunda üç gruba ayrılırlar.

    1. Hiçbir şirke bulaşmamış muvahhid Müslümanın İslam’a uygun olarak kestiği hayvanların eti âlimlerin icmasına göre yenilir. Şayet ehli kitap put üzerine kesmezse onların kestiği de icma ile yenilir.

    2. Muşrik ve mülhitlerin putların üzerine kestikleridir. Putların üzerine kesilen bu hayvanların etini yemenin haram olduğuna dair icma vardır. Zira Allah put üzerine kesilmiş hayvanların etinin yenilmesini haram kılmıstır.
    Üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır. Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, muhakkak ki, Allah'a ortak koşanlardan olursunuz.” (6, En’am/121)

    3. Sabiiler, Mecusiler ve muşriklerin İslami kurallar içerisinde kestikleri hayvanların etleridir. Bu şekildeki kesim hakkında âlimler arasında ihtilaf vardır. Âlimlerin büyük bir kısmına göre kesen kisinin Müslüman olması gerekir. Âlimlerin çoğunluğu sayet kesen kişi muşrik ise, ister put üzerine kessin isterse de Allah’ın ismini anarak İslami usullere göre kessin bu etin yenilemeyeceği görüsünü kabul etmistir.
    Fakat İmam Şevkani(rahimehullah) söyle der:
    “Kesen kisi eğer hayvanı keserken put üzerine değil de Allah’ın ismini anıp İslami usullere göre keserse bu kestiği yenir. Yenilmez diyenlerin elinde hiçbir delil yoktur. İddia edilen icma ise putlar üzerine kesilenler hakkındadır.”
    (Seylu-l Cerrar sy: 64)

    Şafi alimleri, Sabilerin ehli kitaba benzemesi durumunda kestiklerinin yenilebileceğini bunun tersi bir durumda ise kestiklerinin yenmeyeceğini söylerler. Hanefi alimlerine göre Sabilerin kestikleri mutlak surette yenilirken Maliki ve Hanbeli alimlerine göre de sabilerin kestikleri mutlak surette yenmez.
    (Mevsuatul Fıkhıyye, Nikâh babı)

    Benim (Alaeddin Palevi) düşünceme göre namaz kılıp, oruç tutan ve İslamın birçok ahkâmını uygulayan ancak küfür ve küfür ehlini destekleme neticesinde sirke giren kişilerin İslami usullere uygun olarak kestikleri hayvanların eti yenilir. Çünkü bu kimseler putların üzerine kesmiyorlar, besmele çekiyorlar ve baskasının adını da anmıyorlar. Bununla beraber kendilerini semavi bir kitaba nispet ediyorlar, kesimlerini ise İslamî usullere uygun kesiyorlar.
    Bu konu hakkında önyargılardan uzak bir sekilde düsünürsek zamanımız müşriklerinin, Rasulullah’ın zamanındaki ehli kitapla ortak özelliklere sahip olduğunu görürüz. Zaten Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde “Muşriklerin kestiği yenilmez ama ehli kitabın kestiğinin yenilir” denilmesinin sebebi de budur. Zira o dönemde yasayan ehli kitap semavi bir kitaba intisap etmisti. Kestikleri hayvanları, önceden gönderilmiş peygamberlerin seriatına uygun bir sekilde ve hepsinden önemlisi Allah’ın ismini anarak keserlerdi ve kesinlikle putlar üzerine kesmezlerdi. Bu özellikler ise o devrin müşriklerinde yoktu. Onlar hayvanı keserken Allah’ın ismi yerine putların isimlerini anarlardı. Benim görüşüme göre burada illet hayvanı kesen kisinin dini değil kesim yöntemidir. Çünkü ehli kitap “Yahudiler -Uzeyir Allah'ın oğlu- dediler. Hıristiyanlar da -Mesih Allah'ın oğlu- dediler” (9, Tevbe/30) ayeti gereğince o zamanın müsriklerinden daha büyük bir sirkin içindeydiler. Oysa muşrikler Allah’ın birliğine inanır, teslisi red ederlerdi. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in seriatından kendilerine ulasan kısmıyla amel ederler ve kendilerini Müslüman kabul ederlerdi.
    Fahreddin Razi meşhur tefsirinde Tevbe Suresi’nin 31. ayetine dair yaptığı açıklamada kitap ehlinin şirk konusunda diğer müşriklerden daha şedid olduğunu söylemektedir.

    Müşriklerin kestiğinin hiçbir durumda yenilmeyeceğini söyleyen kimsenin Kur’an ve Sünnetten delil getirmesi gerekmektedir.
    Eğer delil olarak “Üzerlerine Allah'ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin” ayetini getirirlerse, ayette bahsedilenin Allah’ın ismi anılmadan putların üzerine kesilenler olduğunu söyleriz.
    Yine aynı sekilde “kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir” (5, Maide/5) ayetini delil getirerek “Allahu Tealâ bize ehli kitabın kestiğinin helal olduğunu söylemektedir.
    "Muşriğin kestiği haram olmasaydı buna gerek kalmazdı” denirse bu görüsün sakatbir görüs olduğunu söyleriz. Zira ayetin zahiri öncelikle ehli kitabın kestiğinin helal olduğunu söylemektedir. Ayette müsriklerin kestiklerine dair bir ifade yoktur. Bununla beraber usul ilminde alimlerin çoğuna göre özellikle lakaplarda mefhumu muhalife itibar edilmez.
    Müsriklerin putlar üzerine kesmediklerinin yenilebileceği hakkında benim görüsüm budur ve beni bağlar.
    Bir kimse çıkıp “Mezhep alimlerinin hemen hemen tamamına göre müsriklerin kestiği hiçbir durumda yenmez. Onun için ben İslami usullere uygun da olsa müsriklerin kestiğini yemem” diyebilir.

    Baslangıçta da belirttiğim gibi bu konu oldukça ihtilaflıdır. Bundan dolayı Müslümanların sadece kendi görüslerini doğru kabul etmeleri, karşı görüsü ise yanlış görüs kabul ederek fırkalasmaları caiz değildir.
    Bununla birlikte bir olay üzerinde fetva boyutu farklıdır takva boyutu farklıdır. Şüpheli seylerden kaçınmak ise takvadandır.
    İhtilafın olduğu konularda kisiler konu üzerinde kendilerince en sahih olan görüsü kabul etmekte serbesttirler. Ancak kisinin ihtilaflı bir meselede sadece kendi görüsünü doğru görüs olarak nitelendirmesi, karşıt görüş sahiplerini ise küfür ve fıskla suçlaması ciddi bir hatadır. Ve maalesef günümüzde Müslümanların en çok hata ettikleri nokta burasıdır. Tarih boyunca üzerinde birçok ihtilafın olduğu bir mesele hakkında “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirdirler” diyerek Müslümanları tekfir etmek, muhalif düsünce sahiplerine buğzetmek, kâfirlerden daha çok onlara düsmanlık yapmak günümüzün en yaygın hastalıklarındandır. Bundan kesinlikle kaçınmak gerekir.
    Burada hatırlatmak istediğim diğer bir husus ise sudur:
    Müslümanlar özellikle içinde yasadıkları toplumun durumunu olabildiğince göz önünde tutmalıdırlar. Sirkin mutlak olarak hakim olduğu beldelerde oldukça titiz ve dikkatli davranmak gerekir. Zira böyle toplumlarda fertlerin haram/helal ayrımına özen gösterdiklerinden bahsetmek mümkün değildir. At etinin inek eti diye satılması, tavukların elektrikle soklanarak öldürülmesi ve üzerine de “İslami Usullere Göre Kesilmistir” yazılması pekâlâ mümkündür. Bundan dolayı Müslüman bir ferdin dinini ve ırzını koruma adına süpheli gördüğü her durumdan uzak kalması en sahih olan yoldur.

    Alaeddin Palevi : Mühim Soruların Cevabı ; S: 168 - 171
  6. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    Sünnet- vacib ibadeti Haram işleyerek yerine Getirmek!


    Diyanet'in faizle kredi veren bankalardan kurban kredisi kullanılmasını onayladığı öne sürülüyor.
    16/11/2009
    [​IMG][​IMG]


    Bankalar yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde düzenledikleri kampanyalarla tüketici kredisi faizini iyice düşürürken, Diyanet'in de krediyle kurban alımına oyan verdiği öne sürüldü.
    Bankaların kredi ile kurban kredisi verme yarışına Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan da onay çıktı.
    Bankalar, Kurban Bayramı tüketici kredisi faizlerini 1 yıl vadede 0.49 puana kadar çekti

    Bankalar yaklaşan Kurban Bayramı öncesinde düzenledikleri kampanyalarla tüketici kredisi faizini 1 yıl vadede 0.49'a kadar çekti. Hazırladıkları 'Bayram Kredisi' paketlerini tüketicilere sunmaya başlayan bankalar 36 aya kadar uygun faizli kredi seçenekleri sunuyor.
    İşte bankaların kredi seçenekleri:

    • İş Bankası: 'Geleneksel Bayram Kredisi' ile müşterilerine aylık yüzde 0.55 faiz ya da peşin komisyon ödeyerek faizsiz 5 bin liraya kadar, 10 ay vadeli kredi olanağı tanıyor. Banka 10 bin lira ve 36 ay vadeye ise yüzde 1.20 faiz uyguluyor.

    • Halkbank: 'Altın Hediyeli Bayram Kredisi' ile 5 bin liraya kadar krediye yüzde 0.50 faizle ve 12 vadeyle kullanılabiliyor.

    • Yapı Kredi Bankası: Aylık yüzde 0.52'den başlayan faiz oranıyla kredi kullandırıyor. Herhangi bir masraf veya komisyon ödemeden, sadece faiz ödeyerek kullanılabilen masrafsız bayram kredisi ise 10 bin liraya kadar yüzde 1.59 faiz oranı ile 24 ay vadede alınabiliyor.

    • Şekerbank: Kampanyada, maksimum 5 bin lira kredi talepleri için 3-12 ay vadeye yüzde 0.49, 13-24 ay vadeye yüzde 0.79, 25-60 ay vadeye ise yüzde 1.04 faiz uygulanıyor.

    • Garanti Bankası: 174 lira taksitli yüzde 1.09 faizli 5 bin lira kredi ya da yüzde 0.49 faizli 12 ay vadeli 3 bin lira sunuyor. 10 bin lira ve 60 aya kadar sunduğu kredilerinde yüzde 1.25 uyguluyor.

    • Akbank: 20 bin liraya kadar yüzde 1.10 ve 110 lira masrafla kullandırıyor. 24 aya yüzde 1.1 faiz uygularken, 36 aya kadar verdiği kredide yüzde 1.20'ye yükseltiyor
  7. ABDULHAK

    ABDULHAK Üye Yetkili Kişi Site Admin

    Ruyet-i Hilale göre Kurban bayramının 1. günü (Zilhicce ayının 10) 27 Kasım Cuma günüdür.
    Müslümanların bayramını şimdiden kutlar, kurbanların kabul olmasını Rabbimden diliyorum.



    Her bayramda olduğu gibi Ümmetin oluk oluk kanının akıtılıp kurban edildiği zamanımızda, müslümanların vakar ve edeble bayramlaşması , Ebu garibleri, Guantanamoları, Kandıra F Tiplerini ve bilumum Cihad beldelerindeki mazlumları ve mucahidleri en azından dualarımızda unutmadan bayramı (ve ömrü) geçirmeye çalışalım .

    Bayramınız mubarek olsun

    [​IMG] [​IMG]
  8. IsLaM4eVeR

    IsLaM4eVeR لا اله الا الله - Lâ ilahe illallah Yetkili Kişi Site Admin

    Baya ayrıntılı bir konu oldu Allah razı olsun Abi.
  9. eL_Muhacir

    eL_Muhacir Cemaat cihad için,cihad cennet içindir !!! Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    Bu hadise göre bayram cuma gününe denk gelirse (cuma namazı yerine öğle namazı eda ediliyor değil mi ? doğrumu anladım acaba ?

    Bunu bilmiyordum Elhamdulillah öğrenmiş oldum


  10. التوحيد

    التوحيد Üyeliği İptal Edildi

    ? nasıl yani
    bu konuda alimlerin görüşleri varsa onu da görmek isteriz mümkünse
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.