Çözüldü Kur'an-ı Kerim Ve Hadisi-i Şeriflerin Toparlanıp Yazılması

Konu, 'Kur'an-ı Kerim / Ayet - Tefsir' kısmında Abu Jafar tarafından paylaşıldı.

  1. Abu Jafar

    Abu Jafar Üyeliği İptal Edildi

      
    1. Sorum:

    Kur'an ne zaman yazildi ve ne zaman Mushaf olarak birlestirildi? Ve kimler yazdi? Kaynakli lütfen ve tarihli olsada cok güzel olurdu.

    2. Sorum:

    Hadis ne zaman baslandi yazilmaya? Ve kimler yazdi?

    Hadisin yazilmanin yasakligi üzeri de bilmek isterdim.

    Bu konular üzeri Türkcede kitablar mevcut mudur?
  2. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin Forum Yöneticisi

    Kur'an-ı Kerim'in Ne zaman Yazıldı, Toparlanıp Mushaf Haline Getirildi ?

    Peygamber efendimiz (a.s.v.), inen vahiyleri özel katiblerine kaydettiriyor, buna mukabil Kur'an ile karışmasın diye kendi sözlerinin kaydedilmemesini ashabından istiyordu.

    Kur’an-ı Kerim 42 vahiy katibi tarafından yazılmıştır. En meşhurları Mekke'de Abdullah b. Sa'd; Medine'de ise Ubey ibni Kab'dır.
    Kur’an ayetleri kağıt, bez, deri parçaları, taş, tuğla, kürek kemikleri üzerine yazılmıştır. Her Ramadan ayında nazil olan vahiy kısımlarını (Kur'an'ı Kerim'i) baştan sona Cebrail'e arz ediyordu. Karışıklığı önlemek için de gelen vahyin nereye konulacağını belirtiyordu. Peygamber Efendimiz hayatta olduğu sürece vahiy devam ettiğinden, Kur’an metni, iki kap arasında mushaf haline getirilemezdi. Böyle yapılmış olsaydı sık sık değişiklik yapmak, araya girecek birkaç ayeti yerleştirmek için, ikide bir çok sayıda yazılmış metni imha etmek mecburiyeti hasıl olacaktı. Diğer taraftan Kur’an metni birçok hafız tarafından ezberlenip devamlı surette okunuyor ve ashabın bir kısmının nezdinde yazılı nushalar da bulunuyordu. Üstelik Hz. Peygamber gibi bir teminat mercii vardı. Bu yüzden metnin muhafazası konusunda endişeye sebep yoktu.

    Ayrıca El-Hakim (Ö 405-1014) Mustedrak’inde “Kur’an metninin biraraya getirilmesi 3 defa yapılıp, birincisi Rasulullah’ın huzurunda olmuştur” dedikten sonra, bu hükmüne esas teşkil eden şu hadisi, Zeyd İbn Sabit’den (Buhari ve Muslim’in rivayet şartlarını taşıyan bir senedle) nakleder.
    Zeyd diyor ki: “Biz, Peygamber’in huzurunda Kur’an’ı birtakım parçalardan telif ediyorduk (topluyorduk).”
    Beyhaki bu hadis hakkında: “Kanaatimce bundan maksad, birkaç ayrı defada indirilen ayet gruplarını, Peygamber’in nezâretinde sureler halinde derlemektir” demektedir.

    Şu halde vahyi tamamlanan sureleri peygamberimiz, mevcut en uygun malzemeye, birtakım sahifeler halinde temize çektirip muhafaza ediyordu. Peygamberimizin hayatında birçok sahabi Kur’an’ı hem hafızalarında hem de sahifelerinde toplamış bulunuyorlardı. O’nun ahirete irtihali üzerine Ali derhal evine kapanmış, “Kur’an’ı cemetmedikçe Cumua namazına çıkmak hariç, ridamı giymemeye yemin ettim” diyerek, sözünü yerine getirmiş, Kur’an’ı cemetmedikçe Ebu Bekir’e biat etmemişti.


    Ebubekir (r.anh) Döneminde, Kur'an'ın Mushaf Haline Getirilmesi :

    Peygamber’in vefatından sonra ilahi rehber Kur’an metninin, ummetin icmaından geçmek suretiyle, tek kelimesinden şubhe edilmeyecek tarzda; kıyamete kadar hiç kimsenin itiraz edemeyeceği tarzda toplanması gerekmişti.
    Zeyd İbn Sabit diyor ki: “Yemame Savaşında ashabın öldürülmesini muteakib, Ebu Bekir beni çağırttı. Yanına vardım. Ömer de orada idi. Ebu Bekir bana dedi ki: 'Ömer bana gelip dedi ki': “Yemame ‘de Kur’an hafızları çok zayiat verdi. Bu gibi vakalarda hafızların ölmeleriyle Kur’an’ın birçoğunun zayi olmasından endişe ederim. Bana kalırsa Kur’an’ın cem edilmesi için bir emir çıkarman gerekir.”
    Ben de Ömer’e şöyle cevap verdim: “Rasulullah’ın yapmadığı bir işi nasıl yapabilirsin?”,
    Ömer: “Vallahi bu hayırlı bir teşebbüstür, dedi.”
    Sonra bu iş üzerinde o kadar durdu ki, bana söyleye söyleye neticede Allah kalbime bu işi yatırdı, ben de onun görüşünü benimsedim.”
    Zeyd devamla diyor ki: “Ebu Bekir bana dönüp şöyle dedi: “Sen genç, dinç, zeki bir adamsın. Kimse ittiham edemez. Zaten Rasulullah’ın da vahiy katibi idin. Kur’an metnini topla.
    Vallahi bir dağı yerinden nakletmemi isteselerdi, Kur’an’ı toplama mes’uliyeti kadar bana ağır gelmezdi.”
    Neticede Kur’an’ı hurma dallarından, yassı taşlardan ve insanların hafızalarından derlemeye başladım.” (Buhârî, "Fezâ'ilu'î-Kur'ân", 3, 4, "Tefsir", 9/20, "Ahkâm", 37; Tirmizî, "Tefsir", Tevbe 10/16 (hadis no: 3102) Kaynakların ittifakla bildirdiğine göre, Ebu Bekir, Zeyd’e asla hafızasına güvenmemesini, her ayet için 2 delil olmak üzere, 2 şahıstan yazılı nusha aramasını emretti. Bu iş için Zeyd, Ömer’in yardımını şart koşmuş, O da ciddi bir şekilde kendisine yardım etmiştir. Zeyd bizzat kendisi iyi bir hafız olduğu halde, kendisi gibi başka hafızlarla da yetinmeyip, her ayet hakkında mukabele görmüş 2 yazılı şahid aramak gibi son derece titiz ve ilmi bir usul takib etmiştir.
    Tevbe sûresinin son iki âyeti (9/128-129), bir başka rivayete göre ise Ahzâb sûresinin 23. âyeti sadece Huzeyme b. Sabit el-Ensârî'nin yanında bulunmuş (Buhâri, "Tefsir", 33/3, "Fezâ'ilu'l-Kur'ân", 5, "Menâkib" 3; Tirmizı, "Tefsir, Tevbe 10/17 (hadis no: 3103) ve Peygamber'in onun şahidliğini iki kişinin şahidliğine denk tutması (Buhari, "Tefsir", 33/3; İbn Ebû Dâvûd, Kitâbü'l-Mesâhif (nşr. Muhibbuddin Abdussubhân Vaiz), I-II, Dâru'l-Beşâiri'l-İslâmiyye, Beyrut 2002,1, 220) sebebiyle istisnaî olarak tek şahitle kabul edilmiştir. (Buhâri, "Ahkâm", 37)
    Tevbe süresindeki bu iki âyetin son inen âyetlerden olması sebebiyle hafızalarda taze olduğundan diğer sahâbîler, bu ayetlerin varlığını ezberlerinden desteklemişlerdir. Böylece Kur'ân, yazılı malzeme ve ezber yardımıyla hiç eksiksiz olarak toplanmış ve son arzadaki âyet tertibine riâyet edilmiş, sûre tertibine ise riayet edilmeksizin sadece düzgün bir biçimde yazılarak Halife Ebû Bekir'e teslim edilmiştir.


    Osman (r.anh) Döneminde Kurân'ın İstinsahı ve Çoğaltılması

    Mushaflaların Kısa Târihi

    Ebû Bekir (r.anh)'in girişimi, Kur'ân hakkında ileride ortaya çıkması muhtemel önemli bir ihtilafı ve bir bakıma fitneyi bertaraf ettiği için, her türlü takdirin üstündedir. Ancak Kur'ân'ın cem'i, bu öneminin yanında, ummet arasındaki okuyuş farklılıklarını ve buna dayalı olarak ortaya çıkan tartışmaları tamamıyla kaldıramamıştır. Zira Mushaf, sırasıyla Ebû Bekir, Ömer ve Hafsa'nın yanlarında kalmış topluma intikal etmemiş ve insanlar bu mushaf etrafında toplanmaya davet edilmemiştir. Topluma intikal etmiş olsaydı bile yazım bakımından ihtilaflara musait bir hattı bulunmakta ve sûre tertibini hesaba katmamaktaydı. Ebû Bekir'den sonra Halîfe olan Ömer (634-644) ve ardından Osman (644-656) zamanında fetihler daha da artmış ve Arabistan ile birlikte Irak, İran, Kafkasların bir kısmı, Şam ve Mısır da İslâm topraklarına katılmıştı. Bu bölgelerde bulunan sahâbîler yeni müslüman olanlara, Kur'ân'ı şahsî nüshalarından veya ezbere dayalı okuyuşlarından öğretiyorlardı. Yedi harf ruhsatı gereği şahsî nushalarda ve okuyuşlarda bulunan bazı küçük farklılıklar ve bunların nedenleri yeni müslüman olanlar tarafından tam olarak anlaşılamıyor, Kur'ân'a verilen büyük değer sebebiyle de önemli ihtilaflar olarak görülüyordu. (Mekkî b. Ebû Tâlib, el-İbâne, s. 48-49-, Ebû Amr ed-Dânî, el-Mukni' fi ma'nfeti mersûnıi mesâhir ehli'l-emsâr (ıışr. Muhammed Ahmed Dehman), Matbaatü't-Terakkî, Dımaşk 1940, s. 14-15, 17-19, 124)
    Müslümanlar arasındaki ihtilafı en net olarak ortaya koyan rivayet, îbn Şihâb ez-Zuhrî -Enes b. Mâlik yoluyla gelmektedir. Bu ve benzeri rivayetlerde Irak ve Şam'lılarla birlikte h. 25 (m. 646) yılında Azerbeycan ve Ermenistan seferlerine katılan ve ashâb arasındaki kıraat ihtilaflarına şahid olan İrak ve Şamlıların komutam Huzeyfe îbnu'l-Yemân'ın, Halife Osman'a gelerek şöyle dediği nakledilir:
    "Ey Emiru'l-mu'minin! Kitab hakkında yahûdiler ve hıristiyanlar gibi ihtilâfa düşmeden, bu ummetin imdadına yetiş!" (Buhârî, "Fezâ'ilu'l-Kur'ân", 3; Tirmizî, "Tefsir", Tevbe 10/17 (hadis no: 3103); Dânî, el-Mukni', s. 4)
    Aslında Huzeyfe'nin ortaya koyduğu şikayetin benzerleri Hz. Osman'a bundan önce de gelmekteydi. (İbn Ebî Dâvûd, Kitâbü'I-Mesâhif, I, 203-204; Dânî, el-Mukni\ s. 7; Süyûtî, el-İtkân, I, 187-188; ismet Ersöz, Kutan Tarihi, Ravza Yayınlan, İstanbul 1996, s. 111-112)
    Kendisi de bir Kur'ân kârisi olarak meseleye vâkıftı ve toplumda gelişen olaylann farkındaydı. Huzeyfe, Ebû Mûsâ el-Eş'arî ile Abdullah b. Mes'ud arasında bile bazı okuyuş ihtilafları görmüş ve onlann aralarında bir süre tartıştıklarını nakletmiştir. (îbn Ebî Dâvûd, Kitâbu'l-Mesâhifl, 180-181, 240)
    Bu ve benzeri talepler, hatta şikayetler üzerine Osman harekete geçti ve Hafsa'ya birisini yollayarak elindeki Ebû Bekir Mushaf'ını vermesini ve çoğaltma işinden sonra kendisine Mushafı geri iade edeceğini bildirdi. Hafsa'dan gelen Mushaf, Zeyd b. Sabit başkanlığında Abdullah b. Zubeyr, Saîd b. Âs ve Abdullah b. Haris b. Hişâm'dan oluşan heyete teslim edildi. Bu heyetin sayısı hakkında farklı bilgiler bulunmaktadır. Sayıyı 12'ye kadar çıkaranlar vardır. (Zeyd b. Sabit, Saîd b. el-ÂS, Ubey b. Ka'b, Mâlik b. Âmir, Kesîr b. Eflah, Enes b. Mâlik, Abdullah b. Abbâs, Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Amr b. el-Âs bunlardan birkaçıdır, bk. İbn Ebî Dâvûd, Kitâbu'l-Mesâhif, 1, 213-215)
    Ancak muhtemelen, bu dört kişi dışındakiler alt komisyon gibi çalışmışlar ve bunlara muhteiif konularda yardımcı olmuşlardır. Osman'ın heyete verdiği en önemli direktif, Kur'ân'm herhangi bir ihtilaf durumunda Kurayş lehçesine göre yazılmasiydı. Halife, heyetin başkanı olan Zeyd Medineli olduğu için diğer üyelerin gerekirse onun hilafına davranarak mushafları Kureyş lehçesine göre yazmalarım emretmişti. (Buharı, "Fezâ'ilu'l-Kur'ân", 2)
    Nitekim "tâbut" kelimesi kapalı te "s" ile değil Kurayş'lilerin yazdığı şekilde açık te "o" ile yazılmıştır. (Tirmizî, "Tefsir", Tevbe 9/17 (Hadis no; 5103); İbn Ebî Dâvûd, Kitâbu'l-Mesâhif, I, 199; Dânî, el-Mukni', s. 4)
    Osman bu konudaki ısrarını, Kur'ân'ın Kurayş lehçesine göre nazil olmuş olmasına dayandırmaktaydı. Rivayetlerden, Osman'ın sahabe ile görüşerek onların fikrini aldığı ve bunun sonucunda okuma ve imla ettirme işini Saîd b. Âs'a, yazma işini ise Zeyd b. Sâbit'e havale ettiği anlaşılmaktadır. Zira Saîd b. Âs ashabın en fasih konuşanlarmdandı ve lehçesi Rasûl-u Ekram'e benzemekteydi, Zeyd b. Sabit ise Rasûlullah'ın (s.a.v.) vahiy katibi olmakla birlikte yazısı da güzeldi. (Ebû Şâme, el-Murşidu'l-vedz, s. 59, 65. İbn Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-Mesâhif, I, 209-210)

    Osman (r.anh) tarafından Zeyd b. Sabit başkanlığında oluşturulan heyet uzun bir süre (26/650 yılı sonrasında muhtemelen 5 yıl) çalışarak Kur'ân'i, arza-i ahîradaki Fatiha, Bakara, Âl-i îmrân, Nisa, Mâide.... îhlâs. Felak, Nâs sıralamasına göre 114 sûre olarak tertip etti ve Ebû Bekir Mushafı'ndaki âyet dizilişine göre yazdı.
    Bu şekilde yazılan yedi adet Kur'ân nushasından biri Medine'de bırakıldı diğerleri Mekke, Kufe, Basra, Şam, Yemen ve Bahreyn'e (İbn Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-Mesâhif, I, 239) birer rehber kâri'/mukri ile birlikte gönderildi. Çoğaltılan nushalar, parşomen üzerine siyah mürekkeple yazılmıştı ve nokta, hareke, süs, sûre adı, cüz işareti gibi harici şeyler taşımıyordu. Kıraat âlimlerinden Zeyd b. Sabit Medine'de kaldı, Abdullah b. es-Sâib, Mekke'ye, Mugîre b. Ebû Şihâb Şam'a, Ebû Abdurrahman es-Sülemî Kûfe'ye ve Âmir b. Abdulkays Basra'ya tayin edildi. (Mûsâ Cârullah, Târîhu'l-Kur'ân ve'l-mesâhif, el-Matbaatu'I-İslâmiyye, Petersburg 1323/1934, s. 29; Zerkânî, Menâhu'l-irfân, 1, 330; Ersöz, Kur'ân Tarihi, s. 126-128)

    Osman, istinsah işi tamamlanıp ummetin onayı alındıktan yapılan çalışma üzerine icmâ vaki olduktan sonra ashabın ve diğer müslümanların ellerinde bulunan şahsi Kur'ân nushalarının toplanmasını ve yakılmasını emretti. (İbn Ebû Dâvûd, Kitâbu '1-Mesâhif, I, 196, 200-201)
    Onun maksadı, özenle derlenmeyen ve yazılmayan şahsi nushalarda bulunan bazı hatalar, eksiklik ve fazlalıklar Kur'ân'm aslındanmış gibi zannedilip ileride müslümanlar arasında bir ihtilaf çıkmasını engellemektir. Zaten Kur'ân bu maksatla toplanmış ve bu maksatla çoğaltılmıştı. Yoksa onun ileride kendi aleyhine olarak yorumlanabilecek delilleri karartmak gibi bir hedefi yoktu. Öyle olmuş olsa idi, o Kur'ân'ın çoğaltılması işini herkesin bilgisi dışında bir gizlilik içinde yapardı. Ancak rivayetler, beş yıl kadar süren çahşma esnasında böyle bir durumun olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.



    Hadis Yazımının Yasaklılığı ve Yazılmasına İzin Verilmesi

    İslâm'ın ilk dönemlerinde, Kur'an ve hadisleri aynı malzemeler üzerinde yazarak, onları birbirine karıştırabilen vahiy katibleri hakkında ilk dönemlerde Rasulullah (s.a.v.) hadis yazılmasını yasaklamıştır.

    "Rasulullah (s.a.v.):
    "Benden birşey yazmayın kim benden Kur'andan başka bir şey yazdıysa onu imha etsin" buyurmuştur.
    (Muslim, Kit. Zuhd bab: 72 hn. 3004; Ebû Dâvûd Kit. İlim bab: 31ın. 3647, 3648, Dârimî Kit. Mukaddime bab: 47; Musned, İmam Ahıned, c. III sh. 12, 31)


    Böyle olmayan insanlar için hadislerin yazılmasının yasaklandığı vaki değildir. Aksine yazmalarına ruhsat verilmiş, hatta emredildiği de olmuştur.
    Bunlara örnek olarak daha önce zikredilen Abdullah bin Amr'a; "Yaz. Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki, buradan haktan başka birşey çıkmaz. " (Ebû Dâvûd, Kit. İlim, bab: 3 lın. 3646; Darimi, Kit. Mukaddime bab: 13; Musned, İmam Ahmed, c. II sh. 162, 192)


    Ebu Hurayra'nin: "Rasulullah'ın sahabilerinden hiç bir kimse benden daha fazla hadis rivayet etmiş değildir. Abdullah b. Amr hariç. Çünkü o yazıyordu ben yazmıyordum" (Buhârî, Kit. İlim, bab: 39; Tirmizî Kit. İlim bab: 12 hn. 2668; Musned, İmam Ahmed, c. II, 249) ifadesi; Mekke fethi gününde Peygamberin okuduğu hutbenin kendisine yazılı olarak verilmesini isteyen Ebu Şah'ın olayı (Tirmizî, Kit. İlim, bab: 12. hn. 2666 (Not: Bu hadisin ravilerinden biri olan Halid b. Murra eleştirilen bir ravidir.) ve "Ensar'dan bir zata Rasululah'ın eliyle yazıyı göstererek sağınla (sağ elinle) yardımlaş” buyurması zikredilebilir.

    Görüldüğü gibi hadislerin yazılmasının yasaklanması belirli kişiler için söz konusu olmuştur.
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.