“Kur’an, Sünnet ve Hadisin Dindeki Yeri”

İlmi ve Kültürel Araştırmalara yönelik bu hafta "Sahih İslam Algısında Kur'an Sünnet ve Hadisin Yeri" konusu ele alındı. Konuşmacı Fevzi Zülaloğlu girişte yaptığı kısa bir duanın ardından sünnetin kelime manası üzerinde durdu.

Zülaloğlu şöyle dedi: "Sünnet kelimesi lügatte; adet, yasa, kanun, yol, yöntem, gidiş tarzı, hayat tarzı, tatbikat, süregelen uygulama, teamül/üzerinde ittifak edilen hüküm ve uygulama manalarına gelir. Kur'ân'da Allah'a nispet edilir: Toplumsal hayatla ilgili değişmez ilahi kanunlardır. Kur'an'da sekizi Sünnetullah şeklinde/Allah'a nispetle on altı defa geçer. Istılahta sünnet şu şekilde ifade edilebilir: Hükümlerinin aslı Kur'an'da olan İslam'ın temel ilkelerinin şahitlik keyfiyeti ile Rasulullah'ın örnekliğine başvurmanın zorunlu olduğu, zamanı aşkın ümmeti bağlayan model uygulamalar… Sünnet, Rasulullah'ın hayat tarzıdır. Allah ile Rasulullah'ın arasını birleştirmektir. Rasulullah Hz. Muhammed bir ara kablosu ya da postacı olarak algılanmamalıdır o ilk şahit, nebi-rasuldür.

Bu yüzden vahiysiz peygamber peygambersiz vahiy düşünülemez. Sünnet Kur'an'dan, Kur'an sünnetten koparılamaz. Kur'an ile sünnet etle tırnak gibidir. Kur'an ile Sünnet arasındaki kaynağı Allah Teala yapmıştır; Sünnet Kur'an'a Urvetü'l-Vüska ile bağlıdır. Yani sünnet Kur'an'ın yürüyen ayaklarıdır. Rasulullah yürüyen Kur'andır. Kur'an sözlü vahiy, Sünnet uygulamalı öğretimdir. Kur'an vahyin beyanı, sünnet beyanın beyanıdır. Beyana itaat, şahitliğe şahitlik etmek, üsveye ittiba etmektir.

Konuşmasında Kuran ile Rasulullah arasında doğru bir irtibat kurulması gerektiğini vurgulayan Zülaloğlu şöyle devam etti:

"Kur'an ile Rasulullah arasında doğru irtibatı kuramayanlar tarihte iki yanlış yapmıştır. Bu yaklaşımlardan biri KUR'ANSIZ RASUL İNŞA ETMEK olup bu yaklaşım rivayetçilik ideolojisini doğurmuş, hatta 'Hadis ayeti dahi neshedebilir' denilmiş, zanni olana yakini olan, beşeri olana ilahi olan feda edilmiştir. RASULSÜZ KUR'AN yaklaşımı ise Batinilik ve mealcilik ideolojisini doğurmuş, bu yaklaşımda olanlardan bazıları 'Biz de rasulüz' diyecek kadar ileri gitmişlerdir. Oysaki Allah Resulü ne sıradan biridir, ne de insan üstü biridir."

Konuşmada müminler için sünnetin niçin değerli olduğu Kur'an ayetleri ışığında ele alındı. "Allah'a itaat, peygambere itaati gerektirdiği için Sünnet değerlidir; meşruiyetini ve değerini sünnet Allah'tan alır, Rasulullah'ın Allah'tan bağımsız bir otoritesi yoktur. Rasulullah'a itaat farzdır. Bu farziyet Kuran'da geçtiği üzere; itaat edenlere ebedi mükafat vaad edildiği, Allah Resulü'nün Allah'ın indirdiklerine göre hüküm verdiği, Allah'ın ona bağlayıcı hüküm verme hakkı tanındığı içindir. Kur'an'ın 23 yerinde Rasulullah'ın tatbikatlarına itaat emredilmiştir;

Ganimetlerin bölüşümündeki ictihadları bile itaatin kapsamındadır. Rasulullah'a isyan edenlerin küfre düşeceği beyan edildiği için, Rasulullah'a itaat etmeyenlere dünya ve ahirette alçaltıcı bir azap –toprak olmayı dileyecek derecede- va'd edildiği için, Rasulullah ta'lim ve uygulamalı öğretimle görevlendirildiği için, Rasulullah Mustafa vahyin ilk muhatabı olarak seçildiği için, Rasulullah'ın şahitlikleri ilahi denetim altında olduğu için, tebliğ ve ilahi denetim altında beyan ile görevlendirildiği için, Rasulullah mü'minlere canlarından ileri olduğu için, salat farz olduğu için, Ümmetin manevi babası olduğu için, Makamı Mahmud'un bir numaralı adayı o olduğu için, Siracen Münir/ışık saçan meşale olduğu için, Müzekki/vahiyle ilk arınan ve arındıran olduğu için, Kur'an da müminlere Üsvetün Hasene olarak sadece o takdim edildiği için, ahlaki duruşu, üstün kişiliği ilahi övgüye mazhar olduğu için, O'nun mü'minlere karşı mütevazı kafirlere karşı sert olan dengeli tutumu için; Sünnet önemli ve değerlidir."

"Rasulullah'ın üç görevi vardır ki bunlar beyan, şahitlik ve üsve'dir. Onun bu üç görevine karşılık bizim de üç görevimiz vardır. Bunlar da beyana itaat, şahitliğe şahitlik, üsveye ittiba etmektir." diyen Zülaloğlu eğer sünnet olmasaydı ne olurdu? şeklinde bir soru gündeme getirdi ve cevap olarak şunları söyledi:

"Eğer sünnet olmasaydı;

a- Rasulullah ile iysar yapamazdık ancak Sünneti yaşayanlar Rasulullah ile iysar yapar.

b- Ümmet arasında ortak bilinç, ortak davranış, ortak eylem; vahdet oluşmazdı. Her bir kafadan bir ses çıkardı. Aidiyet duygusu oluşmaz, ümmet yok olurdu.

c- Abdest ve gusül hükümlerinin şahitliğini nasıl gerçekleştireceğimizi bilemezdik.

d- Beş vakit namaz kılamazdık. Cuma namazının vakti, rekatları, nasıl uygulanacağının tüm detayları Sünnet'tedir. Harp Namazı'nın rekâtları ve nasıl uygulanacağı sünnet'tedir. Hadesten taharet, necasetten taharet, setri avret, istikbali kıble, vakit, niyet, tekbir, kıyam, kıraat, ruku, sucud, ka'de v.d. beyanı Kur'an'dadır; beyanın beyanı ve şahitliği, üsvesi Sünnet'tedir.

e- Ezan okuyamazdık ki ezan insana şah damarından bile yakın olan Allah'ın çağrısının insanlığa ilanıdır.

f- Cenaze namazını nasıl kılacağımızı, ölülerimizi nasıl kefenleyip nasıl defnedeceğimizi bilemezdik. Şehit cenazelerinin kefenleme şeklinde vahdet oluşturamazdık. (yıkamaya ve kefenlemeye kalkardık.)

g- Oruç tutamazdık: Ramazan'ı Güneş'e göre mi Hilal'e göre mi belirleyeceğimizi bilemezdik; Katolik, Ortodoks Hristiyanlık gibi kültüre mahkum olan İslam yorumları, ibadet şekilleri ortaya çıkardı.

h- Nasıl akif olacağımızı itikafa gireceğimizi bilemezdik: Mağarada mı, mescidde mi, ne kadar süre için itikafa duracağımızı, karara bağlayamazdık;

ı- Hacc'ı ifa edemez, şearillah'ı vahde içinde yapamazdık. Kameri aylarda mı Şemsi aylarda hacc yapacağımız hususunda ihtilafa düşerdik. Haram Ayları (11.Zilkade, 12.Zilhicce, 1.Muharrem, 7.Recep) belirleyemezdik. Hacc Aylarını (Eşhurun Ma'lumat'ı belirleyemezdik: Şevval, Zilkade, Zilhicce; Derveze buna Muharremi de ilave eder.) belirleyemezdik. Hacc'da "Eyyamun Ma'dudat"ın –bilinen günlerin- hangi günler olduğunu belirleyemezdik. Yevmu'l-Hacci'l-Ekber'i –Arafat'ta vakfe Cuma olursa- Büyük Hacc Gününü belirleyemezdik.

Hacc'da ihramın nasıl uygulanacağını tayin edemez, ihtilafa düşerdik. Kâbe'yi nasıl tavaf edeceğimizi, yedi şavtın bir tavaf yerine geçtiği şahitliğini karara bağlayamazdık. Arafat'ta vakfeden sonra emredilen fıyd'ı modernizme kurban ederdik. Hacc'da kurban ve ihramın şeklini, uygulamasında vahdeti sağlayamazdık. Safa-Merve sa'yinin biçimini belirleyemezdik. Şeytan taşlama mahalli, şeklini ve zamanını, cihad şeklini belirleyemezdik. Kurban'ın şahitliğinin nasıl uygulanacağında ihtilafa düşerdik.

i- Humr'un ve cilbab'ın kapsama alanını, peygamberimizin eşlerinin şahitliğinden öğrenemez, ''Tarihselcilerin Reformistlerin oyuncağı olurduk."

Konuşmasının son bölümünde Sünnetin şartları üzerinde duran Zülaloğlu, konuyu aşağıdaki maddeler ışıgında değerlendirdi:

SÜNNET ALLAH'A DEĞİL RASULULLAH'A NİSPET EDİLMELİ, RİSALETLE İLGİLİ OLMALIDIR.

Sünnet Kur'an'a eşitlenemez. Meşruiyetini Kur'an'dan alır: Fakat Kur'an her önüne geleni onaylayan noter değildir. Kur'an belirleyendir, belirlenen değildir; Etkendir, edilgen değildir. Her sünnet uygulamadır; ama her uygulama sünnet değildir. Mesela; Rasulullah'ın Arap olması, esmer olması, saçlarının dalgalı olması, gözlerinin siyah olması, keler yememesi, deveye binmesi, kabak yemeyi sevmemesi, ateşli hastalık geçirmesi, veda haccında sesini duyurmak için sa'y'i deve üzerinde yapması veya Rasul olmadan yaptığı uygulamalar (Mağarada itikaf yapması gibi) sünnet değildir. Bunun yanında Hadisi de sünnetle eşitleyemeyiz. Her sünnet hadisdir; ama her hadis sünnet değildir. Hadis söylemle, Sünnet eylemle ilgilidir. Hadis'in cerh ta'dile ihtiyacı vardır; ama sünnet tevatür olduğu için cerh ta'dile ihtiyacı yoktur.

KUR'AN'IN BEYANI/TEŞHİDİ/ OLMALIDIR

Rasulullah'ıın beyanı Kur'an iledir. Kur'an ile hükmeder. Kur'an: Kız kardeş kız kardeşiyle aynı nikâh altında bulundurulamaz. Sünnet: Teyze, hala yeğenleriyle, anne kızıyla aynı nikâh altında tutulamaz. Çünkü illet aynıdır. Onun helal yemesi veya sağlığına dikkat etmesi sünnettir: Kabak, keler yememesi ise sünnet değildir. İnsandır, insan üstü değildir.

ÜSVETÜN HASENE OLMALI: KÖTÜ ÖRNEK ÖRNEK DEĞİLDİR.

"Münafık cenazesine katılması, Abese Suresi'ndeki tavrıyla hareket etmesi, helal olan bir şeyi-bal şerbetini- kendine haram kılması, duygusal davranarak Bedir esirlerini serbest bırakması" sürdürülmesi gereken örnekler değildir.

SEBEB-İ VURUDU GÖZ ÖNÜNDE TUTULMALI

Rasulullah'a benzemek sebep değil sonuçtur: Kurban etlerinin fakirliğin çok olduğu dönemde üç günden fazla saklanmasını yasaklamıştır; şartlar değişince serbest bırakmıştır.

Konuşmacı :

Fevzi Zülaloğlu