Kertenkele Öldürmek Sevap mı? Manası Garip(!) Gelen Hadislerin Sahihliği ?

Konu, 'Hadis ve Hadis Usulu' kısmında zeygue tarafından paylaşıldı.

  1. zeygue
    Islam-TR Üyesi


    “Her kim kertenkeleyi ilk vuruşta öldürürse ona şu ve şu kadar sevaba vardır ve her kim onu ikinci vuruşta öldürürse birinciden aşağı olmamak üzere ona şu kadar sevap vardır. Ve her kim onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikincisinden aşağı olmamak üzere şu ve şu kadar sevaba vardır.” buyurdular. (Müslim 146/695 C.9 Sönmez Neşriyat A.Ş. )
    Cübbeliye göre : Hz. İbrahim'in yakılması sırasında, ateşe üfleyerek ateşin büyümesini sağlamışlar ve bu nedenle lanetlenmişler. Lanetli oldukları için de, onları öldürmek sevapmış.
    http://www.fileden.com/files/2008/12...mu%20nedir.mp3


  2. ABDULHAK
    Üye

    el CEVAP :



    [​IMG]

    33. KELER

    5537 - Halid b. el- Velid'den rivayete göre ;
    "O Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte Meymune'nin evine girdiler. Peygamber (s.a.v.)'in huzuruna kızartılmış bir keler getirildi. Rasulullah (s.a.v.) elini ona uzatacak gibi oldu. Hanımlardan birisi : 'Rasulullah (s.a.v.)'e yemek istediği şeyin ne olduğunu haber veriniz', dedi.
    Onlar: 'O bir kelerdir, ey Allah'ın Rasulu', dediler. Bu sefer elini çekti.
    Ben : 'O, haram mıdır ey Allah'ın rasulu' diye sordum.
    Allah rasulu: 'Hayır ama benim kavmimin topraklarında bu yoktu. Kendimi ondan tiksiniyor buluyorum' dedi.
    Halid dedi ki : Rasulullah (s.a.v.)'in gözleri önünde onu çekip yedim"

    AÇIKLAMA

    "Keler", fındık faresini andıran bir küçük hayvandır. Ancak ondan biraz daha büyüktür. Ebu Husel kunyelidir.

    "Ben keleri ne yerim , ne de haram ederim"
    Ebu Davud ve Nesai , Halid b. el-Velid'den şöyle dediğini nakletmiştir:
    "Birkaç keler yakaladım. Onlardan birisini kızarttım. Onu Rasulullah (s.a.v.) 'e götürdüm. Bir çubuk alıp onunla parmaklarını saydı, sonra şunları söyledi:
    "İsrail oğullarından bir topluluk yerde yaşayan haşereler haline mesh edildi. Ben bunların hangi haşereler olduğunu bilemiyorum" dedi ve ne kendisi yedi, ne de yenilmesini nehyetti" Hadisin senedi sahihtir.

    "Kızartılmış bir keler getirdi"
    Mamer yolu ile gelen rivayette (kızartılmış anlamındaki) "mahnuz" lafı yerine (aynı anlama gelen) "meşvi" lafzı zikredilmiştir.

    "Benim kavmimin topraklarında yoktu"
    İbni Arabi dedi ki : Bazı kimseler "benim kavmimin topraklarında yoktu" lafzına kelerlerin Hicaz topraklarında çok olduğunu söyleyerek itiraz etmiştir. İbnu'l Arabi der ki : Eğer bu kimseler bu sözleriyle bu haberi yalanlamayı kastetmişlerse bizzat kendileri yalan söylemişlerdir. Çünkü Hicaz topraklarında hiç böyle bir şey yoktu. Yahut bu kimselere kelerler gerçek isimlerinden başka bir isimle zikredilmiş olabilir yahut kelerler bu olaydan sonra ortaya çıkmış olabilir. Aynı şekilde İbni Abdilberr ve ona tabi olanlar da Hicaz topraklarında keler namına bir şeyin bulunmasını kabul etmemişlerdir.

    Derim ki : Bu açıklamaların hiç birisine gerek yoktur. Aksine "kavmimin topraklarında" sözleri ile sadece Kureyşlileri kastetmiştir. Yani Mekke ve çevresini kapsamaktadır. Bunun böyle olması Hicaz'ın diğer bölgelerinde bulunmasına mani değildir.

    Muslim'deki Yezid bin el -Asam yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir :
    "Medine'de bir damat bizi davet etti. Bize onüç keler ikram etti. Kimisi yedi kimisi yemedi"

    İşte bu kelerin o topraklarda çokça bulunduğunu göstermektedir. Kelerin yenilemeyeceğini söyleyenlerden bazıları da Muslim'de yer alan, Ebu Said yoluyla gelen hadisi delil göstermişlerdir.
    Buna göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Bana İsrailoğullarından bir ümmetin mesh olduğu nakledildi....."

    Ben bunu daha önceleri şahidleri ile birlikte zikretmiş bulunuyorum.
    Taberi ise şöyle demektedir: Hadiste kelerin mesh olunmuşlardan olduğuna dair kat'i bir ifade yoktur. Sadece kelerin bunlardan olacağından çekinmiştir, bundan dolayı onu yememiştir. Diğer taraftan o , bu sözlerini ancak Allah, Peygamberine mesh edilen insanların soyunun devam etmediğine dair bilgiyi vermeden önce söylemiştir. Tahavi de bu şekilde cevap verdikten sonra, el- Marur b. Suveyd yoluyla Abdullah b. Mesud'dan şöyle dediğini nakletmektedir: "Rasulullah (s.a.v.) 'e maymunlarla, domuzlar hakkında sorularak; Bunlar da mesh edilenlerden midir, denildi.
    O şöyle buyurdu : "Allah helak ettiği bir kavmi -yahut meshettiği bir kavmin- nesillerini devam ettirmemiş ve onlardan sonra soylarından gelen olmamıştır." Bu hadisin aslı Muslim'de mevcuttur.

    Hadisten Çıkan Sonuçlar :

    1- Yine hadisten, hakkında şüphe edilen şeyin hükmünün açıklanması ile ilgili gerekli bilgilerin verileceği anlaşılmaktadır.

    2- Bir şeyden mutlak olarak nefret etmek ya da ondan hoşlanmamak haram olmasını gerektirmez. Peygamber (s.a.v.)'den nakledilen herhangibir yemeği ayıplamadığı hususu sadece insanın pişirdiği yemekler ile alakalıdır. Böylelikle o yemeği pişirenin hatırı kırılmasın ve bu hususta onun kusurlu davrandığına dair bir sonuç çıkarılmasın. Mevcut haliyle yaratılmış olan bir yiyecekten tabiatın hoşlanmayışı ise imkansız bir şey değildir.

    3- İnsan tabiatı bazı yiyeceklerden hoşlanmamak bakımından farklı farklıdır.

    4- Yakın akrabanın , sıhri akrabanın ve arkadaşın evinde yemek yemek caizdir. Muhtemelen Halid b. el- Velid ile keleri yemek hususunda ona paralel davranan kimseler, bu yolla o keleri hediye veren kimsenin hatırını kırmamak yahut helal olduğu hükmünü muhakkak olarak bildiklerinden ya da peygamber (s.a.v.)'in "yiyiniz" emrine uymak istediklerinden yemişlerdir. Ondan yemeyenler ise bu husustaki emri mubahlık diye anlamışlardır.

    5- Peygamber (s.a.v.) ashabı ile beraber yemek yerdi ve imkan bulduğunda et de yerdi. Ayrıca o yüce Allah'ın kendisine bildirdiklerinden başka gayba dair bir şey yemezdi.

    6- Muminlerin annesi Meymune'nin çok akıllı olduğu ve peygamber (s.a.v.) 'e karşı son derece ve büyük çapta samimi davrandığı anlaşılmaktadır. Çünkü o peygamberin davranışlarını izlemesi sonucu neleri yemektedn tiksinebileceğini anlamış, bundan dolayı da kelerden de tiksinebileceğinden çekinip onu yediği taktirde tiksinmesi dolayısıyla rahatsız olacağından korkmuştu. Bu husustaki ferasetinin doğruluğu da ortaya çıkmıştı.

    7- Bir kimsenin bir şeyden tiksindiğinden korkulacak olursa onu yiyerek zarar görmemesi için gerçeğin ondan gizlenmemesi gerekir. Nitekim bu durum bir takım kimselerin hallerine tanık olunarak tesbit edilmiştir.

    Sahih-i Buhari Şerhi; İbn Hacer el Askalani: Fethu'l Bari ; C. 11, S: 280 - 282


    3359- Ummu Şerik (r.anha)'dan rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) , kelerin öldürülmesini emredip , şöyle buyurdu: " O İbrahim (a.s.)'a karşı ateşi üflüyordu".

    Sahih-i Buhari Şerhi; İbn Hacer el Askalani: Fethu'l Bari ; C. 7, S: 43


    3305- Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Rasul-u Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "İsrail oğullarından bir gurup kayboldu. Bu guruba ne olduğu bilinmiyor. Ancak bana öyle geliyor ki bunlar (bir ceza olarak) fareye dönüştürülmüşler. Çünkü farenin önüne deve sütü konulursa içmiyor fakat koyun sütü konulursa içiyor."
    Ebu Hureyre şöyle demiştir:
    "Ben bunu Ka'b'a anlattım. O da bana bir kaç defa: "Sen Hz. Peygamberin (s.a.v.) böyle dediğini gerçekten işittin mi? diye sordu. En sonunda ona : "Ne yani, benim Tevrat'ı okuduğumu mu düşünüyorsun? diye çıkıştım".

    3306- Hz. Aişe'nin şöyle dediği nakledilmiştir: "Rasulullah (s.a.v.) kelere fuveysık (minik fasık) demişti. Fakat kelerin öldürülmesini emrettiğini işitmedim.

    Sa'd ibn Vakkas ise Rasulullah'ın (s.a.v.) kelerin öldürülmesini emrettiğini söylemiştir.

    3307- Ummu Şerik'ten nakledildiğine göre Rasulullah (s.a.v.)
    ona kelerleri öldürmesini emretmiştir.

    3308- Hz. Aişe'den nakledildiğine göre Rasul-u Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Sırtında iki beyaz çizgi olan zehirli yılan türünü (zu't-tufayteyn) öldürün!. Çünkü bu yılanlar gözün nurunu söndürür ve hamile kadınlara zarar verir".

    [​IMG]


    Sahih-i Buhari Şerhi; İbn Hacer el Askalani: Fethu'l Bari ; C. 6, S: 639 -640



    --------------------------



    Kertenkele Öldürmek

    Ebu Hurayra (r.anh) anlatıyor: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki:
    "Kim keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır. Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır."
    (Muslim Selam 147 (2240); Metin Muslim'den alınmadır. Ebu Da-ud Edeb 75 (5263 5264); Tirmizî Ahkâm 1 (1482). Bazı Tirmizî tertibinde Sayd bölümünde 13. babta.)


    38- Kertenkele Öldürmenin Mustehab Oluşu Babı



    142- (2237) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd, İshâk b. İbrahim ve İbni Ebî Ömer rivayet ettiler, İshâk ahberanâ; ötekiler haddesenâ tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki) : Bize Sufyân b. Uyeyne AbdulHamid b. Cuheyr b. Şeybe'den, o da Saîd b. Museyyeb'den, o da Ummu Şerik'den naklen rivayet etti ki : Peygamber (s.a.v.) ona kertenkeleleri Öldürmesini emir buyurmuş.
    İbni Ebî Şeybe'nin hadîsinde (Ona tâbiri yoktur. Sâdece) emir buyurdu, denilmiştir.

    143- (...) Bana Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki): Bizr İrni Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana İbni Cureyc haber verdi. H.
    Bana Muhammed b. Ahmed b. Ebî Halef dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh rivayet etti. (Ded; ki) : Bize İbni Cureyc rivayet etti. H.
    Bize Abd b. Humeyd dahi rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Bekir haber verdi. (Dedi ki) : Bize îbni Cureyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana AbdulHamid b. Cureyc b. Şeybe haber verdi. Ona da Saîd b. Museyyeb haber vermiş. Ona da Ummu Şerik haber vermiş ki; kendişi kertenkeleleri öldürmek hususunda Peygamber (s.a.v.)'den emir istemiş, O da onların Öldürülmesini emir buyurmuş.
    Ummu Şerik Benî Âmir b. Luey kabilesi kadınlarından biridir. İbni Ebî Halet ile Abd b. Humeyd'in hadîsleri lâfız itibariyle birdir. İbni Vehb'in hadîsi de ona yakındır.

    144- (2238) Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Abdurrezzak haber verdi, (Dedi ki) : Bize Ma'mer, Zuhrî'den, o da Âmir b. Sa'd'dan, o da babasından naklen haber verdi ki; Peygamber (s.a.v.) kertenkelenin öldürülmesini emir buyurmuş ve ona fasıkcık adını vermiş.

    145- (2239) Bana Efcu't-Tâhir ile Harmele rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İbni Vehb haher verdi. (Dedi ki) : Bana Yûnus, Zuhrî'den, o da Urve'den, o da Aişe'den naklen haber verdi ki : Rasûlullah (s.a.v.) kertenkele için fâsıkçık demiş.
    Harmele şunu ziyâde etmiştir. Âişe : Ben onun kertenkeleyi Öldürmeyi emrettiğini işitmedim demiş.

    146- (2240) Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Halid b. Abdulah, Suheyl'den, o da bahasından, o da Ebû Hurayra'den naklen haber verdi. Şöyle demiş; Rasûlullah (s.a.v.) :
    «Her kim bîr kertenkeleyi ilk vuruşta öldürürse ona şu ve şu kadar sevâb vardır. Ve her kim onu ikinci vuruşta Öldürürse, birinciden aşağı olmak üzere ona şu kadar sevab vardır. Ve her kim onu üçüncü vuruşta öldürürse ona da ikinciden aşağı olmak üzere şu ve şu kadar sevab vardır.» buyurdular.

    147- (...) Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Avâne rivayet etti.
    Bana Zuheyr b. Harb da rivayet etti, (Dedi ki) . Bize Cerîr rivayet etti. .
    Bize Muhanımed b. Sabbah dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmail (yâni tbni Zekeriyya) rivayet etti.
    Bize Ebû Kurayb de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' Sufyan'dan rivayet etti. Bu râvileriıı hepsi Suheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hurayra'den, o da Peygamber (s.a.v.) 'den naklen Hâlid'in Suheyl'den rivayet ettiği hadîs manâsıyla rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Cerîr müstesna! Çünkü onun hadîsinde :
    «Her kim bir vuruşta bir kertenkele öldürürse ona yüz sevab yazılır, ikincide bundan daha aşağı, üçüncüde ondan daha aşağı yazdır.» ifâdesi vardır.

    (...) Bize Muhammed b. Sabbah da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İsmâil (yâni Ebu Zekeriyya) Suheyl'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana kız kardeşim Ebû Hureyre'den, o da peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)den naklen rivayet etti ki :
    «İlk vuruşta yetmiş sevab vardır.» buyurmuşlar,
    Hz. Âişe hadîsini Buhari" «Bed'ul-Halk» bahsinde tahrîc etmiştir.
    Vezega: Kertenkele demektir. Biraz daha büyüğüne Arabiar Sam ebras derler.
    Ulemâ kertenkelenin eziyet verici haşerattan sayıldığında ittifak etmişlerdir. Peygamber (s.a.v.)'in onun öldürülmesini emir buyurması bundandır. Bir vuruşta öldürmenin çok sevablı, ikinci vuruşta öldürmenin ondan daha az sevablı olması bu hususta dikkat göstermeye teşvik içindir. Çünkü bir vuruşta öldürülemezse kaçabilir.
    Rasûlullah (s.a.v.) hilde ve haremde öldürülen zararlı hayvanlar gibi buna da fâsıkcık adı vermiştir. Fâsık yoktan çıkandır. Bu hayvanlar da fazla zarar yapmak ve eziyet vermek suretiyle âdeta diğer haşerâtın içinden çıkmışlardır.
    İmam Ahmed'in Hz. Âişe'den rivayet ettiği bir hadîste şöyle denilmektedir :
    «Aişe'nin evinde dayalı bir süngü vardı. Bu kendisine soruldu da şunları söyledi:
    Biz onunla kertenkele öldürürüz. Çünkü Peygamber (s.a.v.) haber verdi ki: İbrahim (a.s.) ateşe atıldığı vakit yeryüzündeki bütün hayvanlar onu söndürmeye çalışmış, yalnız kertenkele istisna teşkil etmiştir. Çünkü o ateşi üfürmüştür. Bu sebeple Peygamber (s.a.v.) onun öldürülmesini emir buyurdu.»
    Yine Hz. Âişe'den rivayet olunduğuna göre Beyt-i Makdis yandığı vakit kertenkeleler ateşi üfürmüşlerdir.
    Bu hadîsler kertenkelenin fıtratında kötülük olduğunu beyân için vârid olsa gerektir.




    -------------------------------


    13- Çekirge Yenilmesi Babı


    20-.......Ebû Ya'fûr şöyle demiştir: Ben İbnu Ebî Evfâ (R)'dan işittim: Biz, Peygamber (S)'in beraberinde yedi yâhud altı gazvede bulunduk, biz O'nun beraberinde çekirge yiyorduk, dedi.
    Sufyân es-Sevrî, Ebû Avâne, İsrâîl, Ebû Ya'fûr'dan; o da İbn Ebî Evfâ'dan: "Yedi gazve" şeklinde söylemiştir

    Bu hadîs, çekirge yemenin caiz olduğuna delâlet eder. Bu konuda sünenlerde başka hadîsler de gelmiştir. Bunlardan biri, İbn Mâce'nin rivayet ettiği Abdullah ibn Umer hadîsidir.
    Bunda Rasûlullah (S):
    "Biz müslümânlara iki ölü hayvanın yenilmesi halâl kılındı ki, balıkla çekirgedir. İki nevi' kanın da yenilmesi halâl kılındı: Karaciğer ile dalak" buyurmuştur.
    Bu konuda aykırı rivayet ve görüşler de vardır. Bu olumlu ve olumsuz rivayetler arasında en sahîh ve kuvvetli olanı, Buhârî'nin bu rivayetidir. Bu sebeble çekirgenin yenilmesi ve yine tezkiyesiz yenilmesi halâl olduğunda icmâ' vardır. Yalnız Mâlikîler, tezkiyenin lüzumunu iddia etmişlerdir. Ancak çekirgenin tezkiyesinin keyfiyetinde görüş ayrılığı olmuştur. Meşhur olan kafasının koparılması, çekirgenin tezkiyesidir...




    "Rabbinin ordularını kendisinden başka kimse bilmez."(Muddessir, 31.)

    "Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların (firavun ve kavminin) üzerine (îman etmedikleri ve isyanda aşırı gitmeleri sebebiyle) tufan, çekirgeler, böcekler (veya bitler), kurbağalar ve kan gönderdik (musallat ettik). Yine böbürlendiler ve günahkâr bir kavim oldular." (A'raf 133)


    Selman (r.a.) anlatıyor:
    "Rasûlullah (s.a.v.)'e çekirgeden sorulmuştu:
    'Onlar, Allah'ın en kalabalık ordularıdır. Onu ne yerim ne de haram kılarım.' buyurdular."
    (Ebû Dâvud, Et'ime 35)


    Cabir (r.a.)'dan :
    Rasulullah (s.a.v.) çekirgelere beddua etti ve dedi ki: "Allah`ım! çekirgeleri helak et, büyüklerini öldür, küçüklerini helak et, nesillerini kes, ağızlarını geçimliğimiz ve rızkımızdan (uzak) tut. Sen duaları işitensin."
    (Orada bulunan) bir adam: "Ey Allah`ın Rasulu! çekirgelere nasıl böyle beddua ediyorsunuz, onlar ki Allah`ın ordularından bir ordudur" dedi.
    Aleyhissalatu vesselam da cevaben: "çekirge, denizdeki bir balığın hapşırığıdır" buyurdular.
    Kutub-i sitte ; 3914; Tirmizî, Et'ime 23.

    "balığın hapşırığı" ifadesi muteşabih bir ifade olduğundan manası tam olarak bilinmemekle birlikte, yukarıda zikrettiğimiz âyetlerde olduğu üzere Allah (c.c.) azab etmeyi murad ettiği kimi kavimlere çekirge sürüsü göndermiştir.
    Rasulullah (s.a.v.)'in bu bedduası da inananların üzerine gelebilecek herhangi bir musibetin def'i için Allah'a bir dua içeriğindedir.






    SİYAH KÖPEK

    Ebû Zerr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    “Bir kimse önüne hayvan semerinin önündeki veya arkasındaki tahta kadar da olsa bir şeyi koymaksızın namaz kılarsa önünden geçen siyah köpek, kadın ve eşek onun namazını keserek bozar."
    Ebû Zerr’e sordum; "Kara köpeğin kırmızı ve beyaz köpekten farkı nedir?"
    Dedi ki: "Ey kardeşimin oğlu benim Rasûlullah (s.a.v.)’e sorduğum şeyi sende bana sordun, siyah köpek şeytandır” buyurdular.
    (Nesâî, Kıble: 7; Ebû Dâvûd, Salat: 113; Dârimi, Salat: 43; Tirmizî, Salat: 253)


    žTirmîzî: Bu konuda Ebû Saîd, Hakem b. Amr el Gıfârî, Ebû Hurayra ve Enes’den de hadis rivâyet edilmiştir.
    Tirmîzî: Ebû Zerr hadisi hasen sahihtir.
    Bazı ilim adamları bu hadisle amel ederek, eşek, kadın ve siyah köpek namazı keser demişlerdir.
    Ahmed diyor ki: Siyah köpek namazı keser, bunda şubhem yok fakat kadın ve eşek konusunda şubheliyim.
    İshâk diyor ki: Namazı kara köpekten başka hiçbir şey kesmez.


    Siyah Köpeklerin Öldürülmesi Hakkında Detaylı Açıklama:
    http://www.islam-tr.com/forum/soru-...inin-reddettigi-bazi-hadisler.html#post139529



    106. Namaz Kılan Kimsenin Sutreye Yakınlığı

    695. ...Sehl b. Ebi Hasme, Peygamber (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
    "Sîzden biriniz sutreye doğru namaz kıldığı zaman ona yaklaşsın ki, şeytan namazında ona vesvese vermesin."
    [Nesaî, kıble 5; İbn Mâce, ikâme 39; Ahmed b. Hanbel IV, 2; Beyhakî, es-Sunenu'l-kubrâ, II, 272.]

    Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi(aynı zamanda) Vâkid b. Muhammed, Safvân'dan (o da) Muhammed b. Sehl'den (o da) babasından veya Muhammed b. Sehl (doğrudan doğruya) Peygamber (s.a.v.) 'den rivayet etmiştir. Bazıları da (bu hadisin) Nâfi' ö. Cubeyr vasıtasıyla Sehl b. Sa'd'den (nakledildiğini) söylemiştir. Ve bu hadisin senedinde ihtilâf edilmiştir.


    Açıklama


    Hadis-i şeriften namaz kılmak isteyen kimsenin önüne sutre dikmekle mükellef olduğu anlaşılmaktadır. Sutre koymak kişinin istek ve arzusuna bırakılmış değildir.
    Çünkü hadis-i şerifte geçen "her ne zaman” manasına gelen edatı, kişinin her namaz kılışında önüm sutre ayması gerektiğini ifâde eder.
    Bu sayede namaza şeytanın vesvesesinin karışması önlenmiş olur. Bir başka açıdan şeytanın bazı kişileri aldatarak namaz kılan kimsenin önünden geçirtmesi engellenmiş olur.
    Bilindiği gibi namaz kılan kimsenin önünden geçilince eğer namaz kılan kişinin önünü kesen, kadın, eşek veya köpekse bazı âlimlere göre bu kimsenin namazı gerçekten bozulur. Bazılarına göre ise namazın özünü teşkil eden huzur ve huşu bozulmuş olur.
    Bazı âlimler de buradaki şeytandan maksat namaz kılan kimsenin önünden geçen her yaratıktır. Çünkü Peygamber (s.a.) namaz kılan kimsenin önünden geçen her yaratık için şeytan tâbiri kullanmıştır, nitekim 697 numaralı hadis-i şerifte gelecektir.
    Sutreye yakın durmanın hükmü mendubtur.
    Hanefi âlimlerinden M. Zihni Efendi Ni'met-î İslâm'ın da, "Sünnet olan, sutreye yakın dumaktır" sözleriyle Hanefi ulemasının bu mevzudaki görüşlerini dile getirmiştir.
    Sutreye yakınlığın ölçüsünü Atâ, İmam Şafiî ve İmam Ahmed (r.a.) üç zira' olarakk tesbit etmişlerdir.
    İmam Mâlik hiç bir ölçü getirmemiştir.
    Bazılarına göre bir karış bazılarına göre de altı zira'dır. [el-Aynî, Umdetu'l-Kârî, IV, 280.]

    Muellif Ebû Dâvûd hadisin sonundaki mutaleasında bu hadisin zayıf olduğunu ifâde etmiştir.
    Burada kadının eşek ve köpekle bir tutulduğu zannedilmemelidir. Çünkü eşekle köpeğin namaz kılan kimsenin huzurunu bozma sebebi ile kadının bozma sebebi tamamen ayrı şeylerdir. Eşekle köpeğin huzuru bozması yaratı Iışlanndaki fevkalâde dikkat çekici özelliklerle ilgili iken, kadının huzur bozması onun cinsî cazibesi ve erkekler için zaaf kaynağı olmasıyla ilgilidir. Namaz kılan bir erkeğin önünden geçen bir kadının, o erkeğin içinde ne gibi fırtınalar doğuracağını kimse kestiremez. Namazda gaye, İbâdet olması, Allah'a bağlılık ve Peygambere sadakatle tâbi olması hasebiyle, kadının geçmesi ile bütün bu sevgiler kadın sevgi ve ilgisi ile karışırsa namazın hikmeti ortadan kalkacağı malumdur. İşte bunda kadının zikredilmesi bundan başka bir şey ile tefsir edemez. Nitekim 702 no'lu hadiste gelecektir.

    696. ...Sehl (r.a.) Men; demiştir ki:
    “Peygamber (s.a.v.) in namaz kıldığı yer ile kıble (duvarı) arasındaki (mesafe) bir dişi keçinin geçebileceği kadardı"
    [Buhârî, salat 91; Muslim, salât 263; Ahmed b. Hanbel, IV, 54. ]
    Ebû Dâvûd dedi ki; bu haber Nufeylî'ye aittir.

    Açıklama


    Rasul-u Ekrem (s.a.v.) 'in "namaz kıldığı yer'den maksat, Kirmânî'ye göre, ayaklarının bulunduğu yerdir. Ancak Aynî merhum, "ayaklarının bulunduğu yerden secde ettiği yere kadar uzanan mesafe" olduğunu söylemiştir. (el-Aynî, Umdetu'l-Kaarî, IV, 279.)
    Buna göre, namaz kılan kimse secdeye varınca secde halinde iken kıble duvarı ile arasında kalan mesafe bir keçinin geçebileceği kadar olmalıdır.
    Ancak Ahmed b. Hanbel'in Hz. Bilâl'den rivayet ettiği; "Peygamber (s.a.v.) Kabe'ye girip namaz kıldı. Kendisiyle duvar arasında üç zira' bir mesafe vardı" hadis-i şerifi ise, Rasûl-u Ekrem'in ayakta bulunduğu zaman duvarla kendisi arasındaki mesafeyi belirlemektedir.
    Davudî, mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifle Ahmed b. Hanbel hadisinin arasım şöyle uzlaştırmıştır: Namaz kılan kimse ile duvar veya kıble arasındaki mesafe en az bir keçi geçebilecek kadar olmalı, en çok ise, üç zira olmalıdır.


    107. Namaz Kılan Kimsenin Önünden Geçilmesine Mani Olma Yetkisi


    697. ...Ebu Said eI-Hudrî (r.a.)den rivayet edildiğine göre Rasûl-u Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Sizden biriniz namaz kılarken hiç kimseyi önünden geçirmesin, elinden geldiği kadar ona engel olsun. Eğer o kimse diretirse, onunla doğuşsun. Çünkü o ancak şeytan(ın yapacağını yapmakta)dır."
    [Buhârî, salât 100, Muslim, salat 258; Nesâî, kasem 48; İbn Mâce, ikâme 39; muvatta', sefer 33, Ahmed b. Hanbel, III, 34, 44.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/66-67.]

    Açıklama

    Bu hadis-i şerifte namaz kılmakta olan bir kimsenin, önünden geçilmesine mâni olması emredilmektedir. Ancak namaz esnasında önünden geçen kimseye mudâhele etme hakkının doğması için daha önce geçen 689 ve ilerde gelecek olan 700 numaralı hadis-i şeriflerde beyân edildiği gibi sutre olma niteliği taşıyan bir nesnenin önüne konulmuş olması lâzımdır.

    Buhârî, bu hadis-i şerifin sebeb-i vürûdu ile ilgili olarak şu hâdiseyi nakletmektedir:
    "Ebû Salih es-Semmân dedi ki: Ebû Said el-Hudrî bir cuma günü insanlardan korunmak için önüne koyduğu bir sütrenin arkasında namaz kılıyordu. Derken Muayt oğullarından bir genç onun önünden geçmek istedi. Ebû Said de göğsünden iterek o gence mâni oldu. Genç, başka geçilebilecek bir yer olmadığını görünce, ikinci defa geçmeyi denedi. Ancak bu defasında da Ebû Said birincisinden daha şiddetli olarak karşı koydu. Bunun üzerine delikanlı Mervân'ın yanına gidip Ebû Said'i şikâyet etti. Hemen arkasından da Ebû Said, Mervân'ın yanına geldi. Ebû Said'i karşısında gören Mervân kendisine şu soruyu yöneltti:
    Ey Ebû Said! Bu kardeşin oğluyla senin alıp veremediğin nedir? Ebû Said de şu cevabı verdi:
    Rasûl-u Ekrem (s.a.v.) 'i şöyle büyürken işittim:
    "Sizden biriniz kendisini insanlardan koruyacak bir sütreye doğru namaz kılarken, birisi önünden geçmek isterse, ona mâni olsun. Eğer o kimse diretirse, onunla kavga etsin. Çünkü o şeytandan başka bir şey değildir.”
    [Buhârî, salât 100.]

    Kadı lyaz silâhla veya Önden geçen kişinin ölümüne sebeb olacak bir âletle müdâhelede bulunmanın caiz olmadığına ve tehlikeli olmayan bir müdâhale sonucu ölen bir kimse için de kısas lâzım gelmediğine dâir ulemânın görüş birliğinde olduğunu söylemiştir.
    Bu kişi için diyet lâzım gelip gelmediği konusunda ise Malikîler arasında iki farklı görüş vardır. Bunlardan îbn Şa'ban'a göre bu kişi için diyet lâzım gelir. İbnu't-Tîn'e göre ise, kanı heder olur, yani karşılığında diyet ödenmez.
    Ancak hemen şunu söyleyelim ki; namaz kılanın önünü kesip geçen kimse ile nasıl mucâdele edileceğine dair serdedilen bütün bu görüşler namaz kılarken önünde sütre bulunan kimsenin önünü kesen kimse ile ilgilidir. Yoksa önünde sutre bulundurmayan kimse için müdâhele veya mücâdele hakkı yoktur.
    İbn Ebî Hamza ise, hadis-i şerifteki şeytanla kavgadan maksat, gürültüsüz, patırtısız olan ince ve mânevi bir müdâheledir. Yoksa gürültülü patırtılı, kaba kuvvete dayalı bir mücâdele değildir. Bu manada bir mücâdele de ancak istiâze (eûzu) ve besmele ile şeytandan korunmak ve sütre koymakla gerçekleşebilir.
    Çünkü kaba kuvvete bağlı olarak yapılacak bir mücadelenin namaza vereceği zarar, önden geçen kimsenin vereceği zarardan daha büyüktür, demektedir.
    Namaz kılan kimsenin önünden geçen kimse ile mücâdele etmedeki sebebin ne olduğu mevzuunda da iki görüş vardır:

    a. Musallinin önünü kesen kişiyi günahtan alıkoymak,
    b. Bu kişinin namaza zarar vermesini önlemek.
    İbn Hamza birinci görüşü benimsemiştir. Aslında ikinci görüş daha kuvvetli ve isabetlidir.
    Nitekim İbn Ebî Şeybe'nin İbn Mes'ûd (r.a.)'den rivayet ettiği bir hadis-i şerife göre, "bir kişinin namaz esnasında önünden geçilmesi o namazın yarısını ifsâd eder".
    Yine Ebû Nuaym'in Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği bir hadisi şerifte ise, "namaz kılan kişi eğer önünden geçilmekle namazım(n derecesini) ne kadar kaybettiğini bilseydi, sutresiz olarak asla namaz kılmazdı" buyurulmaktadır.
    İşte bu hadis-i şerifler, namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kimseye engel olmanın gerçek sebebinin namaza zarar vermesi olduğunu ortaya koymaktadır.
    Ayrıca, "musallinin önünden geçeni günahtan alıkoymak için onunla mücâdele edilir" diyenlere de, "şayet sizin görüşünüz isabetli olsaydı, o zaman çocuğun namaz kılan bir kimsenin önünden geçmesinde bir sakınca olmaması lâzımdı. Çünkü çocuk mükellef olmadığı için bu hareketiyle günahkâr olmaz" diye cevap verilebilir.

    Hanefî âlimlerine göre ise, efdal olan namaz kılanın, Önünden geçene müdâhale etmemesidir.

    Buna göre namaz kılan bir kimseye mevzumuzu teşkil eden hadiste tanınan müdâhale hakkının doğması için namazdan önce önüne sutre niteliği taşıyan bir nesneyi koymuş olması gerekmektedir. İşte o zaman o kimse, önünden geçen kimseye gücünün yettiği kadar engel olmaya çalışır.

    Zâhiriyye mezhebi âlimlerine göre, hadisteki "ona engel olsun" emrinin hükmü farzdır. Bu bakımdan namaz esnasında önünden geçen kimseye engel olmak o kimse için kaçınılmaz bir görevdir.
    Şafiî âlimlerinden merhum Nevevî'ye göre ise, bu emrin hükmü kuvvetli bir mendubtur. Özellikle Şafiî âlimlerinden hiç bir kimse farz olduğunu iddia etmemiştir. [ el-Menhel, V, 90]
    İleride gelecek olan 700 numaralı hadis-i şerifte de temas edileceği gibi eğer önünden geçmekte olan kimse yakınsa ona eliyle mâni olur, uzaksa işaretle veya "subhânellah" diyerek sesini yükseltmekle mâni olur.

    Kadı İyaz ise, namaz kılmakta olan kimse 'önündenj geçene bulunduğu yerden müdâhalede bulunabileceğine, fakat bu maksatla yürümesinin asla caiz olmadığına dair âlimlerin görüş birliğinde olduklarım söylemektedir. Çünkü namazda yürümenin namaza vereceği zarar, önünden geçilmekle doğacak zarardan daha büyüktür. Bu bakımdan kişinin bulunduğu yerden elle müdâhalede bulunmasına izin verilmiştir. Önden geçen kimse uzakta bulunursa, o zaman da bulunduğu yeri terketmeden sadece işaretle veya "subhânellah" diyerek müdâhalede bulunabilir.
    Hadisin zahirine bakılırsa namaz kılanın önünü kesmek isteyen kimseye çocuk bile olsa engel olunur.
    Nitekim İbn Mâce'nin Ummu Seleme'den rivayet ettiği,
    "Peygamber (s.a.v.) bir gün Ummu Seleme'nin odasında namaz kılarken Abdullah yahut Ömer b. Ebi Seleme önünden geçmek istedi de, Peygamber (s.a.v.) ona eliyle (geçmemesini) söyledi, o da vazgeçti, hemen sonra Zeyneb bint Ummü Seleme gelip önünden geçmek istedi. Rasûl-u Ekrem (s.a.v.) ona da aynı şekilde eliyle geçmemesini söylemişse de o (aldırış etmeden) geçip gitti. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) namazı bitirir bitirmez (şöyle) buyurdu:
    "Kadınlar (isyanda ve inatçılıkta) galibtirler."
    [İbn Mâce, ikâme 38; Ahmed b. Hanbel, VI, 294.]

    Bu hadisten anlaşılıyor ki önden geçmek isteyen çocuk da olsa izin verilmemelidir.
    Hadis-i şerifteki "Onunla döğüşsün" cümlesinin anlamı İmam Şafiî'ye ve Mâliki âlimlerinden Kurtubî'ye göre, "eğer diretirse, birinci müdâhaleden daha sert bir müdâhalede bulunulsun"-demekse de, bazı Şafiîlere göre "gerçekten doğuşsun" demektir.
    Ancak bu ikinci görüş namazın özünü teşkil eden huşu'a aykırı olduğu için ulemâ tarafından kabul edilmemiştir.

    Kıymetli âlim Kâsânî'nin el-Bedâyi' isimli meşhur eserinde bu mevzuda şu bilgiler verilmektedir:
    "Bizim için meselede delil şu hadis-i şeriftir: "Muhakkak ki namazda -ancak namazla ilgili fiillerle- meşgul olunur".

    Kavga ve mucâdele namazla ilgili bir hareket olmadığına göre bu fiillerle meşgul olmak doğru ve caiz değildir."
    Ancak mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifi merhum Kâsânî şöyle te'vil etmektedir: Ebû Said Hadisi ise, namazda her türlü hareketin mubah olduğu zamanlara aittir. Sonradan namazla ilgisi olmayan davranışların mübahlığı neshedilmiştir. [Bedâyiu's-sanâyi, I, 217.]

    Hanefî âlimlerinin bazıları da namaz kılanın önünden geçene engel olmak bir görev değil, bilakis bir izindir. Engel olmamak daha faziletlidir. Çünkü engel olma hareketi namazın dışında bir harekettir demişlerdir.
    Ancak gerek mâni olma işinin namazın dışında bir hareket olduğu, görüşüne, gerekse Ebû Said hadisinin neshedildiği görüşüne diğer mezheb âlimleri tarafından itiraz edilmiştir.
    "Çünkü o, şeytandan başka bîr şey değildir" cümlesindeki "şeytan” kelimesi bu kişinin yaptığı iş, şeytan işidir, anlamına gelebileceği gibi, gerçekten insan ve cin şeytanı anlamına da gelebilir.
    Nitekim İbn Battal, "Şeytan" sözünün dinde fitne çıkaran herkes için kullanılmasının caiz olduğunu söylemekte ve kelimelerde mühim olan manadır, yoksa şekil değildir,
    demektedir.
    Yine İbn Battâl'a göre, cinnilere hakikaten şeytan denebildiği gibi insanlara da mecazen şeytan demek caizdir.
    Nitekim Kur'an-ı Kerim'de de insanoğluna şeytan denildiği görülmektedir:
    "Biz (sana yaptığımız gibi) her Peygambere de insan ve cin şeytanlarını böylece düşman yaptık." [En'âm, 112.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/67-70.]





    Bazı Hükümler


    1. Namaz kılmakta olan bir kimsenin, önünden geçmek isteyene mani olması caizdir. Ancak namaz kılmakta olan kimsenin bu müdâhale etme hakkını kazanabilmesi için namazdan önce önüne sütre niteliği taşıyan bir nesneyi koymuş olması şarttır.

    2. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kimse en uygun bir yolla engellenmeli, tehlikeli sonuçlar doğuracak müdahale yollarına gidilmemelidir.

    3. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek isteyen kişi, önünden geçtiği kimsenin gönlünü meşgul edip namazdaki huşu'una mâni olduğu için şeytana benzer.


    4. Dinde fesat çıkaran kimselere şeytan denilmesi caizdir.


    698. ...Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.), Peygamber (s.a.v.)'i ; "Sîzden biriniz namaz kıldığı zaman sütreye doğru kılsın ve ona yakın dursun.” buyurduğunu söylemiş sonra da (bir önceki hadisin) mânâsını rivayet etmiştir.
    [Beyhakî, es-Sunen'il-kubrâ, II, 267.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/71.]

    Açıklama


    Muhammed b. Aclân, Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiği bu hadisin sonunda, bir önceki hadisin mânâsını ifâde eden lâfızları nakletmiştir. İbn Hibbân'ın Sahîh'inde rivayet ettiğine göre, bu lâfızlar şöyledir:
    Yanı "sizlerden biri namaz kıldığında sutreye karşı kılsın ve ona yaklaşsın. Çünkü şeytan sutre ile onun arasından geçer. Önünden geçen kimseye de fırsat vermesin."

    699. ...Suleyman (b. Abdilmelik)in hacibi Ebû Ubey.d şöyle demiştir:
    Ben Atâ b. Yezîd el-Leysî'yi ayakta namaz kılarken gördüm ve önünden geçmek istedim. O da beni geri çevirdi. (Namazını bitirdikten) sonra da (şöyle) dedi:
    Ebû Said el-Hudrî bana Rasûlullah (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu nakletti: "Sizden bir kimse (namaz kılarken)kıblesi ile kendi arasına birinin girmesine mâni olabilirse olsun."

    Açıklama


    Bu hadis-i şerifle ilgili açıklama 697. hadis-i şerifte geçmiştir. Oraya bakılabilir.

    700. ...Ebû Said (r.a.)'den (rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.v.) (şöyle) buyurmuştur:
    "Sizden biriniz kendisine insanlardan sutre olacak bir şeye doğru namaz kılar da başka biri önünden geçmek isterse, ona göğsüne dokunarak engel olsun. Diretirse, onunla dövüşsün. Çünkü o ancak şeytan(dan)dır."
    Ebû Dâvûd, Sufyan-ı Sevrî'nin şöyle dediğini söylüyor:
    "Ben namaz kılarken önümden böbürlenerek geçen adama mâni olurum. Zayıfa mani olmam.”

    [Buhârî, salât 100; bedu'1-halk 11; Muslim, salat 258, 259,-selâm 139; Ebû Dâvûd, salat 114; Nesâî, kasâme 48; Ibn Mace, ikâme 39; Dârİmî, salat 125; Muvatta, sefer 33; İstı'zân 33; Ahmed b. Hanbel, III, 39, 49, 57, 63.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/72]


    Açıklama


    Bu hadisle ilgili açıkljama 697. hadis-i şerifin açıklama kısmında geçtiğinden tekrara lüzum görmüyoruz. Oraya müracaat edilmelidir.

    108. Namaz Kılanın Önünden Geçmenin Yasak Oluşu


    701. ...Ebû Cuheym (r.a.), Peygamber (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir:
    "Namaz kılanın Önünden geçen kimse, ne kadar günah işlediğini bilseydi kırk beklemeyi önünden geçmekten daha hayırlı bulurdu."
    Ebu'n-Nadr; "Ravînin kırk gün mü, ay mı, sene mi? dediğini bilemiyorum" dedi.
    [Buhârî, salât 101? Muslim, salât 261; Tirmizî, mevâkît 134; Nesâî, kıble 8; Dârimî, sa-lât 130; Muvatta, sefer 34, 35; Ahmed b. Hanbel, IV, 169.
    Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/73]


    Açıklama


    Zeyd b. Halid el-Cuhenî, namaz kılmakta olan bir kimsenin önünden geçmenin günâhını öğrenmek üzere Busr b. Saîd'i Ebû Cuheym'e göndermiş, Ebü Cuheym (r.a.)'de bu hadis-i şerifi nakletmiştir.
    Buna göre namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçen kimse bu hareketinin vebalini bilmiş olsa uzun müddet beklemeyi tercih edecek yine de namaz kılanın önünden geçmeyecektir.
    Ebû Davud'un bu rivayetinde "kırk beklemesi onun için daha hayırlı olurdu" şeklindeki cümle, bazı hadis kitaplarında kırk yıl, kırk ay, kırk sabah, kırk saat, gibi farklı ifâdelerle nakledilmiştir.
    Bütün bunlardan şu anlaşılıyor ki, bu cümlelerde geçen "kırk" kelimesiyle bizce bilinen kırk sayısı değil de takdiri bizce mümkün olmaycak kadar uzun bir zaman kast edilmektedir. İbn Mâce'nin Hz. Ebû Hureyre'den tahric ettiği rivayette ise, Peygamber (s.a.v.) "biriniz namaz kılarken din kardeşinin önünden geçmekte ne derece büyük günah olduğunu bilse, yüz sene yerinde durması onun önünden bir adım atmaktan kendisine daha hayırlı gelirdi" buyurdu denilmiştir.
    [ibn Mâce, ikâme 37; el-Muttekî, Kenzu'I-Ummal, VII, 355.]

    Taberânî'nin rivayetinde; "Namaz kılanın önünden geçen kimse ne derece günah işlediğini bilmiş olsaydı, uyluğunun kırılmasına razı olur da onun önünden geçmezdi" [el-Muttekî, Kenzu'I-Ummâl, VII, 355.]denilmiştir.

    Ka'bu'l-Ahbâr; "namaz kılanın önünden geçen kimsenin yere batması onun önünden geçmesinden daha hayırlıdır" demiştir.
    Bütün bunlar namaz kılanın önünden kasten geçmenin pek çirkin ve veballi bir hareket olduğunu göstermektedir. Sutrenin ardından geçmekte ise, herhangi bir sakınca yoktur.

    Bazı Hükümler


    1. Namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçmek çok çirkin bir ıştır, bunu yapan günahkar olur. Nitekim bu mevzu ile ilgili olarak Ka'bu'l-Ahbâr'ın ve Taberânî'nin rivayet ettiği tehditkâr hadisler bulunmaktadır.

    2. Namaz kılmakta olan kimse namazını ister tek başına, isterse imama uyarak kılıyor olsun, önünden geçmek isteyen kişiye engel olmalıdır. Nitekim bu mevzuda muktedinin durumu ileride tekrar ele alınacaktır.

    3. Her ne kadar bu hadis-i şerifteki ve benzerlerindeki tehdid sadece namaz kılmakta olan kimsenin önünden geçene aitmiş gibi görünüyor ve namaz kılmakta olan kimsenin önünde duran veya oturan veya önünde uyuyan kimseler bu tehdidin dışında kalıyor gibiyse de, aslında bu yasağın gerçek sebebinin namaz kılan kimsenin zihnini bozmak ve huşu'unu ifsat etmek olduğu düşünülürse, bu kimselerin de bu hadis-i şerifteki tehdidin kapsamı içine girecekleri kolayca anlaşılır.
    [ Sunen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 3/74.]







    17 - KADININ UĞURSUZLUĞUNDAN SAKINILMASI

    Ve yüce Allah'ın : "Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır." (Teğabun 14) buyruğu

    5094- İbn Ömer'den, dedi ki : Peygamber (s.a.v.)'in huzurunda uğursuzluktan söz ettiler. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    "Eğer uğursuzluk herhangi bir şeyde varsa bu , evde, kadında ve atta söz konusu olur"

    5095- Sehl ibn Sa'd'dan rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    "Eğer (uğursuzluk) bir şeyde varsa atta, kadında ve meskendedir"

    5096- Usame ibn Zeyd (r.anh)dan rivayete göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    "Ben , benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim".


    AÇIKLAMA

    "Kadının uğursuzluğundan sakınılması"
    Burada (uğursuzluk anlamı verilen) : "eş-Şu'm" uğur anlamına gelen "el-yumn"un zıttıdır.

    "Ve yüce Allah'ın : "Muhakkak ki Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır" (Teğabun 14) buyruğu ." Bununla (Buhari) uğursuzluğun yalnızca bazı kadınlar hakkında söz konusu olduğu, diğer bazıları hakkında da söz konusu olmadığını işaret etmek istemiş gibidir. Buna da ayet-i kerime'deki kısmilik bildiren (....dan anlamındaki) "min"in delaletininden hareket ederek işarette bulunmaktadır.

    Bir hadiste anlatılanlar buna açıklama getirebilir mahiyette olabilir. Sözkonusu bu hadisi Ahmed rivayet ettiği gibi İbn Hibban ve Hakim de sahih olduğunu belirtmişlerdir.
    Hadisi Sa'd merfu olarak rivayet etmiş bulunmaktadır.
    "Şu üç husus Ademoğlunun mutluluğundandır: Saliha bir kadın, uygun bir mesken ve uygun bir binek. Şu üç husus da Ademoğlunun bedbahtlığındandır: Kötü kadın, kötü mesken ve kötü binek."

    "Benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim"
    Şeyh Takıyyuddin es Subki der ki : Buhari bu hadisi , ayeti kerimeyi bab başlığında zikrettikten sonra İbn Ömer ve Sehl yolu ile gelen iki hadisin akabinde zikretmesi, uğursuzluğun , kendisinden düşmanlık ve fitne görülen kadınlara tahsis edildiğine bir işarettir. Bazı kimselerin anladığı gibi , kadının topuğundan bile uğursuzluğun söz konusu olduğu yahut kadının bunda bir etkisinin olduğu şeklindeki anlam doğru değildir. Zaten bu, ilim adamlarından hiç bir kimsenin belirtmediği bir görüştür.
    Kadının bunda bir sebeb olduğunu söyleyen kimse de cahildir. Çünkü şeriat koyucu , yağmurun yıldızların doğuşuna bağlayan kimse hakkında mutlak olarak kafir ifadesini kullanmıştır. O halde kadının herhangi bir dahilinin bulunmadığı bir husus dolayısı ile şerri kadına nisbet eden kimsenin durumu ne olabilir? Olsa olsa görülen bir kaza ve kadere uygun bir halin ortaya çıkmasındna ibarettir. Bunun sonucunda da nefis bundan nefret eder. Böyle bir hal ile karşı karşıya kalan kimsenin böyle bir kadını terk etmesinin kendisine bir zararı olmaz.
    Ancak o fiili o kadına nisbet etmek gibi bir kanaat taşıması şarttır.

    Hadisten Çıkarılan Sonuçlar :

    1- Kadınlar dolayısıyla fitneye maruz kalmak, başkaları dolayısıyla fitneye maruz kalmaktan daha ağırdır. Bunu yüce Allah'ın "Kadınlar .... gibi arzulanan şeylere sevgi, insanlara süslü gösterildi" (Al-i İmran 14) buyruğu da buna tanıklık etmektedir. Yüce Allah onları arzulanıp , sevilen şeyler arasında saymış ve direk türler arasında önce onları zikrederek başlamıştır. Yine muşahede ile görülen şu ki : Erkeğin , yanında bulunan hanımından olma çocuğuna karşı olan sevgisi, bu durumda olmayan başka bir kadından doğma çocuğuna olan sevgisinden daha fazladır.

    2- Hukemadan birisi şöyle demiştir: kadınlar tamamıyla bir şerdir. Onlardaki en şer olan husus ise onlardan mustağni kalamayıştır.
    Kadınlar "akli" ve dini bakımdan eksiklik" ile nitelendirilmiş olmakla birlikte erkeği akli ve dini bakımdan eksiklik gerektiren hususları işlemeye de iterler. Erkeğin dini hususlardan uzaklaşarak dünyaya talip olmak üzere hırs göstermesi gibi .... Bu ise fesadın en ağır halidir.

    Muslim , Ebu Said yoluyla gelen "ve kadınlardan sakınınız" diye bilinen hadisin bir kısmında şunları da zikretmiş bulunmaktadır: "Çünkü İsrailoğullarının fitneye ilk maruz kalması, kadınlar hususunda olmuştu."

    [​IMG]


    Sahih-i Buhari Şerhi; İbn Hacer el Askalani: Fethu'l Bari ; C. 10, S: 381 -383


    5574 - 5755- Ebu Hureyre'den, dedi ki : Rasulullah (s.a.v) :
    "Uğursuzluk yoktur. bunun hayırlısı tefe'uldur, diye buyururken dinledim.
    Ashab : Tefe'ul nedir diye sorunca:
    Allah Rasulu : "Sizden birinizin işiteceği güzel bir sözdür" buyurdu.


    AÇIKLAMA

    "Tefe'ul" Taberi, İkrime'den şöyle dediğini rivayet etmektedir:
    İbn Abbas'ın yanında idim. Bir kuş gelip öttü. Bir adam: 'Hayırdır, hayırdır,' dedi.
    İbn Abbas : 'Bunun yanında hayır da yoktur, şer de yoktur' dedi.
    Yine (Taberi) şöyle demiştir:
    Tefe'ul ile tıyera (uğursuz saymak) arasında fark şudur: Tefe'ul yüce Allah hakkında husn u zan beslemek türündendir. Uğursuz saymak ise, ancak kötü şey hakkında olur. Bundan dolayı mekruh görülmüştür.

    Nevevi der ki: Tefe'ul hoşa gitmeyen şeyler hakkında da sevindirici şeyler hakkında da kullanılır. Ama çoğunlukla sevindirici şeyler hakkında kullanılır. Tıyera denilen (uğursuz saymak) ise, ancak uğursuz kabul etmek hallerinde olur. Mecazen sevindirici haller için de kullanıldığı olur.

    Bu adlandırma , duruma göre değişebilir gibidir. Ama şeriat tıyera (denilen uğursuz sayma)yı hoşa gitmeyen şeyler, tefe'ul'u de sevindiren şeyler hakkında özel olarak kallanmıştır. Ancak tıyera kabilinden olmaması için böyle bir maksadı gütmemesi de şartlardandır.
    İbn Battal der ki : Allah insanların fıtratlarında hoş sözü s evmek ve onunla unsiyet etmek özelliğini yaratmıştır. Nitekim onlarda güzel görünümlü şeylere, saf berrak suya bakarak rahatlamak özelliğini de yaratmıştır. İstese böyle bir suya bizzat sahip olmasın ve içmesin.

    Tirmizi sahih olduğunu da belirterek Enes'ten şu hadisi rivayet etmektedir:
    "Peygamber (s.a.v.) bir ihtiyacını görmek için dışarı çıkacak olursa, ya necih ya raşid (ey başarılı, ey doğru yolda olan) sözlerini işitmekten hoşlanırdı."

    Ebu Davud da hasen bir senedle Bureyre'den şunu rivayet etmektedir:
    "Peygamber (s.a.v.) hiç bir şeyden dolayı uğursuzluk duygusuna kapılmazdı. bununla birlikte bir amir (devlet işini görmek üzere görevli) gönderdiği vakit ona ismini sorardı. İsmi hoşuna giderse bundan dolayı sevinirdi. Eğer isminden hoşlanmazsa bundan hoşlanmadığını yüzünün ifadelerinden görülürdü."

    [​IMG]


    Sahih-i Buhari Şerhi; İbn Hacer el Askalani: Fethu'l Bari ; C. 11, S: 491 -492




    KOYUN DEVE AĞILLARINDA NAMAZ

    حدثنا عثمان بن أبي شيبة ثنا أبو معاوية ثنا الأعمش عن عبد الله بن عبد الله الرازي عن عبد الرحمن بن أبي ليلى عن البراء بن عازب قال : سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم عن الوضوء من لحوم الإبل فقال توضؤوا منها وسئل عن لحوم الغنم فقال لا تتوضؤا منها وسئل عن الصلاة في مبارك الإبل فقال لا تصلوا في مبارك الإبل فإنها من الشياطين وسئل عن الصلاة في مرابض الغنم فقال صلوا فيها فإنها بركة

    { … Bera bin Azib r.a dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir :
    Peygamber (s.a.v)’e abdestli iken deve eti yemekten soruldu. Peygamber (s.a.v): Ondan dolayı abdest vardır, buyurdu. Deve ağıllarında namaz kılmaktan soruldu. Buyurdular ki : Deve ağıllarında namaz kılmayın, çünkü develer şeytanlardandır.
    Koyun ağıllarında namaz nasıldır, denildi.
    Buyurdularki : Koyun ağıllarında namaz kılın, çünkü koyun berekettir.
    (İsnadı Sahihtir, Ebu Davud. c.1. No: 184.; Tirmizi. c.1. No: 81; İbn Mace. c.2. No: 494; İbn Ebi Şeybe Musannef. c.1. s.302. no: 515)


    Berâ (radıyallahu anh)'nın rivayetlerine göre Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demiştir:
    "Deve ağıllarında namaz kılmayın, çünkü onlar şeytandandır."
    Koyun ağıllarından soruldu:
    "Oralarda kılın, çünkü onlar berekettir'' buyurdular.''
    Ebu Dâvud, Tahâret 72, (184); Tirmizi, Tahâret 60, (81).


    6187 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
    "Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Eğer siz, namaz kılmak için koyun ağılı ve deve damından başka bir yer bulamadı iseniz, koyun ağılında namazınızı kılın, fakat deve damında kılmayın."

    6188 - Abdullah İbnu Muğaffel el-Muzeni radıyallahu anh anlatıyor:
    "Rasulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Koyun ağıllarında namaz kılın, deve damlarında kılmayın. Çünkü develer, şeytanlardan yaratılmıştır."
    Kutub-i sitte


    2224- ... Muhammed b. Şirin'den, o Ebu Hureyre (r.anh)'dan, onun şöyle dediğini rivayet etti :
    Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Eğer koyun ağılları ile deve ağıllarından başka (namaz kılacak) bir yer bulamazsanız , koyun ağıllarında namaz kılın, fakat deve ağıllarında kılmayın".
    (İbn Mace, Taharet, 67 ; Ahmed b. Hanbel, Musned, II, 451, 491)

    2227- .. el Hasen'den , o Abdullah b. Mugaffel'den, onun şöyle dediğini rivayet etti :
    Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Koyun ağıllarında namaz kılabilirsiniz, fakat deve ağıllarında namaz kılmayın".
    (Tirmizi, Mevakit, 142 ; Nesai, Mesacid , 41; Ahmed b. Hanbel, Musned, III, 404, IV, 85, 86, V, 54, 55)

    Ebu Cafer dedi ki : Bundan dolayı bazıları, deve ağıllarında namaz kılmanın mekruh olduğu kanaatini benimsemiş ve bu rivayetleri delil göstermiştir. Hatta bazıları, bunun hükmü hususunda hataya düşerek namazın fasid olacağını söylemiştir.
    Ancak bu konuda başkaları onlara muhalefet etmişler ve bu gibi yerlerde namaz kılmanın caiz olduğunu söylemişlerdir.
    Bunların lehine olan deliller arasında şu vardır: Deve ağıllarında namaz kılmayı yasaklayan bu rivayetlerin taşıdığı anlam hakkında insanların bir takım açıklamaları vardır. Aynı zamanda bu yasağın ifade ediliş sebebi konusunda da bir şeyler söylemişlerdir.
    Bazıları şöyle demektedir: Develerin yakınında büyük ve küçük abdest bozmak deve sahiplerinin alışkanlıklarındandır. Onlar böyle yaparak, deve ağıllarının necis olmasına sebeb olurlar. İşte deve ağıllarında namaz kılmak, develerden dolayı değil, bundan dolayı yasaklanmıştır. Bu yasağın gerekçesi (illeti), nerede olursa olsun, namaza engel olan necasettir.
    Koyunların bulundukları yerleri temiz tutmak , ağıllarında küçük ve büyük abdest bozmamak da koyun sahiplerinin adetlerindendir. Bundan dolayı da koyun ağıllarında namaz kılmak mubah kılınmıştır.

    Şerik b. Abdullah'tan, bu hadisi bu anlamda yorumladığı rivayet edilmiştir.

    Yahya b. Adem ise şöyle demektedir: bana göre bu yasağın sebebi bu değildir. Bunun asıl sebebi , develerin ani hamleler yapıp o esnada karşılarına çıkanı sakat bırakması korkusudur. Nitekim develerin cin olduğunu ve cinden yaratıldıklarını de söylemiştir.

    Rafi b. Hadic'in rivayet ettiği hadise göre , Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ki bu develer, evcil olmayan hayvanların ürküp kaçması gibi ürküp kaçarlar."
    (Buhari, Cihad, 191; Şeriket, 3, 16 ; Muslim, Edahi, 20 ; Ebu Davud, Edahi, 14; Ahmed b. Hanbel , Musned, III, 463, 464)

    Koyunlarda ise böyle bir korku yoktur. O halde, deve ağıllarında namaz kılmaktan uzak durmanın emredilmesi, onların bu gibi hallerinden korkulduğu içindir. Yoksa develerin, koyunlarda benzeri bulunmayan bir necisliğinden dolayı değildir.
    (İmam tahavi , Şerhu Meani'l Asar; C: 2 , S: 502- 503 - 504) [​IMG]


    Abdullah b. Muğaffel el- Muzenî'nin rivayeti :
    Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:
    "Sizler koyun ağıllarında namaz kılabilirsiniz. Fakat deve ağıllarında namaz kılmayınız.Çünkü onlar şeytanlardan yaratılmışlardır."
    (İbn Mâce'nin Sunen'inde Mesacid ve cemaatler bahsinde, İmam Ahmed'in de Musned)


    Kişi namaz kılınca huşu içinde olmalı ve huşuyu bozacak yerlerden uzak durmalıdır, böylece gürültünün olamdığı yada sizi rahatsız edenin bulunmadığı yerde huşu içinde namazınızı kılabilirsiniz.

    İmam Şafii, Musned'inde yine Abdullah b. Muğaffel'den o Peygamber (s.a.v.) den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
    "Sizler koyun ağıllarında iken namaz vakti girerse orada namaz kılınız. Çünkü onlar (koyunlar) huzur ve berekettirler. Fakat deve ağıllarında iken namaz vakti girerse oradan dışarı çıkınız ve (öyle) namaz kılınız. Çünkü onlar (develer) cindir, cinlerden yaratılmışlardır.
    Sizler onların ürküp kaçtıkları vakit nasıl burunlarını yukarıya doğru kaldırdıklarını görmüyor musunuz?"

    Deve ağıllarında namaz kılmanın yasaklanış illeti (gerekçesi) hususunda görüş ayrılığı vardır.
    Bu hususta en uygun açıklama develerin ağıllarında hemen hemen hiç sükûnet bulmamaları ve rahat olmamalarıdır. Aksine hep galeyan halindedirler. Bu bakımdan kimi hallerde namaz kılanın namazını keserler.
    (İbn Abdi'l-Berr, et-Temhid, XXII, 333; ez-Zerkanî şerhi, I, 486; Tevilu Muhtelifi'l-Hadis, I, 132; Avnu'l-Mabud, II, 113; Nesâî, Sünen'inde Sindi haşiyesi, II, 56)


    Bu açıklamaya Şeyhu'l-İslam İbn Teymiyye'nin sözünü ettiği
    şu husus da eklenebilir:

    "Sahih olan ise hamamda, deve ağıllarında ve benzeri yerlerde
    (namazın yasaklanış) illeti, buraların şeytanların barınakları oluşlarından dolayı olduğudur.”
    (Mecmûu'l-Fetava, XIX, 41)




    Bu açıklama her iki hususu da bir arada ifade etmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

    [​IMG]

  3. ABDULHAK
    Üye

    Hadislerin sıhhat şartlarına bakmadan; sadece "aklıma yatmıyor, mantığıma uymuyor" , gibi kısır düşüncelerle reddeder isek, daha bunlar gibi yüzlerce sahih hadis-i şerif-i, ehl-i sünnete muhalif olarak reddedip inkar edebiliriz.

    Müslumanları ehl-i sünnet anlayışından uzaklaştırmanın tek yolu hadislerden koparabilmektir. Çünkü Kuran-ı kerime hem Allahın vaadi var , hemde hıfz olunması hasebiyle dokunamayacaklarını çok iyi bilmektedirler.
    Musteşriklere hizmet edenlerin güncel belamlarından Turan Dursun, Edip Yuksel, Ferec Hödür ve daha nice mealci geçinen çağdaş mutezili akılcılarına uyacak olursak, Hadis usulunun ilminden alakasız ve cahilce; ehli sunnetin yıllardır kabul ederek amel ettiği Sahih hadisleri Allah korusun reddederiz.
    Kalpleri vesveseye kapılmış bu taifeler sahih hadisleri reddederken, herhangi bir metin gibi algılayabilmektedirler.
    Ehl-i sunnet alimlerinin bu hadisleri nasıl anladıklarını , şerhlerini , vurudunu, ravi, cerh- tadil, sened zinciri , hadis sıhati vs. gibi kurallarına ve izahatlarına şüpheyle bakmadan reddedenler oldukça cahil cüretkarlardır.
    Rabbim bizleri bunların şerrlerinden muhafaza buyursun . Allahumme amiin.
  4. Haksancaktar
    Islam-TR Üyesi


    De Hadi Bakalım Halimiz Ne Olacak... Mecaz anlamda söylüyorum ''Cin gibi Bir Kardeşimsin...'' :kanka:teşekkür
  5. ABDULHAK
    Üye


    Aynen
  6. selocan seni seviorum kardeşim :D
  7. Ruveyda Ebrar
    Yeni Üye

    bende kertenkele meselesi bu kadar niye uzadı diyordum:kıskıs:kıskıs:kıskıs.......başka konulara geçmişiniz...........Allah cc sizi firdevsinde ağırlasın mübarekler...........:f18:
  8. ABDULHAK
    Üye

    Soru ve başlık bitti, başka konuya geçilidi.

    Tekrar başa dönersek , mana olarak aklen bize acaip , ters miş veya mecazi anlamı olupta zahiri anlamda bize ters miş gibi gelen hadis-i şerifler olabilir. Bunların tüm bu sebebleri bu hadislerin uydurma-mevdu olmasını gerektirmediğini , aksine ilimle , delille ortaya konulması gerektiğini bilmemiz gerektiğini anlamış olduk.
    İlim ve usul sahibi muhaddislerin bizim zanni ve akli ölçülerimize göre değil metoda ve usule göre tetkik ederek hadisin sıhhat derecesini tesbit ediyor oldukları , bize garip gelen mananın ise aslen farklı izahatları olabileceğini gördük.
    Bu sebeble , bu tür hadislere, özellikle muteber hadis kitaplarında zikredilen hadis-i şeriflere, uydurma diyebilmek için o hadislerin muteber kitaplardan ve alimlerden şerhini incelemeden duygusal, akli ve fevri davranıp reddedilemeyeceğini bir kez daha anlamış olduk. Meseleye usul, metod ilmi ile bakmayıp mantık çerçevesinde yaklaşacak olursak nice uydurma hadisleri aklımıza veya Kurana uygun diye sahihlemek zorunda kalırız(!).
    Konu açığa çıkmış , tamamlanmıştır. Farklı meseleleri başka başlık altında devam edebiliriz.
    Rabbim bizleri hatalı davranışlardan ve bilerek hataya düşmekten muhafaza buyursun.

Sayfayı Paylaş

Yüklüyor...