İmam Ebu Hanîfe'nin Tevessül hakta fikirleri

Konu, 'Akide - İtikad' kısmında Abu_ibrahim tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. Abu_ibrahim

    Abu_ibrahim Islam-TR Üyesi

      
    بسم الله الرحمن الرحيم


    İmam Ebû Hanîfe'nin Tevhide Dair Görüşleri:



    Yüce Allah'ın Tevhidi, Şer'î Tevessül ve Bid'at Tevessül

    Ebu Hanîfe dedi ki:

    "Bir kimsenin Yüce Allah'a ancak onu vesile kılarak ve ancak Yüce Allah'ın şu buyruğundan anlaşıldığı üzere emrolunmuş ve izin verilmiş surette dua etmesi gerekir:

    "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na bunlarla dua edin. Onun isimlerinde eğriliğe sapanları terkedin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını çekecektir." (el-A'raf, 7/180) (ed-Durru'l-Muhtar maa Haşiyeti Reddi'I-Muhtar (VI, 396-397)


    Ebû Hanîfe dedi ki:

    "Dua eden kimsenin filânın hakkı için yahut peygamberlerinin ve rasûllerinin hakkı için Beyt-i Haram'ın ve Meş'ar-i Haram'ın hakkı için senden dilekte bulunuyorum demesi mekruhtur." (Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, s. 234; İthafu's-Saâdeti'l-Muttakîn, II, 285; Aliyyu'l-Kârî, Şerhû'l-Fıkhi'l Ekber, s. 198)


    Ebû Hanîfe dedi ki:

    "Herhangi bir kimsenin Allah'a ancak onu vesile ederek dua etmesi gerekir. Bir kimsenin senin Arşının izzet noktaları hakkı için yahutta mahlukatının hakkı için demesini mekruh görüyorum." (et-Tevessulu ve'l-Vesile, s. 82; Ayrıca bk. Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber, s. 198)




    (İmam Ebû Hanîfe ile Muhammed b. el-Hasen dua eden bir kimsenin:

    "Allah'ım senin Arşının izzet noktaları hakkı için senden diliyorum" demesini mekruh görmüşlerdir. Çünkü böyle bir duaya izin verildiğine dair bir nass bulunmamaktadır. Ebû Yûsuf ise sünnette bu konuda bir nassa vâkıf olduğundan ötürü böyle bir duaya cevaz vermektedir. Vâkıf olduğu bu nassa göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu duayı yaparmış:

    "Allah'ım senden Arşının izzet noktalan ve kitabının rahmetinin son sınırlan hakkı için... diliyorum"... el-Binaye, IX, 382'de ve Nasbu'r-Raye, IV, 272'de belirtildiği gibi Beyhaki, Kitabu'd-Daavat el-Kebire'de rivayet etmiştir. Ancak bu hadisin senedinde tenkid edilmiş üç nokta vardır:

    1. Davud b. Ebî Asım'ın İbn Mes'ud'dan hadis dinlememiş olduğu,

    2. Abdu'l-Melik b. Cureyc hem tedlis yapan, hem mürsel rivayetler nakleden birisidir.

    3. Ömer b. Harun yalancılıkla itham edilmiş birisidir. Bundan dolayı İbnu'l-Cevzî, el-Binaye, IX, 382'de belirtildiği üzere: "Bu hadis hiç şüphesiz uydurmadır, senedi de gördüğün gibi boştur" demiştir. Bk. Tehzibu't-Tehzib, III, 189, VI, 405, VII, 501 Takribu't-Tehzib, I, 520)
  2. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    İmâm A’zam’a nisbet edilen Falancının hakkı ile, Allah celle celâlühû’dan bir şey istenmez, bu söz ile düâ etmek mekrûh veya harâmdır sözü ne demektir?


    Burada şunu da ilâve edelim: Hanefi fıkhı kitâblarında falancanın hakkı ile düâ etmenin mekrûh[1] olduğu mevcûd ise de bunu iyi anlamak lâzımdır. Çünki,

    Bir: Bu hüküm ve fetvâ, ittifakla değildir. Zîrâ, Ebû Yûsuf, buna benzer bir mes’elede, gelen hadîs sebebi ile beis görmemiştir.[2] Bu ifâde hakkında da en azından Hasen olan bir rivâyet vardır. İleride de anlatılacağı üzere, Alîyyü’l-Kârî bu hadîsi getirerek böyle de düâ edilebileceğini nakletmiştir.


    İki: Bu tâ'bîrin mahzurlu bulunmasının sebebi şudur: (Hakk sözünde vâciblik ma'nâsı da bulunmaktadır. Hâlbuki hiçbir kimsenin Allah celle celâlühû üzerinde vâciblik ma'nâsında hakkı yoktur. Oysa bu tâ'bîrde böyle bir yanlış ma'nânın anlaşılma ihtimâli vardır. Şöyle bir ifâdeden falancanın Allah celle celâlühû’nun üzerinde, ona vermeye mecbûr olduğu bir hakkı varmış gibi bir zan uyanabilir. Bu sebeble, böyle bir tehlikeye düşmektense, Mütevâtir olmayan bir haberle amel etmemek evlâ olur), denilmiştir. Falancının hakkıyla ifâdesinin mahzurlu görülmesi işte bu görüşe dayanmaktadır.[3]


    Üç: Ancak Aliyyü’l-Kârî’nin de dediği gibi, şöyle de denmektedir: Kulun Allah celle celâlühû üzerinde mecbûriyet ma'nâsında hakkı yoksa da Allah celle celâlühû’nun lütfen ve fazlından kabûl buyurduğu hakkı olabilir.[4] Bu takdîrde vesîle (ve tevessül) babından olmuş olur. Allah celle celâlühû O'na varmaya vesîle arayın buyuruyor. (Büyük Muhaddis İmâm Cezerinin eseri) El-Hısnu’l-Hasîn’de de yer aldığına göre, Nebîler aleyhimusselâm ve velîlerle tevessül etmek düânın adabından sayılmıştır. (Bu husûsta) Ey Allah’ım isteyenlerin sendeki hakkıyla (hürmetiyle) senden istiyorumhaberi gelmiştir.[5]


    Dört: Hanefî âlimlerinden bazıları, falancanın hakkıyla sözüyle, kul üzerine yemîn etme ma'nâsının da bulunduğunu söylemişse de bunun doğru olmadığını yukarıda Kevserî beyan etmiştir.


    Beş: Sonra, Aliyyu'l-Kârî Hanefî âlimlerinin ileri gelenlerindendir. O'nu neden hesâba katmazsınız?


    Hanefi fıkıh kitâblarının hemen hemen hepsinin Kerahiyye ve İstihsan yahut Hazar ve İbâhe bahislerinde falancanın veya falan şeyin hakkı için, Allah’tan bir şeyler istemenin Ebû Hanîfe rahmetüllâhi aleyh’e göre mekrûh olduğu geçmektedir. Lâkin, Hanefî âlimlerinden ve muhaddislerinden İmâm Aliyyu’l-Kari, bu mekrûhluğun hakk sözüne vâciblik (mecbûri-yet) ma'nâsı yüklendiği takdîrde olacağını, zîrâ vâciblik veya mecbûriyyet ma'nâsında kimsenin Allah celle celâlühû üzerinde hakkı olmadığını, ancak hürmet ve ta’zım ma'nâsında kullanıldığı zaman bunun tevessül babından olacağını, Allah celle celâlühû nun, Ona varmaya vesîle arayın, buyurduğunu ve bunu el-Hısnu’l-Hasîn’de de yazdığına göre duânın âdâbından kabûl edildiğini ve bu husûsta (yukarıdaki) hadîsin geldiğini, söylüyor.[Aliyyu’l-Kârî, Fethu Bâbi’l-İnâye: 3/30]

    Yine, Hanefi âlimlerinden İbnü Âbidîn, Reddü’l-Muhtar’ında, bunu, O’ndan kabûllenerek naklediyor.[İbnü Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr: 5/540]

    Bunlardan da önce, Falancanın hakkı için ifâdesinin hürmetine demek olduğunu, vâciblik demek olmadığını ve bunun hadîslerle sâbit olduğunu, bu ifâdeyi câiz görmeyenlerin vâcibliğe mecbûriyet ma’nâsı yüklediğini, ama burada ma'nânın bu olmadığını daha önceleri İmâm Sübkî de söylemiştir.[İmâm Sübkî, Şifâu’s-Sikâm:138]

    Bütün bunlardan anlaşıldığına göre Ebû Hanîfe bu sözünü bir şeylerin Allah’a vâcib olduğunu iddiâ eden Mu’tezile’nin şu batılının önünü kesmek için, Sedd-i zerîa kabîlinden söylemiştir. Bu gün ise henüz böyle bir tehlike yoktur. Mu’tezile yeniden hortlatılır ve buna benzer tehlikeler yine ortaya çıkarsa avam içün yine böyle bir yola gidilebilir. Ama işi bilerek ve Sünnet çerçevesinde yapanları şirkle suçlamak terbiyesizliğine saplanmadan.

    Demek ki, Falancanın hürmetine, demek câiz değildir, sözü mutlak olarak ve sınırsız söylenirse, boş gürültü olur… Şu iddiânın sâhiblerinin bu husûsta hiçbir delîli yoktur. Aksine bu, düânın âdâbından olup, sünnet veya müstehabdır. Ulemânın küçük bir kısmı tarafından, belli şart ve kayıtlarla sınırlı olarak, en çok mekrûh olduğu söylenen, ama başka yönleriyle mahzûrlu olmayan, hattâ sünnet bile olan bir mes’eleye şirktir damgasını vurmak herhâlde çağdaş mukavva muctehidliğin alâmet-i fârıkalarından olmalıdır.(Hüseyin Avni Kansızoğlu)


    Ebu Hanife'nin ''sahih hadis benim mezhebimdir''' sözünü nakleden İbni Abidin Reddü'l Muhtarına şu dua ile başlar;

    Ben Allah Teâlâ'ya Nehiyy-i Kerim'i (S.A.V.) ile ehl'i tâatından her muazzam makam sahibi ile ve imamımız îmam A'zam ile tevessül ederek, lütuf ve kereminden bu işi bana âsan eylemesini, tamamına erdirmesini, hatalarımı afv, amelimi kabul buyurmasını; bunu sırf rızâyı kerîmi için Gennât-ı naîm'de kurtuluşuma sebep yapmasını, bütün beldelerde kullarını bununla faydalandırmasını, bana doğru yolu göstermesini, doğruyu ilham buyurmasını, kusurlarımı bağışlamasını, hatalarımı afv buyurmasını niyaz eylerim. Çünkü ben bu işe çocukluk edip karışmış bulunuyorum. Ben bu yolun süvarilerinden değilim. Lâkin O'nun kudretinden imdad umuyor. O'nun güç ve kuvvetiyle hazırlık yapıyorum. Muvaffakiyetim ancak Allah'dandır. O'na tevekkül eder, ancak O'na yönelirim ....

    [1] Burhânüddîn el-Merğînânî, el-Hidâye:(4/96), Kâsânî, el-Bedâyi’ [(Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye): 6/504], İbrâhîm el-Halebî, Multekâ (Mücerred Metin): (192), Allîyyü’l-Kârî, Fethu Bâbi’l-İnâye: (3/30)

    [2] Kâsânî, Bedâyi’ (Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye): 6/504
    [3] [Bedâyius-Sanâi' 5:126,(İstihsan bahsi)], Fethu Bâbi’l-İnâye (hâşiyesi):3/30
    [4] Ve de vardır. Zîrâ, Ebû Saîd’in rivâyet ettiği bu hadîsimiz ile İbnü Adiyy ve İbnü Asâkir’den buna dâir rivâyetler vardır.
    [5] Aliyyu'l-Kârî, Fethu Bâbi’l-İnâye:3/30
  3. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    sadece ALLAH celle celaluhudan istemek bu kadar zormu geliyor ferdiosamn kardeş anlamak mümkün değil dışarıdan yeni İSLAM a girecek kişi bunları görse inan geidiği hızın on misli ile geri kaçar fıtrata o kadar aykırı bir işki sorma ancak neden olduğunu söylemeye dilim varmıyor ALLAH celle celauhu ıslah etsin.....


    aynı müdürün kapısı açık dururken içeri girmek için kapıcı peşinde koşanlar gibisin.....
Yüklüyor...
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.