İFK (İFTİRA) HADİSESİ

Konu, 'İslam Tarihi' kısmında Binti_Muslim tarafından paylaşıldı.


  1. Münafıkların başı olan Abdullah b. Ubeyy'in , tertemiz Annemize yaptığı iftirayı bir de gelin onun dilinden ve sahih kaynaklardan dinleyelim...

    Hz. Aişe (r.ah) der ki:

    "Resûlullah Aleyhisselam, bir sefere çıkmak istediği zaman, zevceleri arasında kur'a çekerdi. Onlardan hangisinin kur'ası çıkarsa, Resûlullah Aleyhisselam ile yola o çıkardı.

    Benî Mustalık gazasına çıkmak istenildiğinde de, öteden beri olduğu gibi, Resûlullah Aleyhisselam zevceleri arasında kur'a çekti de, benim ismim çıkınca, sefere Resûlullah Aleyhisselam ile ben çıktım.Bu sefer, hicab âyeti inzal buyurulduktan sonra idi. Bunun için, ben hevdeç içinde taşınıyor, konak yerinde hevdeç içinde indiriliyordum.

    Bu suretle gittik. Nihayet, Resûlullah Aleyhisselam gazasını bitirip geri döndüğü ve Medine'ye yak*laştığımız bir sırada (bir konak yerine inip gecenin bir kısmını orada geçirdikten sonra) göç edilmesini bildirdi. Hareket emri verildiği zaman, ben hemen kalktım, yürüdüm. Kazâ-yı hacet için, ordugâhtan aynldım.
    Kazâ-yı hacetten sonra, hevdecimin yanına gelip de göğsümü yoklayınca, gördüm ki, Yemen bon*cuğundan dizilmiş gerdanlığım kopmuş! Hemen geri dönüp gerdanlığımı aramaya başladım.

    Onu aramak beni alıkoydu.
    Benim bindiğim deveye, beni hevdecin içinde sanarak, boş hevdeci yüklemişler, devenin başını çekip gitmişler!
    Hevdecin içinde kimse bulunmadığının, boş olduğunun farkına varmamışlar. O zaman, kadınlar az yemek yerlerdi. Hafif etli idiler. Şişman değillerdi. Ben ise zaten çok genç bir kadındım.

    Gerdanlığımı bulup bulunduğum yere döndüğüm zaman, orada ne bir çağıran var, ne de cevap veren var! Herkes çekilmiş, gitmişti!

    Benim hevdeçte bulunmadığımı anlayınca, döner, beni aramaya gelirler, sanıyordum.[1] Elbiseme büründüm.[2] Otururken, gözlerimi uyku bürüdü. Olduğum yerde uyuyakalmışım.

    Safvan b. Muattal (*) ordunun arkasında kalıp, gecenin sonunda benim bulunduğum yerde uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma gelmiş ve beni görünce tanımış. Çünkü, o, hicab âyeti inmeden önce, beni görürdü.

    (istirca) 'İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn=Biz Allah'ınız (Allah'ın yaratıklarıyız) ve muhakkak dönüp O'na varıcılarız! dediği zaman, onun sesine uyandım, hemen yüzümü elbisemle örttüm. [3]

    Vallahi, o ne benimle bir tek kelime konuştu, ne de ben ondan istircadan başka bir kelime işittim.[4]. Safvan, binmem için, devesini bana yaklaştırdı.[5] Ön ayağına basıp, deveyi çöktürdü.[6] Kendisi benden geriye çekildi [7] ve:

    'Bin! dedi.[8]

    Ben de, deveye bindim.[9] Safvan, bindiğim devenin başını (yularını) yederek yola koyuldu. Nihayet, orduya, öğle sıcağı basıp konakladıkları sırada yetişebildik."[10]
  2. Medine'ye Geliş ve Hz. Âişe Aleyhinde İftira Yaygarası Koparılışı



    Peygamberimiz Aleyhisselam; 28 gün sonra, Ramazan hilali doğduğu zaman Medine'ye geldi.[11] Ordu ardcısı Safvan b. Muattal; Hz. Âişeyi deve üzerinde getirirken, kabilesinden birtopluluk içinde bulunduğu sırada, baş münafık Abdullah b. Übeyy'e rastlamışlardı.
    Abdullah b. Übeyy:

    "Kimdir bu?" diye sordu.

    "Âişe'dir!" dediler.

    Abdullah b. Übeyy:

    "Ne Âişe o adamdan dolayı kurtulur, ne de o adam Âişe'den dolayı kurtulur.[12]

    Demek peygamberinizin ailesi bir adamla gecelemiş, sabaha kadar kalmış!

    Sonra da, adam devesinin yularından tutup onunla yanınıza gelmiş hâ?!" diyerek ilk yaygarayı koparmıştı .[13]

    Hz. Âişe der ki:

    "İşte, iftiracılar, aleyhimde söyleyeceklerini söylemişler, ordugâh çalkalanmış. Vallahi, benim bunların hiçbirinden haberim yoktu.[14]

    Aleyhimde iftira ederek helak olanlar helak olmuş! İftiranın en büyüğüne ve en çoğuna girişen de, Abdullah b. Übeyy imiş! Medine'ye gelince, hastalandım(*)
    Meğer, bu sırada, iftiracıların uydurdukları iftiralar halkın dillerinde dolaşır olmuş.[15] Bu hususta bana hiçbir haber erişmemişti. Halbuki, annem ve babam bundan haberdar olmuşlardı. Fakat, onlar bana bundan ne az, ne de çok, hiçbir söz etmiyorlardı.[16] Hastalığıma annem gelip bakıyordu.[17] Resûlullah Aleyhisselam yanıma gelir, selam verir, 'Nasılsın?' derdi.[18]

    Aradan yirmi şu kadar gece geçtikten sonra idi ki, hastalığımı atlatmış, nekahet devresine girmiştim. Biz Arap kavmi, o zaman, Arap olmayanların evleri yanında edindikleri şu helaları, kokusundan iğrendiğimiz için, evlerimizin yanında bulundurmaz, Medine'nin kırlarına çıkardık. Kadınlar oraya, her gece ihtiyaçlarını gidermek için çıkarlardı .[19] O zaman, bizim halimiz, çöl Araplarının kırda hacetlerini gidermelerine benzemekte idi.

    Ben yine bir gece, Mıstah'ın annesi ile, hacet giderme yerimiz olan Menâsı' tarafına çıkmıştım. Buraya, ancak geceden geceye çıkardık. Bu da, evlerimizin yanında helalar edinmemizden önce idi. (Mıstah'ın annesi Ebu Rühm b. Abdulmuttalib'in kızı Selma'dır. Onun annesi Reyta da, Sahr b. Âmir'in kızı olup, Ebu Bekir'in halasıdır. Selma Hatunun oğlu Mıstah, (Avf) b. Üsâse, b. Abbâd, b. Muttalib, b. Abdi Menafin oğludur.)

    İşte, ben ve Mıstah'ın annesi hacetimizi gidermek üzere Menâsı'a çıktığımız sırada, Mıstah'ın annesi çarşafına takılarak düşünce:

    'Mıstah yüzünün üzerine düşsün, kahrolsun!' diyerek oğluna beddua etti, ilendi.[20]

    Ben:

    'Ey anacığım! Sen ne diye oğluna sebbediyor, kötü söylüyorsun?!' dedim.

    Sustu, cevap vermedi.

    İkinci kez ayağı çarşafına dolaşıp düştü. Yine:

    'Mıstah yüzünün üzerine düşsün, kahrolsun!' dedi.

    Ben, yine:

    'Ey anacığım! Sen oğluna ne diye beddua ediyor, kötü söylüyorsun?![21]

    Sen ne kötü söylüyorsun! Bedir savaşında bulunmuş olan bir zâta mı sebbediyorsun?!' dedim. [22]

    'Vallahi, ben ona ancak seninle ilgili şeyden dolayı beddua ediyor, kötü söylüyorum![23] Bak hele şu tâzeye![24] Sen onun söylediklerini işitmedin mi?!' dedi.

    'O neler söylemiş? dedim.

    Bunun üzerine Mıstah'ın annesi iftiracıların söylediklerini bana birer birer haber verince, hastalığımın üzerine bir hastalık daha katlandı!"[25]
  3. Hz. Âişe'nin Aleyhindeki İftiraları İşitince Hastalığının Ağırlaşması


    "Evime döndüğüm zaman, Resûlullah Aleyhisselam yanıma gindi. Selam verdikten sonra:
    'Hastalığın nasıldır? diye sordu.
    'Yâ Rasûlallah! Benim anne ve babamın evine gitmeme izin verir misin?' dedim. Gidip onlardan, hakkımdaki haberin içyüzünü öğrenmek, anlamak istiyordum. Resûlullah Aleyhisselam bana izin verdi.[26] Yanıma bir uşak katıp, beni babamın evine gönderdi. Eve geldiğimde, annem Ümmü Rûman'ı aşağıda, babamı da evin damında Kur'ârvı Kerîm okur bir hale buldum. Annem: Kızcağızım! Sen, ne için geldin? diye sordu.[27]

    Anneme: 'Allah seni yarlıgasın! Halk benim aleyhimde neler söyleyip duruyormuş da, siz bana onlardan hiçbir şey sızdımnadınız?![28] Anneciğim! Halkın benim aleyhimdeki söylentileri nelemniş?' dedim. Annem:

    'Ey kızcağızım! Rahat ol! Üzülme! Vallahi, bir kadın senin gibi güzel ve zevcinin yanında sevgili olsun ve birçok ortaklan bulunsun da, onu kıskanmasınlar, onun aleyhinde birtakım laflar etmesinler, pek azdır dedi.
    'Sübhânallah! Demek, halk benim aleyhimde böyle birtakım kötü şeyler söylüyorlar, konuşuyorlarmış ha?!' dedim.
    Anneme: 'Babamın bundan haberi var mı?' diye sordum. Annem: 'Evet! Var!'dedi. 'Resûlullah Aleyhisselamın da haberi var mı?' diye sordum.
    Annem: 'Evet! Var!'dedi. Gözlerim yaşla doldu, ağladım.

    Babam Ebu Bekir damda Kur"ân okuyordu. Sesimi işitince, anneme: 'Nedir bunun hali?' diye sordu.
    Annem: 'Kendisi hakkındaki söylentilerden haberi olmuş!' dedi. Evime döndüm. [29] O gece, sabaha kadar hep ağladım durdum. Ne gözümün yaşı diniyordu, ne de gözüme uyku girdirebiliyordum. Ağlaya ağlaya sabaha çıktım.[30] Babamla annem yanımdan aynlmadılar."[31]
  4. Peygamberimiz Aleyhisselamın Durum Hakkında Erkek, Kadın Bazı Kişilerle Konuşması

    Hz. Aişe der ki: "İşim hakkında vahyin gelmesi gecikince, Resûlullah Aleyhisselam, durumu ashabına danıştı.
    Ali b. Ebu Talib: 'Yâ Rasûlallah! Allah sana dünyayı daraltmamıştır. Ondan başka kadın çoktur[32] Bununla beraber, sen, bir de onun hizmetçisi olan kadına sor! O sana doğrusunu söyler!" dedi. Bunun üzerine, Resûlullah Aleyhisselam Berire'yi çağırttı, ona:
    'Ey Berire! Âişe'de seni şüphelendirecek birşey gördün mü?' diye sordu.

    Berire: 'Hayır! Seni hak ve gerçek (din ve Kitabla) peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki; benim onda kusur olarak görebileceğim şey ancak şudur: Kendisi çok genç yaşta bir kadın olduğu için, ev halkının hamurunu yoğururken uyuyakalırdı da, evde beslenilen koyun gelir, hamuru yerdi!' dedi.[33] Resûlullahın ashabından birisi de, Berire'yi azarladı da: 'Resûlullah Aleyhisselama doğruyu söyle!' dedi. Behre: 'Sübhânallah! Vallahi, onun hakkında, kuyumcu saf altın külçesi hakında neyi biliyorsa, ben de onu biliyorum!' dedi.

    Bu mesele, hakkında dedikodu edilen zâtın (Safvan b. Muattarın) kulağına varınca: 'Sübhânallah! Vallahi, ben hiçbir zaman hiçbir dişinin eteğini açmamışımdır(*) dedi.[34]
    Resûlullah Aleyhisselam Üsâme b. Zeyd'i de yanına çağırdı ve ondan bu husustaki görüşünü sordu.

    Üsâme b. Zeyd: 'Yâ Rasûlallah! Onlar, senin ailelerindir. Biz onlar hakkında hayırdan başka birşey bilmiyoruz![35] Onun aleyhinde söylenenler, ancak, yalan ve boş laflardan ibarettir!1 dedi.[36]

    Resûlullah Aleyhisselam, Zeyneb binti Cahş'a da: 'Ey Zeyneb! Âişe hakkında bildiğini, gördüğünü, duyduğunu bana söyle!' diyerek işimi sormuştu.
    Zeyneb: 'Yâ Rasûlallah! Ben işitmediğimi işittim demekten kulağımı; görmediğimi gördüm demekten gözümü korurum! Ben, vallahi, onun hakkında hayırdan başka birşey bilmiyorum' dedi. Zeyneb, Peygamber Aleyhisselamın zevceleri arasında güzelliği ve Peygamber yanındaki mevkii ile kendisini bana eşit görür ve rekabet ederdi.[37] Ben onun benim hakkımdaki kıskançlığından hep korkar dururdum.[38] Yüce Allah, onu dinindeki verâ ve takvası sebebiyle korudu. İftiracıların söylediklerini benimseyip körükörüne anlatmaya ve yaymaya koyulan kızkardeşi Hamme binti Cahş ise, iftiralar ile helak olan kimseler arasında helak olup gitti.[39]

    Bundan sonra, Resûlullah Aleyhisselam, beni (kendisinin dadısı) Ümmü Eymen'e sordu. O da: 'Ben işitmediğim birşeyi işittim demekten kulağımı; görmediğim şeyi gördüm demekten gözümü sakınırım! Ben, onun hakkında hayırdan başka birşey olabileceğini bilmiyor ve sanmıyorum!' dedi.[40]

    Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensârî'nin zevcesi Ümmü Eyyub, kocasına: 'Ey Ebu Eyyub! Halkın Âişe aleyhinde söyledikleri şeyleri işittin mi?' diye sorunca,
    Ebu Eyyub: 'Evet! İşittim. Onların hepsi yalan ve uydurmadır! Ey Ümmü Eyyub! Sen böyle bir kötülük işledin mi?' diye sordu.

    Ümmü Eyyub: 'Hayır! Vallahi, ben kat'iyyen öyle bir kötülük işlememişimdir!' dedi.

    Ebu Eyyub: 'Sen böyle olunca, vallahi, Âişe senden daha hayırlıdır! dedi."[41]
  5. Peygamberimiz Aleyhisselamın Mesciddeki Hitabesi




    Yine Hz. Aişe der ki:


    "Resûlullah Aleyhisselam, Mescidde minberde ayakta dikilerek halka bir hutbe irad edip, hutbesinde şehadet getirdikten ve Allah'a layık olduğu şekilde hamd ve senada bulunduktan sonra:

    'Aileme töhmet isnad eden birtakım kimseler hakkında yapılması gereken iş hususundaki görüşlerinizi bana açıklayınız!

    Allah'a yemin ederim ki; ben ailem hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum! Onların zevcemi itham ettikleri kişi hakkında da, vallahi, hiçbir kötülük bilmiyorum.
    O, benim evime, ben yanında olmaksızın hiç girmemiştir. Ne zaman bir sefere çıktımsa, o da benimle birlikte çıkmıştr'
    [42] buyurduktan ve iftiracı Abdullah b. Übeyy hakkında konuşacağı için mazur görülmesini istedikten sonra:

    'Ey Müslümanlar cemaatı! Ailem hakkındaki iftirasıyla beni üzüntüye düşüren bir adama karşı bana kim yardım eder?

    Halbuki, vallahi, ben ailem hakkında hayırdan başka birşey biliyor değilim.

    Onlar öyle bir adamın da adını ortaya attılar ki, ben onun hakkında da hayırdan başka birşey bilmiyorum. O, ailemin yanına,[43] evlerimden bir eve de hiçbir zaman yalnız girmezdi;[44] ancak benimle birlikte girerdi
    '[45] buyurdu.

    Bunun üzerine, Abduleşhel oğullarının kardeşi Sa'd b. Muaz, ayağa kalkıp:

    'Yâ Rasûlallah! Bana izin ver! Onun boynunu vuralım![46] Eğer o Evsten ise, onun hemen boynunu vururuz!

    Eğer Hazrec kardeşimizden ise, bize emredersen, onun hakkındaki emrini de yerine getiririz!' dedi.[47]

    Bunun üzerine, Sa'd b. Ubâde ayağa kalktı ki, kendisi Hazrec kabilesinin seyyidi, ulu kişisi idi; bundan önce, iyi halli idi. Fakat, kabile taassup ve gayretine kapılarak:

    'Allah'ın beka ve ebediyetine yemin ederim ki; sen yanılıyorsun! Sen onu öldüremezsin, öldürmeye güç yetiremezsin![48]

    Eğer iftiracılar Evs kabilesinden olmuş olsalardı, onların boyunlarını vurmak istemezdin[49] ve böyle konuş mazdın![50]

    Sen bize Cahiliye devrindeki davayı tutturmak, güttürmek, onu aramıza yeniden sokmak mı istiyorsun?! Halbuki Allah onu yok etmiştir! dedi.[51]

    Bunun üzerine, Useyd b. Hudayr ayağa kalktı ve Sa'd b. Ubâde'ye:
    'Allah'ın beka ve ebediyetine yemin ederim ki; sen yanılıyorsun! Vallahi, biz muhakkak onu öldürürüz!

    Sen muhakkak münafıksın ki, münafıklar hesabına bizimle mücadele ediyorsun! dedi.[52] Nihayet, iki kabile ayaklandılar, hatta birbirleriyle çarpışmaya niyetlendiler!

    Resûlullah Aleyhisselam, minberde ayakta durarak, onları yatıştırmaya çalıştı. Nihayet, onlar sustular. Resûlullah Aleyhisselam da sustu."[53]



    Sa'd b. Muaz'la Sa'd b. Ubâde Arasındaki Gerginliğin Giderilişi



    Peygamberimiz Aleyhisselam, Sa'd b. Muaz ile Sa'd b. Ubâde arasındaki kırgınlığı gidermek için Sa'd b. Muaz'ın elini tutarak bazı Evsîlerie birlikte Sa'd b. Ubâde'nin evine gitti. Orada, görüşüp konuştular.

    Sa'd b. Ubâde yemek çıkardı, hep birlikte yediler ve dağıldılar.

    Aradan bir müddet geçtikten sonra, Sa'd b. Ubâde'nin elini tutarak bazı Hazrecîlerle birlikte Sa'd b. Muaz'ın evine gitti. Oturup konuştular.

    Sa'd b. Muaz yemek çıkardı, hep birlikte yediler ve dağıldılar.[54]
  6. İftiracılar



    "İftiracılar, başta Abdullah b. Übeyy b. Selûl ve Hazrecilerden yanında bulunanlar olmak üzere, Hassan b. Sabit, Mıstah b. Üsâse ve Hamne binti Cahş ile halktan birtakım kimselerdi.

    Mıstarı, Hamne ve Hassan, bu iftirayı dillerinden düşürmeyenlerdendi.[55]

    Abdullah b. Übeyy b. Selûl'e gelince, o, bu iftirayı kurcalayan, ortaya çıkaran, açıklayan, yayan ve derleyip toparlayan kimse idi.
    Günahın en büyüğünü yüklenen de, onunla Hamne idi.[56]
    Hamne binti Cahş, aklınca, kızkardeşi Zeyneb binti Cahş'a rekabetimi kırmak için, bu yolda yayılmayacak şeyler yayıyordu.[57]

    Resûlullah Aleyhisselamın Mescidde halka hitapta bulunduğu o günümü bütün ağlamakla geçirdim.Ne gözümün yaşı diniyordu, ne de gözüme uyku giriyordu.

    Ben böylece iki gece, bir gündüz ağladım.O kadar gözyaşı döktüm ki, annemle babam, ağlamaktan ciğerlerim parçalanacak sandılar.

    Annem ve babam yanımda oturdukları ve ben de ağlayıp durduğum sırada, Ensardan bir kadın benimle birlikte ağlamak için benden izin istemiş, ben de kendisine izin vermiştim. O da, oturup benimle birlikte ağlıyordu.

    Biz bu durumda iken, Resûlullah Aleyhisselam, ansızın içeri girdi. Selam verdikten sonra, oturdu.Halbuki, Resûlullah Aleyhisselam, bundan önce, aleyhimde dedikodular başladığı günden beri, yanımda hiç oturmamıştı.Bir ay beklediği halde, benim hakkımda kendisine birşey de vahyolunmamıştı.

    Resûlullah Aleyhisselam, oturunca, şehadet getirdikten sonra:

    'Ey Âişe! diyerek söze başladı ve:'Senin aleyhinde bana şöyle şöyle sözler erişti!

    Eğer sen bu isnadlardan berî, uzak isen, yakında Allah senin onlardan benliğini, uzaklığını açıklayacaktır. Şayet böyle bir günaha yaklaştınsa, Allah'tan yarlıganmak dile ve ona tevbe et!Çünkü, kul günahını itiraf ve arkasından da tevbe ettiği zaman, Allah onun tevbesini kabul buyurur' dedi.

    Resûlullah Aleyhisselam sözlerini bitirince, gözümün yaşı kesiliverdi. Öyle kesiliverdi ki, ağlamak için ondan bir damla bile bulamıyordum.
    Hemen, babama dönüp:
    'Resûlullah Aleyhisselama benim tarafımdan cevap ver!' dedim.

    Babam:
    'Vallahi, Resûlullah Aleyhisselama ne diyeceğimi bilmiyorum!' dedi.

    Anneme:
    'Resûlullah Aleyhisselama bu hususta benim tarafımdan cevap ver!' dedim.

    Annem de:
    'Vallahi, Resûlullah Aleyhisselama ne diyeceğimi bilmiyorum!' dedi.[58]

    Vallahi, o günlerde Ebu Bekir ailesinin başına gelen şeyin hiçbir ailenin başına geldiğini bilmiyorum.Babam ve annem hakkımda konuşamadıkları zaman, ağladım.

    'Vallahi,' dedim, 'ben senin andığın, olmayan birşeyden dolayı hiçbir zaman Allah'a tevbe etmeyeceğim!'[59]
    Ben yaşı küçük bir kadın olduğum için, Kur'ân'dan kendimi savunacak kadar âyet okuyamazdım.
    'Vallahi,' dedim, 'anladım ki; siz bu lafları işitmişsiniz ve hatta onlar gönüllerinizde yer etmiş, onları doğrulamışsınız![60]
    Şimdi, ben size 'O kötülükten berîyim, uzağım!' desem-ki Allah biliyor, ben ondan berîyim-beni doğrulamazsınız.
    Faraza 'Ben kötü bir iş yaptım!' desem-ki Yüce Allah biliyor, ben böyle birşeyden berîyim, uzağım-siz beni hemen doğrularsınız.
    Vallahi, ben kendimle size verecek misal bulamıyorum.

    Ancak, Yûsuf'un babasının dediği gibi ki, o, 'Bana düşen artık güzelce sabredip katlanmaktır. Sizin anlatmakta olduğunuz şeye karşı yardımına sığınılacak, ancak Allahtır' [Yûsuf: 18] demişti,'
    dedim.

    Dönüp döşeğime yattım."[61]
  7. Hz. Âişe'nin Yapılan İftiralardan Vahyolunan Âyetlerle Tebrie ve Tenzih Edilişi



    "Vallahi, o zaman, ben yapılan iftiradan berî olduğumu, Allah'ın muhakkak beni ondan beraat ettireceğini biliyordum.

    Fakat, vallahi, Yüce Allah'ın hakkımda Kur'ân'da tilavet edilir bir vahiy indireceğini sanmıyor, ummuyor; şahsımı ilgilendiren bir iş için Kur'ân'da Allah tarafından dile getirilmekten kendimi uzak ve aşağı görüyordum.

    Ancak, Resûlullah Aleyhisselamın uykuda göreceği bir rüya ile Allah'ın beni iftiralardan beraat ettireceğini, aklayacağını umuyordum.

    Vallahi, daha Resûlullah Aleyhisselam yerinden kalkmamış ve ev halkından hiçbiri de dışarı çıkmamış idi ki, vahiy geldi, kendisini vahyin ağırlık ve şiddetinden terlemek gibi vahiy alâmetleri bürüdü.Nitekim, vahiy sırasında, kış gününde bile kendisinden inci taneleri gibi ter dökülürdü.[62]
    Resûlullah Aleyhisselam, Allahtan gelen emirle, kendisinden geçti. Elbisesiyle örtüldü. Başının altına da, yüzü deriden bir yastık konuldu.

    Vallahi, ben, bunlan gördüğüm zaman,[63] hiç korkmuyor, telaşlanmıyor, aldırış etmiyordum.[64] Bilakis, seviniyordum.[65]
    Çünkü, atılan iftiralardan berî, uzak olduğumu biliyordum. Ben böyle olduğum halde, elbette, Yüce Allah bana zulmedecek değildi.

    Fakat, anne ve babama gelince, Âişe'nin varlığı Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; Resûlullah Aleyhisselam o vahiy halinden çıkmadan Allah olayı doğrulayacaktır diye korkularından, neredeyse öleceklerdi!

    Kendisini bürüyen o uyku hali geçince, Resûlullah Aleyhisselam oturdu.Alnından inci taneleri gibi dökülen ter damlalarını eliyle silerken[66] gülüyordu ve kendisinin bana ilk söylediği söz:

    'Müjde yâ Âişe! Allah seni beraat ettirdi!' sözü oldu.[67]

    O sırada, çok öfkeli idim.Annem ve babam, bana:
    'Kalk, yanına varda, Resûlullah Aleyhisselama teşekkür et!' dediler.

    'Vallahi, ben ne kalkıp onun yanına varırım, ne ona, ne de sizlere teşekkür ederim.
    Fakat, ben ancak sizlerin işitip inkâr etmediğiniz ve gayrete gelemediğiniz o kötü şeylerden beni berî ve uzak tutan âyetler indirmiş bulunan Allah'a hamd ve şükür ederim!'
    dedim ."[68]

    Yüce Allah Hz. Âişe hakkında indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:


    "O uydurma haberi getirenler, içinizden bir zümredir. Onu siz kendiniz için bir şer sanmayınız! Bilakis, o sizin için bir hayırdır.
    Onlardan, herkesin, kazandığı günah vardır. Onlardan, günahın büyüğünü üzerine alan, yüklenen kimseye de büyük bir azab vardır.

    Ne olurdu, onu işittiğiniz zaman, erkekve kadın mü'minler, kendi nefislerine kıyas ederek hüsnüzan etselerdi de, 'Bu açık bir iftiradır!' deselerdi ya!

    O iftiracılar buna dört şahit getirselerdi ya!Şahitleri getiremeyince, onlar, Allah katında, muhakkak yalancıdırlar.

    Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın fazi ve rahmeti üzerinizde bulunmasaydı, içine daldığınız o iftiradan dolayı, sizi muhakkak büyük bir azab çarpardı.

    Ortaya atıldığı zaman, siz o iftirayı dillerinizle birbirinize yetiştiriyordunuz.Hiç bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylüyorve bunu kolay sanıyordunuz.Halbuki, bu, Allah katında büyük bir vebaldir.

    Ne olurdu, onu işittiğiniz zaman, 'Bunu söylemek bize yakışmaz! Hâşâ! Bu, büyük bir bühtandır!' deseydiniz ya!

    Eğer siz gerçekten iman eden kimseler iseniz, hiçbir zaman, bir daha bunun gibi birşeye dönmeyesiniz diye, Allah size öğüt veriyor ve sizin için Allah âyetlerini açıkça bildiriyor.

    Allah herşeyi hakkıyla Bilendir. Tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.

    Mü'minler içinde fena sözlerin yayılıp duyulmasını arzu edenler yok mu? Onlar için, dünyada ve ahirette çok elem verici bir azab vardır.

    Onların kimler olduğunu Allah biliyor, sizler bilmiyorsunuz.Ya üzerinizde Allah'ın fazi ve rahmeti olmasaydı; haliniz nice olurdu?

    Gerçekten, Allah, sizin için çok şevkatli ve merhametli bulunuyor!"[69] ( Nur suresi 11.....20. ayetler)
  8. Hz. Âişe'nin Tebriesindeki Üstünlük



    İbn Abbas'a göre; Yüce Allah, dört insanı dört şeyde beraat ettirmiş,yapılan isnadlardan onları berî ve uzak kılmıştır:

    1. Yûsuf Aleyhisselamı, ehlinden getirilen şahidin dili ile,

    2. Musa Aleyhisselamı, Yahudilerin dedikodularından, elbisesini alıp götüren taşla,

    3. Hz. Meryem'i, kucağındaki yeni doğmuş oğlunu konuşturmak suretiyle,

    4. Hz. Âişe'yi ise, zaman boyunca tilavet edilecek olan Kur'ân-ı Kerîm'deki o azametli âyetlerle
    beraat ettirmiştir ki, beraatin bu derece belagatlısı görülmemiş olup, Yüce Allah bunu Resûlünün mertebesinin yüceliğini açıklamak için yapmıştır.
    [70]

    Hz. Âişe der ki:

    "Yüce Allah beraatim hakkındaki bu âyetleri indirince, babam Ebu Bekir, akrabalığından ve fakirliğinden dolayı nafaka (geçimlik) vermekte bulunduğu Mıstah b. Üsâse için:

    'Âişe'ye bu iftirayı söyledikten sonra, vallahi, ben de Mıstah'a hiçbir zaman birşey vermem diye yemin etmişti.

    Bunun üzerine, Yüce Allah:

    'Sizden, fazilet ve servet sahibi olanlar, akrabasına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin, onları affetsin! Onların yaptıklarına bakmasın! Siz, Allah'ın sizi yarlıgamasını istemez misiniz? Allah, çok yarlıgayıcı ve çok merhamet edicidir1 [Nûr: 22] âyetini indirdi.

    Bunun üzerine, Ebu Bekir

    'Vallahi, ben, Allah'ın beni yarlığamasını elbette arzu ederim' dedi, Mıstah'a veregeldiği nafakayı, geçimliği vermeye başladı ve:

    'Vallahi, ben artık bunu ondan hiçbir zaman kesmem!' dedi."[71]



    İftiracıların Cezalandırılışı




    "Resûlullah Aleyhisselam, beraatım hakkında Allah'tan telakki eylediği âyetleri halka okuduktan sonra, iftirayı dilleriyle yaymakta en ileri gidenlerden iki erkekle bir kadına hadd vurulmasını emir buyurdu.[72]

    Mıstah b. Üsâse ile Hassan b. Sabite ve Hamne binti Cahş'a hadleri vuruldu.[73]

    Hadd vurulanlar arasında Abdullah b. Übeyy b. Selûl de vardı."[74]
  9. [1] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 55-56, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2130, Taberî, Tefsir, c. 18, s. 90, .

    [2] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 311, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 428.

    * Ashabdan olup, gazalarda ordunun arkasında kalarak Müslümanların eşyalarından düşmüş, kalmış olanları toplamak ve sahiplerine teslim etmekle görevli idi (Süheylf, Ravdu'l-ünüf, c. 6, s. 437)

    [3], Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 195, Buhârî, c. 5, s. 56, Müslim, c. 4, s. 2131, Taberî, c. 1 8, s. 90,
    [4] Ahmed b. Hanbel, o. 6, s. 195, Müslim, o. 4, s. 21 31, Taberî, c. 28, s. 90
    [5] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 311, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 429.

    [6] , Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 5, s. 195, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 56, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2131, Taberî, Tefsfr, c. 1 8, s. 90,

    [7] İbn İshak, İbn Hişam, o. 3, s. 311 , Vâkıdî, c. 2, s. 429.

    [8] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 311

    [9] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 195, Buhârî, c. 5, s. 56, Müslim, c. 4, s. 2131.

    [10) Buhârî, c. 5, s. 56, Müslim, c. 4, s. 2131, Taberî, Tefsfr, o. 18, s. 90,
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/393-395.

    [11] İbn Sa'd. Tabakât. c. 2. s. 65.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/395.

    [12] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 52, Neseff, Medârik, c. 3, s. 134.

    [13] Taberî, Tefsfr, c. 18, s. 89, Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 52.

    [14] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 311 , Vâkıdî, c. 2, s. 429.

    [15] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 195, Buhârî, c. 5, s. 56, Müslim, c. 4, s. 2131,
    * Hi. Âişe'nin hastalığı humma idi (Ahmed b. Hanbel, M üsned, c. 6, s. 367).

    [16] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 311, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 429.

    [17] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 311.

    [18] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 195, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 57, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2131, Taberî, Tefsfr, c. 18, s. 90,

    [19] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 311-312.

    [20] Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 57, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2131.

    [21] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 59-60, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 11, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 332-333.

    [22] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 195, Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 57, Müslim , Sahîh, c. 4, s. 2132.

    [23] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 60, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 11, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 333.

    [24] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 1 95, Buhârî, Sahîh, c. 3, s. 155, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2132.

    [25] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/395-398.

    [26] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 195, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 57, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2132.

    [27] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 60, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 11-12, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 333.

    [28] İbn İshak.İbnHisam, Sîre.c.3, s. 312, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 429.

    [29] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 60, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 12, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 333.

    [30] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 195, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 57, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2133.

    [31] Hz. Ali, halk arasında çalkalanan dedikodulardan Peygamberimiz Aleyhisselam m son derecede üzülmekte olduğunu görünce, bu üzüntülerden kurtulması için, belki de, yarayı ateşle dağlayarak tedavi etmek kabilinden ve son bir çare olmak üzere, ayrılma hususuna hiçbir ardniyeti olmaksızı n işaret etm ek istemişti (İbn Kayyı m, Zâdu'l-m ead, c. 2, s. 126).

    [32] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 196, Buhârî, c. 6, s. 7.
    * Gerçekten de, kendisi hasür bir kimse idi. Kadınlarla olacak bir işi yoktu (İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 3, s. 319, Zehebî, Megâzî, s. 232).

    [33] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 6, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 1 2, Müslim, Sahih, c. 4, s. 21 38, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 334.

    (34) Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 60.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/398-399.


    [35] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 196, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2133.

    [36] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 313.

    [37] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 197, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 9.

    [38] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 430.

    [39] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 60, 197, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 9.

    [40] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 430, 431 .

    [41] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 315, Vâkıdî, Megâzı, c. 2, s. 434, Taberı, Tefsir, c. 18, s. 96.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/400-402.

    [42] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 59, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 11, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2137-21 38, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 332.

    [43] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 196, Buhârî, Sahih, c. 5, s. 58, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2133-2134.

    [44] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 312.

    [45] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 312, Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 196, Buhârî, c. 5, s. 58 Müslim , c. 4, s. 2133-2134.

    [46] Buhârî, Sahih, c, 6, s. 11, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 332.

    [47] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 96, Buhârî, c. 6, s. 7, TirmizT, c. 5, s. 332.

    [48] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 96, Buharı, c. 6, s. 7, Tirmizî, c. 4, s. 21 34.

    [49] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 59, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 11, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 332.

    [50] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 313.

    [51] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 431.

    [52] Ahm ed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 196, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 7-8, M üslim, Sahîh, c. 4, s. 2134. 82.

    [53] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 96, Buhârî, c. 6 s. 8, Müslim, c. 4, s. 2134.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/402-404.

    [54] Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 435.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/404.

    [55] İbn İshak, İbn Hişam, c. 3, s. 312, .Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 60, Buhârî, c. 5, s. 56.

    [56] Buhârî, c. 6,s.13, Müslim, c. 4, s. 2138, Tirmizî, c. 5, s. 335.

    [57] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 313.

    [58] Buhârî, Sahih, c. 5, s. 58-59, Müslim, Sahîh, c. 4, s. 2134-2135, Taberî, Tefsir, c. 18, s. 91 -92.

    [59] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 314, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 433.

    [60] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 1 96, Buhârî, c. 5, s. 59, Müslim, c. 4, s. 2135.

    [61] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/404-406.

    [62] 197 Buhârî, Sahih, c. 5, s. 59, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2135-36.

    [63] İbn İshak.İbnHişam, Sîre,c.3, s. 314-315, Vâkıdî, Megâzî, c. 2, s. 433.

    [64] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 315.

    [65] Vâkıdi, Megâzî, c. 2, s. 433.

    [66] İbn İshak.İbnHisam, Sîre.c.3, s. 315, Vâkıdî, Megâzî, c. 2. s. 433.

    [67] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 197, Buhârî, t 5, s. 59, Müslim, c. 4, s. 2136.

    [68] Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 60, Buhâıf, c. 6, s. 13, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 335, Taberî, Tefsfr, c. 18, s. 94.
    * Günahın en büyüğünü yüklenen, Abdullah b. Übeyy ile onun evinde toplanan kimseler idi (Taberî, Tefsfr, c. 18, s. 89).

    [69] Nûr sûresi: 11-20.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/407-409.

    [70] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 57, Neseff, Medâıik, c. 3, s. 138.

    [71] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 197, Buhârî, SahıVı, c. 5, s. 60, c. 6, s. 9, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2136.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/409-410.

    [72] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 3, s. 315, Ahmed b.Hanbel, Müsned, c. 6, s. 35, Ebu Dâvud, Sünen, c. 4, s. 162, İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 857,

    [73] İbn İshak. İbn Hişam, Sîre,c.3, s. 315, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 35.

    [74] Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 55, Nesefî, Medârik, c. 3, s. 136, Diyarbekrî, Târîhu'l-hamîs, c. 1, s. 535.
    M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/410.
  10. morueqq
    Islam-TR Üyesi

    Allah swta razı olsn önemli bir olay ibret alınmalı tertemiz aişe annemize iftira atanlara oldugu gibi nusayri ve rafızi tayfasına da ibret olsn

Sayfayı Paylaş

Yüklüyor...