HAYVANLARIN KESİMİ

Konu, 'Kurban' kısmında ebuhasanelmakdisi tarafından paylaşıldı.

  1. ebuhasanelmakdisi

    ebuhasanelmakdisi Islam-TR Üyesi

      
    HAYVANLARIN KESİMİ



    Kesimler ihtiyarî ve ıztırarî olmak üzere iki kısma ayrılırlar: İhtiyarî kesim; hayvanı boğazından ve göğsündeki kesim yerinden kesmektir: Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    “Kesim; gırtlakla iki çene arasından yapılır.” İnşâallah daha sonra da anlatılacağı gibi kesimde boğazın belli damarları kesilir.
    Iztırarî kesim ise; hayvanı rastgele her hangi bir yerinden kesmektir: İhtiyarî kesim yapmaktan âciz kalınması halinde bu kesim meşrüdur. Meselâ; av hayvanı ve kaçan deve bu şekilde kesilebilir. Bu durumda kişi silahı atıp bu hayvanı öldürürse, yenilmesi helâl olur. Zira ihtiyarî kesimin mümkün olmaması halinde, ihtiyaç sebebiyle hayvanın normal kesim mahallinden başka bir yerinin yaralanması, normal kesim gibi kabul edilir.
    Çölde veya şehirde kaçan deve veya sığır da av gibi kabul edilirler. Ama şehir içinde kaçarsa, yakalanıp normal şekilde kesilmesi mümkün olduğundan yaralanarak öldürmekle yenmesi helâl olmaz. Sığır ve deveye gelince; bunlar kendilerini kovalayıp yakalamak isteyenleri bazan boynuzladıkları, ısırdıkları için; yakalanmalarında acze düşülür. Bunlardan kuyuya düşenleri boyun damarlarından kesip boğazlamaya muktedir olunamadığı için, bunlar da av hayvanı gibidirler. Çünkü bunların suda boğularak ölmeleri düşünülemez. [1]

    Kesim Yapacak Kimse ve Besmele Çekmek:


    Gerek ihtiyarî, gerekse ıztırarî; her iki şekilde de besmele çekilmesi ve kesenlerin müslüman ya da ehl-i kitabdan olmaları şarttır: Besmele çekilmesi şarttır: Zira Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
    “Şu halde onlar ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah (cc) ın ismini anınız.” [2]Yani keserken, üzerlerine besmele çekin. Buna da şu âyetri kerîme delalet ediyor:
    “Yan üstü yere düştüklerinde.”[3] Av bahsinde de anlatmış olduğumuz bir hadîs-i şerîfde Peygamber Efendimiz (sas) Adiyy b. Hatim (ra) e şöyle buyurmuştur:
    “Sen ancak kendi köpeğini (avın üzerine) salarken besmele çekmişsindir.”[4] Eğer besmele kasten çekilmezse, o zaman kesilen hayvan helâl olmaz. Zira Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
    “Üzerine Allah (cc) ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Şübhesiz bu büyük bir günahtır.” [5]Bu hususda ilk devir ulemâsından her hangi bir ihtilâf nakledilmiş değildir. Yalnız onlar unutarak besmele çekilmeden kesilen hayvanın helâlliği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Kasten besmele çekilmeksizin kesilen hayvanm mübah olduğunu söylemek, icmâa aykırıdır. Bu sebeple ashabımız dediler ki; kadı böyle bir hayvanın satılmasının câizliğine hükmederse, bu hükmüKitab'a ve icmâa aykırı olduğundan dolayı geçerli olmaz. Ehl-i kitabdan olan kimse de bu bakımdan müslüman gibidir. Çünkü bu meyanda zikrettiğimiz nassların bir kısmı boğazlarken besmele çekilmesini emretmekte, bir kısmı da besmele çekmenin şart olduğunu bildirmektedir ki, kesilen hayvanı yemek helâl olsun. Bu da kasten besmele çekmeksizin kesilen hayvanın murdar olduğuna delalet etmektedir.
    Kesenin müslüman olması şarttır: Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
    “Kestikleriniz müstesna.”[6] Bu âyet-i kerîmede müslümanlara hitab edilmektedir. [7]

    Zımmî ve Ehl-i Kitab'ın Kestiklerinin Yenme Mes'elesi:


    Zımminin kestiği de yenilebilir. Zira ehl-i kitabın yemeklerinden bahsederken, Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
    “Kendilerine kitab verilenlerin yiyeceği size helâldir. Sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir.”[8] Bu meyanda mecûsîler hakkında Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    “Onlara ehl-i kitab muamelesi yapın. Yalnız kadınları ile evlenmeyin, kestiklerini de yemeyin.”[9] Bu da ehl-i kitabın kestiklerinin helâllığına delalet etmektedir. Hıristiyan bir kimse bir hayvan keserken üzerine Mesih'in adını anar da, bir müslüman bunu işitirse; müslümanın o hayvanın etini yemesi helâl olmaz. Ama keserken Mesih'i kastederek; 'bismillah' derse, müslüman zahire binâen o hayvanın etini yiyebilir.
    Kesenin; besmelenin mânasını bilmesi, onu ezberinde tutması ve hayvanı kesme gücüne sahip olması şarttır. Müslüman veya ehl-i kitabdan olan kadının ve kesmeye muktedirse, çocuğun kestiği hayvan helâldir. Mürteddin dini olmadığı için, onun kestiğini yemek caiz olmaz. Ama mürteddin ve mecûsînin balık ve çekirge avlamaları caizdir. Çünkü bu hayvanlar kesilmeden yenilirler. Dolayısıyla yenmelerinin helâllığı besmeleye bağlı değildir. [10]

    Hayvan Keserken Besmeleyi Unutmak:


    Besmele çekilmesi unutulursa, hayvan yine helâl olur: Haram sayılmasında büyük zoluk ve sıkıntı vardır. Çünkü insan unutmaktan çok az kurtulabilir. Unutmayı mazeret saymamak büyük sıkıntı doğurur. Kestiği hayvanın üzerine besmele çekmeyi unutan kimsenin hükmü kendisine sorulduğunda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    “Allah (cc) ın adı her müslümanın dilindedir.”
    Başka bir hadîs-i şerîfde de ifade buyurulduğu gibi; unutan kimse unuttuğu şeyle muhatap değildir. Dolayısıyla o keserken bir farizayı terketmiş değildir. Ama kasten besmele çekmeyende hüküm bunun hilâfınadır.
    Bir hayvan yatırılıp da, besmele çekildikten sonra vazgeçilip o besmele ile başka bir hayvan kesilirse; etini yemek helâl olmaz. Fakat o besmele çekildikten sonra bıçak değiştirilip başka bir bıçakla kesilirse, o havanın eti yenilebilir: Avcı eline bir ok alıp üzerine besmele çeker sonra onu bırakıp başka bir ok alarak besmelesiz atarsa; onun avladığı hayvanı yemek helâl olmaz. Ama üzerine besmele çektiği oku bir hayvana atar da, ok başka bir hayvana isabet ederse; isabet eden hayvanı yemek helâl olur.
    İki mes'ele arasında şu fark vardır: Kesme işinde besmelenin, kesilen hayvan üzerine çekilmesi şart koşulmuştur. Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
    “Şu halde onlar ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah (cc) ın ismini anınız.”[11] Kesilecek olan hayvan değişince; öncekinin üzerine çekilen besmelenin hükmü kalkar. Silahı atarken, köpeği sevkederken atılan silahın ve sevkedilen köpeğin üzerine besmele çekilmesi şart koşulmuştur. Bu hususda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    “Okunu attığında üzerine besmele çektin mi, (avladığını) ye.” [12]
    “Sen ancak kendi köpeğinin üzerine besmele çekmişsindir.” Âlet değiştirmedikçe, çekilmiş olan besmelenin hükmü bakidir. Değişince hükmü kalmaz; yeniden besmele çekilmesi gerekir.
    'Bismillah, Allah (cc) ım, falanın namına kabul et' demek gibi Allah (cc) ın isminin yanında başkasının da adının anılması mekrühtur: Keserken sadece Allah (cc) ın adını anmak şarttır. Zira İbn. Mes'ûd (ra) demiş ki, 'başkalarının adlarını anmaksızın sadece besmele çekin.'
    Hayvanı keserken Allah (cc) ın adının yanı sıra başkasının adı da anılırsa, bu anmaya bitişik ya da ayrık olarak yapılır. Ayrık olarak yapılırsa, meselâ besmele çekmeden veya hayvanı yere yatırmadan evvel yahut kesim işini tamamladıktan sonra başkasının da adını anarsa, bunun bir sakıncası yoktur. Çünkü bu anmanın kesim işine müdahalesi olmamıştır. Rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (sas) kurbanını kestikten sonra şöyle buyurmuştur:
    “Allah (cc) ım! Bunu Muhammed ümmetinden olup Senin birliğine ve Benim de (risaleti) tebliğ ettiğime şehâdet eden kimselerden kabul buyur.” [13]
    Başkasının adı Allah (cc) ın adına bitişik olarak anılırsa; bu bitiştirme ya atıf harfi ile yapılır, ya da atıf harfi olmaksızın yapılır. Atıf harfi ile bitiştirimesi haramdır. Çünkü bu durumda o hayvan Allah (cc) dan başkası adına kesilmiştir. Meselâ; keserken, 'Allah (cc) ın ve falanın adına' veya; 'Allah (cc) ın adına ve falanınkine' veya; 'Allah (cc) ın ve Rasûlü Muhammed'in adına' demesi gibi. Ama; 'Allah (cc) ın adına ve Muhammed de Allah (cc) ın Rasûlüdür' derse, bu haram olmaz. Çünkü 've' bağlacından (atıf harfinden) sonraki cümle; hayvan kesmeyle alâkası olmayan ayrı bir sözdür. Araya 've' bağlacını koymaksızın, ama bitişik olarak; 'Allah (cc) ın adına ve Muhammed de Allah (cc) ın Rasûlüdür’ derse, yine haram olmaz. Çünkü arada 've' olmayınca, iki cümle arasında mâna ortaklığı olmaz ve o hayvan da sırf Allah (cc) adına kesilmiş olur. Ancak böyle demek mekrühtur. Allah (cc) ın zikrine başkasının adı bitiştirildiği için, bu haram sûretindedir.
    Bir kimse kesim esnasında; 'Allah (cc) ım beni bağışla' derse; kestiği hayvanı yemek helâl olmaz. Çünkü onun bu sözü bir duadır. Ama besmeleyi kastederek; 'elhamdü lillah' veya; 'Sübhanallah' derse; kestiği hayvanı yemek helâl olur.
    Kesim esnasında söylenmesi gereken ve öteden beri nakledilen söz; 'bismillahi Allahü ekber’ dir. Şu âyet-i kerîmeyi İbn Abbâs (ra) böyle tefsir etmiştir:
    “Şu halde onlar ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah (cc) ın ismini anınız.”[14]

    Sünnet Olan Kesme Şekli:


    Deveyi nahr; yani boyun ile gövdesinin bitiştiği yerden, koyun ile sığırı da boğazından kesmek (zebhetmek), sünnet olan kesim şeklidir. Bunun tersi yapılır; yani deve zebhedilir de, sığır ve koyun nahredilirse; mekrüh olmakla birlikte eti yenebilir: Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
    “Rabbin için namaz kıl ve kurban kesiver.”[15] Bu âyet-i kerîmede kastedilen kurban deve, kastedilen kesim şekli de nahrdır, demişlerdir.
    “Allah (cc) bir sığır kesmenizi emrediyor.” [16]
    “Biz oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.”[17] Bu âyet-i kerîmede geçen ‘zibh' kelimesi; boğazlanan hayvan demektir ki, o da bir koçtu. Rasûlullah (sas) ile ashab da deveyi nahr ve sığır ve koyunu da zebh şeklinde keserlermiş. Onlardan kalan bu tatbikat günümüze kadar devam edegelmiştir. Bunun aksi yapılırsa, sünnete muhalefet edildiği için makrûh olur. Ancak helâllık şartı mevcud olduğundan dolayı, yenilebilir. O şart da; şah damarlarıyla yem ve nefes borusunun kesilmesi ve kanın akıtılmasıdır. [18]

    Hayvan Keserken Kesilmesi Gereken Yerler:


    Hayvan kesimi esnasında kesilmesi gereken şeyler şunlardır: Yem borusu, nefese borusu ve iki şah damarı: Kehî dedi ki; 'kesim evdacdan yapılır. Evdac da dörttür; yem borusu, nefes borusu ve ikisinin arasındaki iki şah damarıdır.' Bunun delili de şu hadîs-i şerîfdir:
    “Dilediğin şeyle damarları kes.”[19] Evdac kelimesi cem' isim olduğundan dolayı, üç taneyi içerir ki; onlar da şah damarları ile yem borusudur. Ancak nefes borusunu kesmeden bu üçünü kesmek mümkün olmadığından, işin icabı nefes borusunun kesilmesi de sübût bulmaktadır. Bunlar kesilirse, o hayvanın yenmesi helâl olur: Çünkü kesim fiili tamamlanmış olmaktadır. Bu dörtten her hangi üçünün kesilmesi durumunda da o hayvanın yenmesi helâl olur (Ebû Yûsuf): Ebû Yûsuf dedi ki; 'yem ve nefes borularının mutlaka ve şah damarlarından da birinin kesilmesi gerekir.’ İmam Muhammed'in görüşüne göre; her damardan çoğunun kesilmesi nazar-ı itibara alınır. Kudurî İmam Muhammed'in kavlini Ebû Yûsuf’unki ile beraber zikretmiştir. Kerhî Ebû Hanîfe'nin; 'damarın çoğunu keserse, helâl olur' sözünü İmam Muhammed'in kavline hamletmiştir. Ama sahih olan bizim söylediğimizdir.
    İmam Muhammed'in bu mes'eledeki görüşünün gerekçesi şudur: Kesim hususundaki emir; damarları ve boruları kesme hakkındadır. Bunlardan her biri diğerinden ayrı olup, kendi başına asıldır. Başkası onun yerine kâim olamaz. Ancak her birinin yarıdan çoğu kesilirse, çoğu tamamının yerine geçtiğinden dolayı tamamı kesilmiş gibi olur. Ayrıca çoğunun kesilmesi ile de maksat hâsıl olmuş olur. Görülmez mi ki; çoğunun kesilmesi sebebiyle çıkan şey, tamamının kesilmesiyle çıkacak kadar olur. Zira boğazlarken, geride kesilmeyen çok az miktarda damar kalır ki, onlar da nazar-ı itibara alınmaz.
    Ebû Yûsuf’un bu mes'eledeki görüşünün gerekçesi şudur; bu damar ve borulardan her birinin kesilmesiyle güdülen maksat, diğerinin kesilmesiyle güdülen maksattan ayrıdır. Çünkü nefes borusundan nefes geçer, yem borusundan da yem geçer, şah damarından da kan geçer. İki damardan biri kesilince, bunların kesilmesinden güdülen maksat elde edilmiş olur. Nefes veya yem borusu kesilmezse, bunların kesilmesinden güdülen maksat başkalarının kesilmesiyle elde edilmiş olmaz.
    Ebû Hanîfe'nin bu mes'eledeki görüşünün gerekçesi şudur; usul kaidesine göre çoğunluk tamamın yerine kâim olur. Dört boru ve damardan her hangi üçü kesilince; çoğunluk kesilmiş olur. Çünkü maksat bununla elde edilmiş olmaktadır. O maksat da kanın akıtılması ve hayvanın canının çıkmasına sebebiyet vermektir. Zira yem ve nefes borularının kesilmesi ve damarlarından birinin kesilip kanın akıtılmasıyla artık yaşayamaz. Kendisine daha fazla azap çektirmemek için, bu kadarıyla yetinilmelidir.
    Damarları kesip kanı akıtan her şeyle kesim yapmak caizdir. Ancak yerinde duran diş ve tırnakla kesim yapmak caiz olmaz: Zira Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    “Damarları dilediğin şeyle kes ve ye.” [20]
    “Kanı dilediğin şeyle akıt.” [21]
    “Kanı akıtan ve damarları kesen şeylerle kestiğin hayvanı ye. Ancak yerinde duran tırnak ve diş ile kesileniyeme. Çünkü bu ikisi Habeşlilerin bıçağıdır.” [22]

    Diş ve Tırnakla Kesim Yapmak:


    Habeşliler vücuttaki yerinde duran insan tırnağı ve dişi ile hayvanları keserlerdi. İnsanın yerindeki tırnak ve dişi ile kesilen hayvanın eti yenilmez. Çünkü bunlarla kesim yapılırken, kesim ameliyesi insan kuvveti ve ağırlığı ile meydana gelmektedir ve bu boğulmuş hayvana benzemektedir. Yerinden çıkarılmış olan diş ve tırnakla kesilen hayvanı yemenin bir sakıncası yoktur, ama mekrühtur. Mekrüh olması ise, hadîs-i şerifin zahirinden dolayıdır ki, bu da insan vücudunun bir parçasını âlet olarak kullanmaktır ve bu haramdır. Bahsettiğimiz mânadan dolayı, bunun bir sakıncası yoktur ve maksat da hâsıl olur. O maksat da, kanın akıtılması ve damarlarla boruların kesilmesidir.
    İmam Muhammed vücuttaki yerlerinde duran insan tırnağı ve dişi ile kesilen hayvanın leş olduğunu kesin olarak ifade etmiştir. Çünkü o, bu hususda bir nass bulmuştur. Hakkında nass bulunmayan şeyin hükmü araştırılır ve helâl olduğu söylenirse, sakıncası olmaz. Haramlığı söylenirse, yenilmez ya da yenilmesi mekrüh olur.
    Kesenin bıçağını bilemesi müstehabdır: Bu hususda Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    “Şüphesiz Allah (cc) her şeyde iyiliği emretmiştir. Öyle ise, öldürdüğünüz zaman öldürmeyi iyi yapın. Kesecek olursanız, kesmeyi iyi yapın. Bıçağınızı bileyin, hayvanı rahat ettirin (azaplandırmayın).” [23]
    Koyun yere yatırıldıktan sonra bıçağını bileyen bir adamı gören Rasûlullah (sas) ona;
    “Koyunu yatırmadan bıçağını bilemeli değil miydin?” buyurmuştur.
    Kesim esnasında bıçağı iliğe ulaştırmak veya hayvanın başını kesip koparmak mekrühtur. Ama yine de bu hayvanın eti yenilebilir: Zira Rasûlullah (sas) kesilen koyunun iliğine bıçağın ulaştırılmasını yasaklamıştır. [24] Âlimler bu hadîs-i şerifi, bizim anlattığımız şekilde açıklamışlardır. Keserken başını koparmak hayvana azap verir ve bunun bir faydası da yoktur. Ancak maksat hâsıl olduğu için bu hayvanın eti yenilir. Zira bu kerahet zâid bir mânadan dolayıdır. O da hayvana fazla acı çektirmektir. Ne var ki bu, hayvanın haram olmasını gerektirmez. [25]

    Kesilen Hayvanı Soğumadan Yüzmek:


    Kesilen hayvanın vücudu soğumadan kesilmesi mekrühtur (Ebû Yûsuf, İmam Muhammed): Yani çırpınmaya son verip sakinleşmeden onu yüzmek mekrühtur. Keza, soğumadan boynunu kırmak da mekrühtur. Çünkü böyle yapmakla hayvana elem verilmiş olur. Ama soğuduktan sonra boynu kırılırsa, bundan elem duymayacağı için mekrüh olmaz. Bir hadîs-i şerîfde şöyle buyurulmuştur:
    “Dikkat edin; çırpınması sona ermeden hayvanın boynunu kesip ayırmayın.”
    Koyun ensesinden kesilip de, damar ve borularının kesilmesinden evvel ölürse; boğazlama ameliyesi olmadan öldüğü için o bir leştir. Ama damar ve boruları kesilirken diri ise, boğazlama ameliyesi sebebiyle öldüğü için yenilmesi helâl olur. Bu tıpkı onu yaraladıktan sonra boğazlamaya benzer. Ancak hiç faydası olmadığı halde hayvana fazla acı verdiğinden dolayı böyle yapmak mekrühtur.
    Evcilleşen av hayvanının kesilmesi ona güç yetirebileceğinden dolayı ihtiyarî kesim şeklinde olur. Yabanîleşen hayvanların kesilmesi ise, ıztırarî kesim şeklinde olur: Çünkü onları ihtiyarî şekilde kesmekten âciz kalınmıştır. [26]

    Kesilen Hayvanın Kamından Çıkan Yavru:


    Kesilen bir hayvanın karnından ölü yavrusu çıkarsa, bu yavrunun eti yenilmez (Ebû Yûsuf, İmam Muhammed): İmameyn dediler ki; 'eğer bünyesi tam teşekkül etmişse, yenilir. Yoksa yenilmez. Zira Peygamber Efendimiz (sas);
    “Yavrunun kesilmesi anasının kesilmesidir.”[27] buyurmuştur. Çünkü o anasının bir parçasıdır, ona bitişiktir. Onun gıdasıyla beslenir, onun nefesiyle soluklanır, onun satılmasına dâhil olur, onun azad edilmesiyle hür olur; onun kesilmesiyle de kesilmiş olur. Tıpkı onun diğer parçaları gibidir.
    Ebû Hanîfe'nin bu mes'eledeki görüşünün gerekçesi şudur; yavru başlı başına bir hayvandır. Hatta anasının ölümünden sonra yaşaması düşünülebilir. Yenilebilmesi için de kendisinin kesilmesi gerekir. Bu sebepledir ki, cariyenin karnında bulunan yavru hürriyete kavuşabilmek için, anasından ayrı olarak kendisinin de azad edilmesi gerekir. Öldürülmesiyle diyet olarak gurre gerekir. Onu vasiyyet etmek anasından ayrı olarak, sahih olur. O yavru kanı bulunan bir hayvandır ve kanı da akmamıştır. Bu sebeple o boğulmuş hayvan gibidir. Anasının kesilmesiyle onun kanı akmamıştır ki, yenmesi helâl olsun.
    Avda ise hüküm bunun hilâfinadır. Zira yaralamakla hayvanın kanı akar. Anasının karnında bulunan yavru anasının kesilmesiyle ölmüş olabileceği gibi, daha evvel de ölmüş olabilir. Şu halde şüphe bulunduğu için, bu yavrunun yenmesi helâl olmaz.
    “Yavrunun kesilmesi anasının kesilmesidir.” hadîs-i şerîfınin Arapça aslında geçen ikinci kelimesinin aslında olduğu ve başındaki harfi hazfedilerek olarak okunduğu ve böylece bu hadîs-i şerîfin mânasının
    “Yavrunun kesilmesi anasının kesilmesi gibidir.” şeklinde olduğu da rivayet edilmiştir. Bu da kesim hususunda anası ile yavrusunun müsavi olduklarını göstermektedir. Zira Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
    “Ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün.” [28] Bu âyet-i kerîmedeki kelimesinin
    başında aslında 'gibi' mânasındaki harf-i cerri vardır. Bu harfin hazfiyle kelimesi mensûb kılınmış (yani son harfinin harekesi üstün kılınmış) tır. Yukarıdaki hadîs-i şerîfdeki kelimesi ötre ile bile okunsa, yine teşbih (benzetme) mânası ifade eder. Yani; 'yavrunun kesilmesi anasının kesilmesi gibidir’ mânasını verir. Nitekim şu âyet-i kerîmede de böyle olmuştur:
    “Genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun.” [29]Buradaki 'arz' kelimesinde de durum öyledir. Yukarıda zikredilen hadîs-i şerif de bu mânaya hamledilerek arada muvafakat temin edilmiş olur. Bu sebeple Ebû Hanîfe doğurma vakti yaklaşan gebe koyunun kesilmesini mekrüh saymıştır. Çünkü bu durumda mal zayi olmuş olmaktadır. İmameyn'e göre böyle bir yavruyu yemek caiz olduğu için, bu haldeki bir koyunu kesmek mekrüh değildir.
    İnsan ve domuzdan başka eti yenilmeyen bir hayvan kesildiği zaman derisi de eti de temiz olur: Kesme ameliyesi insana ve domuza tesir etmez. Kesme işi vücuttaki yaşlığı giderir ve akıcı kanı bedenden çıkarır. Zaten o kan da pistir. Etteki ve derideki kan ise, pis değildir. Tabaklamada olduğu gibi, kesme sebebiyle et de deri de kan da temizlenir. İnsan kıymetli ve mükerrem olduğu, domuz ise pis ve hakîr olduğu için, bunlar kesilme ile temiz olmazlar. Temizlik bahsinde geçtiği gibi; tabaklama bunların derisini temizlemez. [30]

    Kesilen Hasta Koyunda Meydana Gelmesi Gerekenler:


    Bir kimse hasta bir koyunu keser de bu koyunun ağzından başka hiç bir yeri hareket etmezse; hüküm nedir? Muhammed b. Seleme dedi ki; 'ağzını ve gözünü açar, ayağını uzatır ve tüyleri yatarsa, eti yenilmez. Ama bunun tersi olursa, yenilir.' [31]

    668890910.jpg
  2. ebuhasanelmakdisi

    ebuhasanelmakdisi Islam-TR Üyesi

    YENİLMESİ HELÂL OLMAYAN HAYVANLAR



    Sivri dişli yırtıcı hayvanların ve pençeli kuşların yenilmeleri helâl değildir: Zira Rasûlullah (sas) her sivri dişli yırtıcı hayvanın yenilmesini yasaklamıştır. [32] Bu hadîs-i şerifin her iki yırtıcının ardı sıra zikredilmesi, her ikisinin, yani başkalarının değil de, sivri dişli yırtıcılarla pençeli kuşların yenilmesinin helâl olmayacağı hükmünü ortaya koymaktadır.
    Yırtıcı hayvan; arslan, kaplan, pars, kurt, tilki, ayı, fil, maymun, tarla faresi, gelincik, yabanî ve ehlî kedi gibi âdeten saldıran, kapıp götüren, yaralayan ve öldüren hayvandır.
    Pençeli kuş; doğan, çakır, kartal, akbaba, şahin ve delice kuşudur. Ebû Hanîfe dedi ki; 'sansar, sincap, fenek (bir tilki çeşidi), samur vb. yırtıcı hayvandır. Gelincik yenilmez. Çünkü o sivri dişlidir ve bu hususdaki yasaklayıcı nassın kapsamına girmektedir. Kapıp götüren, yağmalayan ve avcı hayvanın altında kalıp kederinden ölen veya avının üzerine çöküp onu öldüren hayvanları yemek hadîs-i şerifle yasaklanmıştır.
    Doğan vb. kuşlar avlarını havada kapıp götürürler. Kurt, köpek vb. hayvanlar avlarını yerde yağmalarlar. Yine kurt ve köpek gibi hayvanlar avlarının üzerine çullanırlar. însan bunları yiyip de, ona kötü karakterleri geçmesin diye, bunları yemek haram kılınmıştır. Bu da insana olan saygıdan dolayıdır.
    Çekirge hâriç; kara sinek, kızıları, akrep gibi akıcı kanı olmayan hayvanlar haramdırlar. Yerdeki diğer haşerât, yer üstünde dolaşan ve yer altında sakin olan ki, bunlar da haşerâttır fare, keler, tarla faresi, kirpi, yılan vb. de bu hükme tabidirler. Çünkü bütün bunlar pis şeylerdir ve âyet-i kerîme bunları haram kılmaktadır:
    “Pis şeyleri onlara haram kılar.”[33]

    At, Eşek ve Katır Etleri:


    Ehli eşek, katır ve at etleri helâl değildir: Zira Allah (cc) şöyle buyurmuştur:
    “Atları katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı).” [34] Allah (cc) lûtfunu ve ihsanını bildirme sadedinde bunları sıralayıp anlatıyor. Eğer bunların yenmesi caiz olsaydı, Allah (cc) bunu da bu âyet-i kerîmede bildirirdi. Çünkü yeme nimeti binme nimetinden daha büyüktür.
    Hz. Ali (ra) ile İbn. Ömer (ra) den şöyle rivayet edilmiştir:
    “Rasûlullah (sas) Hayber harbinde ehli eşeklerin etini yemeği ve kadınlarla müt'a nikâhı yapılmasını yasakladı.”[35]
    îmameyn dediler ki; 'at helâldir. Zira bu hususda Enes (ra) in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Biz Rasûlullah (sas) zamanında at eti yerdik.” Yine rivayet edildiğine göre;
    “Rasûlullah (sas) Hayber harbinde ehli eşek eti yemeyi yasaklamış ama at eti yenmesine izin vermiştir.” [36]
    Ebû Hanîfe'nin bu mes'eledeki görüşünün gerekçesi yukarıda nakletmiş olduğumuz âyet-i kerîme ve Halid b. Velid (ra) in şu rivayetidir:
    “Rasûlullah (sas) at, katır ve ehli eşek eti yemeyi yasakladı.”[37] Mikdam b. Adiyy'den rivayet edildiğine göre; Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    “Ehlî eşeklerle atlar ve katırlar, sivri dişli yırtıcı hayvanlar ve pençeli kuşlar size haramdır.” Katır, ehlî eşeğin doğurduğu bir hayvandır. Dolayısıyla eti yenmez. Atın da eti yenmez: Çünkü yavrunun yenmesi, anasının yenmesi hükmüne tâbidir. Görülmez mi ki; yaban eşeği ehlî bir eşekle çiftleşse, onlardan doğan yavru yenilmez. İşte bu da böyledir.
    Akbaba, lori kuşu, karga, keler, kaplumbağa ve haşerâtın yenmesi mekrühtur: Karga; yani kara karga leş yediği için murdardır. Kuzgun kargası da bu hükme tâbidir. Kelerin yenmesi de haramdır. Hz. Âişe (ra) den rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (sas) a bir keler hediye edilmiş ve O, onu yememişti. Bir dilenci gelince Hz. Âişe (ra) keleri ona yedirmek isteyince; Rasûlullah (sas) ona;
    “Kendin yemediğini başkasına mı yediriyorsun?” Eğer haram olmasaydı, Ensarın koyununda olduğu gibi Rasûlullah (sas) o kelerin sadaka olarak başkasına verilmesini menetmezdi.
    Kaplumbağa da zararlılardan olduğu ve pis şeyleri yediği için yenilmez. Haşerâta gelince; ihramlı kimsenin dahi bunları öldürmesine cevaz verilmesi, bunların yenilemeyeceklerine delalet eder.
    Ekin kargası, saksağan, tavşan ve çekirgenin yenmesi ise, caizdir: Ebû Yûsuf dedi ki; 'ekin kargası bedeni küçük olduğu için diğer kargalara benzemez. Güvercin gibi evlerde beslenebilir ve kendisine alışılır. Uçup gider ve tekrar evine döner. Saksağan ise, karışık şeyler yer, tavşana ve tavuğa benzer. Bu hususda Ammar b. Yâsir (ra) in şöyle dediği rivayet edilir:
    “Rasûlullah (sas) a pişmiş bir tavşan hediye edildi. O da ashabına; yiyiniz' buyurdu.” Ebû Yûsuf dedi ki; 'ada tavşanına gelince; ben onun hakkında Ebû Hanîfe'den bir şey duymuş değilim. Bence o bakliyat ve nebatat yer, tavşan gibidir. Zira hakkında yasaklayıcı delil bulunmayan şeyler; mübahlık hükmü üzere devam ederler.' [38]

    Ölü Balık ve Çekirgenin Hükmü:


    Çekirgeye gelince; onun hakkında Peygamber Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
    “İki ölü ve iki kan bize helâl kılındı: îki ölüden biri balık, diğeri ise çekirgedir. İki kana gelince; onlardan biri karaciğer, diğeri ise dalaktır.”[39] Bu nass mutlak olduğu için, balık ve çekirge kendiliğinden de ölmüş olsa, yağmur vb. bir âfet sebebiyle de ölmüş olsa, hüküm aynıdır.
    Balık hâriç; diğer su hayvanları yenilmez: Çünkü o ölüdür ve nass ile haram kılınmıştır. Balığın helâl kılınması rivayet etmiş olduğumuz hadîs-i şerîfden dolayıdır ve ayrıca o yılan balığı ve sazan balığı gibi her çeşit balığı kapsar. Ayrıca Peygamber Efendimiz (sas) kurbağanın öldürülüp iç yağının ilaca katılması sorulduğunda O kurbağanın öldürülmesini yasaklayarak;
    “O, murdar hayvanlardan bir murdardır.” [40]buyurmuştur. [41]

    Kendi Kendine Ölen Balık Yenmez:


    Kendi kendine ölüp su yüzüne çıkan balıklar yenilmezler: Zira Câbir (ra) den rivayet edildiğine göre; Peygamber Efendimiz (sas kendi kendine ölen balığın yenilmesini yasaklamıştır. Hz. Ali (ra); 'kendi kendine ölen balığı pazarlarımızda satmayın' demiştir. İbn Abbâs (ra) ı da şöyle dediği rivayet edilmiştir; 'denizin kenara attığını ye. Ama kendi kendine ölüp suyun yüzüne çıkanı yeme.'
    Sıcaktan, soğuktan veya suyun bulanıklığından dolayı ölen balığa gelince; bir rivayete göre bu balık yenilir. Çünkü bu sonradan çıkan bir sebepten dolayı ölmüştür. Bu tıpkı suyun onu karaya atması gibidir. Başka bir rivayete göre bu balık yenilmez. Çünkü sıcaklık ve soğuklu zamanın sıfatlanndandır ve normalde ölüm sebeplerinden değildir. Bir balık diğer bir balığı yutarsa, yenilebilir. Çünkü bu ölümü meydan getiren sebeptir. [42]

    Pis Şey Yiyen ve Kokan Hayvanın Hapsi:


    Ebû Yûsuf Ebû Hanîfe'den rivayetle dedi ki; pis şeylerden yiyen bir hayvan üç gün müddetle hapsedilir.' İmam Muhammed'inse şöyle dediği rivayet edilmiştir; 'Ebû Hanîfe bu hususda bir müddet koymamıştır. Ancak pislikle beslenen bir hayvan içi temizleninceye kadar hapsedilir.
    Cellale; pislikle beslenmiş bir hayvana denilir. Ama pisliklerden başka şeyleri de yiyerek, karışık şeylerle besleniyorsa, ona cellale denmez. Bu sebeple demişlerdir ki; tavuk cellale olmaz. Çünkü o karışık şeylerle beslenir. İmam Muhammed dedi ki; 'bir hayvan kokuşur, asıl kokusunda değişiklik olur ve kendisinden pis kokular gelirse, o cellale olur; sütü içilmez ve eti yenilmez. Ama satılması ve hibe edilmesi caiz olur. Hapsedildiğinde mekrûhluğu ortadan kalkar. Çünkü aslî kokusunun değişip, karnındaki pis kokmasına sebep pislikler zail olur. Ebû Hanîfe böyle bir hayvanın hapsini belli bir müddete bağlamamıştır. Zira kokuşmuşluğun yok olması, hayvanın yenilebilmesi için şart olarak konulmuşsa, o zaman hapis müddetinde pis kokunun sona ermesi müddeti nazar-ı itibara alınır. Ebû Yûsuf’dan rivayet edildiğine göre; Ebû Hanîfe böyle bir hayvanın hapis müddetini üç gün olarak takdir etmiştir. Zira umumiyetle böyle bir hayvan üç günde temizlenir. Rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sas) cellale olan tavuğu üç gün müddetle hapseder, sonra yermiş. Bu, tenezzüh metoduna binâendir. Şu halde cellale hayvanın üç gün müddetle hapsedilmesini Ebû Hanîfe'nin gerekli kıldığını bildiren rivayet yukarıdaki hadîs-i şerîfe dayandırılmış olmaktadır. [43]






    [1] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/ 205.

    [2] Hacc: 22/36.

    [3] Hacc: 22/36.

    [4] Bu hadîsi Buhari, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir.

    [5] En'am: 6/121.

    [6] Mâide: 5/3.

    [7] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/206-207.

    [8] Mâide: 5/5.

    [9] Bu hadîsi Taberânî tahrîc etmiştir.


    [10] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/207-208.

    [11] Hacc: 22/36.

    [12] Bu hadîsi Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî ve İbn. Mâce rivayet etmiştir.

    [13] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir.


    [14] Hacc: 22/36. Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/208-210.

    [15] Kevser: 108/2.

    [16] Bakara: 2/67.

    [17] Sâffât: 37/107.

    [18] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/210-211.

    [19] Bu hadîsi Ebû Dâvud tahrîc etmiştir.

    [20] Bu hadîsi Ebû Dâvud tahrîc etmiştir.

    [21] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Neseî, İbn. Mâce, Hâkim ve İbn. Hibban rivayet etmiştir.


    [22] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî ve îbn. Mâce etmiştir. Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/211-213.

    [23] Müslim, Sayd: 57.

    [24] Bu hadîsi Buhari rivayet etmiştir.

    [25] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/213-214.

    [26] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/214-215.

    [27] Bu hadîsi Tirmizî ve Ebû Dâvud rivayet etmiştir.


    [28] Muhammed: 47/20.

    [29] Âl-i İmrân: 3/133.

    [30] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/215-217.

    [31] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/217.

    [32] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Mâlik, Ebû Dâvud, Neseî, İbn. Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir.

    [33] Araf: 7/157. Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/217-218.


    [34] Nahl: 16/8.

    [35] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud ve Ahmed rivayet etmiştir.

    [36] Bu hadîsi Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, Neseî ve İbn. Mâce rivayet etmiştir.

    [37] Bu hadîsi Ebû Dâvud ve Neseî rivayet etmiştir.

    [38] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/218-220.

    [39] Bu hadîsi İbn. Mâce ve Beyhakî rivayet etmiştir.

    [40] Bu hadîsi Ebû Dâvud, Neseî, Hâkim ve Ahmed rivayet etmiştir.

    [41] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/220-221.

    [42] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/221.

    [43] Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el- Mavsılî, El-İhtiyar Li-Ta'lîlî'l-Muhtar, Ümit Yayınları: 4/221-222.

    668890910.jpg
  3. ebuhasanelmakdisi

    ebuhasanelmakdisi Islam-TR Üyesi

    Güncelleme....
  4. samanpan

    samanpan . Yetkili Kişi Site Admin

    :) ahi iki gün önce yapaydık .. neyse yine yard olur sağol.
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.