Dört Halife Dönemi

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında piyanita tarafından paylaşıldı.

  1. piyanita
    Islam-TR Üyesi


    Ali (a.s) Ebu Bekir’e biat etmeye yanaşmayınca Ebu Bekir, Ömer’i göndererek zorla da olsa onu yanına getirmesini istedi! Ömer, Ebu Bekir’in emrini yerine getirmek isteyince Ali’yle aralarında bir tartışma çıktı. Bunun üzerine Ali, Ömer’e şöyle dedi:
    Sütü iyi sağ; çünkü onun yarısı da senin olacak! Vallahi bugün onun hilâfeti için çaba harcaman, yarın seni diğerle*rinden öne geçirip hilâfeti sana teslim etmesi içindir...1
    Yakubî der ki: Ebu Bekir ölüm döşeğinde diyordu ki:
    Dünyada üç şey dışında hiçbir şeye üzülmedim; keşke bu üçünü yapmasaydım: ...Keşke bana karşı savaş için kapan*mış olsaydı bile, Fâtıma'nın evinin kapısını açmasaydım...
    Yakubî, Ebu Bekir'in bu alandaki sözünü kendi Tarih 'inde şöy*le kaydeder:
    Keşke Resulullah'ın kızı Fâtıma'nm kapısını, bana karşı savaşa hazırlanmak için kapanmış olsaydı bile, açıp adamla*rı içeri saldırtmasaydım.2

    Hz. Fatma'nın (s.a) Evine Saldırı
    Meşhur tarihçiler Ebu Bekir'in emriyle Hz. Fâtıma'nm (s.a) e-vine saldıranların şunlar olduğunu kaydederler:
    1- Ömer b. Hattab, 2- Halid b. Velid,3 3- Abdurrahman b. Avf,
    1-Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, el, s.587.
    2-Tarih-i Taberî, c.2, s.619 ve Avrupa baskısı, c.l, s.2140 Ebu Bekir'in ölümünden bahsederken; Murucu'z-Zeheb, Mes'udî, c.l, s.414; İbn Abdurab-bih, c.3, s.69, Ebu Bekir'in kendisinden sonra Ömer'i hilâfete geçirilmek iste*melinden bahsederken; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.135; Muntehab-ı Kenz, c.2, s. 171 el-İmametu ve's-Siyase, c.l, s.18; Kâmil-u Muberred, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sının nakline göre, c.l, s.130-131; es-Sakife, Cevheri, Şer*hu Nehci'l-Belâga'nm rivayetine göre, c.9, s.130; Lisanu'l-Mizan, c.4, s.189; Tarih-i İbn Asâkir, Ebu Bekir'in biyografisinde; Mir'atu'z-Zaman, Sıbt b. Cev-zî; Tarih-i Zehebî, c.l, s.388 ve el-Emali, Ebu Ubeyde, s.131. Bu kitapta Ebu Bekir'ia sözleri şöyle geçer: "Yapmamam gerektiği hâlde yaptığım üç şey falan ve filan şeydir." Ama, falan ve filan işin ne olduğunu söylememiştir! Ebu U-beyd, "Ben bunun ne olduğunu söylemek istemiyorum." demiştir.
    3-Ebu Süleyman Halid b. Velid b. Muğiyre b. Abdullah b. Ömer b. Mah-zum el-Kureşî'nin annesi, Haris b. Hazen el-Hilâliyye'nin kızı ve Resulullah'm eşi Meymune'nin kız kardeşi Lübabe'dir. Halid, Hudeybiye Barışı'ndan sonra Medine'ye hicret etmiş ve Mekke fethine katılmıştır. Ebu Bekir, ordunun ku*mandanlığını ona vermiş ve onu "Allah'ın Kılıcı" anlamında "Seyfullah" diye adlandırmıştır. Halid 21 veya 22 yılında Humus şehrinde veya Medine'de ve*fat etmiştir, bk. el-İstiab, c.l, s.405-408.
    4- Sabit b. Kays Şemmas,1 5- Ziyad b. Lübeyd,2 6- Muhammed b. Mesleme,3 7- Zeyd b. Sabit,4 8- Seleme b. Selamet b. Vakş,5 9- Sele*me b. Eşlem,6 10- Useyd b. Huzeyr.7
    Ulema bu şahısların Hz. Fâtımatu'z-Zehra'mn (s.a) evine saldı*rıp nasıl içeri girdiklerini ve oraya sığınanlara nasıl davrandıkları*nı şöyle kaydederler:
    Başta Ali b. Ebu Talib ve Zübeyir olmak üzere Ebu Bekir'e biat
    1-Sabit b. Kays b. Şemmas b. Züheyr b. Malik b. İmrau'1-Kays b. Malik b. Salebe b. Kâ'b b. Hazrec el-Ensarî: Uhud Savaşı'na ve Resulullah'm (s.a.a) di*ğer savaşlarına katılmış ve Yemame Savaşı'nda Halid'in yanında öldürülmüş*tür, bk. el-İstiab, c.l, s. 193; el-İsabe, c.l, s. 197.
    2-Ziyad b. Lebid b. Salebe b. Sinman b. Amir b. Adiy b. Ümeyye b. Be-yaze el-Ensarî, muhacir ve ensardan olup Amir b. Zerik'in oğlu Beyaze Oğul-ları'ndandı. Ziyad ilk önce Mekke'de Resulullah'm (s.a.a) huzuruna çıkmış ve oradan Hz. Peygamber ile beraber Medine'ye hicret etmiştir. Ziyad, Akabe Bi-ati'ne, Bedir Savaşı'na ve Resulullah'm (s.a.a) diğer savaşlarına katılmış ve Muaviye'nin hilâfetinin başlarında vefat etmiştir, bk. el-İstiab, c.l, s.545; el-İsâbe, c.l, s.540. Soy zincirlemesi için bk. Cemhere-i İbn Hazm, s.356, "Beya*ze" kelimesi.
    3-Muhammed b. Mesleme b. Seleme b. Halid b. Halid b. Adiy b. Mecdea b. Harise b. Haris b. Hazrec b. Amr b. Malik b. Evs: Bedir ve Resulullah'm (s.a.a) diğer savaşlarına katılmış olup Ali b. Ebu Talib'e (a.s) biat etmeyen ve onunla birlikte savaşa katılmayanlardandır. Muhammed b. Mesleme hicrî 43 veya 46 ya da 47 yılında vefat etmiştir, bk. el-İstiab, c.3, s.315; el- İsâbe, c.3, s.363-364. Soy zincirlemesi, İbn Hazm'ın Cemhere'sinde geçer, s.341.
    4-Zeyd b. Sabit hakkında bk. Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.l, s.585.
    5-Ebu Avf Seleme b. Selâmet b. Vakş b. Zaura b. Abduleşhel el-Ensarî: Annesi, Seleme bint-i Halid bint-i Adiy el-Ensarî'nin kızı Selma'dır. Ebu Avf Birinci ve İkinci Akabe'de ve daha sonra Bedir ve diğer savaşlarda Resulul*lah'm (s.a.a) yanında savaşmış ve hicrî 45 yılında Medine'de vefat etmiştir, bk. el-İstiab, c.2, s.84; el-İsâbe, c.2, s.63.
    6-Ebu Said Seleme b. Eşlem b. Hureyş b. Adiy b. Mecdea b. Harise b. Haris b. Hazrec b. Amr b. Adiy b. Malik b. Evs el-Ensarî: Bedir ve diğer savaş*lara katılmış ve hicrî 14 yılında Cisr-i Ebu Ubeyd Savaşı'nda öldürülmüştür, bk. el-İstiab, c.2, s.83, no. 2455; el-İsâbe, c.2, s.61.
    7-Tarih-i Taberî, c.2, s.443 ve 444; es-Sakife, Ebu Bekir Cevheri, İbn E-bi'1-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sının nakliyle, c.l, s.130-134 ve c.2, s.819. Ayrıca Useyd b. Huzeyr'in kısaca biyografisi, elinizdeki kitabın önceki sayfala*rının dipnotunda geçmiştir.

    [​IMG]etmeyen muhacirlerden bir grup silâhlı oldukları hâlde öfkeyle Fâtıma'nın (s.a) evine girdiler.1
    Ensar ve muhacirlerden bir grubun, Resulullah'ın (s.a.a) kızı Fâtıma'nın evine, sığınıp Ali b. Ebu Talib'in etrafında toplandıkla*rını Ebu Bekir ve Ömer'e haber verdiler.2 Onlara, Fâtıma'nın e-vinde toplananların hilâfet konusunda Ali b. Ebu Talib'e biat et*mek istediklerini söylediler.3
    Bunun üzerine Ebu Bekir, Ömer b. Hattab'a Fâtıma'nın evine giderek onları oradan dışarı çıkarmasını ve direnecek olurlarsa on*larla savaşmasını emretti.
    Ebu Bekir'in bu emri üzerine Ömer eline bir meşale alarak Fâtıma'nın evine doğru yola koyuldu; Fâtıma'nın evini, içindekiler*le birlikte yakmak istiyordu. Hz. Fâtıma (s.a) Ömer'in karşısına çı*karak ona hitaben: "Ey Hattab'ın oğlu! Evimizi yakmaya mı gel*din?!" dedi. Ömer, "Evet!" dedi, "Ya da ümmetin kabul ettiğini ka*bul edersiniz (Ebu Bekir'e biat edersiniz)."4
    Belazurî, Ensabu'l-Eşraf adlı kitabında bunu şöyle nakleder: Fâtıma, Ömer'i kapıda karşılayarak, "Ey Hattab'ın oğlu! Beni evimin içinde yakmaya mı geldin?!" dedi. Ömer, "E-vet!..." dedi.5
    Bu olaydan yıllar sonra Abdullah b. Zübeyir kendi hükümetine teslim olmaları için Mekke'de Hâşim Oğulları'na baskı uyguladı. Hâşim Oğulları bunu kabul etmeyince onları bir dağın arasında toplayıp odun getirerek hepsini ateşte yakmalarını emretti!
    1-er-Riyazu'n-Nazira, el, s.218, hicrî 1372 Mısır basımı, ikinci baskı; es-Sakife, Ebu Bekir Cevheri, İbn Ebu'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sından naklen, c.l, s. 132 ve c.6, s.293; Tarihu'l-Hamis, c.2, s. 169, Beyrut, Şaban Mü*essesesi Yayınları.
    2-Tarih-i Yakubî, c.2, s. 126.
    3-Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.l, s.134; İbn Şuhne, el-Kâmi-l'in hamişinde, c.ll, s.113.
    4-İbn Abdurabbih, c.3, s.64; Tarih-i Ebu'1-Fida,' c.l, s.156.
    5-Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.l, s.586; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.140; er-Ri*yazu'n-Nazira, c.l, s.167; es-Sakife, Cevherî, Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid'den naklen, c.l, s.132, 134 ve c.6, s.2; Tarihu'l-Hamis, c.l, s.178; Tarih-i İbn Şuhne, s.113, Haşiye-i Kâmil-i Muberred, c.ll, s.113.
    Abdullah b. Zübeyir'in kardeşi Urve b. Zübeyir, kardeşinin bu hareketine geçerlilik kazandırmak için geçmişte Ebu Bekir'e biat olayında Ömer'in Hz. Fâtıma'nın evini yakmak için görevlendiril*mesini delil göstererek şöyle dedi:
    Kardeşimin bu hareketi sadece bir tehditti; nitekim geç*
    mişte de biat etmeyen Hâşim Oğulları'nı odun toplayarak
    yakmakla tehdit ettiler!1
    Urve'nin "geçmiş"ten maksadı, Hâşim Oğulları'nın Ebu Bekir'e
    biat etmeye yanaşmadıkları için Fâtıma'nın evinin etrafına odun
    toplayarak evi içindekilerle birlikte yakmaya kalkışmaları olayıdır.
    Mısırlı şair Hafız İbrahim bu olayı şiirinde şöyle kaydeder:
    Ali'ye bir şey söyledi Ömer
    Bunu söyleyen de, duyan da saygıya lâyıktır:
    Eğer biat etmezsen, Mustafa'nın kızı içinde olduğu hâlde
    Yakarım evini, o evden kimse sağ kurtulamaz.
    Adnan savaşçılarının önderi karşısında bu sözü
    Hafsa'nın babasından (Ömer'den) başkası söyleyemez.2
    Yakubî kendi Tarih 'inde şöyle kaydeder:
    Onlar bir grupla Ali'nin evine saldırdılar... Ali'nin kılıcı kırılınca saldıranlar Ali'nin evine girme cüreti buldular!3
    Taberî de kendi TariKvn.deşöyle yazar:
    Ömer b. Hattab; Talha, Zübeyir ve muhacirlerden bir grubunun sığınmış olduğu Ali'nin evine saldırdı. Zübeyir kı*lıcını çekerek ona karşı koymak istedi. Fakat tam o sırada ayağı kayarak kılıç elinden yere düştü. Bunun üzerine eve saldıranlar toplanarak onu yakaladılar...4"
    1- Murucu'z-Zeheb, c.2, s. 100; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.20,
    s.481, İmam Ali'nin "Zübeyru minna, hatta neşee ibnuhu" sözünün şerhinde.
    2-Divan-ı Hafız İbrahim, Mısır baskısı.
    3-Tarih-i Yakubî, c.2, s.126.
    4- Tarih-i Taberî, c.2, s.443, 444 ve 446 ve Avrupa baskısı, c.l, s.1818,
    1820 ve 1822; Abkeriyyetu Ömer, Akkad, s.173. Aşağıdaki kaynaklarda Zü*
    beyir'in kılıcının kırıldığı geçer: er-Riyazu'n-Nazira, c.l, s.167; Tarihu'l-Ha*
    mis, c.l, s.188; Şerhu Nehci'l-Belâğa İbn Ebi'l-Hadid, c.l, s.58, 122, 132, 134
    ve c.2, s.2-5; Kenzü'l-Ummal, c.3, s.128.

    [​IMG]Ebu Bekir Cevheri ise şöyle nakleder:
    Ali, "Ben Allah'ın kulu ve Resulullahın (s.a.a) kardeşi*yim." dedi! Nihayet onu Ebu Bekir'in yanına götürerek Ebu Bekir'e biat etmesini istediler. Bunun üzerine Ali şöyle dedi:
    "Ben hükümet ve hilâfete sizlerden daha layığım. Ben si*ze biat etmem; aksine sizin bana biat etmeniz gerekiyor. Siz hilâfeti Resulullah'ın akrabaları ve yakınları olmanız baha*nesiyle ensardan aldınız; onlar da bu deliliniz gereğince onu size bıraktılar. Ben de sizin ensara getirmiş olduğunuz delili getiriyorum. O hâlde eğer nefsi heveslerinize uymuyorsanız ve eğer Allah'tan korkuyorsanız, bizim hakkımızda insaflı davranın; ensarın hükümeti sizin hakkınız olarak gördüğü gibi, siz de hükümeti bizim hakkımız olarak kabul edin; ak*si durumda bile bile bize karşı yaptığınız bu zulmün vebali sizin üzerinizedir."
    Ömer, "Biat etmeden kurtulamazsın." dedi. Ali ise, "Ey Ömer!" dedi, "Sağdığın bu sütün yarısı sana ulaşacaktır. E-bu Bekir'in hükümetinin temellerini bugün sağlamlaştır ki yarın onu sana bıraksın. Vallahi ne seni dinlerim ve ne de ona uyarım." Ebu Bekir ise, "Bana biat etmezsen seni mec- bur etmem." dedi.
    Ebu Ubeyde Cerrah da şöyle devam etti: 'Ya Ebe'l-Ha-san! Sen gençsin; bunlar ise Kureyş'ten olan senin yaşlı ak*rabalarındırlar! Sen ne onların tecrübesine sahipsin ve ne de işleri onlar kadar bilirsin! Bence böyle önemli bir sorum*luluğu üzerine alması için Ebu Bekir senden daha güçlü, sabırlı ve iş bilendir! O hâlde sen de hükümeti ona bırak, buna razı ol. Ömrün yeter de uzun bir zaman yaşarsan hem fazilet ve Resulullah'a yakın olman açısından, hem de İs*lâm'da önceliğin ve cihadın açısından bu makama geçmeye herkesten daha lâyık olursun!"
    Ali, "Ey muhacirler!" dedi, "Allah'tan sakının; hükümet ve hilâfeti Muhammed'in (s.a.a) evinden çıkarıp kendi evle*rinize, kendi mahallenize ve kendi kabilelerinize götürme-yin, onun ailesini halkın arasındaki makamlarından uzak*laştırmayın ve haklarını ayaklar altında çiğnemeyin. Ey mu*hacirler; vallahi bizim aramızda Kur'ân okuyan, din işlerini bilen, Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinden haberdar olan ve yö-


    netim işinden anlayan biri olduğu müddetçe bu ümmetin iş*lerini üstlenmeye biz Ehlibeyt sizlerden daha layığız. Valla*hi bütün bunlar bizde vardır. O hâlde nefsi heveslerinize uy*mayın; aksi durumda haktan adım adım uzaklaşırsınız."
    İmam Ali'nin bu sözlerini duyan Beşir b. Sa'd ona şöyle
    dedi: "Ensar Ebu Bekir'e biat etmeden önce senin bu sözle*
    rini duysaydı, senin hükümetini ve önderliğini kabul etme
    konusunda iki kişi bile birbiriyle ihtilâf etmezdi; ama -iş iş-
    ten geçti ve- onlar Ebu Bekir'e biat ettiler!"
    Böylece Ali orada Ebu Bekir'e biat etmeden eve döndü.1
    Yine Ebu Bekir Cevheri şöyle der:
    Fâtıma, Ali ve Zübeyir'e nasıl davranıldığını görünce evi*nin kapısında durarak Ebu Bekir'e şöyle dedi: "Ey Ebu Be*kir! Ne kadar çabuk Resulullah'ın (s.a.a) ailesine karşı hile yapmaya başladın! Vallahi hayatta olduğum müddetçe Ö-mer'le konuşmayacağım."2
    Diğer bir rivayette ise şöyle geçer:
    Fâtıma hıçkırıklar içinde evden dışarı çıktı, halkı iterek evden uzaklaştırmaya başladı...3
    Yakubî de kendi Tarih'inde şöyle kaydeder:
    Fâtıma dışarı çıkarak evini işgal edenlere şöyle hitap etti: "Evimden dışarı çıkın; aksi takdirde vallahi başımı açarak Allah'a şikâyette bulunurum." Fâtıma'nın evine saldıranlar bu tehdidi duyunca dışarı çıkarak oradan uzaklaştılar.4
    Mes'udî kendi Tarih'inde şöyle yazar:
    Sakife'de Ebu Bekir'e biat edilmesinin ardından biat e-denler, salı günü mescitte biatlerini yeniledikten sonra Ali (a.s) evden çıkarak Ebu Bekir'e şöyle hitap etti: "Müslüman-
    1-es-Sakife, Cevheri, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'smdan nak*len, c.2, s.2-5.
    2-es-Sakife, Cevheri, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'smdan nak*len, c.l, s.l34 ve c.2, s.2-5.
    3-es-Sakife, Cevheri, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'smdan nak*len, c.l, s. 134.
    4-Tarih-i Yakubî, c.2, s. 126.

    [​IMG]ların işlerini bozdun, bizimle hiç danışmadın ve hakkımızı görmezden geldin." Ebu Bekir ise, "Doğru söylüyorsun; ama ben fitne çıkmasından korktum." dedi.1
    Yakubî yine şöyle kaydeder:
    Bir grup Ali'nin etrafında toplanarak ona biat etmek is*tedi. Ali (a.s) onlara, 'Yarın sabah başlarınızı tıraş ederek burada hazır olun." dedi; ama yarın onlardan üç kişi dışında kimse gelmedi!2
    Bu olaydan sonra Ali (a.s) geceleyin Fâtıma'yı bir bineğe bin*direrek bir bir ensarın kapısına götürüyor, hakkını geri alması için onlardan kendisine yardım etmelerini istiyordu. Fâtıma (s.a) da on*lardan Hz. Ali'ye (a.s) yardım etmelerini istiyordu. Fakat ensar /""diyordu ki:
    Ey Resulullah'ın kızı! Biz buna (Ebu Bekir'e) biat ettik ve iş işten geçti!! Amcan oğlu Ali hilâfete geçmek için Ebu Be*kir'den önce davranmış olsaydı, elbette ki biz ondan başka*sını kabul etmezdik.
    Ali (a.s) ise, "Ben Resulullah'm (s.a.a) cenazesini yıkayıp, kefenleyip defnetmeden evinde bırakarak onun hilâfetini e-le geçirmek için halkla savaşsa mıydım?!" diyordu.
    Fâtıma (s.a) da şöyle ekiyordu:
    Ebu'l-Hasan Ali yapılması gerekeni yaptı. Onlar öyle bir iş yaptılar ki onun hesabını Allah soracaktır ve buna cevap vermek zorundadırlar.3
    Muaviye, Ali'ye (a.s) yazdığı mektupta Yakubî'den naklettiği*miz bu konuya şöyle işaret eder:
    Hatırlıyorum ki, dün halk Ebu Bekir Sıddık'a biat edince evindeki mahremini (Hz. Fâtımatu'z-Zehra'yı) bir eşeğe bin*direrek Hasan'la Hüseyin'in ellerini tutup sana yardım et-
    1-Murucu'z-Zeheb, Mes'udî, el, s.414; el-İmametu ve's-Siyase, el, s.12-14, biraz farkla.
    2-Tarih-i Yakubî, c.2, s. 126; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.2,
    s.4.
    3- es-Sakife, Cevherî, İbn Ebi'l-Hadid'in Şerhu Nehci'l-Belâğa'sından nak*
    len, c.6, s.25-28, Mısır baskısı; İbn Kuteybe, c.l, s. 12.
    meleri için birer birer Bedir'dekilerin ve ilk Müslümanların
    kapılarını çaldın.
    Eşinle onların kapısına gittin, iki oğlunu iki delil olarak
    gösterip Resulullah'm (mağaradaki) arkadaşına karşı onları tahrik ettin! Ama dört-beş kişiden başka hiç kimse sana o-lumlu cevap vermedi. Vallahi eğer sen haklı olsaydın şüphe*siz hepsi sana yönelir, davetini kabul ederlerdi. Ama sen yersiz bir iddiada bulundun, hiç kimsenin inanmadığı bir söz söylüyordun ve olmayacak bir şey yapmak istiyordun.
    Seni kıyama teşvik eden Ebu Süfyan'a, "Emrimde iradeli ve sebatlı kırk kişi olsaydı onlara karşı kıyam ederdim..." di*ye verdiğin cevabı sen unuttuysan ben hiç unutmadım.1 Muammer'in Zuhrî'den ve onun da Ümmü'l-Müminin Aişe'den naklettiği hadiste Resulullah'm (s.a.a) mirası konusunda Fâtıma'y- la (s.a) Ebu Bekir arasında geçen tartışmalara işaret edilmiştir. Aişe bu hadisin sonunda şöyle diyor:
    Fâtıma yüzünü Ebu Bekir'den çevirdi ve hayatta olduğu müddetçe onunla konuşmadı. Fâtıma Resulullah'tan (s.a.a) sonra altı ay yaşadı. Ölümünden sonra da eşi Ali, Ebu Be*kir'e haber vermeden gizlice cenaze namazını kılıp onu top*rağa verdi.
    Hz. Zehra'nın varlığı Hz. Ali'ye saygı duyulmasına sebep oluyordu. Fâtıma hayatta olduğu müddetçe halk Ali'ye saygı gösteriyordu. Ama Hz. Fâtıma ölür-ölmez halk ondan yüz çevirdi. Fâtıma Resulullah'tan (s.a.a) sonra sadece altı ay yaşadı. Muammer der ki: O sırada biri Zuhrî'ye, "Bu altı ay içinde Ali, Ebu Bekir'e biat etti mi?" diye sorunca şöyle cevap verdi:
    Hayır; bu müddet içerisinde Ali ve Hâşimoğulları'ndan hiç kimse Ebu Bekir'e biat etmedi.2 Ancak Ali biat ettikten sonra diğerleri de biat ettiler. Ali, Fâtıma'nın ölümünden
    1-Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.2, s.67; Sıffin, Nasr b. Müza-him, s. 182.
    2-Teysiru'l-Vusul, c.2, s.46'da şöyle geçer: "Vallahi ne o ve ne de Hâşim Oğulları'ndan hiç kimse ..."

    [​IMG]sonra halkı kendisine karşı ilgisiz bulunca Ebu Bekir'e biat
    etmek zorunda kaldı...1
    Belazurî der ki: Arapların mürtet olması söz konusu olunca Osman Ali'ye giderek şöyle dedi:
    Ey amca oğlu! Sen biat etmedikçe hiç kimse bu düşman*
    larla savaşmak için dışarı çıkmaz ve... Osman o kadar buna
    benzer şeyler söyledi ki nihayet onu Ebu Bekir'in yanına gö*
    türdü ve Ali, Ebu Bekir'e biat etti. Ali'nin Ebu Bekir'e biat
    etmesinden sonra Müslümanlar sevinerek mürtetlerle sava-
    şa hazırlandılar ve ordu her taraftan harekete geçti.2
    Evet, Ali, Fâtıma'nm (s.a) vefat etmesiyle halkın kendisine ilgi*siz davranmasından sonra Ebu Bekir'e biat etmek zorunda kaldı. Fakat Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra başına gelenlerden de*vamlı yakınıyor ve şikayet ediyordu. Hatta kendi hilâfeti dönemin*de de bundan ıstırap duyuyor ve acıyla dile getiriyordu.
    Hz. Ali'nin (a.s) bu şikâyetlerini Nehcü'l-Belâğa'nın "Şıkşıkiyye" adlı hutbesinde apaçık görmekteyiz. Biz bu bölümün sonunda bu hutbeyi nakledeceğiz.
    1-Bu hadisi özet olarak şu kaynaklardan naklettik: Tarih-i Taberî, c.2, s.448 ve Avrupa baskısı, c.l, s. 1825; Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Mağazi, "Hayber Gazvesi" babı, c.3, s.38; Sahih-i Müslim, c.l, s.72 ve c.5, s.153, "Resulullah'm Nehnu Lâ Nuverrisu, Mâ Terekna Sadakatun Buyruğu" babı, Tarih-i İbn Ke*sir, c.5, s.285-286; İbn Abdurabbih, c.3, s.64; Tarih-i İbn Esîr, c.2, s. 126 -özet olarak-; Kifayetüt-Talib, Gencî, s.225-226; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.l, s. 122; Murucüz-Zeheb, c.2, s.414; et-Tenbihu ve'1-İşraf, s.250. Bu kitapta şöyle geçer: "Fatıma hayatta olduğu müddetçe Ali biat etmedi." Yine es-Savaik, c.l, s. 12; Tarihül-Hamis, c.l, s. 193; el-İmametu ve's-Siyase, c.l, s. 14. Bu kitapta şöyle geçer: "Ali, Fâtıma'nın vefatından sonra biat etti. Fatı*ma babasından sonra 75 gün yaşadı." Yine el-İstiab, c.2, s.244; bu kitapta şöy*le geçer: "Ali, ancak Fâtıma'nın ölümünden sonra Ebu Bekir'e biat etti." Yine Tarih-i Ebu'1-Fida, c.l, s. 156; el-Bed'u ve't-Tarih, c.5, s.66; Ensabül-Eşraf, c.l, s.586; Usdül-Gabe, c.3, s.222, Ebu Bekir'in biyografisinde, şöyle yazıyor: "Doğru görüşe göre Ali altı ay sonra biat etti." Tarih-i Yakubî, c.2, s. 105, o şöy*le yazar: "Ali ancak altı ay sonra biat etti." el-Gadir, Allâme Eminî, c.3, s. 102; İbn Hazm'ın el-Fasl adlı kitabından naklen, s.96-97; bu kitapta da Ali'nin altı ay sonra biat ettiği geçer.
    2-Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.l, s.587.
    Ebu Bekir'e Biat Etmeyenler
    1- Ferve b. Amr:
    Zübeyir b. Bekkar el-Muvaffakiyyat adlı kitabında şöyle yazar: Ferve b. Amr Ebu Bekir'e biat etmedi. Ferve, Resululla*h'm (s.a.a) emrinde savaşlara katılmıştı. Savaşlarda bir ata kendisi biner, bir atı da İslâm savaşçıları binsin diye Allah rızası için beraberinde getirirdi.
    Ferve, kendi kavminin ileri gelenlerinden olup zengin ve sorumluluğunu bilen bir kişiydi. O her yıl hurmalıklarından bin vasak1 hurma sadaka verirdi. O, Emirü'l-Müminin Ali b. Ebu Talib'in ashabından olup Cemel Savaşı'nda Hz. Ali'nin emrinde savaşmıştır.2
    Zübeyir b. Bekkar,. bu sözlerinden sonra Ferve'nin Ebu Bekir'e biat alınmasında yardımcı olan bazı ensara öfkelenmesinden bah- setmiştir.
    2- Halid b. Said el-Emevî3
    Halid b. Said, Resulullah (s.a.a) tarafından Yemen'in San'a böl*gesinin valiliğine atanmıştır. Resulullah (s.a.a) vefat edince Halid,
    1-Vasak, tahılları tartmak için kullanılan bir ölçü birimidir; bir vasak arpa 186889/150 gr.dır; un edildikten sonra bugünkü ölçüyle yaklaşık 186890 gr. olur. Daha geniş bilgi için Merhum Serdar-i Kabol'un Gayetu't-Ta'dil kita*bına bakınız. (Mütercim)
    2-el-Muvaffakiyyat, s.590. Ensardan olan Ferve b. Amr, Akaba Biati'ni, Bedir Savaşı'nı ve Resulullah'm (s.a.a) diğer savaşlarını idrak etmiştir. Ferve'*nin biyografisi Usdu'1-Gabe, c.4, s.l78'de geçer.
    3-Halid b. Said b. Âs b. Ümeyye b. Abd-u Şems, ilk Müslümanlardandır. O, üçüncü veya dördüncü ve bir görüşe göre de beşinci MüslümanÜır. İbn Ku-teybe, el-Maarif adlı kitabında, s.l28'de şöyle yazar: "Halid b. Said, Ebu Be*kir'den önce Müslüman oldu." İbn Ebi'l-Hadid, c.l, s. 1.3. t), Habeş muhacirle-rindendir. O, kardeşleriyle birlikte Resulullah (s.a.a) tarafından Mezhec sada*kalarının (zekât) sorumluluğuna atanmış aynı zamanda San'a valisi olmuştur. Halid ve kardeşleri Resulullah'm (s.a.a) vefatından sonra Medinelye dönmüş Şam Savaşı'na katılmıştır. Sonunda Halid salı günü cemaziyelevvele iki gece kala hicrî 13 yılında Ecnadiyn'de şehit olmuştur. bk. el-İstiab, c.l, s.398-400; el-İsabe, c.l, s.406; Usdül-Gabe, c.2, s.82; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Ha*did, c.6, s. 13 ve 16.

    [​IMG]Eban ve Ömer adlı kardeşleriyle birlikte görev bölgesini terk ede*rek Medine'ye geldi. Ebu Bekir ona: "Niçin görev bölgeni terk et*tin?! Valiliğe, hiç kimse Resulullah'ın (s.a.a) seçmiş olduğu şahıs*lardan daha lâyık değildir; işinin başına dön." dediğinde, onlar şöy*le cevap verdiler: "Biz Uheyha Oğulları Resulullah'tan (s.a.a) sonra hiç kimse için çalışmayız."
    Halid ve kardeşi bir müddet Ebu Bekir'e biat etmediler.
    Halid bir konuşmasında Hâşimogulları'na demişti ki: "Siz (Re*sulullah'm Ehlibeyti) sağlam, güçlü ve iyi meyveli ağaçsınız; biz si*zin izleyicileriniziz."1
    Halid, iki ay Ebu Bekir'e biat etmedi. O diyordu ki: "Resulullah (s.a.a) beni valiliğe atadı ve hayatta olduğu müddetçe o makamdan almadı."
    Halid, Ali b. Ebu Talib ve Osman b. Affan'la görüşerek onlara dedi ki: "Ey Abdumenafoğulları! Hükümet ve liderlikten diğerleri ona ulaşsın diye mi el çektiniz?"
    Halid'in bu sözünü Ebu Bekir'e ulaştırdıklarında, Ebu Bekir bunu önemsemedi; ama Ömer Halid'e karşı içinde bir kin besledi.2 Bir gün Halid, İmam Ali'nin huzurunu çıkarak, "İzin ver de sa- na biat edeyim." dedi, "Vallahi bu insanların arasında hiç kimse Resulullah'm (s.a.a) hilâfetine senden daha lâyık değildir."3 dedi.
    Sonunda Hâşimoğulları Ebu Bekir'e biat edince, Halid de Ebu
    Bekir'e biat etti. Ebu Bekir Şam'a ordu gönderince ordunun dörtte
    birine kumandan ettiği ilk kişi Halid b. Said'di. Ama Ömer bunu
    kabul etmeyerek Ebu Bekir'in bu seçimine itiraz etti ve "O, falan
    işleri yapıp filan sözleri söylediği hâlde onu orduya kumandan mı
    ediyorsun?"4 dedi. Ömer'in bu sözleri sonucu Ebu Bekir fikrini de-
    1- Usdu'1-Gabe, c.2, s.82; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.2, s. 135,
    Mısır, birinci baskı.
    2- Tarih-i Taberî, c.2, s.586 ve Avrupa baskısı, c.l, s.2079 ve Tahzibu Ta-
    rih-i İbn Asâkir, c.5, s.51; Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.l, s.588; bu kitapta Ha*
    lid b. Said'in bir müddet Ebu Bekir'e biat etmediği geçer.
    3- Tarih-i Yakubî, c.2, s. 126.
    4- Usdu'1-Gabe, c.2, s.82; İbn Ebi'l-Hadid, Şerhu Nehci'l-Belâğa, c.l, s.
    135'de Cevherî'nin es-Sakife'sinden bu olayı genişçe nakletmiştir.
    ğiştirdi ve onu ordunun kumandanlığından alarak yerine Yezid b Ebu Süfyan'ı tayin etti!1
    3- Sa'd b. Ubâde2
    Sakife olayından sonra Sa'd b. Ubâde'yi birkaç gün kendi hâline bıraktılar, daha sonra, "Akrabaların da dahil herkes, Ebu Bekir'e biat etti, gel sen de biat et." diye peşine adam gönderdiler. Sa'd ise şöyle cevap verdi:
    Vallahi okluğumdaki bütün' oklarımı size atıp mızrağı*mın ucunu sizin kanınıza boyamadıkça size biat etmem. Ne sandınız? Kılıcımın kabzası elimde olduğu müddetçe sizin başınıza indiririm; akrabalarım ve kavmimden bana itaat edenlerin yardımıyla var gücümle savaşırım, ama size biat etmem. Vallahi bütün insanlar ve cinler sizin hükümetinizi kabul etseler bile, ilâhî adalette hesap verinceye kadar ben size baş eğmem ve sizi resmen tanımam.3
    Sa'd'ın bu sözleri Ebu Bekir'e ulaşınca Ömer, "Biat almadıkça onu bırakma." dedi. Ama Beşir b. Sa'd dedi ki:
    O inat etmiştir, onu öldürseniz bile size biat etmesi müm*kün değil. Bütün oğullarını ve ailesini, akrabalarından bir grubu öldürmedikçe onu öldürmek de imkânsızdır. Onu
    1-Tarih-i Taberî, c.2, s.586 ve Avrupa baskısı, c.l, s.2079; Tehzib-u Tari*h-i İbn Asâkir, c.5, s.51.
    2-Sa'd b. Ubade b. Duleym b. Harise b. Ebu Huzeyme b. Sa'lebe b. Tarif b. Hazrec b. Saide b. Kâ'b b. Hazrec el-Ensarî: Akabe Biati'ne ve Bedir Savaşı dışındaki (bu savaşa katıldığı şüphelidir) Resulullah'm (s.a.a) bütün savaşla*rına katılmıştır. O, bağış sahibi bir kişiydi. Mekke'nin Fethi'nde ensarın bay*rağını eline alarak, "Bugün savaş günüdür. Bugün hiçbir saygınlık yoktur." di*ye bağırmıştır. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) bayrağı elinden alarak oğlu Kays'a vermiştir. Sa'd ölünceye kadar Ebu Bekir'e biat etmedi. O, hicrî 15 yı*lında Ömer'in hilâfeti döneminde, Şam'da kalbine gömülen iki okla öldürüldü ve Havareyn'de toprağa verildi. Biyografisi, İbn Hazm'ın Cemhere'sinde, s. 65'de ve el-İstiab, c.2, s.23-37'de ve el-İsabe, s.2, s.27-28'de kaydedilmiştir.
    3-Tarih-i Taberî, c.3, s.459 ve Avrupa baskısı, c.l, s.1844; Tarih-i İbn E-sîr, c.2, s.126; Kenzü'l-Ummal, c.3, s. 134, hadis: 2296; el-İmametu ve's-Si-yaset, c.l, s. 10; Sire-i Halebiyye, c.4, s.397, bu kitabın son kısmında şöyle ge*çer: "Onlardan biriyle karşılaştığında selâm vermiyordu."

    [​IMG][​IMG]kendi hâline bırakın; onu kendi hâline bırakmanızın size bir zararı olmaz; çünkü o şimdilik tek kalmıştır.
    Beşir'in bu sözlerinden sonra onu kendi hâline bıraktılar.1 Sa'd
    onların hiçbir toplantılarına iştirak etmiyor, onların cuma ve ce*
    maat namazlarına katılmıyordu. Onlarla birlikte hac yapmıyordu...
    Bu durum Ebu Bekir'in ölümüyle hilâfete Ömer geçinceye kadar
    devam etti.
    Ömer hilâfete geçince bir gün Sa'd b. Ubâde'yi Medine sokakla-
    rından birinde görüp ona şöyle seslendi:
    "Hey Sa'd!" Sa'd da hemen, "Hey Ömer!" diye cevap verdi.
    Ömer: "Filan işleri yapan sen değil miydin?!" dedi. Sa'd, "E-
    vet, bendim; şimdi bu hükümeti sana mı bıraktılar?! Vallahi arkadaşını senden daha çok seviyordum. Vallahi, seninle komşu olmaktan rahatsızım." dedi. Ömer, "Komşusundan hoşlanmayan evini değiştirir!" dedi. Bunun üzerine Sa'd, "Bundan gafil değilim; yakında senden daha iyi olan birine komşu olacağım." dedi.
    Sa'd, çok geçmeden Ömer'in hilâfetinin başlarında Şam'a git- ti...2
    Belazurî Ensabu'l-Eşraf adlı kitabında şöyle yazar:
    Sa'd b. Ubâde Ebu Bekir'e biat etmeyerek Şam'a gitti. Ö-mer bir adamı görevlendirerek ona, "Ne pahasına olursa ol*sun Sa'd'dan biat al; kabul etmediği takdirde Allah'ın yar*dımıyla onu öldür." dedi!
    O adam Şam'a giderek Halep yakınındaki Hevareyn ka*sabasında Sa'd'la karşılaştı. Hemen Sa'd'dan Ömer'e biat et*mesini istedi. Bunun üzerine Sa'd, Ömer'in elçisine dedi ki: "Kureyş'ten olan birine biat etmem." Elçi, "Biat etmezsen öldürürüm seni." dedi. Sa'd, "Beni öldürsen bile biat etmem." / dedi. Ömer'in elçisi Sa'd'ın direndiğini görünce, "Sen bu üm*metin kabul ettiği şeyin dışında mısın?!" dedi. Sa'd, "Biat
    1-er-Riyazu'n-Nazira, c.l, s.168; ayrıca diğer kaynaklarda da geçer.
    2-Tabakat, İbn Sa'd, c.3, k. 2, s. 145; et-Tehzib, İbn Asâkir, c.6, s.90, İbn Sa'd'm biyografisinde; Kenzü'l-Ummal, c.3, s. 134, 2296; Sire-i Halebiyye, c.3, s.397.
    konusunda evet, ben onların dışındayım!" dedi. Ömer'in el- çisi Sa'd'ın bu kesin cevabını duyunca kalbine sapladığı bir okla onu öldürdü!1
    Tabsiretu'L-Avam kitabında şöyle geçer:
    Onlar bu işe Muhammed b. Mesleme el-Ensarî'yi görev*
    lendirdiler. Muhammed de Şam'a giderek bir okla Sa'd'ı öl-
    dürdü.
    Yine demişlerdi ki: O sırada Şam'da olan Halid b. Velid, Sa'd'ı öldürmek için Muhammed b. Mesleme'ye yardım etti.2
    Mes'udî Murucu'z-Zeheb'de der ki:
    Sa'd b. Ubâde, biat etmeyerek Medine'den çıkıp Şam'a
    gitti ve hicretin on beşinde orada öldürüldü.3
    Yine İbn Abdurabbih şöyle der:
    Sa'd b. Ubâde'yi kalbine saplanan bir ok sonucu ölü bul*dular. Cinler ona ağladılar ve bu şiiri okuyarak Sa'd'ı öl*dürmenin sorumluluğunu üzerlerine aldılar: Hazrec kabile*sinin reisi Sa'd b. Ubâde'yi biz öldürdük. / Kalbine sapladı-ğımız iki okla onu yere serdik.4
    İbn Sa'd da, Tabakat'ta şöyle yazar:
    Sa'd b. Ubâde bir çukurda oturmuş idrar yaparken sui*kasta uğradı ve oracıkta can verdi. Sa'd'm cenazesini (zehirli ok sebebiyle) yeşile dönmüş bir hâlde buldular.5
    Yine Usdu'l-Gâbe'de şöyle geçer:
    Sa'd b. Ubâde ne Ebu Bekir'e ve ne de Ömer'e biat etti.
    O, Şam'a giderek Havareyn denilen yerde ikamet etti ve so-
    nunda hicretin on beşinde orada öldürüldü. Sa'd, bir tuvalet
    kenarında, taharet için oturduğu sırada öldürüldü. Cesedi
    bulunduğunda bedeninin yeşil renge büründüğü konusunda
    1- Ensabu'l-Eşraf, Belazurî, c.l, s.589; Ikdu'l-Ferid, c.3, s.64-65, biraz
    farkla.
    2-Tebsiretu'1-Ulum, Tahran, Meclis baskısı, s.32.
    3-Murucu'z-Zeheb, c.2, s.301 ve 304.
    4-Ikdu'l-Ferid, c.4, s.259-260.
    5-Tabakat, İbn Sa'd, c.3, k. 2, s.145; el-Maarif, Ebu Hanife Dinverî, s. 113.











    [​IMG]


    [​IMG]


    [​IMG]
    [​IMG]


    ihtilâf yoktur. Sa'd'ın akrabalarının onun öldürüldüğünden haberleri yoktu. Nihayet bir su kuyusunun başında ölüm haberinin şiir şeklinde okunduğunu duyduklarında onun öl*düğünü öğrendiler. Ama kuyuya baktıklarında orada hiç kimseyi bulamadılar!1
    Böylece Sa'd b. Ubâde 'nin hayat defteri kapatıldı. Ancak böyle inatçı ve korkusuz bir şahsiyetin, zamanın hükümeti tarafından öldürülmesi zihinlerde soru işareti yarattı. Bu olay, tarihçilerin an*latmaktan hoşlanmadıkları olaylardan olduğu için bazıları önem*semeyerek böyle büyük bir olayı görmezlikten gelirken, bazıları da onun öldürülüşünü hurafelerle karıştırmış ve onun öldürülmesin*den cinleri sorumlu tutmuşlardır.2 Ama bu kişiler böyle bir hurafe*yi söz konusu ederken cinlerin Sa'd'a karşı kin ve düşmanlığının sebebinin ne olduğunu ve muhacir ve ensardan oluşan o kadar as*habın arasında oklarının niçin Sa'd'm kalbini hedef aldığını söyle*memişlerdir.
    Bu kişiler masallarını tamamlamak için muteber kaynakların*da -meselâ- "Sa'd b. Ubâde'nin Ebu Bekir ve Ömer'e biat etmeye yanaşmaması, cinlerin önderini rahatsız ettiği için onu ortadan kaldırmaya karar verdiler; dolayısıyla zehirli oklarını sonuna kadar onun kalbine gömerek öteki dünyaya gönderdiler." demiş olsalardı, bu masalda belirsiz bir nokta kalmazdı.
    Sa'd'ın Biat Etmediğini Rivayet Edenler:
    Aşağıdaki kişiler Sa'd'm Ebu Bekir ve Ömer'e biat etmeyişini kendi kitaplarında genişçe veya kapalı olarak ve özetle kaydetmiş*lerdir:
    1- Muhammed b. Cerir Taberî Tarih'inde; 2- İbn Sa'd Taba*kat'ında; 3- Belazurî Ensabu'l-Eşraf adlı kitabının birinci cildinde; 4- İbn Abdulbir İsti'ab adlı kitabında; 5- İbn Abdurabbih Ikdu'l-Ferid adlı kitabında; 6- İbn Kuteybe el-İmamet-u ve's-Siyase'de, el, s.9; 7- Mes'udî Murucu'z-Zeheb'de; 8- İbn Hâcer Askalanî İsabe'de,
    1- Usdu'1-Gabe, İbn Sa'd'm biyografisinde; el-İstiab, İbn Abdurabbih, c.2,
    s.37.
    2- Meselâ Muhibbuddin Taberî'nin er-Riyazu'n-Nazira kitabında ve İbn
    Abdulbirr'in el-İstiab kitabında yaptığı gibi.
    c.2, s.28; 9- Muhibbuddin Taberî Riyazu'n-Nazira'de; 10- İbn E Usdu'l-Gâbe'de, c.3, s.222; 11- Diyarbekrî Tarih-i Hamis'de, Ali Burhanuddin Sire-i Halebiyye'de, c.3, s.396-397; Ebu Bekir Cevherî Sakife'de İbn Ebi'l-Hadid'den naklen.
    * * *
    Buraya kadar özetle Ebu Bekir'in nasıl hilâfete ulaştığını ve ona nasıl biat edildiğini anlatmaya çalıştık. Bu konuyu Abdullah b. Saba kitabının birinci cildinde özetle bulabilirsiniz. Şimdi ise Ö. mer'in nasıl hilâfete geçtiğini ve ona nasıl biat edildiğini incele; lim:
    Ebu Bekir, Kendinden Sonra Hilâfete Ömer'i Tanıtıyo

    Ebu Bekir ölüm döşeğinde yalnız Osman'ı çağırarak ona şöyle yazmasını söyledi:
    Bismillahirrahmanirrahim
    Bu, Ebu Bekir Ebu Kuhafe'nin Müslümanlara vasiyetna-mesidir. Ama sonra... (Ebu Bekir bunu söyledikten sonra bayıldı. Bunun üzerine Osman kendi başına Ebu Bekir'in vasiyetnamesini şöyle tarnamla-dı:)
    Ben kendi yerime sizin için Ömer b. Hattab'ı seçiyorum. Ben bu seçimde sizin için hayırdan başka bir şey dilemedim.
    O sırada Ebu Bekir kendine gelerek gözlerini açtı ve Osmana "Oku bakayım ne yazdın!" dedi. Osman da kendi yazdıklarını Ebu Bekir'e okudu. Ebu Bekir de onun yazdıklarını duyunca tekbir ge-tirerek dedi ki:
    Ben baygınken ölmemden ve benden sonra hilâfet konusunda insanların ihtilâfa düşmesinden mi korktun? Osman, "Evet." ceva-bını verdi. Ebu Bekir, "Yazdıklarını kabul ediyorum. Allah İslâm ve Müslümanlardan dolayı sana hayırlı mükâfat versin." dedi ve Os- man'ın yazdıklarını imzaladı! Taberî bu olaydan önce şöyle yazar:
    Ömer elinde bir hurma dalı olduğu hâlde Resulullah'ın (s.a.a) mescidinde halkın arasında oturmuştu. Ömer'in hilâ-








    fet hükmünü elinde bulunduran Ebu Bekir'in azat ettiği kö*lesi Şedid de oradaydı. O sırada Ömer halka şöyle dedi:
    "Ey insanlar! Resulullah'ın halifesinin söz ve tavsiyeleri*ni dinleyin ve ona itaat edin. O diyor ki ben sizin hayrınızı dilemekte kusur etmedim."1
    Ömer'in bu tutumuyla, geçmişte Resulullah'm (s.a.a) vasiyetna- meşinin yazılmasına karşı çıkışı arasındaki fark, dikkate değerdir!
    Şûra ve Osman'a Biat
    İbn Abdurabbih Ikdu'l-Ferid adlı kitabında şöyle yazar:
    Ömer yaralanınca ona kendi yerine birini seçmesini önerdiler. Bunun üzerine Ömer dedi ki: "Ebu Ubeyde Cerrah hayatta olsaydı yerime onu seçerdim. Allah bunun sebebini benden sorsaydı, cevap olarak, 'Peygamber'in, onun ümme*tin emini olduğunu söylüyordu!' derdim. Ve eğer Ebu Hu-zeyfe'nin azat etmiş olduğu kölesi Salim hayatta olsaydı, şüphesiz kendi yerime onu seçerdim. Allah bunun sebebini soracak olsaydı, 'Resulullah'm, 'Salim Allah'ı o kadar seviyor ki, Allah'tan korkmasaydı bile, yine de O'na itaatsizlik et*mezdi.' dediğini duydum, derdim."2
    Bunun üzerine, "Ya Emire'l-Müminin, her halükârda birini kendi yerinize seçin." dendiğinde şu cevabı verdi:
    Bütün bunlardan sonra sizin işinizi, (Hz. Ali'ye işaret e-derek) sizi hak ve adalete yönlendirecek bir kişiye bırakmak ve onu size halife seçmek istiyordum. Ama benim ölümün ve dirimin böyle bir şeye tahammül etmeyeceğini ve bunu kabul etmeyeceğini gördüm!
    Belazurî Ensabu'l-Eşraf ta şöyle diyor:
    Ömer, "Bana Ali, Osman, Talha, Zübeyir, Abdurrahman b. Avf ve Sa'd b. Ebî Vakkâs'ı çağırın." dedi. Onları çağırdık*larında Ali (a.s) ve Osman'dan başka hiç kimseyle konuş*madı. Ali'ye (a.s) dedi ki:
    1-Tarih-i Taberî, Avrupa baskısı, 6.1, s.2138.
    2-Biz bunu özetle Ikdu'l-Ferid, c.4, s.274'ten naklettik.
    "Ey Ali! Bu insanlar senin Resulullah'm akrabası ve da*madı oluşunu ve Allah Telâ'nın sana vermiş olduğu ilim ve fıkhı göz önünde bulundurarak seni hilâfete seçebilirler; eğer bu işi üstlenirsen Allah'ı unutma!
    Sonra Osman'a dönerek şöyle dedi:
    "Ey Osman! Bu ümmet senin Resulullah'm damadı olu*şunu ve yaşını gözeterek seni hükümete geçirebilirler; eğer bu işi üstlenirsen Allah'tan kork ve Ebu Muaytoğulları'nı in*sanların sırtına bindirme."
    Ömer, sonra Suheyb'i çağırmalarını emretti. Suheyb ge*lince ona şöyle dedi: "Sen üç gün halka namaz kıldır. Bu müddet içerisinde bunlar da toplanarak müşavere etsinler. Sonuçta kendi aralarından bir kişinin hilâfetine oy verirler*se, muhalefet edenin boynunu vur!"
    Ömer, yanına gelen bu grup dışarı çıktıktan sonra, "Eğer halk bu 'Ecleh'i1 hilâfete seçerse, onları doğru yola hidayet eder." dedi.2
    er-Riyazu'n-Nazira kitabında Ömer'in şöyle dediği geçer:
    Hilâfete o alnı yüksek kişiyi seçecek olsalar ne mutlu on*lara; o, boynunda kılıç bile olsa onları hakka götürür.
    Muhammed b. Kâ'b der ki, o sırada ben Ömer'e, "Bunu bildiğin hâlde neden onu hilâfete seçmiyorsun?" dedim. Ömer şöyle cevap verdi:
    Halkı kendi hâllerine bırakmamın sebebi, benden üstün olan kimsenin onları kendi hâllerine bırakmış olmasıdır!3 Belazurî Ensabu'l-Eşraf'ta Vâkıdî'den naklen şöyle der:
    Ömer kendisinden sonra hilâfete kimi seçmesinin uygun olduğu hakkında etrafındakilerin görüşünü alıyordu. Ona,
    1-"Ecleh", saçının ön kısmı dökülmüş ve başının iki tarafında biraz saç bulunan kimseye denir. Ömer bu sözüyle Emirü'l-Müminin Ali'yi (a.s) kas*tetmiştir. (Mütercim)
    2-Ensabu'l-Eşraf, c.5, s. 16. Buna yakın bir tabirle bk. Tabakat, İbn Sa'd, c.3, k. 1, s.247; yine el-İstiab, Ömer'in biyografisi ve Muntahab-ı Kenzü'1-Um-mal, c.4, s.429.
    3-er-Riyazu'n-Nazira, c.2, s.95, hk. 1373-Mısır baskısı.






    [​IMG]"Osman hakkında ne dersin?" dediler. Ömer, "Onu seçecek olursam, Ebu Muayt'i halkın sırtına bindirmiş olurum." de*di. "Zübeyir nasıldır?" dediler. Ömer, "O razı ve memnun o-lunca mümindir, öfkelendiğinde ise kalben kâfirdir!" dedi. "Ya Talha!" dediler. Ömer, "O, burnu havada, ama oturduğu yer suyun içinde olan kibirli bir adamdır!" dedi. "Ya Sa'd b. Ebî Vakkâs?" dediler. "Süvarilere kumandanlığında söz yok*tur, ama küçük bir kasabayı zor idare eder." dedi. "Ya Ab-durrahman b. Avf hakkında ne dersin?" diye sorduklarında, "Kendi ailesini idare edebilirse bu ona yeter." dedi!1
    Belazurî kitabının başka bir yerinde ise şöyle der:
    Ömer b. Hattab yaralanınca Abdullah Cud'an'ın azat et*miş olduğu kölesi Suheyb'i çağırarak, muhacir ve ensarın i-leri gelenlerini toplamasını emretti. Onlar gelince, Ömer şöyle dedi: "Ben sizin yönetiminizi, aralarından bir kişiyi si*ze imam olarak seçmeleri için Resulullah'ın hayatının son anlarına kadar kendilerinden razı olduğu ilk muhacirlerden oluşan altı kişilik bir şûraya bırakıyorum!"
    Daha sonra şûradakilerin isimlerini söyledi ve sonra da Ebu Talha ve Zeyd b. Sehl el-Hazrecî'ye dönerek şöyle dedi:
    "Yanına ensardan elli kişi al. Ben ölünce, onları üç gün içinde aralarında bir kişiyi halife seçmeye zorla." Suheyb'e de bir halife seçilinceye kadar halka namaz kıldırmasını söyledi.
    O zaman Talha b. Abdullah orada yoktu; Serat2 adındaki yerindeydi. Ömer dedi ki:
    "Eğer bu üç gün içinde Talha gelirse sorun yok; aksi tak*dirde onu beklemeyin ve halifeyi seçmek konusunda ciddi davranarak üzerinde ittifak ettiğiniz kişiye biat edin. Birisi sizin görüşünüze muhalefet ederse boynunu vurun!"
    Râvi der ki: Birini Talha'nın peşine göndererek birkaç gün içinde hemen Medine'ye gelmeye teşvik ettiler. Buna rağmen Talha Medine'ye ulaştığında Ömer ölmüştü ve Os-
    1-Ensabu'l-Eşraf, c.5, s. 17.
    2-Serat, Taif bölgesinde bir dağın ismidir; diğer yerlere de bu isim ve*rilmiştir, bk. Mu'cemu'l-Buldan.
    man'a biat edilmişti. Bu yüzden Talha evde oturarak, "Ben,
    izni alınmadan adına iş yapılan bir kimse miyim?" dedi. Osman onu görmeye gidince Talha ona dedi ki: "Ben kabul etmezsem sen istifa eder misin?" Osman, "E-
    vet." dedi. Talha, "Bu durumda ben de senin hilâfetini teyit
    ediyorum!" dedi ve Osman'a biat etti.1
    Yine Belazurî, Abdullah b. Sa'd b. Ebu Serh'in şöyle dediğini kaydeder:
    Ben, Osman'a biatin -Talha'nın muhalefetiyle- sarsılma*sından korkuyordum. Nihayet Talha gelerek Osman'la ak*rabalığını gözetip Osman'a karşı bu davranışıyla bu sıkıntıyı ortadan kaldırdı. Osman da Talha'nın bu muhabbetini kar*şılıksız bırakmadı; devamlı ona saygılı davranıp onu ağırlı*yordu. Ama Osman muhasara edilince onun en zorlu düş*manı Talha sayılıyordu.2
    Belazurî, Ensabu'l-Eşraf ının başka bir yerinde İbn Sa'd'ın se-nediyle Ömer'den şöyle nakleder:
    Halife seçimi, azınlığın çoğunluğa uymasıyla gerçekleş- melidir; kim size muhalefet ederse boynunu vurun.3
    Yine Ebu Mihnef ten naklen şöyle yazar:
    Ömer şûradakilere halife seçimi için üç gün müşavere etmelerini emretti. Eğer iki kişi birinin ve iki kişi de başka birinin hilâfete geçmesini isterse yeniden müşavere edip oy*lama yapsınlar. Ama eğer dört kişi birini hilâfete seçer de birisi muhalefet ederse, dört kişiyi izleyin. Ama eğer üç kişi birini ve üç kişi de başka birini seçerse Abdurrahman b. Av-f'ın bulunduğu grubu kabul edin. Çünkü Abdurrahman b. Avf dininde güvenilirdir ve onun oyunu Müslümanlar kabul ederler.4
    Hişâm b. Sa'd kanalıyla da Zeyd b. Eslem'den, onun da baba*sından Ömer'in şöyle dediğini nakleder:
    1-Ensabu'l-Eşraf, c.5, s. 18; buna yakın olarak bk. Ikdu'l-Ferid, c.3, s.73.
    2-Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.20.
    3-Ensabu'l-Eşraf, c.5, S.18.
    4-Ensabu'l-Eşraf, c.5, s. 19; buna yakın olarak bk. Ikdu'l-Ferid, c.3, s.74.





    Oylar üçe üç olursa, Abdurrahman b. Avfın bulunduğu grubu izleyin, onu kabul edin ve ona itaat edin.1
    Yine Ömer'den şöyle naklederler:
    Bazıları Ebu Bekir'e biatin hesap edilmemiş ve aceleye getirilen bir iş olduğunu söylüyorlar; Allah onun şerrini in*sanlardan uzaklaştırdı. Ömer'e biatin de halkın görüşü alın*madan gerçekleştirildiğini dile getirirler. Ama şimdi benden sonra hükümeti şûraya bırakıyorum; dört kişi birini kabul ederse diğer iki kişi, dört kişiyi izlemelidir. Ama eğer oylar üçe üç olursa Abdurrahman b. Avf'ın bulunduğu grubun gö*rüşünü kabul edin ve onun görüşüne tâbi olun. Hatta Ab*durrahman bir elini biat olarak diğer eline vurursa (kendi*sini halife seçerse), onu kabul edin.2
    Muttaki Hindî de Kenzü'l-Ummal'da, Muhammed b. Cübeyr'-den, o da babasından Ömer'in şöyle dediğini nakleder:

    Eğer Abdurrahman b. Avf biat için bir elini diğerine vu*rursa, siz de ona biat edin.
    Yine Eslem'den Ömer b. Hattab'm şöyle dediğini nakleder: Abdurrahman b. Avf kime biat ederse, siz de ona biat e-din; biati kabul etmeyenin de boynunu vurun.3
    Bütün bunlardan anlaşılan şudur: Ömer, bir siyaset uygulaya*rak hilâfet hükmünü Abdurrahman b. Avf a vermiş ve gerektiğinde kullanması için ona özel bir imtiyaz tanımıştı. O, daha önce Ab*durrahman b. Avf la, hilâfet için Şeyheyn'in (Ebu Bekir ve Ömer'in) gidişatını izlemeyi şart koşması konusunda anlaşmıştı. Şeyheyn'in gidişatı, Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine uymakla bir sırada yer aldığında, İmam Ali'nin (a.s) ona uymak istemeyece*ğini, ama Osman'ın bunu kabul ederek hilâfete ulaşacağını biliyor*du. İmam Ali (a.s) sadece böyle bir seçime muhalefet ederdi. Dola*yısıyla önceden muhaliflerin, yani İmam Ali'nin (a.s) idam hükmü*nü vermişti!
    (Bunun en bariz delili, daha önce söylediklerimize ilâveten İbn
    1-Tabakat, İbn Sa'd, c.3, k. 1, s.43.
    2-Tarih-i Yakubî, c.2, s. 160; Ensabu'l-Eşraf, c.5, s. 15.
    3-Kenzü'l-Ummal, c.3, s. 160.
    Sa'd'ın, Tabakat'ında Said b. Âs'tan naklettiği konudur. Bu konu özetle şöyledir:
    Said b. As, Ömer'in yanına giderek evini genişletmek için
    elindeki toprakları biraz fazlalaştırmasını istedi. Ömer, sa-
    bah namazından sonra onun bu isteğini yerine getireceğini
    söyledi ve bu nedenle sabahleyin erkenden Said'in evine git-
    ti... Said der ki:
    Halife ayağıyla bir çizgi çizerek evimin alanını genişletti. Ama ben, 'Ya Emire'l-Müminin! Benim kalabalık bir ailem var, daha fazla ver." dedim. Ömer dedi ki: "Şimdilik bu ka*dar yeter; benden sonra birisi hilâfete ulaşacak, akrabalığını gözetecek ve ihtiyacını giderecektir; bu sır aramızda kalsın!" Said der ki: Ömer'in hilâfetinden sonra onun tayin etmiş olduğu şûrayla Osman hilâfete ulaştı. Osman, hilâfetinin ilk gönlerinden itibaren benim rızamı kazandı ve isteğimi çok güzel bir şekilde yerine getirerek beni hükümetine ortak et-
    Binaenaleyh, Ömer çok öncelerden kendisinden sonra Said'in
    akrabalarından olan Osman'ın hilâfete ulaşacağını haber vermiş ve
    ondan bu sırrı hiç kimseye söylememesini istemişti.
    Bunlardan anlaşılan şudur: Osman'ın hilâfeti, Ömer'in hayatı
    döneminde ve onun imzasıyla kesinleşmişti. Altı kişilik şûra olayı
    ise, hilâfet düzeninin sonraki halifenin seçiminde tarafsız olduğu*
    nu göstermek için sadece bir kamuflajdı!
    İmam Ali'yi suikastla ortadan kaldırma plânına gelince, yine
    İbn Sa'd'm kendi Tabakatında Said b. Âs'ın biyografisinde kaydet-
    tiği şu sözler buna apaçık bir şekilde delâlet etmektedir:
    Bir gün Ömer b. Hattab, Said b. Âs'a dedi ki: "Niçin ba-
    banı ben öldürmüşüm gibi benden uzak duruyor, yüzünü
    çeviriyorsun? Babanı ben öldürmedim; Ali b. Ebu Talib öl-dürdü!"2
    1- Tabakat, İbn Sa'd, Said b. Âs'ın biyografisi, c.5, s.20-22, Avrupa bas.
    2- Said b. As b. Said b. Uheyha b. Ümeyye, dokuz yaşındayken veya buna
    yakın bir yaştayken Resulullah (s.a.a) vefat etmiştir, bk. Tabakat, İbn Sa'd,
    c.5, s.20- 22.

    [​IMG][​IMG] Ömer, bu sözleriyle Said'i, babasını öldüren Ali b. Ebu Ta- lib'ten intikam almak için tahrik etmiyor mu?
    İmam Ali (a.s) Hilâfeti Kendisine Bırakmayacaklarını Biliyordu
    İmam Ali (a.s) hilâfeti kendisine bırakmayacaklarını çok iyi bi*liyordu; ama buna rağmen "hilâfeti kendisi istemedi." dememeleri
    için şûraya katıldı!
    İmam'ın (a.s) daha önce onların kendisine çizmiş oldukları plânlarını bildiğine ilişkin delilimiz, Belazurî'nin Ensabu'l-Eşraf-taki şu sözleridir:
    Ali (a.s), Ömer'in "Oylar üçe üç olduğu durumda Abdur-rahman b. Avfın bulunduğu grupla olun." şeklindeki sözü*nü amcası Abbas'a şikayet ederek, "Vallahi hilâfet bize u-laşmayacak!" dedi. Abbas, "Aziz yeğenim; bunu neye daya*narak söylüyorsun?" diye sorduğunda Ali şöyle dedi:
    "Çünkü Sa'd b. Ebî Vakkâs amcası oğlu Abdurrahman'a
    muhalefet etmez. Abdurrahman da Osman'ın damadı olup
    onun taraftarıdır ve sonuçta her üçü birdirler. Talha'yla Zü-
    beyir bir olsalar bile onların oyunun bana hiçbir yararı ol-
    maz; çünkü Abdurrahman b. Avf diğer üçüyle birliktedir!"1
    İbn Kelbî, Abdurrahman b. Avf'ın Ukba b. Ebu Muayt kızı Üm-mü Kulsüm'ün kocası olduğunu ve annesi, Osman'ın annesi Kureyz kızı Erva olduğunu, bu açıdan Abdurrahman'a Osman'ın damadı dediklerini yazar.
    Belazurî Ebu Mihnef ten naklen şöyle yazar:
    Ömer toprağa verildiği gün şûra üyeleri hiçbir şey yap*madılar. Ebu Talha, Ömer'in emri gereğince onlara imamlık ederek namaz kıldırdı ve herhangi bir olay vuku bulmadı. Ertesi gün Ebu Talha oylama yapılması için onları beytül-malin bulunduğu yerde topladı. Ömer, öldürülüşünün dör*düncü günü olan pazar günü toprağa verildi ve Suheyb b. Senan onun cenaze namazını kıldırdı... -
    1- Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.19; buna yakın olarak bk. Ikdu'l-Ferid, c.3, s.74.
    Abdurrahman, şûra üyelerinin kendi aralarında gizli ko*nuştuklarını, hepsinin rakiplerini saf dışı bırakıp kendisini hilâfet makamına yaklaştırmaya çalıştığını görünce şöyle dedi:
    "Bakınız! Aranızda birini benim seçmem şartıyla Sa'd'la ben kenara çekiliyoruz. Çünkü sizin gizli konuşmanız uzun sürdü; halk ise halifelerini tanımayı beklemektedir. Diğer şehirlerin ahalisinden de bazıları bu konuda bilgi edinmek için şimdiye kadar Medine'de beklemekteler; çok beklediler ve hemen kendi şehirlerine ve diyarlarına gitmek istiyor*lar."
    Hz. Ali dışında şûradakilerin hepsi Abdurrahman'ın bu önerisini kabul ettiler. Ali ise, "Bakalım!" dedi. O sırada Ebu Talha içeri girdi. Abdurrahman o zamana kadar vuku bulan olayları, kendi önerisini ve Ali dışında herkesin bu öneriyi kabul ettiğini ona bildirdi. Bunun üzerine Ebu Talha Ali'ye dönerek, "Ey Ebül-Hasan! Abdurrahman, senin ve bütün Müslümanların güvenini kazanan bir kişidir; neden ona karşı çıkıyorsun! O aranızdan çekildi, başkası için de güna*ha girmez!" dedi. Bunun üzerine Ali Abdurrahman b. Avfı nefsanî isteklerine uymaması, hakkı öne geçirmesi, ümme*tin hayır ve yararı için çalışması, akrabalıktan dolayı hak*tan sapmaması konusunda yemin ettirdi. Abdurrahman hepsini kabul edip yemin edince Ali ona: "Şimdi rahat bir şekilde seç!" dedi.
    Bütün bu olaylar beytülmalin bulunduğu yerde, bir riva*yete göre de Misver b. Mehrame'nin evinde gerçekleşti.
    Daha sonra Abdurrahman şûradakilere tek tek ağır ye*minler ettirdi ve kendisinin onlardan birine biat etmesi du*rumunda, bu seçimine karşı çıkmamaları ve karşı çıkan biri olursa da kendisini yalnız bırakmamaları ve savunmaları konusunda onlardan söz aldı. Sonra ileri çıkarak Ali'nin eli*ni tutup şöyle dedi:
    "Sana biat etmem hâlinde Abdulmuttaliboğulları'nı hal*kın sırtına bindirmeyeceğine, davranış ve hareketlerinin Re-sulullah'ın sünnetine uygun olacağına, onu azaltıp çoğalt*mayacağına dair Allah Telâyla ahitleş." Ali ona cevaben şöy*le dedi:

    "Ben ne kendimin ve ne de başkalarının idrak etmediği konularda Allah Telâ'yla ahitleşmem. Kim Resulullah'm ye*rine geçip onun gibi davranabilir ki?! Ben gücüm yettiği ka*dar, imkânım dahilinde ve Resulullah'm (s.a.a) siretinden kendi bilgim çerçevesinde size davranacağım."
    Bunun üzerine Abdurrahman Ali'nin (a.s) elini bırakarak Osman'a yemin ettirdi ve Ümeyyeoğulları'nı halkın sırtına bindirmeyeceğine, Resulullah'm (s.a.v), Ebu Bekir ve Öme*r'in tarzına uygun olarak davranacağına, ona aykırı hareket etmeyeceğine dair söz aldı. Osman hepsini kabul ederek bunları yapacağına dair yemin etti. Bunun üzerine Ali Ab-durrahman'a, "Osman istediklerini yapacağını söyledi, ne bekliyorsun, ona biat et!" dedi.
    Abdurrahman, tekrar Ali'nin elini tutarak Osman gibi Resulullah'm (s.a.v), Ebu Bekir ve Ömer'in yolundan çık*mayacağına dair yemin etmesini istedi. Ali, "Ben buna çaba harcarım." dedi. Ama Osman dedi ki: "Evet, Resulullah, Ebu Bekir ve Ömer'in yolundan çıkmayacağıma ve bunda kusur etmeyeceğime dair Allah'ın, peygamberlerinden aldığından daha ağır bir söz veriyorum."
    Bunun üzerine Abdurrahman, Osman'a biat etti; onun
    peşinden şûradaki diğerleri de biat ettiler. O sırada ayakta
    durmuş bu olanları seyreden Ali (a.s) oturdu. Abdurrahman
    ona, "Biat et; yoksa boynunu vururum!" dedi. Abdurrahman
    bu şekilde tehdit ederken oradakilerin hiçbirinin üzerinde
    kılıç yoktu.
    Yine nakledildiğine göre:
    Ali öfkelenerek dışarı çıktı. Ama şuradakiler ona yetişe- rek, "Biat et; yoksa seninle savaşırız!" dediler. Sonunda Ali onlarla birlikte geri dönerek Osman'a biat etti.1
    Bu rivayette, Abdurrahman'm önerisinin baş tarafında geçen, "Ebu Bekir ve Osman'ın yolu" bölümü silinmiştir. İmam Ali'nin (a.s) cevabının baş tarafı da değiştirilerek nakledilmiş, sözünün son kısmı da atılmıştır. Bu olayı tam olarak şu rivayette görmekteyiz: /Yakubî kendi Tarihlinde şöyle der:
    1- Ensabu'l-Eşraf, c.5, s.21.
    Abdurrahman b. Avf, Ali b. Ebu Talib'i bir köşeye çeke-
    rek ona, "Hükümete geçtiğinde Allah'ın Kitabına, Resululla*
    h'm sünnetine ve Ebu Bekir'le Ömer'in tarzına göre davra*
    nacağına Allah şahit olsun mu?" dedi. Ali, "Elimden geldiği
    kadarıyla size karşı Allah'ın Kitabını ve Resulullah'ın sün-
    netini uygulayacağım." cevabını verdi. Bunun üzerine Ab-
    durrahman, Osman'ı bir köşeye çekerek, "Hükümete geçti-
    ğinde Allah'ın Kitabına, Resulullah'm sünnetine ve Ebu Be*kir'le Ömer'in yönetim tarzına göre davranacağına Allah şa*hit olsun mu?" dedi.
    Osman, "Ben size Allah'ın Kitabına, Resulullah'm (s.a.a)
    sünnetine ve Ebu Bekir'le Ömer'in tarzına göre davranaca-
    ğım." dedi.
    Abdurrahman tekrar Ali'yi bir köşeye çekerek aynı sözle*ri tekrarladı. Ali de aynı cevabı verdi. Daha sonra Osman'ı bir köşeye çekerek sözünü tekrarladı. Osman da yine aynı cevabı verdi. Abdurrahman üçüncü kere Ali'yi bir köşeye çekerek aynı sözlerini söyleyince Ali dedi ki:
    "Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinin başka*
    larının yönetim tarzına ihtiyacı yoktur. Sen her durumda
    hilâfetin bana ulaşmamasına çalışıyorsun!"
    Abdurrahman Ali'ye (a.s) cevap vermeden ilk önerisini üçüncü kez Osman'a tekrarladı. Osman da önceki defalarda olduğu gibi bütün şartları kabul etti. Bunun üzerine Abdur- rahman Osman'ın elini sıkarak ona biat etti.1
    Yine Taberî ve İbn Esîr hicrî 23 yılında vuku bulan olaylar bö*lümünde şöyle yazarlar:
    Abdurrahman üçüncü gün Osman'a biat edince, Ali (a.s) Abdurrahman'a şöyle buyurdu:
    "Dünyayı ona tattırdın! Bu, bize karşı ilk birleşmeniz de*ğildir. Bundan sonra (bana düşen) güzel sabırdır. Sizin bu düzüp, uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır. Vallahi Osman'ı hilâfet kürsüsüne oturtmanın tek sebebi onun da sonunda hilâfeti sana bı-
    1- Tarih-i Yakubî, c.l, s. 162.


    HİLÂFET EKOLÜ'NÜN GÖRÜŞÜ VE DELİLLERİ
    Ebu Bekir Açısından İmamet
    Ebu Bekir, -Benî Sâide Sakifesi'nde yaptığı konuşmada imamet ve hilâfet konusunda- görüşünü şöyle açıkladı:
    Bu ümmete imamet ve önderlik Kureyş kabilesinin hak*
    kıdır; çünkü onlar soy açısından halkın en seçkini, güç ve
    nüfuz açısından Arapların güç dairesinin merkezidir. İşte
    bu yüzden ben size hükümet ve önderlik için Ömer ve Ebu
    .Ubeyde'den birini uygun görüyorum; bu ikisinden hangisine
    isterseniz biat edin!2
    Ömer Açısından İmamet3
    Ömer b. Hattab da kendi görüşünü şöyle beyan etmiştir:


    1- Ebu Bekir Abdullah b. Ebu Kuhafe, Osman b. Amir el-Kureşî et-Tey-mî. Annesi, Sahr et-Teymî kızı Ümmü'1-Hayr Selma veya Leyla'dır. Fil Yılı'n-dan iki veya üç yıl sonra dünyaya gelmiş, Resulullah'la birlikte Medine'ye hic*ret etmiştir. Medine'nin dışındaki Sunh denilen bölgeye yerleşip, mahalle aha*lisine süt sağarak geçimini sağlarmış. Hilâfetinden altı ay sonra Sunh bölge*sinden Medine'ye gelmiş ve hicrî 13 yılında vefat etmiştir. Sihah sahipleri on*dan 142 hadis nakletmişlerdir. Biyografisi için bk. Usdu'1-Gabe, Tarih-i İbn E-sîr, c.2, s. 163 ve Cevamiu's-Sire, s.278. 2- Sahih-i Buharı, Kitabu'l-Hudud, "Racmu'l-Heblâ" böl. c.4, s. 120. 3- Ebu Hafs Ömer b. Hattab b. Nufeyl el-Kureşî el-Advî. Annesi, Hişâm veya Hâşim b. Muğiyre el-Mahzumî kızı Hanteme'dir. Ömer, Mekke'de Müs*lüman olan elli küsürüncü kişidir. Bedir ve diğer savaşları görmüştür. Ebu Bekir ölüm döşeğinde onu kendi yerine seçmiştir. Ömer, hicretin 24. yılında, muharrem ayının başlarında Ebu Lü'lü'den aldığı yarayla ölmüş, Ebu Bekir'in yanıbaşında toprağa verilmiştir. Sihah sahipleri ondan 537 hadis nakletmiş*lerdir. Biyografisi için bk. el-İstiab, ve Usdül-Gabe ve Cevamiu's-Sîre, s.276.















    Ebu Bekir'e biatin oldu bittiye getirilen aceleci bir iş ol*duğunu söyleyen kimsenin sözleri sizi saptırmasın. Gerçi bu bir gerçektir ve Allah onun şerrini uzaklaştırdı. Ama sizin aranızda boyunlar kendisine uzanan ve gözler kendisine di*kilen Ebu Bekir gibi bir kimse yoktu.
    Her durumda, bundan sonra Müslümanlarla müşavere edip görüşlerini almadan bir kimse birine biat ederse, ne bi*at edilene ve ne de biat edene uymayın; her ikisi kılıcı hak etmişlerdir ve öldürülmeleri gerekir.1
    Hilâfet Ekolü Mensuplarının Görüşleri
    Kadı Mâverdî2 (öl. 450 kamerî) el-Ahkamu's-Sultaniyye'de ve kendi döneminin âlimi ve imamı kadı Ebu Yala da (öl. 458 kamerî) el-Ahkamu's-Sultaniyye'de3 şöyle yazmışlardır:
    Hilâfet iki şekilde olur: Biri, ümmetin güvendiği emin ki*şilerin seçimiyle, diğeri ise, bir önceki halifenin atamasıyla.
    a) Seçimle:
    Halifenin ileri gelen ve güvenilir kişilerden kaç kişi tara*fından seçilmesi gerektiği konusunda ulema arasında görüş birliği yoktur. Bazıları, bir halifenin önderliğinin kapsamlı olması ve herkesin ona itaat etmesi için bütün bölgelerin i-
    1-Sahih-i Buharî, Kitabu'l-Hudud, "Racmu'l-Heblâ" babı, c.4, s. 120.
    2-Mâverdî diye meşhur olan (Arapça'da "Mau'1-Verd", gül suyu anlamın*dadır. Ona bu lakabın verilmesinin sebebi, gül suyu satmasıdır) Ebu'l-Hasan Ali b. Muhammed Basrî el-Bağdadî, Şafiî mezhebi ulemasının ileri gelenlerin*den biridir. Mâverdî, çeşitli kitaplar telif etmiştir; el-Ahkamu's-Sultaniyye onun önemli eserleri arasında yer alır. Biz yukarıda zikrettiklerimizi bu kita*bın hicrî 1356 yılındaki ikinci baskısından, s.7-ll'den naklettik.
    3-s. 7-11, Mısır, 2. baskı. Şeyh Ebu Yala Muhammed b. Hasan el-Ferra Hanbelî de el-Ahkamu's-Sultaniyye isminde bir kitap yazmıştır. Biz bu konu*ları naklederken Hilâfet Ekolü'nün bu iki kitabına daha fazla güvendik. Çün*kü bu tür kitapların (Ebu Yusufun Kitabul-Harac adlı eseri gibi) yazılması*nın hedefi, Ehlisünnet ve Hilâfet Ekolü yöneticilerine ait olan hüküm ve ku*ralların bu kitaplardan alınması ve bunlara uygun olarak amel edilmesidir. Ama diğer kitapların telifinden maksat, amel etmek değil, sadece delil ve bur*han getirmek, münazara etmektir. Biz her iki kitapta geçenleri yukarıda kay*dettik. Bu kitapların sadece birinde geçenleri ise dipnotta kaydetmekle yetindik.
    leri gelenlerinin sahnede olmasını şart bilirler. Ebu Bekir'e yapılan biat bu görüşü reddeder. Çünkü Ebu Bekir'in hilâfe*te seçimine sadece Sakife'de olanlar katıldılar ve diğerleri*nin de gelerek görüşlerini belirtmeleri beklenmedi.
    Bazıları, halifenin seçiminde ileri gelen güvenilir kişiler*den en az beş kişinin olması gerektiğini, bu beş kişinin se*çimiyle veya bu beş kişiden dördünün görüş birliğiyle kendi aralarından bir kişiyi seçmesiyle birisinin hilâfete seçilebile*ceğini söylerler. Bu görüşün taraftarları, görüşlerinin doğ*ruluğunu ispatlamak için iki delil ileri sürerler:
    a- Ebu Bekir'e şu beş kişi biat etmiştir: Ömer b. Hattab, Ebu Ubeyde Cerrah,1 Useyd b. Huzeyr,2 Beşir b. Sa'd,3 Ebu Huzeyfe'nin azat ettiği kölesi Salim;4 -daha sonra diğerleri de onları izlediler.-
    b) Ömer kendisinden sonraki halifenin seçimini altı kişi*lik bir şuraya bırakmış ve beş kişinin muvafakatiyle kendi aralarından birini halife seçmelerini vasiyet etmiştir. Bu, Basra fakihlerinin ve kelamcılarının çoğunun görüşüdür.
    Küfe bilginlerinden bir grup ise imam ve halifenin üç ki*şinin seçimiyle bile gerçekleşebileceğini, yani onlardan biri-
    1-Ebu Ubeyde Amir b. Abdullah b. Cerrah, Mekke'nin mezarcısı olup Be*dir Savaşı'na ve ondan sonra vuku bulan diğer savaşlara katılmıştır. Sonunda taun hastalığına yakalanarak hicretin 18. yılında Beytulmukaddes yakınla*rında vefat etmiştir. Sihah sahipleri ondan 14 hadis nakletmişlerdir. Biyogra*fisi için bk. Usdul-Gabe, Cevamiu's-Sîre, s.284; Tabakat, İbn Sa'd, Avrupa baskısı, c.2, böl. 2, s.74.
    2-Biyografisi önceki sayfalarda geçti.
    3-Beşir b. Sa'd b. Salebe el-Hazrecî, denildiğine göre Ebu Bekir'e biat e-den ilk kişidir. Sa'd b. Ubade'yi kıskanırmış. Beşir, Aynu't-Temr Savaşı'nda Halid b. Velid'in emrindeyken öldürüldü. Onun hadisini Neseî kendi Süne-n'inde nakleder. Abdullah b. Saba, el, s.96; et-Takrib, c.l, s. 103; Usdul-Gabe.
    4-Ebu Huzeyfe b. Utbe b. Rabia el-Emevî'nin azat ettiği kölesi Ebu Ab*dullah Salim, aslen Fars diyarının İstahr bölgesindendir. Fakat Ebu Huzeyfe'*nin üvey oğlu sayıldığı için muhacirlerden sayılır. Salim Resulullah'tan (s.a.a) önce Medine'ye hicret ederek Kur'ân'ı diğerlerinden daha iyi anladığı için ora*da başta Ömer olmak üzere muhacirlerden bir gruba imamlık yapmış, Re-sulullah (s.a.a) onunla Muaz b. Cebeli kardeş etmiştir. Salim, Yemame Sava*şı'nda öldürüldü. Biyografisi Usdul-Gabe ve el-İsabe kitaplarında geçer.

    HİLAFET EKOLÜ’NÜN GÖRÜŞÜ VE DELİLLERİ
    Ebu Bekir Açısından İmamet1
    Ebu Bekir, Benî Sâide Sakifesi’nde yaptığı konuşmada imamet ve hilâfet konusunda görüşünü şöyle açıkladı:
    Bu ümmete imamet ve önderlik Kureyş kabilesinin hakkıdır; çünkü onlar soy açısından halkın en seçkini, güç ve nüfuz açısından Arapların güç dairesinin merkezidir. İşte bu yüzden ben size hükümet ve önderlik için Ömer ve Ebu Ubeyde’den birini uygun görüyorum; bu ikisinden hangisine isterseniz biat edin!2
    Ömer Açısından İmamet3
    Ömer b. Hattab da kendi görüşünü şöyle beyan etmiştir:
    [​IMG]Bütün misafirler gelince Resulullah (s.a.a) onlar için ha*zırladığım yemeği sofraya getirmemi emretti. Ben de buyur*duğu gibi yaptım. Sonra Resulullah (s.a.a) herkesten önce elini yemek tabağına uzatarak bir et parçası aldı. Hz. Pey*gamber, o eti dişleriyle birkaç parçaya ayırdıktan sonra bir tabağa attı. Daha sonra misafirlere dönerek şöyle buyurdu: Allah'ın adıyla başlayın.
    Misafirler yiyebildiklerince o yemekten doyasıya yediler; öyle ki parmak izleri tabaklarında gözükmekteydi.
    Ali'nin canını elinde bulunduran Allah'a andolsun onla*rın önüne bıraktıklarım, sadece birisinin iştahını doyurabi*lecek kadar azdı.
    Yemek bitince Resulullah (s.a.a) onlara ayran vermemi is*tedi. O ayrandan herkes içip susuzluklarını giderdiler. Val*lahi o ayran onlardan sadece birisinin susuzluğunu gidere*bilecek kadar azdı. Sonra Resulullah (s.a.a) konuşmak iste*yince Ebuleheb daha önce davranarak, "Arkadaşınız sizi fe*na hâlde büyüledi." dedi. Ebuleheb'in bu sözleriyle oradaki*ler ayağa kalktılar ve Resul-i Ekrem'in (s.a.a) konuşmasını beklemeden çıkıp gittiler. Onlar gittikten sonra Resulullah (s.a.a) bana buyurdu ki:
    "Ya Ali! Bu adam benden önce konuştu, gördüğün gibi ben onlarla konuşmadan dağılıp gittiler. Bu yaptığın ye*mekten tekrar hazırla ve yarın yine onları yemeğe davet et."
    Ben yine Resulullah'a (s.a.a) itaat ederek onları yemeğe davet ettim. O, önceki gibi yine yemeği getirmemi istedi; yemeği getirdiğimde önceki gün yaptığı gibi yaptı. Hepsi o yemekten doyasıya yediler. Sonra ayranı getirdim, hepsi i-çerek susuzluklarını giderdiler. Daha sonra Resulullah (s.a.a) şöyle konuştu:
    "Ey Abdulmuttalib Oğulları! Vallahi bütün Arapların a- rasında, akrabalarına, benim size getirdiğimden daha iyisini getirmiş olan bir genç yoktur. Ben sizin için dünya ve ahiret yurdunun hayrını getirdim ve Allah Tealâ bütün bu hayır*ları elde etmeniz için sizi O'na davet etmemi emretti bana. Şimdi bu önemli meseleyi yerine getirmek için hanginiz ba- na yardım edecek de aranızda benim kardeşim, vasim ve ha*lifem olacak?"

    Hiç kimse Resulullah'ın (s.a.a) önerisini kabul etmedi;
    hepsi onu reddetti. Ben yaş bakımından hepsinden küçük-
    tüm; yaşlı gözlerimle, "Ben." dedim. 'Ya Resulullah! Bu ko-
    nuda ben senin yardımcın olacağım."
    Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) ensemden tutarak ora-
    dakilere dönüp şöyle buyurdu: "Bu sizin aranızda benim
    kardeşim, vasim ve halifemdir; o hâlde emrini dinleyin ve
    ona itaat edin."
    Oradakiler, kahkahalar atarak yerlerinden kalktılar ve
    evden çıkarken Ebu Talib'e dönerek, "Sana, oğluna itaat et-
    _meni ve onun emrini yerine getirmeni emrediyor." dediler.1
    Bi'setin üçüncü yılında vuku bulan bu davet, Resulullah'ın (s.a.a) halkı açıkça İslâm'a ilk davetiydi. O, bu davette kendisinden sonraki imamı da akrabalarına ilk kez tanıtıyordu.
    Evet, Resulullah (s.a.a) hicretin üçüncü yılında böyle yaptı; fa*kat bu olaydan on yıl geçtikten sonra, İslâm toplumunun teşkili i-çin ensardan biat alırken kendisinden sonraki imamın ismini ağzı*na almadı. Çünkü bu imam ensardan değildi. Ve o günün toplumu kabile ve kavmiyetçilik temeli üzerine kurulmuş olduğundan Resu*lullah'ın (s.a.a) onlardan kendi kabilelerinden olmayan birisi için biat alması, hikmet ve ileri görüşlülükle bağdaşmazdı. İşte bu ne*denle Resul-i Ekrem (s.a.a) sadece biat, hükümet ve önderlik konu*sunda kendisinden sonraki emir sahibiyle kavga etmeyeceklerine dair onlardan söz almakla yetindi.
    Resul-i Ekrem (s.a.a), Bedir Savaşı'nda ashabıyla müşavere et*tiği gibi ailevî toplantısında Kureyş'i uyarırken kendisinden sonra*ki vasisini ve halifesini akrabalarına tanıttı. Resulullah (s.a.a) o sa*vaşın sonucunu bildiği ve toplantıdan sonra müşriklerin ileri gelen-
    1- Tarih-i Taberî, Avrupa baskısı, el, s.1171-1172; Tarih-i İbn Asâkir, Muhammed Bakır Mahmudî incelemesi, el, İmam'ın biyografisinde; Tarih-i ibn Esîr, c.2, s.222; Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, c.3, s.263; Tarih-i ibn Kesir, c.3, s.39. Bu kitapta Resulullah'm (s.a.a) İmam Ali (a.s) hakkındaki buyruğunu silerek yerine "böyle, böyle" yazmıştır. Kenzü'l-Ummal'da ise Mut*taki Hindî, e 15, s. 100, 115 ve 116 ve s.l30'da şöyle kaydeder: "Benden sonra kardeşim, arkadaşım ve sizin önderiniz." Yine es-Siretu'1-Halebiyye, Beyrut, el-Mektebetu'1-İslâmiye, el, s.285.

    [​IMG]RESULULLAH'IN (S.A.A) KENDİSİNDEN SONRAKİ VASİSİ, VEZİRİ, HALİFESİ VE VELİAHDI
    Resulullah'ın (s.a.a) Hadislerinde Vasi
    Daha önce Resulullah'ın (s.a.a) Hâşim Oğulları'nı uyarırken o gün Hâşim Oğulları'nın ileri gelenleri karşısında Ali (a.s) hakkında, "Bu sizin aranızda benim kardeşim, vasim ve halifemdir. Ona itaat edin." buyurduğunu söyledik. Resul-i Ekrem (s.a.a) bu buyruğuyla onların arasındaki vasi ve halifesini tanıtmış, ona itaat etmelerini emretmiştir. Allah Tealâ da buyurmuştur ki:


    Peygamber size ne verirse artık onu alın.1 Taberânî, Selman-i Farsî'den şöyle nakleder: Resulullah'a, "Her peygamberin bir vasisi vardı; peki si*zin vasiniz kimdir?" diye sordum. O hazret bana cevap ver*medi. Bir müddet geçtikten sonra beni görünce "Selman!" buyurdu. Ben aceleyle huzuruna giderek "Efendim." dedim. Resulullah (s.a.a), "Musa'nın vasisinin kim olduğunu biliyor musun?" buyurdu. Ben, "Evet, Yu'şa b. Nun'du." dedim. Bu*yurdu: "Neden?" Ben, "Çünkü o günün insanlarının en bil*giniydi o" dedim. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle bu*yurdu: "Vazifemi üstlenen ve borcumu ödeyen Ali b. Ebu Ta- lib de aynı şekilde benim vasim, sırlarımın mahzeni ve en iyi hatıramdır."2
    1- Haşr, 7
    2- Mecmau'z-Zevaid, Heysemî, c.9, s.113; Mu'cemu'l-Kebir, Heysemî, c.6,
    8.221'de Taberânî'den naklen. Sıbt İbn Cevzî, Tezkiretu Havassi'1-Ümme, "Ha-
    disu'n-Necva" babı, Ahmed b. Hanbel'in el-Fezail adlı kitabından naklen şöyle
    kaydeder: "Enes der ki: Biz Selman'a, Resulullah'tan vasisinin kim olduğunu

    /
    Ebu Eyyub el-Ensarî, Resulullah'ın (s.a.a), kızı Fâtıma'ya (s.a) şöyle buyurduğunu nakleder:
    Allah Tealâ'mn, yeryüzündekilere bakıp onların arasın-
    dan babanı seçerek peygamberliğe seçtiğini, bir kez daha
    bakarak kocanı seçtiğini ve vahiy meleğine, seni ona nikâh-
    lamamı ve yine onu kendime vasi etmemi buyurduğunu bil-
    mez misin?1
    Ebu Said el-Hudrî de Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakleder:
    Benim vasim, sırlarımın mahzeni ve en iyi hatıram, vazi*femi üzerine alan ve borcumu ödeyen Ali b. Ebu Talib'dir.2
    Ve Enes b. Malik şöyle nakleder: Resulullah (s.a.a) abdest ala-
    Vak iki rekat namaz kıldıktan sonra şöyle buyurdu:
    "Bu kapıdan girecek olan ilk kişi muttakilerin önderi,
    Müslümanların efendisi, dinin lideri, vasilerin sonuncusu...
    sor dedik. Selman bunu sorunca Resulullah, 'Musa'nın vasisi kimdi ?' diye sor*du. Selman, 'Yu'şa b. Nun'du.' dedi. Resulullah bunu üzerine şöyle buyurdu: Benim vasim, mirasçım, vaatlerimi yerine getirecek olan Ali b. Ebu Talib'dir." er-Riyazu'n-Nazira, Muhibbuddin Taberî, c.2, s.234.
    1- Mecmau'z-Zevaid, Heysemî, c.8, s.253 ve c9, s. 165. Bunu, Ali b. Ali el-
    Hilalî'den şöyle nakleder: "(Ey Fatıma!) Benim vasim vasilerin en üstünü, Al*
    lah yanında insanların en azizidir ve o senin koçandır..." Yine Muntehabu
    Kenzi'l-Ummal, Müsned-i Ahmed b. Hanbel'in hamişinde, c.5, s.31; Kenzü'l-
    Ummal, Kitabu'l-Fezail, 2. Bölüm, Fezailu Ali b. Ebu Talib, c.12, s.204, hadis:
    1163; Mevsuet-i Etrafî'l-Hadis, Taberanî'nin Mu'cemu'l-Buldan'mdan naklen,
    c.4, s.205; Cem'ül-Cevami, Suyutî, hadis: 4261.
    Ebu Eyyub el-Ensarî'nin ismi Halid b. Zeyd el-Hazrecî'dir. Akabe Biati'ne ve Resulullah'ın (s.a.a) bütün savaşlarına katılmış, Cemel, Sıffîn ve Nehrevan savaşlarında Hz. Ali'nin (a.s) safında kılıç sallamış ve hk. 50 veya 51 yılında Kostantaniyye (bugünkü İstanbul'un Eyüp semtinde) vefat etmiştir. Biyogra*fisi için bk. Usdu'1-Gabe, c.5, s.143.
    2- Kenzü'l-Ummal, c.12, s.209, 2. baskı, Kitabu'l-Fezail, 2. bölüm, Fezailu
    Ali b. Ebu Talib, hadis: 1192; Kenzü'l-Ummal'dan naklen Etrafül-Hadis, ha*
    dis: 32952; Mucemül-Kebir, Taberânî, c.6,s.271.
    Ebu Said el-Hudrî'nin ismi Sa'd b. Malik el-Hazrecî'dir. O, Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinin hafızlarmdandı; hk. 54 yılında vefat etmiştir. Biyografisi için bk. Usdül-Gabe, c.5, s.211.



    olacaktır." Çok geçmeden Ali b. Ebu Talib içeri girdi. Resu-lullah (s.a.a) bana, "Kim içeri girdi?" diye sordu. Ben, "Ali'*dir." dedim. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) yerinden kal*karak mutlulukla onu kucakladı.1
    Sahabeden olan Bureyde ise Resulullah'm (s.a.a) şöyle buyur- duğunu nakleder:
    Her peygamberin bir vasisi ve mirasçısı vardır; benim de vasim ve mirasçım Ali'dir.2
    Beyhakî'nin el-Mesavî ve'l-Mehasin kitabında genişçe kaydedi- len bir rivayet özetle şöyledir: "Cebrail, Allah tarafından, Resulul- lah'a, amcası oğlu ve vasisi Ali b. Ebu Talib'e vermesi için bir hedi-ye getirdi."3
    Biz Resulullah'm (s.a.a) vasi ve vasiyetten bahseden bu kadar hadisini ele geçirebildik.
    Geçmiş Ümmetlerin Kitaplarında Vasiyet
    Nasr b. Müzahim, Vak'at-u Sıffin adlı kitabında ve Hatib Bağ*dadî, Tarihu Bağdad adlı eserinde, geçmiş ümmetlerin kitapların*dan vasiyet hakkında birtakım rivayetler kaydetmiştir. Biz şimdi Nasr b. Müzahim'in sözünü naklediyoruz:
    1- Hilyetu'l-Evliya, el, s.63; Tarih-i İbn Asâkir, c.2, s.486; Şerhu Nehci'l-
    Belâğa, birinci baskı, Mısır, el, s.450; Etrafu'l-Hadis, Zübeydî'nin İthafüs-
    Sadeti'l-Muttakin'inden naklen, c.7, s.461.
    Ebu Semame el-Hazrecî Enes b. Malik; Buharî ve Müslim ondan 2286 ha*dis nakletmişlerdir. Vefat yılında ihtilâf vardır; vefat yılı hk. 90 ila 93 yılı ara*sında kaydedilmiştir. Biyografisi için bk. el-İstiab, Usdu'1-Gabe ve el-İsabe.
    2- Tarih-i İbn Asâkir, c.3, s.5; er-Riyazu'n-Nazira, c.2, s.234, Bureyde'den
    naklen.
    Bureyde, Ebu Abdullah Bureyde b. Hasib el-Eslemî, Uhud Savaşı'ndan sonra Medine'ye giderek Resulullah'm (s.a.a) savaşlarına katıldı. Daha sonra Basra'ya giderek orada bir ev yaptı. Sonra da cihat için Horasan'a giderek, Merv'de ikamet etti ve orada da vefat etti. bk. Usdu'1-Gabe, el, s. 175 ve Teh-zibu't-Tehzib, c.l, s.432-433.
    3- Muhammed b. İbrahim Beyhakî'nin (hk. 320 yılından önce yaşıyordu)
    el-Mehasin ve'1-Mesavi', Muhammed Ebulfazl İbrahim incelemesi, Kahire bas*
    kısı, kamerî 1380, c.l, s.64-65.
    Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) ordusu Sıffin'e doğru ha*reket ederken bir çölde, kötü bir şekilde susuzlukla karşı*laştı. İmam Ali ordusunu bir kayaya doğru yönlendirerek o kayayı yerinden oynatmalarını emretti, kendisi de onlara yardım ederek o kayayı kenara ittiler. O kayanın altından bir su kaynağı çıktı. Bütün askerler o sudan içerek susuz*luklarını giderdiler. O civarda bir kilise vardı. Kilisenin ra*hibi bu olayı duyunca dedi ki: Bu kilise yalnız bu kaynağın buradan çıkması için yapılmıştır. Ve bize bu kaynağı pey*gamber veya peygamberin vasisinden başka hiç kimsenin çı*karamayacağı bildirilmiştir.1
    Bunu Teyit Eden Bir Rivayet Daha
    Nasr b. Müzahim'in Vak'atu Sıffin kitabında ve Tarih-i İbn A-sâkir'de şöyle geçer:
    Emirü'l-Müminin Ali (a.s) Fırat kıyısında Rıkka'da, Belih adlı bölgede2 konaklayınca, o bölge sakinlerinden olan bir rahip manastırdan çıkıp İmam'm (a.s) yanına giderek dedi ki: "Elimizde babalarımızdan bize miras olarak ulaşan, Hz. İsa'nın ashabından birinin hattıyla yazılmış olan bir yazı var, onu size okumamı ister misiniz?" İmam (a.s) "Evet." de*yince rahip şöyle okudu:
    Bismillahirrahmanirrahim
    Allah'ın takdir ettiği şey gerçekleşecek, yazdığı şey vuku bulacaktır. Allah Tealâ okuma yazma bilmeyenler arasın*dan ve onların kendilerinden, ümmetine kitap ve hikmeti öğretmesi ve Allah'ın yoluna yöneltmesi için bir peygamber gönderecektir. O ne serttir, ne taş kalpli, ne de öfkeli. Diğer*leriyle davranışında kötülüğe kötülükle karşılık vermez, tam
    1-Vak'atu Sıffin, Nasr b. Müzahim, 1382 Mısır-Medenî baskısı, s. 145; Ta*rih-i Hatib, c.12, s.305. Biz bu olayı özetle Sıffin kitabından naklettik. Bu o-laydan asırlar geçmektedir. O kilisenin temelleri üzerine Berasa mescidi ya*pılmıştır; şimdi bile o mescit vardır; yalnız hâlihazırda Irak'tan geçen Dicle ve Fırat nehirlerinin yönü değişmiştir; şimdi o mescidin yakınlarından sadece Dicle nehri geçmektedir.
    2-Belih, Rıkka'da kaynak suların birikmesiyle meydana gelen bir nehrin ismidir, bk. Mücemül-Buldan.

    [​IMG]siliverdi ve onun kanını istemeye başladı. Bu yersiz suçlamayla] saldırıyı İmam Ali'ye yönelterek Cemel Savaşı'nı başlattı!
    Aişe bu savaşta yenilgiye uğrayınca, Emirü'l-Müminin Ali (a.s) onu Medine'ye geri çevirdi. Aişe Medine'de kaldı ve İmam Ali (a.s) şahadet şerbetini içinceye kadar ona kin besledi. Yukarıda da İ-mam'ın (a.s) şahadet haberine ne kadar sevindiğini gördük.
    Fakat Muaviye'nin döneminde İmam Ali'ye (a.s) karşı Muavi-ye'yle ortak hedefi güttüğünden, Muaviye'yle bir safta yer aldı. Ni*hayet bu dostluk ve samimiyet, Hucr b. Adiy'in Muaviye tarafından katledilmesiyle bozuldu.
    Ve Muaviye, oğlu Yezid'e biat almaya kalkışınca, Ümmü'1-Mü-minin Aişe'nin kardeşi Abdurrahman b. Ebu Bekir ona sert bir şe*kilde muhalefet etti, Muaviye'nin emriyle Hicaz valisi Mervan b. Hakem, Yezid'e biat almak için Resulullah'ın mescidinde "Emirü'l-Müminin Muaviye' sizin hayrınız için hiçbir işten çekinmediğinden oğlu Yezid'i kendinden sonra halife tayin etti." dedi. Bunun üzerine Abdurrahman yerinden kalkarak ona hitaben şöyle konuştu: "Ey Mervan! Vallahi hem sen yalan söylüyorsun, hem Muaviye. Şimdi*ye kadar siz Muhammed'in ümmeti için hangi hayrı istediniz? Ha*yır, bir padişahın öldükten sonra yerine başka bir padişahı geçir*mesi için, siz hükümeti saltanata dönüştürmek ve oğullarınıza mi*ras bırakmak istiyorsunuz!"
    Mervan bu beklenmedik itirazla irkildi ve Ebu Bekir'in oğluna işaretle dedi ki: O kimse ki, anne ve babasına, "Öf size..." dedi."1 ayeti bunun hakkında inmiştir.
    Aişe, perde arkasından Mervan'ın sözünü duyunca orada ye*rinden kalkarak Mervan'a hitaben, "Mervan! Mervan!" dedi. Herkes sustu. Mervan da sesin geldiği tarafa döndü. Ümmü'l-Müminin Ai*şe sonra dedi ki: "Kur'ân'da,Abdurrahman hakkında ayet indiğini sen mi söylüyorsun?! Vallahi yalan konuştun. Ö ayet Abdurrahman hakkında, inmedi, aksine falan oğlu falan hakkında indi. Fakat se*nin kendin Allah'ın lanetinden bir parçasın!"
    Bir rivayete göre de, Ümmü'l-Müminin Aişe bağırarak şöyle dedi:

    1- Ahkaf: 17
    Vallahi Mervan yalan söyledi, o ayet Abdurrahman'la il*gili değildir; aksine Resulullah (s.a.a), Mervan babasının sulbündeyken onun babası Hakem'i lânetlemiştir. O hâlde Mervan yüce Allah'ın lanetinden bir parçadır.1
    Bu hadisi Buharî de kendi Sahih 'inde farklı bir şekilde şöyle nakletmiştir:
    Muaviye tarafından Hicaz valiliğine atanmış olan Mervan, Yezid hakkında bir konuşma yaparak babasından sonra in*sanlardan onun hükümetini kabul edip ona biat etmelerini istedi. Fakat Abdurrahman b. Ebu Bekir "bir şey" söyledi de Mervan onu yakalamalarını emretti. Abdurrahman, Aişe'*nin evine sığınınca, Mervan'm görevlileri onu yakalayama-dılar. İşte burada Mervan, O kimse ki, anne ve babasına "Öf size..." dedi. ayetinin Abdurrahman hakkında nazil olduğu*nu söyledi, Aişe de perde arkasından bağırarak, 'Yüce Allah Kur'ân'da benim özrüm dışında bizim hakkımızda bir şey söylememiştir." dedi!2
    Böylece Buharî, Abdurrahmanin "Hükümeti saltanat ve baba*dan oğula mirasa çevirmek istiyorsunuz..." şeklindeki sözünü, "bir şey"e dönüştürmüş ve Aişe'nin Mervan hakkındaki rivayetini de ta*mamen silmiştir. Oysa İbn Hacer Sahih-i Buharî'ye şerhinde (Fet-hu'l-Bârî) rivayetin tamamını nakletmiştir. Bu rivayette Resululla*h'm (s.a.a) Mervan'm babasına lanet ettiği ve o sırada Mervan'm da onun sulbünde olduğu,geçer.3
    Buharî'nin bu,gizlemesinin sebebi, Muaviye ve Yezidin sözde. Müslümanların halifesi--sayılmasıydı, Buharî, bu nedenle insanla*rın, Ebu Bekir'in oğlunun ağzından, o ikisinin, İslâm hilâfetini mi*ras yoluyla babadan oğula geçen saltanata çevirdiklerini duymala-
    1-Tarih-i İbn Esîr, c.3, s.199, hicrî 56. yılın olaylarında.
    2-Sahih-i Buharî, c.3, s. 126, Ahkaf Suresi'nin Tefsiri, "Vellezî Kale Li-Valideyhi" babı.
    3-Fethu'1-Bârî, c.10, s.197-198; el-Eğanî, c.16, s.90-91'de onu tafsilatlı bir şekilde kaydetmiştir. Hakem b. As'ın hayatı el-İstiab, Usdu'1-Gabe, el-İsabe, Müstedrek-i Hâkim, c.4, s.481 ve Tarih-i İbn Kesir, c.8, s.89 ve el-İcabetu Fî-Me'stedrekethu Aişe Ale's-Sahabe'de geçer. Yine Abdurrahman b. Ebu Bekir*'in hayatı için bk. Tarih-i Dımeşk, İbn Asâkir.

    [​IMG][​IMG][​IMG]rını istemiyordu! Yine Aişe'nin Mervan hakkındaki rivayetinin ta*mamını silmiştir. Çünkü Mervan sonraları Müslümanların hilâfet kürsüsüne oturmuş olduğundan, sözde Müslümanların halifesini kötüleyip alçaltan sözler söylemek doğru olmazdı!
    Buharî, kendi Sahih'inde böyle yapmış, halifelerle hükümete oturanları kötüleyen her şeyi silip atmıştır. İşte bu nedenledir ki Ehlisünnet ve Hilâfet okulu, onun kitabını Allah'ın kitabından son*ra en sahih kitap olarak görmekte ve onu kendi ekollerinin hadisçi-lerinin önderi ve imamı bilmektedirler.
    Abdurrahman b. Ebu Bekir'in Ansızın Ölümü
    Muaviye, Hicaz halkından Yezid için biat alamayınca hac ba-hânesiyle, fakat gerçekte Yezid'e biati gerçekleştirmek için Medi-ne'ye gitti. Bu konuda İbn. Abdulbir, el-İstiab adlı kitabında şöyle nakleder:
    Muaviye minbere çıkarak Yezid'e biat meselesini söz ko*nusu etti. Muaviye'nin bu önerisine karşı Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Zübeyir ve Abdurrahman b. Ebu Bekir konuş*ma yaparak itiraz ettiler. Abdurrahman dedi ki.
    "Hilâfet, bir padişah ölünce yerine başka bir padişahın geçmesi gibi miras yoluyla babadan oğula geçen bir olay de*ğildir. Vallahi biz buna asla razı olmayız."
    Abdurrahman Yezid'e biatten sakınınca, Muaviye ona yüz bin dirhem gönderdi. Fakat Abdurrahman kabul etme*yip paraları geri göndererek, "Dinimi dinara mı satayım?!" dedi.
    Abdurrahman, Yezid'in hilâfetine bu kadar açık bir şe*kilde karşı çıktıktan sonra, Medine'den Mekke'ye doğru ha*reket etti; fakat Mekke'ye varmadan ve Yezid'e biat alınma*dan önce yolda vefat etti!1
    İbn Abdulbirr daha sonra şöyle yazar:
    Abdurrahman Mekke'nin on mil uzağındaki Habeşî denilen
    1- bk. el-İstiab, Abdurrahman'ın biyografisi, c.2, s.393; Usdu'1-Gabe, c.3, s.306; el-İsabe, c.2, s.400; Şezeratu'z-Zeheb, Hicrî 53. Yıl Olayları. Yine buna yakın olarak bk. Müstedrek-i Hâkim, c.3, s.476.
    bölgede1 ansızın vefat etmiş ve orada da toprağa verilmiştir. Abdurrahman'm uyuduğu hâlde vefat ettiğini söylerler! Ab*durrahman'm ölüm haberi Aişe'ye ulaşınca, bir tahtırevana binerek hac için Mekke'ye gidip kardeşine matem tuttu. Aişe Abdurrahman'm öz kardeşiydi. Aişe kardeşinin meza*rının başında ağlayarak şöyle bir şiir okudur:
    "Biz Cezime arkadaşları gibi birbirimizi öyle severdik ki, bunlar birbirlerinden asla ayrılmazlar, derlerdi. Fakat be*nimle Mâlik arasına ölüm ayrılık düşürdü; o kadar bağlılı*ğımıza rağmen sanki bir gece bile birlikte olmamışız."2
    "Vallahi eğer burada olsaydım, seni lâyık olduğun gibi defnederdim ve eğer başın üzerinde olsaydım, bu kadar ağ*lamazdım." Müstedrek-i Hâkim'de ise şöyle geçer:
    Abdurrahman yatağında uyumuştu. Onu uyandırmaya gittiklerinde ölü buldular. Fakat Aişe kardeşini öldürdükle*rini sandı; kardeşi hayattayken ölüm memurları gelerek a-celeyle diri diri mezara gömdüklerini düşünüyordu!3 Yezid'e biate edilmesine kat'î bir şekilde karşı çıkan ve Üm-mü'1-Müminin Aişe gibi bir desteği olan Abdurrahman hayatta ol*saydı, kesinlikle Yezid'e biat edilmezdi. Fakat Malik Eşter'in Mısır yolunda Muaviye'nin hileşiyle zehirlenerek öldürüldüğü gibi Ab*durrahman da Yezid'e biat alınabilmesi için Mekke'ye ulaşmadan öldü.4
    Yıllar, önce Muaviye'nin düzenlediği hileyle İmam Hasan (a.s) zehirlendiği gibi, Abdurrahman da Yezid'e biat yolunun açılması i-çin öldü.
    ___________________________
    1-Hamevî'nin Mu'cemu'l-Buldan'mda şöyle geçer: Habeşî, Mekke'nin aşa*ğısında, altı mil uzaklığında bir dağın ismidir. Abdurrahman b. Ebu Bekir ora*da ansızın ölmüş, halk cenazesini Mekke'ye kadar omuzlarında taşımıştır. Kız kardeşi mezarının baş ucuna gelerek iki beyt şiir okumuştur.
    2-Abdurrahman b. Ebu Bekir'in hayatı için bk. el-İstiab, el-İsabe'nin ha*şiyesi, c.2, s.393.

    3-Müstedrek-i Hâkim, s.3, s.476. Yine Telhis-i Müstedrek-i Zehebî'de, "Habeşî" sözcüğünde geçer.
    4-bk. Ehadisu Ümmü'l-Müminin Aişe, "Muaviye'yle Birlikte" bölümü

    [​IMG]manı istiyordum, fakat zekâ ve yeteneğine güvenerek onları sana bırakıyorum. Ama bir konuyu ihmal etmiyorum, o da şudur: Sakın Ali'ye küfredip hakkında kötü şeyler söylemek*ten gafil olma. Osman'a acıyıp onun için rahmet ve bağış*lanma dilemeyi unutma. Ali dostlarında kusur aramayı, onu kötülemeyi ve Osman'ın taraftarlarını övüp kendine yaklaş*tırmayı ihmal etme!"
    Muğiyre dedi ki: "Denedim ve denendim. Senden önce di*ğerlerine de çalıştım, onlar tarafından kınanmadım. Şimdi bir kez daha deneniyorum. Bakalım ne olacak: Övülecek mi*yim, kınanacak mıyım?"
    Muaviye: "Övülecek ve methedileceksin inşallah." dedi!!1
    İbn Ebi'l-Hadid, Medainî'nin el-Ehdas adlı eserinden şöyle nak*leder:
    Muaviye, Ammu'l-Cemaat yılında İslâm topraklarının dört bir yanındaki valilerine şöyle bir genelge gönderdi: "Kim Ebu Turab ve ailesinin fazileti hakkında bir şey riva*yet ederse, ben artık ondan beriyim." Bu hükümle, Emirü'l-Müminin'in (a.s) taraftarlarından olan Küfe halkı birçok zorluklarla karşılaştı.2
    Muaviye, tekrar ülkenin dört bir yanındaki valilerine şöyle yaz*dı:3
    Ali ve ehlibeytinin taraftarlarından olan hiç kimsenin şahitliğini kabul etmeyin. Kendi bölgenizdeki Osman taraf*tarlarını ve onun faziletini rivayet edenleri bularak kendi*nize yakınlaştırın, onları ağırlayın ve onların Osman'ın fazi*letleri hakkında rivayet ettiklerini, isimlerini, babalarının isimlerini ve kabilelerini yazarak bana gönderin.
    Valiler Muaviye'nin bu emrini uygulama yolunda, Osman'ın fa*zileti hakkında Resulullah'ın (s.a.a) dilinden rivayet edenlerle ha-
    1-Tefsir-i Taberî, "Hicretin 51. Yılı Olayları" bölümünde, c.6, s.108; Ta-rih-i İbn Esîr, c.3, s.302.
    2-Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, Mısır, birinci baskı, c.3, s. 15-16.
    3-Muaviye'nin bu mektubuna Ahmed Emin de Fecru'l-İslâm'da yer ver*miştir, s.275
    dislerini Muaviye'nin sarayına yansıtıyorlardı. Muaviye de onun karşısında para ve hediye gönderiyor, toprak ve mülk veriyor, bu yolla insanları yararlandırıyordu. İnsanlar da birbirleriyle rekabet ederek mal ve makama ulaşmak için her yerde hadisler uydurup Muaviye'nin görevlilerine verdiler.
    Muaviye'nin valilerinden birinin yanına gidip, Osman hakkın*da bir fazilet nakleden hiç kimse eli boş dönmüyordu; aksine ismi ve rivayeti yazılıyor ve devlet düzenine yaklaşmış oluyor, sözü din*leniyor ve isteği yerine getiriliyordu. Bir süre böyle devam etti. Ni*hayet Muaviye tekrar valilerine genelge göndererek dedi ki:
    "Osman hakkındaki rivayetler çoğaldı ve bütün şehirler*de dillere düştü. Şimdi ise mektubum elinize ulaşınca, halkı sahabe ve ilk iki halife hakkında hadis rivayet etmeye davet edin ve Ebu Turab (Ali) hakkında rivayet edilen hadislerin aksini sahabeler için rivayet edip bana göndermelerini söy*leyin. Ben bunu daha çok seviyorum; bununla gözlerim da*ha fazla aydınlanır. Bu, Ebu Turab'la taraftarlarına karşı en ezici delildir. Bu, onlara Osman'ın fazilet ve menkıbelerini söylemekten daha acı olacaktır!"
    Muaviye'nin emrini halka okudular. Onun peşinden ashabın fazilet ve menkıbeleri hakkında gerçeği olmayan birçok rivayetler uydurup yaydılar. İnsanlar da o uydurma rivayetleri toplantıların*da söylüyorlardı.
    (Sahabe hakkındaki o uydurma rivayetler hatiplerin eline geçti ve oradan da medreselere ulaştı; öğretmenler de onları çocuklara ve öğrencilerine öğrettiler. Onlar da o uydurma hadisleri Kur'ân gibi öğrendiler!
    Nihayet, o uydurma hadisler evlerin içine işledi; kadınlar, hiz*metçiler ve onların etrafındakiler de ondan nasipsiz kalmadılar. Yıllar böyle geçti ve insanların eline çok miktarda yalan düştü; öyle ki, kadılar, fakihler ve valiler de bu konularda bahse giriştiler!1
    1- Şerbu Nehci'l-Belâğa, c.3, s. 15-16, "Min Kelâmin Lehu ve Kad Seelehu Sâilun An Ahadisi'l-Bid'at" hutbesinin şerhinde. İbn Ebi'l-Hadid, rivayeti E-bu'1-Hasan Ali b. Muhammed b. Abdullah el-Medainî'den (öl. 315 hicrî) nak-letmiştir. En-Nedim, el-Ehdas'da onun 15 kitabının ismini kaydetmiştir. bk. el-Fihrist, s. 115.

    Hadis biliminin ileri gelenlerinden olup Neftaveyh diye meşhur olan İbn Arafat kendi tarihinde şöyle yazar:
    Ashabın fazilet ve menkıbeleri hakkındaki uydurma ri*vayetlerin çoğu, Ümeyye Oğulları'nın hükümeti döneminde insanları kendilerine yaklaştırmak ve bu vesileyle Haşini Oğulları'nın burnunu yere sürtmek amacıyla uydurulmuş-
    tur!1
    İbn Ebi'l-Hadid, İskafî'den şöyle nakleder:
    Muaviye, sahabe ve tabiînden bir grubu Ali (a.s) hakkın*da nefret uyandırıcı çirkin ve yakışıksız rivayetler uydurma*ları için görevlendirdi. Bunun karşılığında onları teşvik et*mek ve bu gibi hadisleri daha fazla uydurmaları için çok miktarda para veriyordu!2
    Yine bu alandaki örneklerden biri de Buharî3 ve Müslim Sa*hihlerinde kendi senetleriyle Amr b. As'tan naklettikleri hadistir. Bu hadis şöyledir:

    1-Önceki kaynak ve Fecru'l-İslâm, s.213. Neftaveyh, İbrahim b. Muham-med b. Arafat el-Ezdî. Tarih-i Bağdad'da Neftaveyh'in hayatıyla ilgili, onun birçok eserleri olduğu kaydedilir. Mes'udî de onu tarihçi saymış ve onun kitabı hakkında, "Yine Neftaveyh diye lakaplanan Ebu Abdullah'ın Tarih'i" diye yaz*mış, sonra onu överek faydalı ve kapsamlı bir eser olduğunu söylemiştir. He-diyetu'l-Arifin kitabında, s.5'de onun kitaplarının ismi kaydedilmiş, vefat yılı 323 yılı olarak bildirilmiştir.
    2-Şerhu Nehci'l-Belâğa, İbn Ebi'l-Hadid, birinci baskı, Mısır, c.l, s.358. İskaf, Nehrivan nahiyelerinden Bağdad'la Vasit arasında yer almıştır. Iskaflı olan Ebu Cafer el-İskafi, Mucemu'l-Buldan kitabında Bağdat ahalisinden ve meşhur Mu'tezüe kelamcılarmdan biri sayılmış, vefat yılı 204 yılı olarak kay*dedilmiştir. İbn Hacer, Lisanu'l-Mizan'da şöyle yazar: "Muhammed b. Abdul*lah el-İskafi, Mu'tezile'nin kelamcılarmdan ve ileri gelenlerinden biridir; Iska-fiyye fırkası da ona mensuptur. O Bağdatlı ve asaleten Semerkantlıdır. İbn Nedim onun bilgi, zekâ, takva ve himmette başta gelenlerden biri olduğunu, uzun bir hayat yaşadığını, Mu'tasım Abbasî'nin ikramının kapsamına girdiğini ve 240 yılında vefat ettiğini söyler." bk. Lisanu'l-Mizan, c.5, s.221.
    3-Buharî kendi Sahihinde, c.4, s.34, Kitabu'1-Edeb, "Yebullu'r-Rehim Bı-Belaliha" babında bu hadisi iki tarikle İbn As'dan nakleder; ancak Al-i Ebu Talib (Ebu Talib Oğulları) yerine, Âl-i Ebu Fulan (Filaninin Oğulları) tabirini kullanır.
    Resulullah'ın açıkça1 şöyle dediğini duydum: "Ebu Talib Oğulları benim dostlarım değillerdir, benim dostum Allah ve salih müminlerdir!" Ve Sahih-i Buharî'deki diğer bir rivayete göre bu uydurma ha*disin son bölümü şöyledir: "Fakat onlar benim akrabalarımdır; bu nedenle onlarla akrabalık bağını gözetiyorum."
    Bu iki hadisi İbn Ebi'l-Hadid Sahih-i Buharî'den alarak kendi kitabında kaydetmiştir. Fakat Sahih-i Buharî'nin günümüzdeki baskılarında "Ebu Talib Oğulları" yerine "Ebu Falan oğulları" ya*zılmıştır!
    Taberî, Muğiyre b. Şu'be hakkında şöyle yazar: O, yedi yıl birkaç ay Kûfe'de hükümet sürdü. Ali'ye küfredip hakkında çirkin sözler söylemeyi, Osman'ın katillerini eleştirip on*lara lanet etmeyi, Osman için rahmet ve bağışlanma dilemeyi ve onun dostlarını pak ve günahsız göstermeyi bir gün bile unutma*mıştır!2 Ayrıca Muğiyre siyasetçi ve muhafazakâr bir adamdı. Ba*zen küfreder ve çirkin şeyler söyler, bazen de yumuşaklık gösterir, aldırış etmeden yanından geçerdi.
    Kûfe valiliği döneminde, bir gün Sa'saa b. Suhan'a dedi ki: "Sakın Osman hakkında çirkin sözler söyleyip onda kusur aradı*ğını veya açıkça Ali'nin (a.s) faziletiyle ilgili bir şey söylediğini duy*mayayım! Çünkü sen Ali'nin (a.s) fazileti hakkında benden fazla bilmiyorsun; aksine, ben onun fazilet ve menkıbesini senden daha fazla biliyorum. Fakat elden ne gelir ki başa geçen şu padişah sıkı bir şekilde gözetmektedir ve bizden onun kusurlarını halka söyle*memizi istemiştir. Biz ise bize emredilen çoğu şeyleri görmezden geliyor ve bunların şerrini canımızdan defetmekten başkasını söy*lemiyoruz. Dolayısıyla İmam Ali'nin (a.s) faziletleri hakkında bir şey söylemek istersen, onu arkadaşlarına gizli söyle veya gizlice ev*lerinizde söyleyin. Fakat mescitte açıkça bu konuda bir şey söyle-
    1-İkinci rivayetteki bu fazlalık Sahih-i Buharî'de Amr b. As'tan, yine "Âl-i Ebu Fulan (Filaninin Oğulları)" tabiriyle; Sahih-i Müslim, c.l, s. 136, Kitabu'l-İman, "Muvalatül-Müminîn ve Mukatiatu Gayrihim" babında kaydedilmiştir.
    2-Tefsir-i Taberî, Avrupa baskısı, c.2, s.112.

    [​IMG]meye kalkışırsan, halife bunu duymaya tahammül etmez de bizden kabul etmez."1/)
    Bu alanda Yakubî'nin sözü de özetle şöyledir:2
    Hucr b. Adiy, Amr b. Hamık el-Huzaî ve arkadaşları Ali b. Ebu Talib'in (a.s) dostlarmdandı. Muğiyre ve Muaviye'nin diğer dostla*rının minberde Ali'ye (a.s) lanet ettiklerini duyunca buna dayana*mayarak onlara karşı durup itiraz ettiler?
    Fakat Ziyad b. Ebih, Kûfe'ye girince onların tutuklanmasını emretti. Bunun üzerine onlardan bazıları tutuklanarak idam edil*di! Fakat Amr b. Hamık el-Huzaî, arkadaşlarından bir grubuyla Musul'a kaçtı. Hucr b. Adiy'le on üç kişi ise Ziyad'ın eline düştü. Ziyad onları Şam'a Muaviye'nin yanına göndererek, "Bunlar halkın aksine Ebu Turab'a küfretmekten sakındılar ve kendi kumandan*larının karşısında durdular, münakaşaya kalkıştılar, emre itaatsiz*lik ve isyan ettiler!" diye yazdı ve bazılarını da buna tanık tuttu!
    Tutuklular Şam'ın birkaç mil uzağındaki Muruc-ı Azra'ya ulaş*tıklarında, Muaviye onları orada tutmalarını ve Şam'a sokmamala*rını emretti. Sonra bazılarını onları idam etmeye gönderdi.
    Bunun üzerine Muaviye'nin etrafındakilerden bazıları aracı o-lunca onlardan altısı serbest bırakıldı. Geri kalanların da Ali'den uzak olduklarını, ona lanet edip küfretmeyi kabul edecek olurlarsa serbest bırakılmalarını, aksi takdirde idam edilmelerini emretti! Fakat Hucr'la arkadaşları bir ağızdan, "Allah'ım! Biz böyle bir iş yapmayız." dediler.
    (Onları idam etmek için görevlendirilenler onların kabirlerini gözleri önünde kazıp kefenlerini hazırladılar. Onlar da bütün gece sabaha kadar namaz ve ibadetle meşgul oldular. Sabah olunca tek*rar Ali'den berî olduklarını ve ona lanet edip küfretmelerini önerdi*ler; fakat onlar yine, "Biz onun velayetinden vazgeçmeyiz ve onun düşmanlarından beriyiz." dediler. Bunun üzerine cellat ileri çıktı. Hucr ondan, tekrar abdest alıp namaz kılmak için kendisine müsa*ade etmesini istedi. Namazı bitince de boynunu vurdular.
    1-Tefsir-i Taberî, Avrupa baskısı, c.2, s.38.
    2-Tarih-i Yakubî, c.2, s.230-231.
    ( Cellatlar onları birer birer ileri çekerek boyunlarını vurdular. Sıra Abdurrahman b. Hisan el-Anzî ve Kerim b. Afif el-Hasemî'ye geldi. Bu ikisi, "Bizi Emirü'l-Müminin Muaviye'nin yanına götürün, istediği şeyi onun yanında söyleyelim." dediler. İsteklerini kabul e-derek onları Muaviye'nin yanına gönderdiler. Muaviye'nin yanına vardıklarında Muaviye, Kerim el-Hasemî'ye, "Ali hakkında ne söy*lüyorsun?" dedi. Kerim, "Senin dediğini!" diye cevap verdi. Muaviye, "Ali'nin dininden berî misin?" dedi. Kerim sustu. Sonra Kerim'in amcasının oğlu kalkarak onu kendisine bağışlamasını rica etti. Mu*aviye Kerim'i zindana atmalarını emretti ve bir ay sonra Kûfe'ye dönmesi şartıyla serbest bıraktırdı.
    Muaviye, Abdurrahman b. Hisan el-Anzî'ye, "Ali hakkında ne dersin?" dedi. Anzî dedi ki: "Şahadet ederim ki o çokça Allah'ı zik*rederdi. Hakkı emreden, adaletin koruyucularından olan ve halkın derdiyle dertlenen bir şahıstı." Muaviye, "Ya Osman hakkında ne dersin?" diye sorunca dedi ki: "Osman zulmün kapısını açan ve hak*kın kapısını kapayan ilk kişiydi." Muaviye ona, "Kendini öldürdün!" dedi. Anzî cevabında, "Aksine sadece seni öldürdüm!" dedi. Bunun üzerine Muaviye onu Ziyad b. Ebih'in yanına göndererek şöyle yaz*dı: "Anzî şimdiye kadar bana gönderdiklerinin en kötüsüdür. Ona hak ettiği cezayı ver ve en kötü bir şekilde idam et!"
    (Anzî'yi Ziyad'a götürdüklerinde Ziyad, onu diri diri gömmeleri için Kıssu'n-Natife gönderdi!1
    Ziyad b. Ebih'in sebep olduğu olaylardan biri de Sayfî b. Füsey-l'e yaptıklarıdır. Ziyad, Sayfî'yi getirmelerini emretti. Sayfî gelince ona, "Ey Allah'ın düşmanı! Ebu Turab hakkında ne dersin?" dedi. Sayfî, "Ben Ebu Turab'ı tanımıyorum!" dedi. Ziyad, "Sen onu tanı*mıyorsun ha?" dedi. Sayfî, "Hayır, ben onu tanımıyorum!" cevabını verdi. Ziyad, 'Yani sen Ali b. Ebu Talib'i tanımıyor musun?!" diye sorunca Sayfî dedi ki: "Evet, onu tanıyorum. Ebu Turab odur!"
    ( Aralarında geçen birtakım tartışmalardan sonra Ziyad, "Sopa getirin." diye bağırdı. Sopa geldikten sonra Sayfî'ye dedi ki: "Şimdi Ali hakkında ne dersin?" Sayfî, "Allah'ın kullarından biri hakkında
    1- Özet olarak bu hikâye için bk. Abdullah b. Saba Masalı, c.2, s.284-303. Yine aynı eserde bunu, Tarih-i İbn Asâkir ve Tehzib-i Tarih-i İbn Asâkir'de genişçe kaydedilmiş olan Hücr'un hayatı bölümünde naklettik.

    söyleyeceğim en güzel sözü onu hakkında söylerim." dedi. Ziyad ba*ğırarak, "Yere yapışıncaya kadar sopayla ensesine vurun." dedi. Ziyad'ın cellatları onun emrini yerine getirdiler. Ziyad, "Onu ayağa kaldırın." dedi. Ayağa kaldırdıklarında, "Şimdi bırakın." dedi. Sonra tekrar Sayfî'ye sordu: "Ali hakkında ne diyorsun?" Sayfî, "Vallahi bedenimi parça parça etsen de Ali hakkında benden duyduğundan başkasını duymayacaksın." dedi. Ziyad, "Ali'ye lanet etmelisin, yok*sa boynunu vururum." dedi. Sayfî, "O hâlde şüphesiz boynumu vurmuş oldun; bundan dolayı ben saadete erdim ve sen ise bedbaht oldun." dedi. Bunun üzerine Ziyad onun boynuna bir zincir bağla*yarak zindana atmalarını emretti. Sonunda, Sayfî Hucr b. Adiy ile birlikte idam edilerek şahadet şerbetini içti.1
    Ziyad b. Ebih yine Hazremut ahalisinden ikisi hakkında Mu-avıye'ye, "Bunlar Ali Şiası olup onun düşüncesine bağlıdırlar." diye bir mektup yazarak, ne yapması gerektiğini belirtmesini istedi. Muaviye ona şöyle cevap verdi: "Ali'nin düşüncesinde bulduğun herkesi öldür, kulaklarını ve burnunu keserek evinin önüne as!"
    Ziyad da, Ali'yi (a.s) methedip Osman'a kusur bulan Has'amîyi diri diri gömdüğü gibi onları da Kûfe'de evlerinin önünde astı.2
    Mes'udî ve İbn Asâkir, Ziyad b. Ebih'in sonunu kendi Tarih'le-rinde kaydetmişlerdir. Mes'udî der ki:
    Ziyad b. Ebih, bütün Küfe halkını sarayı önünde topla*malarını emretti ve onları Ali'ye küfretmeye zorladı. İtaat etmeyenleri ise kılıçtan geçiriyordu. O sırada taun hastalı*ğına tutuldu ve insanlar onun şerrinden kurtuldu.3
    Amr b. Hamık el-Huzaî de bu yolda yerinden yurdundan edilip öldürülenlerin arasındadır. Amr, Ziyad b. Ebih'in elinden kaçarak çöllere düştü. Fakat Ziyad ondan vazgeçmedi, onu bulmak için her yeri aradı. Sonunda onu bularak başını bedeninden ayırıp Muavi-ye'ye gönderdi!
    Muaviye, Amr'ın başını Şam çarşısına asmalarını emretti. Daha
    1-Tarih-i Taberî, c.6, s.108 ve 149; Tarih-i İbn Esîr, c.3, s.204; el-Eğanî, c.16, s.7; Tarih-i İbn Asâkir, c.6, s.459.
    2-el-Muhbir, s.479.
    3-Mes'udî, "Muaviye'nin Günleri" bölümü, c.3, s.30; İbn Asâkir, c.5, s.421.
    sonra Amr'ı bulmak için zindana attıkları eşine gönderip kesik başı onun eteğine atmalarını söyledi!1
    /Bu siyaset, İslâm beldelerinin dört bir yanında uygulandı. Öyle ki ismini andıklarımızın dışında bütün İslâm şehirlerinin emirleri, valileri bu siyaseti izliyor ve bunu uyguluyorlardı; Basra'da hüküm süren Busr b. Artad ve Rey valisi İbn Şehab Dürerî2 gibi. Tarih ki*taplarında bunların her birinin kendine has bir öyküsü vardır.
    Bu Emevî siyaseti daha sonra da devam etti; halkın çoğunluğu gerçeği bilmeksizin İslâm topraklarının dört bir yanında minber*lerde Ali b. Ebu Talib'e (a.s) lanet okuyor, küfrediyorlardı!!! Fakat Sistan beldesi bunlardan müstesnaydı. Bu şehirde sadece bir defa lanet okundu. Bunun üzerine halk Ümeyye Oğulları'na karşı çıktı. Öyle ki, Mekke ve Medine gibi kutlu beldelerde lanet okunmaya de*vam edilirken, o olaydan sonra Sistan'da minberlerde hiç kimseye lanet okunup küfredilmedi.3
    Bu durum öyle bir noktaya ulaştı ki, artık ailesinin karşısında bile Hz. Ali'ye lanet okuyorları. Bu hususta birçok olaylar nakle*dilmiştir. Biz burada örnek olarak onlardan sadece İbn Hacer'in Tathiru'l-Lisan kitabında kaydetmiş olduğu bir olayı nakletmekle yetiniyoruz. İbn Hacer şöyle yazar:
    Amr minbere çıkarak Ali'ye küfretti. Peşinden Muğiyre b. Şu'be çıkarak o da Ali'ye küfretti. Bunun üzerine bazıları da İmam Hasan'a (a.s) minbere çıkıp onlara karşlılık ver*mesini önerdi. İmam Hasan kabul etmedi; ancak, söyledik*leri doğru olursa kendisini teyit edeceklerine ve eğer yalan olursa yalanlayacaklarına dair söz verirlerse minbere çıka*cağını söyledi. Onlar da kabul ederek söz verdiler. Sonra İ-mam Hasan (a.s) minbere çıkarak Allah'a hamd-u sena et*tikten sonra şöyle buyurdu: "Ey Amr ve ey Muğiyre! Allah i-
    1-el-Maarif, İbn Kuteybe, c.7, s.12; el-İstiab, c.2, s.517; el-İsabe, c.2, s. 526; Tarih-i İbn Kesir, c.8, s.48; el-Muhbir, s.490.
    2-Tarih-i Taberî, Hicrî 41. Yıl Olayları, c.6, s.96; Tarih-i İbn Esîr, c.3, s. 165; İbn Şehab İbn Esîr'de Mugiyre'nin Küfe valiliğine atanması konusunda ve Hicrî 47. Yıl Olayları bölümünde, c.3, s.179.
    3-Hamevî'nin Mu'cemu'l-Buldan'mdan özetle, c.5, s.38, Mısır birinci bas*kı, "Sescistan" kökü. Secistan, İran şehirlerindendir.

    çiti söyleyin, Resulullah'ın (s.a.a) falanca azgına lanet etti*ğini biliyor musunuz?" İkisi de "Evet, vallahi!" dediler. Bu*nun üzerine İmam Hasan Mu-aviye'yle Muğiyre'ye dönerek şöyle dedi: "Sen ey Muaviye ve sen ey Muğiyre! Resulullah'ın çeşitli şekillerde Amr'a lanet ettiğini biliyor musunuz1?" İkisi de, "Evet, vallahi." dediler!...1
    Halkın, hoşlanmadığı sözler içerdiği için artık oturup onların hutbelerini dinlemek istemediğini gördüklerinde, sünnetin aksine hutbeyi namazdan önceye geçirdiler. İbn Hazm Muhella'da şöyle yazar:
    Ümeyye Oğulları, halkın namazdan sonra dağılıp gitme*sinden ve kendi hutbelerini dinlememesinden dolayı hutbe*yi namazdan önce okumak şeklinde bir bidat çıkardılar. Halkın dağılıp gitmesinin sebebi ise onların hutbede Ali b. Ebu Talib'e (a.s) lanet okuyup küfretmeleriydi. Müslüman*lar buna tahammül edemedikleri için kaçıp gidiyorlardı ve bu konuda haklıydılar da.2
    Yakubî de kendi TariKm.deşöyle yazar:
    Hicretin kırk dördüncü yılında Muaviye mescitte ko*nuşmak için özel bir yer yaptırdı. Kurban ve Ramazan bay*ramlarında minberleri mescidin dışına çıkararak namazdan önce hutbe okudu. Çünkü halk Ali'ye lanet edilmesini duy*mamak için namazı bitirince hemen gidiyor, onların hutbe*lerini dinlemiyordu. Muaviye'nin hutbeyi namazdan önce o-kumasmın sebebi budur. Yine Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibey-t'ini kızdırmak için Fedek'i Mervan b. Hakem'e verdi.3
    Sahih-i Buharı, Sahih-i Müslim ve diğer kaynaklarda Ebu Sa*id el-Hudrî'den şöyle nakledilir:
    Kurban veya Ramazan Bayramı günü Medine valisi Mer-
    1-Tathiru'l-Lisan, s.55. Bu kaynakta, hakkında çeşitli görüşler olan bir kişi dışında bu rivayetin senedinin bütün ricallerinin doğru olduğu vurgulanmıştır. Fakat Zehebî o bir kişiyi de, "O, güvenilir kimselerden olup hiçbir kusuru yok*tur." şeklindeki sözüyle teyit etmiş ve sonra da bu hadisi kaydetmiştir.
    2-el-Muhella, İbn Hazm, Ahmed Muhammed Şakirî incelemesi, c.5, s.85-86; Kitabu'1-Ümm, Şafiî, el, s.208.
    3-Tarih-i Yakubî, c.2, s.223.
    van b. Hakem'le birlikte dışarıdaki mescide giderek Kesir b. Sait'in yapmış olduğu minberin yanında durduk. Mervan namazı kıldırmadan önce minbere çıkarak hutbe okumak isteyince, eteğinden tutarak, 'Yukarı çıkma." dedim. Fakat Mervan eteğini çekip elimden kurtararak minbere çıktı ve namazdan önce hutbe okudu. Bunun üzerine ona dedim ki: "Vallahi sünneti değiştirdiniz ve aksini uyguladınız." Ama Mervan, "Ey Ebu Said! Bildiğin değişti!" dedi. Ben, "Vallahi bildiğim bilmediğimden daha üstündür." dedim. Mervan de*di ki: "Halk namazdan sonra oturup hutbeleri dinlemediği için hutbeyi namazdan önce okudum."1 Evet, sadece kendileri böyle yapmakla kalmıyor, diğer sahabe*lere de bunu emrediyorlardı. Sahih-i Müslim'de ve diğer kaynak*larda Sehl b. Said'den şöyle rivayet edilir:
    Mervan'ın ailesinden birini Medine valiliğine atadılar. O, Sehl'i çağırtarak Ali'ye küfretmesini emretti! Sehl kabul et*meyince, "O zaman Ebu Turab'a lanet et." dedi. Bunun üze*rine Sehl dedi ki: "Ali'nin yanında Ebu Turab isminden da*ha sevimli bir isim yoktu. Onu bu isimle çağırdıklarında se*vinirdi." O, "Sebebi nedir? Neden ona Ebu Turab denildi?" diye sorunca Sehl dedi ki: "Bir gün Resulullah (s.a.a) Fâtı-ma'nın (s.a) evine gidince Ali'yi orada bulamadı. Fâtıma'ya, "Amcan oğlu nerede?..." diye sordu. Fâtıma (s.a), "Mescitte uyumuştur." cevabını verdi. Resulullah (s.a.a) Ali'nin yanına gidince Ali'yi üzerindeki elbise açılmış, bedeninin yarısı gö*rünür hâlde uyuyor buldu. Resulullah (s.a.a) Ali'nin bede*nindeki toprakları temizleyerek birkaç defa, "Kalk Ey Ebu Turab!" diye buyurdu.2 Amir b. Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan şöyle nakledilir: Muaviye Sa'd b.
    1-Sahih-i Buharı, c.2, s.lll; Sahih-i Müslim, c.3, s.20; Sünen-i Ebu Davud, c.l, s.178; Sünen-i İbn Mâce, c.l, s.386; Beyhakî, c.3, s.297; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.3, s. 10, 20, 52, 54 ve 92; bu kaynakta itiraz edenin, Ebu Said olmadığını kaydeder.
    2-Sahih-i Müslim'den özetle, c.7, s. 124, "Menakıbı Ali" bölümü. Buharı bu olayı "Menakıb-ı Ali" bölümünde, Kitabu's-Salât'ın "Nevmu'r-Reculi Fi'l-Mescid" babında, c.2, s. 199 ve İraşdu's-Sari, c.6, s.H2'de tahrif olmuş olarak kaydetmiş ve o valinin Mervan b. Hakem olduğunu vurgulamıştır. Yine bk. Sünen-i Beyhakî, c.2, s.446.
  2. cüleybib
    Islam-TR Üyesi

    Bunları gidin Kuran'dan nasibini almamış gözlerinizle bakın bir külah resmi koydum aşağıya ona anlatın






























    [​IMG]



    ibn-i Teymiyye rh'ın şiaya reddiye niteliğinde olan ve yazıldığı günden beri şiadan bir cevap dahi gelmeyen ve şianın akidesini yerle bir eden minhacussunne adlı kitabı okuyun ki bu kitap dört cilddir fakat türkçeye çevrilmedi..bu kitabın mutasarı şeklinde imam zehebi rh'ın El-Munteka adlı eserini okuyun(türkçeye çevrilmiştir bu kitap) ve şianın menhecini 4 halife ddönemine ait şianın ortaya attığı hilafet spekülasyonuna verilen cevapları ordan görün...
    selamlar
  3. Fatih Mehmed
    Islam-TR Üyesi

    ALLAH'ına Kurban..tek cümle ile vermissin cevabı fazlası gerekmez zatenbuna:) Cüleybib Kardeşş zaten üstad'ın (Abdullah Azzzam) resmini görünce dedim bu kardeş vermiştir cevabı bu şii'ye Allah razı olsun. fırsat vermeyin şunlara. Rabbim bizi fırka-i naciye'den yani Ehli Sünnet vel Cemaatten ayrmasın. amin.
  4. on_dokuz
    Üyeliği İptal Edildi

    türkçeye çevrilmemiş diyorsun sen çevir buraya yaz biz de okuyalım, böyle bir cevap yazdığını göre senin okumuş tatmin olmuş olman lazım, anladıklarını burada anlat bizde anlayıp ona göre hüküm verelim. öyle haybeye cevap olmaz, herkes haraketleriyle sahip olduğu kişiliği sergiler o külahta senin kişiliğini sergiliyor
  5. cüleybib
    Islam-TR Üyesi

    sizin menhecinizdeki 7 sülalenizin ve 70 ayrı fırkasının , ne ibn-i teymiyye (ra) nin ne de benim vereceğim cevapları algılayacak kapasiteye sahip olamayacağınızdan şüphem olmadığı için cevap verme lütfunda bulunmuyorum. Eğer öyle bir kapasitenizin olduğuna inansa idim, en azından forumda arama yapmış ve cevabını bulmuş olurdunuz ve yine ki bulamadıysanız soru cevap forumuna yazardınız cevabınızı da alırdınız. Hüküm Allah'ındır. siz kendinizi hangi ilminizle ne zannediyorsunuz ki neyin hüküm veresiniz ?? :D zaten ben cevap vermemiştim ki haybeye olsun :D oraya bir külah resmi koydum ona anlatın belki külah sizin yalanlarınızı ve sapık itikadınızı anlamaya çalışır. bu hareketlerimle size göre kişiliğimi yansıtmış olabilirim elhamdülillah ben Allahın(cc) aciz bir kuluyum,kimseye de kişiliğimi yansıtma çabasında değilim yeterki akidem, sizin sapık itikadınızla aynı olmasın

    wesselam

Sayfayı Paylaş

Yüklüyor...