Çocukları Erken Yaşta Kreşe Vermek Ne Kadar Doğru?

Konu, 'Çocuk Eğitimi' kısmında Havle Binti Kays tarafından paylaşıldı.

  1. Havle Binti Kays

    Havle Binti Kays حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ Forum Yöneticisi

      
    [​IMG]

    ***

    Kaç Süslü Teyze Bir Anne Eder?


    30 yaşında evlendi. 5 yıl sonra bir çocuğu oldu. Çocuk 1 yaşına geldi. Doğum izni bitti. Kariyerine devam etmesi lazımdı. Onca yıl çalışıp çabalamıştı. Emeklerini heba edemezdi. Çok acil bir kreş araştırmasına girdi. Onlarca kreş içinden hangisini seçseydi acaba? Çalışma saatlerine uyması lazımdı. Sınıflar kaç kişilikti? Kaç öğün yemek vardı? Sınıflar sıcak mıydı? Hafta sonu eşiyle bir yemeğe gidecek olsa mesela, çocuğu kreşe bir kaç saatliğine bırakabilir miydi?

    Ona sordu, buna sordu ama evladına sormadı…

    26 yaşında ev hanımıydı. İlk çocuğu 3 yaşındayken, ikinci çocuğu doğdu. Dışarıda çalışmıyordu ama ilk çocuğa vakit ayıramıyordu. Evin işi bitmiyordu. Çocuk kendisine daha bir düşkün olmuştu sanki. Kardeşini kıskanıyordu. Bütün gün onlarla ilgileniyordu. Yaptığı temizlik bile kendini göstermiyordu. Arkadaş toplantıları da sekteye uğramıştı. Ne oturduğundan, ne konuştuğundan bir şey anlamıyordu. İlk çocuğu kreşe verse rahatlayacaktı. Bütün gün faal olan bir kreş bulmalıydı.

    Eşe sordu, dosta sordu ama çocuğuna sormadı…

    Sosyal bir derneğin faal üyesiydi. Çocuğu doğduktan sonra eve kapanmak ona çok zor gelmişti. Çeşitli organizasyonlarda o hep başroldeydi. Tanınan ve aranan biriydi. Geniş bir çevreye sahipti. Evet, bir müddet evde olmak zorundaydı. Ama yıllarca buna katlanamazdı. Annesi yakında değildi, kayın validesine güvenmiyordu. Çocuk biraz kendini toparlayıp ayaklanınca kreşe vermek şarttı.

    Pedagoga sordu, psikologa sordu, ama çocuğuna sormadı…

    Dini değerlerine çok bağlı bir hanımdı. Haftanın en az beş günü katıldığı sohbetler, tefsir, siyer dersleri, Arapça, Osmanlıca kursları vardı. Müslüman bir hanım kendisini yetiştirmeli, ilmine ilim katmalıydı. Sıkça yapılan hayır kermeslerine katkıları büyüktü. Birçok kapıyı çalar bilfiil yardım toplardı. Bebeğinin emzirme süresini yoğun temposundan dolayı tamamlayamamıştı. Sohbetlerde çocuk kabul etmiyorlar, kabul etseler bile çocuk sıkılıyor, ağlıyor durmuyordu. Şöyle çocuğa bakacak, hem de islami eğitim verecek bir kreş bulsaydı ne iyi olurdu. Kuran öğrenirdi çocuk. Birazda Esma-ul Hüsna… Ve vicdanını sükûna erdirecek bir dolu şey…

    Kitaplara sordu, hocalara sordu, ama çocuğuna sormadı…

    Henüz cümlelere yetecek kadar kelimeleri olmayan küçücük bir çocuktu. En çok “Anne” demeyi severdi. En iyi bildiği kelimede oydu zaten. Bir sabah kimseye anlatamayacağı, büyüklerin asla göremeyeceği renkli rüyasından dürtüklenerek uyandırıldığı zamanda, “Ne oluyor?” demeye kelimeleri yetmemişti. Annesi niçin böyle aceleciydi? O hızlı tempo içersinde söylenen bir kaç süslü söz neden çocuğu rahatlatmamıştı?

    Aceleyle ağzına sokuşturulan bir kaç lokmayı hiç yemek istememişti. Yüzü yıkandı, saçı düzeltildi. Cici kıyafetler giydirdi annesi. Dışarıdan bir korna sesi geliyordu. Annesi merdivenlerden koşar adımlarla indirdi onu. Kapının önünde büyükçe bir araba duruyordu. Tıpkı büyük bir oyuncak gibiydi. Annesinin yüzüne gülümseyerek baktı ve ”Attaaa!” dedi. “Evet” diyordu annesi, “attaya gidiyorsun”. Arabanın içinden çıkan süslü bir teyze kollarını uzattı. “Hadi gel bakalım” dedi. Annesinin kollarından koparılarak alındı sanki. Annesi el sallıyor “by, by” diyordu. Hayır! Bu atta olamazdı. Attalar hep mutlu etmişti onu. Annesi yanında olur, sıcağını hissettirirdi ona. Arada bir kızsa bile yine gider huzuru annesinde bulurdu…

    Yol boyunca çok ağlamıştı. Sürekli “Tamam sus artık” demişti süslü teyze. Daha önce hiç görmediği bir yere götürdüler. İçeride bir sürü tanımadığı çocuk vardı. Birçok da oyuncak… Ama annesi neden yoktu? Sevdiği oyuncaklar, dişlediği bez topu, ayıcığı, kendi yatağı, anne sıcağı… Annesizliğini ona bildiği kelimelerle kim izah edebilirdi?

    Ağlaması dursa da içlenip dudak bükmeleri akşama kadar devam etti. Süslü teyze devamlı şöyle yap, böyle yap diyordu. Çok sıkılmıştı… Üç gün, beş gün… Ne zaman bitecek demeye de yetmedi kelimeleri. “Evimi istiyorum”, “annemi istiyorum”, “gitmem bir daha!” diyemedi. Gözyaşlarına sığdırdığı feryatlarını kim anlayabilirdi?

    Babası anlamadı, annesi anlamadı, süslü teyze anlamadı dilinden…

    Bir çocuk ne zaman ayrılmak isterdi annesinden? Her sabah uykudan uyandırılıp, ağlayarak annesinden ayrılmaya kaç ay, kaç gün dayanabilirdi? Kim annesi gibi bakardı gözlerine… Kim annesi gibi “yavrum” derdi? Kaç süslü teyze, bir Anne ederdi?

    Bir de ona sorsalardı, okuyabilselerdi gözyaşlarını… Kelimeleri yetse çok şey anlatacaktı…

    Falana soruldu, filana soruldu, az bilene, çok bilene soruldu ama ona sorulmadı…



    Cahide Sultan
  2. Havle Binti Kays

    Havle Binti Kays حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ Forum Yöneticisi

    [​IMG]

    ***

    İsminin önüne bilmem kaç tane ünvan yazılmış, çoğu anne baba olmamış hatta evlenmemiş, çok bilmiş bay ve bayanların kreşler hakkında yazdıkları yazıları okuyorum. Çocuk kaç yaşında kreşe verilmeli sorusunu, kalın kitaplardan öğrendikleri acayip kelimelerle anlatmaya çalışıyorlar. Çocuk kreşe üç yaşına geldiğinde verilmeliymiş. Çalışan anneler, 2 yaşında verebilirlermiş. Sayfalarca anlatım, güya uzmanlaşmış ve kalıplaşmış soğuk cümleler, uzadıkça uzuyor…

    Kimse henüz ağzı süt kokan bir çocuk neden kreşe verilir? Verilmeli mi, verilmemeli mi diye sormuyor?

    Yazılara onlarca yorum yapılmış. Bazı annelerin yaptığı yorumlar kanımı dondurdu.

    Biri çocuğuna banyo yaptırırken çocuğun vücudunda hafif morluklar görmüş. Çocuk, ağladığı zaman öğretmenin parmağını sıktırdığını ve çok acıttığını söylemiş ama anne olan kadın:

    “Öyle dövdüklerini sanmıyorum, alışsın diye biraz hırpaladılar sanırım” demiş. Annelik çocuğunun kılına bile zarar verilmesine tahammül edememektir oysa…


    Bir diğeri, “çocuk devamlı ağlıyor, önce bu kadar ağlamazdı” demiş. Ve çoğu her sabah çocuklarını ağlayarak kreşe bıraktıklarını yazmışlar.

    Hele bir izleyicimin her sabah ağlayarak kreşe giden 2 yaşında bile olmayan bebeğinin dayak yediği için ağladığını sonradan öğrendiğini anlatan maili bir anne olarak beni kahretti.

    Geçtiğimiz yıllarda çok sayıda, çocuk gelişimi mezunu genç kız, okul öncesi öğretmeni olarak atandı. Yüksek okul okumayanlar, özel kreşlerde çalışmaya başladı. Eskiye nazaran çocuk sayısı azaldığı halde neden son yıllarda ihtiyaç bu kadar arttı? Ne oldu da aileler bebek yaştaki çocuklarını bir kreşe verme ihtiyacı hissettiler?

    Burnuma pis kokular geliyor? Birilerinin sinsice ellerini oğuştururken bu işten hatırı sayılır bir rant elde ettiğini düşünüyorum. Her tarafta mantar gibi kreş türedi. Türlü yollarla çocuğunuzu almak için sizi ikna etmeye çalışan kurumlar, görebileceğiniz her yere cezbedici reklamlar koyarak annelerin kafalarını çelmeye çalışıyorlar.

    Çocuğunuz sosyalleşecek, özgüveni gelişecek, paylaşmayı öğrenecek, diğer çocuklardan bariz bir farkla ayrılacak!…

    Peki tüm bunları kim öğretiyor çocuğa. Sizin eğitimli dediğiniz çoğu yeni mezun, anneliği tatmamış, çocuk yetiştirme konusunda hiç pratiği olmayan, okuduğu bir kaç kitap, bir kaç ay stajla öğretmen olan kişiler nasıl oluyorda çocuğunuzu yetiştiriyor. Bir çocuğu sağlam temellere oturtmak adına çocuğunuza ne veriyorlar?

    Boyama yapmak, resim yapmak, makas tutmayı öğrenmek, şarkı söylemek, arkadaş edinme becerisi, motor gelişimi falan filan… Bunları kreşe gitmeyen çocuklar öğrenemedi mi? Bir anne çocuğuna bunları vermekten aciz midir? Ya da bunları o yaşta öğrenmeyen çocuklar, ilerde resim yapamadı, makas tutamadı mı?

    Anneler ilk çocuklarına karşı daha sabırsız olurlar. Hele hiç anne olamamış biri çocuklara karşı son derece tahammülsüzdür. Siz evinizde bir veya iki çocukla ilgilenemezken, evli bile olmayan bir kızın küçük bir salonda 15 çocuğa gerçek manada bir eğitim vereceğini, sevgi ve ilgi göstereceğine nasıl inanırsınız?

    Çocuğunuzu bıraktıktan sonra orada çocuğunuza nasıl davranılıyor, bunu bilmeniz çok zor. 2009 yılında Milli Eğitim Bakanlığı okullarda kamera sistemine düzenleme getirdi. Anaokulu ve kreşlerde sınıflara kamera konulamıyor artık. Siz yanında yokken çocuğunuzun ruhu kaç kez acıtılıyor bilemezsiniz. Belki dayak yemiyor ama bir çok kez döver gibi bakışlara maruz kalıyor. İncitici sözler duyuyor. Altı değiştirilirken, kıyafeti giydirilirken hırpalanıyor. Bazen çekiştiriliyor, iteleniyor… En az beş yaşına kadar anne sıcağını her an hissetmesi gereken çocuklar, günün büyük bir çoğunluğunu yabancı ellerde geçiriyor. Karnı doyuyor belki ama ruhu aç kalıyor.

    Bir çocuk neden kreşe verilir?

    “Her insanın hayat şartları elbette farklıdır. Her insan kendi şartları doğrultusunda değerlendirilmelidir. Kocası, ailesi tarafından çalışmaya zorlanan, maddi açıdan gerçek anlamda sıkıntı çeken ve çalışmak zorunda olan anneleri anlıyorum. Ve onları konudan ayrı tutuyorum.”

    Geçim sıkıntısı olmadığı halde çalışmak isteyen, “boşuna mı onca sene okudum, niye evde oturayım?” diyen, önüne geçilmez arzu ve ihtiraslarına çocuklarını kurban veren anneleri asla haklı bulmuyorum. Bir kadın hem çocuk yapar(!), hem kariyer yapar ama ikisinin birden hakkını vermesi neredeyse imkansızdır. Çocuk fedakarlık ister. Sabırla yoğrulmak ister.

    Önemli olan çocukla her an beraber olmak değilmiş. Günde 1 saatte olsa kaliteli beraberlik yeterliymiş! Kadın akşama kadar çalışacak. Yorgun argın eve gelecek. Yemekti, işlerdi derken, tahammülü tükenecek, bir de çocuğuna kaliteli zaman ayıracak öyle mi? Ben buna ancak gülerim…

    Dışarda çalışmayan bir anne ne kadar işi olursa olsun, en azından evdedir ve çocuk kendisini güvende hisseder. Arada bir gelip annesine bir şeyler sorup cevap alması, annesinin ara sıra yanağına bir öpücük kondurması, çocuğa yeter. Hele anne biraz bilinçliyse, o yaşlarda çocuğa neler neler verilir. Yeter ki biraz gayret edilsin.

    Gerek tanıdığım çalışan annelerden, gerekse okuyucu maillerinden anlıyorum ki, çalışan annelerin çocukları yeteri kadar ilgi ve sevgi görmüyor. Hem çalışıp, hem anneliğinin hakkını veren hanımlar ise, gereğinden çok daha fazla eziliyor, yıpranıyor. Dikkat ettiniz mi, kreşlere giden çocuklar daha sık hasta olurlar. Çünkü çoğu kez kendisini güvende hissedemeyen, istemeye istemeye orada bulunan çocuklar hastalıklara karşı vücut dirençlerini kaybederler.

    Kreşler çocukların idareten, avutulsun diye bırakıldığı yerler. Eğitimli gibi görünen ama aslında çocuk dilinden asla anlamayan kişiler çocuklarınızı avutuyor. Sizde kendinizi çocuğum sosyalleşiyor, özgüveni gelişiyor diye onlara teslim ediyorsunuz.

    Kreşe değilde, bakıcıya verilen çocuklarda en az diğerleri kadar ilgisiz ve mutsuz oluyorlar. Anneanne, babaanne dahi olsa, çocuğa annesi kadar sevgi veremez. Zaten çocuklarını büyütüp rahat etme yaşına gelmiş büyüklere çocuk baktırmakta bence onlara büyük bir haksızlık oluyor.

    Ev hanımı olduğu halde çocuklarına bakmaktan aciz olan, türlü bahanelerin ardına sığınarak, evladını başından atarcasına, kreşe veren anneleri ise anlayan var mı bilmem ama ben anlamıyorum.

    24 saat, günlük yapılması gereken her işe yetecek bir zamandır. Ev hanımları Tv başında, komşu dedikodularında zaman geçirmek yerine zamanlarını çok değerli hale getirebilirler. Çocuklarımızla mutlu olmayı öğrenmek zorundayız. Onları fazlalık gibi değil, her zaman bizi mutlu eden bir armağan gibi görmeliyiz.

    Yaşlı anne ve babaları huzurevlerine yatırmak nasıl bir ayıpsa, annesine çok muhtaç olduğu küçük yaşlarda çocuğu bir kreşe vermekte en az o kadar ayıptır. Biz bu değiliz! Ne dinimize, ne örfümüze uymayan, bize sunulan ithal hayat tarzlarını yaşıyoruz hepimiz.

    Kimse doğruları söylemek istemiyor. Tamam kadın uygun şartlarda okusun, donanımlı olsun. Fakat ne olursa olsun KADININ YERİ EVİDİR diyemiyor kimse. 5 yaşına kadar çocuk evinde annesinin dizinin dibinde büyümelidir diyemiyor. “Kreş nasıl olmalıdır?” diye tartışılırken, “Olmalı mıdır?” sorusunu kimse sormuyor. Çocukların ruhunda anneden saatlerce ayrı kalmak nasıl bir etki bırakır kimse düşünmüyor.

    Bir nesil kayboluyor. Sevgisiz, acımasız, alakasız çocuklar ve gençler, birbirinden kopuk anne babalar, yalnızlaşan evler toplumun vicdanını kanatıyor.

    Asli vazifemizi yeniden hatırlamak, yuvalarımıza, çocuklarımıza yeniden sarılmak ertelenemez bir ihtiyaç haline geldi.

    Çalışan kadın çocuğundan günün büyük bir kısmı ayrılmak, kreşe veya bakıcıya vermek zorunda. Bu çocuklar anne sevgisine doyamıyor. Her istedikleri alınarak, sevginin dolduramadığı eksiklikler tamamlanmaya çalışılıyor. Doyumsuz çocuklar çoğu kez mutlu evlilikler yapamıyor, daha tahammülsüz ve asabi oluyorlar.

    Kadın evine yakışır. Duygularınızdan önce mantığınızı harekete geçirin. Kimler sizin dışarda olmanızı istiyor? Siz dışarda olunca kimler menfaat sağlıyor iyi düşünün. Sizin çocuğunuzun doğru eğitilip eğitilmediği, düzgün bir insan olup olmadığı kapitalist sistemin umurunda değil. Sistem sizin üzerinizden elde edeceği menfaatlere bakıyor.

    Fillerin tepişmesinden çimenler ezilirmiş. Büyüklerin ihtirasları çocukların ruhlarını yaralıyor. Çocuğunuza kendiniz bakabilmek için imkanlarınızı zorlayın. “Boşuna mı okudun?”, “Evde oturmak için mi, temizlik yapmak için mi onca yıl çaba harcadın?”, “Çocuğunu ver bir çocuk yuvasına” diyenlere kulaklarınızı tıkayın. Evinize giren bir maaş varsa rızık endişesi çekmeyin. Allah’a tevekkül edin.

    Niyetinizi temiz ve sağlam tutun. Evladınızı kimselere bırakmayarak en önemli vazifeyi yapıyor olacaksınız. Kimsenin indinde ne olduğunuz, hangi kariyere sahip olduğunuz değil, çocuğunuzun gözünde nasıl bir anne olduğunuz önemli. Sımsıkı sarılın evladınıza, hep yanında, yakınında olduğunuzu hissettirin. Sevgisiz kucaklarda, çocuğun ruhu acıkır… Onu öyle doyurun ki sevgiye, öyle değer verin ki ona, hayat boyu ”Benim annem!” derken gözleri ışıldasın.

    Unutmayın, dünyanın bütün süslü teyzeleri toplansa, bir anne etmez!


    Cahide Sultan
  3. Havle Binti Kays

    Havle Binti Kays حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ Forum Yöneticisi

    SORU: Selamün aleyküm. Annelik sanatı kitabınızı okuyorum. Çocuğun anneden 4 yıl ayrı kalmamasını yazmışsınız. Yurtdışında okullarda, 2 yaşında okula başlıyor çocuklar. 6 yaşına kadar anaokuluna gidiyorlar, daha sonra da ilkokul dönemi. Okulda sabah 3 saat, öğleden sonra 3 saat kalıyorlar. Bu kadar erken yaşta okula göndermek ne kadar doğru, kitabınızı okuyunca bu soru geldi aklıma.

    CEVAP: Değerli Fatma Hanım, evet yurt dışında çocuklar 2,5 yaşında (36 aylıkken) anaokuluna alıştırma sürecine tabi tutuluyor. Buradaki amaç çocukta “özgüven” duygusunun gelişimidir. Ancak, çocuklar erken yaşta anneden ayrılınca, özgüven gelişiyor gibi olsa da, anneye güven kayboluyor. Çocuk erken yaşta kreşe bırakılınca, özellikle ilk dönemde çok ağlıyor ve anneyi istiyor. Bu ağlayışlara karşılık vermeyen anneye karşı çocukta bir küskünlük, hırçınlık, agresiflik oluyor, ki bu içinde güven duygusunun zedelenmesinin bir karşılığıdır. Çocuk anneye güven duygusunu kaybedince, bu sefer anne acısını hissetmemek için “hissetme yeteneğini” kullanmamayı öğreniyor bu ağlayışlar sırasında. Çocuk bir süre sonra okula alışmış oluyor ama bu arada çocuk duygu dünyasında hislerini kullanmamayı, duygusal olmamayı bir yetenek halinde geliştiriyor. Zaten Avrupa’daki eğitim sistemindeki amaçlardan biri de “duygularından arınmış insan yetiştirmek” olduğu için, bu yöntem onlar açısından çok da problem değil. Bakın Batı’lı insanlara, yüzleri donuk donuk değil mi, duygularını yüzerinden okuyamazsınız… Serttirler… Kırıcıdırlar… Hâlbuki bizim ana esasımız, çocuğun ruh dünyasının tahrip olmamış olmasıdır… Duygu dünyasının güvensizlik içine düşürülmemiş olmasıdır. Dolayısı ile Avrupa’daki usul böyle, bizim pedagojimizdeki usul böyle… Hangisini kullanmak istiyorsanız, bu da sizin annelik hissinize kalmış bir şey…

    Selamlar,

    Uz. Pedag. Adem Güneş
  4. Katre-i Lale

    Katre-i Lale Islam-TR Üyesi

    Vahim bir durum, cok aci..
  5. cihad_38

    cihad_38 Islam-TR Üyesi

    insanın kanını donduran ve malesef gerçek..
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.