İnsanlar, cihad hakkında konuşurlarken kulağa o kadar hoş geliyor ki. "Allah yolunda cihad" güzel bir söz. Fakat gerçekte, cihadın tüm hadiseleri ve neticeleri bu kadar güzel değildir.

Cihad esnasında hep yüksek sesli konuşmalar ve ateşli seramoniler, ganimet ve ödüller, ve daima zafer yoktur. Ancak sevilen kişilerin ölümleri, yaralı arkadaşların acıları, vücudun organlarının parçalanması, malların kaybedilmesi ve yardım ve desteğin kaybedilmesi de vardır.

Bunlara ilaveten; cihadın daha birçok zor tarafı vardır: Farklı karakterlere sahip insanların, aralarında patlak veren tartışmalarıyla birlikte kaynaşmaları... bu adam diğeri tarafından yumruklanır, bir diğeri başkalarıyla tartışmaya girer vs. Bu, insan tabiatıdır(Müslümanlar da melek değillerdir): hatalar, görüşler, fikirler; bazıları İslam'a uygundur bazıları değildir. Yüce gaye(hilafetin yeniden kurulması) ve bedel(Allah için can ve malların harcanması) arasında, bunu uygulamada açık ve muazzam farklılıklar vardır.

İnsanların İslam devleti üzerine varsayımlarını incelersek görürüz ki; onlar sanki bir hayal alemi, bir güzellikler tablosu, uçan halılar tasvir ediyorlar. Düşmanlarımız, bizim savaş meydanlarında melekler tarafından desteklendiğimizi bilerek bizden korkuyorlar.

Onlar öyle bir İslam devleti hayal ediyorlar ki; içinde ne hastalık ne de fakirlik var. Birisi ne arzu ederse hemen önünde çıkıveriyor. Fakat Medine dönemini okursak, bir cennetle karşılaşmayız. Onun yerine görürüz ki, Muhammed(s.a.s.)'in takipçileri Mekke döneminden daha az sıkıntı çekmemişlerdir.

O dönemde sahabe arasında tıpkı Hendek Savaşı'nda olduğu gibi oldukça çetin korku dönemleri olmuştur:

"Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah'a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz."
(Ahzab, 10)

Onların gözlerinde, İslam'ın düşmanları tarafından oluşturulan şiddetli tehlikeden ötürü korku vardı. Bu, Kadir tarafından sarsıcı bir yeryüzü imtihanıydı.

Bunu bir de şu sözde İslam uleması tarafından bugün pazarlanan imajla mukayese edin! Size muhteşem bir İslam devletini söz verirler: ne korku ne savaş, herkese ayrı ev, bol yiyecek, gayri Müslimlerin bizi ve devletimizi görerek İslam'ı kabul etmeleri vs.

Şüphesiz Müslümanlar, doğru cemaatle olduklarında, parti onları dünyalıkları garanti ettiğinde diğerleri yapamadığı müddetçe aklıyla İslam'ı kabul edenler olacaktır.

Fakat burada 4 raşid halifenin üçünün, Ömer bin Hattab, Osman bin Affan ve Ali bin Ebi Talib(radıyallahu anhuma), şehid olarak öldüğünden bahsedersem? İslam'ın hakikatini anlayamayanlar, bir hayal aleminde yaşıyorlar. İmtihanlar başlar başlamaz, yanlış yerlerde mülteci olma yolları arayacaklar. Sonra vazgeçecekler ve bu hayatın zorluklarına dayanmadaki yetersizliklerini kabul edecekler. Fakat öbür dünyada, cezalandırılmaktan başka bir ödül elde edemeyecekler.(Sadık Müslüman, bu dünyada yardım ve desteği Allah'ın yanında arar. Ve Allah'ın izniyle ahrette, sadık müminin ikametgahı olan cennetlere girer)

Muhakkak ki; sadece kitaplarla, fikirlerle, kağıt ve kalemle sınırlı bir dünya İslam değildir. İslam, başarısıyla ve başarısızlığıyla insan hayatıdır. Hatalar, yeni şeyler öğrenmeye, yanlışı görüp ondan sakınmaya yardım ederken doğru ameller, duruşu güçlendirip destekler.

İslam'da hatalar kaçınılmazdır ve beklenilen bir şeydir. Bu nedenle cezalandırma ve mükafata yönelik ilahi kurallar, Allah yolunda çaba sarf eden Müslüman'a gösterilmiştir. Ve İslam tarihinin ilk dönemlerine kısaca bir göz atarsak bunun birçok örneğini buluruz. Bunlardan bazılarını kısaca inceleyebiliriz:

  • Nehrevan Savaşı'ndan evvel harici ordusu,(küçük bir grup hariç) affı ve Ali bin Ebu Talip (r.a.)'in ordusuna teslim olmayı reddetti. Savaş, haricilerin yenilgisiyle sonuçlandı. 4000 kişilik haricilerden sadece 400 kişi yaralı olarak hayatta kaldı.
  • Cemel Savaşı, Müslümanlar arasında ve cennetle müjdelenen sahabilerden Talha ve Zübeyir'in şehit olduğu savaştır.
  • Ali bin Ebu Talip (r.a.) ve Muaviye bin Ebu Süfyan arasındaki Sıffin Savaşı da, hata örneklerinden bir başkasıdır.
Savaşmak, insan varlığının yönlerinden birsidir ve unutulup ihmal edilmemelidir. Bir Müslüman'ın hayatı sadece geceleri ibadet için kalkmak, gün boyunca oruç tutmak, sabit tevbe yakarışları, hediyeleşmek ve diğer hayır işlerinden ibaret değildir.

Biz, şu hata işleme korkusuyla daha büyük işleri terk ederek küçük hayırlar işlemeyi tercih eden insanlara sesleniyoruz. Onlar gözlerini bağlamışlar ve Allah'ın inayetini görmüyorlar.

Allah yolunda cihad, güç ve üstünlük elde etmek için bir insan eylemidir. Cihad, insan aklı ve eylemleriyle iç içe geçmiştir.

Kim demiş ki artık kılıçlar savrulmamalı ve cihad, başkalarına nutuk çekmektir? Kalbini kılıcın sıcaklığına alıştır! Çünkü bu, Allah'ın Müslümanlara bir emridir.

Evet, siz aylık bir dergi yayımlayabilir yahut bir muhalefet partisi kurabilirsiniz. Bu parti, kalkınmaya davet eder, esir Müslümanların kurtuluşunu sabırla bekler ve şimdinin yavaş ölen tiranlarının yerine daha insancıl yeni bir yönetimin en kısa zamanda gelmesini ümit eder. Böylece işiniz tamamlanır. Onların sözlerine ve siyasetlerine göre sıkı bir adamsınızdır. Yetkili otoriteler tarafından tutulan güncel dosyanızda örnek bir muhalif olarak gösterileceksiniz.

Fakat "Kalkın ve Dövüşün! Allah yolunda mücadele edin!"derseniz, o zaman kesin sonucu beklemek zorunda kalırsınız. Seleflerinizin tecrübe ettikleriyle karşılaşmaya hazır olmalısınız. Tıpkı Abdullah Azam gibi, Hattab ve diğerleri gibi...

Çoğu insan, Allah yolunda cihadın zorluklarına dayanamayacaktır. Yalnız hakiki mümin erkekler dışında... Ve cennetin hakiki yoluna yüzünü çevirmeden evvel niyetini iyce gözden geçirin(Rahman'a olan imanında sadık ol ve O'ndan kork!) ki "ben geride kaldım" benzeri şeyler söylemeyesiniz.

Eğer kendinizi kalkıp dövüşmeye yetersiz hissediyorsanız o zaman şunu bilin ki; Müslümanlarla kafirler arasında süren şiddetli bir savaş varken tıpkı bir serçe gibi yiyen, içen ve evinin penceresinden hayatı izleyen bazı insanlar vardır. Fakat savaş sona erince bazıları, "çok önemli fikirler" ile gelecekler ve "size söylenmemiş miydi?", "biz sizi uyarmamış mıydık", "biz biliyorduk", "biz..., biz..." ve böyle konuşup duracaklardır. Allah, onların sesini kessin! O(s.v.t) diyor ki:

"Onlar size karşı pek cimridirler. Korku bastırdığında, üzerine ölüm baygınlığı çöken kimse gibi gözleri yuvalarında dönmüş halde sana baktıklarını görürsün. Korkuları gittiğinde ise, sizin iyiliğinizi kıskanarak, sivri dilleriyle size sataşmaya başlarlar. Onlar iman etmemiş, Allah da onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu ise Allah'a pek kolay gelir."
(Ahzab, 19)

Şeyh Ebu Cendel El Azadi'nin Derslerinden...