Ca’d bin Dirhem ve Cehm b. Safvan ilk defa sıfatları inkar konusunda görüs belirten sahıslardır

Konu, 'İslami Kavramlar' kısmında Ehli_Hadis tarafından paylaşıldı.

  1. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi

      
    İslama ve müslümanlara tuzak kurmak genelde islam düşmanlarının fitneleri olmasına karşın, onların bu tuzak ve entrikalarının temeli aslında Yahudilerin planları sonucudur. Onların bu yaymış oldukları fikirler İslam ümmetinde ayrılık ve fitne oluşturdu. İslam ümmetinin arasına fitne ve ayrılık tohumu eken bir diğer kişi ise, Cehmiye mezhebinin kurucusu El-Cehm bin Safvan’dır. El-Cehm bin Safvan, Allah (c.c)’ın kitabında ve O’nun Rasulü (sallahu aleyhi ve sellem)’nin sünnetinde varid olan Allah (c.c.)’ın isim ve sıfatlarını nefyetti. Sabit olduğu üzere Hicri 128’de maktül olarak ölen El-Cehm bin Safvan, Allah (c.c)’ın isimleri ve sıfatlarını nefyettiği makalesini Ca’d bin Dirhem’den aldı, Ca’d, ta’til fikirlerini Eban bin Sem’an’dan aldı ve Eban da Talut’dan aldı, Talut da Allah (c.c.) Rasulü (sallahu aleyhi ve sellem)’i büyüleyen, sihirbaz Yahudi olan dayısı Lebid bin El-Asam’dan aldı.

    Ca’d bin Dirhem ve Cehm b. Safvan ilk defa sıfatları inkar konusunda görüs belirten sahıslardır Cehm b. Safvan’a göre Allah sey, mevcud, hayy, alim, mürid gibi sıfatlarla nitelenemez. Çünkü bu sıfatlar yaratıklarda oldugundan dolayı tesbihi gerektirir. Ancak sadece ona mahsus olan kadir, mucid, fail, halik, muhyi, mümit olarak nitelendirilmesi caizdir. Allah’ın kelam sıfatı ise hadistir Mu’tezilenin kurucusu Vasıl b. Ata da Cehm b. Safvan’ın izinden giderek Allah’ın ilim, kudret , irade ve hayat gibi sıfatlarını nefyetmistir. Sıfatları kabul etmek Allah’ın kıdemine aykırı düsmekte ve iki ilah ihdas edilmis olmaktadır. Mu’tezile eski Yunan filozoflarından da etkilenerek Allah’ın zatında çokluga ve hatta tesbihe yol açacagı gerekçesiyle kendi zatıyla kaim, kadim sıfatların bulunmadıgı görüsünü ortaya atmıstır Sıfatların nefyini esas alan Mu’tezile kelamcıları bu konuda çesitli metotlara basvurmuslar, bunlardan ikisi söhret bulmustur. Birincisi Selbi metot digeri de haller teorisidir. Sıfatların selbi metotla izahı Yunan felsefesine dayandırılmaktadır Yeni Eflatunculuk aracılı[FONT=TTE27EB008t00]gı ile felsefe ile Yahudili[FONT=TTE27EB008t00]gi uzla[FONT=TTE27EB008t00]stırmaya çalı[FONT=TTE27EB008t00]san Yahudi Philon da Allah’ın tek ba[FONT=TTE27EB008t00]sına ezeli oldu[FONT=TTE27EB008t00]gunu benimseyen yani sıfatları selbi metotla açıklama iddiasında bulunanlardan birisiydi Sıfatları selbi metotla izah yoluna giden Dırar b. Amr’a göre Allah alimdir, kadirdir, haydır demek; cahil de[FONT=TTE27EB008t00]gildir, aciz de[FONT=TTE27EB008t00]gildir ve ölü de[FONT=TTE27EB008t00]gildir demektir. Neccar’a göre de “Allah daima cömerttir” sözünün anlamı ondan cimrili[FONT=TTE27EB008t00]gi nefyetmektir. “O daima mütekellimdir” derken de “O daima kelamdan aciz de[FONT=TTE27EB008t00]gildir” demektir. Ancak onun kelamı hadistir, mahluktur Sıfatları haller teorisiyle açıklayan Ebu Ha[FONT=TTE27EB008t00]sim el-Cübbai Allah’a nisbet edilen sıfatların gerçekte birer hal oldu[FONT=TTE27EB008t00]gu yani bunların ne var ne de yok oldu[FONT=TTE27EB008t00]gunun söylenemeyece[FONT=TTE27EB008t00]gi görü[FONT=TTE27EB008t00]sünden ibaret olan bir nevi konseptüalizm/kavramcılık sayılabilecek bu teoriyi o Allah’ın zatı ile sıfatları arasındaki ili[FONT=TTE27EB008t00]skiyi açıklamak gayesiyle ortaya koymu[FONT=TTE27EB008t00]stur olması bir haldir. Allah alimdir demek Allah’ın bilme durumunda olması demektir. Bu onun zat olmasının ötesinde bir sıfattır. Bunun anlamı zatın anlamından farklıdır. Görüldü[FONT=TTE27EB008t00]gü gibi Mu’tezile ve Cehmiy’ye Allah için zatı üzerine zaid ve zatı ile kaim sıfatların bulunmasını reddeder.

    Allah (c.c.)’ın isimleri ve sıfatlarını inkar eden Muattılanın bu isnat silsilelerine rağmen, Allah (c.c.)’ın kerim olan kitabında kendini isbat ettiği ve onun Rasulü (sallahu aleyhi ve sellem)’in sahih sünnetinde O’nu isbatladığı ve yine Rasul’ün yolundan giden Sahabe ve tabiinin ibadet yaparken ve her hangi bir konudaki isteklerini O’ndan istemelerini Allah’(c.c.)’a kulluk olarak kabul ettiklerini görürüz. Allah (c.c.)’u teala’nın buyurduğu gibi En güzel isimler Allah (c.c.)’ındır O halde O’nu onlarla çağırınız (Araf: 7/180)

    Ve burada İbnil-Kayyım, Kitabı “Es-savak El- Münezzile Ala El-Cehmiye vel Muattıla”nın onbeşinci bölümünde bu konuyla ilgili şöyle söylemektedir; “Te’vil kapısının açılması sonucu dinin ve dünyanın fesatla bozulması, alemin harap oluşu, gönderilen Rasul’lerin saf dinleri üzerine te’vil cinayeti sonucudur”. Din ve onun mensuplarına te’vil cinayetlerinin en büyüğü ve düşmanı mağlup etmede en tesirlisi, müteevvilin, din kelimesinin anlamını bozup, daha sonra da bu bozuk din anlayışıyla nizamlarının, sistemlerinin ayrılığını ve bozukluğunu buna dayandırmaları, din ve mensuplarını mağlup etmenin kolay yolunu bulmuşlardır. Bu arada Cehm bin Safvan,Tenzilin (indirilenin) aslını müslümanlarla birlikte ikrar ederek kendini Te’vil yapabilenler zümresine sokup, ondan sonra da istediği iftira ve yalanla birlikte kendi sevdiği şeyleri dinin arasına katıştırarak, Tenzilin (indirilenin) aslının yani dinin temel kelimesinin, din ehliyle aynı olduğunu iddia etmesine rağmen bu karışıklığı, bulanıklığı yapamaz. Batınilerle aynı söyleme sahip taifelerin geneli, te’vil ettiler. Ve bu taifeler kendilerinin kabul ettiği yönde ve Batınilerin benzeri te’villerle şöyle söylediler: “Ancak onun benzeri olup bana mubah olan te’vilde mezhep oluşturmanı gerektirmez. Bana sakındırdığın şeyi sana mubah kılan ne? Sen ve ben tenzilin (indirilenin) aslını ikrar ettik ve te’vilin mubah ve serbest olması üzerinde anlaştık”. Din ve ilim ehlinden olanlar isim ve sıfatların naslarının bir tanesinde dahi Allah (c.c)’a hamd olsun ayrılığa ve ihtilafa düşmediler.

    İbnil-Kayyım “İ’lamu’l-Muvakkin” adlı kitabının 1/49’uncu sayfasında şöyle söylüyor: “Sahabe (r.a.) ki, mü’minlerin ileri gelenleri ümmette imanı en kamil olanları olmalarına rağmen, Ahkam meselelerinin çoğunda ihtilaf ettiler Fakat Allah (c.c.)’ın isim, sıfat ve fiillerinden olan her hangi bir meselede ihtilafa düşmediler. Bilakis onların hepsi (sahabeden ve tabiinden olanlardan) Kitap ve sünnetin dışına çıkmamış ve çıkmadıkları gibi asıl kaynakların isbatına çalışmışlardır. Ayrıca hiç bir konuda kendi başlarına te’vile gitmeyip kelimelerin yerlerini tebdile uğratıp tahrif etmediler, ondan bir şeyi yanlıştır diye ortaya koyup (ona misaller getirmediler) ileri geri kelimeler, sözler, söylemediler, siyak ve sibakını izale etmek adına ifadelerin yanlış te’villerini yapmadılar. Sahabeden hiç birisi onun gerçeğinin aslının dışına taşıyarak, mecazi anlamlar yükleyerek her hangi bir şey söylemediler. Bilakis onu doğrulayarak, hakikatini kabul ederek telakki ettiler ve onu yücelterek tazim ve iman ile karşıladılar. Oradaki hükmün hepsini tek bir hüküm kabul ederek ve tek bir yol üzere icra edip yürüttüler. Onu parça parça kılan bid’at ve hurafe ehlinin yaptığı gibi yapmayıp, apaçık bir delil, hüccet olmaksızın Kur’an’ın bir kısmını kabul edip bir kısmını reddetmediler.” Onu isbat ve kabullerinde onlara gereken gibi, yine Onu inkar ve redlerinde de gerekli olandır”.

    Tabii’nin bilerek ve iyi niyetle yola koyulduğu bu metod ve proğram, şüphesiz ki Sahabenin (r.a.) girdiği açık seçik olan yolla aynıdır.

    İmam Ahmed (rahımullah) şöyle dedi: Allah (c.c) kendini ne ile bildirdiyse ve Rasulü O’nu nasıl tavsif ettiyse Kur’an ve Hadisi aşmaz ve onun dışında vasfedilmez. Dedi ki: Selefin mezhebi, gittiği yol: Şüphesiz ki onlar Allah (c.c) kendini ne ile vasfettiyse ve Rasulü onu nasıl tavsif ettiyse Tahrifsiz,Ta’tilsiz,Tekyifsiz ve Temsilsiz bir şekilde tanımlayıp nitelediler. Şüphesiz ki orada Allah (c.c) kendini ne ile vasfettiyse onun hak olduğunu biliyoruz. Orada gizlilik ve kapalılık olmayıp bir bilmece ve muamma da yoktur. Özellikle Mütekellim, söylediği şey ile yaratılmışların en iyi bileni, ilmin beyanında yaratılmışların en açık ve düzgün konuşanı, irşad yol gösterme, sözün gösterdiği anlam, tarif ve tanımlamanın beyanında yaratılmışların en fasihi ve beliği olduğu zaman O, sübhanehu ve teala bununla beraber kendine benzeyecek hiç bir şey olmayandır. Ne isim ve sıfatlarıyla mezkur, temiz, pak, mukaddes zatında, ne de onun fiillerinde, O dengi ve benzeri olmaktan münezzehtir. Muhakkak ki Allah (c.c.) gerçekten bildiğimiz gibi onun zatı gerçektir, ve onun fiilleri gerçektir, ve böylece onun sıfatları da gerçektir. Ne onun zatında ne onun sıfatlarında ne de onun fiillerinde ona benzeyecek hiç bir şey yoktur. Her türlü noksanlık ve eksiklik gerektiren veya sonradan var olan herşeyden muhakkak ki Allah (c.c) münezzehtir. Muhakkak ki o yüce Allah (c.c) layık olmadığı her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olup kemal sıfatlarıyla muttasıf olup ona müstehaktır. Öyle ki, O’nun üstünde gaye yoktur, O’nun üzerine yokluk, adem imkansız muhal olduğu için sonradan var oluş ta imkansızdır, düşünülemez. Sonradan var olan her şeyin öncesi yokluk adem’i gerektirir. Ve her hadis sonradan var olan şeyde bir muhdise (yaratıcıya) muhtaçtır. O, noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarıyla muttasıf olup ona müstehaktır. O, noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarıyla muttasıf olan yüce rabbimiz olan Allah (c.c) zatıyla onun varlığı zorunludur.
    Rahman Arşa istiva etmiştir” (Taha: 20/5)

    Sonra Arş’a istiva eden Rahman’dır”(Furkan: 25/59)

    Rahman ismiyle Arş’ına istiva etti, çünkü Arş mahlukatla ihata olduğundan onu kuşatmıştır. Rahman ise halkı, yaratılanları ihata ettiğinden onları kuşatmıştır. Hak tealanın buyurduğu gibi Rahmetim ise herşeyi kuşatır”(Araf:7/156)

    İstiva sıfatların en kapsamlısıyla mahlukatın en geniş olanı üzerine olmuştur. Bunun için onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Sahih’te Ebu Hureyre (r.a.) şöyle der; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah teala mahlukatı yarattığında , yanında olan, Arş’a konulmuş Kitaba şöyle yazdı ‘Şüphesiz ki Rahmetim öfkeme galib geldi”, diğer bir lafızda ise: “Arş’ta onun yanındadır. Feth El-Bari 13/384 H. 7404.
    Sıfatları tevil eden kişi bu teviliyle teşbih hükmüne girer. Bunun açıklaması şöyledir; tevil yapan kişi doğrudan tevile yönelmedi, ancak bu sıfat hakkında zihninde, eğer bu sıfatı Allah için sabit yaparsam, onu yarattıklarına benzetmiş olurum düşüncesi hasıl olduktan sonra tevile yöneldi. Böyle düşününce bunun olamayacağını düşündü, kendi görüşüne göre de tevilden başka yol kalmadı. Tevil lafzı zahirinden başka manaya değiştirmektir, işte bu da ta’tildir. Yani Allah (c.c)’ın sıfatlarından bazısını iptal etmektir. Çünkü o böylece Allah (c.c) hakkında, Allah (c.c)’ın kendi nefsi hakkında isbat ettiği, sahabenin ve onlara tabi olanların hakikatı üzere iman ettiği bir sıfatı Allah ( c.c) hakkında sabit kılmadı, yok saydı, tevilciler Allah (c.c)’ı tam manasıyla bilemediler, bu da tevilcilerin “Onun hiç bir benzeri yoktur, O duyandır görendir” sıfatlarına haiz olan yüce yaratıcıyla , fani mahlukların sıfatlarını ayırdedememelerinden dolayıdır.

    Sahabe, Allah‟ın kendisi için zikrettiği “yed”, “vech”, gibi sıfatları ispat ediyor, fakat yaratılmışlara benzediğini nefyediyorlardı. Onlar sıfatları teşbihsiz ispat ediyorlar ve Allah‟ı ta‟tilsiz tenzih ediyorlardı. Onlar, sıfatları kendilerine nasıl bildirilmişse o şekilde kabul etmekteydiler.

    Hz. Ebû Bekr (ö. 13/634), Hz. Peygamber‟in vefatı esnasında “Her kim Muhammed‟e kulluk ediyorsa bilsin ki Muhammed vefat etmiştir. Kim de semadaki Allah‟a kulluk ediyorsa O ebedîdir, ölmez demiştir. Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî, [I]Kitâbu’l-Arş[/I], Beyrut 2003, s. 35.
    Keza Hz Ömer (ö. 23/643) de, yolda kendisini beklettiği için şikâyette bulunan bir adama, “Yazıklar olsun sana, Sen bu kadının kim olduğunu biliyor musun? O, yedi kat semanın üzerinde bulunan Allah‟ın şikâyetini işitip hakkında ayet inen kişidir demiştir. Ebû Muhammed Abdullah b. Yusuf el-Cüveynî, [I]er-Risâle fi isbâti İstivâ ve’l-Fevkiyye[/I], Riyad 1998, s. 60

    Selefî âlimlere göre Allah‟ın sıfatlarını te‟vil etmek, mesela; istivâya “istila etmek”, Allah‟ın nüzulüne “O‟nun emrinin inmesi”, Allah‟ın elini “ O‟nun kudret ve nimeti” demek; Allah‟ın sıfatların mahlûkatın sıfatları gibi anlamak, onları değiştirmek ve tahrif etmek demektir. Yusuf el-Cüveynî, [I]er-Risâle[/I], s. 181.[/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT][/FONT]
  2. Ebu Katade

    Ebu Katade Misafir

    ALLAH razı olsun....
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.