Bir babanın oğluna evlilik tavsiyesi(hikaye)

Konu, 'Evlilik ve Aile' kısmında Duaa tarafından paylaşıldı.

  1. Duaa

    Duaa Islam-TR Üyesi

      
    Baba, oğluna; "Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum" demiş,

    Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı "Olur" demiş çekine çekine.

    Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.

    "Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana" demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş... Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.

    Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.

    Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: "Ne görüyorsun?"

    Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.

    "Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.

    Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.

    Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.. "

    Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:

    "Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır.

    Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

    Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

    Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.

    Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.

    "Asıl ders bu değil!" dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.

    "Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok " Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. "İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.

    "Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi... Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar."
  2. OĞUZELİ

    OĞUZELİ Islam-TR Üyesi

    Erkeklere ve bayanlara daha çooooookevlilik nasihati vermek gerek.Paylaşımın içinsaol ESEN KAL.
  3. ebubeyza

    ebubeyza Üyeliği İptal Edildi

    Evlenmek Ya Da Evlenmemek!.


    Gündem ve gündem bilinci konusunda oldukça güzel şeyler söylenmiş ve gündemin önemine dikkat çekilmiştir. Yazılan ve yazılacak olan şeylerin, müslümanlann acil sorunlan olması gerektiği kabul ettiğim gerçeklerdendir. Bu gerçekleri kabul ettiğim için, birçok rnüslümanın en acil meselelerinden biri olan evliliğe değinmek istiyorum.
    Evlilik meselesini acil servise almam karşısında bekar kardeşlerimiz başlannı öne eğerek “Yok be abi, bu konu o kadar önemli değil” diyeceklerdir!. Çünkü bizler, yani evli olan müslümanlar da, bekarlık günlerimizde evlilikten söz açıldığı zaman. sanki önemli değilmiş gibi, sanki bizi ilgilendirmiyorrnuş gibi, sanki gündemimizde yokmuş gibi, sanki basit ve önemsiz bir meseleymiş gibi, sanki bunu hiç dert etmiyormuşuk gibi başımızı öne eğiyor ve “Bu mesele pek önemli değil” diyorduk!.

    Oysa “Önemli değil” dediğimiz bu mesele, iç dünyamızın en önemli gündemlerinden biriydi. Bahçeli bir ev veya yolda yürüyen bir çift müslüman görünce hatırlamak bir yana, vitrinlerde eşarp veya bir çift kadın ayakkabısı görünce hatırladığımız ve uzun uzun düşündüğümüz bir meseleydi bu..
    “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele” özdeyişi gibi “Evlenmek ya da evlenmemek, işte bütün mesele” özdeyişi de iç dünyalarımıza girmekte ve sık sık tekrarlanmaktaydı. Tabi ki evlenmek düşüncesi kabule şayan bir düşünce olup, evlenmemek düşüncesini ağırlıklı heybetiyle ezmekteydi.
    Hem neden evlenmeyecektik ki?

    Efendimiz (s.a.v.) bizleri evliliğe teşvik ederken, aynı teşviği nefislerimizde de hissediyorduk. O halde nefsi bir engelle karşılaşmayan bu sünneti ihya etmeli ve hemen evlenmeliydik!.
    Evlenmeliydik, evlenmeliydik amma kiminle evlenecektik?..
    İşte mesele bu noktaya geldiği zaman hangi toplumda yaşadığımızı unutuyor, içinde bulunduğumuz toplumsal gerçeklere gözlerimizi kapatıyor ve bakışlanmızı saadet asrına yönelterek başlıyorduk konuşmaya.
    Efendim, benim evleneceğim kızda şu şu şu vasıflar mutlaka bulunmalıdır. Sonra iç dünyası şöyle şöyle, dış dünyası ve görünüşü ise böyle böyle olmalıdır. Efendim daha sonracıma aile görüşü şu şekilde, dünya görüşü bu şekilde olması gerekmektedir. Ayrıcana şunlan şunlan bilmeli, bunları bunlan ise mutlaka yapmalıdır...
    Cennet hanımlarını tarif eder gibi tarifimizi yaptıktan, nadide siparişimizi verdikten ve bu siparişimizi yakın dostlanmıza usul usul fısıldadıktan sonra başlıyorduk beklemeye.
    Aman ya Rabbil!. Ne uzun bekleyişti bu!..
    Bekliyorduk..
    Bekliyorduk..
    Bekliyorduk... Fakat sonuç yok!.

    Gerçi bazı adaylar bulunuyordu, bulunuyordu amma, hiç üşenmeden uzun uzun anlattığımız vasıflar bunlarda yoktu ki!
    Hani güvercin hikayesi vardır. Güvercin kaya gölgesini, burçak tarlasını ve su kenannı çok severmiş. Bu üçünün bir arada bulunduğu yeri bütün ömrü boyunca aramasına rağmen bir türlü bulamamış. Kaya gölgesini ve burçak tarlasını bulduğu yerde su yokken, suyu ve kaya gölgesini bulduğu yerde de burçak tarlası yokmuş!.

    İşte bizim durumumuz da, bu güvercinin durumu gibiydi!. Aradığımız vasıflann birarada bulunduğu. bir namzetle bir türlü karşılaşamıyorduk. Netice olarak su kenarından veya burçak tarlasından vazgeçebilen kardeşlerimiz, evlenebilen kardeşlerimiz olmuştu. Nadide siparişlerinden ve isteklerinden taviz vermeyen kardeşlerimiz ise, bekarlığın bunaltıcı sıcaklığı altında hala kanat çırpmakta ve bir seraptan diğer bir seraba doğru arayışlarını sürdürmektedirler.
    Küçük yaşta evlenen kardeşlerimiz, tabi ki büyüklere özgü, büyük problemlerle karşılaşmıyorlardı. Çünkü bu yaşlarda karşılaşılan eş adaylan sıcak bir hüsnüzanla değerlendirilmekte ve karşısındakinin ne olduğunu/ne olmadığını hiç anlamayan delikanlıdan coşku dolu bir ses çıkmaktadır.
    “Aldım gitti...”
    Evet!. Bazı istisnalar olsa da, çoğumuz böyle evlendik.
    “Aldım gitti” diyerek aldık, aldık ama aldıktan sonra gitmedi!.
    Fakat ne yapılabilir ki?
    Şimdi de çocuklarımızın başlannı okşuyarak “Katlandım gitti” diyoruz. Kaça katlandığımız veya kaça katlanıldığı ise kişilere ve karşılaşılan müennes imtihana göre değişmektedir.

    Tabi ki bu söylediklerimiz, erkeklerin boyutundan söylenen sözlerdir. İyimser olduklan ve aradıkları bazı vasıflardan vazgeçtikleri için evde kalmayan kızlanmız ve bacılanmiz ise, “Vardım gitti” dedikten sonra gerçeğin maske tutmaz çehresiyle karşılaşmakta ve çocuklannı öpüp koklayarak onlar da “Katlandım gitti” demektedirler. Çünkü onlann da evlenecekleri erkekten ve evlilikten güzel beklentileri bulunmaktadır. Erkekler birer Fatma veya Fatma gibileri veya Fatma gibi gibileri ararken: onlar da birer Ali veya Ali gibileri veya Ali gibi gibileri aramaktadırlar.
    Tabi ki boş arayışlardır bunlar!.
    Çünkü Fatma gibiyi arayanlar, nasıl ki Ali gibi değillerse, Ali gibiyi arayanlar da Fatma gibi değillerdir. Gerçi nikahtan önceki konuşmalarda Ali ve Fatma gibi gözükenler çok olsa da, söz ve konuşmalardaki bu güzel hava nikahla birlikte dağılmakta ve yerini acı hakikatlere bırakmaktadır.
    “Nikahta keramet vardır” derler!. Bu güzel söze karşı çıkmıyorum, çıkmıyorum ancak, kimler arasındaki nikahta güzel kerametler olduğunu gerçekten çok merak ediyorum!.
    Çünkü gördüğüm ve gözlediğim birçok nikahta keramet değil, nedamet tecelli ediyor. Fakat yine de bekar kardeşlerimizin renkli umudlanm zedelememek için “Nikahta nedamet vardır” demiyorum.. Gelelim sadede..
    İçinde bulunduğumuz toplumu ve konuyla ilgili söylediklerimizi dikkate alarak evlenecek olan kızlarımıza ve erkeklerimize, gerçekten evlenmek istiyorlarsa aradıkları vasıflardan indirim yapmalannı teklif ediyorum. Tevhid akidesine vakıf ve bunu gücü nisbetince yaşamaya çalışan bir adayla karşılaştıkları zaman, bu toplumda kolay bulunamayan nadir ve nadide bir adayla karşılaştıklarını bilsinler. Varsın burçak tarlası olmasın, ne çıkar!.

    Aynca ve önemle belirtmek istediğim diğer husus birbirlerine karşı dürüst olmalarıdır. Evlilikten sonra zaten ortaya çıkacak olan gerçekleri, evlilikten önce açık yüreklilikle birbirlerine iletirlerse, evlilikleri şüphesiz ki hüsran olmayacaktır.
    Kendilerine evlenme teklifinde bulunan açık yürekli müslümanı tanıdıktan sonra kendi durumunu dikkate alarak ve şayet o müslüman; layık değilse “Ben sana layık değilim” diyebilen adaylar, görmeye hasret çektiğimiz adaylardır.
    Fakat ne gariptir ki büyük çoğunluk kendilerini iyilere, daha iyilere, çok daha iyilere layık görmektedirler!.
    Ne diyorsunuz, öyle değil mi?
    Evlenme yaşını geride bırakan ve henüz evlenemeyen birçok kardeşimiz, dudaklara uzanmayan bir fısıltı ile “Evet öyle” diyeceklerdir.
    Gerçi evlenmenin belli bir yaşı yoktur. Yaşın önemi evlilikte değil, evliliğe karar verme noktacında kendisini göstermektedir. Mesela yirmi yaşından küçük kardeşlerimizin, evlenecekleri adaylara iki gözlerini de açık tutarak bakmalannın bi? sakıncası yoktur. Çünkü iki gözleri açık olsa da karşı tarafın eksikliklerini fazla göremeyecekler ve gördüklerini de sımsicak bir iyimserlik ile hayra yorumlayacaklardır. Yaş yirmiden otuza doğru uzandıkça kişi olgunlaşmakta, insanları yakından tanımakta ve dikkati daha fazla artmaktadır. Bu dönemlerde gerçekten evlenmek isteyenlerin, mutlaka bir gözlerini kapamaları ve görülen bazı şeyleri gözardı etmeleri gerekecektir.
    Yaş otuzu aşmışsa ve evlenme niyeti hala sürüyorsa, evlenebilmek için iki gözün de kapatılma zamanı gelmiştir artık!.
    Günümüz şartlannda evliliğin önündeki en büyük engellerden birisi, müslümanlara da sirayet etmiş olan ihtiyaç ve tüketim kültürüdür. Bir ev için zaruri olan ihtiyaçlara elbetteki bir şey demiyoruz. Fakat evin en güzel ve en geniş olan odasının koltuk takımı, vitrin, yemek takımı gibi şeylerle doldurularak ev halkının kullanımına kapatılması, faydalarından çok zararlan olan bu eşyaların bir toz beziyle ve özenle silinmesi; evlerinin bir bölümünü puthane yapan ve buradaki ağaç oyma putlann hergün tozunu alan cahiliye dönemi kadınlannın yaptıklan saçmalığı çağrıştırmaktadır!.
    Nasıl bir İslam ve nasıl bir İslami yaşam anlayışıdır ki, oturmak için koltuk takımına, yemek için yemek odası takımına, yatmak için yatak odası takımına ihtiyaç duyulmaktadır!. Bunlan ihtiyaç kabul eden bir bacıyı almak ve onun böylesi ihtiyaçlarını karşılayarak ona bakmak, hiç şüphesiz ki asr-ı saadet dönemindeki dört kadını yakın akrabasıyla birlikte alıp-bakmaktan çok daha zordur.
    Özellikle doğu bölgelerinde kendisini gösteren başlık parası ise, öncelikle müslümanların çözümlemesi gereken bir meseledir. Bazı müslüman babalar başlık parasını gerçekten yadırgamakta fakat yine de “Şuna bak! Kızını bedavaya vermiş..” gibi batıl bir sözle karşılaşmaktan sakınmaktadırlar!.
    Bedavaya vermek ne demek? Hiç şüphesiz ki müslümanlar ktzlanna ve diğer evlatlarına Allah'ın nzası için bakarlar, Allah'ın rızası için yetiştirirler ve yine Allah'ın rızası için evlendirirler, O halde kızını Allah'ın nzası için evlendiren, Allah'ın nzası için bir müslümana veren baba, bu kızını bedavaya veya ucuza mı vermiş olur?
    Allah'ın rızasından daha büyük bir bedel veya bu yüce rızadan daha büyük bir karşılık var mıdır ki, bu kutlu alış verişte zarar edilmiş olsun?
    Ayrıca talep ettikleri başlık bedelini, kendilerine o evladı veren, onu yaratan, sayısız nimetlerle onu yaşatan Allah'a ödemişler de, Ödedikleri bu bedeli mi talep ediyorlar?
    Hemeyse bu sözü fazla uzatmayalım. Çevreyi ve gelenekleri dikkate alan babalardan, Allah'ı ve Allah'ın rızasını dikkate almalarını istirham edelim..
    Evlenmekle ilgili olarak ikinci veya üçüncü evlilik meselesi ise, bir evliliğin üstesinden gelemeyen erkeklerin gündemine girebilecek bir mesele değildir. Çünkü asr-ı saadetten örnek alarak ikinci evliliği gerçekleştiren birçok kardeşimiz, diğer müslümanlara örnek değil, ne yazık ki ibret olmuşlardır. Asr-ı saadet döneminden örnek ve bu müslümanlardan ibret aldıktan sonra ikinci evliliğe karar verebilmek, tabi ki çok zor bir hadisedir. Kaldı ki bir veya iki gözü kapatarak bu konuda karar verebilmek, cesaretle değil cehaletle ilgili bir yaklaşımdır.
    Fakat yine de yiğidin hakkını yiğide vermek istiyor ve bir evli müslümanlar adına ayağa kalkarak, birden fazla evlenen ve bu evliliklerini rahmetli bir şekilde sürdürerek nadide örnekler olan kardeşlerimizi ayakta selamlıyoruz.
    Evet., haddimizi bilerek oturalım artık!..
    Ve önemli meselemizi kısa da olsa bir sonuca bağlayalım. Şimdiye kadar yazdıklarımızdan anlaşılacağı gibi evlenmek ya da evlenmemek meselesine genel yaklaşımımız ve kardeşlerimize neyi önerdiğimiz bellidir.
    Evlenin arkadaşlar!.
    Evlenin kardeşler!.
    Uyum sağlayabileceğiniz birisiyle karşılaşırsanız, yaşarken mutlu; uyum sağlayamayacağınız birisiyle karşılaşırsanız, düşünürken filozof olabilirsiniz!. Görüyorsunuz her iki olasılıkta da bazı hayırlar var!
    Veya var gibi!..
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.