Askerlik Meselesi

Konu, 'Serbest Kürsü' kısmında DjKarakurt tarafından paylaşıldı.

  1. DjKarakurt

    DjKarakurt Islam-TR Üyesi

      
    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

    İddia: Askerlik küfürken paralı askerlik olmaya cevaz verilmiştir bu fetvaya göre kişiler tağuta asker olmakta ve kendilerini tehlikeye küfürlere atmış olacaklardır.

    İddiaya Cevap: İtirazcı iddia sahibi şeyhin kendisine sorulan soruya verdiği cevaba karşılık böyle bir iddiaya sahiplik etmektedir. Şeyh’e sorulan soru ve şeyhin fetvası şudur:

    Soru: Parali askerlik yapanlarin durumu nedir?

    Cevap: Küfür işlemekten ve askerlik yaptığında küfür işlemeyeceğinden kesin olarak emin olan kişi paralı askerlik yapabilir. Fakat eğer paralı askerlik esnasında küfre girmesi için ikraha maruz kalırsa ve bu sebeple küfür işlerse kâfir olur. İkrah ruhsatı onu kurtarmaz. Çünkü isteyerek gitmiştir. Bu kimsenin durumu tıpkı Mekke'den hicret etmeyip, Bedir savaşına müslümanlara karşı katılanların durumuna benzer. Askerlikten rahatlıkla kaçabilen ve hiç bir zorluğa da maruz kalmayan kimse için paralı askerliği tavsiye etmem. Çünkü askerlik küfürle dolu olan bir müessesedir. Oraya gidildiğinde çok dikkatli, çok iyi ilme sahip olunmalıdır ki küfürden korunabilsin.

    İddia sahibi şeyhin yazısının sadece bir bölümünü alıp diğer bölümlerini okumadan böyle bir sonuca varmış. Ancak şeyhin yazısı dikkatle okunursa şeyhin bu fiili tavsiye etmediği görülür.

    Şeyhin (Allah ondan razı olsun) bu fetvasında herhangi bir hata söz konusu değildir. Şimdi Allah’ın yardımı ve izniyle şeyhin ne ifade ettiğini açıklayalım;

    Günümüzdeki şirk devletlerinde bu devletlerde yaşayanların belirli bir yaşa geldikten sonra onlara bazı görev ve sorumluluklar yüklenmektedir. Bu görevlerden en önemli olanlarından biride askerlik müessesidir. Bu müessesede tağutlar, asker için konulan yaş sınırına gelen adayı insanları eğitmesi için bazı komutanlar ve rütbeliler tayin edip onları belli bir süre eğitirler. Ve bu süreçte bazen tağutlar insanları kendine kul yapmak veya kendi şirk devletlerini ayakta tutmaları için belirli bir eğitim aşamasından geçirdikten sonra artık eğitilmiş halde serbest bırakırlar.

    Askerlik, belli bir sistemi muhafaza ve müdafa etmek amacıyla yapılan eylemin adıdır. Bu eylemi yapana da asker denir

    Tağuti sistemin kurumsallaştırdığı askeriye teşkilatı; Tağuti sistemleri ayakta tutan en büyük direklerinden birisidir. Ve tağut bununla ayakta durabilmektedir. Bu meşruiyetini muhafaza ve müdafaa etmek için belli bir yaşa gelmiş erkek vatandaşlarını kullanarak, kendisine süresi belli bir zaman içinde hizmet ettirmek istemektedir. El, Dil, Nefis ve Malla Tağutları müdafa etmekten birisini veya hepsini birden mutlaka bu yaştaki vatandaşlarından kendisi için gerçekleştirmesini zulmen onlardan istemektedir. Zira askere giden bir vatandaş o sistemi ayakta tutmak için ya elle mücadele edecektir, ya dille mücadele edecektir, ya canla mücadele edecektir, ya malla veya hepsiyle birlikte… Yeri geldiğinde tağut bunu, fertleri askeriye kurumuna çağırmasa bile, kendisine sadık olan her vatandaşından istemektedir. İşte böyle bir sistemi muhafaza ve müdafa etmek amacıyla tağutun askeri teşkilatına katılanlar tağutun askeri olmuşlardır.

    Tağutun kanunlarını koruyan ordu ve emniyet teşkilatının, Allah (c.c)’a ve dinine savaş açanların başında geldiğinden hiç şüphe yoktur. Onlar, bu kanunları yerlerine sabitleştiren direkleri, bekçileri, dostları ve kullarıdır. Şayet onlar olmasaydı küfür kanunlar asla hâkim olmaz, onları koyanlar asla ayakta durmazdı. Çünkü bu küfür kanunları ve kanun koyanlar ancak onlarla korunabilirler. Onlar zalimlerin silahı ve bu kanunların tatbiki için insanları zorlayan vurucu güçtür. Bu sebeple bu işlerde görev almamak gerekir. Bu işlerde görev yapan kişi, tağutun aldığı kâfir hükmünü alır.


    Tağutların zalim sistemleri öyle şeytani planlar tasarlamışlardır ki; bu müesseseyi adeta mayın tarlası gibi bombalarla döşemiş ve işi müslümanlar açısından daha zor duruma sürüklemek için bu müesseseyi öyle zorunlu bir hale getirmişlerdir ki müslümanlar bu müesseseye katılıp bu görevi yapmaksızın o ülkelerde yaşaması olanaksız hale getirmişlerdir.


    Tüm peygamberler askeri teşkilatlar kurmuş, bu teşkilatları silahlandırmış ve bu teşkilatlarla müşriklere karşı savaşmıştır. Bu yüzden askerlik asli olarak küfür değildir. Ancak tağutun askeri olmak veya onu ayakta tutmak için askerlik yapmak bizatihi küfürdür. Fakat günümüzde bazı kişiler aşırıya kaçarak askerlik muessesine katılan herkesi hiç niyet ayırımı yapmaksızın veya durumunu araştırmaksızın tekfir etmektedirler. Bunlar bu iddiaların isabet edememiş ve meseleyi yanlış anlamışlardır. Ancak deseler ki; tağutun askeri olmak bizatihi küfürdür ve tağutun askeri olanlar kâfirdir. Bu doğrudur. Ancak her askere giden tağutun askeridir denilmez. Çünkü küfür olan tağuta askerlik yapmaktır. Yoksa askerlik yapmak değildir. Bu iki kavram arasındaki farkı anlamak gerekir.

    Bu konuda verilmesi gereken hüküm şudur:

    Küfür düzenlerinin askerlik müessesesi küfür, şirk ve haramla dolu olan bir zulüm müessesesidir. Müslüman gençlerin bu müesseseden kendilerini sakındırmaları, oraya gitmemek için bütün güçlerini kullanmaları, yapabilecekleri işlemler varsa onları yapmaya çalışmaları, ikraha maruz kalmadıkça ve gerekli olmadıkça oraya gitmemeleri gerekir. Fakat sonuçta gitmekten başka çareleri kalmazsa gittikleri zaman ise kendilerini şirk, küfür ve haram amellerden sakındırmaları ve hatta oradan kurtulabilmenin yollarını aramaları gerekir.

    Şu da asla unutulmamalıdır:

    Kâfirlerle müslümanlar arasındaki sıcak savaş sırasında asla kâfir ordularında müslümanlara karşı askerlik yapılmaz. Böyle bir durumda ancak casus olarak ve kâfirlere zarar vermek için askere gidilir.

    Askerlik Meselesinde Şu İki Konuyu Ayırmak Gerekir:

    Birincisi: Küfür olan amel; askere gitmek ve küfür ordusunda bulunmak mıdır?

    İkincisi: Yoksa küfür olan amel; o ordu içerisinde işlenen küfür ve şirkleri işlemek midir?

    Askerlik müessesesinin küfür, şirk ve haramla dolu olan bir müessese olduğuna da değinmiş, bunlardan korunmak mümkün olmasına rağmen, çok zor olduğunu da belirtmiştik.

    Buna göre küfür olan amel; o ordu içerisinde işlenen küfür ve şirkleri işlemek ise bir kimse kendisini bu şirk ve küfürlerden sakındırarak askerliğini tamamlarsa kafir olur mu?

    Örneğin;

    -Bir kimse askerlere yapılan bağlılık yeminini yapmaz,
    -Askeri eğitim sırasında söyletilen tağutu övücü sözleri söylemez,
    -Namazını ve diğer ibadetlerini yapabilir,
    -Müslümanlara veya tağuti sistemlere düşman diğer gruplara düzenlenen operasyonlara katılmaz,
    -Veya bunlar gibi daha birçok şirk, küfür veya haram olan amelden kendisini sakındırarak askerliğini tamamlarsa acaba bu kimse küfre girmiş denir mi? Elbette ki denmez.

    Bu konuda kişinin niyetinin iyi olması onu kurtarır mı şeklinde bir soru sorulacak olursa şöyle cevap verilir:

    Şirk, küfür ve haram olan konularda, bu amelleri işleyen kişinin niyetinin halis olması onu kurtarmaz. Daha açıkçası bir kimse şirk olan bir ameli işlerken onu iyi niyetle işliyor olsa bile müşrik olmaktan kurtulamaz. Küfür ve haram olan ameller konusunda da hüküm böyledir.

    Bu açıklamaya göre bir müslüman askere gider ve orada bulunan şirk, küfür veya haram olan amellerden birini işler ve de bu amelleri işlerken niyeti İslam’a ve müslümanlara hizmet, kâfirlerin sırlarını çalmak ya da onların vermiş olduğu askerlik eğitiminden istifade etmek olursa acaba bu kimsenin niyeti onu kurtarır mı? Elbetteki kurtarmaz.

    Şimdi esas karıştırılan meseleye gelelim:

    “Tağutun askeri olmak elbette küfürdür. Fakat her askere giden, tağutun askeri olmuştur denilemez.” demiştik.
    Her askere giden kişi tağutun askeri olmuştur hükmü yanlıştır.

    -Tağutu öldürmek için askere giden kişi tağutun askeri olmuş mudur?
    -Tağut bile bu kimsenin kendi askeri olduğuna hüküm vermez.
    -Casusluk için askerliğe giden kimse tağutun askeri olmuş mudur?

    Tağut bile bunu kabul etmez. Bilakis onu düşman olarak görür ve tespit etmesi halinde ölüm cezası verir. Şimdi soruyoruz:

    Bir müslüman askere gitmiştir. Tağuta vela göstermemiştir, tağut yolunda ve tağut için çarpışmamıştır, Allah ve rasulüne düşman olmamıştır ve orada hiç bir küfür işlememiştir. Bu kimseye küfre girdi hükmü verilir mi? Bu olayı hayal etmezsiniz bile…

    Eğer yine küfür deniliyorsa o zaman hiç bir delile dayanmadan bir müslüman tekfir edilmiştir. Bundan dolayı o kimselerde tekfir edilirler. Çünkü yukarıda vasfettiğimiz kişinin küfrünü gösteren herhangi bir delilleri yoktur.
    Bilinmesi gerekir ki; bir müslümana küfür hükmü vermek, basit bir olay değildir. Kesin ve kat’i delillere dayanılmalıdır. Bu meseleler; yersiz ve konuyla alakası olmayan ilimsiz kıyaslarla olmaz.

    Askerlik meselesi hakkındaki hükmü geniş bir şekilde açıkladıktan sonra şimdi paralı askerlik yapma meselesini ele alalım;

    Paralı askerlik; diğer adıyla bedelli askerlik olarak geçmektedir. Bu kişinin belli bir miktar para ile belirlenen askerlik süresini kısaltması demektir. Biz kişinin zor durumda kalmadığı müddetçe böyle bir şey yapmasını asla uygun görmüyoruz. Çünkü bu çok zor bir durumdur. Zira kişi paralı askerlik yaptığı zaman küfre düşerse mazeretli sayılmaz. Çünkü kendi ayağı ile gitmiştir. Bu yüzden paralı askerliğin yapılması; eğer kaçma imkânı veya alternatifler varsa asla tercih edilmemelidir.

    Şeyhimiz verdiği fetvada paralı askerliği tavsiye etmemiş bilakis bundan sakındırmıştır. Ancak kendinden emin olan kişi eğer küfre ve şirke bulaşmaksızın bu işlemi yapıp kurtulabiliyorsa bu caizdir. Çünkü küfür hükmü bir sebebe binaen verilir. Yoksa sebebi küfür olan bir fiil gerçekleşmedikçe küfür hükmü vermek aşırılıktır. Bu yüzden dikkat edilmelidir ki; İçtihada ehliyeti olmayan kişiler her ne kadar küfür hükmü verirlerse versinler aslında küfür hükmü verdikleri vakıa farklıdır. Çünkü tağutun askeri olmak ile askerlik yapmak arasında fark vardır. Biri bizatihi küfürdür. Diğeri ise durumuna göre küfür olabilir. Şöyle ki;

    Eğer askerlik yapan kişi tağuta korumak veya onu ayakta tutmak için değil, sadece burada kâfirlerin taktiklerini öğrenmek veya eğitim almak için askere gitmişse ve burada kendini küfürden koruduğu ve küfür işlemediği yaptığımız araştırma neticesi ortaya çıkarsa biz bu şahsı tekfir edemeyiz. Zahiren müslüman hükmü veririz. Çünkü tekfir; kişiyi islamdan çıkaran fiil, söz, ya da hareketin izhar olunmasıyla gerçekleşir. Aksi takdirde kişi tekfir edilmez.

    Ancak kişi tağutu ayakta tutmak için veya ona vatani görev için askerlik yapaya giderse zaten bu kişi bu niyetiyle tekfir edilir.

    İddia sahibi şeyhin söylediklerini anlamadığı veya yanlış bir fikre sahip olduğu için bu konuda hataya düşmüş ve şeyhi tağuta askerlik yapmaya cevaz vermekle itham etmiştir. Ancak şeyh bunun aksine tağutları ve onu askerlerini tekfir etmiştir. Bu şeyhin yazdığı eser ve verdiği fetvalarda hayli mevcuttur.

    Son olarak bu iddia hakkında şunu söylüyoruz;

    Tağuta ister paralı olsun, ister başka bir şekilde olsun vatani görev veya onu ayakta tutmak için askerlik yapmak küfürdür. Ve böyle yapan kişi kâfir olur. Ancak başka niyetlerle askere giden kimseye küfrü zuhur etmedikçe kâfir hükmü verilmez. Bu ister paralı askerlik olsun, ister başka bir şekilde olsun. Ancak biz kişinin hiçbir zaman askere gitmesini tavsiye etmiyoruz. Zira askerlik müessesesi küfürlerle dolu olup kişinin kendini koruması zordur. Ayrıca kendi ayağıyla ister ikrah altında, ister başka bir sebepten dolayı küfür işlerse bu ikrah ona ruhsat sayılmaz. Çünkü kendi ayağıyla gitmiştir. Bu yüzden kişinin kurtulabilmesi için başka yollar varsa bu yola başvurmak gerekir.
  2. Abdussamed Seyhani

    Abdussamed Seyhani Islam-TR Üyesi

    Aile baskısı önemli bir etken. Yoksa Kimse Askere gitmiyor, ve gitmek istemiyor. Ama İnsanları Annesi, Babası çevresi zorluyor. Gidenlerde bunlar yüzünden gidiyor. En önemli etken Aile ve Çevre baskısı.
  3. Almunadil

    Almunadil Üyeliği İptal Edildi

    Yazıdaki anlayışa/beyanata göre zorlayan anneler-babalar ve çevreler tekfir edilir, dimi?
  4. asrinsirri

    asrinsirri Islam-TR Üyesi

Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.