Çözüldü Allah Nerede ? - Rahman Arş'a Istiva Etti ! (kitap)

Konu, 'Tevhid' kısmında ABDULHAK tarafından paylaşıldı.

  1. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

      
    وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهٖ نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖيدِ
    Ve andolsun ki, Biz insanı yarattık ve ona nefsinin ne vesvese verdiğini de biliriz ve Biz ona şah damarından daha yakınız
    KAF suresi 16. ayet

    16 — Andolsun ki insanı Biz yarattık ve nefsinin kendisine ne fısıldadığını da biliriz. Biz, ona şah damarından daha yakınız.

    17 — Sağında ve solunda onunla beraber oturup amellerini tebît eden iki de tesbît edici vardır.

    18 — O bir söz atmaya dursun, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.

    19 — Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte bu; senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir.

    20 — Sûr'a üfurülmüştür. işte bu; geleceği va'dedilen gündür.

    21 — Her nefis yanında bir sürücü ve şâhidle gelir.

    22 — Andolsun ki sen, bundan gaflette idin. îşte senin perdeni kaldırdık. Bugün artık görüşün keskindir.

    Şah Damarından Daha Yakın
    Allah Teâlâ, yaratıcısı olması hasebiyle insana güç getireceğini haber veriyor. O'nun ilmi insanın bütün yaptıklarını kuşatmıştır. O kadar ki Allah Teâlâ Âdemoğullarının nefislerinin kendilerine fısıldamış olduğu hayrı ve şerri dahi bilir. Sahîh bir hadîste Allah Rasûlü (s.a.)nden rivayete göre o şöyle buyurmuştur.Şüphesiz ki Allah Teâlâ ümmetimden konuşmadıkları veya yapmadıkları sürece nefislerinin kendilerine fısıldadıklarından vazgeçmiştir.
    «Biz, ona şah damarından aaha yakınız.» âyet-i kerîme'smde, Allah'ın melekleri kasdedilmektedir. Allah'ın melekleri insana onun şah damarından daha yakındırlar. Burayı Allah'ın ilmi ile te'vîl edenler hulul veya ittihâd nazariyesinden kaçmak için bu te'vîle sapmışlardır. Zî-râ icmâ' ile Allah hakkında gerek hulul ve gerekse ittihâd nefyedilmiş-tir. Allah Teâlâ bunlardan münezzeh ve mukaddestir. Ancak âyet-i ke-rîme'nin lafzı hulul veya ittihadı gerektirmemektedir. Zîrâ Allah Teâlâ: «Ben ona şah damarından daha yakınım.» buyurmamış, «Biz ona şah damarından daha yakınız.» buyurmuştur. Ölüm halinde olan kimse hakkında: «Biz o kişiye daha yakınızdır, ama göremeyiz.» (Vakıa, 85) buyurmaktadır ki, burada da melekleri kasdediliyor. Yine bu kabilden olmak üzere Allah Teâlâ: «Muhakkak ki Kur'ân'ı Biz indirdik Biz. Onun koruyucusu da elbette Biziz.» (Hicr, 9) buyurmaktadır. Melekler Allah'ın izni ile zikri yani Kur'ânı indirmişlerdir. Aynı şekilde melekler Allah'ın kendilerine vermiş olduğu kudret ile insana, onun şah damarından daha yakındırlar. Nasıl ki şeytânın insana dokunması varsa meleğin de insana dokunması vardır. Aynı şekilde doğru ve doğrulanmış olan Allah Rasûlünün haber verdiği üzere: Şeytân, Âdemoğlunun damarlarında onun kanının akışı gibi akar. Bu sebepledir ki burada da şöyle buyurur: «Sağında ve solunda onunla beraber oturup amellerini (gözetleyip) tesbît eden iki de (melek) vardır.» Bu iki melek insanın amellerini yazan meleklerdir. «O, (Âdemoğlu) bir söz atmaya dursun (bir kelâm konuşmayadursun), mutlaka yanında (bir kelimeyi, bir hareketi bile kaçırmaksızın yazmak üzere) hazır (bekleyen) bir gözcü vardır.» Allah Teâlâ başka bir âyet-i kerîme'de de şöyle buyurur: «Oysa yaptıklarınızı bilen değerli yazıcılar, sizi gözetlemektedirler.» (înfitâr, 10-12).
    Meleğin her sözü yazıp yazmadığı konusunda âlimler ihtilâf etmişlerdir. Hasan el-Bâsrî ve Katâde, meleğin her sözü yazdığı görüşündedirler. İbn Abbâs'ın iki kavlinden birine göre ise melek sadece sevâb veya azabı gerektiren sözleri yazar. Ayetin zahiri bunlardan birinci görüşü destekler mâhiyettedir. Zîrâ «O bir söz atmayadursun, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.» âyet-i kerîme'si umûmîdir. İmâm Ah-med der ki: Bize Ebu Muâviye'nin... Bilâl îbn Haris el-Müzenî'den rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur: Kişi nereye varacağım bilmeden Allah'ın, hoşnûdluğunu gerektiren bir kelime konuşur da Allah bu kelime ile, Zâtına kavuşacağı güne kadar o kul için hoşnûdluğunu yazar. Bir kişi de nereye varacağını düşünmeden Allah'ın öfkesini gerektirecek bir kelime konuşur da Allah bu kelime ile, Zâtına kavuşacağı güne kadar o kul aleyhine öfkesini yazar. Ravîlerden birisi olan Alkame şöyle dermiş: Bilâl İbn Hâris'in hadîsi beni nice sözlerden alıkoymuştur. Tirmizî, Neseî ve îbn Mâce de hadîsi "Muhammed İbn Amr kanalıyla rivayet etmişlerdir. Tirmizî hadîsin hasen, sahîh olduğunu söyler. Bu hadîsin Sahîh'de şahidi de vardır. Ahmed İbn Kays şöyle diyor: Kişinin sağındaki melek hayrı yazar. Soldaki meleğin emîridir. Kul bir hatâ işlediği takdirde soldaki meleğe: Yazma, der. Şayet kul Allah'a istiğfarda bulunursa onu yazmaktan men'eder. Şayet istiğfar etmemekte devam ederse o takdirde yazar. Ahmed İbn Kays'ın bu sözünü îbn Hatim rivayet etmiştir. Hasan el-Basrî «Sağında ve solunda onunla beraber oturan iki melek vardır.» âyetini okumuş ve şöyle demiş: Ey Âdemoğlu senin için bir sayfa açıldı. Senin için iki şerefli melek görevlendirildi. Birisi sağında, diğeri solundadır. Sağında olanı senin iyiliklerini tesbît eder. Solundaki ise. kötülüklerini tesbît eder. Az veya çok dilediğini işle; öldüğün zaman sayfan kapatılır ve seninle beraber kabrinde boynuna konulur. Tâ ki kıyamet günü sen çıkıncaya kadar. İşte o zaman şöyle buyrulur: «Her insanın işlediklerini boynuna dolarız. Ve onun için kıyamet gününde açılmış bulacağı bir kitab çıkarırız; Oku kitabım. Bugün kendi hesabın için kendi nefsin sana yeter.» (İsrâ, 13-14). Sonra Hasan el-Basrî şöyle demiştir: Allah'a yemîn olsun ki seni, kendi nefsini hesaba çekici kılan Allah Âdil'dir.
    : Ali İbn Ebu Talha'nın İbn Abbâs'tan rivayetine göre o, «O bir söz atmaya dursun, mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.» âyeti hakkında şöyle demiştir: Yedim, içtim, geldim, gittim, gördüm sözlerine varıncaya kadar hayır olsun, şer olsun onun her konuştuğunu yazar. Nihayet Perşembe günü olunca, söz ve ameli arzolunur. Onlardan, içinde hayır veya şer olanlar tesbît edilip bırakılır, geri kalanı atılır. İşte Allah Teâlâ'nın; «Allah dilediğini siler ve dilediğini bırakır. Ve ana kitâb O'nun katmdadır.» (Ra'd, 39) kavli bu anlamdadır. İmâm Ah-med'den naklen anlatıldığına göre o, bir hastalığı esnasında inlemişti. Ona Tâvûs'un: İnlemeye varıncaya kadar melek herşeyi yazar, dediği ulaşmış da ölünceye kadar bir daha İmâm Âhmed hiç bir zaman inlememiş.
    Allah Teâlâ: «Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte bu; senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir.» âyet-i kerîme'sinde şöyle buyurur: Ey insan, ölüm sarhoşluğa gerçekten geldi ve senin, hakkında şüphelenip durduğun yakîn üzerindeki örtüyü kaldırıp açtı. Şenin kaçmakta olduğun ölüm sana geldi. Ondan kaçma, kurtulma ve ondan kaçıp sığınacak bir yer yoktur. Müfessirler «Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte bu; senin öteden beri kaçıp durduğun, şeydir.» âyetinde kime hitâb edildiği konusunda ihtilâf etmişlerdir. Sahîh olan, buradaki muhatabın insan olmasıdır. Buradaki muhatabın kâfir olduğu da, başka ihtimâller de serdedilmiştir. Ebu Bekr İbn Ebu Dünyâ der ki: Bize İb-râhîm İbn Ziyâd'ın... Alkame İbn Vakkas'dan rivayetine göre Hz. Âişe (r.a.) şöyle demiştir: Babam ölürken yanında hazır bulundum. Baş-ucunda oturuyordum. Ona bir baygınlık hali geldi. Ben: «Her kimin göz yaşı, içinde mahpus halde tutulmaya devam ederse mutlaka bir keresinde akıtılır», şiirini okudum. Başını kaldırdı ve: Ey kızcağızım, senin söylediğin gibi değil, aksine Allah Te&lâ'nın buyurduğu gibidir. O, şöyle buyuruyor: «Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte bu; senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir.» dedi. Yine Ebu Bekr İbn Ebu Dün-yâ'run Halef İbn Hişâm kanalıyla... Behiyy'den rivayetine göre o, şöyle demiştir: Ebubekir (r.a.)'in hastalığı ağırlaştığında Hz. Âişe (r.a.) geldi ve şu beyti okudu: «Yemîn ederim ki bir gün can çekişip göğsü canına dar geldiği zaman dişiye zenginliği fayda vermez.» beytini okudu. Hz. Ebubekir yüzünü açtı ve: Öyle değil, şöyle de: «Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte bu; senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir.» Ben bu haberin rivayet edildiği kanalları Ebubekir es-Sıddîk'ın Sîret'in-de ve onun vefatını anlattığım yerde verdim. Allah ondan razı olsun. Hz. Peygamber (s.a.) den nakledilen sahîh bir hadîse göre sekerât-ı mevtinde Allah Rasûlü yüzündeki teri silmeye ve şöyle demeye başlamış : Sübhanallah şüphesiz ölüm için sekerât-ı mevt vardır.
    «İşte bu; senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir.» âyet-i kerîme'-Sübhanallah, şüphesiz ölüm için sekerât-ı mevt vardır.
    1 — Âyetin bu kısmında geçen ( U ) edatı, ism-i mevsûldür. Buna göre anlam şöyle oluyor: Senin öteden beri kaçmaya, uzaklaşmaya çalışıp durduğun şey senin başına gelmiştir.
    2 — Bu edat, olumsuzluk edatıdır. Buna göre anlam şöyle oluyor: Bu; senin kaçıp uzaklaşmaya güç yetiremediğin şeydir.
    Taberânî Mu'cem el-Kebîr'inde der ki: Bize Muhammed İbn Ali es-Sâiğ'ın... Semure'den rivayetine göre Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurmuştur: Ölümden kaçanın misâli, yeryüzünün kendisinden borcunu istediği tilkinin misâli gibidir. Çıkıp koşar. Yorulup uykusuzluk iyice bastırınca inine girer. Yeryüzü ona: Ey tilki, alacağım, der. Tilki sür'atle koşarak ininden çıkar. Böyle koşmakta devam eder de sonunda boynu kırılır ve ölür. Bu misâlin hulâsa olarak anlatmak istediği şöyle ifâde edilebilir: Yeryüzünden ayrılmak ve uzaklaşmak, saçmak nasıl mümkün değilse aynı şekilde insan için de ölümden kurtuluş ve kaçış yoktur.
    Allah Teâlâ: «Sûr'a üfürülmüştür. İşte bu; geleceği va'dedilen gündür.» buyurur. Sûr'a üfürülme, korku, yıkılma ve yeniden diriltilme-ye dâir hadîs hakkında bilgi daha önce geçmişti. Ki yeniden diriltilme, kıyamet gününde olacaktır. Bir hadîste Allah Rasûlü (s.a.) şöyle buyurur: Sûr'un sahibi Sûr'u ağzına almış, alnını eğmiş ve kendisine izin verilmesini beklerken ben nasıl olur da sevinir ve rahat olurum. Ashabı: Ey Allah'ın elçisi, nasıl diyelim? diye sordular da Ra-sûlullah (s.a.): Allah bize yeter. O ne güzel Vekil'dir, deyiniz, buyurdu. Bunun üzerine kavim: Allah bize yeter, O ne güzel Vekil'dir, dediler.
    Allah Teâlâ: «Her nefis, yanında bir sürücü ve şâhidle gelir.» buyurur ki, bir melek onu mahşere sürer, bir melek de amellerini aleyhine şâhid tutar. Bu, âyet-i kerîme'nin. zahirinden anlaşılmaktadır ve İbn Cerîr de bu açıklamayı tercih etmektedir. İbn Cerîr, İsmail İbn Ebu Hâlid kanalıyla Yahya İbn Râfi' —Bu,zât Sakîf kabilesinin kölesiydi— den rivayet eder ki o şöyle anlatıyor: Osman İbn Affân'ı hutbe okurken işittim. «Her nefis, yanında bir sürücü ve şâhidle gelir.» âyetini okudu ve şöyle dedi: Sürücü onu Allah'a sürecek, bir şâhid de işledikleri ile aleyhinde şâhidlik edecektir. Mücâhid, Katâde ve İbn Zeyd de böyle söylemiştir. Mutarrifin Eşcâ'ın kölesi Ebu Ca'fer'den, onun da Ebu Hüreyre'den rivayetine göre sürücü; melek, şâhid ise; kişinin amelidir. Dahhâk ve Süddî de böyle diyorlar. İbn Abbâs'tan rivayetle Avfî der ki: Sürücü meleklerdendir, şâhid de bizzat insanın kendisidir. O, kendi nefsi aleyhine şâhidlik edecektir. Dahhâk İbn Müzâhim de böyle söylemiştir.
    «Andolsun ki sen, bundan gaflette idin. İşte senin perdeni kaldırdık. Bugün artık görüşün keskindir.» âyet-i kerîme'sindeki hitabın kime râci' olduğu hususunda İbn Cerîr üç görüş naklediyor:
    1 — Burada kasdedilen kâfirdir. Bu görüşü Ali İbn Ebu Talha, İbn Abbâs'tan rivayet ediyor. Dahhâk İbn Müzâhim ve Salih İbn Keysân da böyle söylemiştir.
    2 — Burada kasdedilen, iyisi ve günahkârı ile herkestir. Zîrâ dünyaya nisbetle âhiret uyanıklık, dünya da uyku gibidir. İbn Cerîr bu açıklamayı tercih edip Hüseyn İbn Abdullah İbn Ubeydullah İbn Abbâs'tan nakletmiştir.
    3 — Burada hitâb Hz. Peygamber (s.a.)edir. Zeyd İbn Eşlem ve oğlu böyle söylemektedir. İkisinin söylediğine göre anlam şöyle oluyor: Sana vahyolunmazdan önce^ sen bu durumdan haberdâr değildin. Biz sana bunları inzal etmek suretiyle sendeki örtüyü kaldırıp açtık. Bugün senin görüşün artık keskindir. Ancak âyet-i kerîme'nin akışı bu üçüncü açıklamanın tersinedir. Zîrâ hitâb insanadır. «Andolsun ki sen, bundan gaflette idin.» âyetinde, o gün kasdedilmektedir. «İşte senin perdeni kaldırdık. Bugün artık görüşün (güçlü ve) keskindir.» Zîrâ kıyamet günü herkes basiret sahibi olacaktır. Hattâ dünyadaki kâfirler bile kıyamet günü istikâmet üzere olacaklardır. Ancak bu onlara hiç bir fayda vermeyecektir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: «Bize geldikleri gün; neler görüp neler işitecekler.» (Meryem, 38). «Suçluları, Rablarının huzurunda başları öne eğilmiş olarak: Rabbımız, gördük ve dinledik. Artık bizi geri döndür de sâlih amel işleyelim. Gerçekten biz kesin olarak inandık, derlerken bir görsen.» (Secde, 12).

    FAYDALANMANIZ TEMENNISI ILE....


  2. ismail emre

    ismail emre Islam-TR Üyesi

    hacı abi allah razı olsun klavyene sağlık ama ben gene cevabımı alamadım. sizin genelde verdiğiniz bilgiler ölüm kıyamet vb. bilgileri içeriyor. ben istiva konusunu şu anki bilimle nasıl açıklarız ve bunu biz avama nasıl anlatırız onu sormuştum.şimdi diyeceksiniz nasslar var tamam var ama misal abdulhak hocamın belirttiği bilgileri şöyle bi göz gezdirdim ve allahın gökte olduğu ile ilgili bi hadis belirtmiş. doğruluğunu bilmiyorum ama hadis allahın gökte denilmesini belirtmiş. iyi de sabit bir gök yok ki. uzayla ilgili azcık bilgiye sahip olan biri evrenin matematik hesaplarıyla bile ölçülemez bir büyüklükte olduğunu bilir. kaldı ki şu an gök diyebileceğimiz şey atmosfer. ondan sonrası uzay olarak adlandırılmakta. ozaman allah göktedir gibi bi ifade allahın sadece belli bir kalınlıkta olan gök denilen atmosferde sıkıştığı manasına gelmekte.

    açıkçası bu arşa istiva kelimesini de salt arşa oturma olarak almak sanki allah'ın (c.c.) bi oturağa ihtiyacı var gibi anlaşılmasına neden oluyor. iyi de yarattığı bişeye neden muhtaç olsun ki, allah (c.c.).

    sanki daha başka bi anlam içeriyor gibi o ayet. elbette ilim ehli insanlar daha bilgilidir bu konuda.

    bir açıklama yapılırsa bu istiva arş vb. konularda, yalnız günümüz alimlerinin görüşleriyle ve azcık bilimsel ve güncel bir dille anlatırsanız inş. memnun olacağım.

    selam ve dua ile...
  3. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu sûretle sizi üretiyor. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.sura 11

    canim kardesim abdulhak kardesim ALLAH celle celaluhu ondan razi olsun
    butun yazilacaklari yazmis sana senin sahdamarndan daha yakin oldugunu soyleyen ve esinin benzerinin olmadiginida belirten bir yaraticimiz var...ne yazarsak yazalim daha fazla yazmak felsefe alimlerinin isidir ALLAH celle celaluhu bizleri onlardan beri eylesin......bu konuyu daha fazla arastirmak bilimsel olarakta abestir ,nedenide kapasite olarak o sekilde yaratilmamisiz vesselam......
  4. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi

    Abdullah ibnu Mes'ud r.a dan, şöyle dedi : Dünya semâsı ile ondan sonra ki gelen semânın arası beşyüz senedir. Her iki semânın arası böylece beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arasıda beşyüz senedir Arş ise suyun Üstündedir.Arşın üstünde de Allah’u Teala vardır. Sizin meşkul olduğunuz amelleri taa oradan bilir. }

    Bu hadisi es-Sünne adlı eserinde İmam Ahmed,in oğlu Abdullah ,Ebu Bekir b.el-Munzir,Ebu Ahmed el-Assal,Ebu Kasım et-Taberani,Ebu Şeyh,Ebu,l-Kasım el-Lalekai,Ebu Ömer et-Talemenki ve Ebu Bekr el-Beyhaki Ebu Ömer b.Abdulberr telif ettikleri eserlerinde rivayet etmişlerdir Hadisin senedi Sahih tir.el-Esma ve,s-Sıfat (s.401) de yine İbn Huzeyme (s.70) Darimi (s.105) Ebu,ş-Şeyh el-Azame )vr.34/b) Lalekai.Şerhu Usüli İ,tikadi Ehl,s-Sünne (I/91/B) Süneyd b.Davud sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.

    İmam el Eş’ârî de şöyle demektedir: Göklerin üzerinde Arş bulunup,Allah da O’nu istivâ ettiğinden dolayı dır ki, Allah, “Gökte olanın sizi yere batırıvermesinden emin misiniz?” buyurmuştur. Gök (sema), yükseklik demektir. Arş ise göklerin üzerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla Allah, “Gökte olanın sizi yere batırıvermesinden emin misiniz?” derken aslında gökleri değil, Arş’ı kastetmiştir. Bu durumda âyetin manası, “Arş üzerinde olanın sizi yere batırıvermesinden emin misiniz” şeklinde olmaktadır. Eş’ârî, el-İbâne,‘an Usûli’d Diyâne, 106, 107.
  5. Askalani

    Askalani Islam-TR Üyesi

    ALLAH’U TEALA’NIN ARŞININ ÜZERİNDE OLDUĞUNU HABER VEREN

    HADİSİ ŞERİFLER

    { … Ebu Hureyre r.a dan. şöyle dedi : Nebiyyu s.a.v şöyle dedi : Allah'u Azze ve Celle mahlukâtı yarattıktan sonra, yanında bulunan kitaba şöyle yazdı : rahmetim gadabımı geçmiştir. Bu kitap arşın üstünde Allah’ın yanındadır. }
    BUHARİ : 6.C.2985.S - 16.C.7425 - 7426.S - AHMED : 2 / 258
    { … Ebu Zerr r.a dan, şöyle dedi : Bir gün tam güneşin batacağı esnada Resulullah s.a.v ile beraber mescid'de bulunuyordum. Bana hitaben : Biliyormusun bu güneş nereye gidiyor, Ya Eba Zerr, dedi : Ben : Allah ve Resulü en iyi bilendir Ya Rasulallah, dedim : Devam ederek dedi ki : Muhakkak ki o Arşın altında Rabbisinin önünde secde etmeye gidiyor. }

    BUHARİ : 4802 – MÜSLİM : 1.C.159.N – İBNU MENDE : 1012 – AHMED : 5 / 152

    ALLAH’U TEALA’NIN ARŞI YEDİ KAT SEMALARIN ÜZERİNDEDİR

    { … Sa'd ibnu Ebi Vakkas r.a dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v Sa'd İbnu Muâz r.a nun, Beni Kureyza hakkında vermiş olduğu hükme binaen söyle dedi : - Ey Sa’d sen – Yedi kat semanın üstünden Melik’in verdiği müküm ile hüküm verdin. }

    BEYHAKİ : ESMA : 420 – ZEHEBİ ULUV : 15 – NESEİ : SAHİH BİR SENEDLE RİVAYET ETMİŞLERDİR.

    { … Abdullah ibnu Mes'ud r.a dan, şöyle dedi : Dünya semâsı ile ondan sonra ki gelen semânın arası beşyüz senedir. Her iki semânın arası böylece beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arasıda beşyüz senedir Arş ise suyun Üstündedir. " Arşın üstünde de Allah’u Teala vardır. Sizin meşkul olduğunuz amelleri taa oradan bilir. }

    EBU SAİD ED-DARİMİ ER-REDDU ALEL CEHMİYYE : 275 - İBNİ HUZEYME TEVHİD : 105 – 106 – BEYHAKİ ESMA : 401 DE SAHİH BİR SENEDLE.

    { … Aişe r.anha’nın kapıcısı Zekvan dan, şöyle dedi : Abdullah ibnu Abbas r.a, Âişe r.anha vefat edeceğinde yanına geldi. Aişe'ye hitaben şöyle dedi : Sen Resûlullah s.a.v in kadınlarından kendisine en sevgili olanı idin. Allah Resulü s.a.v ise temiz olandan başka bir şeyi de sevmez. Ve hem de Allah’u Teala yedi kat semanın üstünden senin beraatini indirdi. Allah’ın zikredildiği hiçbir mescid yok ki,senin beraatini bildiren Ayet gece gündüz oralarda okunmasın. }

    EBU SAİD ED-DARİMİ ER-REDDU ALEL CEHMİYYE : 275


    { … Enes r.a şöyle dedi : Zeyneb bintu Çahş,Peygamberin diğer hanım-larına karşı öğünür ve şöyle der di : Sizleri peygamber ile aileleriniz evlendirdi.Halbuki beni onunla yedi kat semaların üstünden yüce Allah evlendirdi. } “ İLGİLİ AYETİ CELİLE : AHZAB : 37 “

    BUHARİ : 16.C.7290.S – TİRMİZİ : 5.C.3427.N

    ALLAH’U TEALA’NIN SEMA’DA OLDUĞUNU ANLATAN AYETİ KERİMELER

    أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ

    “ Yoksa siz, gökte olanın sizi yerin dibine geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz. O zaman yer birden sallanmaya başlar. “

    أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِباً فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ

    “ Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar gönder-meyeceğinden emin mi oldunuz ? O zaman tehdidim sanılmış göre-ceksiniz. “
    MÜLK : 16 – 17. AY.

    Şüphesiz ki insanları yere batıracak olan Allah’u Azze ve Celle’dir... Birilerinin zannetiği gibi burada bahsi edilen melekler değildir….Bu Ayeti celilelerde gökte olanın kendisinin olduğunu anlatılıyor Rabbimiz ….

    Bakınız Allah’u Teala ne buyuruyor :

    أَفَأَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُواْ السَّيِّئَاتِ أَن يَخْسِفَ اللّهُ بِهِمُ الأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لاَ يَشْعُرُونَ

    “ Kötü tuzaklar kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmeyece-ğinden, yahut hiç ummadıkları bir yerden kendilerine azabın gelme-yeceğinden emin midirler ? “
    NAHL : 45.AY.

    Elbetteki Melekler de göktedirler, ama Allah’u Teala’nın burada haber verdiği şey ; kendisinin meleklerinde üstünde olduğudur…

    Rabbimiz şöyle buyurur :

    وَلِلّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَالْمَلآئِكَةُ وَهُمْ لاَ يَسْتَكْبِرُونَ يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

    “ Göklerde ve yerde olan canlılarla ve Melekler, kibirlenmeden hep Allah'a secde ederler. " ÜSTLERİNDE Kİ RABLERİNDEN KORKARLAR " ve emrolundukları her şeyi yaparlar. “
    NAHL : 49 – 50. AY.


    ALLAH’U TEALA’NIN SEMA’DA OLDUĞUNU ANLATAN HADİSLER

    { … Muâviye't -Ubnu'l -Hakem es –Sülemiyy r.a dan, şöyle dedi : Benim, Uhud ve Cevvaniyye taraflarında koyunlarımı güden bir cariyem vardı.Bir gün yanına çıkıb vardım.Birde ne göreyim, güttügü koyunlardan birisini kurt kapmış. Ben de Adem oğullarından biriyim, onların öfkelendiği gibi bende öfkelenib esef ettim. Lakin ben o cariyeye bir şamar vurdum. Akabinde Resulullah s.a.v’e gelip - cariyeye vurduğum tokatı haber verdim – Resulullah s.a.v bu şamarı aleyhime çok büyüttü. Bende, Ya Rasulallah : - yaptığım bu işten dolayı - cariyeyi azad edeyim mi ? dedim. Onu bana getir, buyurdu. Bende cariyemi Resulullah s.a.v’e getirdim. Resûlullah s.a.v cariyeye hitaben " ALLAH NEREDEDİR " ? diye sordu. Câriye : " SEMADADIR " dedi. Tekrar, " BEN KİMİM " ? buyurdu. Câriye : " SEN ALLAH'IN RESULÜSÜN ", dedi. Bunun üzerine Resûlullah s.a.v bana: Onu azad et, çünkü o bir " MU'MİNE " dir,buyurdu. }

    BUHARİ CÜZ : 64 – MÜSLİM : 2.C.537.N – EBU DAVUD : 2.C.930.N – İBNİ HUZEYME TEVHİD : 121 – AHMED : 5 / 447 – BEYHAKİ : 7 / 387 – İBNİ EBİ ASIM ES-SÜNNE : 489.N

    { … Ebu Said el-Hudri r.a dan.Şöyle dedi : Rsulullah s.a.v buyurdu ki : “ ……. Bana itimat etmiyor musunuz ? ben semada olanın eminiyim. Sabah akşam bana gökyüzünün haberi geliyor. }

    BUHARİ : 4351 – MÜSLİM : 3.C.1064.N

    عن عبد اللّه بن عمرو، يبلغ به النبي صلى اللّه عليه وسلم : الراحمون يرحمهم الرحمن ، ارحموا أهل الأرض يرحمكم من في السماء .

    { … Abdullah ibnu Amr r.a dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Merhametli olanlara , " RAHMAN " olan - Allah'u Azze ve Celle'de -merhamet eder. Yerdekilerine merhamet edin ki, gökteki – Allah’ta - size merhamet etsin. }

    EBU DAVUD : 5.C.4941.N – TİRMİZİ : 1924 – AHMED : 2 / 160 – HUMEYDİ : 591 – HAKİM : 4 / 159

    { … Câbir ibnu Abdullah r.a dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v Veda haccın'da Arefe günü vermiş olduğu hutbede şöyle buyurdu : Ben vazifem olan tebliği yaptım mı ? - ne diyorsunuz -Sahabelerde : evet Ya Resulallah hakkı ile yaptın, diye cevab yerdiler. Resulullah s.a.v de şehâdet parmağını semaya doğru kaldırıp insanlara karşı indirerek ; Allah’ım şahid ol, diye üç kere tekrar etti. }

    BUHARİ : 1739 – MÜSLİM : 1218 – EBU DAVUD : 1905 – AHMED : 1 / 447
    { … Abdullah İbnu Ömer r.a dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v vefat ettiğinde, - münafıklardan bazıları müslümanların aralarını karıştırmak için nasıl olur da böyle bir Resul ölür diye laflar konuşmaya başlamışlardı - Binâen aleyh Ebu Bekr r.a Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi : Ey insanlar ! eğer ibadet ettiğiniz ilah Muhammed idiyse o öldü. Yok eğer ibadet ettiğiniz ilah semadaki Allah idiyse o ölmemiştir. ve sonra şu Ayet'i Kerimeyi sonuna kadar okudu.

    “ Muhammed ancak bir Resuldür. Ondan önce de bir çok Resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz topuklarınızın üzerine geriyemi döneceksiniz ……. “ } Ali imran 144.

    EBU SAİD ED-DARİMİ ER-REDDU ALEL CEHMİYYE : 274

    { … Zeyd ibnu Elsem r.a dan, şöyle dedi : Abdullah ibnu Ömer bir çobanın yanına uğradı ve çobana, kesilmeye elverişli bir şeyi olup olmadığını sordu. Çoban da sahibi burada yoktur, dedi. İbnu Ömer r.a da, ne olacak sahibine ; “ birini kurt kaptı “ dersin dedi. Bu söz Üzerine çoban, başını semaya kaldırıp şöyle dedi : peki Allah nerede ya ! Bu cevabı işiten ibnu Ömer r.a da : Vallahi Allah'ın nerede olduğunu sormaya ben daha layıkım, dedi. Ve sonra çobanı ve koyunları sahibinden satın alıp, çobanı azad ederek koyunları da ona verdi. }

    ZEHEBİ ULUV : 95 DE CEYYİD BİR İSNADLA


    ALLAH’IN ZATI SEMA’DA AMA İLMİYLE HER YERİ KUŞATMIŞTIR

    Şüphesiz ki Allah’u Teala zatıyla semada olmasına rağmen ilmi her şeyi kuşatmıştır…. Yani her şeyden haberdar ve her şeyi görür ve bilir.


    Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :

    …….” وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً

    “ ….. Muhakkak ki Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. “
    TALAK : 12.AY.

    “........وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً عَلَى

    “ ….. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır ….. “
    A’RAF : 89.AY.

    …….” رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْماً”……….

    “ …… Rabbimiz , rahmet ve bilgi bakımından her şeyi kapladın ….. “

    MÜ’MİN : 7.AY.

    “............وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ …….”

    “ …… Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır ……. “
    A’RAF : 156.AY.

    إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً

    “ Sizin ilahınız,sadece kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. O, ilmi ile her şeyi kuşatmıştır. “
    TA HA : 98.AY.

    { … Ebu Bekr el-Hallâl'ın şeyhi, Yusuf ibnu Musa’l Kattan şöyle dedi :
    Ebu Abdullah'a - yani Ahmed ibnu Hanbele - denildi ki : Ne diyorsun ? Allah'u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak " KUDRETİ VE İLMİ " ile her yerde olduğu halde " YEDİ KAT SEMANIN ÜSTÜNDE ARŞININ ÜZERİNDE MİDİR "


    Ahmed ibnu Hanbel'de cevaben şöyle dedi : Evet " ALLAH'U AZZE VE CELLE ARŞININ ÜZERİNDEDİR " hiç bir şey de " O’NUN İLMİNDEN GİZLİ DEĞİLDİR " }
    HALLAL ES - SÜNEN : 198

    { … Ebu Talib Ahmed ibnu Humeyd şöyle dedi : Ahmed ibnu Hanbel'e " ALLAH BİZİMLEDİR " deyip şu Ayet'i “ Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı oluyor mu, mutlak Allah dördüncüleridir “ okuyan bir adamdan sordum. Dedi ki : muhakkak o " CEHMİ " olmuştur. Ayet’in evvelini bırakarak sonunu alıyorlar, dedi. Ben de Ayet'i evveliyle beraber okudum. " BİLMİYOR MUSUN ? ALLAH HEM GÖKLERDEKÎNİ HEM YERDEKİNİ HEP BİLİR. HERHANGİ BİR ÜÇ SIRDAŞIN, BİR FISILTISI OLUYORMU,MUTLAK ALLAH DÖRDÜNCÜLERİDİR. BEŞ KİŞİNİN OLUYOR MU, MUTLAK ALLAH ALTINCILARIDIR. BUNLARDAN DAHA AZ, DAHA ÇOK OLUYOR MU, MUHAKKAK ALLAH, HER NEREDE OLSALAR, ONLARLA BERABERDİR SONRA BÜTÜN YAPTIKLARINI, KIYAMET GÜNÜ, KENDİLERİNE HABER VERİR. HABERİNİZ OLSUN Kİ, ALLAH, HER ŞEYİ BİLİR " Mücadele : 7 Ayet'in nihayetinde Ahmed ibnu Hanbel şöyle dedi : İlmi onlarla beraberdir. Ve sonra KAF Suresinin 16. Ayet'i okudu. " NEFSİNİN ONA NE VESVESELER VERDİĞİNİ DE BİLİRİZ. BİZ ONA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINIZ " Ve sonra " İLMİ ONLARLA BERABERDİR " dedi. }

    HALLAL ES - SÜNEN : 199

    { … Mervezi r.h şöyle haber verdi : Ebu Abdullah'a - ya'ni Ahmed ibnu Hanbel'e – dedim ki : Bir insan ki, ben Allah'ın Kur'an da dediği gibi diyorum. Allah’da diyor ki : " HER HANGİ BİR ÜÇ SIRDAŞIN, BİR FISILTISI OLUYOR MU, MUTLAK ALLAH DÖRDÜNCÜLERİDİR " . Mücadele : 7 Bunu derim bundan başka birşey demem, diyor. - ne dersiniz bu adama ? -Dedi ki : " CEHMİYYELERİN " sözüdür. Bilakis " ALLAH'IN İLMİ ONLARLA BERABERDİR " }
    ZEHEBİ ULUV : 228

    { … Şeyhu'l -İslam Ebu’l -Hakkari ve Hafız Ebu Muhammed el -Makdesi, Ebu Sevr ve Ebu Şuayb'a ref ettikleri isnadlarıyla ikisi de, Sünnet'in yardımcısı İmam'ı Şâfi'i r.h dan, şöyle rivayet ettiler :

    İmam'ı Şâfi'i r.h dedi ki : İmam'ı Malik, Süfyan ve daha onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan kavil şudur : " ALLAHDAN BAŞKA İLAH OLMADIĞINA VE MUHAMMED S.A.V’İN ALLAH'IN RESULÜ OLDUĞUNA ŞEHADET EDİP VE ALLAH'U AZZE VE CELLE'NİN DE SEMASINDA ARŞININ ÜZERİNDE OLDUĞUNU , İSTEDİĞİ GİBİ KULLARINA YAKLAŞIP VE İSTEDİĞİ GİBİ DE DÜNYA SEMASINA İNDİĞİNİ İKRAR ETMEKTİR " . }
    ZEHEBİ ULUV : 196

    { … Abdullah ibnu Ahmed ibnu Hanbel r.h dan, er-Reddu ale'l Cehmiyye isimli kitabında,babası Ahmed'den oda Abdullah ibnu Nafi'den oda Malik ibnu Enes r.h dan şöyle dediğini rivayet ediyor :

    İmam'ı Malik r.h şöyle dedi : " ALLAH'U AZZE VE CELLE SEMÂ’DADIR , İLMİ İSE HER YERDEDİR, İLMİNDEN DE HİÇ BİR ŞEY GİZLİ KALAMAZ ". }

    EBU DAVUD MESAİL : 263 - ABDULLAH ER-REDDU ALEL CEHMİYYE : 5 – ACURRİ ŞERİA : 289
  6. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi

    Elmeddin burda ne yazıyor:


    …….” وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً


  7. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    elmeddin kardes sacmalamayi kes lutfen bak ehli hadis kardes bir ayeti yazmis oraya herseyin cevabi anlayana tabiki..kafanda kac sinir ucu var onu bilemeyen sen,elizindeki varyantlari cozemeyen sen,nasil kalkipta yukaridaki sacmaliklari yazip hesap sorabiliyorsun kac paralik beynin var senin evvela onu hesapla deki benim beynim su kadar santim eder (santim gramin yuzde biri) kendine gel kardesim......
  8. laylay

    laylay Islam-TR Üyesi

    ++++++++++++++++
  9. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Ey Aklı kıt Haşviyye ,zamane haricileri onlarda sizin gibi ayetleri yanlış anlamlar yüklediler ve saptılar .....
    Bakın kaynak gördüğünüz Osman Said DARİMİ'NİN akaidine.....(Not;Bu sünen Sahibi Darimi le karıştırılmasın)


    ÜMMETİ, PUTPERESTLİĞİN DA’VETÇİLERİNDEN SAKINDIRMAK



    Muhammed Zâhidü’l Kevserî

    Beni, ne şeytânın boynuzunun doğduğu yerdeki şu âlim olmadığı halde âlimlik taslayan kişinin yerden bitmesi, ne Müseyleme ile olan bağı, ne peşinden gidilen (müctehid) imâmlardan -Allah celle celâlühû onlardan râzı olsun- birinin tâbi’lerinden olduğunu göstererek Ezher’liler arasında gizlenmesi, ne de perdesi yırtılıp işi ortaya çıktıktan sonra, İslâm’ın bağlandığı son yerin şerefini korumak için Ezher-i şerîften tard edilmesi ve kovulması ile alâkalı olan işi üzmemektedir. Çünki bunlar, üzerinde perde olmayan âşikâr işlerdir. Hatta bunları, bu memleketin ve sâir mıntıkaların ahâlisinin çoğu bilmektedir.
    Beni ve gayreti çok olan her Müslümanı, sadece ve sadece, onun gibi birisinin, ‘Selef-i Sâlihîn’in mezhebine da’vet etmek’ manzarası ile Müslümanların umûmundan temiz kalbli kimselerin arasında gözükmesi ve onların arasında öldürücü zehirini Sünnet ismiyle yayıp da, memleketin ve İslâm’ın ismini kötüye çıkarması üzmektedir.
    İşte bu yüzden, şu yanında olmayan ile iftihâr eden[1] birikmiş kum yığınını (Kasîmî’yi), Müslümanların arasında fesâd yaymaya bırakmayacak ve en sağlam bir iple, putperestlikte tamamlanan
    inancını gizlemek için, bahsimizin mevzû'unu, onunla alâkası olmayan boş serseriliklere genişletmesine müsaade etmeyeceğiz. Aksine, her ne zaman kurtulmaya teşebbüs ederse, onu kulağından tutacak, da’vet etmiş olduğu açık sapıklık mevzû'una çevirecek ve sadece da’veti etrâfında konuşmaya onu mecbûr bırakacağız.
    Sen, ey Ümmeti alenen ve âşikâr olarak cemâatinin sadece bir ay önce bastığı, imâmın olan Dârimî’nin[2] kitâbındaki ve Ahmed İbnu Hanbel’in oğlu Abdullah’ın kitâbı olduğunu ikrâr ettiğiniz “Kitâbu’s-Sünne”deki(akîde)lere çağıran da’vetçi!.. Ben seni, tevbe edene, hakka dönene ve bu iki kitâbdaki putperestlik desîselerin-den ve dinden çıkaran açık küfürden uzak olduğunu ortaya koyuncaya kadar, bu iki kitâbda bulunan câhillikler ve ahmak putperestliklerle Müslümanları kandırmaya bırakmayacağım.
    Ben, geçmiş bir makâlemde, üzerlerine hiçbir ta’lik[3] yapmadan Dârimî’nin kitâbındaki küfür sözlerinden bir tomar zikretmiştim. Bugün ise onlardan teker teker bahsedeceğim. Tâ ki, sözün sırası zikri geçen Kitâbu’s-Sünne’dekilere gelsin. O zaman inşâellah cumhûrun ikna olmasına kadar konuşacağım.
    Yardımcılarının mecmû'asında meydan okuduğun makâlende, Dârimî’nin bu kitâbında bulunanları mahza[4] Sünnet’ten saymaktasın.
    Kitâbın başında da İbnu Teymiyye’nin bunu cidden beğendiği ve şiddetli bir şekilde tavsiye ettiği geçmektedir. İbnu’l-Kayyim el-Cevziyye hakkında da aynı şeyleri söylemektesiniz.
    O takdîrde, zikri geçen kitâbın mes'eleleri için söylenen söz, kendi i'tirâfınızla senin, sünnetinin yardımcılarının, Harran’lı Şeyh(İbnu Teymiyye) nin ve talebesi İbnu Zefîl(İbnu’l-Kayyim el-Cevziyye’)nin hakkında bir söz olmaktadır. Bu, cevâbın mesâfesini kısaltmakta ve inancınızın îzâhı husûsunda kesin bir netîceye ulaşmayı kolaylaştırmaktadır.

    [Bir] Dârimî’yi yakaladığım ilk kelimeler, kitâbının dördüncü sayfasında hasımlarını,
    ‘Vâhid’inin/Bir’inin mekânını -ki Allah sübhânehû ve teâlâ’yı kasdetmektedir- bilmemek’ ile ayıplamasıdır.
    Bu, o kimse tarafından kitâbda defalarca tekrarlanmaktadır. Dolayısıyla onun i'tikâdı, bir mekânın Allah'ı içinde bulundurduğu, bir sathın, bir yerin onu taşıdığı şeklinde olmaktadır.
    Bu da tecsîm[5] ile hükmetmektir. Kim de Allah sübhânehû ve teâlâ’yı bir mekânda yer tutmuş sayarsa, o bir putperesttir, Müslümanların cemâatinden çıkmıştır. Nitekim akâid imâmlarından birçoğu bunu açıkça ifâde etmişlerdir. Allah celle celâlühû iftirâcıların iftirâsından çok yücedir.

    [İki] O sözlerden biri de yirminci sayfadaki şu sözüdür:
    “… Hayy ve Kayyûm (olan Allah sübhânehû ve teâlâ) dilediğini yapar, dilediği zaman hareket eder, dilediği zaman iner ve yükselir; dilediği zaman da (ellerini) çeker ve uzatır, kalkar ve oturur. Çünki diriyle ölü arasındaki alâmet hareket etmektir. Her bir diri mutlaka hareket eder. Her ölü çâresiz hareketsizdir.”
    Dârimî’nin sözünün ibâresi budur ve söz kitâbında tekrârlan-maktadır. O halde bu hüsrana uğrayan kimsenin ibâdet ettiği, ayağa kalkmakta, oturmakta ve hareket etmektedir. Belki de bu i'tikâdı, şu Siczî,[6] komşuları olan sığıra ibâdet eden kimselerden miras almıştır.
    Kim ki, âlemlerin ilâhı hakkında böyle inanırsa, söz birliği ile kâfir olur. O hâlde yazıklar olsun, namazda böyle bir kimseye uyana, yâhud onunla nikâhlanana!.. Öyleyse, bu kitâba râzı olan ve onu şiddetle vasiyet eden, yâhud içindekilere da’vet etmek için onu basanın hâli ne olur? Sizin (insanları) da’vet ettiğiniz tevhîdiniz işte budur. Üstâz Mensûrî’nin, bu i'tikâdla gönlü hoş olsun, sevinsin. O Protestanların râzı olacağı bir tevhîd arıyordu. (İşte buldu; yumulsun!..)

    [Üç] Onlardan biri de yirmi üçüncü sayfadaki şu sözüdür:
    “Allah teâlâ’nın bir haddi vardır.. Mekânının da bir haddi vardır. O semâvâtının üstünde olduğu halde arşının üstündedir. İşte bu ikisi iki haddir. Herkes Allah'ı ve mekânını Cehmiyye’den daha iyi bilir…”
    Bu söz, sâhibini, mücessime olmaktan uzak olduğunu söylemeye mecâl bırakmayacak bir sözdür. Allah celle celâlühû’ya cisim isnâd etmek, putperestlikten başka bir şey değildir.
    Yazıklar olsun o kimseye ki, ibâdet ettiği varlığı işte bu şekilde arşın ve kulaçla ölçmeye kalkar.
    Onlar, istivâ âyetine nasıl tutunmuş olabilirler?!.. Halbuki lugatta, istivânın bir çok ma'nâsı vardır ve Arşın da bir takım ma'nâları vardır. Ehl-i Hakk olan Ehl-i Sünnet’in icmâı ile Allah Teâlâ’ya nisbet edilecek olanda yerleşmek, yer tutmak, ayakta olup da oturmak, yatıp da oturmak ve binmek ma'nâları yoktur. Aksine âyetin hükmü, ‘tenzîhle[7] beraber tefvîd’[8] veya ‘mülk’, ‘mülkü kendine seçmek, tercîh etmek’, ‘emir ve nehiy vermeye başlamak’ gibi, lugatın ve karşılıklı konuşma dilinin gereğince -yerinde açıklanmış olan- bunların benzeri ma'nâlara yormaktır. Allah teâlâ için, ‘hareket’, ‘oturmak’ ve ‘sınırlar’ bulunduğunu söylemek, hakkında iki keçinin birbirini süsmeyeceği ve yine hakkında iki Müslümanın çekişmeyeceği hususlardandır.

    [Dört] Onlardan biri de yirmi beşinci sayfadaki Âdem aleyhisselâm hakkındaki şu sözüdür:
    “Adem aleyhisselâm’ı, (O’na) dokunarak eliyle yaratmıştır.”
    Bu da kitâbda tekrâr eder. Sen onu, Allah Teâlâ’nın Âdem aleyhisselâm’ı yaratmasını, organ yardımıyla toprak kullanılmasına yorarken görürsün. Bu, (kişiyi) rezîl edecek bir dil bilmemek ve açık bir küfürdür. Allah teâlâ’nın Adem aleyhisselâm’ı iki eliyle yaratmasının ma'nâsı, husûsî bir inâyeti demektir. Arab dilinde, (يداك اوكتا)/‘iki elin (ahdi, anlaşmayı) sağlamlaştırdı ve bağladı’ (ifâdesi) vardır. Bunu Allah teâlâ’nın ‘Allah celle celâlühû’nun katında ‘Îsâ aleyhisselâm’ın meseli, Âdem aleyhisselâm’in meseli gibidir; onu topraktan yarattı; sonra da ona ol dedi, o da olur’[9] âyeti doğrulamaktadır.

    [Beş] Onlardan biri de, yetmiş dördüncü sayfadaki şu sözüdür:
    “Şübhesiz ki O, kürsünün üzerine oturur, O’ndan dört parmaktan fazla bir yer artmaz…”
    Bak şu akılsız ahmağa!.. Nasıl da, Allah sübhânehû ve teâlâ için, Kürsî’nin üstünde oturmak olduğunu ve Resûlü sallellâhu aleyhi ve sellem’i oturtmak için bir yanında da bir yer bıraktığını söylüyor?!.. Nitekim bu, mübtezel Barbahârîlerin mezhebidir. “Kuûd”/oturmak, dilcilerin örfünde bacağı kıvırıp, kabaları yere koymak demektir. Şunların Allah teâlâ ve Resûlü sallellâhu aleyhi ve sellem hakkındaki îmânları işte böyle oluyor. Bu o sünnettir ki, ondan uzak olanlar onlara göre İslâm’ın düşmanı oluyor. Allah kahretsin onları, Allah'a karşı ne şaşırtıcı bir cesâret sâhibidirler!..

    [Altı] Onlardan biri de, seksen beşinci sayfadaki şu sözleridir:
    “Şâyet dilese elbette bir sineğin sırtına oturur ve kudretiyle ve Rablığının lütfuyla o sinek onu yüklenir ve taşırdı. Ya bu, büyük arşın üzerinde olursa, ne olur?!.”
    Allah sübhânehû ve teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki, ma'bûdunun sineğin sırtına oturması olmuş bitmiş ve kabûl görmüş bir iş de bununla, Allah teâlâ’nın, sineğin sırtından daha geniş olan Arşın üzerinde karar kılmasına delîl ileri sürüyor! Allah celle celâlühû bundan çok büyük bir yücelik ile yücedir. Bu Siczî’den, Harrânlı’dan ve bu ikisinin yandaşlarından evvel, insanlardan, böylesi boş ve akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. (Allah celle celâlühû’nun) dileme(si)nin muhâle[10] tealluk etmeyeceğini kim bilmez?!.. Bu, “dilerse, elbette yer, içer, evlenir, kendi gibisini yaratır” ve başka imkânı olmayan şeylerin söylenmesi gibidir. Allah celle celâlühû bunların hepsinden yücedir. Allah sübhânehu ve teâla büyük üstâz allâme Hammâmî’yi mükâfatlandırsın. Ğavsü’l-‘İbâd isimli kitâbında, bu kelimeye, gizli yanlarını açığa çıkaran geniş bir îzâh düşmüştür ki, burası onu nakletmeye müsâid değildir. O yüzden işâretle yetindik. Onda, kalbler için şifâ vardır.
    İnancını insanların kalemleriyle savunan ve insanların beyniyle düşünen bu boş davuldan öteden beri hep taaccüb ede gelmişimdir. Öyle ki, Allah Teâlâ’nın ‘hiç şübhe yoktur ki Allah herhangi bir şeyi, sineği ve (küçüklükte) onun üstündeki bir şeyi mesel vermekten hayâ etmez’[11] âyeti ile delîl getirerek, şu şen’î kelimeyi te’vîle kalkışmış ve miskîn darb-ı meselin ma'nâsının ne olduğunu bilmemiştir. Çünki onun belâğati, ona bir mevhîbedir; bu yüzden kitâblarla işi yoktur. Allah Teâlâ’nın ‘Allah için meseller de vermeyin’[12] âyetini hatırlamamıştır. Hattâ bu âyet, ‘Allah sübhânehû ve teâlâ için yarattıklarının hakkında mesellerden dilediğini verme hakkının olduğu’ manasınadır; ‘şânının, sineğin O’nu sırtında taşıyacağı bir hadde kadar küçültülmesinin mübâh kılınması’ ma'nâsında değil. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, şunların (O’nu) vasfettiklerinden çok büyüktür. Kahrolsun kendisi için sineğin taşıdığı bir ma’bûd tasavvur eden. Onun gibisi, muhâtab alınmaktan düşen birisi olur.

    [Yedi] Onlardan birisi yüzüncü sayfadaki şu sözüdür:
    “Dağın başı göklere dibinden daha yakındır. Minârenin başı Allah'a dibinden daha yakındır…”
    Bu sözü, O’nun dağların başından, minârelerden ve gözetleme yerlerinden ma’bûdunu gözlediğini göstermektedir. Nitekim bu ecrâm-i ulviyyeye[13] ibâdet eden Harrân Sâbiîlerinin yaptığı bir iştir. Müslümânlara gelince.. Onlar, Allah sübhânehû ve teâlâ’nın mekândan münezzeh olduğuna, mekânların O’na nisbetinin bir/ayni olduğuna, O’na yakınlığın mesâfe ile olmadığına ve O’na uzaklığın da yine mesâfe ile olmadığına inanırlar. Allah teâlâ, ‘secde et ve yaklaş’[14] buyurmuştur. Resûl salavâtüllâhi aleyhi de ‘kulun Rabbine en yakın olduğu an, secde ettiği ândır’ buyurmuştur. Bu hadîsi, Nesâî ve başkaları rivâyet etmiştir.
    Halbuki bu hüsrâna uğrayan adam ve taraftarları, ‘aksine, dağ başına çık, gözetleme kulesinin üstüne yüksel ve ma’bûda yaklaş’ diyorlar. Bundan öte bir küfür mü olur?!.. Miskîn bir yerde de, metin ve sened bakımından muztarib olmasına rağmen ‘eynellâh’/‘Allah nerededir?’ hadîsinden söz ediyor. Bununla beraber, ‘eyne’/‘nerede?’ kelimesi bazen ‘mekân’, bazen de ‘mekânet’/‘rütbe’ için bir suâl olur. Buna göre hadîsin ma’nâsı ‘sence Allah'ın makam ve rütbesi nedir?’ demek olur. Nitekim bunun tafsîlâtını Ebû Bekr İbnü’l-Arabî’nin Ârıdatü’l-Ahvezî’sinde bulacaksın. Arablar arasında ‘fülânın mekânı semâdadır’ sözü bilinen bir sözdür. (Bununla), aslâ ne semâyı ve ne de orada yer tutmayı düşünmeden, o kişinin şânının yüceliğini kasd ederler. Benî Ca’d’ın Nâbiğa’sı radıyellâhu anhu’nun (aşağıdaki) sözü bu kabîldendir:
    Semâya ulaştık, büyüklüğümüz, şerefimiz ve tâlihlerimiz… (göklere vardı)…
    Şübhe yoktur ki biz, elbette, bunun üstünde bir mazhar istiyoruz..[15]
    Ben, şu (zihinleri) iğfâl edilen kimselere, -dağ başında bulunanın Allah'a yakın olması hakkındaki- sözlerini medreselerdeki küçük talebelere işittirmemelerini tavsiye ediyorum. Yoksa onları ağızlarının dolusunca bu söze ve onu söyleyenlere güldüreceklerdir.[16] Çünki aralarında yeryüzünün yuvarlak olduğunu bilmeyen bulunmayacaktır. Bu kıt’adaki dağın tepesinde bulunan adamın başının tarafı, meselâ Amerika’daki dağın tepesinde duran adamın başının tarafına ters düşecektir. Yeryüzünün yuvarlak oluşu, -münâkaşa kabûl etmeyen bir fennî sâbit oluşu bir yana- İbnü Hazm’ın, el-Fısal’de de anlattığı gibi, Kitâb ve Sünnet ile sâbittir.

    [Sekiz] Onlardan biri de “ellerimizdeki Kur’ân Allah sübhâ-nehû’nun yaptığı şeylerdendir; o yüzden yaratılandır” diyene cevâb sadedinde söylemiş olduğu yüz yirmi birinci sayfadaki şu sözüdür:
    ‘Biz Allah'ın yaptığı ve var ettiği her şeyin yaratılan bir şey olduğunu kabûl etmiyoruz. İcmâ' ve ittifak etmişizdir ki, hareket, inmek, yürümek, koşmak, arşın üzerine ve semâya istivâ kadîmdir.’
    Müellif (Dârimî), bütün bunların Allah sübhânehû ile beraber vâr olduğuna inanmaktadır. Arşın üstünde istivâ etmenin kaçınılmaz bir netîcesi olarak Arş da kadîm olmaktadır. Hareketin ve yürümenin kadîm olduğunu düşün(ebil)mek şu önderlerin akıllarının şânıdır!!.. Kim böylesi bir açık putperestlik inancına sâhib ise, onun, yeryüzünde bozgun çıkarmaya, müslümanlara imâmlık yapmaya ve onlarla nikâhlanmaya bırakılması doğru olmaz.
    Kim bu kepâze înancın rezîlliklerini geniş bir şekilde bilmek isterse, İbnü’l-Cevzî’nin ‘Def’u Şübehi’t-Teşbîh’ini, Takıyy el-Hısnî’nin ‘Def’u’ş-Şübeh’ini, Takıyy es-Sübkî’nin, İbnü’l-Kayyim’in Nû-niyye’sine reddiye yazdığı ‘es-Seyfu’s-Sakîl fî’r-Reddi Alâ İbni’z-Zefîl’ kitabını, zikri geçen reddiyeye yazdığımız Tekmile’yi ve İmâm Beyhakî’nin ‘el-Esmâ ve’s-Sıfât’ını okusun. El-Esmâ ve’s-Sıfât yeniden bir daha basıldı. Kim bu kitâbı güzel mütâlaa ederse, ona şu mücessimenin husûsıyyetlerinden hiçbir gizli şey gizli kalmaz ve vazîfesini da’vetçilerine karşı yerine getirir.
    İçinde Ezher-i şerîf’in bulunduğu bir beldede, Dârimî’nin kitâbını neşreden ve peşine takılan gibilerin açıkça “Allah’ın hareket ettiği, yürüdüğü, ayağa kalktığı ve bir kadîm yere oturduğu” inancına da’vet etmeye cesâret etmeleri ğarîb bir gayrettir. Âlemlerin ilâhı bu putperestliklerden yücedir. Bu kitâbın nâşiri, Müslümanların, namazlarında imâmlığını, hatîbliğini ve vaaz etmek vazîfesini üstlenmektedir. Bu aklı kıt adamın ve kandırdıklarının böyle bir vakitteki, en zararlı kitâblarından olan bir kitâbı basmak ve cumhûrun arasında neşretmek vaktindeki şamataları, ancak, sâdık azîmetlerin, gayretlerin sâhiblerini, şu kepâzelik, sözü geçen kitâbın neşri kepâzeliği üzerine yazılar yazmaktan çevirmek içindir. Yoksa onun gibi birisinin hezeyânına hiç aldırmaz, aksine onu dilediği saçmalamaları yapmaya terkederdim. Nice defa söylemişimdir: ‘Hakâret, âcizin gayreti, acâizin[17]hüccetidir.’ İbret alınacak nokta, -anlattığımız gibi- ilk putperestlik da’vetçilerinin Ümmet’e şirke girme iftirâsını atmış olmalarıdır.
    Umulur ki Ezher-i şerîf, Dârimî’nin Kitâbı’na karşı, cumhûrun, inancını korumak hırsı gereği ve şu kitâbı yayanları hududlarında durdurmak için, üzerine düşen vazîfeyi yerine getirmekten geri kalmaz.

    * Makâlatü’l-Kevserî (301)
    Köşeli olsun olmasın parantezler arasındaki rakam ve sayılar ile koyulaştırmalar, anlaşılma kolaylığı için tarafımızdan konulmuştur. (Mütercim)
    [1] Câhilliğine rağmen âlimlik taslayan.

    [2] Buradaki Dârimî, meşhûr Sünen sâhibi Dârimî değildir.

    [3] Ta'lik: Söz ilâve etmeden, haklarında konuşmadan.

    [4] Mahza: Süzme ve katıksız

    [5] Tecsîm: Allah celle celâlühû’ya cisim yakıştırmak.

    [6] Siczî: Sicz isimli yere mensûb kimse (Buhârî gibi).

    [7] Tenzîh: Yani Allah celle celâlühû’yu, O’na yakışmayacak şeylerden uzak görmek.

    [8] Tefvîd: İşin hakîkatini Allah celle celâlühû’ya bırakmak.

    [9] Sûre-i Âl-i ‘İmrân:59

    [10] Muhâl: Olması imkânsız olan

    [11] Bakara:26

    [12] Nahl:74

    [13] Yükseklerdeki gök cisimlerine

    [14] Sûre-i Alak:19

    [15] Nâbiğa radıyellâhu anhu şöyle dedi: Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem’e vardım ve şu beytleri okudum… (Yukarıdaki beytin de içinde bulunduğu beytleri okudu.) Bunun üzerine Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem ‘nereye?’ buyurdu. Ben de, ‘cennet’e’ dedim. O da ‘inşâellâh’ buyurdu. Ben şu beytleri de okuyunca Nebî sallellâhu aleyhi ve sellem Allah celle celâlühû dişlerini kırmasın, sökmesin, buyurdu. Râvî, ‘(Nâbiğa) insanların en güzel dişli olanı idi; dişi düştüğü zaman yerine bir başkası biterdi’ dedi. [Hârisî, İbnu Hacer el-Askalanî, el-Metâlibu’l-Âliyye:4/100, H:4065, Heysemî, Muhtasaru İthâfi’s-Sâdeti’l-Mehâreh, zayıf bir isnâd ile:8/328,]
    Burada geçen [عَلَوْنَا السَّمَاءَ مَجْدُنَا وَ جُدُودُنَا وَاِنَّا لَنَبْغِى فَوْقَ ذَالِكَ مَظْهَرًا] beyit, ulaştığımız başka değişik tefsîr ve hadîs kaynaklarında,
    [بَلَغْنَاالسَّمَاءَ مَجْدُنَا وَ جُدُودُنَا وَاِنَّا لَنَبْغِى فَوْقَ ذَالِكَ مَظْهَرًا], yani (عَلَوْنَا) yerine (بَلَغْنا) şeklinde geçmekte ise de, şâhid getirme noktası yanıyla farketmez; birisi ‘yükseldik’ diğeri de ‘ulaştık’ demek olduğundan aynı ma'nâyı ifâde ederler. Belki böyle bir rivâyeti de mevcûddur. Yine bazılarında da [بلغنا السماء مجدنا و جدودنا وانا لَنَرْجُو فوق ذالك مظهرا], yani (لَنَبْغِى) yerine, (لَنَرْجُو)bulunmaktadır ki, bunlar da aynı ma'nâdadırlar. Keşşâf’ın beyitlerinin şârihi(مَجْدُنَاوَجُدُودُنَا) kelimelerinin iki mef’ûl olduğunu söylüyorsa da bu bizce yanlıştır ve ma'nâya uymaz. Nâbiğa radıyellâhu anhu -Allahu a’lem- ‘maddî ve fizîkî olarak değil de, büyüklükleri, şerefleri ve nasîbleri bakımından göklere yükseldiklerini, çok yükseklere çıktıklarını’ anlatmak istiyor.

    [16] Koca üstâdımızın affına sığınarak, O’nun şu ifâdelerine katılamayacağızı ifâde etmek istiyoruz; çok yanılıyor; çünki, bu dünyada, sığırlara tâpınan yüz milyonlar var; şübhesi olmasın ki, şu maskara edici söz de nice müşteriler bulacaktır ve nitekim bulmaktadır…

    [17] Acâiz: Kocakarılar
  10. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Selefiyye Ekolün Buhari'nin Sahihine ve bunun şerhi olan Fethu’l Bârî’ve Müellifi İbni Hacer'e olan saygıları bilinmektedir.İbni Hacer'in kimi sıfatlarda teviller yapması Halef ulemasına örnek teşkil ederken ,kimilerinde Allah'ın(c.c) ilmine havale etmesi -tefvid - ve en evla metod olarak görmesi (Dikkat edin zahiri manasını almadan) Selef'in ayak izinin nasıl yansıdığını görmek adına önemlidir. Bu yüzden kendilerininde kaynak gördüğü bu eserden kısa iktibaslar yapalım;

    İbni Hacer derki;-''Mânânın Allah’ın ilmine havale edilmesi evla olan metoddur.[30)

    İstivâ müteşâbihtir, mânâsı Allah’a tafvid edilir.[31]

    Arş’a istivâ, Allah’ın arşa istikrar etmesi mânâsında değildir.[32]

    Allah zâtıyla arştadır, itikâdı yanlıştır. [33]

    Allah’ın semâda oluşu sözünün zâhiri murad değildir. Zira Allah bir mekana girmek ve hülûl etmekten münezzeh olduğundan bu sözden zâhiri (ilk akla gelen mânâsı) kasdedilmemiştir, deriz..[34]

    Allahın nüzûlü muhâldir. Hareket; yücelikten süfliyâta inmek mânâsına gelir. Allah ise bundan münezzehtir. Nüzûlden murad olan rahmet meleğinin inmesi de olabilir. Mânânın Allah’ın ilmine tafvid edilmesi de uygundur.. [35]

    Allah’ın yakınlığı mesafe yakınlığı mânâsında değildir.[36]

    Allah cisimlikle vasfolunmaz.[37]

    Allah hareket, intikal, hülûl, mahlûkâtın içine girmek gibi şeylerden münezzehtir.[38]

    Yahudilerden tecsim inancında olan birisi ‘kendisinden başka ilah olmayan Allah göktedir’ dese bu sözüyle iman etmiş olmaz.Âmmeden birisi aynı sözü söylese (tecsimin mânâsını bilmeyecek derecede bilgisizse) İslam’a girişi sahih olur. Cariye hadisindeki durum da bu çerçevededir..[39]

    Kulun Allah’a yakınlaşmasının mânâsı değerinin Allah katında yükselmesidir.[40]

    Yed sıfatı uzuv değildir.[41]

    Sadakanın Allah’a yükselmesinin mânâsı; sadakanın ve salih amellerin kabul edilmesidir.[42]

    Allah’a sûret nisbet edenler mücessimedir.[43]

    Allah’ın kelâmı harfler ve seslerle değildir.[44]

    Hanbeliler (bazıları) Allah’ın harf ve sesle konuştuğunu söylediler.[45]

    Dıhk (gülme) beşer için kullanılan mânâda değildir ve bu mânânın Allah’a nisbeti de câiz değildir.[46]

    İmam Buhârî gülmenin ‘rahmet’ mânâsında olduğunu söylemiştir. ‘Rızasıdır’ şeklinde mânâlandırılması daha doğru olsa gerektir.[47] ''- Bu konuda bağnaz olmayanlar için bu kadarı kafidir(İbn-i Mevlüt el-Hanefi elEyyubi Bir kitabın düşündürdükleri)
    30-قال الحافظ– (13 / 383): "والصواب الإمساك عن أمثال هذه المباحث والتفويض إلى الله في جميعها، والاكتفاء بالإيمان بكل ما أوجب الله في كتابه أو على لسان نبيه إثباته له أو تنزيهه عنه على الإجمال، وبالله التوفيق".
    31=قال الحافظ في المقدمة ص 136 : قـــوله " استوى على العرش " هو من المتشابه الذي يفوض علمه إلى الله تعالى ، ووقع تفسيره في الأصل .اهـ
    32=قال الحافظ 7 / 124 على حديث رقم ( 3803) قال : " وليس العرش بموضع استقرار الله.. ".
    33=قال الحافظ ابن حجر 1/508: "وفيه الرد على من زعم أنه على العرش بذاته "[أي:حديث : إن ربه بينه وبين القبلة]
    34=13/412) قال الحافظ: "قال الكرماني: قوله: "في السماء" ظاهره غير مراد؛ إذ الله منزه عن الحلول في المكان، لكن لما كانت جهة العلو أشرف من غيرها أضافها إليه إشارة إلى علو الذات والصفات
    35= قال الحافظ (11 / 129): "وقال الكرماني: ...النزول محال على الله؛ لأن حقيقة الحركة من جهة العلو إلى السفل، وقد دلت البراهين القاطعة على تنزيهه عن ذلك، فليتـأول ذلك بأن المراد نزول ملك الرحمة ونحوه، أو يفوض مع اعتقاد التنزي."
    36=(13 / 374-375) قال الحافظ: "وليس المراد قرب المسافة؛ لأنه منزه عن الحلول كما لا يخفى، ومناسبة الغائب ظاهرة من أجل النهي عن رفع الصوت...".
    37=(13 / 345) قال الحافظ : "وقال ابن بطال: تضمنت ترجمة الباب أن الله ليس بجسم، لأن الجسم مركب من أشياء مؤلفة....".
    38=قال الحافظ 7 / 156 على حديث رقم ( 3803) قال: " ومع ذلك فمعتقد سلف الأئمة وعلماء السنة من الخلف أن الله منزه عن الحركة والتحول والحلول ليس كمثله شيء ... " .
    39=(13 / 359) قال الحافظ : "ولو قال من ينسب إلى التجسيم من اليهود: لا إله إلا الذي في السماء لم يكن مؤمنا كذلك، إلا إن كان عاميًا لا يفقه معنى التجسيم فيكتفى منه بذلك، كما في قصة الجارية التي سألها النبي صلى الله عليه وسلم: "أنت مؤمنة؟" قالت: نعم، قال: "فأين الله؟" قالت: في السماء، فقال: "أعتقها فإنها مؤمنة" ، وهو حديث صحيح أخرجه مسلم.... ".
    40=قال الحافظ (10 / 258) على حديث رقم 5788
    41= (13/398) قال الحافظ : " وقد تقرر أن اليد ليست بجارحة .... " .
    42= /416 قال الحافظ:" قال البيهقي: صعود الكلام الطيب والصدقة الطيبة عبارة عن القبول، وعروج الملائكة هو إلى منازلهم في السماء، وأما ما وقع من التعبير في ذلك بقوله: "إلى الله" فهو على ما تقدم عن السلف في التفويض، وعن الأئمة بعدهم في التأويل، وقال ابن بطال: غرض البخاري في هذا الباب..." .
    43= 13/427 قال الحافظ: "وقال ابن بطال: تمسك به المجسمة فأثبتوا لله صورة....".
    44=(13/458) قال الحافظ: "قال البيهقي: الكلام ما ينطق به المتكلم ...إلى قوله: فسماه كلامًا قبل التكلم به، قال: فإن كان المتكلم ذا مخارج سُمِعَ كلامُه ذا حروف وأصوات، وإن كان غير ذي مخارج فهو بخلاف ذلك، والباري عز وجل ليس بذي مخارج، فلا يكون كلامه بحروف وأصوات....".
    45= (13/460) قال الحافظ: "وأثبتت الحنابلة أن الله متكلم بحرف وصوت....".
    46=قال الحافظ 6 / 40 على حديث رقم ( 2826) قوله : " يضحك الله إلى رجلين " قال الخطابي : الضحك الذي يعتري البشر عندما يستخفهم الفرح أو الطرب غير جائز على الله تعالى ، وإنما هذه مثل ضرب لهذا الصنيع الذي يحل محل الإعجاب عند البشر فإذا رأوه أضحكهم ، ومعناه الإخبار عن رضا الله بفعل أحدهما وقبوله للآخر ومجازاتهما على صنيعهما بالجنة مع اختلاف حاليهما …
    47=قال الحافظ 6 / 40 على حديث رقم ( 2826) قوله وقد تأول البخاري الضحك في موضع آخر على معنى الرحمة ، وهو قريب ، وتأويله على معنى الرضا أقرب ، فإن الضحك يدل على الرضا والقبول (Arapça kaynaklar ve tercümesi ,sayfa numaraları Guraba dergisi 10. Sayı ''İbni Hacer el-Askalani Allah'ın isim ve sıfatlarının tevkifiliği ile ilgili görüşleri'' bölümünden alınmıştır.)
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.