Çözüldü Allah Nerede ? - Rahman Arş'a Istiva Etti ! (kitap)

Konu, 'Tevhid' kısmında ABDULHAK tarafından paylaşıldı.

  1. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi

      
    Allah’ın sıfatlarında tevil etmek Allah hakkın’da nasların verdiği bilgilerden başka anlayışlara götürdüğü icin tahrif niteliğindedir. Esasen naslarda yer alan sıfatlarda zannedildiği gibi te’vili gerektirecek bir teşbih veya tecsim de söz konusu değildir. Çünkü her ne kadar ifade güçlüğü sebebiyle Allah’ın bazı sıfatlarıyla insanların nitelikleri icin aynı kelimeler kullanılırsa da bu tamamen lafzi aynılık olup ilahi sıfatlar icin kullanılan kelimelerin icerikleri insanla ilgisi olandan tamamen ayrıdır ve yalnızca Allah’ın hakikatini ifade etmeye yöneliktir.

    Allah’ın Sıfatları’nı kabul etmek teşbih veya tecsim değildir. Teşbihe düşülür korkusuyla sıfatlar reddedilemez. Asıl teşbih, Allah ve Resulu'nün bildirdiği sıfatlardan başka sıfatlar kabul etmede cereyan eder. Yoksa Cenabı Hakk'ın bizzat kendisini vasıflandırdığı ve Resulullah'ın da, aynı şeylerle tavsif ettiği sıfatlarda teşbih ve tecsim söz konusu olamaz.

    Allah sadece zihni bir varlık değildir O fiilen de mevcut’tur ve ancak isim ve sıfat yoluyla idrak edilir. Allah kendisini insanlara tanıtırken somuttan soyuta intikal metodunu uygulamış, bunu da insanların aşina olduğu, duyular aleminin kavramlarını kendi zatı icin kullanarak gercekleştirmiştir. Ancak bu tanıtım ve nitelemeler sırasında tam bir “ispat-tenzih dengesi gözetilmiştir.

    Naslar'da bildirilen sıfatları ve özellikle haberi sıfatları, bize geldiği gibi kabul etmede teşbih yoktur. Zira bu gibi sıfatlarla Allah-u Teala'yı vasıflamada asla tatil (sıfatları inkar), tahrif (anlamını bozma tersyüz etme), teşbih (kulların sıfatlarına benzetme), tekyif (nasıllık ve nicelik ekleme), temsil (kulların sıfatına denk tutma) bulunamaz. Bu sıfatlarda Allah kendisini nasıl vasıflamışsa sadece o anlam bulunmaktadır. Mesela, istiva böyledir. Onda nasıllık ve nicelik sorulmaz, başka anlamlara eğip bükülmez anlamı başka anlamlarla tersyüz edilmez, kullar icin kullanılan istiva fiiline teşbih edilmez, kulların istivasına (temsil) denk tutulmaz ve sonucta bir anlam yüklenilemediği icin de inkar (ta'til) edilmez.

    Allah Te'ala hem isbat hem de nefiy yoluyla tavsif olunabilir:

    İsbat yolu: O'nun; “her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, işiten ve gören vs.olduğunu bildirmesi gibi hususlardır.

    Nefiy yoluna ise:Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama” sözu örnek teşkil eder. Bilinmesi gerekir ki, bir isbat icermedikce nefiyde medih veya kemal ifadesi söz konusu değildir. Tek başına nefiy, mutlak yokluktan ibarettir mutlak yokluk da bir şey değildir. Bir şey olmayan ise, ifade edildiği gibi; “medih veya kemal olmak bir yana ‘hicbir şeydir Nitekim mutlak nefiy ile “var olmayan” ve “imkansız olan” şeyler tavsif edilir Yok ve imkansız olan şey de medih veya kemal ile vasıflanamaz. İşte bu nedenle, Allah'ın nefiy yoluyla kendisini tavsif ettiği şeyler genellikle bir methin varlığını da icinde barındırır.

    Mesela:“Allah, O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur; O, hayydir, kayyumdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama... Onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez sözü gibi. Uyuklama ve uyumanın nefyedilmesi hayat ve kıyam (diri ve ayakta tutma) sıfatlarının kemalini de zımnen ifade eder. Bu O'nun Hayy ve Kayyum olma kemalini beyan etmektedir. Bir isbatı gerektirmeyen her nefiy, Allah'ın kendisini tavsif etmediği bir şeydir Dolayısıyla Allah'ı ancak selbi sıfatlarla tavsif edenler, aslında övülen ve hatta var olan mevcud bir ilahı isbat etmiş olmamaktadır.

    Bazı noktalarda bunlara iştirak ederek mesela “Allah konuşmaz, görmez veya O, alemin üstünde değildir; Arş'a istiva etmemiştir; alemin icinde de dışında da değildir; alemden ayrı veya onun yanında değildir” diyenler de bunlara benzer.Zira yok olanın (ma'dum'un) da bu sıfatlarla vasıflanması mümkündür ve bunlar subuti bir sıfatı da zorunlu kılan sıfatlar değildir.

    Resulun Rabbi'nden haber verdiklerine, manasını bilsek de bilmesek de iman etmek gereklidir; zira o doğru ve doğrulanmış olandır. Kitab ve Sunnet'te varit olan hususlara, her mu'minin manasını anlamasa da iman etmesi zorunludur. Ummetin selefi ve önde gelenlerinin ittifakıyla sabit olan hususlar icin de aynı şey gecerlidir ki zaten bunların büyük bölumü Kitab ve sünnette nasla sabittir ve selef arasında ittifakla kabul edilmiştir.

    Malumdur ki, Rab Teala kendisini diri, bilen ve güc yetiren olarak tavsif ettiğinde Müslümanlar bunun zahirinin kastedilmediğini söylememişlerdir Zira bunlardan Allah hakkında anlaşılan, bizim icin anlaşılanın bir benzeridir. Aynı şekilde, kendisini “Adem'i iki eliyle yaratmak” la tavsif ettiğinde, “bundan Allah hakkında anlaşılan, bizim icin anlaşılan mana gibidir” diye bunun zahirinin kastedilen mana olmaması da gerekmez. Bilakis tavsif edilenin sıfatı kendisine uygundur (sıfat mevsufa uygun olmalıdır) Allah'ın mukaddes zatı yaratılmışların zatlarının benzeri ve yine sıfatları da zatı icin olduğu gibi yaratılmışların sıfatlarının benzeri değildir. Yaratılmışın sıfatının kendisine nispeti, Yaratıcının sıfatının kendisine nispeti gibidir ve nispet edilen sıfatlar da, kendisine sıfat nispet edilen iki varlık da birbirinin aynı değildir.

    İnsanların pek coğu bazı sıfatların veya coğunun, ya da tamamının yaratılmışların sıfatlarına benzediğini zannedip sonra da bu anlayışını nefyetmek isterken dört tür sakıncalı duruma düşmüşlerdir.

    a.Naslardan anladığını yaratılmışların sıfatlarına benzetmesi ve nasların delalet ettiği hususun teşbih ve temsil olduğunu zannetmesidir.

    b.Kendi anladığını nasların manası olarak telakki edip bunları nefyedince (sıfatları bu anlama alıp ta'tile sapınca), naslar, delalet etmekte oldukları Allah'a layık olan sıfatların isbatı konusunda işlevsiz kalmaktadır. Bu kimse de, naslara karşı işlediği sucun yanısıra, Allah ve Resulu'nün sözlerinden anlaşılanın batıl bir temsil olduğunu zannetmek ve onların sözlerinde gecen Allah icin sıfatların ve kendi yüceliğine uygun ilahi manaların isbatı”nı işlevsiz kılmak (ta'til etmek) süretiyle Allah ve Resulu hakkında kötu zan beslemiş olmaktadır.

    c.Bu kimse herhangi bir bilgisi olmaksızın (bir ilme dayanmaksızın) bu sıfatları nefyetmekte ve Allah'a layık olan hususları işlevsiz kılmış olmaktadır.
    d.Rabb'ı ölülerin ve cansızların ya da var olmayan (ma'dum) şeylerin sıfatlarını temsil etmekle vasıflanmaktadır. Bu şekilde, Allah'a layık olan kemal sıfatlarını işlevsiz kılmış (ta'til etmiş) ve O'nu eksik ve var olmayan şeylere benzetmiş olmaktadır. Nasların delalet ettiği sıfatları işlevsiz kılıp bunların delaletini (Allah'ın) yaratılmışlara benzetilmesi olarak görmekle Allah'ın kelamında ta'til (işlevsizleştirme) ve temsili (benzetme) bir araya getirmekte ve dolayısıyla Allah'ın isimleri ve ayetleri hususunda mülhid konumuna düşmekte (ilhada (küfre) sapmakta)dır.

    İbn Teymiyye sıfatları inkar edenler icin şöyle diyor:Reddeden kimse reddettiği hususlarda bunun teşbih olduğunu dayanak gösteriyorsa, ona şöyle denir: Eğer (teşbih ile) birinin diğerine her yonuyle benzer olduğunu kastediyorsan, bu doğru değildir (batıldır). Şayet belli yonlerden benzer olduklarını veya isimlerinin muşterek olduğunu kastediyorsan, isbat ettiğin diğer hususlarda da bu seni bağlayıcı olur.

    Sıfatları reddedenlerin tamamının söylediklerinin özu şudur: Sıfatları isbat etmek tecsimi (Allah'a cisim atfetmeyi, O'nu cisimleştirmeyi) gerektirir cisimler de birbirinin benzeridir. Sıfatları kabul edenler buna bazen birinci önculu, bazen ikincisini, bazen her ikisini reddederek, bazen de iki hususu birbirinden ayırarak cevap verirler. Cisimlerin birbirine benzediği şeklindeki görüşlerinin yanlış olduğu şuphe göturmez. Cismi ister burada işaret olunan şekilde, ister kendi kendine kaim olan, ister var olan ve isterse heyula ve suretten murekkeb şey olarak acıklasınlar, bu böyledir. Şayet cismi, -bunların birbirine benzer olması sebebiyle- cevher-i ferdlerden murekkeb olarak acıklama yoluna giderlerse, bu da bu görüşün doğru olmasına, cevher-i ferdin varlığının ve bunların birbirinin benzeri olduğunun isbatına bağlıdır. Akıl sahiplerinin pek coğu bu konuda onlardan farklı düşünmektedir

    Onlar cisimlerin birbirine benzemesine binaen (cisimlerin mutemasil olduğundan hareketle) tecsim olduğuna inandıkları şeye teşbih adını vermektedirler. Sıfatları isbat edenler ise onların bu inancına karşı cıkmaktadır. Ehl-i Sunnet ise onların birinci öncülüne karşı cıkmaktadır. Bu sebeple (sıfatları inkar edenler) “Bu iki durum bir yönüyle birbirine benzerken diğer yönlerden farklıdır” derler. Akıl sahiplerinin büyük coğunluğu ise aksi kanaattedir.İbn Teymiyye, Tevhidu’l-Esma ve’s-Sıfat, s. 72-75 İbn Teymiyye, Mecmu’, III, s. 80-84; İbn Teymiyye, er-Risaletu’t-Tedmuriyye, s. 77.

    Kur'an'da ve sahih hadislerde Allah'a nisbet edilen vasıf ve fiiller hic te'vil edilmeden mecaz olarak yorumlanmaksızın ve bazısı diğer bazısına irca' edilmeden olduğu gibi zahiri manası uzere anlaşılmalıdır. İlim ve Kudret nasıl Allah'ın sıfatıysa, aynen o bicimde “vechullah”, “yedullah” tabirlerinde gecen yüz ve el de Allah'ın sıfatlarıdır. İlim ve kudret nasıl te'vil edilemez ve mecaz olarak yorumlanamazsa yüz ve el de te'vil edilemez ve mecazidir denilemez. Aynı şekilde Allah'ın Arş üzerine istivası ve üst (fevk) de oluşu da onun te'vil edilemez sıfatıdır.
    Zat hakkında söylenecek söz, sıfatlar hakkında söylenenlerin aynısıdır Allah'ın ne zatında, ne sıfatlarında ve ne de fiillerinde kendisine benzeyen bir şey söz konusudur. O'nun nasıl diğer zatlara benzemeyen hakiki bir zatı varsa, bu zat diğer sıfatlara benzemeyen hakiki sıfatlarla da muttasıftır.

    Allah nasıl hakiki anlamda “vucud” sıfatına sahip ise, kul da hakiki anlamda “vucud sıfatına sahiptir. Ancak bu “vucud” sıfatındaki ortaklıktan dolayı Allah ile kul asla birbirinin benzeri olamazlar.

    Diğer sıfatları kabul edip de haberi sıfatları inkar edenlere de şöyle seslenlir: “Hayat, ilim ve kudret gibi bizde bir araz olan sıfatlar ile Allah'ı vasıflandırdığı halde, el ve ayak gibi bir cuz'u veya organı ifade eden sıfatları O'ndan nefyedenler, bu gibi organların bizde duyularla muşahede edilen bir terkibi meydana getirdiği gibi, Allah'a isnadı halinde de O'nun alenen tasavvur olunan bir birleştirme ve tecsim (cisim) şekline sokmayı gerektireceğini ileri sürerler. Onlara şöyle denir: O halde bu sıfatları da bir terkibi, cuz'u ve organlar olmayıp Allah'a isnada mani olmayacak şekilde isnat ediniz.

    Mesela İstiva: İnsanlar Allah'ın “Arş'a istiva etmesi”meselesini mana itibarı ile anlarlar. Allah'ın Arş'a istiva etmesi kavramı, rububiyyet sıfatının Arş'ını kuşatmasını ve onun üzerine yükselmesini icerir. Önceki alimler bu kavramı, bu şekilde acıklamışlardır. Kelimeden cıkarılan anlam budur ve lügatta bundan başka bir anlam icerme ihtimali de yoktur. Bu nedenledir ki İmam Malik: “İstiva malumdur” demiştir.

    “Selef uleması yalnızca istiva kelimesini tek başına ele alarak yorumlamışlar, hicbir harf ile ilişkilendirmemişlerdir. Kelime yalın halde ele alındığında anlamı, biraz once soylediğimiz, gibidir. Ama kimileri birtakım bağlaclarla birlikte kullanarak aynı anlamda istiva ala keza demişlerdir. Kimileri yine bu anlamda “istiva ila keza” kimileri de istiva ma'a keza” demiştir. Göruldüğü gibi kelimenin anlamı harfler aracılığı ile başka kelimelerle kurduğu ilinti ölcüsünde ceşitlenmektedir. Ne var ki istiva ala keza” ifadesi Kur'an'da ve bilinen Arap lugatlarında, tek anlamın dışında başka bir anlama gelmemektedir.

    Allah'ın kitabı ve Rasulullah'ın sunneti baştan sona kadar, Sahabe ve Tabiinin coğu sözleri ve diğer imamların sözleri ya nas veya zahir olarak Allah'ın herşeyin üstünde olduğunu, Arş'ın üstünde olduğunu ve semanın üstünde bulunduğunu ifade eden lafızlarla doludur “İyi sözler O'na yükselir, salih amel ise O'nu yükseltir.” “Ben seni öldürecek ve bana yükselteceğim.” “Gökte olanın sizi yere batırmayacağından emin misiniz? Yoksa siz gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermeyeceğinden emin misiniz?” “Aksine Allah O'nu kendisine yükseltti.” “Sonra Arş'a istiva etti.” “Rahman Arş'a istiva etti.” gibi ayetler bunu ihtiva etmektedir

    Ne Kur'an'da ne Sünnette, ne Selef, Sahabe, Tabiin sözünde ve ne de ihtilaf zamanına yetişen imamların sözlerinde nas ve zahir olarak buna aykırı bir kelime yoktur. Bunların hicbiri Allah'ın gökte olmadığını, Arş'ın üstünde olmadığını, O'nun her yerde olduğunu her yerin O'nun icin bir olduğunu O'nun bu alemin icinde veya dışında bulunmadığını, aleme bitişik veya ondan ayrı olmadığını, O'na parmak vs. ile işaret olunamayacağını ifade eden bir söz soylememişlerdir.

    Ne zatı, ne sıfatları ne de fiilleri hususunda Allah Te'ala'nın benzeri olan bir şey söz konusudur. Zatın isbatı ile sıfatların isbatı arasında bir fark yoktur. Zatın isbatında, başka zatların O'nun zatına benzerliğinin isbatı söz konusu değilse, sıfatların isbatında da, sıfatlar konusunda O'na benzeyen bir varlığın ispatı söz konusu değildir. Oysa sıfatları iptal eden Cehmiyye (muattıla), bu yaptıklarını tevhid, bunun tersini ise teşbih olarak görmekte ve kendilerini tevhidciler/muvahhid olarak isimlendirmektedir

    İbn Teymiyye rahımullah şöyle der: Allah'ın isim ve sıfatları sözkonusu olduğunda bakarız: Rab, kendi Kitabı'nda, kendisi icin isbatladığını gördüğümüz isim ve sıfatı biz de isbatlarız. Kendinden reddettiğini ise biz de reddederiz. Bundan başka Kitap ve sünnette yer alan ve Allah'ın sıfatlarını isbat eden kavram bulunduğunda o kavram da kabul edilir. Kitap'ta reddedildiği görülen her kavram aynen reddedilir. Bir de şu durum sözkonusu: Kitap'ta sünnette, sahabe, tabiin ve diğer İslam alimlerinin sözlerinde kabul veya red bazında herhangi bir ifadeye rastlanmayan, ama insanların tartışmalarına konu olan kavramlarla karşı karşıya gelindiğinde, bu tür kavramlar, anlamları gereği gibi yorumlanıncaya kadar ne kabul edilir, ne de reddedilir. Kavramın icerdiği anlamdan, Allah'ın kendisi icin ispatladığı bir nitelik anlamı cıkartılabilirse ispatlarız; Allah’ın kendisinden reddettiği nitelik anlamı cıkarılırsa, reddedilir.İbn Teymiyye, Tefsir-u Sureti’l-İhlas, s. 129-132.

    Ebu’l-Kâsım b. Asâkir Tebyînu Kezibi’l-Mufterî fi mâ Nusibe ile’l-Eş‘arî adlı eserde diyor ki:

    “Ebu’l-Hasen -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- kendisinden nakledilenlerde söz konusu edildiği şekilde güzel bir akîdeye sahip, marifet ve tenkit ehli tarafından kabul edilen mezhebi doğru bulunan, benimsediği itikadi kanaatlerin pek çoğunda ileri gelen âbidlerin kendisi*ne muvafakat ettiği, bilgisiz ve inat ehli kimseler dışında görüşünü tenkit etmediği bir kişi olduğuna göre, onun itikat ettiği hususların güvenilir bir şekilde olduğu gibi nakledilmesi de kaçınılmaz bir şeydir. Böylelikle onun dini bakımdan kabul ettiği akîdenin sıhhati hususunda durumu gerçek olarak bilinebilsin. Bu sebeple onun el-İbâne adlı eserinde söz konusu ettiği şu ifadelere kulak verin. O şöyle diyor:

    “Bir ve tek, Azîz, Mâcid, tek başına tevhid edilen, her türlü övgülerle temcid edilen, kulların sıfatlarının asla kendisine erişemeyeceği,benzeri ve dengi bulunmayan Allah’a hamdolsun…”Cehmiyye [ve Rafızîlerin] kanaatlerini reddetmektedir.[Sonunda şunları söylemektedir: Eğer bir kimse: Sizler Mu’tezile’nin,Kaderiyye’nin, Cehmiyye’nin görüşlerini reddettiniz.] Aynı şekilde Harûrîlerin (Hâriciyye’nin), Râfızîlerin ve Mürcie’nin görüşlerini de reddediyorsunuz. O halde sizin söylediğiniz görüşünüzü ve din olarak kabul ettiğiniz inancınızı bize öğretiniz diyecek olursa, ona şöyle cevap verilir: Bizim söylediğimiz ve din olarak benimsediğimiz şudur: Allah’ın Kitabına, Peygamberinin sünnetine, Ashâb-ı Kirâm’dan, tabiînden ve hadis imamlarından rivayet edilenlere sımsıkı sarılmaktır. Bizler buna sımsıkı yapışarak kendimizi koruruz.Aynı şekilde Ahmed b. Hanbel’in -Allah onun yüzünü ak etsin- izlediği yolu da kabul ediyoruz. Onun sözlerine muhalefet edenlerden uzak dururuz.Çünkü o faziletli bir imam, kâmil bir başkandır. Allah onunla sapıklığın baskın olduğu bir zamanda hakkı apaçık ortaya koymuş,onun vasıtası ile doğru yolu göstermiş, onunla bid’atçilerin kökünü kazımıştır. Önder böyle bir imama, pek büyük bir kavratıcıya ve bütün Müslümanların imamlarına Allah’ın rahmeti olsun.

    Söylediklerimizin özeti şudur: Bizler Allah’ın ve meleklerin varlığını kabul ediyoruz. O’nun kitaplarına, rasûllerine, Allah’tan gelenlere, sika ravilerin Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den naklettiği rivayetlere inanırız. Bunlardan hiçbir şeyi reddetmeyiz. Allah’ın bir ve tek ilâh, eşsiz, samed olduğunu, kendisinden başka hiçbir ilâh olmadığını, Muhammed’in O’nun kulu ve Rasûlü olduğunu, cennetin cehennemin hak olduğunu, kıyametin şüphesiz bir şekilde mutlaka gerçekleşeceğini, Allah’ın kabirde olanları dirilteceğini, Yüce Allah’ın “Rahmân Arşa istivâ etmiştir” buyruğunda belirtildiği üzere Arşa istivâ etmiş olduğunu, “Rabbinin vechi (yüzü) kalır” diye buyurduğu gibi onun vechinin olduğunu, “Hayır, O’nun iki eli de açıktır” buyruğunda olduğu gibi, iki elinin bulunduğunu, “Gözlerimizin önünde akıp gidiyordu” buyruğunda dediği gibi keyfiyetsiz olarak iki gözünün olduğunu kabul ediyor, inanıyoruz. Aynı şekilde Allah’ın isminin kendisinden başka bir şey olduğunu iddia edenin de dalâlette olduğuna inanıyoruz. Bizler kıyamet gününde, ondördünde ayın görüldüğü şekilde, Allah’ın gözlerle görüleceğini de dini bir inanç olarak kabul ediyoruz. Müminler O’nu öylece görecektir. -Sonunda şunları söyler-: Yine dini inancımıza göre O kalpleri evirip, çevirir. Kalpler O’nun parmaklarından iki parmak arasındadır. O gökleri ve yeri hadiste belirtildiği gibi bir parmağı üzerine koyacaktır. -Sonra şunları söyler-:Yüce Allah’ın: “Biz ona şah damarından daha yakınız” buyruğu ile: “Sonra yaklaştı ve sarktı. Böylece iki yay (boyu) kadar hatta daha da yaklaştı buyruğunda olduğu gibi, dilediği şekilde yarattıklarına yaklaşır. Herhangi bir bid’ate çağıran herkesten uzak durup, hevâ ehlinden uzaklaşmayı uygun görürüz. Bizler sözünü ettiğimiz bu hususların lehine ve bunlardan geri kalan diğer konulara, başlık başlık ve teker teker delillerini de ortaya koyacağız. Daha sonra İbn Asâkir şöyle demektedir: -Allah’ın rahmeti üzerinize olsun- şimdi şu akîdeye bakınız. Ne kadar açık ve ne kadar nettir. Böylelikle bunu şerh edip, açıklayan bu imamın faziletini siz de itiraf ediniz

    Hâfız İbn Asâkir dedi ki: İmam Ebu’l-Hasen, el-Amedu fî’r-Ru’ye adını verdiği eserinde şöyle demektedir:

    “Biz (Allah’ın) sıfatları hakkında büyükçe bir kitap telif ettik.Orada Mu’tezile ve Cehmiyye gruplarını söz konusu ettik. O eserde Allah hakkında vech (yüz), iki el, Arşın üzerine istivâ etmesi ile ilgili sıfatlara dair pek çok hususu da açıkladık. et-Tebyîn (s. 129).


  2. Habibullah

    Habibullah İyi Bilinen Üye Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    bir kere su yer olayini cope atalim yer bir mekan olamaz olmadi olmayacakta yerler her gezegene gore degiskenlik arz eder ,,,1431 yil evvelki insanlar dunyada yere delik acildigi zaman 12500 km sonra bir yerlerden tekrar goge dogru yani uzaya dogru acilacagini bilmiyorlardi......simdi devam edebilirsiniz ama lutfen dikkatli yazaalim konu aslinda hic tartismaya girmeye gerek kalmayacak sabit bir konu,,,agizlarimizdan elllerimizden yanlis bir kelamdan ALLAH celle celaluhu ha siginniriz...
  3. Saadetdevri

    Saadetdevri Islam-TR Üyesi

    Selamünaleyküm Kardesler selefi salihin mütesabih ayetler hakkinda,yorum yapmamistir.
    Allah ,Ars a istiwa etmistir ayetini öyle kabul,etmek gerekir.
    Allah,arstadir,demek,tehlikelidir,herhangi biri sormazmi Allah arsi yaratmadan önce neredeydi?
    Sonucta,ayetlerin manasi,Ancak Allahin katinda gizlidir,bizede uymak düser-
    Allah herseyi yaratmadan öncede vardi.
    arsta yarattigi seylerdendir,öyle degilmi
    Selam ve Dua ile
  4. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi

    Allah,arstadir,demek,tehlikelidir,

    Tehlikelidir iddiası hiç bir delile dayanmadan söylemiştir:Nitekim naslarda şöyle gecer.

    ( إِنَّ اللَّهَ فَوْقَ عَرْشِهِ وَعَرْشُهُ فَوْقَ سَمَاوَاتِهِ. )

    Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurudu: ‘Muhakkak ki Allah, ‘arşının üzerindedir. ‘Arşı da göklerin üzerindedir.’Ebû Dâvud, (4726); İbn Huzeyme, Tevhîd, (147); Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, (883-884) ve İbn Mende, Tevhîd, (643-644).

    Bizde naslarda geldiği gibi diyoruz ki: Allah azze ve celle Arş'ının üzerindedir.Arşıda 7 kat semaların üzerindedir.
  5. mücahid 81

    mücahid 81 Üyeliği İptal Edildi

    Ferdiosman ve Habibullah nickli arkadaşlar gerekeni söylemiş....

    Ehli hadis nickli arkadaşta diyorki ;''Bizde naslarda geldiği gibi diyoruz ki'' diyor.
    Alın size bir hadis;Her biriniz namazına durduğu vakit şüphesiz Rabbi ile münâcât eder. Rabbi kendisiyle kıblesi arasındadır. O halde hiçbiriniz kıblesine karşı tükürmesin. Muztar kaldığında ya sol tarafına, ya (sol) ayağının altına tükürsün. Sonra ridâ-yı şerîfinin kenarından tutup ve içine tükürüp dürerek: "Yâhud işte böyle yapsın." buyurdu;(Müslim Buhari 242)

    Subhanallah haydi naslarda Kıble ile arasında Allah var diyor,bunu nasıl tevil etmeyeceksin .Allah hulul etmez.....Allah ne her yerdedir,Ne de bir mekanda ...
  6. kelime-i şehadet

    kelime-i şehadet Islam-TR Üyesi

    Bu arş meselesi söz konusu olunca aklıma Tevrat'taki Rab'bin buluta istiva etmesi geliyor. Olabilir, Allah isterse Arş'a da istiva eder, dağda ve çalıda tecelli de eder. Bunların keyfiyetini bilemeyiz.

    Lakin benim merak ettiğim; Arş gökte midir? Yoksa göklerin ötesinde midir? Göklerden kasıt da galaksiler yani kainat mıdır? Eğer öyle ise Allah yeri ve gökleri ve bunların arasındakileri yaratıp sonra da evrenin ötesindeki, dışındaki Arş'a kurulmuştur diyebilir miyiz? Evreni yaratırken Allah, cennette müminlere görüleceği haliyle evrenin içinde mi bulunmuş mudur? Evreni yarattıktan sonra da evrenin içinden Arş denen Gaybe mi girmiştir? Arşa istivadan kim, ne anlıyor? Allah herhangi bir galaksinin bir gezegeninde bir kral tahtı üzerinde mi oturuyor? -Haşa- Allah bir put mudur? Yoksa Allah gayb olan (evrenin dışındaki) Arş'taki bütün evreni kuşatan kürsüsünden evreni yöneten bir akıl ve kudret midir?
  7. Mutedeyyin

    Mutedeyyin Misafir

    sa bizler aklımız alsın yada almasın, kuran ve sünnette belirtilenlere inanmakla mükellef değilmiyiz. Allahcc ı tanımanın tek yoluda onun Kitabı ve Peygebberi değil mi .bunlara baktığımızda eğer Allah arştayım diyorsa O oradadır, eğer benim elim var diyorsa eli vardır. bundan ötesi sadece kuru bir zandır akılsızların aklıdır bakın benimde elim var karıncanında eli var filin de eli var birbirine benziyormu benzemiyor herkesin eli ayağı kendi kudretine yakışır biçimdedir. işte bence çözüm buradadır Allah cc kendisiyle ilgili neyi söylemişse o vardır ve kendi kudretincedir biz hayal bile edemeyiz bize düşen inanmaktır şeytanın yolunu seçip aklımızı devreye sokmamalıyız çünkü bizim üzerimize düşen inanmaktır o kadar.
  8. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi

    ( إن الله I خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالاَْرْضين وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ. )


    ‘Muhakkak ki Allah (c.c) göklerle yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattı ve sonra ‘arş üzerine istiva etti.’ Nesâ‘î, Tefsîr, (2/153-154)

    İmam el Eş’ârî de şöyle demektedir: Göklerin üzerinde Arş bulunup,Allah da O’nu istivâ ettiğinden dolayı dır ki, Allah, “Gökte olanın sizi yere batırıvermesinden emin misiniz?” buyurmuştur. Gök (sema), yükseklik demektir. Arş ise göklerin üzerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla Allah, “Gökte olanın sizi yere batırıvermesinden emin misiniz?” derken aslında gökleri değil, Arş’ı kastetmiştir. Bu durumda âyetin manası, “Arş üzerinde olanın sizi yere batırıvermesinden emin misiniz” şeklinde olmaktadır. Eş’ârî, el-İbâne,‘an Usûli’d Diyâne, 106, 107.

    قال عبد الله بن مسعود رضي الله عنه: «بين سماء الدنيا والتي تليها مسيرة خمس مئة عام وبين كل سماءين مسيرة خمس مئة عام وبين السماء السابعة وبين الكرسي مسيرة خمس مئة عام وبين الكرسي وبين الماء مسيرة خمس مئة عام والعرش فوق الماء والله تبارك وتعالى فوق العرش وهو يعلم ما أنتم عليه


    Abdullah ibnu Mes'ud r.a dan, şöyle dedi : Dünya semâsı ile ondan sonra ki gelen semânın arası beşyüz senedir. Her iki semânın arası böylece beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arasıda beşyüz senedir Arş ise suyun Üstündedir. "Arşın üstünde de Allah’u Teala vardır. Sizin meşkul olduğunuz amelleri taa oradan bilir.Bu hadisi es-Sünne adlı eserinde İmam Ahmed,in oğlu Abdullah ,Ebu Bekir b.el-Munzir,Ebu Ahmed el-Assal,Ebu Kasım et-Taberani,Ebu Şeyh,Ebu,l-Kasım el-Lalekai,Ebu Ömer et-Talemenki ve Ebu Bekr el-Beyhaki Ebu Ömer b.Abdulberr telif ettikleri eserlerinde rivayet etmişlerdir. Hadisin senedi Sahih tir.el-Esma ve,s-Sıfat (s.401) de yine İbn Huzeyme (s.70) Darimi (s.105) Ebu,ş-Şeyh el-Azame )vr.34/b) Lalekai.Şerhu Usüli İ,tikadi Ehl,s-Sünne (I/91/B) Süneyd b.Davud sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.

    Araplar kullanımda (ala) yerinde fi,yi de kullanırlar Yüce Allah (فَسِيحُوا فِى اْلاَرْضِ) Yeryüzünde dolaşınız (Tevbe 9/2) (وَلاُصَلِّبَنَّكُمْ فِى جُذُوعِ النَّخْلِ ) Ve andolsun sizleri hurma ağaçları dallarında asacağım (Taha 20/17) diye buyurmaktadır.Burada ise ale,l-ard yerin üstünde ve ale,n-nahl hurma ağaçları üstünde demektir.Yüce Allah,ın (مَنْ فِى السَّمَآءِ ) men fi,s-sema: gökte olan buyruğu da böyledir ki bu da men ale,l-Arş:Arşın üstünde olan anlamındadır.Nitekim Rasülullah s a v,den sahih olarak gelen haberler de böyledir.
  9. kargı1

    kargı1 Islam-TR Üyesi

    selamunaleykum şimdi hadis in söyleme nedeni bir bedevinin ALLAH nerededir demesi üzerine resul(a.s) yukarı tarafı göstererek yukarıdadır demiş yanlışsam düzelt aben peygamberimiz o insanın anlaması için böyle demiştir şimdi ALLAH ı zaman dan münezzehtir deyip sonra mekan dan da münezzehtir deyip ALLAH ı arşa şıkıştırıyoruz
  10. ferdiosman

    ferdiosman Islam-TR Üyesi

    Kardeş bu Ehli Hadis nickli üye devamlı bu konuyu ısıtıp ısıtıp koymaktadır.Oysa bu formda bir çok yerde bu konu işlenmiş ve örümcek ağından daha zayıf iddialar ,sahih rivayetlerle cevaplanmıştır.

    Ehli sünnet ve'l Cemaatin akidesi;
    Allâhu Teâlâ’yı mekândan münezzeh olarak bilmek Ehl-i Sünnet’ Vel-Cemaat’in akidesidir
    Ehli Sünnet ne Cehmiyye/Mutezile gibi ne Allah Her yerdedir demiş,Ne de Mücessime ve Müşebbihe gibi Allaha bir mekan yön tayin etmişlerdir Ehli sünnet vel Cemaat bu konuda da vasat(orta) yolu benimsemiş ve ''Allah Mekansız ve Yönsüz olarak vardır demişlerdir''

    Resulullah (s.a.v.) yatağına yerleşince şöyle dua ederdi: "Ey, göklerin rabbi, yerin rabbi ve herşeyin rabbi olan, taneyi ve çekirdiği yaratan, Tevratı, İncili ve Kur´anı indiren Alhıhım, ben senin, perçeminden yakalayacağın her şer sahibinin şerrinden sana sığınırım. Sen evvelsin, senden önce hiçbir şey yoktu. Sen sonsun. Senden sonra da hiçbir şey kalmayacaktır. Sen zahirsin, senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen bâtınsın, senin altında hiçbir şey yoktur. Sen, be*nim borcumu öde, fakirliğimi gider.[Ebu Davud, K el-Edeb, bab: 98, Hadis no: 505/ Müslim, K. ed-Dua, bab: 61, Hadis no: 2713 / Tirmizi, K. ed-Da?vat bab: 19, Hadis no: 3400]

    Bakın Ebu Hanife ''Allah neredir?'' sorusuna nasıl cevap vermiş;
    ''Yaratılmadan önce mekan yoktu,halbuki Allah vardı.Mahlukattan hiçbiri yokken , ''nerede'' mefhumu mevcut değilken Allah vardı.O her şeyin yaratıcısıdır '' cevabının verilmesini ister. (İmam-ı Azamın 5 eseri,Fıkhu'l Ebsat terc.Mustafa Öz Marmara Üniversitesi İlahiyyat Fakültesi Vakfı yayınları-İmam-ıAzam Ebu Hanife ve Eserleri Fıkh-ı Ebsat sh.102 ,ter.şerh Doç.Dr.Abdülvehap Öztürk-Şamil yay.)Bu rivayetlerden bu arkadaşların haberi yok mu sanıyorsunuz?

    Peygamberimizin (sav) '' Allah vardı,O'ndan önce başka bir şey yoktu...'' .hadisi şerifi .(Buhari,Megazi,67,74,Bed'ul-Halk 1,Tevhid 22;Tirmizi,Menakıb,3946) de bu gerçeğe işaret eder.

    Bundan dolayı İbni Hacer Fethu'l Bari'de Allah’ın semâda oluşu sözünün zâhiri murad değildir. Zira Allah bir mekana girmek ve hülûl etmekten münezzeh olduğundan bu sözden zâhiri (ilk akla gelen mânâsı) kasdedilmemiştir, deriz..[1]
    1=13/412) قال الحافظ: "قال الكرماني: قوله: "في السماء" ظاهره غير مراد؛ إذ الله منزه عن الحلول في المكان، لكن لما كانت جهة العلو
    أشرف من غيرها أضافها إليه إشارة إلى علو الذات والصفات

    Birde İmamlar hakkındaki uydurma rivayetlere bakalım güya İmam-ı Azam şöyle demiş;“Arşın semada olduğunu inkar ettimi şübhesiz ki o kafir olur.”


    Bakın Fıkhu'l Ekber Şarihi ki bu vehhabiler Alliyyul Kari'nin mevzu rivayetleri anlamada ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu bilirler.Bu rivayet uydurma olduğunu söyledikten sonra sahih senedle gele şu rivayeti yapar; İmam Abdusselâm, “Hallür-Rumûz” adlı kitabında İmam Âzam'ın şu sözünü kaydediyor: “Kim ALLAH'ın yerde mi gökte mi olduğunu bilmiyorum derse, kâfir olur. Çünkü bu söz, ALLAH'ın bir mekânı olduğu düşüncesini akla getirir. ALLAH'ın me*kânı olduğunu düşünen kimse ise ALLAH'ı yaratıklara benzeten ki*şidir.”Şüphe yok ki Abdullah b. Selâm ilim adamlarının büyüklerinden biri olup güvenilir bir âlimdir. Şarihin naklettiğine değil, onun naklettiğine itimat etmek gerekir. (Aliyyu'l Kari Fıkhu'l Ekber şerhi Miraç bahsi İbn-i Mevlüt el-Hanefi ''Bir kitabın düşündürdükleri'' 14.nolu dipnot)

    Aliyyul Kari'nin dediği gibi Ebu Hanife ''Müteşâbih sıfatlara inanır ve tevilinden sakınırdı. ALLAH Teâlâ'yı bu sıfatların zahirî manasından da tenzih eder, dolayısıyla Selef âlimlerinin görüşünde olduğu gibi bu husustaki bilgiyi ALLAH Teâlâ'ya havale eder.'' ALLAH Teâlâ'nın kulları üzerine yük*selmesi, mekân bakımından yükseklik değil, mertebe ve makam bakımından yüksekliktir. Yani şânı yüce olmak demektir. Ehl-i Sünnet vel-Cemaat âlimleri ile Mutezile, Havariç vesair İslâm taifelerince de durum bu şekilde tesbit edilmiştir. Diğer bidat taifeleri de aynı görüştedir. Ancak, ALLAH Teâlâ’ya cihet ispat eden Hanbelilerle Mücessimeden(*) bir taife bu görüşte değildir. ALLAH Teâlâ onların isnad et*tiklerinden uzaktır.Şârih (İbni Ebi'l-İzz) ne tuhaftır ki ALLAH Teâlâ'nın yüceliğini ispat etmekte: “Şüphesiz bu Kur'an'ı, Emin ruh Cebrail, korkutuculardan olasın di*ye, senin kalbine indirdi.” (Şuara: 26/93-94.) âyetini delil getiriyor. Müellifin bu âyet*le ALLAH Teâlâ'nın yücelik sıfatını ispat etmeye çalışmasının garibliği apaçıktır. Zira nüzul ve tenzil kelimeleri alâ harf-ı cerri ile mütâaddi olurlar. Burada Kur'an'ın gökten inmesinden murad edilen, Hz. Pey*gamber sallellahu aleyhi vesellem'in kalbine indirilen kelâmın yüceliğidir. Bu konuda bir çekişme bahis konusu değildir. Kelâmın yüce*liğinden Melik ve Allâm olan ALLAH Teâlâ'nın mekânının yüceliği yani ona yüce bir makam ispatı lâzım gelmez.(Aliyyu'l Kari Fıkhu'l Ekber şerhi Miraç bahsi İbn-i Mevlüt el-Hanefi ''Bir kitabın düşündürdükleri'' 14.nolu dipnot)

    İmam-ı Azam Ebu Hanife el-Vasıyye'de şöyle der"Allahü teâlâ, kendisi için ihtiyaç ve (Arş'ın üzerine) istikrar (yerleşme) söz konusu olmaksızın Arş'ı istiva etmiştir. O, Arş'ı da, Arş'tan başkasını (diğer yarattıklarını) da korumaktadır. Eğer (Allahü teâlâ Arş'a ve bir yerde yerleşmeye) muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olmazdı. (Bir mekânda) oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş'ın yaratılmasından önce Allahü teâlâ nerede idi? Yüce Allah bundan (bir yere yerleşmek ve orayı mekân tutmaktan) münezzehtir" (Bkz. el-Vasıyye, 73. Çev: E.Sifil Bkz.İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınları, İstanbul, 2004; c.1, s.74-81.Çağdaş Dünyada İslami Duruş, 168 vd. )

    Güya Ebu Hanife;“Allahu Teala semadadır, yerde değil” [21]

    Kendisi “kulluk ettiğin ilah’ın nerededir?” diye soran kadına: “Allah’u Subhanehu ve Teala semada’dır, yerde değildir”, cevabını verdi. [22] [21] el-Esma ve’s-Sıfat
    [22] el-Esma ve’s-Sıfat

    Buna yine sizin uydurma rivayetler konusunda marifetlerine saygı duyduğunuz Nasıruddin Albani'den cevap verelim

    O Zehebi'nin uluvvu'nun tahkikinde şu rivayetler için Albani derki;Derim ki ;Müellifin Beyhaki'den naklettiğinin zahirinden anlaşıldığına göre Beyhaki bu kıssanın senedi hakkında bir şey söylememiştir fakat böyle değildir.Çünkü sözü geçen ifadelerinin sonlarında ''ondan nakledilen bu hikaye sahih ise''sözleriye ZAYIF olduğuna işaret etmektedir.
    Derimki; Hem bu nasıl sahih olabilir ki bunu rivayet eden uydurmakla itham edilmiş bulunan Nuh el-Cami'dir.Hatta bazıları;O doğrunun dışında her şeyi toplamıştır demişitirler(Zehebi uluvv sh.162 dip not 145 Guraba yay.)

    İbni Hacer'in sözünü delil kabul ediyorsun ,hadis ilmin de ehil görüyorsun alsana İbni Hacer'in Cariye hadisi hakkındaki görüşü samim ol ve kabul et.

    ''Yahudilerden tecsim inancında olan birisi ‘kendisinden başka ilah olmayan Allah göktedir’ dese bu sözüyle iman etmiş olmaz.Âmmeden birisi aynı sözü söylese (tecsimin mânâsını bilmeyecek derecede bilgisizse) İslam’a girişi sahih olur. Cariye hadisindeki durum da bu çerçevededir..[1]
    Allah zâtıyla arştadır, itikâdı yanlıştır.r.[2]

    [1] – (13 / 359) قال الحافظ : "ولو قال من ينسب إلى التجسيم من اليهود: لا إله إلا الذي في السماء لم يكن مؤمنا كذلك، إلا إن كان عاميًا لا يفقه معنى التجسيم فيكتفى منه بذلك، كما في قصة الجارية التي سألها النبي صلى الله عليه وسلم: "أنت مؤمنة؟" قالت: نعم، قال: "فأين الله؟" قالت: في السماء، فقال: "أعتقها فإنها مؤمنة" ، وهو حديث صحيح أخرجه مسلم.... ".
    [2] - قال الحافظ ابن حجر 1/508: "وفيه الرد على من زعم أنه على العرش بذاته "[أي:حديث : إن ربه بينه وبين القبلة]


    İmâm-ı Nevevî de Câriye hadisini tevil ediyor

    İmâm-ı Nevevî Sahih-i Muslim Şerhinin 5. cildinin 26. ve 27. sayfalarında Câriye Hadisi ismiyle meşhur olan Hadis hakkında şöyle diyor :

    “Rasûlullâh sordu : “Eynallâh ?” (zâhir manası : “Allâh nerede ?”) Cariye dedi ki : “Fi-s Semâ” (zâhir manası : “gökte”). Rasûlullâh dedi ki : “Ben kimim ?” Cariye cevap verdi : “Sen Allâh’ın Rasûlüsün.” Efendimiz dedi ki : “Onu âzad et, zirâ o Mü’mine’dir.”

    Bu Hadîs-i Şerîf Sıfat hadislerindendir (yani Mevlâ’nın Sıfatlarıyla ilgilidir). Bu hadislerin açıklaması hakkında iki mezheb (yol) vardır. Bunları kitabın İmân bahsinde bir çok yerde zikrettik. Bu yollardan ilki : Bu sözlere manasını araştırmadan, Allâh-u Te’âlânın misli hiç bir sey olmadığını ve yaratıkların özelliklerinden münezzeh olduğunu bilerek îmân etmek. İkinci yol ise : Bu sözleri Kendi Şân’ına layık bir şekilde tevil etmek. Bu yolu tutanlar dediler ki : Bu sözden murad köle kadının tek ilâha inandığını imtihan etmektir. Yâni her şeyi yaratan ve yönetenin, her istediğini yapanın yalnız Allâh-u Te’âlâ olduğunu kabul ettiğini bilmek içindir. Ve Allâh-u Te’âlâ’ya dua etmek isteyen kişi göğe yönelir, tıpkı namaz kılacak olan kişinin Kâbe’ye yöneldiği gibi. Bu Allâh-u Te’âlâ’nın gökle sınırlı olduğu manasına gelmez. Kâbe cihetinin O’nu sınırlamadığı gibi. Fakat gök dua edenlerin kıblesi olduğundandır. Kâbe’nin namaz kılanların kıblesi olduğu gibi. Veya o câriye puta tapanlardandı. Kendi etrafındaki putlara tapanlardan. Ve o : “fi-s semâ” (gökte) dediğinde onun putlara tapmayan ve tek ilâha tapan biri olduğu anlaşıldı.

    Ebubekir Sifil hocada ;literatüre "Eynellah hadisi" veya "cariye hadisi" olarak geçen rivayete dayanarak bir kısım Selefîler işi şu noktaya kadar vardırmıştır: Bir kimsenin mü'min olup olmadığını öğrenmenin yolu, ona "Allah nerededir?" diye sormaktır. Çünkü Efendimiz (s.a.v), rivayette geçen cariyenin mü'min olup olmadığını tahkik etmek için ona böyle sormuştur. Bu sorunun muhatabı olan kişi eğer "Allah göktedir" derse, mü'min olduğuna hükmedilir. Çünkü cariye Allah Teala'nın gökte olduğunu söylemiş, Efendimiz (s.a.v) de bu cevap üzerine –kendisinin kim olduğu sorusuna da doğru cevabı aldıktan sonra– onun mü'min olduğunu söylemiştir.

    Bu "tak'îd"in (kaideleştirme) ne kadar sağlıklı olduğunu görmek için bahse konu hadisin durumunu yakından incelemek gerekir. Bunun için hoşgörünüze sığınarak bazı teknik ayrıntılara girmek durumundayım.

    Söz konusu hadisin muhtelif Hadis kaynaklarında nakledilen varyantları bir araya getirildiğinde şöyle bir arka planla karşılaşıyoruz: Sahabe'den birisinin, koyunlarını güden bir cariyesi vardır. Koyunlardan birisini kurda kaptırınca kızıp kendisine bir tokat atan sahabî, bilahare Efendimiz (s.a.v)'e gelerek durumu anlatır ve daha önceden bir mü'min cariye azad etme adağı bulunduğunu söyleyerek söz konusu cariyeyi azad etmesi halinde nezrini yerine getirmiş olup olmayacağını sorar. Efendimiz (s.a.v) de cariyeyi kendisine getirmesini söyler. Cariye geldiğinde Efendimiz (s.a.v), mü'min olup olmadığını öğrenmek için kendisine bazı sorular sorar. –Meselenin püf noktası burasıdır.–

    Rivayetin bazı varyantlarında Efendimiz (s.a.v)'in cariyeye, "Allah nerededir?" diye sorduğu nakledilmektedir. Cariye bu soruya "Allah göktedir" diye cevap verir. Ardından gelen "Ben kimim?" sorusuna, "Sen Allah'ın Resulüsün" cevabını alınca, efendisine dönerek, "Onu azat edebilirsin; zira mü'mindir" buyurur. (Müslim, "Mesâcid", 33; Ebû Dâvûd, "Salât", 166; en-Nesâî, "Sehv", 20; "el-Muvatta", "Itk", 6; Ahmed b. Hanbel, V, 447-9; İbn Ebî Şeybe, "el-Musannef", VII, 215.)

    Bu rivayeti mahrecinden, yani olayın kahramanı sahabî Mu'âviye b. el-Hakem es-Sülemî (r.a)'den nakleden kişi Atâ b. Yesâr'dır. Ancak aynı ravinin, aynı olayı "Allah nerededir?" sorusunun yer almadığı değişik bir lafızla naklettiğini görüyoruz. Buna göre Efendimiz (s.a.v), "Semada kim var?" diye sorarcasına elini yukarıya kaldırarak işaret buyurmuştur. (ez-Zehebî, "el-Uluvv li'l-Aliyyi'l-Azîm", I, 254.)

    Yine Atâ b. Yesâr'dan aynı rivayet şu lafızla da rivayet edilmiştir: "Cariyeye "Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik eder misin?" diye sordu. Cariye "Evet" dedi. "Muhammed'in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şahitlik eder misin?" diye sordu. Cariye "Evet" dedi..." (Abdürrezzâk, "el-Musannef", IX, 175

    Aynı lafız, Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe b. Mes'ûd isimli tabiî tarafından, "Ensar'dan bir adamdan" nakledilmiştir. (Ebû Dâvûd, "Eymân", 16; "el-Muvatta", "Itk", 6; Abdürrezzâk, a.g.e., a.y.; Ahmed b. Hanbel, III, 452.)

    Her ne kadar bu haliyle zahiren mürsel ise de, bu varyant, mezkûr Ubeydullah'ın Ebû Hureyre (r.a)'den rivayeti olarak muttasıl bir senetle de nakledilmiştir. (Bkz. İbn Abdilberr, "et-Temhîd", IX, 114-5.)

    Bu muttasıl senet Ahmed b. Hanbel (II, 291) ve Ebû Dâvûd ("Eymân", 16) tarafından zikredilmiş, ancak metinde Efendimiz (s.a.v)'in cariyeye "Allah nerededir?" diye sorması üzerine cariyenin eliyle yukarıyı işaret ettiği zikredilmiştir. (Ayrıca bkz. Abdürrezzâk, IX, 176; İbn Huzeyme, "Kitâbu't-Tevhîd", 123; el-Beyhakî, "es-Sünenu'l-Kübrâ", VII, 388; ez-Zehebî, a.g.e., I, 260)

    Bir diğer varyantta Efendimiz (s.a.v) cariyeye, "Rabbin kim?" diye sormuş, cariye eliyle yukarıyı işaret etmiştir. (İbn Huzeyme, a.g.e., a.y.)

    Bir başka varyantta cariye Efendimiz (s.a.v)'in sorularına sadece işaretle cevap vermiştir. Buna göre Efendimiz (s.a.v) "Allah nerededir?" diye sormuş, cariye eliyle yukarıyı işaret etmiş, "Ben kimim?" sorusuna cevaben de cariye, "Sen Allah'ın Resulüsün" anlamında eliyle önce Efendimiz (s.a.v)'i, sonra da yukarıyı işaret etmiştir. (Ebû Dâvûd, "Eymân", 16; Ahmed b. Hanbel, II, 291)

    Bütün bu varyantlar bir noktayı açık biçimde göstermektedir: "Eynellah hadisi" veya "cariye hadisi" diye bilinen bu rivayet kesinlikle mana ile aktarılmıştır. Bir diğer deyişle, Efendimiz (s.a.v) ile cariye arasında geçen konuşmanın, raviler tarafından kendi anladıkları lafızlarla aktarılması sonucunda, teknik tabiriyle "ızdırab" dediğimiz durum ortaya çıkmıştır ki, ehlince malum olduğu üzere, senedi sahih de olsa herhangi bir rivayetin metninde bulunan bu tür bir "uyuşmazlık", hadisi sıhhat derecesinden zaaf derecesine düşürür.

    Bir an için bu gerçekten sarf-ı nazar edelim ve yukarıda verdiğim arka planını da dikkate alarak söz konusu hadise yakından bakalım: Bu hadiste Efendimiz (s.a.v)'in cariyeye sorduğu sorunun, onun mü'min mi yoksa putperest mi olduğunu ortaya çıkarmaya yönelik olduğu açıktır. Cariyenin, soruya verdiği cevaptan putperest olmadığı ve bir "Allah inancına" sahip olduğu anlaşılmaktadır. "Allah nerede", "Rabbin kim" "Semada kim var"... gibi sorulara kadının verdiği cevap, ya da eliyle yaptığı işaret, herhangi bir puta değil, "Yüce bir Yaratıcı'ya" inandığını ima eder tarzdadır ki, bilgi ve kültür seviyesi düşük bir insanın putperest olmadığını anlamak için bu türlü cevaplarla yetinmek yanlış değildir.

    Bir önceki yazıda, Mu'âviye b. el-Hakem (r.a)'den Atâ b. Yesâr kanalıyla nakledilen rivayetin "muzdarib" olduğunu, mana ile rivayet edildiğini, dolayısıyla ihticaca (delil olarak kullanılmaya) elverişli olmadığını ortaya koymaya çalışmıştım. Zikrettiğim hususlardan, mü'min olup olmadığını tesbit için kendisine getirilen cariyeye Efendimiz (s.a.v)'in ne sorduğunu, tek başına o rivayeti veya onun varyantlarından sadece birisini esas alarak ortaya çıkarmak mümkün görünmemektedir. Öyleyse yapılması gereken şey, böyle durumlarda Efendimiz (s.a.v)'in, kendisine getirilen kişiye mü'min olup olmadığını tesbit için ne sorduğunu, benzer vakaları araştırarak tesbit etmektir.

    Sahabe'den eş-Şerîd b. Süveyd (r.a)'den nakledilen rivayet bu konuda bize yol gösterici mahiyettedir. Ahmed b. Hanbel (IV, 222, 388-9) ve İbn Hibbân'ın (I, 419) rivayet ettiğine göre eş-Şerîd b., Süveyd (r.a), Efendimiz (s.a.v)'e gelerek, annesinin mü'min bir cariyeyi özgürlüğüne kavuşturmasını vasiyet ettiğini, kendisinin de siyahi bir cariyesi bulunduğunu söyler ve onu azat etmekle bu vasiyeti yerine getirmiş olup olmayacağını sorar. Efendimiz (s.a.v) cariyeyi kendisine getirmesini söyler. Cariye gelince Efendimiz (s.a.v), "Rabbin kim?" diye sorar. Cariye "Allah" der. Ardından "Ben kimim?" diye sorar. Cariye "Allah'ın Resulü'sün" diye cevap verir. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v), cariyeyi getiren sahabîye dönerek, "Onu azat edebilirsin, zira o mü'mindir" buyurur.

    Bu rivayette zikredilen soruyu ed-Dârimî ("Nuzûr", 10), hemen aşağıda İbn Ebî Şeybe'den naklen zikredeceğim lafızla sevk etmiştir. Dolayısıyla eş-Şerîd (r.a) rivayetinin de mana ile rivayet edildiğini söylemek mümkündür.

    Benzeri bir olay İbn Ebî Şeybe tarafından (VII, 215) rivayet edilmiştir. buna göre bir adam Efendimiz (s.a.v)'e gelerek annesinin mü'min bir köleyi azat borcu (adağı) olduğunu ve kendisinin de bir cariyesi bulunduğunu söyler. Efendimiz (s.a.v) cariyenin kendisine getirilmesini ister. Cariye gelince "Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve benim de Allah'ın Resulü olduğuma şahitlik eder misin?" diye sorar. Cariye "Evet" deyince, sahabîye "Onu azat et" buyurur.

    Yine benzeri bir olay el-Hâkim tarafından (III, 258) nakledilmiştir. Bu sefer Efendimiz (s.a.v)'e gelen bir kadındır ve yanında siyahî bir cariye vardır. Efendimiz (s.a.v), mü'min olup olmadığını öğrenmek için cariyeye şu soruları sorar: "Rabbin kim? Dinin ne? Ben kimim? Namaz kılıyor musun? Benim Allah katından getirdiklerimin hak olduğunu ikrar ediyor musun?" Cariyenin bütün bu sorulara olumlu cevap vermesi üzerine "Onu azat et" buyurur.

    Ramazan hilalini gördüğünü söyleyen bir adamın mü'min olup olmadığını tesbit için Efendimiz (s.a.v) kendisine şöyle sormuştur: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in de O'nun kulu ve Resulü olduğuna şahitlik eder misin?" Adam "Evet" deyince oruca başlanmasını emir buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, "Sıyâm", 14; en-Nesâî, "Sıyâm", 8; et-Tirmizî, "Savm", 7; İbn Mâce, "Sıyâm", 6; Abdürrezzâk, VI, 35; İbnu'l-Cârûd, "el-Müntekâ", 157; el-Hâkim, I, 297, 424...)

    Efendimiz (s.a.v), Yahudi bir anne-babanın çocuğu ölüm hastalığındayken yanına gitmiş ve kendisine "Allah'tan başka ilah bulunmadığına şahitlik eder misin?" diye sormuş, çocuk "Evet" deyince, "Muhammed'in de Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik eder misin?" buyurmuş, çocuk yine "Evet" diye cevap vermişti. Bir süre sonra çocuk vefat ettiğinde Efendimiz (s.a.v) ve Sahabe onu yıkayıp defnettiler. (et-Taberânî, "el-Mu'cemu'l-Kebîr", VIII, 67. el-Heysemî, "Mecma'u'z-Zevâid"de (II, 323) isnadının hasen olduğunu söylemiştir.)

    Keza başta el-Buhârî ve Müslim olmak üzere pek çok kaynakta zikredilen İbn Sayyâd kıssasında Efendimiz (s.a.v)'in, İbn Sayyâd'a, "Benim Allah'ın Resulü olduğuma şahitlik eder misin?" diye sorduğu nakledilmiştir.

    Bu örnekler, Efendimiz (s.a.v)'in, karşısındaki kişinin mü'min olup olmadığını tesbit için kendisine "Allah nerededir?" diye sormak yerine, Allah Teala'nın birliğine ve kendisinin de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik edip etmediğini sorduğunu göstermektedir. "Eynellah hadisi" veya "cariye hadisi" diye bilinen söz konusu rivayet dışında Efendimiz (s.a.v)'in, muhatabının mü'min olup olmadığını ortaya çıkarmak için kendisine "Allah nerededir?" diye sorduğunun nakledildiği bir başka rivayet bilmiyoruz.

    Esasen "Allah inancı" gibi bütün hassasiyetlerin başını teşkil eden bir meselede muhtelif raviler ve kaynaklar tarafından birbirinden oldukça farklı lafızlarla aktarılan "muzdarib" bir rivayettense, muhtelif bağlamlarda varit olmuş yukarıdaki rivayetleri ve benzerlerini esas almak akla da, dinî hassasiyete de, Hadis tekniğine de en uygun olan yoldur.

    Müslimdeki Muaviye Hadisinin senedindeki râviler, Yahya b Ebî Kesîr dışında, hepsi hadisçilerce siqa (sağlam, güvenilir) kişilerdir Senedde yer alan Yahya b Ebî Kesîr (132) hakkında ise İbn Hacer el-Asqalânî (852) şunları yazmaktadır:

    "Siqatun, sebetun lâkinnehu yudellisu ve yursilu: Güvenilir, sağlamdır ancak tedlîs ve irsal yapar" Tedlîs, hadis rivayetinde yanıltıcı eksiklikler (karanlık yönler) bırakmaktır İrsal ise -bazılarına göre- bir ravinin görmediği, buluşmadığı bir kimseden hadis rivayet etmesidir(Teqribu't-tehzib, İbn Hacer el-Asqalani, Beyrut, 975, c.2. s.356)
    Görüldüğü üzere hadisin senedi bütünüyle sağlam ravilerden oluşmamıştırYanıltıcı bir eksiklik olduğu diğer rivayetlerde ortadır.

    Ayrıca hadisin, başka sahabelerce aynı lafızlarla rivayet edilmemesi onun âhâd bir rivayet olduğunu ortaya çıkarır Âhâd haberin ise itikadı konularda hüccet sayılmadığı -sözde ehli hadislerce değil gerçek ehlince-bilinen bir hususturVarmı başka bir sahabeden bu lafız ? Haşa !bizde bu rivayeti yok saymıyoruz ki?Açık bir şekilde sahih nasıl anlaşılır onu konuşuyoruz
    Diğer varyantlar ki yukarıda gösterdik ,bir noktayı açık biçimde göstermektedir: "Eynellah hadisi" veya "cariye hadisi" diye bilinen bu rivayet kesinlikle mana ile aktarılmıştır. Bir diğer deyişle, Efendimiz (s.a.v) ile cariye arasında geçen konuşmanın, raviler tarafından kendi anladıkları lafızlarla aktarılması sonucunda, teknik tabiriyle "ızdırab" dediğimiz durum ortaya çıkmıştır ki, ehlince malum olduğu üzere, senedi sahih de olsa herhangi bir rivayetin metninde bulunan bu tür bir "uyuşmazlık", hadisi sıhhat derecesinden zaaf derecesine düşürür.
    Esasen "Allah inancı" gibi bütün hassasiyetlerin başını teşkil eden bir meselede muhtelif raviler ve kaynaklar tarafından birbirinden oldukça farklı lafızlarla aktarılan "muzdarib" bir rivayettense, muhtelif bağlamlarda varit olmuş yukarıdaki rivayetleri ve benzerlerini esas almak akla da, dinî hassasiyete de, Hadis tekniğine de en uygun olan yoldur.
  11. Es-Serahsi

    Es-Serahsi Islam-TR Üyesi

    Selefin cumhurunun dediğini göre Allah c.c. arşa istiva etmiştir. Arş ta malum olduğu üzere 7 kat semanın en üstündedir. İmam malikin de dediği gibi istiva malumdur. Dolayısıyl fazla dallandırıp budaklandırmaya, selefin sözlerini olur olmaz yerlere tevil etmeye gerek yoktur. ve eğer denilseki Allah arşın üzerinde dendiği vakit Allah a mekan isnadı vardır bu doğru değildir bilakis arş mahlukun en üst seviyesidir o halde nasıl olurda Allah a bir mekan isnad edilebilir. Doğrusunu en iyi Allah c.c. bilir.
  12. Ehli_Hadis

    Ehli_Hadis Islam-TR Üyesi

    الرَّحْمنُ عَلََى العَرْشِ اسْتَوَى

    ‘Rahman arş üzerinde istiva etmiştir’ (Tâhâ, 20/5)

    إِنَّ رَبَّكُمْ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ.


    ‘Rabbınız, şüphesiz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da ‘Arş üzerinde istivâ edendir.’ (A‘râf, 7/54)

    وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ.

    ‘O yücedir, büyüktür.’ (Bakara, 2/255)

    تَعْرُجُ الْمَلاَئِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ.


    ‘Melekler ve Rûh, ona, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselirler.’ (Me‘âric, 70/4)
    إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ

    ‘Güzel sözler O’na çıkar.’ (Fâtır, 35/10).

    ن معاوية بن الحكم السلمي رضي الله عنه قال : كانت لي جارية ترعى غنماً لي قِبَـلَ أحد و الجوانية ، فاطّـلعت ذات يوم فإذا الذيب قد ذهب بشاة من غنمها ، و أنا رجل من بنى آدم آسف كما يأسفون ، لكني صككتها صكّـة فأتيت رسول الله صلى الله عليه وسلم فعظّم ذلك عليّ .

    قلت : يا رسول الله أفلا أعتقها ؟

    قال : ائتني بها .

    فأتيته بها فقال لها : أين الله ؟

    قالت : في السماء .

    قال : من أنا ؟

    ال : من أنا ؟

    قالت : أنت رسول الله .

    قال : أعتقها ، فإنها مؤمنة . رواه مسلم
    .

    Muâviye't -Ubnu'l -Hakem es –Sülemiyy r.a dan, şöyle dedi : Benim, Uhud ve Cevvaniyye taraflarında koyunlarımı güden bir cariyem vardı.Bir gün yanına çıkıb vardım.Birde ne göreyim, güttügü koyunlardan birisini kurt kapmış. Ben de Adem oğullarından biriyim, onların öfkelendiği gibi bende öfkelenib esef ettim. Lakin ben o cariyeye bir şamar vurdum. Akabinde Resulullah s.a.v’e gelip - cariyeye vurduğum tokatı haber verdim – Resulullah s.a.v bu şamarı aleyhime çok büyüttü. Bende, Ya Rasulallah : - yaptığım bu işten dolayı - cariyeyi azad edeyim mi ? dedim. Onu bana getir, buyurdu. Bende cariyemi Resulullah s.a.v’e getirdim. Resûlullah s.a.v cariyeye hitaben " Allah Nerede’dir " ? diye sordu. Câriye : " Semada’dır " dedi. Tekrar, " Ben kimim " ? buyurdu. Câriye : " Sen Allah'ın Resulüsün ", dedi. Bunun üzerine Resûlullah s.a.v bana: Onu azad et, çünkü o bir " Mumi’ne " dir,buyurdu. } Bu hadis sahih olup bunu Müslim İbn Ebi Şeybe el-İman (84) İbn Ebi Asım Tahricu’s-Sünne (489) Beyhaki el-Esma ve’s-Sıfat’ta hadisin akabinde (s.422) Bu sahih’tir bunu Müslim rivayet etmiştir demiştir Zehebi uluv’da bunun sahih olduğunu söylemiştir (s.105)

    ( صحيح لغيره ) حديث عبد الله بن عمرو بن العاص أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : ( الراحمون يرحمهم الرحمن ارحموا من في الأرض يرحمكم من في السماء )


    Abdullah b Amr b el-As’ın rivayet ettiği hadise göre Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    Merhamet edenlere Rahman olan Allah da merhamet eder Yerde bulunanlara merhamet ediniz ki semadaki de size merhamet buyursun.(Hadisi Ebu Davud ve Sahih olduğunu belirterek Tirmizi rivayet etmiştir. (isnadı Sahih li gayrihi’dir.

    وعن أنس أن زينب بنت جحش كانت تفخر على أزواج النبي صلى الله عليه وسلم تقول: زوجكن أهاليكن، وزوجني الله من فوق سبع سماوات. وفي لفظ: كانت تقول: إن الله أنكحني في السماء. وفي لفظ أنها قالت للنبي صلى الله عليه وسلم: زوجنيك الرحمن من فوق عرشه.

    هذاحديث صحيح أخرجه البخاري


    Enes’in rivayet ettiği hadise göre Cahş kızı Zeyneb Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in diğer hanımlarına karşı övünerek şöyle derdi:Sizi (Peygamber efendimizle) akrabalarınız evlendirdi Ama beni yedi kat semanın üstünden Allah evlendirdi Bir lafızlada da Şüphesiz Allah semada benim nikahımı kıymıştır derdi.Bir başka lafızda o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e Rahman beni seninle Arş’ının üstünden evlendirdi demiştir.Bu sahih bir hadis olup bunu Buhari rivayet etmiştir.

    Mücahid,den dedi ki : İbn Abbas,a : Bir takım kimseler kader hakkında ileri geri konuşuyorlar denilince,şöyle dedi : Bunlar kitabı yalanlıyorlar.Eğer onlardan birisini saçlarından yakalayacak olursam onun perçemini yolarım .Şüphesiz Allah,hiçbir varlığı yaratmadan önce Arşı üzerinde idi.Sonra yaratıkları yarattı ve kıyamet gününe kadar ne olacaksa hepsini yazdı.İşte insanlar da takdir edilip bitirilmiş bir işe uygun olarak haraket etmektedirler (*)

    (*)-Hadisin senedi Sahih tir. El-Acurri bu hadisi eş-Şeri,a adlı eserinde (s.293) el-Lalekai es-Sünne (I,91/b) de İbn Kudame de el-Uluv adlı eserinde (169/a) de tahric etmiş bulunmaktadır.

    Sabit el-Bunani,den dedi ki Davud aleyhisselam namazı uzun kılar,sonra rükü yapar,sonra başını semaya kaldırıp arkasından şöyle dua ederdi :Ey semayı imar eden,başımı kölelerin rablerine (efendilerine) baktığı gibi sana doğru kaldırıyorum ey semanın sakini (*)

    (*)-Hadisin senedi sahih tir.Bu hadisi el-Lalekai es-Sünne de (I,92/b) rivayet etmiş İbn Kudame el-Makdisi de ondan naklen İsbatu Sıfati,l-Uluvv lillahi Teala adlı cüzünde (162/b) de nakletmiştir.
    أبو بكر الصديق رضي الله عنه:
    لما مات النبي صلى الله عليه وسلم، صعد أبو بكر رضي الله عنه المنبر فحمد الله وأثنى عليه ثم قال: «أيها الناس! إن كان محمدٌ إلهكم الذي تعبدون فإن إلهكم محمدًا قد مات، وإن كان إلهكم الذي في السماء فإن إلهكم لم يمت، ثم تلا: ﴿وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ﴾ (2) إسناده حسن


    Hz. Ebû Bekr (r.a.), Hz. Peygamber vefat edince şöyle demiştir: Her kim Muhammed’e kulluk ediyorsa bilsin ki O, ölmüştür. Kim semadaki Allah’a kulluk ediyorsa, bilsin ki O, diridir ve asla ölmeyecektir.﴾Muhammed, ancak bir peygamberdir.Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye mi döneceksiniz﴿Zehebî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Osman, Kitabu’l-Arş, Beyrut, 1464/2003, s. 35.İsnadı hasen’dir

    Ömer b. el-Hattâb (r.a.), bir keresinde yaşlı bir kadına (ki, rivayetlerden bu kadının Havle bint-ü Sa’lebe olduğu anlaşılmaktadır) rastladı. Kadın, Ömer (r.a.)’i durdurdu ve O’nunla sohbet etti. Bu arada Hz. Ömer’in yanında bulunan bir adam:

    “Ey mü’minlerin emiri, sen yanındaki bu kadar insanı, şu yaşlı kadın için mi bekletiyorsun deyince
    Hz. Ömer: “Yazıklar olsun sana. Sen, bu kadının kim olduğunu biliyor musun!? O, yedi kat semanın üzerinde bulunan Allah’ın, şikâyetini işittiği ve hakkında; “Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin birbirinizle konuşmasını işitir. Çünkü Allah işitendir görendir(Mücâdele, 58/1.)âyetini indirdiği bir kadındır.”Cüveynî, Ebû Muhammed Abdullah b. Yûsuf, Risâle fî İsbâti’l-İstivâi ve’l-Fevkiyye, Nşr. Ahmed Muâz ‘Ulvân, Riyad, 1419/1998, s. 60

    Süleymân et-Temîmî rahımullah şöyle demiştir: “Şayet bana ‘Allah nerededir? diye sorulsaydı, elbette ki semadadır derdim. Eğer ‘sema yaratılmadan önce Arş neredeydi?’ diye sorulsa, suyun üzerindeydi derdim, ‘peki su yaratılmadan önce Arş neredeydi?’ şeklinde bir soru sorulsa, o zaman bilmiyorum derdim.” İbn Ebî Şeybe, Kitabu’l-Arş, s. 80.ayrıc bkz:Buhari ef-Ali’l ibad ver Redd Alel-Cehmiyye

    Allah c.c’nun kendisini Kitâb’ında ve Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’inde O’nun Sünnet’inde vasfetmiş olduğu el-‘Uluv ve el-İstivâ sıfatlarını, nefyedip inkar etmek ve bunca ayet ve hadisi tahrif ederek reddetmek olduğundandır.

    Zira geçmişteki ümmetler de böyle bir belayı düşmüşlerdi.

    ﴿فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنْ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ.﴾

    ‘O zulmeden (Yahûdîler var ya) emir olundukları (tövbe ettik manasına gelen hıtta kelimesine denilmeyen bir nun ilave ederek hınta kelimesine) tebdil ettiler. Biz de, o zalimlere, yaptıkları fıskın karşılığı olarak, gökten bir azap indirdik.’ (Bakara, 2/59)

    Aynen de Cehmiyye ve takipçileri Allah c.c’nun Kur’ân’da İstivâ olarak zikretmiş olduğu bu ilahi sıfatı denilmeyen bir lam ilave ederek İstevlâ diye tebdil ettiler.

    Böylelikle Allah c.c’ istenilmeyen bir sıfatla vasfetmiş oldular. Geçen ümmetlerden de Allah c.c’ böyle ilâhî bir vahye dayanmadan vasfedenler olmuştu da Allah c.c şöyle buyurmuştu:

    سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ.


    ‘İzzet sahibi rabbin onların (müşriklerin uygunsuz) vasıflandırmalarından münezzehtir.’ (Sâffât, 37/180)

    Allah'ı Rasül'den ve O'nun sahabesinden Daha iyi vasfederiz diye İddia eden Dallinler bu naslar kıyamet gününde sizin aleyhinize bir şahittir.
  13. Aswadain

    Aswadain Islam-TR Üyesi

    Semâ, yeryüzünün etrafındaki atmosfer olarak bilinen gaz tabakaları değildir. Yedi tane semâ vardır. İlk semâ yıldızlı, gezegenli kısımdır. Yıldızların olduğu tüm bölgeler dunyâ semâsına, ilk semâ katına dâhildir. İlk semânın nerede bittiğini insanlar kesinlikle bilemez, Allâh bilir.



    إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

    ''Dunyâ semâsını yıldız süsüyle süsledik'' (Sâffât 6 turkce açıklaması)



    وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ

    ''Dunyâ semâsını kandillerle süsledik'' (Mulk 5 turkce açıklaması)



    زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ

    ''Dunyâ semâsını kandillerle süsledi'' (Fussilet 12 turkce açıklaması)
  14. kelime-i şehadet

    kelime-i şehadet Islam-TR Üyesi

    Genel bir soru: Arş'ın kaç tane lügat manası vardır ve bunlar nelerdir? Bir de istivanın 20'den fazla anlamı olduğunu duymuştum. Bunlar nelerdir?



    Bunun delili nedir?
  15. eL_Muhacir

    eL_Muhacir Cemaat cihad için,cihad cennet içindir !!! Yetkili Kişi Forum Yöneticisi

    611 ahi bazı ayetlerin araştırılmaması daha hayırlıdır.nitekim bu senin imanını yüceltmez bilakis azaltır çünkü insana verilen ilim bir yere kadar ondan sonra teville yorum yapıp ALLAH korusun büyük günahlara farkına varmadan içine düşersin.bunu olduğu gibi iman etmek lazım
    en iyisini RABBİM bilir

    Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın adı ile

    7- Sana bu Kitab'ı indiren O'dur. Bu Kitab'ın bir kısım ayetleri kesin anlamlı (muhkem)dir, bunlar onun özünü oluştururlar. Diğer kısmı da birden çok anlamlı (müteşabih)dir. Kalplerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak ve keyfi yorumlar yapmak amacı ile bu kitabın birden çok anlamlı ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onların yorumunu sadece Allah bilir. Köklü bilgiye sahip olanlar ise "Bu Kitab `a inandık, O bütünü ile Allah katından gelmiştir" derler. Bunu ancak aklı başında olanlar düşünebilirler.(ali imran suresi )
  16. Çay-Şakird

    Çay-Şakird Islam-TR Üyesi

    Allah abdulhak abiden razı olsun,çok iyi bir anlatım,başka bir sitede de paylaştım inşallah ecrimiz artıyordur.
  17. asrinsirri

    asrinsirri Islam-TR Üyesi

    Açıklamalar delillerle sabit olmuş, ALLAH cc razı olsun inşaallah...
  18. Suraka

    Suraka Jihad today, Jannah tomorrow...

    We Aleykum Selam

    bugün müftüyle okulda bu sebepten dolayı tartıştık. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) in köle ile olan konuşmasındaki hadisi söyledim "Arapça'dan türkçeye geçerken yanlışlıklar olabilir" dedi bana bende buradaki kaynaklardan yararlanıcam inşallah. Allah razı olsun sizden. [Amin]. İnşallah anlar.
  19. ENSARİ

    ENSARİ Islam-TR Üyesi

    ısıtıp ısıtıp arşa istiva etti tevilede gerek yoktur diyen teymiyyeden başka hiç bir ehli sünnet alimi yoktur..bir o gerçekleri görmüş öyle ya..
  20. Ahlul Hadeeth

    Ahlul Hadeeth Üyeliği İptal Edildi

    Aslında senin gibi mutekellim itikadına sahip bir kimselere laf anlatmak Ehl-i Sünnetin usulü değildir. Nitekim onlar mutekellimleri zaten tekfir eder. Ancak senin gibi bir kimseye denilecek şey şudur : Sen arapça ilmine vakıf isen bizlere bunu söyleyenin sadece İbn Teymiyye olduğunu ispatla. Eğer arapça ilmin bile yoksa, o zaman cehaletini ortaya kusma.

    Şu güne kadar İbn Teymiyye'ye bu konuda reddiye verebilen bir kul olmadı. Kevseri denen zındık çıktı bir kaç şey zırvaladı. Allah'ta ona Yemeni'yi musallat etti. Yemeni'de aslanın avını parçaladığı gibi Kevseri'nin iftiralarını parçaladı.

    Ki Allah'ın arşın üstünde olduğu itikadı Selef'ten beri sabittir. Ancak bu akidede sebat edenler sadece Hanbeliler olmuştur. -Aradaki Şafi ve Malikiler hariç, Kayravani gibi örneğin ya da Kattan gibi -

    Mesela İbn Kudame el-Hanbeli, bu güzel itikada sahip alim Isbatu Sıfatul Uluvv isimli kitabında Allah'ın gökte olduğunu ispatladı. Bu konuda bir sürü Seleften sahih sözler nakletti. Bunların bir kısmıda Şafii ve Malik'tendir. Bu kişi Şeyhulislam Abdulkadir Ceylani'nin talebesidir. Abdulkadir Ceylani'de Gunyetut Talibin kitabında Allah'ın gökte olduğunu ispatlamıştır.

    Hanbelilerden yaklaşık 40'a yakın büyük alim gelip geçmiştir. Hepside İbn Teymiyye ile aynı akidede idi. İbn Cevzi hariç. Bu kimse tevilcilerden oldu ve hatta Kadı Ebu Yala'ya reddiye yazdı. Def'u Şüphei Teşbih diye. Ancak şu kitabı okuyan bile güler söylediklerine. İbn Cevzi'nin kitap yazmaktan çok hata yaptığını söyleyen Zehebi, ondan şu sözü nakleder : İbn Cevzi der ki : (Mutekellimlere hitaben) İşte sizin üç sapıklığınız.. 3. Siz gökte bir ilah olmadığını söylersiniz!

    Yani İbn Cevzi bile bu konuda mütemekkin değil. Kendisi ile çelişiyor. Zaten Allah'ın Makdis'ten çıkardığı hayırlı nesil olan İbn Kudame el-Makdisi el-Hanbeli ve onun sülalesi, İbn Cevzi ve yandaşlarını hüccet ile paramparça etmişti. Kevseri, utanmadan bu salih ve ehli hadis kimseye iftira atarak diyor ki "İbn Kudame mutezilenin hak yol olduğunu itiraf etti." İşte hüccet karşısında alçalanlar, böyle iftira atarlar.

    İbn Teymiyye, zaten Hanbelilerin akidesi üzere idi. Zaten Kevseri açıkça şunu diyor Esma ve Sıfata yazdığı talikte : Hanbeliler en baştan beri Haşeviyye idi.

    Bu zındık zaten Ahmedin oğlu Abdullah bin Ahmed bin Hanbel'e, Ahmed'in talebesi Mervezi'ye, Hallal'a, İbn Kudame'ye ve Kadı Ebu Ya'la'ya mücessime demesiyle meşhur. O yüzden ya ortaya ilim koyun, ya da susun. Susarsanız en azındandan adamlığınıza itibaren sizleri aşşağılamayız. İlimsizce konuşacaksanızda, sizin aşşağılanmak ve hüccet karşısında ezilmekten başka bir çareniz yok.
  21. İlim Talebesi.

    İlim Talebesi. Üyeliği İptal Edildi

    Sual: İbni Teymiyye’nin, Allahü teâlâyı bir cisim olarak kabul eden mücessime fırkasından olduğu, kendi kitaplarında yazıyor mu?
    CEVAP
    Evet, kendi kitabında, hâşâ Allah’ın Arş’ın üstünde olduğunu ispat etmek için diyor ki:
    Allah dilerse, bir sivrisineğin sırtına yerleşir de, sivrisinek Onun kudreti ve rububiyetinin lutfü ile Onu yüklenip kaldırır. Böyleyken Allah Arş’ın üzerine nasıl yerleşmez? (Beyan Telbis el-Cehmiyye, 1/568)

    Bu konuda, Zahid-ül-Kevseri diyor ki:
    İbni Teymiyye’nin Allahü teâlâ hakkındaki sözü işte budur. Sanki mabudunun sineğin sırtına oturması, gerçek bir işmiş gibi, bunu, Allahü teâlânın, sineğin sırtından daha geniş olan Arş’ın üzerinde karar kılmasına delil olarak ileri sürüyor! Allahü teâlâ, bundan münezzehtir. İbni Teymiyye ve yandaşlarından önce, insanlardan, böylesi akılsızca bir söz söyleyen bir kimseyi bilmiyorum. Bu öyle bir cinnet getirmektir ki, üzerinde hiçbir cinnet getirmek yoktur. Allah, onların vasfettiklerinden münezzehtir. Sineğin taşıdığı bir mabud tasavvur eden biri, muhatap bile alınmaz. (Makalat-ül-Kevseri, 301)
  22. Ebu & Dücane

    Ebu & Dücane Misafir

    Siz kelimeleri cımbızlayarak ibni teymiyeyi tekfir etmeye mi çalışıyorsunuz.Bu ne cambazlık böyle.Teşbih yapmak tekfire girer mi bay ilim talabesi.Peki aşağıdaki ayetteki teşbihe ne dersin?Bu cahil halimle sana acıdım.Ayetle ilgili açıklamayı da okursan,konulara parçadan bakmadan bütünü görmeyi öğrenirsin belki...


    "Bakın, Allah size kendi hayatınızdan bir temsil getiriyor: Hiç, elinizin altındaki köle ve hizmetçilerden, size nasib ettiğimiz servette, onların payları da sizinki ile eşit olacak derecede, kendinize ortak yaptığınız, kendinize itibar ettiğiniz kadar onlara da itibar edip saydığınız ortaklarınız var mıdır? İşte Biz aklını kullanan kimseler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz."(Rum, 30/28)

    Kur'an'ın bazı konular için insanların yakın çevrelerindeki olay veya ilişkilerden temsil getirme üslûbunun bir örneğini yansıtan 28. âyette, Allah'a şirk koşma, yani O'nu tanrı kabul etmekle beraber, başka bazı varlıkları da tanrılıkta O'na ortak olarak görme yaklaşımının, özündeki sakatlığın yanı sıra, aynı zamanda çelişkiler içeren bir tutum olduğu somut bir anlatımla ortaya konmaktadır. Bu örnek özetle "Köleyi efendisine eşit saymıyorsunuz da, yaratılmış olanı yaratıcısına nasıl eşit görürsünüz!" anlamında bir eleştiri ve uyan anlamı taşımaktadır. "Kendinizden bir örnek gösteriyor" ifadesini "Yakın çevrenizden ve kolay tahlil edebileceğiniz bir örnek veriyor" şeklinde yorumlamak mümkün olduğu gibi, bunun "Unutmayın ki siz nihayet yaratılmış, âciz varlıklarsınız, buna rağmen Allah iyi bir muhakeme yapmanıza fırsat vermek üzere sizi bile bu mukayesede temel alma lütfunda bulunmaktadır." gibi bir anlam taşıdığı ve insanları Allah'a karşı edebe davet etmeyi amaçladığı düşünülebilir.
    Âyetin "Elinizin altında bulunan köleleriniz" şeklinde tercüme ettiğimiz kısmını yorumlarken, öncelikle Kur'an'ın geldiği dönemde yaygın ve yerleşik bir uygulaması bulunan köleliğin hatırlanması gerekir. Beşerî ilişkiler içinde "sahiplik" kavramının en üst düzeyde kullanımına imkan vereni efendilik-kölelik ilişkisidir. Fakat bunda dahi birincisi diğerinin varlık sebebi, yaratıcısı olmak bir yana, -İslâmî kurallara göre- onun üzerinde ölüm dirim hakkına sahip değildir, hatta birçok konuda birbirleriyle eşit tutulmuşlardır; ontolojik açıdan da aralarında bir fark bulunmamaktadır. Kaldı ki "Size verdiğimiz nzıklarda" ifadesinin içerdiği uyarıya dikkat edilirse, size ait olan şeyler gerçekte sîzin değil Allah'ın size vermiş olduklarıdır, O'na ait olanlar ise hakiki anlamda da O'nundur. Böyle olduğu halde efendiler kölelerinin kendileriyle eşit haklara sahip olmasına rıza gösterirler mi ve diğer hür ortaklarıyla olan ilişkilerinde olduğu gibi onlardan çekinirler mi?
    Meselâ, kârın bölüşümünde ortaklarının haksızlık yapmasından endişe ettikleri gibi kölelerinin de böyle bir hak gasbında bulunabileceğinden endişe ederler mi? Asla! Zaten onlarla bir paylaşım İçine girmeye razı olmazlar ki! Bu hususları göz önüne aldıktan sonra cevaplanması gereken soru şu olmaktadır:
    Peki evrendeki bütün varlıkların yegâne yaratıcısı, gerçek sahibi ve mâliki olan Allah Teâlâ'ya onun bu yarattıklarından bazılarını ortak saymak büyük bir tutarsızlık değil midir?
    Âyetin "Birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz" şeklinde çevrilen kısmı , "O taptıklarınızın ne yarar ne zarar verme gücü olmadığına göre, birbirinizden korktuğunuz gibi onlardan niye korkasınız ve korkup da onlara niye tapasınız ki!" şeklinde de açıklanmıştır. Yine bu kısma "kendinizi saydığınız gibi saydığınız" anlamı da verilmiş ve şöyle bir yorum yapılmıştır:
    Sizin tanrılık yakıştırdığınız varlıklar için "Onlar Allah katında bizim için şefaatçi oluyorlar, bu sebeple onlara tapıyoruz" şeklindeki bahaneniz de tutarsızdır. Çünkü siz, kendiniz gibi hür kimselere gösterdiğiniz saygıyı kendinizle aynı nitelikleri taşıyan kölelerinize göstermiyorsunuz ki, yine Allah Teâlâ'nın mülkiyetinde olan fakat O'nunla hiç bir benzerliği bulunmayan varlıklara aynı hürmeti gösteresiniz!
    Öte yandan bu temsilin anlaşılması için konuyu daima hukuki bir statü olarak efendi-köle ilişkisi çerçevesinde ele almak zaruri değildir. Hatta temsilin teması açısından, "sahiplik" fikri ve duygusunun daha zayıf ve sınırlı olduğu ilişkilerden yararlanılması sebebiyle mümkündür.
    Meselâ, bir fabrikanın sahibi orada çalıştırdığı işçilerin emeğini satın aldığı ve bu emeğe mâlik olduğu fikri ve duygusuyla hareket eder; sosyal mülâhazalarla işçi hakları konusunda ne kadar mesafe alınırsa alınsın, onların kendisine ait bütün mal varlığı hatta sırf o fabrikanın mülkiyeti üzerinde eşit haklara sahip olmasına razı olmaz.
    Yine, âyetin anlamının Kur'an'ın ilk muhatapları olan Mekke müşriklerinin şirk tarzı ile sınırlı düşünülmemesi gerekir. Âyetin bütün zamanlar ve coğrafyalar için geçerli olan mesajı şudur: Hangi saikle ve hangi biçimde olursa olsun, Allah'ın yegâne yaratıcı olduğu, mutlak iradesini hiçbir gücün sınırlayamayacağı gerçeği ile bağdaşmayan her inanç ve O'ndan başkasına kulluk etme veya kullukta başkasını aracı kılma anlamı taşıyan her davranış, şirktir ve âyette vurgulanan çelişkiyi taşır.
    Diyanet tefsiri
  23. muhammet87

    muhammet87 Islam-TR Üyesi

    Zahid el kevseri kimdir

    (Ehli Hadis düşmanı el-Kevseri’nin gerçek yüzü hakkında küçük bir uyarı)

    Dini Islah Davasında Bir Din Tahripçisi

    Bismillahirrahmanirrahim

    BİR MÜRCİ/CEHMİ BOZUNTUSU : ZAHİD EL KEVSERİ

    Muhammed Zahid Kevseri isimli zındığın türkçeye terceme edilmiş eseri olmasa da, ehli sünnete aykırı, bozuk akidesi, eserlerinin içeriği başta Ebu Bekir Sefil olmak üzere çeşitli mukallidleri tarafından takdim edilmektedir. Maalesef sahabelerin Kuran ve Sünnet hakkındaki menheclerini bilmeyen taklitçiler, kendisini ehli sünnettenmiş gibi maskeleyen bu zındığın fitnesine düçar olmakta, sinsice kurulmuş tuzaklarını fark etmemektedirler.

    Ebu Ahmed Abdurrahman kardeşimizin Kevseri’ye reddiye hazırlamakla meşgul olduğundan haberdar olunca, kendisinden bu konuda bazı notlarını göndermesini, sitemde yayınlamak üzere rica ettim. Onun çalışması şuan bitmemiş halde olup devam etmektedir. Mezkur çalışması için derlediği bazı notlarını bana gönderdi ve ben de şimdi yayınlıyorum. Allah Ebu Ahmed’e hayırlı karşılıklar versin, faydalı eserlerinde muvaffakiyet versin ve çalışmasını müslümanlara bereketli kılsın.

    KEVSERİ’NİN EBU HANİFE İLE BİR İLGİSİ VAR MI?

    Ebu Hanife'nin adını kullanıp, onunla alakası olmayanlara;

    Bugün kendilerini imam ebu hanife'ye nisbet edenler, biz Ebu Hanife’ye uyuyoruz diyenler, aslında sadece onun adını kullanıyorlar ve onunla hiç alakaları yoktur. Bugün hanefi olanlar aslında Muhammed Zahid el-Kevseri'nin mezhebine uyuyorlar. Maturidilik mezhebi tarih boyunca dört merhale geçirmistir. Son merhalenin basinda ise Muhammed Zahid el-Kevseri vardir. Kevseri, son merhalenin en önemli sahsiyetidir. bugün Hanefi-Maturidi veya Eş'ari-Şafii olup kevseri'den etkilenmeyen, ondan beslenmeyen hiçbir kimse yoktur. ama bunu hanefilerin avam tabakası bilmez, bunu sadece ilimle ugraşanları bilir. bugun hanefiyiz diyenler aslında kevseri'nin mezhebine mensubdurlar, ama Ebu Hanife'nin, imam Şafii'nin adını kullanırlar.

    Oysa Kevseri, Ebu Hanife'nin ve Şafii'nin tam zıttıdır. hem akidede, hem mezhebde hem de meşrebde...Kevseri, sahabelere hakaret eden, selef imamlarına sapık diyen, sahih buhari'de ve sahih muslim’deki bir çok sahih hadisi inkar eden, imam ahmed'e dil uzatan, cehmiyye mezhebinin kurucularını mudafaa eden, sapık birisidir.

    Bugün Türkiye’de ve hatta bütün dünyada, imam ebu hanefi'ye uyduklarını iddia edenler, hanefi mezhebi mensubları, akidede ise ebu mansur el-maturidinin mezhebine uyarlar. maturidilik mezhebi ise tarih boyunca dört merhale geçirmistir. son merhalenin başında muhammed zahid el-kevseri vardır. bugün akidede maturidi olanlar, hatta şafii olup, akidede eş'ari olanlar, zahid el-kevseri'den mutlaka istifade etmiş, ondan beslenmişlerdir. yani günümüzde, hanefi ve safii olduğunu iddia edenler, aslında, muhammed zahid el-kevseri'nin mezhebine, görüşlerine uymaktadırlar, ebu hanife'nin ve şafii'nin adları kullanılmaktadır sadece. Çünkü kevseri, ebu hanife'nin, şafii'nin ve diğer selef imamlarının yolundan ayrılmış birisidir. kevseri'nin birçok görüşleri, ebu hanife'nin ve diger selef imamlarinin görüşlerine tamamen zıttır. Ebu hanife ve ebu mansur el-maturidi tarikat ehli olmamalarına rağmen, kevseri, tasavvufun sapık görüşlerini de hanefi-maturidiliğe sokmuştur.

    SAHABEYE, ÜMMETİN SELEFİNE HAKARETLER SAVURAN KEVSERİ !!!

    el-kevseri, peygamber sav'in sahabelerine dil uzatan hakaret eden birisidir; buyuk sahabi enes ibni malik(ra)'a “bunak” diyor. buyuk sahabi enes'in fıkıh bilmediğini, fakih olmadığını iddia ediyor (et-Te'nib,s.117; et-Terhib, s.332)

    Peygamber sav, medine'ye hicret ettiğinde, Enes ra. on yaşındaydı. annesi elinden tutup onu peygamber sav'e getirdi. onun hizmetine onu verdi. enes gece gündüz tam on yıl peygambere hizmet etti. ona (sav) en yakın ve en büyük sahaberlerden biriydi. eğer Enes fakih değilse daha fakih olan bir kimse yok yeryüzünde! peygamber sav., enes'in bereketine dua etti. herkesin bahcesi yılda bir kere ürün verirdi, enes’in bahçesi iki kere. herkesin hanımı yılda bir kere doğum yapardı, enes'in hanımları yılda iki kere. kuraklık zamanı bir bulut gelir yalnızca enes'in bahçesini sulardı. taun salgını geldiğinde enes, kendi eliyle 120 tane evladını defnetti. bayram namazına yetişemezse, enes, bayram namazını kendi çocukları ile kılardı, yani Allah ona o kadar bereket bolluk vermişti, hem dinde hem de dunyalıkda. enes, en çok hadis rivayet eden sahabelerdendir. en alim ve en fakih olan sahabelerdendir. bütün ümmet bunda ittifak etmistir. oysa Kevseri kalkmış enes'e “bunak” diyor. “fakih değildi” diyor. selef imamlari da der ki; eğer sahabelere dil uzatan birini görürseniz bilin ki, o, bid'at ehlidir, sapıktır. Allah rasulu de sahabelere dil uzatanlara la'net ediyor,(sav.)

    kevseri, büyük sahabi, Mu'aviye ibni ebi'l Hakem (ra) da dil uzatır, o'na hakaret eder. bu sahabi için, o'nun fakih olmadığını söyler, o'nun namazda konuşacak kadar (cahil) olduğunu(!) söyler, belasını bulmuş biriydi, kafayı yemiş, hadisleri ma'na ile rivayet ederdi, der (ta'likat, s.421; tebdid ez-zalam, s.94; makalat, s.349).

    bütün bunları onun rivayet ettiği muslim hadisini inkar etmek için yapar. Çünkü Mu'aviye ibni ebi'l hakem, muslim'de gelen cariye hadisinin sahibidir. bu hadiste, cariye, Allah'ın gökte olduğunu söyler ve Allah rasulu sav onu tasdik eder. o cariye icin "bu, mu'minedir" der. (sahih muslim, kitab'ul mesacid)biz kuranı, kuranın anlayışını, hadisleri, hadislerin anlayışını, dini, sahabelerden aldık. sahabelere dil uzatıp, onların dokunulmazlığına dokunanlar, dini yıkmak isteyen zındıklardır.bugün hanefi-maturidi-sofi olanların, ibni teymiye'ye ve ibni kayyim'a kafir demeleri de, kevseri'nin papağanlığını yapmalarından dolayıdır. Kevseri'nin, ibni teymiye'ye kafir demesi, sahabelere dil uzatması cürmünün yanında nedir ki?!!!

    KEVSERİ HADİSÇİLERİ DÜŞMAN BELLEDİ, SAHABEYİ FIKIHTAN ANLAMAMAKLA İTHAM ETTİ.

    el-kevseri, ebu hureyre gibi, enes gibi bazı büyük sahabelerden hadis almaz. onların fakih olmadığı, sadece muhaddis olduğu gerekçesi ile (et-te'nib, s.223). oysa bu usul, dinde büyük bir çatlak meydana getirir. fakih değil diye bazı hadisleri redd ederseniz, sizin dininiz eksik kalır. ondan sonra bu eksikliği gidermek için içtihad eder kıyas yaparsınız sonra da sünnete ters düşersiniz, sonra da size sahih hadis getirirler, mezhebe uymuyor diye redd edersiniz. boylece dinde olmayan yeni hükümler doğar.

    imam ebu hanife rh der ki; eger bir hadis sahihse, benim mezhebim işte o'dur

    DECCAL KEVSERİ SELEF İMAMLARINI MÜCESSİME OlMAKLA SUÇLADI

    el-kevseri, selef imamlarına ve onların kitaplarına da dil uzatır, onları sapık olmak, mücessime olmakla suçlar. bunlardan bazıları şunlardır;

    1-imam ahmed'in oğlu abdullah, babasına sorular sorar, bu soruları ve aldığı cevapları bir kitapta toplar. bu kitabın adı "es-Sunne"dir. bu kitab, akide ve menhecde, ehli sunnetin temel kaynaklarındandır. kevseri, bu kitabın, sapıklığın, mucessime'nin ve muşebbihe'nin kitabı olduğunu söyler. bu kitapta yazılanların, putçuluğun satırları olduğunu söyler. (makalat, s.320, 324, 301, 307, 325, 329, 332, 338)

    2-yine el-kevseri, buyuk imam ibni huzeyme'nin, "et-tevhid" adlı kitabına dil uzatır. oysa bu kitap da ehli sünnetin akide ve tevhidde en büyük kaynak kitaplarındandır. hep hadislerle yazılmıştır. kevseri, bu kitabın, tevhid kitabı değil, bilakis şirk-Allah'a ortak koşmanın kitabı olduğunu soyler. bu kitabda yazılanların, putçuluğun görüşleri olduğunu söyler. (makalat, s.330) ve kevseri, kelamcı-felsefeci Razi'nin bu kitab için, şirk'in kitabı, dediğini nakleder. (et-te'nib, s.108). kevseri, ibni huzeyme'yicahil olmakla suçlar, bu cehaleti ile böyle bir kitab yazmaması gerektiğini söyler. (ta'likat, s.267)

    kevseri, selefin büyük imamlarından olan, abdurrahman ibni ebi hatim er-razi'ye de dil uzatır. ibni ebi hatim'in, cehmiyye mezhebini ve sapık görüşlerini redd etmek için yazdığı kitabı (er-redd ala'l-cehmiyye), akılsızca yazdığını, ibn ebi hatim'in aklının bu konulara ermediğini, söyler. (ta'likat, s.269)

    yine kevseri, büyük imam muhaddis ibn ebi şeybe'yi, "el-arş" adlı kitabından dolayı, yalancı-kezzab, olmakla suçlar. (et-te'nib, s.110)

    KEVSERİ EHLİ SÜNNET DÜŞMANI CEHMİYYE FIRKASININ KURUCULARINI ÖVE ÖVE BİTİREMİYOR

    kevseri, selef imamlarına, ehli sünnetin büyüklerine böyle hücum ederken, diğer yandan da, sapik cehmiyye mezhebinin kurucuları olan, ca'd ibni dirhem ve cehm ibni safvan'ı över ve müdafaa eder ve onların hakkıyla anlaşılamadığını söyler. (bir iftiracının yalanını beyan adlı eserinin mukaddimesinde, s.12; et-te'nib, s.91)

    muhammed zahid el-kevseri'ye reddiye olarak yazılmış, tek kitap olarak yazılmış kitablar, risaleler var. ayrıca bazı internet sitelerinde de ilim ehli olan insanların hazırladıkları çeşitli yazılar vardır. ama bildiğim kadarıyla bunların hiç biri türkceye tercüme edilmiş değildir. arabcadır. ayrıca el-kevseri'nin eserleri de arabca olup türkceye tercüme edilmediğini biliyorum. el-mu'allimi'nin, "et-tenkil" isimli eseri bu konuda en onemli eserlerdendir. Dr. muhammed ibni abdurrahman el-humeyyis'in, "kevseri'nin selef akidesine muhalefeti" isimli eseri önemlidir. el-gumari ise kevseri'nin kitablarındaki çelişkili-birbirine tam zıt olan ifadeleri karşılaştırmıştır. bir kitabında söylediklerini başka kitablarında zıttını söylemiş. bu eserin adı da, "bir iftiracinin telbisini beyan yada kevseri'nin kevseri'ye reddiyyesi"dir. bunların hiçbiri turkceye tercume edilmedi biliyorum. ayrica bazı alimlerin, kaset olarak yapmış oldukları reddiyyeler de vardır. arabçadır.

    NEKROFİLİST RUH HALİ İLE ETRAFA SALDIRAN BİR MEZARPEREST

    1-el-kevseri,kabirlerin üzerine mescid yapmanın caiz olduğunu söyler. (makalat, s.156-157)

    2-el-kevseri, kabirlere, mum yakmanın , kandil koymanın caiz olduğunu söyler. (makalat, s.158)

    3-el-kevseri, bir kabrin üzerine yapılmış olan mescidde, namaz kılmanın caiz olduğunu söyler. (makalat, s.156-157)

    4-el-kevseri, salih kişilerin ruhlarından isti'ane, istimdad, yardım dileme, sığınmanın caiz olduğunu söyler. (makalat, s.358; tebdid ez-zalam, s.162)

    5-salih kişilerin ruhlarının kainatta mutlak tasarruf sahibi olduğunu, kainatı idare ettiklerini söyler. (tebdid ez-zalam, s.61 ve 382)

    6-evliyaların kabirlerini ziyaret etmenin, ziyaret edenlere feyiz kaynağı olacağını söyler. (makalat, s.386; tebdid ez-zalam, s.162)

    7-salihler vefat edip, ruhları bedenden ayrıldığında, artık gaybi bilirler, herşeyi bilirler, örtü onlardan kalkar. (makalat, s,383)

    8-peygamber sav'e, bela anında ona sığınmak, ondan yardım istemek caizdir ve onun zatı ile tevessül caizdir der. (makalat, s.389-391)

    9-vahdeti vucudcu olan ibni arabi'yi ve ibni farid'i mudafaa eder savunur. (makalat, s.340-341; munye isimli kitabin mukaddimesi, s.7)

    zahid el-kevseri olmeden once tevbe etmedi. etmis olsa bile ne fark eder. tevbe etmiş olsa kendine. ama açmış olduğu bu bid'at yolunda onu takip edenler çoktur. bugun hanefi veya şafii olduğunu iddia edip, aslında imam ebu hanife ve imam safii ile hiçbir alakası olmayan ne kadar muteassıb mezheb ehli varsa hepsi el-kevseri'nin izindedir. ibni teymiyye'yi ve ibni kayyim'i kafirlikle suçlamaları da oradan geliyor. kevseri mezhebinde oldukları, o'nun taklitçileri olduklarından dolayıdır.

    (alıntı)
    [FONT=&amp]
    "Eger isterse kudreti ve Rububiyyeti ile bir sinegin kanadina bile istikrar edebilir. Peki eger boyle ise cok yuce olan bir Ars'in uzerine nasil olmasin ki?(yani nasil Ars'in uzerine istikrar edemesin ki? Allah'in her seye kudreti yetmezmi?) "

    bu sözde imam darimi'ye aittir..ibn teymiyye onun bu sözünü açıklamış..
  24. yusuf

    yusuf Islam-TR Üyesi



    Hanefî mezhep âlimlerinden Bedruddin el-Aynî (855) de şöyle demiştir:
    "Kim onun kâfir olduğunu söylerse o kâfir olur. Kim onu zındıklığa itham ederse o zındıktır. Bu sözler ona nasıl nisbet edilebilir? Onun kitapları her tarafta yayılmıştır ve onun kitaplarında sapıklık ve tefrikaya işaret eden hiç bir şey yoktur.


    İbn Hacer el-Askalani (ö.h.852) şöyle der:
    "Onun hakkında söylenen sözlerin birçoğu nefsi birtakım mülahazalar ile söylenmiştir. Onun eserleri kendisini tecsim ile suçlayanları haksız çıkaracak sözlerle doludur. "

    Şâfiî mezhebinden İmam Salih b. Ömer el-Buhıtkînî (868/1463-1464) şöyle der:
    "Ben İbn Teymiyye'nin bu zamana kadar okuduğum kitaplarında onun küfrünü, zındıklığını gerektirecek bir sözüne rastlamadım. Onun kitaplarında kişiyi ilim ve dinde yükseltecek bid'atçılar ve sapıklarla mücadele gibi meziyetlere rastladım.
  25. Abdulmuizz Fida

    Abdulmuizz Fida أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ Yetkili Kişi Site Admin

    Hayırdır, Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye rahimehullah'ı namazı terk ederken mi gördün?

    http://www.islam-tr.com/forum/serbest-kursu/46189-7.htm
  26. yusuf

    yusuf Islam-TR Üyesi


    abdulmuiz Allah seni sevsin ..

    ne de guzel yakaladin .. beni guldurdun rahmanda seni guldursun ..

    aslinda bunlara diyecek tek soz it urur kervan yurur .. Allah swt seyhe merhamet etsin bu batil firkalara oyle bir cevab vermiski hala yutkunamiyorlar ..

    kevseri ve avaneleri .. ne diyeceksin .. BUNLARIN ALLAHTAN KORKULARI MUSRIKLER ICIN BEN HAPISTE ABDULKADIR GEYLANIYE SESLENDIM BENI HAPISTEN ABDULKADIR GEYLANI KURTARDI DIYEN MUSRIKLER ICIN KENDI DINDASLARI ICIN ..
  27. emel ünlü

    emel ünlü Islam-TR Üyesi

    Imamı Azamın El Vasiyyede geçen 3.Vasiyetini bir videoda izlerken dikkatimi birşey çekti videodaki o kısmın resmini çektim.Bu resime baktığımızda tercümede tahrif olduğunu düşünüyorum tercüme şu şekilde olmalıdır ilk satırında;

    'Biz ikrar ederiz ki Allâh Teâlâ ihtiyaç olmaksızın ve yerleşmeksizin arşa istiva etmiştir"

    Ancak resimdeki tercümede Arş'ı
    hakimiyeti altına aldı diyerek bir tahrif söz konusu sanki Imami Azam istivayı tevil etmiş gibi gösteriliyor.

    Birde sizin bu konudaki bir kardeşin verdiği tercüme ile ilgili birşey dikkatimi çekti.

    İmam Azam Ebu Hanife , “ El-Vasiyye” adlı kitabında şöyle diyor :
    “Biz ikrar ederiz ki ALLAH Teala ihtiyaç olmaksızın Arş üzerinde durmaktadır. O’nun istikrarı Arş üzerindedir. Arş’ı ve Arş’tan başka her şeyi koruyan da ALLAH Teala’dır. ALLAH teala , başkasına muhtaç olsaydı yaratılmışlar gibi , bu alemi yaratmaya ve idare etmeye kadir olamazdı. ALLAH eğer oturmaya ve bir yerde kararlaşmaya muhtaç olsaydı , o takdirde Arş’ı yaratmadan evvel nerede idi ? Öyle ise ALLAH Teala , oturmaktan ve karar kılmaktan munezzehtir .”

    Bu tercümenin kaynağıda verilmemiş ancak burada da bir tahrif söz konusu.
    Tercüme eden kişi, Allâh hakkında geçen istivayı haşa "durmak" diye çevirmiştir. Oysaki bu çok vahim bir yanlıştır. Allâh'ı "durmak" veya "oturmak" ile tavsif etmek (sıfatlandırmak) caiz değilidir, çünkü Allâh'ı benzetmek olur.

    Bu iki durumda da tahrif vardır.El Vasiyye de istiva ne hakimiyet altında almak ne durmak olarak geçmiyor.

    Bir yanlışım var ise affola.

    Ekli Dosyalar:

  28. Tarık Yıldız

    Tarık Yıldız الله مولانا ولا مولا لهم İslam-Tr Medya Grubu

    Ahiler siz ne yazmışsınız hepsini okuyamadım.Bende Kur'an'da farkettiğim bir şeyi sizinle paylaşmak isterim.Önceden yazılmışsa şimdiden affola.

    Kur'an'da 10 tane istiva ayeti vardır.Hepsinde "Allah arş'a istiva etti" demeden önce Allah'ın yeri ve göğü yaratmasından bahsetmektedir.7 tanesinde "Sümme" edatı özellikle kullanılmaktadır.Kronolojik olarak;
    1)Allah yeri ve göğü yarattı.
    2)Sonra arş'a istiva etti.
    İstiva'ya "egemenlik kurmak yada hükmü altına almak" anlamı veren,anlamı çarptırarak Abdülkadir geylani'nin bile "Allah semadadır" deyişini kabul etmeyen,ve hatta onu bu sözüne rağmen en üstün alim ilan edip,Onunla aynı şeyi söyleyen Şeyh'ül İslam'a sapık diyen cahiller!

    Söyleyin bakalım;
    Allah(svt) yeri ve göğü yaratmadan önce Arş'a egemen değil miydi?Sizin bu mana saptırmanız böylece gizli bir şirk içermiyor mu ha?
    (Yoksa -haşa- Allah kronolojiyi yanlış mı aktardı,edatları yanlış mı kullandı!)Onların deyişi açıkca bu manaya işaret eder:
    "Allah yeri ve göğü yarattı sonra Arş'a egemen oldu" haşa! Allah(svt) Arş'a yarattığı andan itibaren hakimdi!Yeri ve göğü yaratınca hakim olmadı.Ayrıca Allah'ın herhangi bir yerde egemenlik kurduğunu söylemek sapıklıktır!Nedir bu eski yunanlıların putları gibi savaşan ilahlar mı var ki Allah sanki bir yerleri savaşarak egemenliğine alıyor.Bu ne biçim mana vermedir?
    Son düzenleme: 4 Eylül 2014
  29. ENSARİ

    ENSARİ Islam-TR Üyesi

  30. Ebu Mervan

    Ebu Mervan Islam-TR Üyesi

    bu adamdan ilim alinmasi gereken en son kisi bile degil. Sii sempatizani herif!!
Yüklüyor...

Sayfamızı paylaşarak bize destek verebilirsiniz.